Ana Sayfa Blog Sayfa 6237

Paris-Moskova Krizi Derinleşiyor

Fransa’nın Halep için BM Güvenlik Konseyi’ne sunduğu karar tasarısını veto eden Rusya ile Fransa arasında patlak veren diplomatik kriz derinleşiyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Paris ile Moskova arasında yaşanan diplomatik krizin ardından Paris gezisini erteledi.

Rusya Devlet Başkanı Putin’in, aylar öncesinden belirlenen Paris programı çerçevesinde Ortodoks Katedrali ve Kültür Merkezi açılışına katılması ve Suriye konusunda konuşmak üzere Elysee Sarayı’nda Hollande ile bir araya gelmesi bekleniyordu.

Ancak, geçtiğimiz Cumartesi günü toplanan BM Güvenlik Konseyi’nde, Fransa’nın “Halep’te bombardımanların durdurulması ve ‘’no-bombing zone’’ yani bombalanması yasak güvenli bölge kurulmasını öngören karar tasarısını Rusya’nın veto etmesi ziyareti belirsizliğe itti.

Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, Rusya’nın vetosunun ardından, “Rusya’nın Suriye’deki tutumu nedeniyle, şimdi Putin ile görüşüp görüşmemem gerektiği sorusunu kendime soruyorum. Halep’teki savaş suçlarından sonra bu görüşme gerçekten faydalı mı, gerekli mi? Eğer kendisini kabul edersem Putin’e, bu vetonun Rusya’nın imajı açısından çok kötü olduğunu ve kabul edilebilir bir girişim olmadığını söyleyeceğim” sözleri Moskova’yı öfkelendirdi.

Hollande’ın, Rusya’nın desteklediği Suriye ordusu tarafından Halep’teki hastanelerin bombalanmasının “bir savaş suçu” olduğunu belirterek “Sorumluların Uluslararası Ceza Mahkemesi dahil, her platformda hesap vermesi gerektiğini” söylemesi krizi daha da tırmandırdı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı’ndan, “BM Konseyi’nin yetkisini suistimal eden bu girişim ve Fransa’nın tasarısına ön ayak olanlar, uluslararası terörizmin de yardımıyla, anayasal yoldan artık sabit hale gelen Suriye’de rejimi değiştirme isteklerini onaylar niteliktedir” şeklinde sert bir açıklama yapıldı.

Sonuçta Ukrayna ve Suriye krizinde kilit rol oynayan Rusya ile köprüleri atmayı göze alamayan Fransa, Putin’in gezisini, “yalnızca Suriye konusunda görüşmek üzere Elysee’de dar kapsamlı çalışma toplantısı” seviyesine indirerek topu Moskova’ya attı. Bunun üzerine Kremlin Sarayı, Paris ile temasa geçerek ziyareti ertelediğini bildirdi.

“Rusya müttefikimizdir, düşmanımız değil”

Fransız Dışişleri Bakanı Jean Marc Ayrault, ilişkilerde gelinen durumu “Ne kopma, ne gönül alma” şeklinde özetleyerek, “Yaşanan krize rağmen, Rusya müttefikimizdir, düşmanımız değil” diye konuşarak tansiyonu düşürmeye çalıştı. Her iki ülke yeni bir tarih belirlenmesi için çalışmalarını sürdürüyor.

Rusya, Suriye krizinin patlak verdiği 2011 yılından bu yana, beşinci kez, Esad rejimini cezalandıran karar tasarısını veto etti.

Putin en son Kasım 2015’te, tüm dünya liderlerini bir araya getiren BM Dünya İklim Anlaşması COP 21 zirvesine katılmak için Paris’e gelmişti.

Kürt Siyasilere Operasyon

Diyarbakır ve Bitlis’te DBP ve HDP yöneticilerine yönelik başlatılan operasyonlarda 55 kişi gözaltına alındı. Operasyonu protesto etmek isteyen milletvekili ve belediye başkanları DBP binası önünde oturma eylemi yaptı.

Operasyon sabaha karşı başlatıldı. Diyarbakır merkez ve ilçelerinde başlayan operasyonda, Halkların Demokratik Partisi ve Demokratik Bölgeler Partisi mensuplarının evlerine eş zamanlı baskın yapıldı.

Operasyonda DBP İl Eşbaşkanı Hafize İpek, HDP il eşbaşkanları Cebbar Leygara ve Gülşen Özbek’in de aralında bulunduğu 12 ilçe yöneticisi gözaltına alındı. Bitlis’te de yapılan operasyonda bazı partililer gözaltına alındı. Gün boyu süren operasyonlarda 55 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne getirildi. Şüphelilerin 5 gün avukatlarıyla görüştürülmeyeceği öğrenildi.

Operasyonu protesto etmek amacıyla DBP ve HDP’li milletvekili ve belediye başkanlarının da aralarında bulunduğu partililer, basın açıklaması yapmak istedi. Ancak polis izin vermedi. Bunun üzerine grup DBP binası önünde oturma eylemi yaptı. Ağızlarını elleriyle kapatarak 15 dakika oturan grup daha sonra parti binasına geçti.

Burada bir basın açıklaması yapan HDP Milletvekili Sibel Yiğitalp, operasyona tepki gösterdi. Yiğitalp, “Bizim bugün içinde 60 tane il başkanımız ilçe başkanlarımız demokratik siyasetin temsilcileri yasal legal bir partinin temsilcileri gözaltına alınıyor. Onları tutuklamayı kendilerine hak görüyorlar ama itirazımızı kendilerince yasaklıyorlar. Peki biz bunun karşısında yılacak mıyız? Yılmayacağız. 2009’ta 5 bin 10 bin insan KCK’den tutuklandı. Ne yaptılar? Bununla yok edemeyeceklerini anladılar. Yani şu demek istiyorum, yıllardır güvenlik politikaları ile Kürt sorunun siyasal sorun olarak görmeyen, kriminalize eden tehdit ve güvenlik politikalarıyla çözmeye çalışan akılları biz çok gördük. Bu akıl 70 bin insanın hayatına mal oldu. Bu akıl ülke ekonomisinin dibine vurmasını neden oldu” dedi.

