Ana Sayfa Blog Sayfa 6261

OHAL’e Karşı Hukuk Örgütleri Platformu

HABER MERKEZİ

Hukuk örgütleri ve hukukçular OHAL’e Karşı Hukuk Örgütleri Platformu’nda birleşti.

Platform, her türlü darbe ve baskılara karşı halkların ve devrimcilerin yanında olunacağını vurguladı.

15 Temmuz sonrası iktidarın kendisini aklamaya çalıştığına dikkat çeken hukukçular, KHK’ler ile başlatılan ‘cadı avı’nın devam ettiğini belirtti.

Hukuk örgütlerinden oluşan Platform bir açıklama yayınladı. İktidarın, Fethullah Gülen cemaatinin yasalarınn çizdiği sınırlar dışında örgütlendiğini kabul ettiği belirtilen açıklamada, ”Zamanında, bu kirli ilişkiye ses çıkaran herkesi düşman ilan eden ve her darbe döneminde güçlenen siyasal gelenekleri takip eden mevcut siyasal iktidar, bugün kendisinin darbe ile mücadele ettiğine inanmamızı istiyor.” denildi.

OHAL’e Karşı Hukuk Örgütleri Platformu’ndan yapılan açıklama şöyle:

15 Temmuz darbe girişimi sonrası, kendisini aklayan iktidarın, KHK’lar rejimi ile darbecileri tasfiye etme gerekçesiyle başlattığı “cadı avı” devam etmektedir. Tüm toplumun gözleri önünde yakın zamanda, Cizre’de, Sur’da katliam yapan devlet, bu sürece karşı koyan herkese işkence yaptı, herkesi baskıladı, binlerce memuru, eğitimciyi sorgusuz sualsiz açığa aldı veya görevden ihraç etti.

Yasaların çizdiği sınırlar dışında örgütlendiği bilinen bir cemaatin/örgütün, devlet içinde büyümesine yardım ettiklerini kabul eden, zamanında, bu kirli ilişkiye ses çıkaran herkesi düşman ilan eden ve her darbe döneminde güçlenen siyasal gelenekleri takip eden mevcut siyasal iktidar, bugün kendisinin darbe ile mücadele ettiğine inanmamızı istiyor.

Birkaç yıl öncesine kadar cemaatin etkinliklerine güç veren, medya organlarında yer alan ve yargı eliyle yaptığı hukuksuz operasyonlara destek veren her zamanın yandaşları, bu kez kandırıldıklarına inanmamızı istiyor.

Avukatların mesleki güvencelerinin KHK’lar ile ortadan kaldırılmasına, karakol, adliye ve cezaevlerinde mesleklerinin icrasının engellenmesine, darp ve hakaretlere uğramalarına karşı koymayan, siyasal iktidarın sözünün dışına çıkmayan Barolar ve Türkiye Barolar Birliği ise işkence dahil tüm hukuksuzluklara karşı sessiz olmamızı istiyor.

Yaşadığımız darbe dönemlerinde olduğu gibi, oluşturulan olağanüstü baskı ortamı kullanılarak, halkların, yaşam, kişi güvenliği, savunma, seyahat, haber alma, ifade, toplanma ve örgütlenme hakkı gibi temel hak ve özgürlükleri, kazanılmış hakları ortadan kaldırılmak isteniyor.

Ancak onlara ne inanıyoruz, ne de yapmak istediklerine izin vereceğiz!

Avukatlık mesleğini para kazanma aracı olarak değil, hak arama mücadelesinin bir parçası olarak görmemizin verdiği özgüvenle, dün olduğu gibi bugün de;

Askeri ve sivil darbelere, faşist siyasal baskılara karşı halkların ve devrimcilerin yanında olacağımızı,Kürt halkının zulme uğratılmasına, halkın iradesi ile seçilen belediyelere kayyum atanmasına, doğanın sermaye eliyle yok edilmesine, kentlerimizin ve yaşam alanlarımızın talan edilmesine, kadınların ve cinsel kimliklerinden ötürü bireylerin şiddete uğramalarına, hiçbir zaman yandaşlık yapmayan muhalif gazetecilerin tutuklanmalarına, muhalif öğrencilerin ve eğitim emekçilerinin okullardan atılmalarına, işçi ve emekçilerin kazanılmış haklarının gasp edilmesine sessiz kalmayacağımızı,Mesleki faaliyetleri nedeni ile devletin şiddetine uğrayan ve görevini yapması engellenen ve inatla mücadeleye devam eden avukatların yanında yer alacağımızı, kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.

