Ana Sayfa Blog Sayfa 6247

Hayvan koruma yasası, hayvanları korumuyor

Alicem AYDIN
Sinem UĞURLU
İstanbul

4 Ekim Hayvanları Koruma Günü’nde, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu yeniden gündeme geldi. İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu Başkanı Hülya Yalçın, yasanın yetersiz olduğunu ifade ederek, sadece sahipli kedi ve köpekleri değil, bütün hayvanları koruyan bir yasa çıkarılmasını talep etti. 
4 Ekim, Hayvanları Koruma Günü. Ancak, Türkiye’de hayvan haklarını düzenleyen 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu, hayvanları korumak konusunda oldukça yetersiz. Hayvan hakları savunucuları bu nedenle yasanın değiştirilmesi için uzunca bir süredir mücadele ediyor. 2014 yılında Mecliste konuyla ilgili bir komisyon kuruldu ve bir tasarı oluşturuldu, ancak tasarı Meclise gelemedi ve güdük kaldı. Bu tasarıyı bazı hayvan hakları savunucuları olumlarken, bazıları da karşı çıktı. Kanundaki bu değişikliklerden bağımsız, hayvan hakları savunucularının talebi net: Bütün hayvanları koruyan, hayvan hak ihlallerini cezalandıran bir koruma yasası çıkarılmalı. 

‘BÜTÜN HAYVANLARI KORUMALI’

İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu Başkanı Hülya Yalçın, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun son derece yetersiz olduğunu ifade ederek, “Gerçekten hayvan haklarının korunabilmesi için yasada ‘hayvan’ ve ‘hak’ tanımının doğru yapılması lazım” dedi. Hayvan denildiğinde Türkiye’de sadece sahipli kedi ve köpeklerin anlaşıldığını söyleyen Yalçın, “Yasa sadece insanların ‘malı’ olan hayvanları ‘mal’ olarak koruyor. Bu kanun kapsamında korunmayan yüzlerce hayvan var. Hayvanat bahçesindeki hayvanların, su parkındaki yunusların hakkı korunmuyor. Deney masalarında hayatları işkenceyle çalınan hayvanların hakkı korunmuyor. Mezbahalara giden hayvanların hakları korunmuyor. Dolayısıyla biz hayvanları değil, sadece sahipli kedileri ve köpekleri korumaya çalışan bir kanundan bahsediyoruz” dedi. 

‘HAYVANLAR DOĞAL ALANINDA KORUNMALI’

Sahipsiz hayvanların da şehir dışındaki büyük barınaklara götürüldüğünü söyleyen Yalçın, “Hayvanların doğal alanı sokaklardır, belediyelerin, hükümetin yapacağı şey, hayvanları yaşadıkları alanda korumaktır” dedi. 
İstanbul Sarıyer’de inşa edilen Kısırkaya Hayvan Barınağına, ‘toplama kampı’ olacağı gerekçesiyle uzun süredir karşı çıkılıyordu. Hayvan hakları savunucularının açtığı dava sonucunda, yasa dışı bir yapı olduğu gerekçesiyle iptal edilmesine rağmen hâlâ faaliyetlerine devam ediyor. 

‘HAYVANLAR BARINAKLARA HAPSEDİLİYOR’

Hayvan Hakları İzleme Komitesi Koordinatörü Burak Özgüner de, Türkiye’de düzgün işleyen bir barınak sisteminden bahsedilemeyeceğini söyleyerek, “Sokak hayvanları gözden ırak dev tesislere kapatılarak sokaklar hayvanlardan temizleniyor. Toplatılan hayvanların çoğu hayatını daha yakalama sırasında kaybediyor; şanslı olanlar bu toplama kamplarına ulaşabiliyor ancak burada da dert bitmiyor, buralarda da ya operasyon sırasında deneyimsiz hekimlerin hataları ve bilgisizlikleri yüzünden ameliyat masasında can veriyorlar ya da salgın hayvan hastalıkları nedeniyle ve yeterli tıbbi bakıma ulaşamadıkları için ölüyorlar ve birer ölüm kampına dönüşen barınaklarda yaşanan hak ihlalleri ve ölümler nedeniyle hiçbir kamu görevlisi ya da yönetici yaptırımla karşılaşmıyor, hatta haklarında soruşturma bile açılmıyor” dedi. 
Hayvan Hakları İzleme Merkezinin geçtiğimiz günlerde hazırladığı rapora göre; Türkiye’de 5 ayda hayvanlara yönelik 8 milyon 315 bin 234 yaşam hakkı ihlali, 1444 işkence vakası, 155 terk etme vakası ve 1 cinsel şiddet vakası yaşandı.