Daha sonra söz alan HDP Milletvekili Ziya Pir ise gözaltına alınanlar bırakılana kadar oturma eylemi yapacaklarını söyledi.

Öte yandan operasyona bir tepki de HDP’den geldi. Yapılan yazılı açıklamada, operasyonla siyaset alanının daraltıldığı belirtilerek, “Demokratik siyaset yollarının tıkanması ve kullanılamaz hale getirilmesi yakın tarihimizin hiçbir döneminde sorunlarımızı çözmemiş, büyütmüştür. İzlenen bu politikalarla Türkiye adım adım daha büyük hukuksuzluklara, evrensel insan hakları ihlallerine, demokratik hukuk ilkelerinden ve imzalanmış olan uluslararası demokratik sözleşmelerden uzaklaşmaya yöneliyor. Bu hukuksuz davranışlara, zulme ve baskılara derhal son verilmesini talep ediyor; hükümete, gözaltı ve tutuklamaları durdurun, mesnetsiz ve uydurma gerekçelerle, intikam duygusuyla gözaltına aldığınız veya tutukladığınız insanları serbest bırakın diyoruz” denildi.

Boko Haram’ı sevmiş kadınlar

Birkaç düzine kadın bir nim ağacının gölgesinde hasırların üstünde oturuyor. Kınalı elleriyle özenle hazırlanmış desenleri işlerken, kıkırtıları tozlu ve kirli havada yükseliyor.

Kadınların bazıları çarşaf; diğerleri türban ve uzun eteklerle kısa kollu bluz giyiyor. Çocuklarını, saçlarını ve akşam ne yemek pişireceklerini konuşuyorlar. Bir süre sonra, sohbet kocalarına dönüyor.

“Ah, kocacım, onu çok seviyorum” diyor Emire (Emir’in eşi) Aisha. 25 yaşındaki Aisha gülerek gösterişli saçlarını arkaya doğru atıyor. Neredeyse yere kadar sarkan şalında, emire ya da prenses soyluluğu var. “Kocam bana bu yüzüğü verdi,” diyor omuzlarını sallayarak. “Kocam bir Arap. Yakışıklı ve bana daima para verir.” Kadınlar sessiz bir hayranlıkla ona bakıyor.

Sonra Havva konuşuyor. “Beni seviyordu, ben de onu. Birbirimizi sevdik.” 

14 yaşındaki Havva, yüzü kızararak gülümsüyor ve eteğinin kenarını kıvırıyor. Bir buçuk yıldır evli. Havva konuşurken 15 yaşındaki Iyeza-Kawu yere bakıyor. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu logosu dikilmiş lacivert bir türban takıyor. İki yıllık evliliğini “mutlu bir şey” olarak tanımlıyor ve kocasının kendisine 25 bin nairalık (80 dolar) çeyiz parası verdiğini söylüyor.

BOKO HARAM MİLİTANLARININ EŞLERİ

Başka bir Aisha daha var. 27 yaşında bir Kamerunlu. Erkek arkadaşı evli. Ama buna rağmen onunla kaçmak için anlaşmış. Çok seviyormuş. Kız ve erkek kardeşleri kabul etmemiş. Aisha, Nijerya sınırını geçerek onunla gizlice evlenmiş. Baskılı bluzu gebe karnını sarıyor. 

Uzun ve kesin hatlara sahip bir yüzü olan Zainab, kocasını yakışıklı, sessiz ve orta boyda birisi olarak tanımlıyor. “Bana çok iyi davranıyor ve beni seviyor” diyor. Zainab’ın 11 yaşında kızı Umi sözünü kesiyor: “Babam naziktir. O, aileme daima para verir.” 

Umi’nin yanakları karanlık mor bir eşarpla çevrelenmiş. Siyah göz boyası bulaşmış. Yukarı baktığında, güneş baş döndürücü kahve rengi tonlarda parlıyor. O, kocasının üçüncü eşi. Esther, 19 yaşında. Evlenmeden önce kocasını iyi tanıyordu. Kocası mahallede Kur’an’dan ezbere ayetler okuyarak yürürdü.

Ancak bu tipik manzaranın dışında bir hüzün ve belirsizlik var. Bu kadınlar haftalardır kocalarını görmüyor.

Emire Aisha, Havva, Iyeza-Kawu, Aisha, Zainab, Umi, Esther ve burada toplanan diğer kadınların hepsi Boko Haram üyeleri ile evli. Boko Haram, Nijerya hükümetiyle 7 yıldır süren bir savaş içerisinde.

KOCALARI KAÇTI, KADINLAR REHABİLİTE MERKEZİNE GETİRİLDİ

Kadınlar, kocaları ile Walasa’da yaşıyordu. Walasa, Nijerya-Kamerun sınırına yakın bir kasaba. Ancak mayıs ayında, Nijerya askerleri alanı temizledi. Boko Haram militanları, çocuklarını ve eşlerini bırakarak kaçtı. Iyeza-Kawu’nun eşi çarpışmada öldü. “Benim kocam bir terörist değildi” diyor, “Askerler onu öldürdü.” 

O ve diğer 33 kadın çocukları ile topluma yeniden kazandırılmak üzere rehabilite edildikleri ve psikolojik tedavi gördükleri Maiduguri’deki güvenli bir eve götürüldü. 

Vali Kashim Shettima “Kadınları zamanla aileleri ve akrabaları ile yeniden bir araya getireceğiz” dedi. Ama hamile olan bir kadın, çocuklarının babalarını göremeyeceklerinden endişe ettiğini ifade etti. Ve bazıları, çocukların babalarına ilişkin güzel anıları olduğunu söyledi. 