Zaman, daha iyi bir dünya tahayyülü olan her birey ve kurumun, ortak mücadelenin olanaklarını zorlama, mücadele içinde birbirlerini tanıyanların birbirlerine kefil olma zamanıdır.

Bizler bugün, OHAL’E KARŞI HUKUK ÖRGÜTLERİ PLATFORMU’nu oluşturan kurumlar olarak, faşizme karşı verdiğimiz mücadelede birbirimize kefil olduğumuzu, devletin olası saldırılarına karşı birlikte göğüs gereceğimizi, sokakta ve adliyelerde yan yana ve omuz omuza olacağımızı ilan ediyoruz.

Birleşiyoruz, çünkü, güç birlikten doğar. Biz gücümüzü ortak ilkelerimizden, hedeflerimizden, inançlarımızdan alıyoruz.

Birleşiyoruz, çünkü, ezilenlerin, sömürülenlerin baskıcı iktidarlara karşı direnenlerin birleşmekten başka çaresi yoktur.

Birleşiyoruz, çünkü, sadece direnmek değil, aynı zamanda kazanmak istiyoruz. Biz kazanırsak baskı, zulüm kaybeder. Biz kazanırsak ilkesizlik, hukuksuzluk kaybeder. Biz kazanırsak güvensizlik, umutsuzluk, gericilik kaybeder.

Bu platform, burada bulunan kurum ve gruplardan ibaret değildir. Bu platform darbelere, polis devletine, olağanüstü hal uygulamalarına, işkenceye ve hukuksuzluklara karşı mücadele etmek isteyen tüm hukukçuların platformudur.

Bu platformda birlikte mücadele etme kararı alan örgütler ve kişiler birbirlerini mücadele alanından tanırlar. Yıllarca omuz omuza mücadele etmiş bu insanlar birbirlerine kefildirler.

Kefildirler ki, bu kişi ve kurumlar hiçbir zaman iktidarın borusuna üflememişler, güçlünün kılıcını zayıfa karşı sallamamışlardır. Haksızlık hukuksuzluk üzerine kurulu iktidarın ne altında, ne üstünde, ne de paralelinde durmamış, dökülen meyvelerinden biraz da biz nemalanırız diye düşünmemişlerdir.

Bu amaçlarla yola çıkan platformumuz darbe hukukuna karşı avukatların imzalarını toplayacak ve 17 Ekim 2016 tarihinde TBMM’ye sunacağız.

Birlikte daha güçlü ve daha umutluyuz…

BİRLEŞİK HAZİRAN HAREKETİ HUKUKÇULARI

ÇAĞDAŞ AVUKATLAR GRUBU

ÇAĞDAŞ HUKUKÇULAR DERNEĞİ İSTANBUL ŞUBESİ

DEMOKRASİ İÇİN HUKUKÇULAR

HALKEVLERİ HUKUK DAİRESİ

HUKUKTA SOL TAVIR DERNEĞİ

KARTAL HUKUKÇULAR DERNEĞİ

KATILIMCI AVUKATLAR

ÖZGÜRLÜKÇÜ DEMOKRAT AVUKATLAR

ÖZGÜRLÜKÇÜ HUKUKÇULAR DERNEĞİ İSTANBUL ŞUBESİ

SOSYAL HUKUK

‘ Biz de Kolombiya’daki gibi barışı sağlayabiliriz’

Barış Anneleri İstanbul Meclisi üyeleri, PKK Lideri Abdullah Öcalan’a özgürlük ve Dolmabahçe Mutabakatına yeniden dönülmesi talebiyle 48’inci kez Dolmabahçe Sarayı önünde bir araya geldi. “Analar savaşa geçit vermeyecek” pankartını açan anneler, “Dolmabahçe’de devrilen masanın yeniden kurulmasını istiyoruz” ve “Kadınlar savaş istemiyor” dövizlerini taşıdı. 

