Ana Sayfa Blog Sayfa 6255

IŞİD mağduru kadınlar için enstitü

Almanya, IŞİD’in şiddet, cinsel istismar ve tacizine maruz kalan Êzidî, Hristiyan ve Şii kadınların Irak’ın Dohuk kentinde tedavi olabilmesi için bir proje başlatıyor. 

Projenin ilk ayağında Almanya’nın Baden Württemberg Eyaleti, 2015 yılında çoğu Şengal Bölgesi’nden çok sayıda Êzidî ve Hristiyan kadını Almanya’ya getirerek travma tedavisi sunmuştu. 1100 kadın Almanya’ya gelerek travma tedavisi görürken, projenin ikinci ayağı başlıyor. 

Kadınlara yerinde tedavi hizmeti sunulması amacıyla Dohuk’ta bir enstitü kuruluyor. Baden Württemberg eyaletinin başlattığı, dört yıl sürecek projenin sorumlusu Villingen-Schwenningen Yüksek Okulu’ndan psikolog Jan İlhan Kızılhan DW Türkçe’ye yaptığı açıklamada, Almanya’ya tedavi amacıyla getirilen kadınların yaşadıkları travmanın yanı sıra bir de uyum sorunu yaşadığını, bu nedenle amaçlarının travma yaşayan kadınları yerinde tedavi etmek olduğunu vurguladı.

600 TERAPİST YETİŞTİRİLECEK

Kızılhan, “Dohuk’taki üniversiteye bağlı olacak bu enstitüde savaş ve kriz bölgesinden kaçan Êzidî, Hristiyan ve Şii kadınlara travma tedavisi sunabilecek psikoterapistler yetiştirilmesi hedefleniyor” dedi. 
Amaçlarının orta vadede Dohuk ve çevresindeki mülteci kampları ve hastanelerinde savaş mağduru kadınlara travma tedavisi sunulması olduğunu söyleyen İlhan Kızılhan, “Bu terapistler şiddet ve cinsel istismar mağdurlarına ana dillerinde, kültürlerinde eğitim verecek. Hedef on yıl içinde bin 600 terapist yetiştirmek” dedi. (DIŞ HABERLER)

Polonya’da kadınlar greve gidiyor!

Polonya’da zaten kısıtlı olan kürtaj hakkının ortadan kaldırılmasına yönelik devlet politikalarına karşı bir süredir mücadele eden kadın örgütleri ve kadın çalışanlar yarın ülke genelinde greve gidiyor.

Çoğunluğu Katolik olan Polonya’da kadın çalışanlar zaten sınırlı olan kürtaj yasalarının daha da kısıtlanmasına karşı mücadele veriyor.  

Ülkede mevcut yasalara göre kürtaj; tecavüz ve fetüsün hayatının tehlikede olması durumlar haricinde yasak. Bu istisnaların dahi ortadan kaldırılması için yasal düzenlemenin önerildiği Polonya’da kadınlar yasaları çiğnediği koşulda beş yıla kadar hapis cezasına çarptırılabiliyor. Hükümet bu konuda yasal bir düzenleme yapmayı düşünüyor.

Bu duruma karşı yarın grev yapacak olan kadınların 60 kentte sokaklara çıkması bekleniyor. 

Eylemin çağrı metninde; “Siyah protesto Polonya’da kadınların hayatta kalma ve sağlık hakkını savunmak için düzenleniyor. Bizler; güvenilir bir cinsellik eğitimi, doğum ve etkili tüp yöntemleri talep ediyoruz. Katı kürtaj yasalarına karşıyız” denildi. (DIŞ HABERLER)

ABD, Rusya ile Suriye’de ateşkes görüşmelerini askıya aldı

ABD Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Suriye konusunda Rusya’yla sürdürülen ikili ilişkilerin resmi olarak durdurduğunu açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü John Kirby, “ABD, Rusya’yla ateşkes anlaşmasının sürdürülmesi için kurulan ikili kanallardaki katılımını askıya alıyor” dedi.