HAYVANAT BAHÇESİ VE SİRKLER KAPATILSIN

Hayvanat bahçeleri, sirkler ve yunus parkları da hayvan hakkı ihlallerinin yoğun olarak yaşandığı yerler. İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu Başkanı Hülya Yalçın, konuyla ilgili taleplerini şöyle sıraladı:  
– Hayvanat bahçelerine yeni hayvan alımı ve üreme durdurulsun. Bütün hayvanat bahçeleri zamana yayılarak tamamen kapatılsın. 
– Hayvanlı sirkler yasaklansın. Mevcut hayvanlar korumaya alınsın. 
– Yunus Parklarında da mevcut hayvanlar alıştırılarak doğal ortamlarına salınsın. 

HAYVANA TECAVÜZ SUÇ DEĞİL, KABAHAT!

Hayvana şiddet ve tecavüz vakaları Kabahatler Kanunu kapsamında cezalandırılıyor. Oysa hayvan hakları savunucuları, bu olayların kabahat değil, suç kapsamında değerlendirilmesini, dolayısıyla bu suçu işleyenlerin Türk Ceza Kanunu (TCK) kapsamında cezalandırılmasını talep ediyor. Mevzuata göre hayvana tecavüz eden kişilere 2015 yılında 499 lira idari para cezası uygulanırken, bu ceza 2016 yılında 526 liraya çıkartıldı. Bu idari para cezasının uygulanabilmesi için de ortada bir kamera görüntüsünün, tanık beyanının olması gerekiyor. Eğer ortada kanunen hiçbir delil yoksa böyle bir idari para cezasının da uygulanması mümkün olamıyor. Hayvanlara uygulanan şiddet de aynen tecavüz gibi değerlendiriliyor ve 526 liralık idari para cezası uygulanıyor.  

FAYTONDAN İN, BİSİKLETE BİN

İstanbul Adalar’da 1200 civarında at, faytonlarda çatlayana kadar çalıştırılıyor. Her yıl 400’den fazla atın bu faytonlarda yaşamını yitirdiği ifade ediliyor. Senelerdir hayvan hakları savunucuları ve Ada halkından insanlar, atlara eziyet edildiğini vurgulayarak, faytonların kaldırılmasını şu nedenlerden dolayı talep ediyor. 
– Atlar gün boyu, sıcakta, soğukta, sırtında kilolarca yükle yokuş çıkıyor ve yokuş iniyor. Sırtlarına kırbaçla vurulan atlar, maruz bırakıldığı koşullar sebebiyle hastalanıyor, ciğerleri kanama oluyor, kasları yırtılıyor. 
– Tedavi görmeyen atlar, ‘verimsizleşince’ ormana bırakılarak kendi kaderine terk ediliyor
Hayvan hakları savunucuları faytonların yasaklanması için pek çok kez kampanya düzenledi. Bu kampanyalardan biri de, “Faytondan in, bisiklete bin” başlığını taşıyordu. 

Toplumsal muhalefet için HDK yeniden örgütlendiriliyor

ANKARA (DİHA) – Türkiye’nin tüm ötekileştirilenlerini bir araya getirmek amacıyla örgütlendirilen HDK, önümüzdeki süreçte daha aktif bir rol üstlenerek, “toplumsal muhalefet” görevini yerine getirmeye yönelik yeniden yapılandırılacak.

