Ana Sayfa Blog Sayfa 6252

Televizyon ve radyoların kapatılması Almanya’da protesto edildi

Alman Gazeteciler Cemiyeti, Alman Gazeteciler Sendikası ve Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu’nun çağrısı üzerine, başkent Berlin olmak üzere Hamburg, Köln, Frankfurt, Stuttgart, Nürnberg ve Münih’te protesto gösterileri düzenlendi.

Eylemlere, Alman basın sendikaları ve partilerin yanı sıra işçi ve sendika temsilcileri ile çok sayıda göçmen örgütü destek verdi.

İMC’de yer alan habere göre, Köln’deki mitingde konuşan Alman Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Prof. Dr. Frank Überall, Türkiye’de gazetecilerin çok ağır şartlarda ama başları dik olarak çalıştıklarını söyledi.

Alman Gazeteciler Sendikası Federal Yönetim Kurulu Üyesi Peter Freitag ise, “Türkiye’de gazeteciler üzerindeki baskı darbe girişiminden önce içler acısı bir durumdaydı. 15 Temmuz sonrası ise ifade etmekte zorlanıyoruz” dedi.

Kılıçdaroğlu: İfade özgürlüğüyle muhalefetimiz daha da

Cumhuriyet gazetesi yazarı Pınar Öğünç, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu‘nun cezaevinde tutuklu bulunan Özgür Gündem Gazetesi Yayın Danışma Kurulu Üyesi Aslı Erdoğan’a destek amacıyla, her pazartesi ve cuma Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nin önünde tutulan “yazı nöbeti”ne destek verenlerle dün bir araya geldiğini aktardı. Kılıçdaroğlu’nun, Aslı Erdoğan gibi tek tek kişilerin vaziyetlerini daha da kötüleştirme riskini akıllarında tuttuklarını söylediğini belirten Öğünç CHP liderinin “İfade özgürlüğüyle muhalefetimiz daha da sertleşecek, ne yapacağız teslim mi olacağız” sözlerini köşesinde okuyucularıyla paylaştı.

Pınar Öğünç’ün AKP, kendini OHAL’e kaptırdı başlığıyla bugün ( 1 Ekim 2016) yayımlanan yazısı şöyle:

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan olağanüstü halin bir yıl uzatılsa dahi kâfi gelmeyeceğinden söz ederken İnsan Hakları Derneği OHAL’le geçen 50 günün bilançosunu yayımlamıştı. “40 bin gözaltı, 20 bin tutuklama yapıldı, 80 bin çalışan açığa alındı” diyordu rapor; üzerinden geçen birkaç gün listedeki kapatılan gazete, televizyon sayısını artırdı bile.

Yazar Aslı Erdoğan, Özgür Gündem’in 16 Ağustos’ta kapatılmasından üç gün sonra, Danışma Kurulu’nda yer aldığı gazetedeki yazıları sebebiyle tutuklanmıştı.

Bunu Yayın Yönetmeni Zana Kaya ve Yazıişleri Müdürü İnan Kızılkaya’nın, derken dilbilimci, yazar Necmiye Alpay’ın tutukluluğu izledi. Alpay da Özgür Gündem’in Danışma Kurulu’ndaydı.

O günlerden beri bulundukları Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nin önünde her pazartesi ve cuma nöbet tutuluyor, Özgürlükçü Demokrasi gazetesinde “yazı nöbeti” sürüyor. Dün, Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay isimleriyle yürütülen ifade özgürlüğü kampanyası içinde yer alan, destek veren bir grup kadın yazar CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’yla İstanbul’da buluştu.

Ekipte Ayşegül Devecioğlu, Aslı Tohumcu, Ayşegül Tözeren, Banu Güven, Müge İplikçi, Aslı Perker, Asuman Susam, Gönül Kıvılcım, Ilgın Sönmez dışında Aslı Erdoğan’ın annesi Mine Aydoslu da vardı. Şu an savcılıkta olan ve Özgür Gündem’le ilgili ana davayla birleştirilmek istenen dosyayla ilgili malumatı ise avukat Erdal Doğan verdi.