Bu sabah bir açıklama yapan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, nükleer silah yapımında kullanılabilecek düzeyde zenginleştirilmiş fazla plütonyumu imha etmek için ABD’yle 2000 yılında varılan anlaşmayı askıya aldığını açıklamıştı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan resmi bir açıklamada, Obama yönetiminin ABD ve Rusya arasındaki ilişkilerin gerilmesi ve güvenin bozulması adına elinden gelen her şeyi yaptığı savunulmuştu. (DİHA)
 

FARC’tan açıklama: Barışı düşleyen Kolombiya halkına…

Kolombiya Hükümeti ile Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri-Halk Ordusu (FARC-EP) arasında imzalanan ve 52 yıllık çatışmayı sona erdirmesi beklenen barış antlaşmasının referandumda reddedilmesinin ardından FARC, kısa bir açıklama yayınladı. 

Açıklamanın tamamı şöyle: “Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri-Halk Ordusu kin ve nefret ekenlerin yıkıcı gücünün Kolombiya halkının kararını etkilemiş olmasından dolayı derin üzüntü duymaktadır. 

Bugün ortaya çıkan sonuçlara göre siyasi bir hareket olarak zorluklarımız hâlâ büyük ve kalıcı barışı inşa etmek için daha güçlü olmamız gerekiyor. 

FARC-EP barış iradesini sürdürmekte ve geleceğin inşasında silah olarak sadece sözü kullanma isteğini yinelemektedir. 

Barışı düşleyen Kolombiya halkı bize güvensin

Barış kazanacak” (DIŞ HABERLER)

Kolombiya’da barış anlaşması referandumda reddedildi

BBC Türkçe’nin haberine göre 52 yıllık savaşı bitirmek için atılan en ciddi adım olan anlaşma, Kolombiya hükümeti ile FARC gerillaları arasında süren 4 yıllık bir müzakere süreci sonunda, geçen hafta Küba’nın başkenti Havana’da imzalanmıştı.

Anlaşmanın yürürlüğe girebilmesi için ise referandumda onaylanması gerekiyordu.

Katılım oranının yüzde 37’de kaldığı referandumda 13 milyon seçmen oy kullandı. Anlaşmaya “hayır” diyenlerin sayısı, “evet” diyenlerden yaklaşık 63 bin fazla oldu.

Kolombiya’da 52 yıllık savaşı bitiren anlaşma imzalandı

Anlaşmanın reddedilmesinin ardından barış sürecinin geleceği belirsiz.

SANTOS: BARIŞ İÇİN MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ

Referandumun sonucu, “anlaşmadan başka bir B planı yok diyen” Cumhurbaşkanı Juan Manuel Santos açısından büyük darbe olarak görülüyor.

Sonuçların açıklanmasının ardından halka seslenen Santos, mevcut ateşkesin hâlâ yürürlükte olduğunu söyledi ve “Pes etmeyeceğim” dedi.

Santos müzakerecilere, Küba’ya giderek FARC liderleriyle bir sonraki adımı konuşmaları emrini verdiğini de belirtti.

Kolombiya’da gerillanın silahlı son konferansı! 

“Timoşenko” olarak bilinen FARC lideri Timoleon Jimenez de, savaşa son getirmeye kararlı olduklarını açıkladı.

FARC, referandum öncesinde de mağdurlara tazminat ödeyeceğini duyurmuştu.

Farc 52 yıllık savaşın ardından silah bırakıp siyasi parti kurarak 6 ay içinde sivil siyasi sürece katılmayı planlıyordu.

297 sayfalık barış anlaşması, referandum sonucunda da ortaya çıktığı üzere Kolombiya’yı sert şekilde ikiye bölmüştü.

“Hayır” kampanyasının başını çeken eski Cumhurbaşkanı Alvaro Uribe, mevcut hükumeti FARC’a çok yumuşak davranmakla suçluyordu.