Türkiye’nin içerisinden geçtiği krizde “toplumsal muhalefet” rolünü üstlenecek olan Halkların Demokratik Kongresi (HDK), önümüzdeki süreçte daha bir aktif rol üstlenmesi için yeniden örgütlendirilecek. 2011 Ekim’de tüm ezilen, sömürülen, dışlanan ve yok sayılan halkların ve inanç topluluklar tarafından ortak bir dayanışma ve mücadele zeminin için oluşturulan HDK, bu rolünü yerine getirmek için ciddi kararlaşmalara gitti.

Son bir kaç yıl içerisinde Türkiye’de gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı, yerel ve genel seçimlerden dolayı yaşanan yoğunluk ve kimi eksikliklerden dolayı istenilen düzeyde örgütlendirilemeyen HDK, halkların iradesinin en geniş biçimde ortaya çıkması ve halkların kendilerini yönetmelerinin önemli bir aracı olarak meclis örgütlenmelerini yeniden ele alacak. Bu kapsamda yürütülen tartışmalarla her köyde, her mahallede, her ilçede, her bölgede meclisler kurularak, toplumsal muhalefetinin örülmesi temel hedef olarak belirlendi.

Ortaya konulan bu hedef için yerellerde de kimi tartışmalar yürütülürken, HDP başta olmak üzere tüm HDK bileşenlerinin meclislerin kurulmasından doğrudan sorumluluk alacak. HDP bu kapsamda parti organlarına gönderdiği genelgede de HDK’nin büyümesinin HDP’nin de siyaset yapma alan ve olanakları aynı ölçüde büyüteceğini kaydedilerek, bu bağlamda mahalle meclislerinin kendilerini HDK meclisleri olarak da görmeleri gerektiği ve bu süreçten sonra kurulacak olan meclislerin de HDK Mahalle Meclisi Girişimi olarak çalışmalarına sürdüreceği aktarıldı.

Örgütlenmenin önünde kimi zaman yaşanan tartışma ve eksiklilerin önüne geçilmesi için de ortaklaşmanın da daha etkin kılınması karar altına alındı.

Yürütülen tartışmalar sonucunda ulaşılan bu kararlıkla HDK’nin olmadığı yerlerde de, örgütlenmesinin de biran önce sağlanması için gerekli çalışmalara da başlanacak.

(hd/kk/avt)

Yüksekdağ’dan kapatılan televizyonlara ziyaret

HDP Eş Başkanı Figen Yüksekdağ ve beraberindeki heyet, KHK’lerle kapatılan televizyon kanallarına dayanışma ziyaretinde bulunarak dayanışma ve direniş mesajı verdi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ beraberindeki HDP’liler dayanışma ziyaretlerini, Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) karartılan Hayatın Sesi ve TV 10 ile sürdürdü. Önce hakkında kapatma kararı verilen İMC TV’yi ziyaret eden Yüksekdağ, televizyonun Genel Koordinatörü Eyüp Burç ve çalışanlar tarafından karşılandı.

Buradaki ziyaretinde özgürlük vurgusu yapan Yüksekdağ, özgürlüğün tek bir halka veya gruba uygulanacak bir kavram olmadığını söyledi. Yüksekdağ, “Bizim İMC ile hiçbir organik bağımız yok, ama HDP olarak renklerimizi İMC’de bulduk. Bu yüzden İMC’nin kapatılması kararını kınıyorum. Bir an önce bu yanlıştan geri dönülmeli” dedi.

‘Egemenlerin istediği gibi yapmadık’

Yüksekdağ’ın ardından konuşan televizyonun Genel Koordinatörü Eyüp Burç ise heyetin televizyona yaptığı ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirerek, şöyle devam etti: “İMC olarak sorunların çözümünde daima demokratik kanalları savunduk. Bu uğurda büyük bedeller de ödedik. Haberi egemenlerin istediği gibi yapmadık. Bu yüzden kanalımızı hedef alıyorlar. Biz bu kapatmayı büyük bir diktanın inşası olarak yorumluyoruz.”