Böyle bir dönemde ana muhalet lideri olmak daha zor. Erdoğan ve Alpay özelinde başlayıp, genelde fecaat haldeki basın, ifade ve fikir özgürlüğüne dair talepler, dilekler Kılıçdaroğlu’nun önüne birbiri ardına dökülüverdi.

Toplumsal manzara ana muhalefetten beklentiyi, ilkesel tutarlılıktaki ısrarı artırıyordu. Özgür Gündem’in tutuklu müdürleri, destek babından yayın yönetmenliği yapanların süregiden davaları hatırlatıldı.

Kılıçdaroğlu bilhassa Erdoğan ve Alpay’ın adlarını yaptığı her uluslararası görüşmede andığını söyledi. Başbakan Binali Yıldırım ve Yardımcısı Nurettin Canikli’yle tutuklu yazarlar ve gazeteciler üzerine görüştüğünü aktardı. Meclis’in açılmasıyla birlikte tek tek bu isimlere dair özel oturum açma, araştırma önergesi verme sözü de verdi.

Darbe girişiminin ardından gelen “karşı darbe uygulamalarına”, OHAL’in uzatılmasına yönelik tepkisini dile getirirken “Beni endişelendiren şey şu: Hükümet OHAL’in, KHK’lerin cazibesine kapılmış durumda. Yetki bizde, ne güzel istediğimizi yapabiliyoruz, diye düşünüyorlar. Bu ciddi bir risk” demişti. Meclis’in açılmasıyla bu “riske” karşı durabilecek cürette, gündelik siyasetin sıradışı sayabileceği muhtelif sivil itaatsizlik eylemleri düşünüyorlar mıydı misal?

Bu tür eylemlerin ters teptiğinde Necmiye Alpay, Aslı Erdoğan gibi tek tek kişilerin vaziyetlerini daha da kötüleştirme riskini akıllarında tuttuklarını söyledi Kılıçdaroğlu. “Ama genel olarak ifade özgürlüğüyle ilgili muhalefetimiz daha sertleşecek” diye de ekledi, “Başka ne yapacağız, gidip teslim mi olacağız?”

HAZİRAN: Laiklik mücadelesini yükselteceğiz

ZEYNEP KURAY

Birleşik Haziran Hareketi’nin (Haziran) yurt genelinde yürüttüğü “ Laiklik Kazanacak” kampanyası kapsamında İstanbul Şişli Kent Kültür Merkezinde kitlesel bir forum düzenledi. CHP Milletvekili Ali Şeker, Cumhuriyet Gazetesi yazarı gazeteci Özgür Mumcu, direnişteki Avcılar Belediye İşçilerin konuşmacı olarak yerini aldığı forumda, gericiliğe karşı laikliği omuz omuza savunma sözü verildi. “Omuz omuza, yan yana duracağız, laiklik kazanacak”, “Haziran emek hareketidir” pankartlarının asıldığı toplantı salonunda açılış konuşması Haziran’ın Türkiye Yürütme Kurulu üyesi Levent Gümüş tarafından yapıldı. “Türkülerden korkuyorlar, yok artık dediğimiz şeyleri yapıyorlar” diyerek sözlerine başlayan Gümüş, “Kürdün, Türk ile eşit olduğunu düşünmek istemiyorlar. En çok da laiklikten korkuyorlar. O yüzden de laiklik savunucularına baskı yapıyorlar” dedi. Bu topraklarda yaşamak için cesaretli olmak gerektiğini ifade eden Gümüş, “ Gülmek devrimci bir eylemdir” diyerek, herkesi laiklik için omuz omuza mücadele etme çağrısı yaptı.

Gün laikliği kazanma günüdür

Kürsüye çıkan Cumhuriyet Gazetesi yazarı Özgür Mumcu, Haziran üyelerinin Kadıköy’de polis tarafından darp edilerek, gözaltına alınmalarına gerekçe edilen “ Gün, dinciliğin saltanatına karşı laikliği kazanma günüdür” başlıklı bildiriyi okudu. Mumcu sözlerini, “ Hep beraber siyasal İslamcıların açtığı parantezi kapatmamız dileğiyle” diyerek sonlandırdı.

