Ana Sayfa Blog Sayfa 6250

‘Faşizme karşı direnmezsek yeniliriz’

DERSIM (DİHA)- Dersim’de açığa alınan 85 emekçinin iadesi için yapılan eylemlerin 25’nci gününde konuşan BES Genel Merkez Yöneticisi Akın Şişman, “Faşizme karşı mücadeleden vazgeçersek kaybedeceğimizin farkındayız. Ve asla vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu.

Dersim’de gasp edilen hakları iade edilmeyen 85 kamu emekçisinin haklarının iadesi için başlayan eylem 25’inci gününde Yeraltı Çarşısı üzerinde devam etti. Eyleme HDP, DBP İl Eşbaşkanları, eğitimcilerin yanı sıra Büro Emekçileri Sendikası (BES) Genel Merkez Yöneticileri Akın Şişman ve Ahmet Acar’da katıldı. Sıklıkla “Direne direne kazanacağız” ve “Karanlığa teslim olmayacağız” sloganlarının atılmasının ardından konuşan BES Genel Merkez Yöneticisi Akın Şişman, Dersim’de günlerdir süren direnişi kutladığını söyledi. 15 Temmuz sonrasında darbe girişimini fırsata çevirerek yıllardır yapmaya çalışılan muhaliflerin tasfiyesi sürecinin şimdi başka bir atmosferde gerçekleştirmeye çalışıldığını söyleyen Şişman, buna izin vermeyeceklerini belirtti. Şişman, “Kurulduğumuz günden bugüne kadar çocuklarımıza verdiğimiz bir söz vardır. O söz çocuklarımıza aydınlık gelecek bırakma sözüdür. İnsanca yaşam, insanca çalışma bırakma sözüydü. Bugün saldırdıkları işimiz, ekmeğimiz, aynı zamanda onurumuz, ülkenin aydınlık yüzüdür. Bunun farkındayız” dedi.

“Operasyonların devam edeceğinin farkında” olduklarını söyleyen Şişman, tarihten aldıkları direniş geleneğinin mirasıyla bundan sonraki saldırılara karşı da mücadele edeceklerini söyledi. İş güvencesinin ortadan kaldırıldığı, kamusal alanın çökertilerek, çocuklarına kölelik, sefalet ve yoksulluk içerisinde çalışacağı bir ülke tesis edilmeye çalışıldığını belirten Şişman, savaş politikalarıyla ülkenin ve çocukların geleceğinin karartılmak istendiğini söyledi. Şişman, “Hepsinin farkındayız. Ve burada hep birlikteyiz, bir aradayız. Faşizme karşı mücadeleden vazgeçersek kaybedeceğimizin de farkındayız. Ve asla vazgeçmeyeceğiz. Bu ülkede kardeşçe bir arada yaşayana kadar, bu ülkede çocuklarımıza onurlu bir gelecek bırakana kadar bu mücadeleyi devam ettireceğiz” dedi.

Şişman’ın konuşmasının ardından oturma eylemine geçen yurttaşlar eylemi çekilen direniş halayı ile sonlandırdı.

(mc/kk)

Cemaatçilerin görevini onlar üstlendi!

ANKARA (DİHA) – Bir süre önce ABD’ye giderek darbe sonrası yaşananları aklama girişiminde bulunan Ergenekon davası tutukluları, “tutuklu bulunan gazetecilerin gazetecilik suçu nedeniyle tutuklu olmadığını” anlattıklarını açıkladı. Aynı şeyi daha önce cemaat medyası yapıyordu.

Daha önce Ergenekon ve Oda TV davasından tutuklanan Nedim Şener, İsmail Hakkı Pekin ve Ahmet Zeki Üçok, ABD’de yaptıkları çalışmaları anlattılar. Katıldıkları bir televizyo programında kendi anlatımlarının daha tarafsız göründüğünü ve ilk kez yaşananların “hükümet dışında birileri tarafından” durumun anlattıldığını belirtti.

İsmail Hakkı Pekin, Gazeteci örgütleri ile yaptıkları görüşmelerde, Özellikle Nedim Şener’in, “tutuklu bulunna gazetecilerin gazetecilik faaliyetlerinden dolayı tutuklu bulunmadığını ve bunların tetikçilik yaptığını” anlattığını söyledi. Şener buna ittiraz etmedi.