Eylemde konuşan Barış Anneleri’nden Hüsniye Baykara, müzakereler başlayana ve barış masası yeniden kuruluncaya kadar mücadele etmeye devam edeceklerini söyledi. 

Kolombiya hükümeti ve FARC örgütü arasında 52 yıl süren savaşın ardından imzalanan barış anlaşmasına işaret eden Baykara, “Bizim topraklarımıza da bir gün elbet barış gelecektir. Usanmadan barışı haykıralım. Hep birlikte el ele verirsek biz de Kolombiya devleti gibi barış sağlayabiliriz. Kan kaybetmeyelim artık. Yeter ki her kes elini taşın altına koysun” dedi.

‘KAN KAYBETMEYELİM ARTIK’

Barış Annesi Aklima Keskin ise, savaşın artık herkesi yorduğunu ifade ederek Öcalan’ın mesajına dikkat çekti. Keskin, “Asker annelerine de sesleniyorum. Çocuklarımızı kaybetmeyelim gelin el ele verelim barışı sağlayalım. Kan kaybetmeyelim artık” diye konuştu.

DBP’li belediyelere kayyım atanmasına tepki gösteren annelerden Zekiye İm’in ise “Anayız, savaş istemiyoruz. Yeter artık! Hükümet gerçekten herkesin iyiliğini isteseydi barışı getirirdi” sözleri sonrası Barış Anneleri 45 dakikalık oturma eyleminin ardından Dolmabahçe Sarayı’nın önünden ayrıldı. (DİHA)
 

Din dersinde öğrencilere skandal ‘sevgi’ sorusu: Kim FETÖ’yü

İskenderun’da bulunan Mithat Paşa İlköğretim Okulu’nda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Murat Arıcan, 15 Temmuz anma programı kapsamında işlediği ilk dersinde 4. sınıf öğrencilerine “Kim FETÖ’yü seviyor, kim Recep Tayyip Erdoğan’ı seviyor” diye sordu.

Evrensel’den Tugay Demir’in haberine göre; veliler, 22 Eylül tarihinde işlenen derste Arıcan’ın “Kim AKP’li, kim CHP’li kim HDP’li” diyerek 9-10 yaş grubundaki öğrencilerden el kaldırmalarını istediğini de söyledi. Okul müdürü Berivan Kuyubaşıoğlu da, velilerin iddiasını doğrulayarak, “Öğretmenimiz biraz fazla detaya girmiş. Kendisine yazılı ihtar verdik” dedi.

İsmini vermek istemeyen bir veli, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Murat Arıcan’ın “FETÖ kim biliyor musunuz?” “Kötü askerler darbe yapmaya çalıştı, cumhurbaşkanımız buna engel oldu” dediğini söyledi. 15 Temmuz da yaşananlara ilişkin belgeselin sınıfta izletilmesine de tepki gösteren veli, “Biz darbe günü ve sonrasında çocuklarımızın psikolojisi bozulmasın, savaş mı var diye endişe etmemeleri için TV bile açmadık. 8-9 yaş grubundaki çocuklara darbe, tank, çatışma görüntüleri izletilmesi akla uygun bir şey değil” dedi.

Çocuklarının laik ve bilimsel bir eğitim almasını istediklerini söyleyen veliler, din dersinin olduğu günler çocukların kendilerini güvende hissetmeleri adına sınıfın kapısında bekleyeceklerini ve öğretmeni milli eğitim müdürüne şikâyet edeceklerini ifade etti.

Tutuklu gazeteci ve yazarlar için imza kampanyası

Bağımsız Gazetecilik Platformu (P24), cezaevinde tutuklu bulunan gazeteci ve yazarlar için change.org’ta, “Altanları ve tüm tutuklu yazarları serbest bırakın” başlıklı imza kampanyası başlatıldı.