FARC gerillalarına hapis cezası verilmesi gerektiğini savunan Uribe, gerilların siyasi sürece katılımına da karşı çıkıyordu.

Kolombiya’da ateşkes imzalandı:Bugün savaşın son günü olsun

Uribe hayır oyu çıkarsa hükümetin müzakere masasına geri dönmesi gerektiğini söylemişti.

Eski başkan yardımcısı Francisco Santos da anlaşmaya karşı çıkan kamptaydı.

Santos referandum sonucu hakkında “Bu daha kapsayıcı ve istikrarlı bir barış için kazanılmış bir zafer” yorumunu yaptı.

 Kolombiya barış süreci: Umutlu başlangıç, liderlik, kısıtlar

Büyük Soğuk Savaş mücadelelerinin sonuncusu olan çatışmalar Kolombiya’da yaklaşık 260 bin kişinin ölümüne, 6 milyon kişinin de evlerinden olmasına yol açmıştı. (DIŞ HABERLER)
 

İbadi: Musul operasyonuna hiçbir yabancı güç katılmayacak

Haydar El İbadi’nin Musul operasyonuna hiçbir yabancı gücün katılmayacağı ifadeleri, Iraklı Kürt medyasınca Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a “yanıt” olarak yorumlandı.

K24,  “Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Musul operasyonuna ilişkin olarak yaptığı konuşma üzerine Irak Başbakanı Haydar İbadi açıklama yaparak yabancı hiçbir gücün Musul operasyonuna katılmayacağını söyledi” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın TBMM’deki konuşmasında Musul’a yapılacak bir operasyonun Musul’un batısındaki nüfusu çoğu Türkmen olan Telafer’i de etkileyeceğini anımsatarak “Türkiye olarak masanın dışında kalamayız” dediğine dikkat çekildiği haberde şöyle devam edildi:

 “Irak Başbakanı Haydar İbadi bir çok defa Türkiye’nin askeri güçlerini ‘Irak topraklarından’ çekmesini istemiş, en son ABD’de düzenlenen BM zirvesinde Türkiye’ye bu konuda baskı yapılmasını istemişti.”(ANKA) 
 

Biat etmeyen açlıkla tehdit ediliyor

CHP, EMEP,  ÖDP, KESK, MERÇEP, ADD. Dikilitaş Derneği, Piribaba Kültür ve Dayanışma Derneği ve Hacı Bektaş Vakfı Merzifon Şubesinin oluşturduğu Merzifon Demokrasi Platformu, OHAL uygulamalarına ve kamuda yaşanan görevden almalara karşı açıklama yaptı.

Cumhuriyet Meydanı’nda gerçekleşen eylemde sık sık “Tek adam değil demokratik Türkiye”, “Özgür basın susturulamaz”, “Laiklik kazanacak, halk kazanacak” sloganları atıldı. Ortak açıklamayı yapan CHP Gençlik Kolları İlçe Yöneticisi Doğancan Gül, iktidarın “Darbecilerle mücadele” adı altında emekçilere, işçilere, toplumsal muhalefete bedel ödettiğini söyledi. OHAL ve KHK’ler ile gerçekleşen saldırı dalgasından muhalif tüm güçlerin de payına düşeni aldığını belirten Gül, “AKP’li olmayan, AKP’nin politikalarını benimsemeyen herkes  kokteyl gerekçelerin öne çıktığı kanun hükmünde kararnamelerle FETÖ torbasına doldurulup açığa alınıyor, ihraç ediliyor. AKP iktidarı ülkede uyguladığı politikalar ile AKP’li olmayan AKP’nin politikalarına biat etmeyen herkesi cezaevi, işsizlik ve açlıkla tehdit ediyor” dedi. (Amasya/EVRENSEL)

 

Demirtaş: OHAL darbecilere değil halka karşı uygulanıyor

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Muharrem ayı orucunu açmak için düzenlenen lokma dağıtımına katıldı. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği tarafından Batıkent Cemevi’nde düzelenen lokmaya Demirtaş’ın yanı sıra HDP’li vekiller Müslüm Doğan, Nimetullah Erdoğmuş ve Gülser Yıldırım ile Alevi örgütü temsilcileri de katılırken, yüzlerce yurttaş da hazır bulundu.

