Ana Sayfa Blog Sayfa 6247

Seçim sandıkları kedilere yuva oldu

İzmir’in Bayraklı Belediyesi, Dünya Hayvanları Koruma Günü’nde, yerel hayvan hakları koruma görevlilerine seçim sandığından dönüştürülen kedi evlerini hediye etti. Belediyenin veterinerleri ise okulları gezerek, hayvanlarla ilgili miniklere eğitim verdi.
Veteriner İşleri Müdürlüğü’nde görevli Veteriner Hekim Esra Şair sabah saatlerinde Bayraklı Muzaffer Taşdemir İlkokulu ana sınıfı öğrencileri ile bir araya geldi. Minik öğrencilere şehirleşme hayatında yaşam alanları azalan hayvanlara yapılması gerekenleri anlatan veteriner hekim daha sonra miniklerin ağzından hayvanlarla olan hikayelerini dinledi. Miniklerden veteriner ablalarından, merak ettikleri soruların cevabını da aldı. Veteriner hekim çocuklarda hayvan sevgisi oluşturmak amacıyla verilen seminerlerin sonuncusunu özel bir kolejde verdi. Öğrencilere hayvan hakları konusunda bilgiler veren Şair, hayvanların yemek, su ve sevgi dışında hiçbir beklentilerinin olmadığını dile getirdi. Öte yandan Veteriner İşleri Müdürlüğü seçim sandığı olarak kullanılan oy kutularını boyayıp, onararak kedi evine dönüştürdü. Kedi evlerinin ilk bölümü geçtiğimiz günlerde yerel hayvanları koruma görevlisi kartını alan hayvan severlere dağıtıldı. Kedi evleri, farklı mahallerde uygun yerlere kurulacak. Bayraklı Belediye Başkanı Hasan Karabağ, çocuklara hayvan sevgisinin küçük yaşlardan itibaren aşılanması gerektiğini belirterek, “Bu dünyada can dostlarımızla birlikte yaşıyoruz. Onların yok sayılması söz konusu olamaz. Biz de belediye olarak okullarda çocuklarımıza hayvan sevgisi konusunda seminerler veriyoruz. Kış öncesi, seçim sandıklarından yapılan kedi evlerinin de dağıtımını yaptık. Herkesin can dostlarımız konusunda duyarlı olmasını diliyorum” dedi. (İzmir/DHA)

2016’nın en vahşi fotoğrafları

Dünyanın farklı yerlerinden gönderilen üç bin fotoğraf içinden seçilen kareler, Londra’da sergilenecek.
ZSL Hayvan Fotoğrafları Ödülü bu defa dünyanın her yerinden doğa fotoğrafçılarını, fotoğraflarını sergilemeye davet ediyor.

En küçük böceklerden en büyük memelilere kadar dünyanın dört bir yanındaki doğa güzelliklerinden renklerini alarak, hayvanlar alemindeki muhteşem çeşitliliği gözler önüne seriyor ZSL Hayvan Fotoğrafları Ödülü.

16 Eylül 2016’dan Şubat 2017’ye kadar, Londra ZSL Hayvanat Bahçesi’ne giden ziyaretçiler, uluslararası koruma kuruluşunun fotoğraf yarışmasına katılanların eserlerini de görebilecekler. Beşinci yılındaki bu yarışma, hem çarpıcı hem de ücretsiz olan bir gösterimde sergileniyor.

Gösterimde 2016’daki ZSL fahri dostu, Televizyon Sunucusu Kate Humble, Ünlü Kuş Bilimci Bill Oddie, çok satan kitaplar yazan Gezgin Fotoğrafçı Levison Wood’un jüriliğinde seçilmiş kazanan fotoğraflar bulunuyor.

ZSL Hayvan Fotoğrafçılığı Ödülü yarışmasının kazananları 15 Eylül’de Londra ZSL Hayvanat Bahçesi’nde açıklanan sonuçlarda, hem genç hem de yetişkinler için altı farklı kategoride açıklandı. 

zsl.org’tan çeviren 
Olgun DURSUN

 

İngiltere’de gazeteciler basına özgürlük istedi

Türkiye’deki bir çok televizyon ve radronun kapatılmasına tepkiler sürüyor. İngiltere’de yaşayan Türkiyeli gazeteciler de bir araya gelerek basın üzerindeki baskıları kınadı. 