Kampanyaya aralarında Noam Chomsky, Julian Barnes, Costa Gavras, Judith Butler, Salman Rushdie, Antonio Negri, Emma Thompson, John Berger, Erol Önderoğlu, Orhan Pamuk gibi birçok yazar, edebiyatçı, sanatçı, akademisyen ve gazeteci destek verdi.

Kampanya metninde şu ifadelere yer verildi: “15 Temmuz darbe girişimi sonrasında hükümetin geçici olarak Olağanüstü Hal ilan etmesi anlaşılabilir. Ancak başarısız darbe girişimi, McCarthy tarzı bir cadı avı yürütmek için bir bahane olarak kullanılmamalı ve Olağanüstü Hal’de yaşananlar temel hakları, delillerle ilgili hukuk kurallarını ve hatta genel sağduyu kurallarını hiçe saymamalıdır.” Bin 500 destekçi için açılan kampanyada şimdiye kadar bin 128 destekçi imza attı. (DİHA)

Sanatçılardan Erdoğan ve Alpay için okuma gecesi

Özgür Gündem’le dayanıştıkları için tutuklanan Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay için okuma gecesi düzenleniyor.

“Özgürlüğe Ses Veriyoruz” adını taşıyan okuma gecesinde yazar Ahmet Ümit, Ayfer Tunç, Karin Karakaşlı, Hakan Günday, şair Birhan Keskin, oyuncu Fırat Tanış, Defne Halman, Sevinç Erbulak ve  Selen Uçer katılacak.

6 Ekim’de Tatavla Sahne’de gerçekleştiilecek geceye Luxus’tan Alper Bakıner, Kamucan Yalçın ve Erbil Doğan’ın da şarkılarıyla destek verecek. (KÜLTÜR SERVİSİ)

HDP’den Kolombiya’da barışan taraflara mektup

HDP Eş Genel Başkanları, Kolombiya Devlet Başkanı Juan Manuel Santo ve FARC Gerilla Lideri Timoleon Jimenez’e tebrik mektubu gönderdi. Mektupta, “Savaşın insan yaşamında ve doğada yarattığı ağır tahribatların ne kadar acı ve travmatik olduğunu yaşayarak anlayan bir coğrafyada barış mücadelesi yürüten bizler, imzaladığınız bu tarihi anlaşmanın dünyada hüküm süren savaşların sonlandırılmasında büyük bir ilham kaynağı olacağına inanıyoruz” denildi.

HDP Eş Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş, Kolombiya’da 52 yıl süren savaşa son veren barış anlaşmasının imzalanmasına ilişkin taraflara birer tebrik mektubu gönderdi. FARC Gerilla Lideri Timoleon Jimenez ve Kolombiya Devlet Başkanı Juan Manuel Santo’ya gönderdirilen mektupta, “Ülkenizde 52 yıl süren ve 220 binden fazla insanın ölümüne neden olan savaşa nihai olarak son veren tarihi barış anlaşmasını imzalamanızı büyük bir mutlulukla karşıladık. Toplumsal, siyasi, ekonomik, her türlü sorunun sadece Türkiye’de değil, dünya genelinde de diyalog ve barışçıl yollarla çözümünü esas alan bir siyasi parti olarak bu tarihi anlaşmaya tanıklık etmek bizlere güç vermiştir. Savaşın insan yaşamında ve doğada yarattığı ağır tahribatların ne kadar acı ve travmatik olduğunu yaşayarak anlayan bir coğrafyada barış mücadelesi yürüten bizler, imzaladığınız bu tarihi anlaşmanın dünyada hüküm süren savaşların sonlandırılmasında büyük bir ilham kaynağı olacağına inanıyoruz” ifadeleri kullanıldı.