Son olarak, Nezahat Doğan’ın sunduğu haber programına katılan Yüksekdağ, İMC TV’den ayrılarak Hayatın Sesi televizyonuna geçti.

‘Kanalların karartılması darbenin son ayağı’

Hayatın Sesi çalışanları tarafından karşılanan Yüksekdağ, Hayatın Sesi ve diğer kanalların karartılmasını “darbenin son ayağı” olarak nitelendirdi. Kapatılan televizyon ve radyoların gerçekleri yazdıklarından dolayı cezalandırıldığını vurgulayan Yüksekdağ, şunları aktardı: “Hayatın Sesi bizim izlediğimiz kadarıyla haksızlık karşısında hiçbir zaman oto sansür uygulama politikası uygulamadı. Basın özgürlüğü açısından sonuna kadar direndi.” İktidarın basına ceza keserek hizaya getiremeyeceğine dikkat çeken Yüksekdağ, “Daha kötüsünü yaparsak durdurabileceklerini sanıyorlar ama yanılıyorlar” dedi.

Televizyonların karartılmasıyla aslında toplumun cezalandırıldığını vurgulayan Yüksekdağ, bu yanlış kararlardan bir an önce geri dönülmesi gerektiğinin altını çizdi. Gençlerin, emekçilerin ve kadınların sesi olan Hayatın Sesi’nin böylesi bir cezalandırmayı kabul edilmemesi gerektiğini kaydeden Yüksekdağ, tüm toplumu dayanışmaya çağırdı.

‘Demokrasi güçleri gereken tepkiyi gösterecektir’

Son olarak TV10’u ziyaret eden Yüksekdağ, kanal çalışanlarınca karşılandı. Yüksekdağ, burada yaptığı açıklamada ise, Alevilerin ve Kürtlerin daha önce bu kadar yayın kuruluşunun olmadığını belirterek, “Bu kültürleri ortadan kaldırabildiler mi?” diye sordu. Yüksekdağ, Alevilerin ve tüm demokrasi güçlerinin kapatma kararına gereken tepkiyi vereceğine dair inancını paylaştı.

Yüksekdağ’ın ardından konuşan televizyonun Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin de, yayın kuruluşunun Alevi halkı için önemine dikkat çekti. Muhabirlerinin Anadolu’da bulunan neredeyse tüm Alevi köylerini gezdiğini anlatan Büyükşahin, “Biz Türkiye’de ilk Alevi haber bültenini yapan televizyonuz. İktidar zaman zaman Cemevlerini ziyarette de bulundu ama Muharrem ayının ilk orucunda da bu televizyonu karartmayı planlıyorlar. Bu, açık saldırıya pirlerimizden ve ocaklarımızdan da çok ciddi tepkiler var” dedi.

Yüksekdağ ve beraberindekiler, televizyon binasını gezdikten sonra programlarını sonlandırdı.

(mk-eç/za/pu)

 

Tekçiliği dayatanlara mesaj: Barışa Ağıt

İSTANBUL (DİHA) – Toplumsal sorunlara duyarlılık yaratmak amacıyla birçok dilde seslendirilen “Barışa Ağıt” adlı türküyü ortak bir duruş sağlamak adına yazdığını söyleyen Cüneyt Demir, türkünün tekçiliği dayatan ve farklılığa tahammülü olmayanlara da ince bir mesaj olduğunu belirtti.

Erzerom (Erzurum) Tatos (Tekman) doğumlu şarkıcı Cüneyt Demir, “Barışa Ağıt” adlı türkü ile son dönemde ciddi yaralar alan toplumsal barışa dikkat çekti. Sözü ve müziği Demir’e ait olan “Barışa Ağıt” adlı türküye çok sayıda isim de eşlik etti. Gazeteci Banu Güven’in İngilizce seslendirdiği şarkıya, Koma Çarnewa solisti Serhat, sanatçılar Şehribanê Kurdî, Hozan Aydın ve Erol Berxwedan Kürtçe şarkılarla, sanatçılar Pınar Aydınlar, Cevdet Bağca ve Mustafa Kaya ise okudukları Türkçe şiirle eşlik ediyor. Şair Bedros Dağlayan Ermenice şiirle, sanatçılar Şerocan Arapça, Celal Biroj, Gülistan Tokdemir, Samet Toprak’ın da vokal olarak eşlik ettiği türkünün klibinde sanatçı Suavi de yer alıyor.