Kuzey Londra’da Londra Toplum Merkezi’nde bir basın açıklaması yapan gazeteciler, Türkiye’de muhalif basına yönelik saldırılar karşısında sessiz kalamayacaklarını ve kınadıklarını açıkladılar.

Aralarında Gazeteci-Yazar Akın Olgun, Evrensel İngiltere temsilcisi Arif Bektaş, Açık Gazete Editörü Faruk Eskioğlu, Hayatın Sesi İngiltere temsilcisi Orhan Dil, TV10 İngiltere temsilcisi Elif Tabak, Telgraf Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Aladdin Sinayiç, Size Haber editörü Şükrü Bolat’ın da bulunduğu 18 gazeteci ortak bir açıklama yaparak televizyon ve radroların lisanslarının geri iade edilmesini istedi.

‘KAYGI İLE TAKİP EDİYORUZ’

İngiltere’de Yaşayan Türkiyeli Gazeteciler imzasını taşıyan açıklama şöyle:

“Bizler, İngiltere’de yaşayan Türkiyeli gazeteciler olarak, ülkemizdeki gelişmeleri büyük bir kaygı ile takip ediyoruz. Son olarak bazı televizyon ve radyoların, sebep gösterilmeden KHK’lerle kapatılması basın özgürlüğüne vurulmuş ağır bir darbedir. İngiltere’de karşılaştığımız İngiliz ve diğer uluslardan meslektaşlarımıza bu durumu anlatmakta zorlanıyor ve yer yer de utanıyoruz.

Bu tür uygulamaların, ülkemiz demokrasisi açısından tehlikeli olduğunu düşünüyoruz. İngiltere’de yaşayan Türkiyeli gazeteciler olarak, basına yönelik bu tür kararttma ve kapatmaların son bulmasını istiyoruz. Basının özgür yayın ilkelerine saygı duyulmasını ve kapatılan televizyon ve radyoların lisanslarının tekrar iade edilerek yeniden yayına başlamalarına izin verilmesini istiyoruz.

Unutmayalım ki; basını özgür olmayan bir ülkede halkı da özgür olamaz. Onun için halkın haber alma hakkının engellenmemesi gerekir.” (Londra/EVRENSEL)

Özgür Radyo yayını internetten sürecek

AKP Hükümeti tarafından kapatılan radyolardan biri olan İstanbul merkezli Özgür Radyo Genel Yayın Koordinatörü Derya Okatan, DİHA’ya konuştu. Okatan, internet yayınını sürdüreceklerini söyledi.

RTÜK tarafından bugüne kadar verilen cezalarla 5 kez kapatılan ve yayın hayatı boyunca toplamda 3 yıl 9 ay kapalı kalan radyonun çalışanları da defalarca şiddete maruz kalmış ve gözaltına alınmıştı. Ancak baskılara rağmen radyonun yayınları sürdü. Son olarak kapılarına mühür vurulmak istenmesine karşı polislere direnen çalışanlar darp edilerek gözaltına alındı.

Radyonun Genel Yayın Koordinatörü Derya Okatan, 1995’te yola çıkan Özgür Radyo’nun “Farklı ses, farklı yorum” sloganıyla 4 Ekim gününe kadar yayınlarını sürdürdüğünü belirtti. Okatan, sürdürdükleri yayın anlayışlarını ise “İstanbul’un ilk yerel radyolarından olarak toplumun tüm ezilen kesimlerine mikrofonlarımızı açtık. Toplumun susturulmak istenen kesimlerin sesi olmak istedik. Toplumun taleplerini, özlemlerini yansıtmaya çalıştık. Çünkü ana akım medyada gençler, işçiler, LGBTİ’ler kendilerine yer bulamıyor” sözleriyle özetledi.

‘AİHM’E KADAR GİDECEĞİZ’

Haklarında verilen kapatma kararına itiraz edeceklerini belirten Okatan, ilk etapta İdare Mahkemesi’ne iptal başvurusunda bulunacaklarını, iç hukuktan bir sonuç alamamaları halinde ise AİHM’e başvuracaklarını söyledi.

Okatan, “Öyle sanıyorum ki diğer kapatılan medya kurumları da benzer bir süreç izleyecek. Türkiye’nin AİHM’e ciddi tazminatlar ödemek durumunda kalacağını düşünüyoruz. Çünkü ortada kanuna uygun bir durum yok” dedi.