‘KERBELA GÜNÜMÜZDE DE DEVAM EDİYOR’

Burada kısa bir açıklama yapan Demirtaş, 1400 yıllık bir acının, adaletsizliğin bütün tarih boyunca devam ettiğini belirterek, şunları söyledi: “Kerbelâ’da Yezid anlayışı ile haktan ve hakkaniyetten yana olan anlayışlar karşı karşıya geldi. Bugün dünyanın her yerinde halen devam eden asıl mesele budur. İktidarı uğruna haktan ayrılmak ve adaletten ayrılmak ve kendi hırsları adına masum insanların ölümüne fetva vermek büyük bir trajedi olarak günümüzde de devam ediyor. Fakat Yezidler var diye bizler de Kerbela şehitlerinin onurlu duruşu gibi kendi duruşumuzu sürdürmeyeceğiz diye bir şey yok. Yezidler her dönem var, gelecekte de olacak ama Kerbelaâ’da her şeye rağmen bir öğreti, bir anlayış bir duruş hayata geçirildi: Zulüm ne kadar büyük olursa olsun teslim olmamak. Aynı zamanda karşıdaki zalim ne kadar zalim olursa olsun diyalog kapısını kapatmamak. İnsanlar yaşamını yitirmesin diye barış elini bir an olsun indirmemek ve çözüm arayışını sürdürmek.”

‘İNSANLARIN İNANCINI SORGULAMAK DEVLETİN İŞİ DEĞİL’

Demirtaş, Türkiye’de farklı inançlara mensup milyonlarca yurttaşın olduğuna ve her inanca mensup yurttaşların yaşam tarzları ve ibadetleri olabileceğine işaret ederek, “Kim neye nasıl inanıyorsa onun gibi yaşar, ona uygun bir şekilde yaşamını sürdürür. Bu aynı zamanda demokratik bir çerçevede laikliğin uygulanmasıdır. Onu uygulamayan toplumlar ve ya laiklik adı altında tekçiliği dayatan toplumlar birbiri ile iç savaş yaşayan toplumlardır. Türkiye gibi çok dinli, çok inançlı bir toplumda bizim için hem radikal demokrasi hem de laiklik olmazsa olmazdır. Çünkü Muherrem Orucu nedeniyle bir kez daha Türkiye’deki tekçi anlayış bariz bir şekilde ortaya çıkıyor. Devlet dini ve devlet dayatması çok net bir şekilde ortaya çıkıyor. Muharrem Orucu 12 gün boyunca devam edecek, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Ramazan orucu gibi bir programı var mı? Yok. 20 milyondan fazla Alevi yurttaş yaşıyor bu ülkede. Yurttaşlarımızın inançları böyle ve bu yurttaşlarımız vergi de veriyor. O halde Alevi yurttaşlara da hizmet edin. Herkese eşit adil bir hizmet üretin ya da ‘biz adaleti yaymaya çalışıyoruz’ demeyin. Bu büyük bir hatadır. İnsanların inancını sorgulamak devletin işi değildir” diye konuştu.

Alevi yurttaşların ikinci sınıf yurttaş olarak görülmesinin kabul edilir olmadığına vurgu yapan Demirtaş, “Devlet kurumlarında kendinden olmayan herkese tasfiye operasyonu, yok etme anlayışı kaosu büyüten budur” dedi.