‘BARIŞ MÜCADELESİNİ GÜÇLENDİRDİ’

Türkiye’de Kürt sorununun barışçıl yöntemlerle çözülerek, 32 yıldır süren silahlı çatışmaların bir an önce sonlandırılmasının temenni edildiği belirtilen mektupta, imza atılan barış anlaşmasının dünyanın her yerinde barış ve özgürlük mücadelesi yürüten demokratik siyasi aktörlerin gücünü pekiştireceğini ifade edildi. Mektupta şunlar dile getirildi: “Dört yıl boyunca devam eden zorlu müzakere sürecinde ortaya çıkan krizleri diyalogla çözmek için ortaya koyduğunuz kararlı barış iradesi sonucunda Kolombiya halkının en doğal hakkı olan barışın hayata geçirilmesi fırsatını yarattığınız için sizi yürekten kutluyoruz. Savaş boyunca ağır bedeller vermiş Kolombiya halkı ile en içten sevgi ve dayanışma duygularımızı paylaşıyoruz.” (Ankara/EVRENSEL)

EMEP: Savaş tezkeresi reddedilmelidir

Emek Partisi, uzatılmak istenen Irak ve Suriye tezkeresine ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, “TBMM, 1 Mart Tezkeresini reddettiği gibi, yeni savaş tezkeresini de reddetmelidir. Unutulmamalıdır ki Ortadoğu bataklığına girmenin sonuçlarından sadece AKP Hükümeti değil savaş tezkeresine onay verenler de sorumlu olacaktır” denildi.

Emek Partisi’nin açıklaması şöyle:

“AKP Hükümeti, TBMM’nin açılması ile birlikte süresi dolmuş olan sınır dışına asker gönderme tezkeresini bir yıl daha uzatmak için harekete geçti. Fakat tezkere TBMM Genel Kurulu önüne geldiğinde T.C. Silahlı kuvvetlerinden bir kısım asker ve askeri araç Suriye’de savaşıyor olacak. Yani AKP, Başkanlık ile ilgili bir yasal düzenleme olmadan fiili olarak Başkanlık’ı yürürlüğe koyduğu gibi, yurtdışına asker gönderme tezkeresi olmadan askeri de göndermiş olacak. Fiili durumun yasal düzenlemesi geriden gelecek.

AKP, T.C. askerlerinin Suriye’de bulunmasını İŞİD’li teröristlerin Gaziantep’te canlı bomba ile 57 yurttaşımızı öldürmesi olayı ile gerekçelendiriyor. Ve “teröristleri sıcak takip hakkımız vardır” diyor. Böyle bir gerekçelendirme kendi içinde elbette pek çok soru ve çelişki barındırıyor. Neden daha önce yüzlerce yurttaşımızın öldürüldüğü bombalı saldırılardan sonra böyle sıcak takip yapılmadı? Bırakın yurtdışında sıcak takibi, İŞİD teröristleri yurt içinde dahi takip edilmedi. Konuşma bantları daha önce basına yansımış olan “Suriye’ye girmek için üç beş bomba attırırız” yaklaşımı ile Gaziantep bombasının patlaması ve Suriye’ye girilmesi arasında bir ilişki var mı?… gibi sorular yanıtlanmalıdır.

AKP’nin Suriye’de T.C. silahlı kuvvetlerini bulundurması ile sıcak takibin bir ilişkisi yoktur. Hükümet temsilcileri ve Cumhurbaşkanı Erdoğan sık sık Suriye’de bulunma nedenlerini açıklamıştır: Doksan kilometre eninde ve kırkbeş kilometre derinliğinde bir toprak parçasının işgal edilmesi ve burada kalınması. Uluslararası hukukta böyle bir harekat sıcak takip olarak tanımlanmamaktadır. Tezkerenin uzatılması ve “Güvenlikli Bölge” adı verilen bu toprak parçasında T.C. Silahlı kuvvetlerinin kalması uluslararası hukukta Suriye’ye savaş açılması ve Suriye’nin bir parçasının işgal edilmesi olarak tanımlanmaktadır. Sınır dışına asker gönderilmesi gibi, komşu bir ülkeye savaş açılması da TBMM kararı ile mümkündür. AKP Hükümeti bu konuyu da Meclis’te görüşmeden, bir oldu bitti ile Suriye’deki savaşa dahil olmuştur.