O zaman kadara yayınlarını internet üzerinden sürdürmeye devam edeceklerini söyleyen Okatan, adres bilgilerinin ise çok yakında dinleyicilerle ile paylaşılacağını kaydetti. 

Okatan, “Basın özgürlüğü meselesi var olmak yok olmak meselesidir. Sadece medya kurumları değil, siyasi partiler, sendikalar, Alevi örgütleri sürece dahil olmalı. Birlikte hareket etmek zorundayız” diye konuştu. (MEDYA SERVİSİ)

Sanatçılar: Bizi yalnızca geniş bir örgütlülük kurtarır

Başbakanlığın emriyle kapatılan Hayatın Sesi Televizyonu’na destek ziyaretleri sürüyor.

Aydın ve sanatçıların ziyaretinde televizyonun doğanın, kadınların, emekçilerin sesini duyuran bir yayın çizgisi izlediği belirtilirken emek ve demokrasi güçlerinin bir parçası olduğuna vurgu yapıldı.

Ziyarete gelenler arasında Yönetmen Ezel Akay, Çayan Demirel, Tiyatrocular Orhan Aydın, Cüneyt Yalaz, Berfin Zenderlioğlu, Mirza Metin, Sinema Yazarları Şenay Aydemir, Kaya Özkaracalar, Hasan Cömert, Ceylan Özçelik, Tiyatro Eleştirmeni Metin Boran, Belgeselci Bingöl Elmas, Necla Neşeli, Yapımcı Ayşe Çetinbaş, Yazar Ayşen Aksakal gibi isimler vardı.

Ziyarette konuşan Tiyatrocu Orhan Aydın, yanlarında olan, üretimlerini hayatla buluşturan yayınlara değinerek “Bir yanımız kan, kin, katliam, dört bir yanımız savaş, 15 Temmuz’la beraber ülkede yeni bir işgal yaşanıyor. AKP gericiliği tam 14 yıldır yapamadığını OHAL adı altında yapıyor. Ortağını düşman ilan etti ama yetmedi bu ülkedeki bütün sosyalistlere, devrimcilere, muhaliflere yönelen açık bir saldırısı var. Bilfiil yaşıyoruz, onun için Hayatın Sesi TV’nin önündeyiz. Biz sanat alanlarının en yakın dostu olduğunu bildiğimiz, sesimize kulak veren, ürettiklerimizi hayatla buluşturmaya çalışan bir yayın organının önündeyiz. Maalesef 14 yıllık zaman dilimi içerisinde bütün sanat alanlarının sesi en büyük düşmanlıkla yok edilmeye çalışıldı. Ama yanımızda duran birkaç yayın organı var, bize sahip çıkmaya çalışan Hayatın Sesi de onlardan biriydi” dedi.

HEM HAYATIN SESİ TV’YE HEM DE HABER ALMA HAKKINA SAHİP ÇIKILMALI

Aynı zamanda Hayatın Sesi TV’de Çatal Sofrası adlı yemek programını yapan Yönetmen Ezel Akay, defalarca olmuş bir şeyi yeniden yaşadıklarını belirterek “Bunun bir adı var, güçlüler eleştirilmemek için muhalefeti susturuyor” diyerek baskının ötesinde önemli bir stratejiyle ilerlendiğini ve korku salındığını söyledi. IŞİD’in korku taktiğiyle iktidarın taktiğinin benzer olduğunu, sanatçıları, muhalifleri, eleştirenleri hatta sokaktaki insanı da korkutarak birbirinden uzaklaştırmayı, kendilerine göre normalleştirmek istediklerini anlatan Ezel Akay “Korkunun ilacı örgütlenmek. İnsan ancak yalnız değilse korkmaz. Önümüzdeki günlerde akademisyenlerin, televizyoncuların, gazetecilerin, bağımsız insanların oluşturduğu çeşitli örgütlenmeler göreceğiz. Bağımsız bir muhalefet mekanizması,  en azından özgürce konuşabilmek için teknolojinin de yardımıyla çeşitli girişimler olacak. Ben buradan bu girişimleri birbirinden bağımsız olmaktan kurtaralım. Birleşelim diyorum, bizi yalnızca geniş bir örgütlülük kurtarır” dedi.

