Kolombiya’da hükümet ile Kolombiya Silahlı Devrimci Güçleri’nden (FARC) sonraki en büyük silahlı örgüt olan Ulusal Kurtuluş Ordusu (ELN) arasındaki resmi barış görüşmelerinin bu ayın sonunda başlayacağı açıklandı.
Görüşmeler Ekvador’un başkenti Quito’da, 27 Ekim’de başlayacak.
Kolombiya Devlet Başkanı Juan Manuel Santos, iki tarafın da taleplerinde gerçekçi olması gerektiğini belirtti ve “Zaman en büyük düşmandır” dedi.
Santos, devlet ile ELN arasındaki gayriresmi müzakerelerin üç yıl önce başladığını söyledi.
Bu ilk dönem görüşmeleri Venezuela’da gerçekleştirilmişti.
Santos, örgütün yeni adam kaçırma eylemleri yapmayacağına dair söz verdiğini belirtirken ELN pazartesi günü elindeki bir rehineyi serbest bıraktı.
ELN, 1964 yılında, Kolombiya’daki toprakların ve zenginliklerin adaletsiz dağıtımına karşı mücadele iddiasıyla kurulmuştu.
2 Ekim’de, FARC’la varılan barış anlaşmanın oylandığı referandumda yüzde 50.2 oranında hayır sonucu çıkmıştı. Bu sonuca rağmen hükümet ve FARC, görüşmelerini sürdürüyor. (EVRENSEL DIŞ HABERLER)
Kolombiya hükümeti ELN ile de müzakerelere başlıyor
Kılıçdaroğlu: Askerimiz Iraklıların güvenliği için Başika’da
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin Meclis’teki grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi.
CHP grubuna seslenen Kılıçdaroğlu, ” ‘Köklerini kazıyacağız, yeni tedbirler alacağız’ deniyor. Ya arkadaş ne yapacaksınız bir an önce yapın. Kanun dediniz yetki verdik, Anayasa değişikliği gerekiyor dediniz, ona da izin verdik. Şehitlerin arkası neden kesilmiyor” diye konuştu.
Yaşananlara karşı hükümetin, “sesinizi çıkarmayın” dediğini ifade eden Kılıçdaroğlu, “Ülkemizde barış ve huzuru savunuyoruz, bunun olmasını istiyoruz. Teröre hep birlikte karşı çıkacağız, her ortamda lanetlememiz lazım. Yeri geldiğinde doğruları söylemekten kaçınmayacağız, yeri geldiğinde eleştirmekten de kaçınmayacağız” dedi.
Kılıçdaroğlu, konuşmasında gazetecilere yönelik saldırıları da eleştirdi. Kılıçdaroğlu, bu konuda şunları söyledi: “Bu sabah saatlerinde bir gazetecinin evi basıldı. DHA’nın Tunceli’de görev yapan muhabiri. Bakın gerekçeyi okuyorum; ‘Toplantı, gösteri, eylem, yürüyüş gibi olayları haberleştirerek terör örgütünün propagandasını yapmak.’ Anlamak mümkün değil, gazetenin haber yapması ne zaman suç oldu? Öyle istiyorlar ki terör haberi yapılmasın. Bir haber yapmak ne zamandan beri terör örgütü propagandası oluyor. Teröristi yakalarsın, kimse bir şey demiyor ki buna. Ama bir gazetecinin tutuklanması bizim haber hakkımızın kısıtlanması demektir.”
‘ANKARA’DA ÖNLEM ALMAYAN, HÜKÜMETİN KENDİSİ’
Ankara katliamına da dikkat çeken ve katliamda hayatını kaybedenlerin sayısının halen tam olarak bilinmediğine işaret eden Kılıçdaroğlu, “Garda önlem almayan dönemin hükümetiydi, bütün güvenlik raporları ortaya çıktı. O aileler tazminat davası açtıklarında bu davaların hepsini kazanabilirler, çünkü önlemi almayan hükümetin kendisi. Önlemi almayan hükümet, terörü gerçekleştiren terör örgütü IŞİD’in militanları. İslam’ı şiddetle tanımlatmaya başladı bunlar” sözleriyle hükümeti eleştirdi.