Savaşın din, dil, etnik kimlik, mezhep ayırt etmeksizin herkeste derin yaralar açtığını ifade eden Demir, “Ortak bir çalışma yürüttük. Toplumsal sorunların gerektirdiği koşullar sebebiyle farklı kimlikleri bir araya getirerek, barışa olan özlemi haykırmak istedik. Farkındalık yaratmak ve toplumsal sorunları duyarlı kılma adına birçok dilde yazdım” dedi. Mehmet Altan, İhsan Eliaçık, Mesut Yeğen ve Kadir İnanır gibi aydın, yazar, akademisyenlerin de destek sunduğunu vurgulayan Demir, “Bu çalışma duyarlılık olması açısından birlikte yaşamın koşullarına bir nebze olsun katkı sunmak istedim” diye belirtti.

‘Farklılıkların bir araya gelerek haykırması gerekiyor’

Bu ülkede sadece Kürt ya da sadece Türk yada Arapların yaşamadığını ve diğer etnik kökene sahip farklı toplumlarında olduğunun altını çizen Demir, proje üzerinde 6 ay çalıştığını söyledi. Demir, birçok dilde şarkıyı yazmasının nedenini ise şu sözlerle belirtti: “Kuşkusuz hedefimiz gündem yaratmak değil. Maalesef ülkemizdeki savaş birçok şeyin önüne geçiyor. Bizim gibi düşünen sol-sosyalist ve gerçek Müslümanların ortak bir duruşunu sağlamak adına böyle bir çalışma sunduk. Herkesin sahiplenmesi gereken bir çalışma. Çünkü barışı farklılıkların bir araya gelerek haykırması gerekiyor.”

‘Tekçiliği dayatanlara ince bir mesaj’

Bir dinin ya da bir kimliğin tarafı olmadığını kaydeden Demir, “ortak yaşamın” önemine dikkat çekti. “Bu topraklar üzerinde herkes yaşıyor” diyen Demir, “Tekçiliği dayatan, farklılığa tahammülü olmayana da ince bir mesaj iletmiş oldum. Kürtler sanat yaparken bile kuşkusuz yaşanılan acıyı siyasi bir vurgu yapmadan geçmez. En aşk dediğimiz şarkılarımız da dahi mutlaka ama mutlaka bir dağ geçer. Yaşanılan acıları bir noktada sanatıda da simgeledim” diye konuştu.

Demir, son olarak toplumsal ruhun Türkiye’de yaratılması gerektiğini söyleyerek, barışın farklı kesimlerin de dile getirmesiyle gerçekleşebileceğini ifade etti.

(yak/za/pu)

Eşbaşkanlığa göz diken erk uygulama: Kayyım

NECLA DEMİR

İSTANBUL (DİHA) – Erkeğin tekelinde olan siyaset alanını “eş başkanlık” sistemi ile kurumsallaştırarak karşı cephe oluşturan kadının mücadelesine göz diken AKP, Kürdistan’daki belediyelere kayyım atayarak, aynı zamanda “siyasi irade” haline gelen Kürt kadınının kazanımlarını yok etmenin peşinde.

Dünyada ilk olarak Alman Yeşiller Partisi tarafından uygulanan ve kadın erkek eşitliğine dayanan yönetme sistemlerinden biri olan “eş başkanlık sistemi”, başta Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) olmak üzere birçok parti ve sivil toplum kuruluşlarının tüzüklerinde yer buldu. Savunulan bu anlayışın pratik yansımalarından biri ise DBP’li belediyelerde uygulanması oldu. Böylece kadın bakış açısıyla siyasete rengini veren pratik, eş başkanlık aynı zamanda örnek oldu.

