Ana Sayfa Blog Sayfa 6263

Peru, 90’lı yıllarıyla yüzleşiyor

Peru’da mahkeme Alberto Fujimori diktatörlüğü döneminde, Askeri İstihbarat Servisi’nin (SIE) bodrumunda tutukluların öldürüldüğü bir ‘fırın’ olduğunu kabul etti.

Peru eski Devlet Başkanı Vladimiro Montesinos’un yargılandığı davaya Salı günü devam edildi. Telesur’un haberine göre mahkeme kararında, 1993 yılında SIE bodrumunda tutulan üç kişinin; Öğretmen Justiniano Najarro Rúa ve öğrenciler Martín Roca Casas  ve Kenneth Anzualdo’nun ortadan kaybolduğu bilgisi yer aldı. San Borja’da bulunan bu merkezdeki bodrumda bir fırın olduğunun tespit edildiğini belirten mahkeme, tutuklanan bu üç kişinin fırında yakılarak kaybedildiğini gösterdiğini belirtti.

Mahkeme Vladimiro Montesinos’u ve eski Komutanlar Nicolas Hermoza Rios, Enrique Nadal Paiva ve Enrupi Oliveros’u 22 yıl hapis cezasına çarptırdı. Eski Askeri İstihbarat Başkanı Nadal Paiva hakkında yakalama kararı çıkarıldı.

DEVLETİN SİSTEMATİK SUÇLARININ İSPATI

Yasal Savunma Enstitüsü Temsilcisi Avukat Carlos Rivera da mahkeme karanının “çok önemli” olduğunu açıkladı, “Bu olay ve aynı dönemde meydana gelen diğer olaylar devlet politikası olarak insan haklarının sistemli bir şekilde nasıl yok edildiğini gösteriyor. SIE bodrumunda gerçekleştirilen bu suçlar yaşananların kurumsal bir politika olduğunu kanıtlamanın yanı sıra, korkunçluklarını da gösteriyor.” dedi.

Kimsenin “sadece üç kişiyi yakmak için” burada fırın inşa etmeyeceğine de dikkat çeken Av. Rivera, “Büyük ihtimalle daha çok vaka var. 20 yıl sonra Peru hukuk sistemi böyle bir durumu açıkladı, bu gerçeğin ortaya çıkmasına yardım edecek” dedi.

Peru eski Devlet Başkanı Alberto Fujimori, 1990-2000 tarihleri arasındaki iktidarı döneminde devletin işlediği suçlar nedeniyle 2009 yılında 25 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Başkan Yardımcısı Vladimiro Montesinos’un 20 ve 25 yıl hapis cezalarına çarptırıldığı, 2006 ve 2010 yıllarında görülmüş iki dava bulunuyor. Montesinos’un hâlâ yargılandığı çok sayıda dava olduğu belirtiliyor. (DIŞ HABERLER)

Eski Vali Mutlu’nun oğlunun THY’deki işine son verildi

Darbe girişiminin ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma kapsamında “Silahlı terör örgütüne üye olmak” gerekçesiyle 4 Ağustos’ta tutuklanan İstanbul eski Valisi Hüseyin Avni Mutlu’nun, Türk Hava Yolları’nda (THY) uzman olarak görev yapan oğlu Hasan Tahsin Mutlu’nun görevine son verildi. 

THY Yurtiçi Personel Yönetim Müdürü Hünkar Han Çelik ve Personel Yönetimi Başkan Vekili Selim Kahraman tarafından Mutlu’ya gönderilen iş feshi yazısında, “Çalışmalarınızdan verim alınamadığından ve hizmetinizden istifade edilemediğinden iş sözleşmeniz İcra Komitesi’nin 09.09.2016 gün ve 1592 sayılı kararı ile 4857 sayılı iş kanununun 17, 18 ve 19. maddelerine uygun olarak kıdem ve ihbar tazminatı ödenmek suretiyle feshedilmiştir” denildi.
 

HDP’den Eğitim Sen’e Destek Ziyareti

BİRGÜN/ANKARA

Eğitim Sen’e destek ve dayanışma ziyaretleri sürüyor. HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken ve HDP parti yöneticilerinden oluşan heyet Eğitim Sen’e destek ziyaretinde bulundu.

HDP heyeti, Eğitim Sen Genel Başkanı Kamuran Karaca, Genel Sekreter Mesut Fırat, Genel Mali Sekreter Elif Çuhadar, Genel Örgütlenme ve Yükseköğretim Sekreteri İsmail Sağdıç ve Merkez Kadın Sekreteri Ebru Yiğit ile bir araya geldi.

Eğitim Sen üyesi 7 öğretmen tutuklandı

“Öğretmenler göreve iade edilmelidir”
Eğitim Sen Genel Başkanı Kamuran Karaca ziyaret sırasında yaptığı açıklamada, “Ekim ayı bitmeden görevinden alınan öğretmenler göreve iade edilmelidir. Eğitim Sen olarak bize hangi tür baskı ile gelirse gelsinler biz hem kendi özgül ha hem de demokratik haklarımız için mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz” dedi.