BOKO HARAM’A KATILINCA DEĞİŞTİ

23 yaşındaki diğer Aisha’nın ise aşık olup gizli bir şekilde evlendiği adamla ilgili mutlu hatıraları yok. Boko Haram’a katılmadan önce, onu koruyor ve çalışmasına izin veriyordu. Ancak daha sonra çalışmasını yasakladı ve duygusal olarak ondan uzaklaştı. Aisha, kocasının giderek gizemli hale geldiğini, bulunduğu yeri söylemeksizin günlerce ortadan kaybolduğunu söylüyor: “Onun Boko Haram üyesi olduğunu biliyorum.” 

Kocası, onu ailesiyle ilişkisini kesmeye zorladı. Evlilikten sonra Kamerun’daki ailesinden ayrıldı, Nijerya’nın kuzey doğusunda Boko Haram’ın yönetimini ele geçirdiği bölgeye taşındı.

Kocası Boko Haram’a katıldıktan sonra daha zengin olmasına rağmen yüksek rütbeli bir üye olmadığını söyledi. Bu nedenle, hayatı emirelerinkine benzemiyor. Öbür kadınlardan daha fazla konfora sahip olmasına rağmen kendisini bir tutsak gibi hissettiğini söylüyor. 

ÇOCUĞUMA BABASININ BİR TERÖRİST OLDUĞUNU ANLATACAĞIM

11’indeki Umi grubun en genci. Annesi Zainab’la birlikte güvenli bir evde. Başlangıçta, annesi, onun evlilik için çok küçük olduğunu düşünmüş. Ancak babası onu zorla iki eşi ile yaşayan bir Boko Haram üyesine vermiş. Walasa’da evlenmiş, ancak sonraki gün askerler gelmiş ve onu götürmüş. Kocasıyla yalnızca bir gün birlikte olmuş, buna rağmen hâlâ kocasına aşık olduğunu söylüyor.

Genelde kocalarını seviyorlar. Birkaç kadın ise kocalarına uzun zamandır aşık olmadıklarını anlatıyor. Aisha, ilk kez sevdiği erkeği unutmak istediğini söylüyor. Ancak, henüz doğmamış çocuğuna onu anlatacak: “Çocuğuma babasının bir terörist olduğunu anlatacağım. İyi bir adam değildi”. 

Şimdi tüm istediği, Kamerun’daki ailesine geri dönmek ve bebeğini doğurmak.

Havva, hayatından keyif aldığını söylüyor. O “nazik” ve “kibar” kocasını geride bıraktı. Şimdi, Boko Haram’a karşı savaşan erkeklerden birisiyle evlenmek istiyor.

SEVDİKLERİ ERKEKLERİN HATIRALARI

Emire Aisha zeki ve cesur olduğu için emirin dikkatini çektiğini söylüyor: “Çünkü eğitimli bir kızım. Diğer kızlar okula gitmez, bu nedenle onlar utangaç.” 

Boko Haram Batı tipi eğitime karşı olmasına rağmen, Batı okullarında eğitim aldığı için kocasının kendisini arzuladığını söylüyor. O, grup içinde biraz İngilizce konuşabilen tek kişi.

Kocası evlenmek istediğinde bir ay kadar düşünmüş. Onun varlıklı olduğuna inandığı için kabul etmiş. Çeyiz olarak kendisine para vermiş. “Benim kocam bir Boko Haram komutanı. O bir Eemir, bu benim bir emire olmamın nedeni” diyor: “Üç karısı vardı. Benimle evlendiğinde diğerlerinden boşandı, çünkü beni çok sevdi. Onun bebeği gibiydim.” (Aisha) bir emire olarak ayrıcalıklı bir hayat yaşamış.

Kocasına Sambisa ormanında katılmış. İddiaya göre burası Boko Haram’ın idare ettiği en büyük kamp. Emire orada yaklaşık üç yıl kalmış. Borno’nun kuzeydoğu yakasının güney bölümünde yaklaşık 40 bin mil karelik bir alana uzanan orman, Boko Haram isyanın en önemli alanı. Bir zamanlar filler ve leoparlar Sambisa’da gezerdi. Şimdi, Boko Haram üyeleri ve onların aileleri…

KAÇIRILAN KIZLARLA KARŞILAŞTI

Sambisa’da, kaçırılmış Chibok kızları ile karşılaştığını söylüyor. Kızlar, kuzeydoğu Nijerya’nın Chibok şehrindeki ortaokuldan iki yıl önce kaçırıldı. Boko Haram kaçırdığı yaklaşık 50 kız hakkında bir video yayımlamıştı. Boko Haram Lideri Abubakar Shekau ile de görüştüğünü söylüyor.

Kocasını hatırlarmış gibi dudaklarını büzüyor. Her hafta kendisine para verdiğini, onu takı, makyaj ve yeni elbise yağmuruna tuttuğunu aktarıyor. Sambisa’da hayat kendisi için ayrıcalıklıydı. Doktorları vardı. Pirinç, patates, Hindistan cevizi, fasulye, meyve suyu ve meyve stokları ile iyi beslendi. Bir emire olarak, diğer kadınlarla ilgilenmekle sorumluydu. Onlara yiyecek dağıttığını, arkadaş olduğunu, nasıl iyi bir Müslüman eş olacaklarını öğrettiğini söylüyor. Kadınların hepsi Kur’an dersi almış.

Kocası operasyona gittiğinde telefonla zaman geçiriyordu. Boka Haram üyelerinin eşlerinin çoğunun telefon kullanma izni yoktur, ancak emire, Sambisa’da yaşarken bir telefona sahipti ve internet kullanma hakkı vardı: “Facebook kullanıyordum. Ve hâlâ kullanıyorum. Facebook’tan benim ismime baktığında, orada beni en üste göreceksin. Orada en baştayım” 

GÖREVLİLER KADINLARDAN KORKUYOR

Devlet Acil Durum Yönetim Ajansından Sosyal Hizmet Görevlisi, NEEM Foundation isimli bir yerel sivil toplum örgütü ve Kadın İşleri Bakanlığı hafta boyunca sıra ile kadınlarla ilgilendi. Ana görevleri kadınları konuşturmak. Ancak bu kolay bir şey değil. Kadınlar uyanık, hikayelerini değiştiriyorlar. 