‘ASKERLERİMİZ, IRAKLILARIN GÜVENLİĞİ İÇİN BAŞİKA’DA BULUNUYOR’
Musul konusunu da gündeme getiren ve Erdoğan’ı mezhepçilikle suçlayan Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
“Musul operasyonu başlayacak. Nedir Musul operasyonu? IŞİD bölgeden atıldıktan sonra yeni politikaların gündeme gelmesidir. Türkiye’nin bu noktada çok dikkatli bir dil kullanmalıdır. Ama Erdoğan, Dubai merkezli bir kanala verdiği röportajda mezhepçilik endeksli bir politika gündeme getirdi. Dış politika, iç politikadaki söylemleriniz kadar basit değildir. Ne dedi sonra Irak Başbakanı? İşgalci Türkler Irak’tan çekilsin…
Başika’da bizim askerlerimizin bulunması sıradan bir olay değildir, Iraklıların güvenliği için Başika’da bizim askerlerimiz bulunuyor.
Buradan size ulaşan bazı söylemlerin iticiliğine kapılıp, Başika’daki askerlerimizin topraklarınızı terk etmesini söylemeyin. Sorunlar çözüldükten sonra elbette ki askerlerimiz geri çekilecektir. IŞİD’in o bölgeden çıkmasını istiyoruz, kendi vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini de sağlamalıyız. Biz Irak halkıyla dost olmaya kararlıyız.
Dışişleri ile ilgili konuşması gereken biri varsa Dışişleri Bakanı’dır, o konuşmuyorsa Başbakan konuşur. Neden Cumhurbaşkanı konuşuyor? Enerji konferansı yapıyor, Başbakan yok ortada. İki tane resmi Başbakan var, biri fiili başbakan Binali Yıldırım, diğeri ‘gölge başbakan’ Berat Albayrak. Sayın Binali Yıldırım, koltuğunuzun hakkını verin ve yetkilerinizi başkalarıyla paylaşmayın. Aksi halde siz kan kaybediyorsunuz. Musul ile ilgili birinin konuşması gerekiyorsa, konuşacak kişi Dışişleri Bakanı’dır, Başbakan’dır, Cumhurbaşkanı değil.”
Bu sözlerinin ardından “Bakın Türkiye ne ile anılıyor? Terör, darbe girişimi, tutuklu gazeteciler, ekonomik kriz” diyen Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin gün geçtikçe daha da kötü bir tabloya doğru gittiğini anlattı. (DİHA)
Irak’tan ‘Sen benim kalitemde değilsin’ diyen Erdoğan’a yanıt: Ateşe benzin döktü
TSK birliklerinin Irak topraklarındaki Başika’dan çekilmesini isteyen Irak Başbakanı Haydar el İbadi’ye, “Sen benim muhatabım değilsin, seviyemde, kalitemde değilsin. Irak’tan senin bağırman çağırman bizim için hiç de önemli değil, biz bildiğimizi okuyacağız, bunu böyle bilesin. Musul operasyonuna da katılacağı” diyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a, Bağdat’tan yanıt geldi.
İbadi’nin sözcüsü Saad el Haditi, AFP’ye yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘ateşe benzin döktüğünü’ öne sürdü.
“Türkiye’den gelen açıklamaların, hukuk ve güvenlik meselesini kişisel probleme dönüştürdüğünü” ifade eden Haditi, “Anlaşılan Türkiye, Irak’la sorunun çözme konusunda ciddi değil” diye konuştu.
Erdoğan’dan İbadi’ye: Muhatabım değilsin, kalitemde değilsin, bildiğimizi okuyacağız
PSAKD “Alevilerin sesini, emeğin sesini, muhalefetin sesini susturamazsınız!”
SANSÜRE VE BASKILARA HAYIR!
Alevilerin sesi TV 10 ve emeğin sesi Hayat TV kapatılamaz, susturulamaz!
Yası Muharrem ayında Alevilerin, emekçilerin, ezilenlerin sesi olan TV’lerin kapatılması ikinci bir Kerbela’dır. Alevi toplumu olarak bu saldırıları kabul etmiyoruz.