Söz konusu isismlerin FETÖ üyelerine yükleyerek şikayet ettiği tavırlarda da, söz konusu gazeteciler daha önce tutuklu bulunan “gazeteciler” için aynı şeyi eskiden anlatıyordu. Daha önce cemaatçiler yurtdışında, “KCK ve Oda TV” davasında tutuklu bulunan gazetecilerin, “gazetecilik faaliyetlerinden dolayı içeride olmadıklarını” savunuyordu.

(kk)

Hesekê’de acil kan çağrısı

HESEKÊ (DİHA) – Hesekê’de düğüne yönelik gerçekleştirilen saldırının ardından Hesekê’de bulunan tüm hastanelerin yetkilileri yaralılar için acil kan çağrısında bulundu.

Cizîr Kantonu’na bağlı Hesekê’nin Salah Mahallesi’nde saat 21.00 sularında bir düğün salonuna yönelik intihar saldırı düzenlendi. Saldırıda çok sayıda ölü olduğu belirtilirken, yaralılarda hastanelere kaldırıldı. Hastane yetkilileri yarılalar için acil kan çağrısında bulundu.

(kk)

Yılmaz Güney’in Vasiyet Ettiği Film Gösterilecek Salon Bulamıyor

Times dergisi tarafından dünyadaki en kötü 10 cezaevi arasında gösterilen Diyarbakır E Tipi Cezaevi,12 Eylül askeri darbesinden sonra yapılan işkencelerle ünlenmişti. Birçok kitaba, filme ve belgesele konu olan cezaevi ile ilgili son olarak “Kanlı Postal” adıyla bir film çekildi.

Muhammet Arslan’ın yönetmenliğini yaptığı filmin senaryosu, o dönemde işkenceye maruz kalan mahkumlarla görüşülerek yazıldı. Diyarbakır Cezaevi’nde görev yapan “Yüzbaşı Esat”ın işkence ettiği mahkumları konu alan filmin başrollerinde Mesut Akusta, Turgay Tanülkü, Nevin Efe ve Mihriban Er rol aldı. 2012 yılında çekimlerine başlanan film ilk kez geçen yıl Diyarbakır’da gösterime girdi. Diyarbakır’daki dört salonda gösterilen film bir daha gösterilemedi.

Yönetmen Muhammed Arslan, filmin Türkiye’nin en ünlü sinemacılarından Yılmaz Güney’in vasiyeti olduğunu söyledi. Amerikanın Sesi’ne konuşan Arslan, “Yol filmini çekiyorduk, Yılmaz abinin (Güney) çekim çalışmaları vardı. Ben de Diyarbakır’daydım. O dönemde Avukat Şerafettin Kaya vardı. O yeni çıkmıştı cezaevinden, anlatmıştı bize. Dört kişi kendini yakmıştı. Cezaevinde yaşananları, direnişin başladığını anlamıştı. Ben de Yılmaz abiye anlattım, içeride direniş olduğunu söyledim. Bunun büyük direniş olduğunu ve çekmemiz gerektiğini anlattı. ‘Mutlaka çekelim’ dedi. Yılmaz abinin vasiyetiydi bize. Çok zor şartlarda çektik filmi, kendi imkanlarımla çekmeye çalıştım. Çok zor konuydu. Diyarbakır’a geldim bazı araştırmalar yaptım. Kendi imkanlarımızla bitirdik boynumuzun borcuydu bitirdik,” dedi.

Filmin sadece geçen yıl Diyarbakır’da gösterildiğini anlatan Arslan, bu yıl gösterim için Diyarbakır dahil hiçbir yerde salon bulamadıklarını ifade etti. Arslan, “Film, geçen sene Cizre’deki olaylara denk geldi. Orada ben açıklama yaptım, filmin gelirini Cizre halkına bağışlayacağıma dair. Sen misin bunu söyleyen? Afişler sinemalardan kalktı. Sadece Diyarbakır’da oynayabildi. Salon vermiyorlar. Diyarbakır’da da vermiyorlar. Önce olumlu söylediler. Karanlık eller var işin içinde herhalde engellediler bizi,” diye konuştu.