“İtaat eden öğretmen istiyorlar”
HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ ise, görevinden alınan öğretmenlerin onurlu ve dik başlı olduğunu belirterek, “Bu emeğin, onurlu duruşuna karşı yapılan bir saldırıdır” dedi. Yüksekdağ, iktidarın her geçen gün muhalif kesimlere karşı yeni bir operasyon düzenlediğini en son hedeflerinin ise Eğitim Sen olduğunu belirtti. Yüksekdağ iktidarın 15 Temmuz darbe girişimini fırsata çevirdiğini vurgulayarak, “Eğitimde de kendilerine biat eden ‘asker’ istiyorlar. Polis öğretmenler, asker öğretmenler istiyorlar. İşte felaketin ta kendisi de budur” dedi.

İzmir’deki Gezi davasında 115 kişiye beraat verildi

İzmir’de, Gezi Parkı eylemlerinde ‘2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet, görevli memura görevini yaptırmamak için zincirleme şekilde direnme’ iddiasıyla, 2 yıl sonra haklarında dava açılıp, 2 yıldan 6’şar yıla kadar hapisle cezalandırılmaları istenen 115 kişinin tümü için, beraat kararı verildi.

İstanbul’daki Gezi Parkı protestolarına destek amacıyla sosyal medya üzerinden yapılan çağrıların ardından, 1 Haziran 2013 tarihinde İzmir’deki Sosyal Güvenlik Kurumu İl Müdürlüğü önünde toplanan bazı dernek, siyasi parti, sendika ve platformların üyeleri, hükümeti istifaya çağıran sloganlar atarak yürüdü. İddiaya göre, gruptaki bazı kişiler polislere taş attı. Polisin su sıkmasına rağmen dağılmayan gruptan daha sonra ayrılan birçok kişi, saat 05.00 sıralarında AKP Konak ilçe binasını taşladı. Polis saat 06.30’da gruba müdahale edip, çoğunluğu öğrenci 115 kişiyi gözaltına aldı. Adliyeye sevk edilenler tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Soruşturmayı yürüten Savcı Cevdet Aydemir, 115 kişi hakkında, olayın üzerinden 2 yıl geçtikten sonra ‘2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet, görevli memura görevini yaptırmamak için zincirleme şekilde direnme’ suçlarından 2 yıldan 6’şar yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açtı.

İzmir 24’üncü Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın bugünkü son duruşması, salonunun yetersizliği nedeniyle İzmir 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı. Duruşmada bazı sanık ve avukatları ile müştekiler hazır bulundu. Duruşmaya, İzmir Barosu Başkanı Aydın Özcan da izleyici olarak katıldı.

Sanıklar, üzerine atılı suçlamaları kabul etmedi. Son savunmalarını yapan sanıkların avukatları, müvekkileriinin suç işlemediğini belirterek beraatlerini talep etti. 

Hakim Süleyman Demirel, taleplerin ardından, sanıkların suç işlediklerine dair bir delilin olmadığını belirtip, hepsinin beraatine karar vererek davayı bitirdi. (DHA)
 

Yunanistan, adalardaki mültecileri transfer edecek

Nikos Xydakis, Die Welt gazetesiyle yaptığı mülakatta “Adalara oluşturulan baskıyı hafifletmek için büyük sayıda mültecinin transferini başlatacağız” dedi.

AB ortaklarını,  üzerinde mutabık kalınan yeniden yerleştirme programı kapmasında yeterli sayıda mülteciyi kabul etmediklerini için eleştiren Xydakis, “Çoğu üye devleti, bizden yeterli sayda mülteci almıyor. Bazı ülkeler de taleplerimize hiçbir yanıt vermiyor” diye yakınırken geçen yılın Eylül ayından bu yana Yunanistan’da barındırılan 65 bin kadar mülteciden sadece 3 bin 500 kadarının yeniden yerleştirildiğine dikkat çekti.

Yunan bakanın açıklamalarına yansıtan Kathimerini  gazetesi ise, Ege adalarında halen 13 bin 863 mültecinin bulunduğunu belirtti. (ANKA) 
 

Can Dündar hakkında zorla getirme kararı

Can Dündar’ın İstanbul Adalet Sarayı önünde silahlı saldırıya uğramasına ilişkin dava dosyası görevsizlik kararıyla gönderildiği Ağır Ceza Mahkemesi’nden geri döndü. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yeniden görülecek davanın şikayetçisi Can Dündar hakkında, duruşmalara katılmadığı gerekçesiyle zorla getirme kararı çıkarıldı.

Cumhuriyet’in haberine göre; İstanbul 28. Asliye Ceza Mahkemesi, Can Dündar’ın, adliye önünde silahlı saldırıya uğramasına ilişkin dava dosyasını, “kasten yaralamaya teşebbüs” suçundan cezalandırılması istenen 3 sanığın “kasten adam öldürmeye teşebbüs” suçundan yargılanması gerektiğine karar vererek Ağır Ceza Mahkemesi’ne göndermişti.