Birinin ensar vakıfları var diğerinin ışık evleri

Mumcu’nun ardından Haziran Türkiye Yürütme Kurulu Üyesi Erkan Baş sözü aldı. Kadıköy’de bildiri dağıtırken polis tarafından feci şekilde darp edilen Haziran üyelerinin içinde yer alan Baş, Haziran’ın kararlı çizgilere sahip olan bir hareket olduğunu vurguladı. “ Bu inanç, bu kararlılık Gezi direnişinden alındı” diyen Baş, Haziran’ın sadece “biz” diyen bir hareket olmayan Haziran’ın yeni, genç ve dinamik bir hareket olduğunu söyledi. İktidara geldiğinden beri AKP hükümeti gericiliği övmekten, anlatmaktan hiç çekinmediğini hatırlatan Baş, iktidar savaşına giren AKP ve cemaat arasında hiçbir fark olmadığını da vurguladı. “ AKP ve cemaat hepsi halk düşmanıdır” diyen Baş, “ Biz bu iki güce karşı mücadele ettik. Gezi direnişi sırasında tam olarak örgütlenemedik ama hareketi kurduk. Her nefes alışımızı iktidar devirmek için kullandık. En küçük bir tereddüt yaşamadık çünkü arkamızda halk vardı” diye konuştu. Çok dinamik bir süreçten geçildiğine işaret eden Baş, Yenikapı diye adlandırılan ruhun emekçileri ve işçileri susturma ruhu olduğunu kaydetti. 10 gün önce dağıttıkları “ Laiklik kazanacak” bildirisinin önemine de değinen Baş, “ Özgür düşünceli insanlara tahammülleri yok. Birinin Ensar vakıfları var, diğerinin cemaat Işık evleri var” dedi. OHAL ile bu toplumun teslim alınamayacağını vurgulayan Baş, mücadeleyi her alanda yükselteceklerini kaydetti.

Yenikapı ruhuna teslim olmayız

CHP İstanbul Milletvekili Ali Şeker, 15 Temmuz Darbe Girişimi’ne değinerek sözlerini başladı. Darbe girişiminin suç ortaklarının birbirinden kurtulma savaşı olduğuna dikkat çeken Şeker, “ Çaldıklarıyla yetinmeyip, tek başına çaldıklarına sahip olmanın ihtirasıdır. Bu yaşananlar ve bunun karşılığında sanki bir kurtuluş savaşıymış gibi ilk okul çağındaki çocuklarımızı bile inandırmaya çalışıyorlar cumhurbaşkanının söylediklerine inanmayanların hain olduklarını söylüyorlar” dedi. Şeker, “ Çocuklarımızı zorla göndermeye çalıştıkları, evlerimizin kapılarının önüne kadar getirdikleri o Kuran kursları, o İmam Hatip Liselerine değil laik, demokratik eğitim yerlerin sayılarını çoğaltmalı ve çocuklarımızı oraya göndermeliyiz” diye konuştu. Şu anda Türkiye’deki demokrasinin dünyanın 97’inci sırada olduğuna işaret eden Şeker, “ Bir tarafta Suudi Arabistan ‘da olduğu gibi dinin yönettiği bir yapı, bir tarafta da Osmanlı’da olduğu gibi devletin dini tahakküm altına alıp yönettiği bir yapı. Türkiye bu ikisinin arasındaki bir yapıya hızla sürükleniyor. Bu ülkeden çekip gitmek yerine, bu ülkeyi bu gidişattan çekip çıkartacak bizleriz. Türkiye’nin yüzde 99’ü sömürülüyor. Biz işte bu mağdur kitlelere ulaşmamız lazım” dedi. Laikliğin önemine vurgu yapan Şeker, “ Laiklik din ve devletin birbirine karışmaması demek, laiklik, bilimin, aklın özgür kalması, prangalarından kurtulması demek” dedi. Yenikapı ruhuna teslim olmalarının mümkün olmadığını vurgulayan Şeker, gericiliğe karşı tüm halkı laikliğe sahip çıkmaya çağırdı.