İstanbul’da kendi kiraladığı bir salonda filmi oynatan Arslan, olanlara anlam veremiyor. Filmin şu anda sadece tek salonda izlenebildiğine dikkat çeken Arslan, “Zor şartlarda bir salon buldum, 17 bin 500 lira istedi. Adam dedi ‘Ben kendimi garantiye alırım o parayı alırım senden.’ O şekilde anlaştık. Salon iş yapmıyor. Gelen filmler iş yapmadığı için böyle bir yol deniyor. Geçen sene sokağa çıkma yasağı vardı ve iyi iş yaptı. Ne oldu bilmiyorum? Enteresan bir durum, iyi iş yaptığını biliyorlar, kendileri söylüyor. Buna resmi hiçbir yasak yok. Ruhsatımız var yoksa sinemada gösterim yapamayız. Kültür Bakanlığı’ndan izin almışız. Buna rağmen engelleniyor, sorun orada. 21 yüzyılda bir film yasal değil sanki yasadışı gibi cendereye alınmış. Adana’dan İzmir’den talep var, mesaj alıyoruz. İnsanlar gidip sinemaları ikna etmeye çalışıyorlar. Bir salon iki yüz kişi, adam filmi yolluyor ‘Bir seans aç’ diyor açabilmesine rağmen açmıyor. Talep olmasına rağmen salon sahipleri açmıyor,” şeklinde konuştu.

Arslan filmin önümüzdeki haftalarda Avrupa’da gösterime gireceğini sözlerine ekledi.

Türkiye’nin Gözü ABD’deki Yeni Yönetimde

Türk medyası, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Anthony Blinken ve Obama’nın IŞİD’le Mücadele Özel Temsilcisi Brett McGurk’ün son Ankara ziyaretinde diplomatik gerilimin gölgesinde geçtiğini yazdı.

Haberlerde, McGurk’ün, ABD’nin IŞİD’le mücadeledeki kilit müttefiki YPG’den madalya alması nedeniyle, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından uyarıldığı da belirtildi.

Ancak Suriye’deki Kürtler, iki NATO ülkesi arasında gerilen ilişkilerin sadece bir nedeni. Washington son bir kaç haftadır ilişkileri düzeltmeye çalışıyor. ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden Ankara’yı ziyaret etti; Başkan Barack Obama, Çin’deki G-20 zirvesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ile biraraya geldi.

Ancak Kadir Has Üniversitesi’nden uluslararası ilişkiler uzmanı Soli Özel’e göre Erdoğan’ın geçen haftaki New York ziyaretinde, bu çabalar boşa gitmiş gibiydi.

Özel, Türk-Amerikan ilişkilerinin bu gerilimi aşma becerisine sahip olmadığını, Çin’deki görüşmede, “Farklılıklarımız konusunda uzlaştık. Tartışmayı bırakacağız” hissinin hakim olduğunu ama Çin’den dönerken Erdoğan’ın bu uzlaşmacı tavrını bir kenara bıraktığını söylüyor.

Ankara’nın, 15 Temmuz darbe girişiminden sorumlu tuttuğu ABD’de yaşayan Fethullah Gülen’in iadesini talep etmesi de, Erdoğan’ın New York ziyaretinde öne çıktı.

Eski Erbil Başkonsolosu Aydın Selcen, Ankara’nın artık Barack Obama yönetimine değil, sonraki olası yönetim ve Hillary Clinton’a odaklanmak istediği görüşünde.

Aydın Selcen’e göre, Clinton, Suriye’de daha kuvvetli bir eli olmasını istiyor ve hem Suriye hem PKK konularında Ankara ile işbirliği yapmaya daha hazır olacak.

İddialara göre Ankara, Cumhuriyetçi aday Donald Trump’a da ulaşmış durumda. Ancak Obama’nın halefi Ocak ayına kadar göreve başlamayacak ve gözlemciler aradaki zamanda, ikili ilişkilerin yeniden gerilmesi durumunda Suriye politikalarının etkilenebileceğini söylüyor.

Türk ordusu, geçen ay IŞİD ve YPG’ye karşı Özgür Suriye Ordusu’na destek vermek üzere Suriye topraklarına girdi. Soli Özel’e göre, Washington şu ana kadar Türk güçleri ile YPG arasında bir çatışmanın çıkmasını önlemeyi başardı.