Bazen kocalarının Boko Haram üyesi olduğunu bilmediklerini söylüyorlar, başka zaman da bildiklerini kabul ediyorlar. Sosyal hizmet uzmanları da kadınlardan biraz korkuyor.

Boko Haram’ın hedefi olmaktan çekindiği için ismini vermek istemeyen bir sosyal hizmet görevlisi, “Bu kadınlar geldiğinde, Boko Haram üyelerinin bomba taşımak için kullanılan eşleri oldukları için onlardan korkuyorduk. İntihar saldırısı yapmak için bomba giyerler” diyor: “Biz de Boko Haram’ın Maiduguri’ye saldıracağını ve eşlerini güvenli evlerden almak için buraya geleceğini düşündük.”

“Kadınların çoğu cihadı destekliyor. Tanrının onlara cihat yapmak için yardım edeceğini söylüyorlar.” diyen Reuben Ibeshuwa oradaki tek klinik psikoloğu: “Kadınların bazıları katılaşmış. Kimse onları Boko Haram’a katılmak için baskı altına almadı. Onların ideolojilerine inandıkları için katıldılar. Eğer olanak sağlanırsa bazıları geri döner” diyor.

Hâlâ ölmüş kocasının yasını tutan Iyeza-Kawu ve Zainab, Boko Haram’ın sadece yanlış anlaşıldığı konusunda ısrarcı. “Boko Haram’ın bize anlattığı her şey doğru. Söylediklerinde hiçbir yanlış yok” diyor Zainab. Neden insanları öldürdükleri sorulduğunda ise homurdanıyor ya da başlarını çeviriyorlar.

İNTİHAR BOMBACISI KADINLAR

Sosyal hizmet görevlileri Boko Haram savaşçılarının eşleri ile etkileşim boyunca örgütün faaliyetleri hakkında daha fazla bilgi edindi. Birçok insan hakları örgütü Boko Haram savaşçılarının eşlerini, şiddet eylemleri için zorlandığını söylemesine rağmen, güvenli evlerdeki kadınlar kocalarının Tanrı için çalıştığını ve kendilerinden ne isterlerse yapacaklarını söylüyor. Birisi “İntihar bombacısı olabilirim. Bu normal” diyor.

Kadınlar, Nijerya’nın kuzeydoğu şehirlerinde intihar bombacılığı yapan 10 ila 12 yaşları arasındaki genç kızların, bir akrabasının ölümünün intikamını almak amacıyla büyük olasılıkla gönüllü olduğunu söylüyorlar. Ancak el Cezire’ye konuşan ve Boko Haram’a karşı savaşta da yer alan Çadlı bir görevli, genç kızları intihar saldırılarına nasıl ikna ettikleri hakkında Boko Haram üyeleri ile bir düzine ayrıntılı röportaj yaptı.

“Röportajlarda Boko Haram üyeleri ile görüştük. Bize, eğer Allah için intihar saldırısını gerçekleştirirlerse kadınlara cennete gideceklerini anlattıklarını söylediler. Kızlara ‘Kim cennete gitmek ister’ diye soruyorlar. Kızlara bombaları takacaklarını ve bunu yaptıklarında cennette buluşacaklarını anlatıyorlar. Böylece kızlar kendilerini patlatıyor. Erkeklerse kızların parçalara ayrılmasını seyrediyor ve sonra sıradaki kıza tuzak kurmak ve aynı şeyi yaptırmak için çalışıyorlar” diyor. 

‘YAPTIĞIM BÜTÜN BU KÖTÜ ŞEYLERDEN SONRA…’ 

Kadınlar gelecekte ne yapacaklarını bilmiyor. Hükümetin onları topluma yeniden kazandırma planına rağmen insanların çoğunun buna karşı olduğunu biliyorlar. 

“Ailem beni geri isteyecek mi? Yaptığım bütün bu kötü şeylerden sonra” diye soruyor Falta. Falta, diğer kadınlardan uzakta, yalnız oturuyor. Yüzünde derin kırışıklıklar var. 

Kadınlar, insanların onları topluma kazandırma planlarına karşı çıkışları konusunda haklılar. Çoğu, güvenli bir evin lüksü için güçlerinin yetmeyeceğini düşünüyor.

Ibeshuwa, binlerce yerinden edilmiş insan, kirli ve kalabalık kamplarda açlıktan ölür ve hasta olurken, Boko Haram üyelerinin eşlerinin konforlu bir eve konulmasının adil olmadığına inanıyor. Ibeshuwa, kadınlardan birisine kamplardan cep telefonu ile çektiği bir videoyu gösterdiğini söylüyor. Videoda düzinelerce insan bir kovadan su alabilmek için mücadele ediyor. “Onu Boko Haram eşlerinden birisine gösterdim ve bana ne anlattığını biliyor musun? Onlar bize katılsaydı, şimdiki gibi acı çekmeyeceklerdi. Boko Haram’a katılmalılar dedi”.

Abba Aji Kalli, çok sayıda Boko Haram militanıyla yüz yüze görüştü. Onlardan biri birkaç ay önce Maiduguri’daki evine saldırı girişiminde bulunmuş. Kalli, Birleşik Sivil Görev Gücü için çalışan bir eyalet koordinatörü. Birleşik Sivil Görev Gücü, Nijerya güvenlik güçleriyle birlikte Boko Haram’a karşı savaşan paramiliter bir grup. Kalli, kadınların “suçlu” olduklarını, bir evde değil tutuklu durumda olmaları gerektiğini söylüyor: “Kadınları toplum içinde serbest bırakacaklarsa, onları ceset torbası ile bırakmaları lazım, çünkü biz onları kesinlikle öldüreceğiz. Toplum onları öldürecek. Onlar topluma bırakılmadan önce en az beş ya da altı yıl tutuklu kalmalı. Çünkü babanı ya da anneni öldüren birisi serbest bırakılıyor. Hükümet, Boko Haram eşlerini serbest bırakmadan önce iki kez düşünmeli” dedi.