Tarihin çağrısına cevap vermemiz yetiyor

Haziran Yürütme Kurulu Üyesi Merdan Yanardağ, “ Şirazesi dağılmış durumda ve bir korkunun egemen olduğu bir tünelin içinden geçiyor. Eğer Mahir Çayan’ın başka bir tarihsel kategori olarak ifade ettiği “suni devlet” kavramı bu dönem için son derece uygundur diye düşünüyorum. Suni bir denge var ve iktidar çok güçlüymüş gibi gözükse de gerçek öyle değil” dedi. Devrimciler, ilericiler olarak bu gerçeği halka göstermek ve aktarmak gerektiğini altını çizen Yanardağ, “ İki şey yaptılar bir kötülüğü toplumsallaştırdılar ki, korkuyu toplumsallaştırsınlar. Bizim de o nedenle iki şey yapmamız gerekiyor. Bir, kötülüğün karşısında iyiliği toplumsallaştıracak bir hareket ve atılım içinde olmalıyız, iki korkuyu kıracak, o suni dengeyi bozacak devrimci atılımı örgütlemeliyiz” diye konuştu. Muhalif TV ve radyoların kapatılmasına da tepki gösteren Yanardağ, darbenin yarattığı krizi bir fırsata çeviren AKP’nin kendi darbesini tamamlamaya çalıştığına dikkat çekti. “ Bu tarihsel dönemeçte ya biz yıkılmanın eşiğine gelmiş bu iktidar için gerekli mücadele aygıtlarını yaratacağız, ya da bu iktidarın kendisini yeniden inşa etmesine fırsat tanıyacağız” diyen Yanardağ, “ Bizim sadece tarihin çağrısına cevap vermemiz yetiyor, eğer biz tarihin çağrısına gerekli yanıtı veremezsek, tarihin cezasına razı oluruz AKP’nin gözlerimiz önünde yeniden kendi iktidarını inşa etmesine dolaylı da olsa katkıda bulunmuş oluruz” diye konuştu.

Muhalif basın susmayacak !

Yanardağ’ın ardından söz alan Cumhuriyet Gazetesi yazarı Selçuk Erez, laikliğin önemine vurgu yaptı. Kapatılan Hayat TV ‘den İsmail Cem Şimşek ise, AKP’nin muhalif TV ve yayınları kapatarak başkanlık sistemini dayattığını söyledi.” Hükümet ancak muhalif sesleri kısabildiği ölçüde gerici ve biat eden bir toplum hayalini hayata geçirebilirdi “ diyen Şimşek, biat eden bir toplum yaratmak isteyen hükümete izin vermeyeceklerini vurgulayarak muhalif basının susmayacağını altını çizdi.

Direnişteki Avcılar Belediye işçilerinin kürsüye çıktığı forumda, alkışlar eşliğinde laikliği omuz omuza savunma sözü verildi.

 

Gazetecilerden Bakanlar Kurulu’na çağrı: Bu hatadan dönün

FATİH KIYMAN

Geçtiğimiz hafta Hayatın Sesi TV, Denge TV, Jiyan TV, Zarok TV ve Van TV’nin de aralarında bulunduğu 12 TV ve 11 Radyo Kanalının TÜRKSAT yayınının durdurulması ile ilgili olarak Türkiye Gazeteciler Sendikasında basın toplantısı düzenlendi. Toplantıda Türkiye Gazeteciler Sendikası, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve DİSK Basın-İş Başkanlarının yanı sıra Hayat’ın Sesi TV, İMÇ TV, TV 10, Özgür Radyo temsilcileri söz aldı. Toplantıdan saatler sonra gerçekleşecek Bakanlar Kuruluna, basın ve ifade özgürlüğünün ölüm fermanı niteliğinde olan bu hatadan dönülmesi için çağrı yapıldı. Yapılan açıklamalardan satır başları şu şekilde:

İMC TV Genel Yayın Koordinatörü Eyüp Burç: “Bildiğiniz gibi bu yılın Şubat ayında TÜRKSAT yayınımız kesilmesine rağmen yayınımızı sürdürüyoruz, fakat alınan bu karar uygulanırsa gelip kapımıza mühür vuracaklar. Toplamda 23 kanala yönelik bu karar şunu gösteriyor; kapatılan kanallara bakıldığında gerçekten demokratik kesimlere yakın kanallar oldukları göze çarpıyor. Jiyan TV’nin UNESCO tarafından yok olmakta olan diller listesine alan Zazaca dilinde yayın yapan tek kanal olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda, kararı Kürtlere verilen bazı demokratik – insani haklardan vazgeçme çabasının bir işareti olarak görmek gerekiyor.