‘OHAL DARBECİLERE DEĞİL HALKA KARŞI UYGULANIYOR’

Bakanlar Kurulu’nca OHAL’in 3 ay uzatılmasına tepki gösteren Demirtaş, “Amacı ne? Darbe ile mücadele ise parlamento açık, getir darbe ile ilgili kanunları birlikte çıkaralım. Derdin başka, senin derdin darbe ile mücadele değil. Darbeciler 12 yıl senin kol kola yürüdüğün arkadaşlarındı. HDP’de darbeci yok ama OHAL’i bize karşı, halka karşı uyguluyor. Tek bir gösteri yapılamıyor. Sadece Erdoğan’ı övücü gösterilere izin veriliyor. Muhalefetin sokağa çıkması yasak. Cenaze töreni, anma yapmak yasak. Suruç’ta DAİŞ barbarlarının katlettiği gençleri anmak yasak. Ama bugün çıkan Tayyip Erdoğan posterini elinize alın polisler sizi omuzlarında taşır. OHAL’i de bize muhalefete karşı, bu düzene boyun eğmeyen adaletten barıştan yana olanlara karşı uyguluyorlar. Bu da kabul edilir değildir” diye kaydetti.

‘YEZİD ANLAYIŞINA BOYUN EĞEN, ZULME ORTAK OLUR’

Demirtaş, şöyle devam etti: “İnsanlar ölümü göze alarak seni protesto ediyorlar. Buna karşı sokaklarda haklarını arıyorlar. Adil bir düzen kurmadığınız için arayacaklarda. Geçmişte var olan adaletsizliğin adaletsizlik bindirdiniz. Zulmün üstüne zulüm bindirdiniz. Bizler toplumun ezilen kesimleri bir arada mücadele etmek zorundayız. Bu gibi durumlarda mevcut ezen Yezid anlayışına boyun eğen zulme ortak olur. Direnmek lazım. Kimin elinden ne geliyorsa; hiç değilse bütün yaptıklarını kabul etmediğimiz, doğru bulmadığımız her fırsatta göstermek zorundayız. Toplum üzerinde korku ve panik havası yaymaya çalışıyorlar. Doğru koşullar kolay değil ama ben buradan tekrar çağrımı yeniliyorum: Biz halk olarak Türk, Kürt, Alevi Sunni demeden kim ki vicdanlı ve ahlaklı kim ki şu düzen iyi bir düzen değil diyorsa elini taşın altına koyup direnmelidir. Direnişi de kimsenin öyle sağa sola çekmesine gerek yok zulme karşı direniş her yerde dimdik durmaktır. Onurlu bir ülke için bedel ödeyenlerden daha kıymetli değiliz. Yezid anlayışını da hiçbir ideolojisine hiçbir kimliğe dayatamayacaklarını gösterdik, bu defa da bunu ispatlayabiliriz.” (DİHA)

Maltepe’den birleşik mücalede çağrısı

İşten çıkarmalar, tasfiyeler, açığa almalar ve tutuklamalarla başa çıkabilmenin yolunun mücadeleden geçtiğini belirten Maltepe’deki emek ve demokrasi güçleri bundan sonraki sürece dair neler yapabileceklerini tartıştılar. 

İstanbul Maltepe Emek Demokrasi Güçleri ‘Türkiye Nereye gidiyor’ panelinde buluştu. Gülsuyu mahallesinde yapılan panele konuşmacı olarak Tarihçi Erdoğan Aydın, Akademisyen Özgür Müftüoğlu, HDP İl Eş Başkanı Doğan Erbaş katıldı. Modoratörlüğünü Emek Partisi Maltepe İlçe Başkanı Enver Delibaş’ın yaptığı panele katılım yoğun oldu. 

Panelde konuşan Erdoğan Aydın, ‘15 Temmuz darbe girişimini Allah’ın lütfü olarak açıklayan Cumhurbaşkanı, içine girdiği süreci can simidi olarak değerlendirilmiştir. Bununla birlikte kutuplaştırma siyasetiyle kendisine karşı olan kesimleri dışlayan bir politika izlemiştir. Yine ülke de adalet ve demokrasi isteyen kesimlerin neler yapacağı ve sürecin nasıl devam edeceğini belirleyecektir. Bu anlamda da demokrasi ve özgürlüklerden yana olan kesimlerin geniş bir muhalefet cephesi oluşturulması gerekmektedir” dedi. 