Aralarında TV 10 ve Hayat TV’nin de bulunduğu çok sayıda kanalın yayını OHAL kapsamında çıkarılan KHK’lere dayandırılarak kapatıldı. AKP-Saray ittifakının 15 Temmuz darbe girişimini bahane ederek OHAL ve KHK üzerinden muhalefeti susturmaya yönelik saldırılarının bir yenisini özgür basına saldırarak yapmaktadır. Bütün bu saldırılar da göstermektedir ki 15 Temmuz darbe girişimi fırsata çevrilerek bir karşı darbe, AKP-Saray darbesi yapılmaktadır.
Basında tek sesliliği yaratmaya dönük bu saldırılar AKP karşıtı muhalefeti susturmaya yöneliktir. Bu saldırı açıkça halkın haber alma hakkına yönelik bir saldırıdır. Bu saldırı düşünce ve ifade özgürlüğüne, basın özgürlüğüne yönelik bir saldırıdır. Tekçi, otoriter ve baskıcı anlayış her alanda hâkim kılınmaya çalışılmaktadır. AKP’nin basına yönelik saldırı, baskısı ve hukuksuz uygulamaları ilk değildir. Bu saldırılar karşısında susmayacağız, yılmayacağız.
Barışın ve kardeşliği sesi olan, ezilenden yana, halkların ve emekçilerin sesi olan TV kanalları ve basın yalnız değildir.
Alevilerin sesi TV 10 yalnız değildir.
Emeğin sesi Hayat TV yalnız değildir.
PİR SULTAN ABDAL KÜLTÜR DERNEĞİ GENEL MERKEZİ
İslamcı-Kemalist ittifak!
Türkiye, Kemalizm’in “yenisine” evirilmiştir. 15 Temmuz ile birlikte Laik-Kemalist Cumhuriyete son verilmiştir. İslamcı-Kemalist faşist kliğin egemenliği üzerinden anlaşma sağlanmıştır. Gizli kapılar arkasında başlayan vals, Saray’daki biatle deklere edilmiş, köşkte devam etmiştir. Ulusalcı faşist kliğin temsilcileri de artık Erdoğan iktidarının neferleri haline gelmiştir.
İslamcı-Kemalist iktidarın hedefi de açıkça belirlenmiştir. Kürtler ve Aleviler başta olmak üzere demokrasi güçleri tehdit ve saldırı altındadır. Alevilerin, Kürtlerin yok edilmesi üzerinde uzlaşan, savaş kliklerin ilk icraatı da Suriye’deki Kürt kazanımlarına saldırmak olmuştur.
Suriye’de zirve yapan IŞİD ortaklığı, uzun zamandır Türkiye içinde örgütlendirilmiştir. Erdoğan merkezli selefist anlayış, muhaliflerine karşı saldırıları IŞİD üzerinden geliştirmiştir. HDP ve demokrasi güçleri başta olmak üzere Avrupa’ya mesajlar IŞİD saldırıları üzerinden gönderilmiştir. Türkiye Cumhuriyet’inin paravan bir örgütü olarak, devletin illegal işlerini JİTEM, Hizbullah yerine IŞİD’e havale edilmiştir. En son bu ortaklığın bir ürünü olarak Antep’teki saldırı yaşanmıştır. Antep saldırısı biçim ve sonuçları itibariyle bir devlet saldırısı, Kürt düşmanlığı üzerine kurgulanmıştır. Tüm veriler, sonuçları itibariyle İslamcı-Kemalist ittifakın çıkarlarına olduğunu göstermektedir.