Bir darbe girişimi oldu, bastırıldı ve otoriter bir oluşuma gebelik etti. Kendine ilk hedef olarak da demokratik kesimleri seçti. Biz her şekilde direneceğiz ve yalnız bırakılmamız gerektiğini buradan bir çağrı olarak ifade etmek istiyorum.”

Hayat’ın Sesi TV Program Koordinatörü Arif Koşar: “15 Temmuz sonrası süreçte yaşadıklarımız, aslında darbe gerçekleşseydi hayata geçecek bazı uygulamaların bizzat yaşama geçirilmiş hali. Darbe girişiminin başarısız olmasında AKP’nin ne kadar etkisi varsa, burada bulunan kurumların da en az onun kadar etkisi olduğunu düşünüyorum. Ama sanki darbe girişimi başarılı olmuşçasına çeşitli uygulamalara maruz kalıyoruz. Darbe girişimi başarılı olsaydı sıkı yönetim ya da OHAL ilan edilecekti, binlerce öğretmen ve kamu çalışanı açığa alınacaktı. Barış için imza atan akademisyenler mutlaka görevden alınacaktı. Gazeteciler bugünküne benzer şekilde kapatılacaktı. Hayat’ın Sesi mutlaka kapatılacaktı ve burada bulunan 23 radyo ve televizyon mutlaka kapatılacaktı. Darbeye karşı çıktığını iddia eden ve darbe sonrasında darbecilere karşı yapıldığı iddia edilen kapatmalar abesle iştigaldir. Bugünkü Bakanlar Kurulu’nda yapılan bu hatadan dönülmesini bekliyoruz.

Eğer Türkiye’de biraz basın özgürlüğünden söz edilecekse, eğer az buçuk demokratik kırıntılardan söz edilecekse bu kanalların, bu yayın organlarının Türkiye’de var olmaya devam etmesi gerekir. Aksi takdirde basın özgürlüğünün ortadan kalktığını açıkça ilan etmek gerekir.”

Özgür Radyo’dan Programcı Sinan Gerçek: “1995’ten beri yayıncılık yapıyoruz ve yayın hayatımız boyunca 5 defa kapatıldık. Her seferinde daha güçlü döndük. Kapatmaya karşı radyomuzda bir özgürlük nöbeti başladık. Aslında buradan izleyicilere ve dinleyicilere bir çağrım olacak. Tek sesli bir ülke istemiyorlarsa radyolara ve televizyonlara sahip çıkmalılar.”

Basın-İş Genel Başkanı Faruk Eren: “Uzun bir süredir, aslında 15 Temmuz darbesinden önce de gazetecilere ve kuruluşlara baskılar vardı. İMÇ’nin Şubat’ta TÜRKSAT’tan atılması son derece hukuksuz bir şeydi. Yine korkunç baskılar vardı, gazetecilere davalar açılıyordu. Yayın organlarına kayyum atanıyordu. Ancak 15 Temmuz sonrasında bu iş tahammül edilemez hale geldi. Bu basın tarihinin en vahim olayıdır. Daha önce böyle bir şey hiç yaşanmadı. Biz Basın-İş olarak bu kararın derhal geri çekilmesini talep ediyoruz.

Sorun sadece bu kadar da değil; hapishanelerde 100’ün üzerinde meslektaşımız var. Yargılanmaları gerekiyorsa da tutuksuz yargılanmalarını istiyoruz. Basın ve ifade özgürlüğü önündeki tüm engellerin kaldırılmasını istiyoruz.”

Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı Uğur Güç: “AKP Hükümeti darbe süreci sonrasında demokrasiyi değil otoriterliği seçti. 15 Temmuz öncesinde 7 bin kadar gazeteci işsizdi. Bugün bu kapatılan radyo ve televizyonlardaki emekçilerin de katılımıyla darbe sonrasında 3 bine yakın işsiz gazeteci olacak. Toplamda sektörün üçte biri işsiz kalıyor demektir. Ülkede 30 – 35 bin civarı gazeteci var, bunun içerisinde 10 bin kişinin işsiz kalması en büyük sorunlardan biridir.