* El Cezire’den çeviren: Arif Koşar

 

Kolombiya hükümeti ELN ile de müzakerelere başlıyor

Kolombiya’da hükümet ile Kolombiya Silahlı Devrimci Güçleri’nden (FARC) sonraki en büyük silahlı örgüt olan Ulusal Kurtuluş Ordusu (ELN) arasındaki resmi barış görüşmelerinin bu ayın sonunda başlayacağı açıklandı. 
Görüşmeler Ekvador’un başkenti Quito’da, 27 Ekim’de başlayacak.
Kolombiya Devlet Başkanı Juan Manuel Santos, iki tarafın da taleplerinde gerçekçi olması gerektiğini belirtti ve “Zaman en büyük düşmandır” dedi.
Santos, devlet ile ELN arasındaki gayriresmi müzakerelerin üç yıl önce başladığını söyledi.
Bu ilk dönem görüşmeleri Venezuela’da gerçekleştirilmişti.
Santos, örgütün yeni adam kaçırma eylemleri yapmayacağına dair söz verdiğini belirtirken ELN pazartesi günü elindeki bir rehineyi serbest bıraktı.
ELN, 1964 yılında, Kolombiya’daki toprakların ve zenginliklerin adaletsiz dağıtımına karşı mücadele iddiasıyla kurulmuştu.
2 Ekim’de, FARC’la varılan barış anlaşmanın oylandığı referandumda yüzde 50.2 oranında hayır sonucu çıkmıştı. Bu sonuca rağmen hükümet ve FARC, görüşmelerini sürdürüyor. (EVRENSEL DIŞ HABERLER)

Kılıçdaroğlu: Askerimiz Iraklıların güvenliği için Başika’da

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin Meclis’teki grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi.

CHP grubuna seslenen Kılıçdaroğlu, ” ‘Köklerini kazıyacağız, yeni tedbirler alacağız’ deniyor. Ya arkadaş ne yapacaksınız bir an önce yapın. Kanun dediniz yetki verdik, Anayasa değişikliği gerekiyor dediniz, ona da izin verdik. Şehitlerin arkası neden kesilmiyor” diye konuştu.

Yaşananlara karşı hükümetin, “sesinizi çıkarmayın” dediğini ifade eden Kılıçdaroğlu, “Ülkemizde barış ve huzuru savunuyoruz, bunun olmasını istiyoruz. Teröre hep birlikte karşı çıkacağız, her ortamda lanetlememiz lazım. Yeri geldiğinde doğruları söylemekten kaçınmayacağız, yeri geldiğinde eleştirmekten de kaçınmayacağız” dedi. 

Kılıçdaroğlu, konuşmasında gazetecilere yönelik saldırıları da eleştirdi. Kılıçdaroğlu, bu konuda şunları söyledi: “Bu sabah saatlerinde bir gazetecinin evi basıldı. DHA’nın Tunceli’de görev yapan muhabiri. Bakın gerekçeyi okuyorum; ‘Toplantı, gösteri, eylem, yürüyüş gibi olayları haberleştirerek terör örgütünün propagandasını yapmak.’ Anlamak mümkün değil, gazetenin haber yapması ne zaman suç oldu? Öyle istiyorlar ki terör haberi yapılmasın. Bir haber yapmak ne zamandan beri terör örgütü propagandası oluyor. Teröristi yakalarsın, kimse bir şey demiyor ki buna. Ama bir gazetecinin tutuklanması bizim haber hakkımızın kısıtlanması demektir.” 

‘ANKARA’DA ÖNLEM ALMAYAN, HÜKÜMETİN KENDİSİ’

Ankara katliamına da dikkat çeken ve katliamda hayatını kaybedenlerin sayısının halen tam olarak bilinmediğine işaret eden Kılıçdaroğlu, “Garda önlem almayan dönemin hükümetiydi, bütün güvenlik raporları ortaya çıktı. O aileler tazminat davası açtıklarında bu davaların hepsini kazanabilirler, çünkü önlemi almayan hükümetin kendisi. Önlemi almayan hükümet, terörü gerçekleştiren terör örgütü IŞİD’in militanları. İslam’ı şiddetle tanımlatmaya başladı bunlar” sözleriyle hükümeti eleştirdi. 

‘ASKERLERİMİZ, IRAKLILARIN GÜVENLİĞİ İÇİN BAŞİKA’DA BULUNUYOR’

Musul konusunu da gündeme getiren ve Erdoğan’ı mezhepçilikle suçlayan Kılıçdaroğlu, şunları söyledi: 

“Musul operasyonu başlayacak. Nedir Musul operasyonu? IŞİD bölgeden atıldıktan sonra yeni politikaların gündeme gelmesidir. Türkiye’nin bu noktada çok dikkatli bir dil kullanmalıdır. Ama Erdoğan, Dubai merkezli bir kanala verdiği röportajda mezhepçilik endeksli bir politika gündeme getirdi. Dış politika, iç politikadaki söylemleriniz kadar basit değildir. Ne dedi sonra Irak Başbakanı? İşgalci Türkler Irak’tan çekilsin…

Başika’da bizim askerlerimizin bulunması sıradan bir olay değildir, Iraklıların güvenliği için Başika’da bizim askerlerimiz bulunuyor.

Buradan size ulaşan bazı söylemlerin iticiliğine kapılıp, Başika’daki askerlerimizin topraklarınızı terk etmesini söylemeyin. Sorunlar çözüldükten sonra elbette ki askerlerimiz geri çekilecektir. IŞİD’in o bölgeden çıkmasını istiyoruz, kendi vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini de sağlamalıyız. Biz Irak halkıyla dost olmaya kararlıyız.

Dışişleri ile ilgili konuşması gereken biri varsa Dışişleri Bakanı’dır, o konuşmuyorsa Başbakan konuşur. Neden Cumhurbaşkanı konuşuyor? Enerji konferansı yapıyor, Başbakan yok ortada. İki tane resmi Başbakan var, biri fiili başbakan Binali Yıldırım, diğeri ‘gölge başbakan’ Berat Albayrak. Sayın Binali Yıldırım, koltuğunuzun hakkını verin ve yetkilerinizi başkalarıyla paylaşmayın. Aksi halde siz kan kaybediyorsunuz. Musul ile ilgili birinin konuşması gerekiyorsa, konuşacak kişi Dışişleri Bakanı’dır, Başbakan’dır, Cumhurbaşkanı değil.” 