Kadın özgürlük mücadelesinin ürünü: Eşbaşkanlık

Siyasetin “erkek işi” olduğu iddialarını yerle bir eden eş başkanlık sistemi, hem Türkiye özellikle de Kürdistan topraklarında kadın özgürlük mücadelesinin ürünü olarak karşımıza çıktı. 2005 yılında Demokratik Toplum Partisi (DTP) tarafından Kürt illerinde yaşama geçirilen eşbaşkanlık daha sonra ise, kendisini Mersin’de Akdeniz Belediyesi’nde gösterdi.
Akdeniz Belediyesi’nin yerel seçimlere de eş başkanlar üzerinden girmesi ardından eş başkanlık, Türkiye’de toplu yönetimde hem kadınların temsiliyeti hem eş başkanlığın meşruiyetinin tanınmasına kaynaklık etti. Böylesi bir tablo karşısında kadın-erkek eşitliği, kadının yönetimde temsiliyeti, iradesi yok sayılan kadın genelinde Kürt kadınına kattıklarına bakıldığında bir kez daha önemli hale geldi.

Erkek tekeli siyaset alanına karşı bir cephe

Ataerkil yapının en çok kendisini palazlayarak şekillendirdiği alanların başında gelen siyaset, eş başkanlık sistemi ile bir kere daha yerle bir edilmiş oldu. Adeta erkeğin tekelinde olan siyaset alanını, eş başkanlık sistemi ile kurumsallaştırarak karşı cephe oluşturan kadın, böylece mücadelesine de farklı bir boyut kazandırdı. HDP’nin bu sistemi uygulayarak Meclis’e kadar girmiş olması da bunun en açık kanıtı olarak görüldü. Meclis koridorlarından belediyelere kadar taşınan eşbaşkanlık sistemi ile kadın iradesi kendisini “erkek alanı” olarak nitelendirilen siyasette gösterdi.

Kadın iradesine göz diken AKP

Kadınlar, belediyelerde halk yönetiminde erkek yönetici ile ortak karar vermenin yanı sıra “kadın gözü” ile oluşturulan merkez ve kurumlarda da kendi iç eğitimlerine dönük çalışmalar yürüttü. Tüm bu elde edilen kazanımlara göz diken ise, kadın konusunda her fırsatta eril zihniyetini ortaya koymuş ve 81 ilde yalnızca bir kadın belediye başkanına sahip AKP hükümeti oldu.

Kayyımlarla eşbaşkanlık da hedeflendi

Kürt kadınları, Türkiye ve dünyadaki kadın hareketlerini de etkileyecek özgürlük mücadelesini eş başkanlık sistemiyle sürdürerek “siyasi irade” olmanın önündeki engelleri de ortadan kaldırsa da kayyım atamalarıyla AKP’nin hedeflerinden biri haline geldi. Eşbaşkanlık, 15 Temmuz askeri darbe girişimi ardından ilan edilen OHAL ile birlikte yürürlüğe konulan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile AKP tarafından 24’ü DBP’li 28 belediyeye kayyım atanması ile yok edilmek istendi.

Kürt kadını direnmeye devam ediyor

Halkın iradesi yok sayılarak aynı zamanda kadın iradesine yapılmış bir saldırı olarak görülen kayyım atamalarında kayyımların kayyım hepsinin erkek oluşu da tesadüf değil. Kayyımların gelir gelmez il icraatlarının belediye içinde bulunan kadın merkezlerini, kurslarını alelacele kapatması da bu durumu kanıtlar nitelikte. Yerelden başlayarak, siyasette, politikada, ekonomide, diplomaside, kültürel-sosyal yaşamın her alanında ve toplumun yönetiminde en üst düzeyde sorumluluk üstlenen kadınların kazanmış olduğu bu mevziye göz diken AKP iktidarının bir diğer hedefi ise, siyasi irade haline gelen Kürt kadınının kazanımlarını ortadan kaldırmaya yönelik oldu.