Özel, iki hafta önce ABD’nin, taraflar arasında bir anlaşmaya aracı olduğunu, Türkiye’nin, Suriye’de sınırları zorlamaya çalıştığını; ABD’nin de sürekli olarak bu sınırların geçilemeyeceğini göstermeye uğraştığını söylüyor.

Erdoğan’ın New York dönüşünde, Suriye’de Washington’ın kısıtlamalarına bağlı olmayacaklarını ve bölgedeki tüm tehditleri bertaraf edeceklerini söylemesi ise bu gerilimin bitmeyeceğini gösteriyor.

AB: ‘Açıklamalar Doğru ve Yardımcı Değil’

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği’nin sığınmacılar için 3 milyar euroluk yardım taahhüdünü yerine getirmediğini söyledi. Avrupa Birliği ise Erdoğan’ın bu eleştirisinin “doğru ve yardımcı olmadığını” savundu.

Erdoğan, “Avrupa Birliği sığınmacılar için 3 milyar euro vereceğini söyledi ama zaman geçti ve yıl sonu geliyor,bu insanlar söz veriyor ama yerine getirmiyor” dedi.

Avrupa Komisyonu yayımladığı açıklamayla Erdoğan’ın yorumlarını reddederken, Türkiye’deki sığınmacılar için son aylarda maddi desteğin hızlandığını vurguladı.

Komisyon sözcüsü tarafından Reuters’a gönderilen açıklamada, “Avrupa Birliği Türkiye ile varılan anlaşma çerçevesindeki taahhüdlerine bağlıdır. Türkiye’de sığınmacılara yönelik maddi yardım konusunda aksini savunmak doğru ve yardımcı değil” ifadeleri kullanıldı.

Sözcü 3 milyar euronun 2,24 milyarlık kısmının insani ve diğer türden yardımlara ayrıldığını, 467 milyon euronun ise ödendiğini kaydetti.

Sözcü, Komisyon’un geçen hafta Türkiye’deki Suriyeli sığınmacıları desteklemek için 600 milyon euroluk iki hibe anlaşmasına imza attığını kaydetti.

Avrupa Birliği geçen hafta 3 milyar euroluk anlaşmanın parçası olarak Türkiye’deki 1 milyon sığınmacı için aylık elektronik nakit kart uygulaması başlatmıştı.

TSK, Irak ve Suriye’de Nasıl Hareket Edecek?

Türkiye’nin Irak ve Suriye’ye sınır ötesi askeri operasyon düzenlenebilmesiyle ilgili Hükümet’i yetkilendiren tezkereye Meclis’ten onay çıkmasıyla birlikte gözler bölgedeki olası askeri operasyonlara çevrildi.

TBMM, açılış günü 1 Ekim’de CHP’nin destek vermesiyle AKP ve MHP oylarıyla Irak ve Suriye yetki tezkeresine onay verdi. Bu onayla birlikte halen Suriye’de yürütülen Fırat Kalkanı Operasyonu’nun önümüzdeki 1 yıl içerisinde gerektiği sürece sürdürülmesi kararı, yeniden Hükümet’in yetkisinde. Şimdi Hükümet’in bu yetkiyi, olası Musul Operasyonu’nda nasıl kullanacağı merak konusu.

TOBB-ETÜ öğretim üyesi ve Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) uzmanı Nihat Ali Özcan, Irak ve Suriye’deki askeri operasyonlara ilişkin Amerika’nın Sesi’nin sorularını yanıtladı.

Irak topraklarında DEAŞ’a karşı Musul’da yapılacak askeri harekat için Suriye ile birlikte planlama yapılması gerektiğini vurgulayan Nihat Ali Özcan, DEAŞ’ın Irak ve Suriye sınırındaki hareket kabiliyetini işaret ederek, Musul’un tek başına ele alınamayacağını söyledi. Aksi takdirde farklı biçimlerle sorunlarla karşılaşılabileceğini kaydeden Özcan, “Bu bakımdan bölgedeki diplomatik trafik hızlandıkça Barzani’nin Türkiye’ye gelip-gidişi,ABD’nin gidiş-gelişindeki artış dikkate alındığında önümüzdeki haftalar içerisinde böyle bir harekat başlayabilir diye düşünüyorum” görüşünü aktardı.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK), Musul Operasyonu’nda askeri varlığıyla rol alması ihtimalini değerlendiren Özcan, Musul’daki gelişmeler için tabloyu şöyle ifade etti:

“TSK’nın Musul’da operasyonun bir parçası haline gelmesi, bölgede operasyonu yürütecek diğer aktörlerin bunu kabul etmesiyle ilişkili. Bir anlamda Bağdat Merkezi Hükümeti’nin buna rıza göstermesi, öte yandan da bunun planlamasıyla uğraşan Amerikan tarafı yaklaşımına da bağlı. Ancak Türk tarafı, belli bir miktarda askeri bir güçle bu operasyona katılabileceğinin işaretini veriyor. Belirttiğiniz gibi TBMM’den TSK’nın Irak ve Suriye’de görevlendirilmesiyle ilgili yetki tezkeresinin Hükümet’e verilmesiyle birlikte. Ama Türk tarafının istekli olması problemi çözmüyor. Önemli olan sahadaki diğer aktörlerin Türk tarafının buna dahil olmasının çıkarabileceği pürüzler ile dahil olmazsa görülecek kuvvet açığı bağlamında baktığınızda, ben Türk tarafının Musul’da fiilen operasyona katılmayacağını çünkü bunun bölgedeki diğer aktörler tarafından kabul görmeyeceğini ama gerektiğinde ateş desteği konusunda ve oradaki yerel unsurların eğitimi konusunda katkılarını sürdüreceğini düşünüyorum.”

TSK, Suriye’de ne zamana kadar kalacak?

Geçtiğimiz günlerde üst düzey bir yetkili tarafından da vurgulandığı üzere başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere AKP Hükümeti’nin, Fırat Kalkanı Operasyonu ile ilgili tavrı “TSK’nın gerektiği sürece Suriye’de topraklarında kalması” olarak açıklanıyor. Ancak TSK’nın, Suriye’deki varlığı açısından “gerekli süre” tartışmalı görünüyor.

TSK’nın ne zamana kadar Suriye’de kalması gerektiğini sorduğumuz Özcan ise, bunun Suriye’deki çatışma ortamı ve taraflar dikkate alındığında kısa süre olamayacağı görüşünde. Özcan, “Bu süre, siyasi otorite tarafından ifade edildiği üzere gerektiği kadar noktasından bakarsanız bence en az 15-20 yıl olması gerekiyor. Sebebi şu; Suriye’de meşru bir otorite kurulup, bütün bu gruplar yönetime dahil olup ve bütün bu gruplar meşru pozisyonlarına sahip olup bir arada yaşama iradesini gösterdiği ana kadar Suriye’deki çatışmalar devam edecek. Dolayısıyla Türk tarafı da kendisince desteklenen Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) olarak tanımlanan gruplar, bu coğrafyada oturduğu sürece ve Türkiye ile işbirliği sürdüğü müddetçe kendi askerlerini ve ordusunu burada tutmak zorunda kalacak” dedi.

Kürtler ile ilişkiler nasıl gelişecek?

Türkiye’nin Irak’ta Mesut Barzani yönetimiyle işbirliği söz konusu iken; Suriye’de ise Kürtleri temsil iddiasındaki PYD’ye yönelik“terör örgütü” tanımlaması mevcut. Bu çerçevede, olası askeri operasyonlar açısından Kürtler ile ilişkilerin nasıl gelişeceği konusunu da sorduğumuz Nihat Ali Özcan, Kürtler arasındaki görüş ayrılıklarına dikkat çekti. Özcan, Kürtler boyutuyla bölgedeki durumu şöyle değerlendirdi:

“Kürtler kavramına detaylı olarak baktığımızda, Kürtlerin kendi içerisinde bir bütünlük arz etmediğini, hem politik hedefler bakımından hem de yaşadıkları ülkelerde hukuki pozisyonları bakımından farklılıklar gösterdiklerini görüyoruz. Şimdi Kuzey Irak’taki Barzani Hükümeti’nin ve Barzani’nin etkinliği ile hukuki statüsü; Suriye’deki Kürtlerden farklı. Suriye’nin kuzeyindeki Kürtlerin politik gücünün çoğunlukta PKK’nın elinde olması ve yönlendirmesiyle hareket edilmesi Türkiye’nin tepkisini çekiyor. Türkiye tarafında ise çatışmalar devam ediyor. Suriye’de PKK tarafından temsil eden Kürtlerin politik anlamda hedefler ve yöntemler konusunda da Barzani ile anlaşılamadığını görüyoruz. Bu çerçeveden bakıldığında, 21’nci yüzyılda hem bölgesel koşulları hem de uluslararası ilişkileri karmaşık hale getiren bir süreçten geçiyoruz. Bu süreçte, her ne kadar sıfat olarak Kürtler olarak tanımlansa da aynı sıfat altındaki aynı etnik grubun farklı parçalarının farklı siyasi hedeflere farklı yöntemlerle odaklandığı bir süreçten geçiyoruz. Dolayısıyla bir ikilem gibi görünse de yereldeki gerçeklik noktasında ilginç bir durum.”