Aynı zamanda hükümet hata yaptım diyor, Binali Yıldırım hata yapabiliriz diyor. Bence bu 23 kuruluşun kapatılması büyük bir hatadır. Bildiklerini zannediyoruz ama hatırlatmakta fayda var. Özgürlük ve demokraside temel dayanak basın, fikir ve ifade özgürlüğüdür. Bunun olmadığı toplumlar maalesef demokratik toplumlar değillerdir. Bunun için bu hatadan dönmeleri toplanan Bakanlar Kuruluna çağrı yapıyoruz.

RTÜK’ün telefon numaraları var. Dinleyicilerin, izleyicilerin de kanallarına sahip çıkması için çağrıda bulunuyoruz. RTÜK’ün telefon numarası 444 1 178. RTÜK’e telefon açarak bu kararı protesto etmelerini istiyoruz. Biz basın ve ifade özgürlüğünü savunmaya, mesleğimizi savunmaya devam edeceğiz.”

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Turgay Olcayto: “Gazeteciler ve yazarlar bilirsiniz ki hep geleceği gören insanlardır. Buraya gelmeden eski yazılara baktım. Özellikle demokrasi ve barış üzerine yazılara baktım. Pek çok uyarıda bulunulmuş o zamanlar. Askeri vesayet gitti ama sivil vesayet geliyor uyarıları yapılıyor, ‘yok canım demokrasi var’ deniyordu. Şimdi 15 Temmuz’u yaşadık. Bu süreçte alanlara insanlar doldu, demokrasi için hep beraber birlikteyiz dediler. Ama bakıyoruz tam tersine bütün kurum ve kuruluşlarıyla çalışması gereken demokrasi bugün ülkede mevta durumda.

Toplanan Bakanlar Kurulu umarım uyarılarımızı dikkate alır. Demokrasinin olmadığı, çok sesli değil, tek sesli bir ülke imajından kurtulmalıyız. Bu imaj zaten giderek gerçeğe dönüyor. Biz çok sesli bir toplum istiyoruz, her şey tartışabilelim istiyoruz. Gazeteciler özgürce yazabilsin istiyoruz. Gazeteci suç işlediği zaman yargılarsınız, fakat tutuksuz yargılarsınız. Türkiye’nin çok değerli iki yazarı şu an hapishanede biliyorsunuz; Aslı Erdoğan ve Nezihe Alpay. İşin üzücü yanı ana akım medyada bu konuda hiçbir kıpırtı ya da dayanışma olmaması. Bir gün kendi başlarına da geleceğini düşünmüyorlar. Fakat bu rejimler böyledir. Önce muhaliflerini yer ama sonra yakındakileri de yemeye başlar. Biz bu dayanışmayı sonuna kadar sürdüreceğiz.”

TV 10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin: “Türkiye’de basın-yayın özgürlüğüne ilişkin bu girişimin ne ilk ne son olduğunu biliyoruz, çünkü bu geçmişte de yaşandı. Zaten basın kurumları üzerinde ciddi baskılar var, çalışırken oldukça zorlanıyoruz. Örneğin, Maraş’taki mülteci kampına ilişkin yaptığımız yayınlarda büyük zorluklar çektik. Yayın araçlarımız engellendi, kameralarınıza el konulmak istendi. Ancak bu son yaşanan durum, toplumun farklı renklerinin, farklı seslerinin kesilmesi, ağızlarına bant vurulması anlamına geliyor.

Alevi toplumunun kendilerini ifade etme mecraları oldukça az. Onların sorunlarını, gündemlerini ele alan bir TV kanalıyız. Dolayısıyla bu yaklaşımı aynı zamanda Alevi toplumuna yaşam hakkı tanımayan bir yaklaşım olarak değerlendiriyoruz. Toplumun sinir uçlarının her gün biraz daha sivriltilmeye çalışıldığını düşünüyoruz. Türkiye demokratik muhalefetinin çok ciddi bir tutum takınması gerektiğini düşünüyoruz. İnanıyoruz ki Türkiye kamuoyu buna izin vermez, müdahalede bulunur. Muhalefet partilerinden ciddi beklentimiz var. Bu konuda ciddi bir irade koymazlarsa ne zaman koyacaklar? Hükümetin bunu bir önce düzeltmesini bekliyoruz.”