Bu sözlerinin ardından “Bakın Türkiye ne ile anılıyor? Terör, darbe girişimi, tutuklu gazeteciler, ekonomik kriz” diyen Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin gün geçtikçe daha da kötü bir tabloya doğru gittiğini anlattı. (DİHA) 

Irak’tan ‘Sen benim kalitemde değilsin’ diyen Erdoğan’a yanıt: Ateşe benzin döktü

 

TSK birliklerinin Irak topraklarındaki Başika’dan çekilmesini isteyen Irak Başbakanı Haydar el İbadi’ye, “Sen benim muhatabım değilsin, seviyemde, kalitemde değilsin. Irak’tan senin bağırman çağırman bizim için hiç de önemli değil, biz bildiğimizi okuyacağız, bunu böyle bilesin. Musul operasyonuna da katılacağı” diyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a, Bağdat’tan yanıt geldi.

İbadi’nin sözcüsü Saad el Haditi, AFP’ye yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘ateşe benzin döktüğünü’ öne sürdü.

“Türkiye’den gelen açıklamaların, hukuk ve güvenlik meselesini kişisel probleme dönüştürdüğünü” ifade eden Haditi, “Anlaşılan Türkiye, Irak’la sorunun çözme konusunda ciddi değil” diye konuştu.

Erdoğan’dan İbadi’ye: Muhatabım değilsin, kalitemde değilsin, bildiğimizi okuyacağız

PSAKD “Alevilerin sesini, emeğin sesini, muhalefetin sesini susturamazsınız!”

SANSÜRE VE BASKILARA HAYIR!

Alevilerin sesi TV 10 ve emeğin sesi Hayat TV kapatılamaz, susturulamaz!

Yası Muharrem ayında Alevilerin, emekçilerin, ezilenlerin sesi olan TV’lerin kapatılması ikinci bir Kerbela’dır. Alevi toplumu olarak bu saldırıları kabul etmiyoruz.

Aralarında TV 10 ve Hayat TV’nin de bulunduğu çok sayıda kanalın yayını OHAL kapsamında çıkarılan KHK’lere dayandırılarak kapatıldı. AKP-Saray ittifakının 15 Temmuz darbe girişimini bahane ederek OHAL ve KHK üzerinden muhalefeti susturmaya yönelik saldırılarının bir yenisini özgür basına saldırarak yapmaktadır. Bütün bu saldırılar da göstermektedir ki 15 Temmuz darbe girişimi fırsata çevrilerek bir karşı darbe, AKP-Saray darbesi yapılmaktadır.

Basında tek sesliliği yaratmaya dönük bu saldırılar AKP karşıtı muhalefeti susturmaya yöneliktir. Bu saldırı açıkça halkın haber alma hakkına yönelik bir saldırıdır. Bu saldırı düşünce ve ifade özgürlüğüne, basın özgürlüğüne yönelik bir saldırıdır. Tekçi, otoriter ve baskıcı anlayış her alanda hâkim kılınmaya çalışılmaktadır. AKP’nin basına yönelik saldırı, baskısı ve hukuksuz uygulamaları ilk değildir. Bu saldırılar karşısında susmayacağız, yılmayacağız.

Barışın ve kardeşliği sesi olan, ezilenden yana, halkların ve emekçilerin sesi olan TV kanalları ve basın yalnız değildir.

Alevilerin sesi TV 10 yalnız değildir.

Emeğin sesi Hayat TV yalnız değildir.

 

PİR SULTAN ABDAL KÜLTÜR DERNEĞİ GENEL MERKEZİ

İslamcı-Kemalist ittifak!

Türkiye, Kemalizm’in “yenisine” evirilmiştir. 15 Temmuz ile birlikte Laik-Kemalist Cumhuriyete son verilmiştir. İslamcı-Kemalist faşist kliğin egemenliği üzerinden anlaşma sağlanmıştır. Gizli kapılar arkasında başlayan vals, Saray’daki biatle deklere edilmiş, köşkte devam etmiştir. Ulusalcı faşist kliğin temsilcileri de artık Erdoğan iktidarının neferleri haline gelmiştir.

İslamcı-Kemalist iktidarın hedefi de açıkça belirlenmiştir. Kürtler ve Aleviler başta olmak üzere demokrasi güçleri tehdit ve saldırı altındadır. Alevilerin, Kürtlerin yok edilmesi üzerinde uzlaşan, savaş kliklerin ilk icraatı da Suriye’deki Kürt kazanımlarına saldırmak olmuştur.

Suriye’de zirve yapan IŞİD ortaklığı, uzun zamandır Türkiye içinde örgütlendirilmiştir. Erdoğan merkezli selefist anlayış, muhaliflerine karşı saldırıları IŞİD üzerinden geliştirmiştir. HDP ve demokrasi güçleri başta olmak üzere Avrupa’ya mesajlar IŞİD saldırıları üzerinden gönderilmiştir. Türkiye Cumhuriyet’inin paravan bir örgütü olarak, devletin illegal işlerini JİTEM, Hizbullah yerine IŞİD’e havale edilmiştir. En son bu ortaklığın bir ürünü olarak Antep’teki saldırı yaşanmıştır. Antep saldırısı biçim ve sonuçları itibariyle bir devlet saldırısı, Kürt düşmanlığı üzerine kurgulanmıştır. Tüm veriler, sonuçları itibariyle İslamcı-Kemalist ittifakın çıkarlarına olduğunu göstermektedir.