OHAL Venedik Komisyonu’nun gündeminde

Önerdiğimiz linkler Erdoğan: Belki 12 ay da yetmeyecek

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bakanlar Kurulu’nun OHAL’i üç ay uzatılması tavsiyesine işaret ederek “Belki 12 ay da yetmeyecek” dedi. (29.09.2016)

Bozdağ: 15 Temmuz sonrası 32 bin kişi tutuklandı

Türkiye Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, 15 Temmuz sonrası başlatılan soruşturmalar çerçevesinde şimdiye kadar 32 bin kişinin tutuklandığını söyledi. (28.09.2016)

40 binden fazla kamu personeli ihraç edildi

Hükümet, OHAL kapsamında yeni Kanun Hükmünde Kararname’sini yayımladı. Binlerce kamu çalışanı görevden alındı. (02.09.2016)

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Denetim Komisyonu, Venedik Komisyonu’na başvurarak Olağanüstü Hal ve bu kapsamdaki Kanun Hükmünde Kararnameler’in  Avrupa hukuk normlarına uyumu hakkında uzman görüş raporu hazırlaması talebinde bulundu. AKPM kaynakları, “OHAL ve KHK’ların hukuksal açıdan yarattığı soru işaretleri nedeniyle” Venedik Komisyonu’na başvurulduğunu söylüyorlar.

Bir Avrupa Konseyi organı olan Venedik Komisyonu, Avrupa Konseyi’ne üye 47 ülke ile Avrupa dışından, aralarında ABD ve Brezilya’nın da bulunduğu 14 ülkenin “bağımsız” uzman hukukçularından oluşuyor. Strasbourg merkezli Komisyon, Avrupa’nın anayasal konulardaki referans kurumu olarak tanımlanıyor.

Venedik Komisyonu’nu Türkiye için harekete geçiren AKPM Denetim Komisyonu ise Avrupa Konseyi’ne üye devletlerin Avrupa Konseyi üyeliğinden kaynaklanan siyasi ve hukuksal yükümlülüklerine bağlılıklarını takip ediyor. Türkiye, bu denetim mekanizması çerçevesinde şu anda Bulgaristan, Karadağ ve Makedonya ile birlikte “Denetim Sonrası Diyalog Süreci”nde tutuluyor.

Türkiye raporu 2017’de

Venedik Komisyonu tarafından hazırlanacak belgenin AKPM tarafından önümüzdeki aylarda kaleme alınacak Türkiye rapor ve karar metinlerinde referans belge olarak kullanılacak.  AKPM’nin bir sonraki Türkiye Denetim Sonrası Diyalog raporunun 2017’nin ilk yarısında oylanması öngörülüyor.

Mevlüt Çavuşoğlu

Çavuşoğlu AKPM’ye hitap edecek

AKPM bu rapor öncesinde, Strasbourg’da 10-14 Ekim tarihlerinde yapılacak genel kurul oturumlarında Türkiye’deki gelişmeleri tartışacak. Bu kapsamda Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu 12 Ekim Çarşamba günü AKPM genel kuruluna seslenip Avrupalı parlamenterlerin sorularını yanıtlayacak. Çavuşoğlu’na soru sormak için daha şimdiden AKPM üyesi 48 parlamenterin kayıt olduğu belirtiliyor. Çavuşoğlu 2003-2013 yılları arasında AKPM üyeliği, 2010-2012 yılları arasında da AKPM Başkanlığı yapmıştı. Bu nedenle Avrupa Konseyi kulislerinde olumlu imaja sahip. 