Yıllardır direniş ruhundan ödün vermeyen Kürt kadını ise mücadele yürüterek kazandığı mevziyi kolay kolay terk etmeyeceğinin mesajını da belediyelerine sahip çıkarak vermeye devam ediyor.

(za/öç)

Eğitimcilerin eylemine Alevilerden destek

Aleviler, açığa alındıkları için 9 gündür oturma eylemi başlatan eğitim emekçilerini ziyaret etti.

KESK Adana Şubeler Platformu’nun, KHK’ler ile eğitim emekçilerin açığa alınmasını protesto etmek için Atatürk Parkı’nda başlattıkları oturma eylemi 9’uncu gününde de devam etti. “Kerbeladan günümüze direnlere selam olsun. Öğretmenime dokunma” pankartının açıldığı bu günkü eyleme Adana Alevi Platformu destek verdi. Platforma adına açıklamayı yapan Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD) Başkanı Şükrü Şahin, darbe bahane edilerek ilan edilen OHAL birlikte demokrasinin askıya alındığını söyledi.

AKP iktidarı sivil diktanın tüm köşe taşlarını yerine oturtmayı hedeflediğini ifade eden Şahin, bu diktayı durdurmak için emekçilerin başlattıkları eylemlere destek verilmesi gerektiğini aktardı. Şahin son olarak, “Bizler Yezid karşısında diz çökmemiş Hüseyin’in Hızır Paşalara karşı ‘Dönen dönsün ben dönmem yolumdan’ diyerek direnen Pir Sultanların soyundan, yolundan geliyoruz, bugün yaşanan saldırıların durdurulması için Hüseyni bir duruş sergilemek gerekir” diyerek İktidarın uygulamalarına karşı omuz omuza direnilmesi gerektiğini belirtti.

(nk/st/kk)

 

İMC TV çalışanlarının da sarı basın kartları iptal edildi

İSTANBUL (DİHA) – Ekranı karartılan muhalif Tv kanallarından İMC TV’nin çalışanlarının sarı basın kartları da iptal edildi.

Muhalif medya ve çalışanlarına dönük yönelim, OHAL kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname’ye dayanılarak Başbakanlık emriyle 12 televizyon ve 11 radyo kanalının kapatılmasıyla sınırlı kalmadı. Yayını karartılan kanallardan Hayatın Sesi Televizyonunun çalışanlarının sarı basın kartlarının iptal edilmesinin ardından Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü (BYEGM) tarafından İMC TV’nin çalışanlarının da basın kartları iptal edildi.

(yk/kk)

‘Faşizme karşı direnmezsek yeniliriz’

DERSIM (DİHA)- Dersim’de açığa alınan 85 emekçinin iadesi için yapılan eylemlerin 25’nci gününde konuşan BES Genel Merkez Yöneticisi Akın Şişman, “Faşizme karşı mücadeleden vazgeçersek kaybedeceğimizin farkındayız. Ve asla vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu.

Dersim’de gasp edilen hakları iade edilmeyen 85 kamu emekçisinin haklarının iadesi için başlayan eylem 25’inci gününde Yeraltı Çarşısı üzerinde devam etti. Eyleme HDP, DBP İl Eşbaşkanları, eğitimcilerin yanı sıra Büro Emekçileri Sendikası (BES) Genel Merkez Yöneticileri Akın Şişman ve Ahmet Acar’da katıldı. Sıklıkla “Direne direne kazanacağız” ve “Karanlığa teslim olmayacağız” sloganlarının atılmasının ardından konuşan BES Genel Merkez Yöneticisi Akın Şişman, Dersim’de günlerdir süren direnişi kutladığını söyledi. 15 Temmuz sonrasında darbe girişimini fırsata çevirerek yıllardır yapmaya çalışılan muhaliflerin tasfiyesi sürecinin şimdi başka bir atmosferde gerçekleştirmeye çalışıldığını söyleyen Şişman, buna izin vermeyeceklerini belirtti. Şişman, “Kurulduğumuz günden bugüne kadar çocuklarımıza verdiğimiz bir söz vardır. O söz çocuklarımıza aydınlık gelecek bırakma sözüdür. İnsanca yaşam, insanca çalışma bırakma sözüydü. Bugün saldırdıkları işimiz, ekmeğimiz, aynı zamanda onurumuz, ülkenin aydınlık yüzüdür. Bunun farkındayız” dedi.