Sinema yazarı ve Hayatın Sesi TV’de On Seansı adlı sinema programının sunucusu olan Şenay Aydemir, ancak mücadele edilirse umudun var olabileceğini söyledi. Aydemir, “Hayatın Sesi TV’nin kendisini açtığı insanların şimdi hem Hayatın Sesi TV’yi hem de haber alma hakkını aynı şekilde sahiplenmesi gerekiyor, bu da bir araya gelerek ifadesini bulan, somutlaşan bir şey olabilir. Onun dışında çok şairane kalıyor, bu tür şairliklerin zamanı değil” dedi.

Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) Genel Sekreteri Kaya Özkaracalar ise Hayatın Sesi TV’nin emek ve demokrasi güçlerinin bir parçası olduğuna dikkat çekerek sinema yazarları ve SİYAD olarak televizyonun yanında olduklarını ifade etti.

‘GERÇEK KARŞISINDA YALAN DURAMAZ’

Yönetmen ve Belgeselci Bingöl Elmas, iktidarın elindeki tüm imkanlara rağmen büyük bir korku içinde olduğunun televizyon ve gazetelerin kapatılmasından anlaşıldığını söyledi.

Elmas şöyle konuştu: “Bu TV’lerin, gazetelerin yayınlarını sürdürmek için elimizden geleni yapacağız, her zaman bir yolunu bulduk ve bulacağız. Ele avuca sığmayacağız. Çünkü çok kirli şler yapıyorlar, bunun üstünü hiçbir şeyle örtemezler. Mutlaka bu anlatılacak, haykırılacak, bu bir gerçeklik, gerçeklik karşısında yalan duramaz, devam edemez. Biz burada olacağız, daha da güçleneceğiz. Filmlerimizle, oyunlarımızla, metinlerimizle, sokaktakilerle, işçilerle bunun bir yolunu mutlaka bulacağız.”

Yeni Film Dergisi’nden SİYAD Yönetim Kurulu Üyesi Yusuf Güven ise 12 Eylül’den daha kötü zamanlarda bulunduğumuzu belirtirken, Hayatın Sesi TV’yle dayanışma içinde olduklarını belirtti.

Tiyatrocu Mirza Metin de “Bu ülkede bir özgürlük mücadelesi olarak Kürt özgürlük mücadelesinin varlığına atfen bu mücadeleden vazgeçmemek gerektiğini öğrendiğini” söyledi. Metin, “Bu ülkenin özgür düşüncenin peşinde olan insanların, solcuların, sosyalistlerinin bu vazgeçmemek arzusundan pay çıkarmaları gerekir diye düşünüyorum.Yazarlar gözaltına alınıyor, gazeteler sansürleniyor ve bu şunu gösteriyor, sıra bizlere gelecek, belki yanı başımızdakilere gelecek. Beraber durmalıyız” dedi. (İstanbul/EVRENSEL)

‘Ortak mücadele ile tüm saldırıları geri püskürteceğiz’

İzmir’de 8 Mart Kadın Platformu, 8 Mart mitinginde platform adına basın metnini okuduğu için kademe durdurma cezası alan ve 23 Kasım’da davası görülecek olan Eğitim Sen İzmir 1 Nolu Şube Kadın Sekreteri Ayşegül Kocaarslan’a destek için Alsancak Kıbrıs Şehitleri Caddesi girişinde basın açıklaması yaptı. 

“8 Mart yargılanamaz. Soruşturmalar, baskılar kadınları susturamaz” pankartı açan kadınlar sık sık, “8 Mart haktır yargılanamaz” , ” Yaşasın kadın dayanışması” , “Kadınlar artık susmayacak” sloganları atıldı.

Platform adına basın açıklamasını okuyan Avukat Zöhre Dalkıran, Kocaaslan’ın 6 Mart 2016 tarihinde kadın örgütleriyle Bornova meydanında gerçekleştirilen 8 Mart mitinginde ortak metni okuduğunu hatırlatarak, “Gerçekleştirilen bu mitingde tertip komitesine herhangi bir adli ya da idari soruşturma açılmadığını, mitingde herhangi bir olay veya suç unsuru oluşmamıştır. Ancak o tarihte güvenlik şube müdür olan, şu an FETÖ/PDY’den tutuklu olan Yusuf UYSAL’ın  tüm sendikal ve demokratik eylemlerimize  terör eylemi gibi tutanak tutması sonucu, sadece platforma ait metni okuduğu için arkadaşımıza İzmir Valiliğince soruşturma açılarak cezalandırılmış ve 2. Ağır ceza mahkemesinde yargılanmasına neden olunmuştur” dedi. Yaşanan süreçte iktidarın ve valiliklerin darbe girişimi sonrasında darbeyi fırsata çevirerek tüm muhaliflere baskı uyguladığını belirten Dalkıran, yaşanan kötü koşullara itiraz eden, insanca yaşam ve çalışma koşulları talep eden, savaşa karşı barışı savunan, kadına yönelik şiddete, taciz, tecavüze dur demek için sesini yükselten kadınlarında hedef alındığını söyledi.