Diğer IŞİD saldırında olduğu gibi…
11 Mayıs 2013 Reyhanlı’ya bombalı saldırı,
20 Mart 2014 Niğde’de çatışması,
6 Ocak 2015 Sultanahmet’te bombalı saldırı,
18 Mayıs 2015 Adana ve Mersin’de HDP’ye bomba,
5 Haziran 2015 HDP Diyarbakır mitingine bombalı saldırı,
20 Temmuz 2015 Kobani dayanışmacılarına yönelik, Suruç katliamı,
10 Ekim 2015 Barış Mitingi Ankara Gar saldırısı,
12 Ocak 2016 Sultanahmet saldırısı,
20 Mart 2016 İstanbul Sultanahmet saldırısı,
29 Haziran 2016 Atatürk Havalimanı saldırısı,
20 Ağustos 2016 Antep Kürtlerin düğününe saldırı,
Bu tablo IŞİD’in kimlere hizmet ettiğini göstermektedir. Emir komuta zincirini ele vermektedir. Erdoğan’ın hedefinde olanların, IŞİD’in de hedefinde olması tesadüf değildir. Bu ülkede her gün baştan aşağıya eylemler olmaktadır. Gösteriler olmaktadır. Her ne hikmetse hep saldırıya maruz kalanların demokrasi güçleri olmasını başkaca neyle izah edebiliriz.
Hedefte olanlar belidir. Hedefi gösterenlerde belidir.
Sonuçları itibariyle katliamların sorumluluğu saldırılardan nemalanan, siyasi, ekonomik rant elde eden iktidarın ve onun yeni ortaklarının üstündedir. Tarih bunu tüm detaylarıyla notlayacaktır.
Önümüzdeki günlerde yeni -İslamcı-Kemalist- ittifakın açık saldırıları devam edecektir.
Dönemin savaşının Aleviler üzerinden yürüyeceği açıktır. Laik-Kemalist kesim, İslamcı-Kemalizm’e dönüşmüştür. İslamcılar Kemalizm düşmanlığından, Kemalistler Laiklik iddialarından vazgeçmişlerdir.
Alevilere bu ittifak içerisinde yeri yoktur.
Onun içindir ki, dönemin en acil sorunu Alevilerin örgütlenmesi ve kendilerini bu saldırılara karşı koruyacak önlemleri almasından geçmektedir. Aması, fakatı, öncesi ve sonrası kalmamıştır. Alevi kurumlarının kendi aralarındaki farklılıkları tartışması, tartışmak suretiyle ayrıştırması, ayrılıkları derinleştirerek Alevileri güçten düşürmesi bu dönem için fazlaca lüks durmaktadır.
Sorunsallık ölüm kalım çizgisinde kapımızdadır. Bu sorumluluğu göstermeyen Alevi kurumları, başkanları, yöneticileri, dedeleri, pirleri, talipleri, yazarı, çizeri, sanatçısı hak divanında dara duramayacaklardır. Alevilerin en büyük tehditle karşı karşıya olduğu bir süreç içinden geçmekteyiz. Bunun bilinciyle, Hz. Zeynep’in laneti onların üstüne olsun ki; “zalimlerin zulmü varsa mazlumun ahı vardır”.
Yezit’in şatafatlı sarayından geriye bir mezar taşı dahi kalmamıştır.
‘Ankara’ya gidip barışı alıp geleceğiz sandık’
Seyhan, çocukluk arkadaşım, olmayan kız kardeşim, can dostum, teyzem, güzel insan, ela gözlümüz, bizim gülen yüzümüz, yarım kalan hikayemiz…
Seyhan, sensiz Elbistan tıpkı siyah beyaz bir kartpostaldaki manzara misali renksiz, sensiz savaş sonrası Cizre, sensiz Sur misali burası yıkık, dökük, virane terk edilmiş…
Yapayalnız bir köşede kalmış, unutulmuş bir şehir misali duygularım Seyhan, kalk ve hayatımıza renk ver… Seyhan’ın gidişine bir türlü inanamayan, bir gün aradığında telefonlarını açacak diye bekleyen kendisiyle yaşıt teyzeye yazılan özlem dolu sözler bunlar…
Sayısız acılar yaşandı bu topraklarda, anneler, babalar, kardeşler, yanmış, parçalanmış cesetlerin ardından hayatla arasına kocaman soğuk bir duvar ördü. O duvarın arkasından yükselen çığlığı ne hükümetten bir yetkili duydu ne de o acıları dindirecek adalet mekanizması işletilebildi.