“Operasyonların devam edeceğinin farkında” olduklarını söyleyen Şişman, tarihten aldıkları direniş geleneğinin mirasıyla bundan sonraki saldırılara karşı da mücadele edeceklerini söyledi. İş güvencesinin ortadan kaldırıldığı, kamusal alanın çökertilerek, çocuklarına kölelik, sefalet ve yoksulluk içerisinde çalışacağı bir ülke tesis edilmeye çalışıldığını belirten Şişman, savaş politikalarıyla ülkenin ve çocukların geleceğinin karartılmak istendiğini söyledi. Şişman, “Hepsinin farkındayız. Ve burada hep birlikteyiz, bir aradayız. Faşizme karşı mücadeleden vazgeçersek kaybedeceğimizin de farkındayız. Ve asla vazgeçmeyeceğiz. Bu ülkede kardeşçe bir arada yaşayana kadar, bu ülkede çocuklarımıza onurlu bir gelecek bırakana kadar bu mücadeleyi devam ettireceğiz” dedi.

Şişman’ın konuşmasının ardından oturma eylemine geçen yurttaşlar eylemi çekilen direniş halayı ile sonlandırdı.

(mc/kk)

Cemaatçilerin görevini onlar üstlendi!

ANKARA (DİHA) – Bir süre önce ABD’ye giderek darbe sonrası yaşananları aklama girişiminde bulunan Ergenekon davası tutukluları, “tutuklu bulunan gazetecilerin gazetecilik suçu nedeniyle tutuklu olmadığını” anlattıklarını açıkladı. Aynı şeyi daha önce cemaat medyası yapıyordu.

Daha önce Ergenekon ve Oda TV davasından tutuklanan Nedim Şener, İsmail Hakkı Pekin ve Ahmet Zeki Üçok, ABD’de yaptıkları çalışmaları anlattılar. Katıldıkları bir televizyo programında kendi anlatımlarının daha tarafsız göründüğünü ve ilk kez yaşananların “hükümet dışında birileri tarafından” durumun anlattıldığını belirtti.

İsmail Hakkı Pekin, Gazeteci örgütleri ile yaptıkları görüşmelerde, Özellikle Nedim Şener’in, “tutuklu bulunna gazetecilerin gazetecilik faaliyetlerinden dolayı tutuklu bulunmadığını ve bunların tetikçilik yaptığını” anlattığını söyledi. Şener buna ittiraz etmedi.

Söz konusu isismlerin FETÖ üyelerine yükleyerek şikayet ettiği tavırlarda da, söz konusu gazeteciler daha önce tutuklu bulunan “gazeteciler” için aynı şeyi eskiden anlatıyordu. Daha önce cemaatçiler yurtdışında, “KCK ve Oda TV” davasında tutuklu bulunan gazetecilerin, “gazetecilik faaliyetlerinden dolayı içeride olmadıklarını” savunuyordu.

(kk)

Hesekê’de acil kan çağrısı

HESEKÊ (DİHA) – Hesekê’de düğüne yönelik gerçekleştirilen saldırının ardından Hesekê’de bulunan tüm hastanelerin yetkilileri yaralılar için acil kan çağrısında bulundu.

Cizîr Kantonu’na bağlı Hesekê’nin Salah Mahallesi’nde saat 21.00 sularında bir düğün salonuna yönelik intihar saldırı düzenlendi. Saldırıda çok sayıda ölü olduğu belirtilirken, yaralılarda hastanelere kaldırıldı. Hastane yetkilileri yarılalar için acil kan çağrısında bulundu.

(kk)