‘OKUDUĞUMUZ METNİN ARKASINDAYIZ’

İzmir valiliğinin bu tutumunun 8 Mart’a ve tüm kadınlara yönelik bir saldırı olduğunu ifade eden Dalkıran, “İktidar o gün 8 mart mitinginde dile getirilen talepleri dikkate alarak, gerekli tedbirleri almak yerine, İzmir Valiliği eliyle kadınları cezalandırma yolunu seçmiş ve arkadaşımızı hedef almıştır. Biz 8 Mart Kadın Platformu olarak diyoruz ki; ortada bir suç unsuru yokken, sadece platforma ait  basın metnini okuması nedeniyle arkadaşımız cezalandırılması kabul edilemez. Bu anlamda metnimizin arkasındayız. Ayşegül Kocaaslan’ın yanında oluğumuzu belirtiyor, eğer ortada bir ceza varsa bu hepimizindir diyor ve kadınlar örgütlü, ortak mücadeleyle bu tüm saldırıları geri püskürtecektir” dedi. (İzmir/EVRENSEL)
 

Evi terkeden eşini ve kayınvalidesini öldürdü

Aydın’ın Didim ilçesinde, 35 yaşındaki Nazmi Z., bir süre önce evi terkeden eşi, Senem Z. ve onun yanında kaldığı kayınvalidesi 45 yaşındaki Saniye Özdemir’i öldürdü.

Didim’de yaşayan bir çocuk annesi Senem Z., bir süre eşi Nazmi Z. ile tartışıp evi terketti. Genç kadın, Efeler Mahallesi, Kavala Caddesi’ndeki Cemil Karakış Sitesi’ndeki annesi Saniye Özdemir’in yanında döndü. Nazmi Z., bugün saat 02.00 sıralarında eşinin kaldığı eve gitti. İddiaya göre Nazmi Z., eşinden evine dönmesini istedi. Ancak Senem Z., eşinin bu teklifini geri çevirdi. Bunun üzerine Nazmi Z., yanında getirdiği pompalı tüfekle eşi Senem Z. ile kayınvalidesi Saniye Özdemir’i öldürdü.

Nazmi Z., olayın ardından kaçtı. Silah sesini duyan komşuların ihbarı üzerine eve gelen polis ekipleri, iki kadının kanlar içinde cesetleriyle karşılaştı. Polis ve savcının olay yerindeki incelemlerinin ardından anne- kızın cesetleri, kesin ölüm nedenlerinin tespiti için otopsi yapılmak üzere İzmir Adli Tıp Kurumu’na gönderildi. Soruşturma başlatan polis, olayın ardından suç aleti tüfekle kaçan Nazmi Z.’nin yakalanması için çalışmaların sürdüğünü bildirdi. Nazmi Z.’nin en son 2 Eylül’de Facebook’taki sayfasında, ‘En değerli varlığım. Canım eşim, kader ortağım, dert arkadaşım. Evimin neşesi, yuvamın direği sen varlığınla çok yaşa. Seni veren Allah’a şükürler olsun’ paylaşımında bulunduğu dikkati çekti. (DHA)
 

HDP: Yurttaşlarımızın taranması açık bir provokasyondur

HDP Merkez Yürütme Kurulu’ndan yapılan açıklamada, “Yurttaşlarımızın taranması açık ve büyük bir provokasyondur. Bu durum asla ‘ferdi davranış’ olarak açıklanamayacak derecede ciddi bir olaydır. Hükümeti bu katliam karşısında sorumlu davranmaya davet ediyor, katliamı bir kez daha nefretle kınıyoruz” denildi. 