Seyhan Doğan Yaylagül, 10 Ekim Ankara Gar katliamında bedeni toprağa düşen fidanlardan biri. Umut Baran ve Barış’ın anneleri. Katliama kurban gittiğinde daha 41’indeymiş Seyhan. Beş kız, iki erkekten oluşan yedi kardeşin en küçüğü olarak Elbistan’da Kürt-Alevi bir ailede gözünü açmış dünyaya. İlkokula Toprakhisar Köyü’nde, sonra Doğu’da köylerin kaderi olan okulsuzluk nedeniyle küçücük yaşta ailesini bırakarak lise ikinci sınıfa kadar Mersin’de abisinin yanına gitmiş ve orada okumuş. Ancak köyüne, evine, özellikle annesine çok bağlı olan Seyhan, lise ikinci sınıftan sonra Mersin’de dayanamamış, okulu bırakıp köye dönmüş.
Canımızı bırakıp geldik
Seyhan, eşi Hasan, ablası Meryem Yıldız, Meryem’in eşi İsmail, yeğenleri Sidar ve Hüroş ile Ankara Gar Meydanı’na 10 Ekim’de şafak bile sökmeden varmışlar. Güzel bir günü, adeta barışı müjdeleyecek olan güneşin doğuşunu orada karşılamışlar. Abla Meryem Yıldız, “Sanki Barış Ankara’da ve onu alıp geleceğiz sandık. Ama canımızı Seyhanımızı bırakıp geldik” diye başlıyor sözlerine. 10 Ekim katliamında hayatta kalmanın ağırlığı sanki omuzlarına çökmüş Meryem’in… “Keşkeler hayatımda olmasa… Onu Ankara’ya ben götürdüm, benim yüzümden öldü. Ama barış gelecek, ben gitmeliyim dedim, biz gitmezsek nasıl barış gelecekti?.. Meryem Yıldız’ın verdiği bilgiye göre, Elbistan’dan Ankara’ya gidecekler listesine ilk ismini yazdıranlardan olmuş Seyhan.
‘Hep endişe yaşadık’
Seyhan çok politik biri değildi diyor Meryem, Ama eşinin Eğitim- Sen’li olması nedeniyle her mitinge katılırdı. Elbistan’dan Ankara’ya doğru yola çıktığımızda hepimizin içinde bir endişe vardı. Öncesinde Suruç’ta Diyarbakır’da bombalar patlamıştı. Ankara’da da bomba patlar mı endişesi yaşadık hep. Ama Ankara Türkiye’nin göbeği, Barış mitingi olmaz dedik… Ama oldu, Ankara’nın göbeğinde o bombaları patlattılar ve Türkiye’nin her şehrine bir cenaze gönderdiler.
‘Birbirimizin elini bırakmadık’
Ankara’ya doğru yola çıktığımızda Seyhan hep eşinin elini tutuyordu. Onu yerinden kaldırmak istedik. Ama o yol boyunca Hasan’ın elini bırakmadı. Alanda da çok kalabalık vardı. Hepimiz el ele tutuşmuştuk. Kaybolursak birbirimizi bulamayız endişesi yaşadık hep. O ara Seyhan’ın eşi Hasan Eğitim-Sen Adana Şubesi’nden bir arkadaşının yanına gitti. Ben HDP’den Maraş milletvekili adayı olduğum için kortejden anos yapıldı milletvekili adayları bir metre öne çıksın denildi, ben de öyle ayrıldım Seyhan’ın yanından.
İsmail fotoğraf çekmek için uzaklaşmıştı. Ne olduysa o anda olmuştu. Önce bir bomba, sonra bir diğeri. Meryem eşini ve yeğeni Hüroş’u bulduktan sonra alandaki tüm kayıp ve yaralıların içinden tek tek bakıp Seyhan’ı bulmuş.
Defalarca sunî teneffüs yapmaya çalışmışlar ama onu çok sevdiği hayata döndürememişler.
‘Ölü bir toplum yaratmak istediler’
Peki aradan bir yıl geçti Seyhan’ın yokluğuna alışabildiler mi, Meryem Yıldız o süreci şöyle anlatıyor: Şimdi bir düğün olduğunda gidip eğlenemiyoruz, dolabı açtığımda renkli bir elbise giyemiyorum, eğlenceli bir müzik dinleyemiyorum. Aslında orada patlatılan bombanın amacı da tam buydu. Ölü bir toplum yaratmak istediler. Yaşam rengimizi karartmak istediler, bunu da başardılar.