AKP’nin Suriye’ye asker sokması, İttihat ve Terakki Hükümeti’nin Almanya gemileri ile Rusya limanlarını bombalamasına benzemektedir. Birinci Dünya Savaşı’na bodoslama giren İttihatçılar gibi AKP Hükümeti de Ortadoğu Bataklığı’na girmiştir.

Suriye’de savaşa girişilmesi, ülke içinde OHAL Rejimi’nin devamı demektir. Gözaltılar, tutuklamalar, gazete kapatmalar, aydın ve sanatçıların tutuklanması, cezaevlerinin gazetecilerle doldurulması demektir.

TBMM, 1 Mart Tezkeresini reddettiği gibi, yeni savaş tezkeresini de reddetmelidir. Unutulmamalıdır ki Ortadoğu bataklığına girmenin sonuçlarından sadece AKP Hükümeti değil savaş tezkeresine onay verenler de sorumlu olacaktır.

Hükümet, yurtdışındaki bütün asker ve silahlarını geri çekmeli, komşuları ile barış ve dostluğa dayalı ilişkiler geliştirmek için hemen harekete geçmeli ve içerde de OHAL rejimine derhal son vermelidir.

Suriye’de savaşa hayır!” (HABER MERKEZİ)

‘AKP darbenin siyasi ayağının ortaya çıkmasını istemiyor’

HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken, darbenin siyasi ayağında kimlerin olduğunu bilmediklerini belirterek, AKP’nin darbenin siyasi ayağının ortaya çıkarılmaması için çaba gösterdiğini kaydetti. 

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili İdris Baluken, Meclis’te yaptığı basın toplantısında güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Baluken, “darbe ile mücadele” adı altında bir karşı darbe yaşandığını ifade ederek, bunun da darbe girişimi öncesi planlandığına dair emarelerin olduğunu söyledi.

‘AKP DARBENİN SİYASİ AYAĞININ ORTAYA ÇIKARILMASINI İSTEMİYOR’

AKP tarafından darbenin araştırılması için kurulan komisyonun çalışmasının engellendiğinin altını çizen Baluken, şu ifadeleri kullandı: “AKP’nin darbe ile yüzleşme gibi bir derdi yok. Kendisinin bugüne kadar darbecilerle içine girmiş olduğu ilişkilerin ve sonrasında geliştirdikleri darbenin ortaya çıkmasından korkuyorlar. Bu darbenin siyasi ayağı nereye uzanıyor. Meclis’te bu darbenin hangi ayakları var? Darbenin siyasi ayağının ortaya çıkarılmaması için bilinçli bir çaba gösteriliyor.”

‘AKP VE CEMAAT GÖRÜŞÜP UZLAŞTI MI?’

Baluken, AKP ve cemaat arasında kimi görüşmelerin yapıldığını ve bir uzlaşının sağlandığı yönünde kimi iddiaların olduğunu ifade ederek, AKP’ye “Ankara kulislerinde, AKP ile Gülen cemaatinin bazı aracılar yoluyla görüştükleri konuşuluyor. Cemaatle böyle bir görüşme, uzlaşma arayışınız var mı?” diye sordu.

DBP’li belediyelere kayyım atanmasını hatırlatan Baluken, darbeci olan yapılara her türlü desteği sunan belediye başkanlarının halen el üstünde tutulduğunu belirtti.

Darbe adı altında yürütülen operasyonların da AKP’ye muhalif olan kesimlere yöneldiğine dikkat çeken Baluken, şunları aktardı: “AKP deyim yerindeyse cemaati işaret ederek, onu gerekçe göstererek Kürtlere ve bütün muhaliflere vuruyor. Darbeyi gösterip kendi karşı darbesinin hayata geçirmenin hesaplarını yapıyor.” 

Türkiye’nin AKP’nin yanlış politikalarıyla ekonomik krizin içerisine girdiğini vurgulayan Baluken, hükümetin ise bu tabloyu algı operasyonlarıyla halktan saklamanın peşine düştüğünü kaydetti. (DİHA)
 

9. Uluslararası İstanbul Şiir ve Edebiyat Festivali başlıyor

Uluslararası İstanbul Şiir ve Edebiyat Festivali, 9. kez 28 Eylül-2 Ekim tarihleri arasında düzenleniyor.