HDP Merkez Yürütme Kurulu’nun yazılı açıklaması şöyle: “Bugün sabah saatlerinde Yüksekova çarşı merkezinde zırhlı bir polis aracının yurttaşları, başları hedef alınarak taraması sonucu 4 yurttaşımız yaşamını yitirmiş, biri çocuk 2 yurttaşımız da ağır yaralanmıştır. Yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet, ailelerine ve halkımıza başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Hakkâri Valiliği’yle yapılan görüşmelerde, bir polisin ‘ferdi davranışı’ ve ‘zırhlı polis aracındaki silahın teknik arıza yapması sonucu’ mevcut durumun ortaya çıktığı, polis memurunun gözaltına alındığı ifade edilmiştir. Yurttaşlarımızın taranması açık ve büyük bir provokasyondur. Bu durum asla ‘ferdi davranış’ olarak açıklanamayacak derecede ciddi bir olaydır. İçeride OHAL, dışarıda işgal politikası yürüten Hükümet’in, eski veya yeni darbeci her tür yapıyla mücadele etmek yerine, eski derin devlet yapılarını kendine bağlı hale getirdiği ve yasalara değil, doğrudan Saray’a bağlı olarak çalıştırdığı yakın zamanda Cizre’de yaşananlarda ortaya çıkmıştı. Bugün yaşanan bu katliam, sokağa çıkma yasaklarıyla halkı yerinden eden ve sivil yurttaşlarımızı katleden politikanın bir devamıdır. Ankara’da 22 ilin valileriyle yapılan kapalı toplantıda ve en son gerçekleşen MGK toplantısında ‘Çöktürme Planı’nın revize edilerek hayata geçirilmek istendiği anlaşılmıştır. Bunun anlamı daha fazla ölüm, daha fazla acı ve gözyaşıdır. Bugün yapılan katliam açık infaz rejimine geçildiğine dair kaygıları arttırmaktadır. Bu provokasyon doğrudan halkı hedeflemektedir. Bu katliamda sorumluluğu bulunan kişi veya kişiler, kurum ve yetkililer bir an önce yargı önüne çıkarılmalı ve katliam tüm açıklığıyla aydınlatılmalıdır. Halka yönelik provokasyonlara son verilmelidir. Hükümeti bu katliam karşısında sorumlu davranmaya davet ediyor, katliamı bir kez daha nefretle kınıyoruz.” (EVRENSEL HABER MERKEZİ)
 

Önder: 15 Temmuz NATO operasyonu

HDP Milletvekili ve İmralı Heyeti Sözcüsü Sırrı Süreyya Önder, 15 Temmuz’da düzenlenen darbe girişimiyle ilgili olarak “Bu girişim baştan sona bir NATO operasyonu” diye konuştu.

Cumhuriyet’ten Kemal Göktaş’a konuşan Önder “Türk ordusu bir NATO ordusudur. NATO da, bağlı orduların hiçbir sapmasını, enişte-kayınço ferasetine bırakmaz. Anbean haberdar olur.  Ordu içindeki cemaat yapılanması, niteliği, sayısı, refleksleri, orduya yerleşmeleri, terfileri ve darbe girişimi tümüyle NATO’nun bilgisi ve çizdiği çerçeve içinde olmuştur” dedi.

Darbe girişiminin bir “senaryo” olduğu iddialarına değinen Önder, “Rusya’nın ciddi bir ön enformasyon ve uyarısı var. Yani enişteden önce Rusya var. Bence darbe girişimi hükümetin bir senaryosu değildi ama bir karşılama senaryosu hazırlanmıştı. Bugün darbeci gözükmeyen komuta kademesinin bir kısmıyla belli bir pazarlık yürütülmüş gibi. Genelkurmay Başkanının helikopterine binen ve binmek isteyen darbecilerin pervasızlığına ve Genelkurmay Başkanının uysal tutumuna baktığımızda bu senaryo hissediliyor” ifadesini kullandı.

Önder çözüm sürecinde Gülen cemaatiyle görüşmelerin gerçekleştiğini belirterek “İlk İmralı görüşmesinde PKK’nin elindeki rehin askerlerin bırakılması ve eşzamanlı olarak hasta KCK tutuklularının salıverilmesi gerekiyordu. Askerler bırakıldı ama hasta tutuklarla ilgili cemaat engeli yargıda, kollukta, Adli Tıp’ta bir türlü aşılamıyordu. “Falanca cemaatçi daire başkanı engel oluyor, değiştireceğiz” deniyordu. Bu koşullar altında ülkedeki bütün güç odaklarıyla önemli bir diplomasi yürüttük. Cemaat de bunlardan biriydi. Bu diplomasiden kısmen sonuç da aldık ama sürece takoz koyma tutumlarını hiç bırakmadılar” dedi.