Zaman her şeyin ilacı diyorlar ya… İşte zaman böyle bir acının ilacı olamıyor. Külleniyor acınız külleniyor sonra kor olup yine yanıyor… Şimdi hepimiz karşıdaki üzülmesin diye acımızı gizliyoruz. Umut Baran ve Barış, ölmüş Seyhan’ın çocukları olarak tanınmak istemiyor. Annemiz bu topraklara barışın gelmesini istediği için gitti oralara. Babam, Seyhan katliama kurban gittikten 3 ay sonra acısına dayanamayıp bu hayattan göçüp gitti.
Mücadeleye devam
Seyhan kocaman bir ailenin kızıydı.. Neşe kaynağımızdı.. Ateş boşuna düştüğü yeri yakar dememişler.. Biz acımızı bir nebze de olsa hafifletecek adımlar bekledik. Adalet yerini bulsun istedik. Ama olmadı. Terörist muamelesi gördük. Bizim tek derdimiz barışın gelmesi, bunun için mücadele ettik, etmeye de devam edeceğiz. Seyhan şimdi yattığı yerden kalksa ve bu kadar insanın onun etrafında barışın gelmesi için toplandığını görse inanın mutlu bir şekilde kalktığı yere yine yatardı.
Avrupa HSYK’yı dışlamaya hazırlanıyor
Avrupa Yargı Kurulları Ağı (ENCJ) Yönetim Kurulu, 15 Temmuz sonrası görevinden alınan binlerce hakim ve savcının durumu hakkında HSYK’dan “tatmin edici bilgi alınamadığından” yola çıkarak HSYK’nın “ENCJ’de gözlemci statüsüne sahip olmak için gerekli şartları “karşılayamaz” hale geldiğini bildirdi.
Yönetim Kurulu HSYK’nın gözlemci statüsünün askıya alınması amacıyla ENCJ Genel Kurulu’nu aralık ayında olağanüstü toplantıya çağırdı.
ENCJ, Avrupa Birliği üyesi ülkelerde yasama ve yürütmeden bağımsız olan ve yargının bağımsızlığı için çalışan kurum ve kurulları bir çatı altında topluyor. AB içinde bağımsız bir yargı kuruluna sahip tüm ülkeler bu çatı kuruluşunda tam üye statüsüne sahipler. AB içinde olup bağımsız bir yargı kuruluna sahip olmayan ülkeler ve AB üyeliğine aday ülkeler ise “gözlemci” statüsünde ENCJ çalışmalarına katılıyorlar.
Karar doğrulandı
Strasbourg’da devam eden Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) genel kurul toplantıları paralelinde 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Türkiye’de adalet sisteminin durumu hakkında bir toplantıda konuşan Avrupa Yargıçlar Birliği (EAJ) Başkanı Christophe Regnard da ENCJ Yönetim Kurulu’nun aldığı kararı doğruladı ve HSYK’nın gözlemci statüsüne son verilme olasılığının yüksek olduğunu söyledi.
YARSAV’nın 15 Temmuz sonrası kapatılmasını eleştiren EAJ Başkanı, Avrupa Konseyi’nden Türkiye’de adalet sistemi ve yargı bağımsızlığı konularını takip etmek amacıyla bir uluslararası bağımsız komisyon oluşturulması çağrısında bulundu.
©Deutsche Welle Türkçe
Kayhan Karaca / Strasbourg
Yorum: Putin ve Erdoğan enerji kozunu oynuyor
İstanbul’daki 23’üncü Dünya Enerji Konferansı sırasında bir araya gelen Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin arasındaki zirvede Suriye krizi yerine bu kez enerji konuşuldu.
İki lider kongredeki konuşmalarında enerji politikasıyla ilgili açıklamalar yapıp geleceğe dair vizyonlarını dile getirdiler. Zirve sırasında Rus doğalgazını Karadeniz’den Trakya’ya taşıyacak olan ‘Türk Akımı’ adındaki nakil boru hattı ile ilgili imzalar da atıldı.