AKPM kaynakları, 12 Ekim’de yapılacak oturum sonrası Türkiye hakkında herhangi bir karar alınmayacağını, OHAL kapsamında alınan kararlar nedeniyle Türkiye’ye yönelik bir yaptırımın da şimdilik söz konusu olmadığını belirtiyorlar.

Aynı kaynaklar, 15 Temmuz sonrası OHAL kapsamındaki bazı uygulamaların yarattığı soru işaretleri nedeniyle AKPM Denetim Komisyonu’nun konuyu Venedik Komisyonu gündemine taşıma kararı aldığını, OHAL ve KHK’ların uygulanışının Avrupa hukuk normlarıyla uyumu hakkında Venedik Komisyonu’ndan çıkacak sonucun AKPM için referans oluşturacağını söylüyorlar.

AİHM ve AB için de referans

Venedik Komisyonu tarafından hazırlanan uzman görüş raporları AİHM veya AB gibi diğer Avrupa kurumları için de referans teşkil edecek. Komisyon tarafından hazırlanacak OHAL ve KHK raporunun bu yıl sonundan önce sonuçlanması beklenmiyor.

Venedik Komisyonu, OHAL ve KHK’lar dışında Türkiye’de yüksek yargının yapısındaki değişiklikler, parlamenter dokunulmazlığı ve sulh ceza hâkimlikleri hakkında da uzman görüş raporları hazırlıyor. Bu konulardaki uzman görüş talepleri de AKPM kaynaklı.

Venedik Komisyonu OHAL gibi durumlar hakkında 2006 yılında genel bir görüş yayımlamış, ulusal ve kamusal güvenliğin korunması için temel hak ve özgürlüklerin “şartlı olarak” kısıtlanabileceğini belirtmiş, ancak tüm bunların Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne uygun biçimde yapılması gerektiğini not etmişti.

©Deutsche Welle Türkçe

Kayhan Karaca / Strasbourg

Merkel’den Türkiye’ye karşı ortak tavır çağrısı

Almanya Başbakanı Angela Merkel, İngiltere’nin AB’den ayrılmasının (Brexit) ardından üye sayısı 27’ye düşecek olan AB’nin ortak tavır sergilemesinin önemine vurgu yaptı.

Düsseldorf’ta partisi Hristiyan Demokrat Birlik‘in (CDU) Eyalet Meclis Grubu’nun bir etkinliğinde konuşan Başbakan Merkel, İngiltere’nin AB’den ayrılmasından sonraki döneme ilişkin olarak “Bu gelişme bizim için bir uyarı sinyali niteliğinde. Avrupa’daki kazanımlarımız neler? Avrupa hükümetleri, vatandaşların Avrupa’yı yeniden başarılı olarak algılaması için nelerin yapılması gerektiğini açıklığa kavuşturmalıdır” diye konuştu. Merkel, AB ülkelerinin verdikleri taahhütleri yerine getirmeleri ve daha hızlı bir şekilde karar vermelerinin önemini de vurguladı.

Türkiye, Çin, Rusya ve ABD’ye karşı ortak tavır

Başbakan Merkel İngiltere’nin ayrılmasıyla sayısı 27’ye düşen AB ülkelerinin Türkiye, Çin, Rusya ve ABD karşısında da ortak tavır almaları gerektiğini belirtti. Aksi takdirde Avrupa‘nın küreselleşmeyi şekillendiren önemli bir unsur olarak algılanmayacağı uyarısında bulunan Merkel, bu nedenle Avrupa olarak birlikte hareket etmenin büyük önem taşıdığını kaydetti.

Merkel, Düsseldorf kentinin başkentlik ettiği Kuzey Ren-Vestfalya eyaletini komşularla denge kurma konusunda örnek göstererek, kendini dışlamanın her zaman için acı savaşlara yol açtığı uyarısı yaptı. Afrika ve diğer bölgelerdeki mülteci hareketlerine atıfta bulunan Merkel, güvenlik ve refahın korunmasının tek yolunun komşularla ilgilenilmesi olduğunu belirtti. 

©Deutsche Welle Türkçe

DW,rtr/ÇA/BK

 

Macaristan referandumu AB’yi nasıl etkiler?