Önder, ‘FETÖ ile Kürt hareketi ittifakı’ iddiası için “Saçmalık boyutunda bir psikolojik savaş argümanı. Tüm bu yaşananlar siyasal İslamın iç savaşı. Bunu söylemek ümmeti bölecek bir muhteva taşıdığından işe Kürtleri katıyorlar. İşe de yarıyor maalesef. ‘Haydi Kürt’e vuralım’ denince sarayda hizalanmayan kim kaldı?” ifadelerini kullandı.

YENİ BİR ÇÖZÜM SÜRECİ: HAM UMUT DAĞITMAK İSTEMEM…

Yeni bir çözüm süreci umutlarına dair konuşan Önder, “Ham umut dağıtmak istemem ama iyimser bakışımı korumak istiyorum. Her şey bir anlamda bölgesel faktörlerle de bağlantılı. Ama mevcut halin büyük toplumsal maliyetler üretmeden sürdürülmesi imkânsız. Maalesef hükümet ve Cumhurbaşkanı barışı reddeden, savaşı önceleyen bir noktadalar. Öncelikle imitasyon muhataplar yaratmaya çalıştılar. Bunların bir etkisi olamayacağı anlaşıldı. Yeni bir sürecin önünde iki temel engel var. Birincisi, Öcalan’ın ‘nerede kalmıştık’ sorusunu duymak istemiyorlar. Eski mutabakatı uygulayacak cesaretleri ve güçleri yok. Bakmayın hâkim-i mutlak gibi gözükmelerine, tarihte hiç olmadıkları kadar güçsüzler. Saldırganlık ve yok etme arzusu bu güçsüzlüklerinin tezahürü. İkincisi, bölgede fiilen yükselen Kürt gerçekliği karşısında kendilerini konumlandırdıkları pozisyonun irrasyonel oluşudur. Bu pozisyon bir gayya kuyusuna dönüştü. Kadro olarak yararlandıkları insanların neredeyse tamamı ya kripto cemaatçi şüphesi altında ya da kendilerine darbe yapma potansiyeli taşıyan eski kuvvetler. Cesur olabilseler, mutlak iktidar arzularından feragat edebilseler ve demokratik birlik mottosuyla yeni bir çıkış noktasına gelseler her şey çok daha kolay, meşru ve ortak iyilik çerçevesinde gerçekleşecek” dedi.

İÇİŞLERİ BAKANLIĞI İNİSİYATİFİ KAYBETTİ, GLADYO İNİSİYATİF ALDI

Röportajın çatışmaların arttığı sürece ilişkin bölümü ise şöyle:

Hatırlayın İmralı heyeti daha önceki “hendek krizi”ni çözmüştü. Diyarbakır- Bingöl yolu hendeklerle kapanmış, askerler rehin alınmıştı. Kalekollara halk tepki göstermişti. İki gün sonra mgk toplanacaktı ve bugün çoğu darbecilikten tutuklu askerler sert müdahale istiyordu. Biz hükümetin önerisiyle inisiyatif aldık. Sonunda kalekol inşaatları durduruldu; rehin askerleri aldık. Kimsenin burnu kanamadan diyalogla çözdük. Mgk üyesi bakan mgk toplantısındayken bizimle koordinasyon yürütüyordu. Yani salt çağrı yaptığınızda bir karşılığı olmuyor. Karşılıklı barışı önceleyen hamleler yapılmazsa, bizden istenen şey o gençlerin ölüm fermanlarına bizim de bir imza atmamızdı. Bu imzayı atamazdık. Yeterince güvercin kasabı kol gezerken bu insanlık dışı olurdu. Bir önemli bilgiyi daha paylaşmak isterim.. Başlangıç aşamasında Silopi’de inisiyatif alıp kimseye zarar gelmeden çözüm ürettik. Fakat daha sonra İçişleri Bakanlığı inisiyatifi kaybetti. Daha derin Gladyo yapılanmaları inisiyatif aldı. Sur ve Cizre’de de bu kanalları işletmeye çalıştığımızda bu Gladyo duvarını aşamadı.

– Arabuluculuk mu yaptınız?