Festivalin açılışı, 28 Eylül akşamı Pera Palas’taki bir kokteylle yapılacak. Yirmi farklı ülkeden yazar ve şairleri bir araya getiren festival kapsamında İstanbul’un çeşitli mekanlarında söyleşi ve dinletiler gerçekleştirilecek. Ayrıca Shakespeare’in ölümünün 400. ve Cemil Meriç’in doğumunun 100. yıldönümü kapsamında çeşitli anma etkinlikleri de düzenlenecek. Moda Sahnesi’nde gerçekleştirilecek oyun okumasında Mert Fırat, Defne Halman, Ceren Hacımuratoğlu, Ümit Bülent Dinçer ve Volkan Yosunlu sahne alacak.

2016 Erdal Öz Edebiyat Ödülü Orhan Koçak’a verildi

Beyoğlu Belediyesi’nin ana destekçilerinden olduğu, herkesin katılımına açık olan Uluslararası İstanbul Şiir ve Edebiyat Festivali’nin mekanları arasında Pera Palas, Ahmet Hamdi Tanpınar Kütüphanesi, Yerebatan Sarnıcı, Gülhane Parkı, Emirgân Lale Müzesi, Karanlık İşler, Moda Sahnesi, Minoa Kitabevi, Turabibaba Kütüphanesi ve Şiir Hatları Vapuru var.

Melih Cevdet Anday Edebiyat Ödülü Şeref Bilsel’in

Bu yılki festivalde, Türkiye’den Mario Levi, Ahmet Ümit, İskender Pala, Tarık Tufan, Beşir Ayvazoğlu, Haydar Ergülen, Hüseyin Yurttaş, Abdülkadir Budak ve Barış Müstecaplıoğlu gibi yazarlar yer alıyor. Festivale Türkiye’den isimlerin yanında; İngiltere, Portekiz, İspanya, Fransa, İtalya, Slovenya, Avusturya, Almanya, Polonya, İsveç, Macaristan, Bosna Hersek, Lübnan, Fas, Suriye, Çin, Arjantin, Meksika ve Avustralya’dan da edebiyatçılar katılıyor. Çağdaş Sloven edebiyatının önemli yazarlarından, 2011 Avrupa Edebiyat Ödülü sahibi Drago Jančar ve Sel Yayıncılık’tan yeni çıkan Yarının Aşkı isimli kitabıyla tanınan Éric Sadin de festivalin dikkat çeken isimleri arasında.

AKP ve Saray cephesinde isyan: FETÖ operasyonları bize döndü!

DERVİŞ CEMAL

İktidarın ardı ardına çıkardığı kararnamelerle on binlerce kamu çalışanını ihraç etmesi, operasyonların cadı avına dönerek muhaliflerle birlikte iktidara yakın kesimlere de uzanmaya başlaması AKP ve Saray’a yakın çevrelerde rahatsızlık yaratmaya başladı. Cumhurbaşkanlığı Kurumsal İletişim Başkanı Mücahit Küçükyılmaz’ın ardından yandaş kalemler Hüseyin Gülerce ve Ahmet Taşgetiren terazinin kaydığını, operasyonun kendilerini de vurmaya başladığını söyledi.

Küçükyılmaz: 28 Şubatçılarla FETÖ temizliği yapılamaz

Saray’a en yakın isimlerden birisi olan Cumhurbaşkanlığı Kurumsal İletişim Başkanı Mücahit Küçükyılmaz tepkisini attığı tweetlerle gösterdi. Darbe girişiminin ardından başlayan ‘FETÖ’ operasyonlarının kendilerine döndüğünü söyleyen Küçükyılmaz, “28 Şubatçılarla FETÖ temizliği yapılamaz” dedi.