İlişkilerde tedrici normalleşme
İlk bakışta Erdoğan ile Putin’in hızlı bir şekilde yakınlaştıkları izlenimi doğuyor. İki ay içinde üç kez bir araya gelen Putin ve Erdoğan arasındaki diyalog Türkiye Cumhurbaşkanı’nın 9 Ağustos’ta Putin’i Sankt Petersburg’da ziyaretiyle başlamış ve Çin’deki 20’ler Grubu zirvesi sırasında da ikili görüşme yapılmıştı. İki lider buluşmalar dışında da iki kez telefonla uzun uzun görüştüler.
Moskova ile Ankara arasında Batı açısından düşündürücü, hatta problem doğurabilecek bir eksen mi kuruluyor? Avrupa Birliği ve NATO’yu yakından ilgilendiren bu soruya net bir ifadeyle ‘hayır’ yanıtı verilebilir. Erdoğan ve Putin Suriye krizinde tamamen zıt görüşteler. Bölgeyle ilgili jeo stratejik planları birbirine ters düşüyor.
Andrey Gurkov
Suriye krizinde karşılıklı tolerans
Rekabet 2015 Kasımında bir Rus savaş uçağının Türk jetleri tarafından düşürülmesine kadar tırmanmış, bunun üzerine Rusya Karadeniz bölgesindeki ezeli düşmanına karşı propaganda ve yaptırım savaşı açmıştı. İki aydır tanığı olduğumuz gelişmeler, Batı karşıtı politikalar izleyen iki muktedirin, en azından ikili ilişkileri normalleştirebilmek için savaş baltasını toprağa gömmelerinden başka bir şey ifade etmiyor. Putin ortak basın konferansında Türk sebze ve meyvesine uygulanan ambargonun derhal kaldırılacağını duyurdu. İki ay önceki St. Petersburg buluşmasında Putin ithalat yasağını kaldırmaya hazır değildi.
Suriye konusunda tarafların susmak ve göz yummak çizgisinde buluştukları anlaşılıyor. Ankara, Rusya’nın Esad’ı desteklemesine ve Suriye’deki askeri mevcudiyetini arttırmasına ses çıkarmıyor, Moskova de Türk ordusunun Suriye’nin kuzeyine girmesini büyütüp mesele yapmadı. Kısa süren ortak basın konferansında daha fazla kan dökülmesinin önlenmesi ve Halep’e insani yardım ulaştırılmasının gerekliliği vurgulandı. Putin’in Türkiye ile ortak yanlarına işaret etmekten çok eleştiri oklarını ABD’ye yönelttiği dikkat çekti.
Erdoğan Türkiye’yi enerjinin süper gücü yapmak istiyor
İki liderin enerji konusundaki sözleri daha verimliydi. En fazla ortak çıkarların ve ilerlemenin enerjide odaklandığı görülüyordu. İki yıldır hazırlığı yapılan ‘Türk Akımı’ için imzalar atıldı. Boru hattı iki paralel koldan oluşacak. Birinci hattan Trakya’ya, ikinci hat üzerinden ise Yunanistan ve muhtemelen İtalya’ya Rus doğal gazı ihraç edilecek. Bu, kârlılığını arttıracak olması bakımından Rus enerji devi Gazprom açısından iyi bir gelişme. Karşılığında Türkiye Rus gazına daha az para ödeyecek.
Anlaşma, istihdama yarayacağı için Yunanistan’ı da sevindirecek. Ukrayna ise işbirliğini endişeyle izliyor. Vladimir Putin doğalgaz ihracatında Ukrayna’yı devre dışı bırakma hedefine bir adım daha yaklaşmış olacak. Uluslararası doğalgaz ve enerji merkezi konumuna gelmeyi uman Bulgaristan da ‘Türk Akımı’nı herhalde olumlu karşılamayacak.
Cumhurbaşkanı Erdoğan Enerji Kongresi’ndeki konuşmasında Türkmen gazının transit hattı olmaya da talip olduklarını ve enerji ihtiyacının yüzde 10’unu nükleer enerjiyle karşılamayı planladıklarını bir kez daha dile getirdi.