Diğer IŞİD saldırında olduğu gibi…

11 Mayıs 2013 Reyhanlı’ya bombalı saldırı,

20 Mart 2014 Niğde’de çatışması,

6 Ocak 2015 Sultanahmet’te bombalı saldırı,

18 Mayıs 2015 Adana ve Mersin’de HDP’ye bomba,

5 Haziran 2015 HDP Diyarbakır mitingine bombalı saldırı,

20 Temmuz 2015 Kobani dayanışmacılarına yönelik, Suruç katliamı,

10 Ekim 2015 Barış Mitingi Ankara Gar saldırısı,

12 Ocak 2016 Sultanahmet saldırısı,

20 Mart 2016 İstanbul Sultanahmet saldırısı,

29 Haziran 2016 Atatürk Havalimanı saldırısı,

20 Ağustos 2016 Antep Kürtlerin düğününe saldırı,

Bu tablo IŞİD’in kimlere hizmet ettiğini göstermektedir. Emir komuta zincirini ele vermektedir. Erdoğan’ın hedefinde olanların, IŞİD’in de hedefinde olması tesadüf değildir. Bu ülkede her gün baştan aşağıya eylemler olmaktadır. Gösteriler olmaktadır. Her ne hikmetse hep saldırıya maruz kalanların demokrasi güçleri olmasını başkaca neyle izah edebiliriz.

Hedefte olanlar belidir. Hedefi gösterenlerde belidir.

Sonuçları itibariyle katliamların sorumluluğu saldırılardan nemalanan, siyasi, ekonomik rant elde eden iktidarın ve onun yeni ortaklarının üstündedir. Tarih bunu tüm detaylarıyla notlayacaktır.

Önümüzdeki günlerde yeni -İslamcı-Kemalist- ittifakın açık saldırıları devam edecektir.

Dönemin savaşının Aleviler üzerinden yürüyeceği açıktır. Laik-Kemalist kesim, İslamcı-Kemalizm’e dönüşmüştür. İslamcılar Kemalizm düşmanlığından, Kemalistler Laiklik iddialarından vazgeçmişlerdir.

Alevilere bu ittifak içerisinde yeri yoktur.

Onun içindir ki, dönemin en acil sorunu Alevilerin örgütlenmesi ve kendilerini bu saldırılara karşı koruyacak önlemleri almasından geçmektedir. Aması, fakatı, öncesi ve sonrası kalmamıştır. Alevi kurumlarının kendi aralarındaki farklılıkları tartışması, tartışmak suretiyle ayrıştırması, ayrılıkları derinleştirerek Alevileri güçten düşürmesi bu dönem için fazlaca lüks durmaktadır.

Sorunsallık ölüm kalım çizgisinde kapımızdadır. Bu sorumluluğu göstermeyen Alevi kurumları, başkanları, yöneticileri, dedeleri, pirleri, talipleri, yazarı, çizeri, sanatçısı hak divanında dara duramayacaklardır. Alevilerin en büyük tehditle karşı karşıya olduğu bir süreç içinden geçmekteyiz. Bunun bilinciyle, Hz. Zeynep’in laneti onların üstüne olsun ki; “zalimlerin zulmü varsa mazlumun ahı vardır”.

Yezit’in şatafatlı sarayından geriye bir mezar taşı dahi kalmamıştır.

‘Ankara’ya gidip barışı alıp geleceğiz sandık’

Seyhan, çocukluk arkadaşım, olmayan kız kardeşim, can dostum, teyzem, güzel insan, ela gözlümüz, bizim gülen yüzümüz, yarım kalan hikayemiz…

Seyhan, sensiz Elbistan tıpkı siyah beyaz bir kartpostaldaki manzara misali renksiz, sensiz savaş sonrası Cizre, sensiz Sur misali burası yıkık, dökük, virane terk edilmiş…

Yapayalnız bir köşede kalmış, unutulmuş bir şehir misali duygularım Seyhan, kalk ve hayatımıza renk ver… Seyhan’ın gidişine bir türlü inanamayan, bir gün aradığında telefonlarını açacak diye bekleyen kendisiyle yaşıt teyzeye yazılan özlem dolu sözler bunlar…

Sayısız acılar yaşandı bu topraklarda, anneler, babalar, kardeşler, yanmış, parçalanmış cesetlerin ardından hayatla arasına kocaman soğuk bir duvar ördü. O duvarın arkasından yükselen çığlığı ne hükümetten bir yetkili duydu ne de o acıları dindirecek adalet mekanizması işletilebildi.

Seyhan Doğan Yaylagül, 10 Ekim Ankara Gar katliamında bedeni toprağa düşen fidanlardan biri. Umut Baran ve Barış’ın anneleri. Katliama kurban gittiğinde daha 41’indeymiş Seyhan. Beş kız, iki erkekten oluşan yedi kardeşin en küçüğü olarak Elbistan’da Kürt-Alevi bir ailede gözünü açmış dünyaya. İlkokula Toprakhisar Köyü’nde, sonra Doğu’da köylerin kaderi olan okulsuzluk nedeniyle küçücük yaşta ailesini bırakarak lise ikinci sınıfa kadar Mersin’de abisinin yanına gitmiş ve orada okumuş. Ancak köyüne, evine, özellikle annesine çok bağlı olan Seyhan, lise ikinci sınıftan sonra Mersin’de dayanamamış, okulu bırakıp köye dönmüş.

Canımızı bırakıp geldik

Seyhan, eşi Hasan, ablası Meryem Yıldız, Meryem’in eşi İsmail, yeğenleri Sidar ve Hüroş ile Ankara Gar Meydanı’na 10 Ekim’de şafak bile sökmeden varmışlar. Güzel bir günü, adeta barışı müjdeleyecek olan güneşin doğuşunu orada karşılamışlar. Abla Meryem Yıldız, “Sanki Barış Ankara’da ve onu alıp geleceğiz sandık. Ama canımızı Seyhanımızı bırakıp geldik” diye başlıyor sözlerine. 10 Ekim katliamında hayatta kalmanın ağırlığı sanki omuzlarına çökmüş Meryem’in… “Keşkeler hayatımda olmasa… Onu Ankara’ya ben götürdüm, benim yüzümden öldü. Ama barış gelecek, ben gitmeliyim dedim, biz gitmezsek nasıl barış gelecekti?.. Meryem Yıldız’ın verdiği bilgiye göre, Elbistan’dan Ankara’ya gidecekler listesine ilk ismini yazdıranlardan olmuş Seyhan.