Darbe girişiminin ardından başlayan ‘FETÖ’ operasyonları hakkında Cumhurbaşkanlığı’ndan çarpıcı bir açıklama geldi. Cumhurbaşkanlığı Kurumsal İletişim Başkanı Mücahit Küçükyılmaz, Twitter’daki hesabından yaptığı açıklamada, ‘FETÖ’ operasyonları kapsamında Oktay Kılıç’ın evinin aranmasını eleştirdi.

“15 yıldır tanıdığım, ‘o gece’ tankın önüne yatan, FETÖ düşmanı Oktay Kılıç’ın evi FETÖ’den aranıyorsa, bu operasyon ‘bize’ dönmüş demektir” ifadelerini kullanan Mücahit Küçükyılmaz, “Namaz kılanı Fetullahçı sanan, Meşveretçi, Yazıcı, Okuyucu, Nakşi, Kadiri arasındaki farkı bilmeyen 28 Şubatçılarla FETÖ temizliği yapılamaz” dedi.

Gülerce: Endişeleniyoruz!

Bir zamanalr Gülen Cemaati’nin iki numaralı ismi olab Star gazetesi yazarı Hüseyin Gülerce ise tepkisini bugünkü köşe yazısında dile getirdi. Gülerce, “FETÖ ile mücadelede adalet terazisi” başlıklı yazısında “Binlerce insanın meslekten atılması, gözaltına alınması ve tutuklanması, beraberinde gittikçe artan şikâyetler getiriyor. Anne babalar, en yakınlar mustarip. Bu durumdan en fazla masum çocukların etkileniyor olmasının vicdanları sızlatmaması mümkün değil. Sıkıntı nerede? Adalet terazisinin, suç ile ceza arasındaki orantıyı tesis edemeyecek olmasından endişeleniyoruz” diye yazdı.

Taşgetiren: Tabanda ciddi rahatsızlık var

Bir başka Star yazarı Ahmet Taşgetiren ise “Sorulması gereken sorular” başlıklı köşe yazısında operasyonların kendi yakınlarındaki isismlere uzanmasından duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. Taşgetiren şöyle yazdı “Ne dersiniz, bu 50 bin kişinin her birinin devlet memuriyetinden atılmasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın veya Başbakan Yıldırım’ın kefaleti var mıdır? Ne dersiniz, her gözaltıda, her tutuklamada Cumhurbaşkanı Erdoğan ya da Başbakan Yıldırım’ın bilgisi ve onayı var mıdır? Bu soruları, tüm atılmalar, tüm gözaltı ve tutuklamalar Cumhurbaşkanı Erdoğan ya da Başbakan Yıldırım’ın kefaletine bağlı olarak meşruraştırıldığı için soruyorum. Sorduğum soruların cevabının “Elbette hayır” olduğunu biliyorum… Şu hükümlere ne dersiniz?

– Bütün emniyet teşkilatı çok objektif operasyonlar yapıyor.
– Bütün savcılar hiçbir etki altında kalmaksızın soruşturma yürütüyor.
– Bütün hakimler son derece tarafsız, bağımsız karar veriyorlar.
– Farklı bakanlıklardaki, devlet kurumlarındaki komisyonlar, “FETÖ’cüleri tespit ve ayıklama”da hiçbir etki altında kalmaksızın çalışıyorlar. Verdikleri kararlar son derece objektiftir ve hakkaniyete uygundur.

Ben bu sorulara “Evet aynen böyledir” diyecek kişi ve kurum olduğunu sanmıyorum. Devlet yapısının emniyeti, yargısı ile steril hale geldiğini düşünen bir Allah kulu var mı ki, “Bizde her şey hukuka adalete uygun seyrediyor” hükmüne varsın! …Ey Ak Parti milletvekilleri, biliyorum ki hepiniz ağlama duvarı halindesiniz.
Biliyorum ki, her biriniz FETÖ’cü diye suçlanma riskini başınızın üzerindeki Demokles kılıcı gibi hissediyorsunuz. Partinizi benim kadar düşünüyorsanız, size yönelen şikayetleri daha sorumluca dinleyin. Tabanda ciddi rahatsızlık var.”