Usta sanatçılardan hükümete YÖN Radyo tepkisi

Aralarında Arif Sağ, Yavuz Top, Erkan Oğur, Sabahat Akkiraz, Edip Akbayram, Muharrem Temiz, Özdemir Erdoğan, Cahit Berkay, Sadık Gürbüz, Mazlum Çimen, Rahmi Saltuk ve Onur Akın’ın da bulunduğu sanatçılar ortak bir açıklama yaparak Türküler Kapatılamaz dediler.

Ortak açıklama şöyle:

“Yön Radyo, ülkemizin en ortak değeri olan Türkülerin sesidir. OHAL gerekçe gösterilerek Yön Radyo hakkında kapatma kararı vermek biz sanatçıların da sesinin kesilmesi anlamına gelmektedir. Bizler aşağıda imzası olan sanatçılar, bu haksız, yanlış kararın kabul edilemez olduğunu belirtir, derhal düzeltilmesini talep etmekteyiz.

Kılıçdaroğlu: Yön Radyo’nun sahibi CHP’li ama kapatıldı

Türküler Kapatılamaz”

Arif Sağ- Erkan Oğur- Sabahat Akkiraz- Yavuz Top- Erdal Erzincan- Edip Akbayram- Özdemir Erdoğan- Onur Akın- Muharrem Temiz- Hüseyin Turan- Ali Rıza Binboğa Cahit Berkay- Rahmi Saltuk- Ahmet Koç- Ender Balkır -Burhan Şeşen- Hilmi Yarayıcı- Tolga Sağ- İsmail Hakkı Demircioğlu- Sadık Gürbüz- Aynur Haşhaş- Leyla Ünver- Gülay- Mazlum Çimen- Beyhan Aksoy- Ali Haydar Timisi- Bahar Alkaya- Nilüfer Akbal- Adile Yadırgı- Güler Gültekin- Atilla Meriç- Kemal Kaplan- Nurdan İpek- Pınar Aydınlar- Coşkun Demir- Aynur Güneş- Fırat Başkale- Cihan Çelik- Hüseyin Uğurlu- Yaşar Aydın-Eda Doğanay-Nurettin Güleç-Tunay Bozyiğit

Belediye ‘gönül rahatlığıyla uyuyabilirsiniz’ dedi, sabah çöktü

Apartmanın yıkılmaması büyük bir şansken, vatandaş çökmeden önce “Bir şey olmaz gönül rahatlığıyla uyuyun” diyen yetkililere tepkili.

Mamak’ta NATO Yolu üzerindeki 508. Cadde’de bulunan Rüzgar Apartmanı’na ait istinat duvarı ve otopark alanının yarısı, yan tarafta temeli kazılan inşaat çalışması nedeniyle önceki gün çöktü. Sabah saatlerinde büyük bir gürültüyle çöken otopark ile apartman arasında ise yalnızca 5 metre bulunuyor. Olayı Evrensel’e anlatan apartman sakinleri ise durumu da bir gün önce belediyeye ve inşaat sahiplerine bildirdiklerini ancak hiçbir önlem alınmadığını belirtiyorlar.

Apartmanda oturan Cemil Ertürk, göçükten önce yetkilileri uyardıklarında Mamak Belediyesi İmar Müdürlüğü’nün kendilerine “Bir şey olmaz. Gönül rahatlığıyla evinizde uyuyabilirsiniz” dediğini söyledi. Ancak huzurla uyuyun denilen gecenin sabahına büyük bir gürültüyle uyandıklarını dile getiren Ertürk, çökme üzerine gelen belediyenin apartmanlarını mühürlediklerin söyledi. Belediyenin 5 gün dışarıda kaldıkları sürede masraflarını karşılayacağı yönünde açıklama yaptığını aktaran Ertürk, ne belediye ne de inşaat sahiplerinin ihmali üstlenmediğini dile getirdi. Ertürk 10 katlı apartmanda yaklaşık 100 kişinin mağdur olduğunu ifade etti.