‘Hep endişe yaşadık’

Seyhan çok politik biri değildi diyor Meryem, Ama eşinin Eğitim- Sen’li olması nedeniyle her mitinge katılırdı. Elbistan’dan Ankara’ya doğru yola çıktığımızda hepimizin içinde bir endişe vardı. Öncesinde Suruç’ta Diyarbakır’da bombalar patlamıştı. Ankara’da da bomba patlar mı endişesi yaşadık hep. Ama Ankara Türkiye’nin göbeği, Barış mitingi olmaz dedik… Ama oldu, Ankara’nın göbeğinde o bombaları patlattılar ve Türkiye’nin her şehrine bir cenaze gönderdiler.

‘Birbirimizin elini bırakmadık’

Ankara’ya doğru yola çıktığımızda Seyhan hep eşinin elini tutuyordu. Onu yerinden kaldırmak istedik. Ama o yol boyunca Hasan’ın elini bırakmadı. Alanda da çok kalabalık vardı. Hepimiz el ele tutuşmuştuk. Kaybolursak birbirimizi bulamayız endişesi yaşadık hep. O ara Seyhan’ın eşi Hasan Eğitim-Sen Adana Şubesi’nden bir arkadaşının yanına gitti. Ben HDP’den Maraş milletvekili adayı olduğum için kortejden anos yapıldı milletvekili adayları bir metre öne çıksın denildi, ben de öyle ayrıldım Seyhan’ın yanından.

İsmail fotoğraf çekmek için uzaklaşmıştı. Ne olduysa o anda olmuştu. Önce bir bomba, sonra bir diğeri. Meryem eşini ve yeğeni Hüroş’u bulduktan sonra alandaki tüm kayıp ve yaralıların içinden tek tek bakıp Seyhan’ı bulmuş.

Defalarca sunî teneffüs yapmaya çalışmışlar ama onu çok sevdiği hayata döndürememişler.

‘Ölü bir toplum yaratmak istediler’

Peki aradan bir yıl geçti Seyhan’ın yokluğuna alışabildiler mi, Meryem Yıldız o süreci şöyle anlatıyor: Şimdi bir düğün olduğunda gidip eğlenemiyoruz, dolabı açtığımda renkli bir elbise giyemiyorum, eğlenceli bir müzik dinleyemiyorum. Aslında orada patlatılan bombanın amacı da tam buydu. Ölü bir toplum yaratmak istediler. Yaşam rengimizi karartmak istediler, bunu da başardılar.

Zaman her şeyin ilacı diyorlar ya… İşte zaman böyle bir acının ilacı olamıyor. Külleniyor acınız külleniyor sonra kor olup yine yanıyor… Şimdi hepimiz karşıdaki üzülmesin diye acımızı gizliyoruz. Umut Baran ve Barış, ölmüş Seyhan’ın çocukları olarak tanınmak istemiyor. Annemiz bu topraklara barışın gelmesini istediği için gitti oralara. Babam, Seyhan katliama kurban gittikten 3 ay sonra acısına dayanamayıp bu hayattan göçüp gitti.

Mücadeleye devam

Seyhan kocaman bir ailenin kızıydı.. Neşe kaynağımızdı.. Ateş boşuna düştüğü yeri yakar dememişler.. Biz acımızı bir nebze de olsa hafifletecek adımlar bekledik. Adalet yerini bulsun istedik. Ama olmadı. Terörist muamelesi gördük. Bizim tek derdimiz barışın gelmesi, bunun için mücadele ettik, etmeye de devam edeceğiz. Seyhan şimdi yattığı yerden kalksa ve bu kadar insanın onun etrafında barışın gelmesi için toplandığını görse inanın mutlu bir şekilde kalktığı yere yine yatardı.

Avrupa HSYK’yı dışlamaya hazırlanıyor

Avrupa Yargı Kurulları Ağı (ENCJ) Yönetim Kurulu, 15 Temmuz sonrası görevinden alınan binlerce hakim ve savcının durumu hakkında HSYK’dan “tatmin edici bilgi alınamadığından” yola çıkarak HSYK’nın “ENCJ’de gözlemci statüsüne sahip olmak için gerekli şartları “karşılayamaz” hale geldiğini bildirdi.

Yönetim Kurulu HSYK’nın gözlemci statüsünün askıya alınması amacıyla ENCJ Genel Kurulu’nu aralık ayında olağanüstü toplantıya çağırdı.

ENCJ, Avrupa Birliği üyesi ülkelerde yasama ve yürütmeden bağımsız olan ve yargının bağımsızlığı için çalışan kurum ve kurulları bir çatı altında topluyor. AB içinde bağımsız bir yargı kuruluna sahip tüm ülkeler bu çatı kuruluşunda tam üye statüsüne sahipler. AB içinde olup bağımsız bir yargı kuruluna sahip olmayan ülkeler ve AB üyeliğine aday ülkeler ise “gözlemci” statüsünde ENCJ çalışmalarına katılıyorlar.

Karar doğrulandı

Strasbourg’da devam eden Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) genel kurul toplantıları paralelinde 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Türkiye’de adalet sisteminin durumu hakkında bir toplantıda konuşan Avrupa Yargıçlar Birliği (EAJ) Başkanı Christophe Regnard da ENCJ Yönetim Kurulu’nun aldığı kararı doğruladı ve HSYK’nın gözlemci statüsüne son verilme olasılığının yüksek olduğunu söyledi.

YARSAV’nın 15 Temmuz sonrası kapatılmasını eleştiren EAJ Başkanı, Avrupa Konseyi’nden Türkiye’de adalet sistemi ve yargı bağımsızlığı konularını takip etmek amacıyla bir uluslararası bağımsız komisyon oluşturulması çağrısında bulundu.

©Deutsche Welle Türkçe

Kayhan Karaca / Strasbourg