Akkuyu nükleer enerji santralinin Rusya tarafından kurulacak olması Putin’i gururlandırıyor. Rusya Devlet Başkanı fosil enerji hammaddelerini ve nükleer enerjiyi yenilenebilir enerjiye tercih ediyor. Bu konuda Erdoğan ile aynı görüşte olmalarından memnuniyet duyuyor. Ankara – Moskova ekseni kurulacaksa, bu eksen enerji politikasıyla ilgili olacak.
© Deutsche Welle Türkçe
Andrey Gurkov
Özgür Gündem yazarı basın özgürlüğünü savundu
Özgür Gündem gazetesi editörü ve yazarı Mehmet Ali Çelebi, yazdığı ‘Harita denemesi’ başlıklı yazısından dolayı mahkemeye ifade verdi. Duruşma 15 Aralık’a ertelendi
Kapatılan Özgür Gündem gazetesi yazarı ve editörü Mehmet Ali Çelebi, yazdığı “Harita denemesi” başlıklı yazısından dolayı hakkında açılan dava kapsamında İstanbul Çağlayan’da bulunan 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne ifade verdi. Çelebi, savunmasında yazının konusunun Suriye olduğunu, Suriye ordusunun Qamişlo kentine yaptığı saldırıyı analiz ettiğini söyledi. Ortadoğu’yu etkileyen Suriye’de olanlara dair tespitlere yer verdiğini kaydeden Çelebi, basın ve ifade özgürlüğünün bunu gerektirdiğini vurguladı.
Basın özgürse demokrasinin gelişebileceğini ifade eden Çelebi’nin savunmasından bazı bölümler şöyle:
“Farklı bakış açılarının özgürce yer aldığı basın eleştirilere tahammülün yerleşmesini, empati kurulmasını, ayrıcalıklar yerine eşitliğin gelişimini sağlar. Aksi halde demokratik kültür ve özgürlükler tahrip olur. Eşitlikçi gelecek ile bugün arasında ciddi uçurumlar oluşur, demokrasi gelişim kaydetmez ve kök salmaz. Cezalandırıcı bakış açısı ve cezalandırıcı hükümleri değiştirmeyen ülkelerin demokratik kültür karnesi giderek kötüleşir, bu da toplumsal vicdanda kan kaybına neden olur. Dünyanın neresinde olursa yazılı, görsel veya işitsel basın siyaset ve bürokrasi odaklı yayın yaparsa, eleştirel olmazsa güvenirliğini, saygınlığını, itibarını yitirir”
Mahkeme heyetinin, karar verilirse hükmün geri bırakılmasını isteyip istemediğini sorması üzerine de Çelebi, hükmün geri bırakılmasını istemediğini kaydetti. Duruşma 15 Aralık’a ertelendi.
İSTANBUL / DİHA
CHP’ye ‘FETÖ destekçisi’ diyen Binali Yıldırım FETÖ’ye bakın nasıl övgüler düzmüş
“ANA MUHALEFET PARTİSİ DİKKATLİ OLMALI”
– Tuzaklara karşı son derece dikkatli olmamız gerekiyor. Mağdur edebiyatının tehlikeyi gölgelemesine asla izin vermeyelim.
– Ana muhalefet partisi özellikle dikkatli olmalı. Bir süredir ülkemizin, 15 Temmuz’da atlattığı badireyi es geçmeye başladılar. Ülkenin içinde bulunduğu tehlikeyi es geçiyor ana muhalefet partisi. Kafa karıştırmaya devam ediyorlar. 15 Temmuz’un asıl mağduru şehitlerimizin aileleri, gazilerimizdir.
“CHP’NİN FETÖ FATURASI ÇOK ŞİŞKİNDİR”
– 17 Aralık sonrası seçimler vardı. Ben İzmir’de kampanyadaydım. O kampanyada, abiler ablalar CHP’yle kolkola kampanya yaptılar. Buna bizzat şahidim. FETÖ konusunda ana muhalefet partisinin faturası çok şişkindir.
– Mağdur edebiyatı yapacağına ‘Yenikapı Ruhu’na sahip çıkmalı. Bu tutum, bu söylem bilerek ya da bilmeyerek FETÖ’ye destektir.
– Zaman mağdur edebiyatı yapma zamanı değil, ülkenin geleceğini inşa etme, hesap sorma zamanıdır.