Doğan Erbaş ise, ‘Adına Emek ve Demokrasi için Güç Birliği’ olarak merkezi düzeyde başlayan çabalarımızla benzer tartışmaları daha çok yürütmemiz gerekmekte ve bunların salonları da aşan sokaklara çıkması taşması gerektiğini’ söyledi. 

Özgür Müftüoğlu da iktidarın sermayeye temsilcilik yaptığını belirterek, “1 Ağustos’ta gündeme alınan Türkiye Varlık Fonu kurulması ve Kanun Hükmünde Kararnameler ile toplumun bütün kaynaklarının, sınırsız bir şekilde sermayenin kullanımına açılmasını sağladı” dedi. Bu sürecin sermayenin ihtiyaçlarına göre dizayn edildiğini ifade eden Müftüoğlu, bu süreçten çıkışın birleşik bir mücadeleyle mümkün olacağını söyledi. (İstanbul/EVRENSEL)

OHAL’de yaşananlar Alevileri tedirgin ediyor

Tamer Arda ERŞİN
Ankara

Darbe girişiminin ardından bazı şehirlerde Alevi yurttaşların oturduğu evler işaretlendi, ibadethane ve derneklerine ırkçı  yazılamalar yapıldı. Son olarak da Alevilere yönelik tematik yayın yapan TV 10 kapatıldı. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Gani Kaplan, kapıların işaretlenmesi, OHAL ve Meclis’ten geçen savaş tezkeresi hakkında gazetemize konuştu. Kaplan, muhalif kesimleri susturma aracı haline gelen OHAL’in Alevi yuttaşları tedirgin ettiğini söyledi. Kaplan, gerçek bir laiklik için mücadele edilmesi gerektiğini söyledi. 

TV 10’un kapatılmasına ilişkin ise “Alevilerin seslerini duyurma araçlarından birisi ellerinde alındı” dedi. 

TÜRKİYE’NİN YUMUŞAK KARNINA DOKUNUYORLAR

Son günlerde Alevi dernek ve ibadethaneleri ile Alevi yurttaşların evlerine işaret konmasının, halkı korkutma ve sindirme amacı taşıdığını vurgulayan Kaplan, “İşaretlenen evlerde yaşayan halkın hakları için sokağa çıkmasını engellenmek istendi. Yaşadıkları yerleri terk etmeleri istendi. Mamak’taki işaretleme apartman içerisinde gerçekleşen bir olay. Asıl işaretlemenin tehlikelisi İstanbul Pendik’te yapıldı. Derneğin kapısına ‘Cihat kazanacak’ yazıldı. Alevilerin evlerinin işaretlenmesi, Maraş Katliamı öncesinde başladı ve hep devam etti. Derin devlet, ülke iç politikalarına yönelik savaş taktiği koyacaksa ilk olarak ülkenin yumuşak karınlarına dokunuyor” dedi. 

Kaplan, bu zamana kadar  Kürtler ve  Alevilere yönelik saldırılarla iç karışıklık çıkarılmak istendiğini ifade ederek, “Ülkedeki halk hareketlerinini üst seviyeye çıktığı dönemlerde bu tür kutuplaştırmalar yaşandı. 1970’lerde Alevilerdi, 1980lerde Kürtler oldu. Halkın sokağa çıkma konusunda bir tedirginliği yok. Halkın asıl tedirgin olduğu konu OHAL’den kaynaklı” diye vurguladı. 