Doğrudan arabuluculuk değildi. Kendi geliştirdiğimiz bir inisiyatifti. Operasyonların durdurulmasıyla sonuçlandı ve hendekler kapatılmaya başlandı. Fakat devlet içindeki savaşçı kesim bunu süratle provoke etti.

– Gladyodan kastınız cemaatçiler mi?

Kastettiğim Jeep’lerle gezen doğrudan özel harp unsurları. İkinci hendek meselesi de bu özel unsurların yönelimleri ve çoğu tutuklu polislerin gözaltı furyasıyla başladı. Durup dururken olmadı. Hükümet ve cemaat unsurlarının ittifakıyla yürüdü. Biz savaş olmasın diye çok uğraştık, devam da ediyoruz. Hendekleri bahane ederek Kürt kentlerinin yıkılmasının sorumluluğunu kimse hdp’ye yükleyemez. Bu insanlık suçunun mazereti yoktur. (EVRENSEL HABER MERKEZİ)

Dink davası devam ediyor

Hrant Dink cinayetinde kamu görevlilerinin yargılandığı 35 sanıklı davaya devam ediliyor. Dört gün sürecek olan duruşmalarda halen İstihbarat Dairesi Başkanı olan Engin Dinç, dönemin İstanbul Emniyeti İstihbarat Şube Müdür Ahmet İlhan Güler ve Trabzon İstihbarat Dairesi Başkanı Faruk Sarı savunma yapacak.

Çağlayan’daki İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ve dört gün sürecek olan duruşmalarda, İstihbarat Dairesi Başkanı olan Engin Dinç, dönemin İstanbul Emniyeti İstihbarat Şube Müdür Ahmet İlhan Güler ve Trabzon İstihbarat Dairesi Başkanı Faruk Sarı savunma yapacak. Her üç sanık Dink cinayetinin yaşandığı 19 Ocak 2007’de ve öncesinde polis teşkilatı içinde önemli görevlerde bulunuyordu. Sanıklardan dönemin Trabzon Emniyet İstihbarat Şubesi Başkanı Engin Dinç, halen aktif olarak Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanlığı’nı yürütüyor.

‘DİNK DAVASININ TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ’

Hrant Dink’in öldürülmesine ilişkin açılan davanın duruşması öncesi Çağlayan Adliyesi önünde toplanan Hrant’ın arkadaşları ve işsiz gazeteciler basın açıklaması yaptı.

“Hrant için, adalet için” pankartının açıldığı eyleme, HDP Milletvekili Garo Paylan, Agos gazetesi çalışanları, gazeteciler Hayko Bağdat, Fatih Polat, Mehveş Evin, Fehim Işık, Banu Güven ile çok sayıda işsiz gazeteci katıldı.

“Biz bitti demeden bu dava bitmez” sloganlarının atıldığı eylemde basın açıklamasını gazeteci Banu Güven okudu. 10 yıldır davanın sürdüğünü dile getiren Güven, haber kaynaklarının susturulduğunu belirterek, “Zor günlerden geçiyoruz, sesimiz kısılıyor, haber alma kaynaklarımız kapanıyor. Bugün bu mahkemde yaşanacak gelişmeleri haber yapacak medya kuruluşlarının sayısı her geçen gün azalıyor. İfade özgürlüğünün yeniden ağır yaralar aldığı bu günlerde inadımızla ve sorularımızla birkez da Dink cinayeti davasını takip etmek için Çağlayan Adliyesi’ndeyiz” diye konuştu.

Güven, bu hafta dönemin istihbarat şeflerinin savunma yapacağını hatırlatarak, “Bizler Hrant Dink’in katledilmesine giden yolu hatırlıyoruz, biliyoruz. O yolların son bir buçuk yıldır yeniden yürünmeye başladığını görüyoruz. Endişeliyiz. Ne yazık ki, her takvim gününe bir anma düşen ülkemizde 10 yıldır Hrant Dink cinayeti davasıda pek çok kez acılı günlerle aynı günlere denk geldi. Bu kezde öyle… Bugün 10 Ekim… Geçtiğimiz Ankara’da barış için sokaklara dökülen binlerce yurttaşımıza yapılan saldırı da yüzden fazla insanımızı yitirdik” dedi.

Güven, davanın takipçisi olmaya devam edeceklerini vurguladı.

Cansu PİŞKİN
İstanbul / evrensel