Nobel Tıp Ödülü Japon Yoshinori Ohsumi’nin

Japon hücre biyoloğu Oshumi’nin hücrenin kendi kendini yenilemesi anlamına gelen “otofaji mekanizmaları” keşfinden dolayı ödül aldığı açıklandı.

Yoshinori Ohsumi, parkinson ve bazı kanser hastalıklarının tedavisindeki araştırmaları nedeniyle layık görüldü. 
The Guardian’ın haberine göre Ohsumi, yaptığı keşfin vücudun zehirin etkisini nasıl gidereceği ve kendisini nasıl tamir edeceği konusunda ödülü kazanırken, Japon hücre biyoloğu “otofaji mekanizmaları” için 8 milyon İsveç kronu yani 718 bin Euro alacak.

Otofaji, hücre içi makro moleküllerin ve organellerin bir kesecik içine alınarak lizozomlara yönlendirilmesi ve lizozomla birleşerek burada parçalanmasına yol açan bir mekanizmadır.
Ayrıca otofaji, kelime anlamı olarak kendi kendini yeme anlamına gelir ve hücrenin açlıkla karşılaştığı fizyolojik koşullarda, besin elde etmek için hücre içindeki yapıları nasıl parçalandığını ifade ediyor.

1974 yılında Tokyo Üniversitesi’nde doktorasını tamamlayan Yoshinori Ohsumi,New York’taki Rockefeller Üniversitesi’ndeki üç yıllık döneminden sonra Tokyo’ya dönerek 1988 yılında oluşturduğu çalışma ekibiyle araştırmalarını sürdürdü.

Yoshinori Ohsumi 2009 yılından beri Tokyo Teknoloji Enstitüsü’de profesör olarak çalışmalarını sürdürüyor. (HABER MERKEZİ)
 

 

Özgür Gün TV ve Özgür Gün Radyo mühürlendi

Daha önce yayını TÜRKSAT’tan çıkarılan ve yerelde yayınına devam eden Özgür Gün TV ile Özgür Gün Radyo mühürlendi. 

Özgür Gün TV ile Özgür Gün Radyo akşam saatlerinde polis ve maliye memurları tarafından demirbaş sayımı yapıldı. Sayımın ardından TV ve radyo kapısı mühürlendi. (DİHA)

Jiyan TV, Zarok TV ve Azadi TV’de mühürleme işlemi yapılıyor

İMC TV çalışanlarının sarı basın kartları da iptal edildi

Hayatın Sesi çalışanlarının basın kartı iptal edildi

Jiyan TV, Zarok TV ve Azadi TV’de mühürleme işlemi yapılıyor

Başbakanlık talimatıyla ekranları karartılan 12 TV kanalı arasında yer alan Jiyan TV ile Zarok TV’nin binalarına gelen polis ve maliye memurları işlem yapıyor. 

Jiyan TV ve Zarok TV çalışanları polis tarafından dışarıya çıkartılırken, kanallarda bulunan eşyaların televizyon yöneticileri eşliğinde sayımı yapılıyor.

Özgür Gün TV ve Azadî TV’de de polis ile maliye memurları sayım yapıyor. TV’lerin binalarında bulunan demirbaşlara el konulacağı kaydedilirken, kapılarının mühürleneceği öğrenildi. 

Arama devam eden Özgür Gün TV’yi HDP Diyarbakır Milletvekili Feleknas Uca ziyaret etti. (Diyarbakır/EVRENSEL) 

(Fotoğraf: DİHA)

Kapatmalar Londra Türkiye Elçiliği önünde protesto edildi

Türkiye’de AKP Hükümeti tarafından KHK”ye dayanılarak 12 televizyon kanalı 11 radyoyu kapatılması Lonrda Türkiye elçiliği önünde protesto edildi. Türk ve Kürt Toplumu Dayanışma Merkezi DAY-MER’in çağrısı ve Demokratik Güç Birliğinin desteği ile yapılan eylemde “Özgür basın susturulamaz” “Saldırılara inat yaşayacak hayat” sloganları atıldı. 

Bazı İngiliz sendikalarının ve Gazeteciler Sendikası NUJ’in de elçilikle görüşme talebinde bulunarak Türkiye’de basın üzerindeki baskıların son bulmasını isteyecek. (Londra/EVRENSEL)