ÖZGÜRLÜĞE DARBE VURULDU

Kaplan, Alevi yurttaşlara yönelik tematik yayın yapan TV 10’un gerekçe gösterilmeden kapatılmasına tepki göstererek, Muharrem ayı öncesinde televizyon kanalının kapatılmasını “Alevilerin seslerini duyurma araçlarından birisi ellerinde alındı” diye yorumladı. “TV 10 yayın yanlışlarına rağmen ciddi anlamda Alevilerin sesiydi. Daha önce bilmediğimiz Alevi köylerine giderek oralardan bize haber veriyordu. Sesimizin duyulması için Alevilerin en önemli araçlarından birisiydi” diyen Kaplan, televizyon kanalının Muharrem ayı içinde 12 gün boyunca canlı yayın yapacağını, kanalın yayın akışı içerisinde de haftanın 1 saatini derneklerine ayırmayı planladığı bilgisini verdi. TV 10’la beraber kapatılan Hayatın Sesi TV’nin de Aleviler açısında önemli bir kanal olduğunu vurgulayan Kaplan “Hayatın Sesi TV, emekten, demokrasiden yana olan ve işçilerin sesini duyuran bir televizyondu. Bunların kapatılması özgürlüğe vurulmuş bir darbedir” diye konuştu. 

‘TEZKEREYE KARŞIYIZ’

Meclis’te kabul edilen Suriye-Irak tezkeresini “egemenlik hakkının ihlali” olarak gören Kaplan, “Dünya’nın hiçbir ülkesinin başka bir ülkeye müdahale etmeye hakkı yok. Sen nasıl apartmanda komşunun evine müdahale edemezsen, başka ülkeye de müdahale edilemez. Apartmanda bir şikayetin varsa, gidersin ev sahibiyle görüşürsün, olmadı polise gider şikayet edersin. Ülkeler konusunda da bu. Komşundan şikayetin varsa onunla ilişkilerine keser, ekonomik yaptırımda bulunursun” diye konuştu.  Türkiye’nin müdahil olmaması halinde Suriye’deki savaşın bu kadar sürmeyeceği görüşünde olan Kaplan, “Şuanda Suriye’deki savaşı körükleyen ve iddiaya göre belediye araçlarıyla oraya silah yollayan Türkiye’dir. Türkiye’nin aktif destek verdiği Özgür Suriye Ordusu ve diğer savaşan unsurlar Esad yönetimi açısından teröristtir. Nasıl sen kendi ülkene müdahale edilmesini istemiyorsan, başka ülkenin topraklarına da adım atmamalısın. Dolaysıyla biz Meclis’ten tezkerenin geçmesini uygun bulmadık” dedi. 

‘ÖNCE YAŞAM HAKKI’

Alevi yurttaşların birçok talebi olduğunu belirten Kaplan “Ancak bu talepler Aleviler için bir anlam ifade etmiyor. Çünkü insanlar artık ülkenin bir kısmında bugünde ‘ölmedik’ diye şükür ediyor. Şu anda yaşam hakkı ön planda. Bizim için şu anda ülkenin iç huzura ve iç barışa ihtiyacı var. Senin can güvenliğin yokken, inancın, dinin felan hiçbir önemi kalmıyor. Ülke bu iç karışıklıkta savaşa doğru sürüklenirken, sen ülkenin her yanını Cemevi yapsan ne olur, giden olmadıktan sonra” dedi. 

LAİKLİK İÇİN MÜCADELE

Türkiye’de laiklik tartışmalarının gerçek manada yürütülmediğini de vurgulayan Kaplan, “Türkiye’de 2002’den başlayarak laik yönetimle ilgili ufak tefek kırıntılar da silindi. 1950’lerden başlayarak laiklikten vazgeçildi” dedi

Adnan Menderes’in DP’nin grup toplantısında kürsüden “Siz isterseniz hilafeti de geri getirirsiniz” sözlerini hatırlatan Kaplan, “Laiklik bu ülkede tam anlamıyla hiçbir zaman olmadı. 300 bin personeli olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın olduğu bir yerde laiklikten söz edilebilir mi? Devlet şu anda resmi dinini Sünnilik olarak kabul etmiş. Laiklik ancak mücadeleyle kazanılabilir” diye konuştu.