Macaristan Başbakanı Viktor Orban mülteciler aleyhindeki halkoylamasından galip çıkmasına sevindi. Orban’ın AB’deki en sert karşıtlarından Lüksemburg Dışişleri Bakanı Jean Asselborn ise katılma oranının yüzde 50’nin altında kalmasını ‘Macarların pasif direnişi’ olarak nitelendiriyor. Her halükarda Avrupa Birliği’ni (AB) çetin tartışmaların beklediği söylenebilir.

Macaristan’daki referandum hukuken bağlayıcı sayılır mı?

Asgari katılma oranının altında kalındığı için referandum geçerli sayılamaz. Baraj kayıtlı seçmenlerin yüzde 50’si iken, oylamaya sadece Macarların yüzde 40’ı katıldı. Orban karşıtları halka geçersiz oy kullanma çağrısında bulunmuşlardı. Macaristan hükümeti ise büyük çoğunluğun iktidarın isteği doğrultusunda oy kullanmış olması nedeniyle izlediği mülteci politikasının doğru olduğunu savunuyor.

Macaristan’daki halkoylaması AB açısından zaten bağlayıcı sayılmıyordu. Oy pusulasında, ‘AB’nin parlamentonun onayı olmadan yabancı uyrukluların Macaristan’a yerleşmesini zorunlu kılmasına razı mısınız?’ sorusu yer almış, böylece oylama AB hukukuyla ilgili referanduma dönüştürülmüştü. AB Komisyonu’nun göçten sorumlu üyesi Dimitris Avramapulos referandumdan birkaç gün önce, oylamanın yürürlüktekileri değil, ilerde alınacak kararları ilgilendirdiğini söylemişti.

Bundan sonra ne olacak?

Mülteci paylaşımının çoğunluk kararıyla belirlenmesini gündeme getirmek kolay olmayacak. Alternatif olarak, AB Konsey dönem başkanı ve mülteci karşıtı Slovakya’nın önerdiği ‘esnek dayanışma’ formülü gösteriliyor. Bu öneriye göre mülteci almak istemeyen AB ülkesi para ödeyerek ya da başka tür destekte bulunarak bu yükümlülükten kurtulacak.

Macaristan Başbakanı Orban referandum sonucunu değerlendiriyor

AB mülteci politikasını değiştirecek mi?

AB’nin mülteci politikası Macaristan’daki halkoylamasından önce zaten değişmişti. İtalya ve Yunanistan’da biriken mültecilerin paylaştırılması uzun sürüyor. Bu iki ülkeye sığınan 160 bin yabancı arasında iltica talebinde bulunma hakkı olmadığı için paylaştırılması söz konusu olmayan kalabalık bir grup da bulunuyor. Avrupa çoktan ‘mülteciye kapanma’ politikası başlattı. Balkan rotası kapandı. Türkiye ile varılan mülteci geri kabul mutabakatı da Yunanistan’a geçmek isteyen mülteci adaylarının gözünü korkuttu.

Bütün bunlar AB açısından ne anlama geliyor?

Macaristan hükümeti AB’ye aşırı derecede kuşkucu yaklaşımıyla biliniyor. Ancak Macaristan AB’nin politikalarına ısınamayan tek üye ülke değil. Avrupa devletler topluluğunun uzun vadede AB’yi vatandaşlar karşısında temsil eden ve AB’yi halka anlatan üye ülkelere ihtiyacı var. Britanya’daki AB’den ayrılma kararında olduğu gibi, politikacıların milli çıkarlar ile Avrupa’nın çıkarları arasında çelişki yaratması durumunda halkın AB aleyhinde karar vermesi şaşırtıcı olmaz.

Önümüzdeki yılın önemli seçimlerinin nasıl sonuçlanacağı yol gösterici olacak. Mart ayında meclis genel seçimlerinin yapılacağı Hollanda’da popülist Gerd Wilders’in partisi anketlere göre oyunu arttırıyor. Wilders İslam’a cephe alıyor ve Hollanda’nın AB’den ayrılmasını istiyor. 2017 yılının nisan ve mayıs ayları Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçimiyle geçecek. Sağ popülist Marine Le Pen, cumhurbaşkanlığına seçilmesi durumunda AB üyeliğini halkın oyuna sunacağını açıkladı. Almanya’da da sağ popülist Almanya için Alternatif adlı partinin eylül ayındaki genel seçimlerden güçlenerek çıkması sürpriz olmayacak.

© Deutsche Welle Türkçe

DW, dpa/AG, BK