Sanıklar Murat Şahin, Sabri Boyacı ve Habip Ergün Celep avukatları aracılığıyla Asliye Ceza Mahkemesi’nin görevsizlik kararına karşı itiraz dilekçesi sundu. Dosyanın gönderildiği İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi, sanıkların itirazlarını kabul ederek dava konusunun “Ağır Ceza statüsüne girmediği” gerekçesiyle Asliye Ceza Mahkemesi’nin görevsizlik kararını kaldırdı.

İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi kararında, sanıklar Murat Şahin, Sabri Boyacı ve Habip Ergün Celep’in Can Dündar’a yönelik fiile bağlı kastlarının ‘kasten öldürmeye teşebbüs’ suçu kapsamında olmadığına, iddianamede nitelendirildiği şekilde ‘kasten yaralama’ ve ‘silahla tehdit’ suçları kapsamında kaldığı belirtildi. Kararda, “Görevsizlik kararının kaldırılmasına ve dosyanın yeniden İstanbul 28. Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesine kesin olarak karar verilmiştir” denildi.

İLK DURUŞMA 21 EKİM’DE
Bunun üzerine İstanbul 28. Asliye Ceza Mahkemesi, dosyaya yeni bir esas numarası vererek, Can Dündar hakkında zorla getirme kararı çıkardı. Yeniden görülecek davanın ilk duruşması 21 Ekim 2016 tarihinde yapılacak.

Davanın 28. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 25 Ağustos 2016 tarihli son duruşmasında Can Dündar’ın avukatı Bülent Utku söz alarak, sanıkların eylemlerinin örgütlü suç kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtmişti. Sanıkların ifadelerinin çelişkili olduğunu kaydeden Av. Utku, bu nedenlerle sanığın eyleminin “kasten adam öldürmeye teşebbüs” kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini söyleyerek, mahkemenin görevsizlik kararı vermesini istemişti.

Ara kararını açıklayan hakim, sanık Murat Şahin’e yardım etikleri iddia edilen sanıklar Sabri Boyacı ve Habip Ergün Celep’in eylemlerinin “kasten adam öldürmeye teşebbüs” kapsamında tartışılması gerektiğine hükmetmişti. Mahkeme hakimi, bu suçlara bakmak ve delillerin tartışılıp değerlendirilmesi görevinin, üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesi’ne ait olması nedeniyle görevsizlik kararı vermişti.

Kararda, tutuklu sanık Murat Şahin’in, Can Dündar ve Yağız Şenkal’a yönelik eylemleri nedeniyle 30 yıldan 47 yıla kadar hapis istemiyle yargılanması gerektiği belirtilmişti. Olayın azmettiricisi oldukları öne sürülen sanıklardan Sabri Boyacı’nın 10 yıldan 18 yıla, Habip Ergün Celep’in ise 9 yıldan 15 yıla kadar hapis istemiyle yargılanması ve delillerin tartışılması gerektiğine değinilmişti.

PSAKD “Artık yeter”

PSAKD Genel Merkezi yazılı bir açıklama yağarak Şahkulu Dergahına karşı yapılan saldırıyı kınadı. Artık Yeter denilen açıklma şöyle;

Artık yeter!

Tüm dostlarımıza,

Yaşadığımız Anadolu coğrafyasında yüzyıllardır kardeşçe yaşam sürmeye çalışan Alevi-Bektaşi toplumu üzerinde yine kirli oyunlar oynanmakta ve toplumumuza inancımıza yönelik asimilasyon, baskı, zulüm politikası her taraftan uygulanmaya devam etmektedir.

Dün (26.09.2016) Şahkulu Sultan Külliyesi Vakfı Pendik Şubesinin kapısına kendini bilmezler tarafından kırmızı boya ile çarpı atılıp ‘CİHAT KAZANACAK’  diye yazılama yapılmıştır.

Bu tarz yazılamaları yapanlar bilmelidir ki; bizler inancımızın gereği doğaya insana saygılı bir şekilde yaşamayı kendimize görev bilmişiz. Lakin bizlere böyle saldıranlar şunu da unutmamalılar bizler İnsana doğaya saygılı olduğumuz kadar da baskıya zulmede boyun eğdiğimiz de görülmemiştir.

Yakın tarihimizde yaşadığımız birçok böyle ‘münferit’ diye aktarılan olaylar artık Alevi toplumunun sabrını zorlamaya başlamıştır. Bu olaylar kurumlarımızın ilk yaşadığı saldırı değildir. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Eyüp Şubemize silahla taciz ateşinde bulunanlar, Garip Dede Dergâhı’nın önüne kurşun bırakanlardan sonra Mamak’ta evlerimiz işaretlenmiş, 15 Temmuzdan sonra ise Malatya başta olmak üzere mahallelerimize saldırılar olmuş, Gazide, Okmeydanı’nda, Armutlu da, Ataşehir de yaşadığımız her alana gericiler ve faşistler tarafından baskı uygulanmaya çalışılmıştır. Ve en son olarak da dün Şahkulu Sultan Külliyesi Pendik Şubesine ‘cihat kazanacak’ diyerek açıkça bizleri tehdit etmişlerdir.

Bu saldırılara karşı sözümüz şudur;  ’Artık Yeter!’

Birlikte ve barış içinde yaşama iradesini zayıflatan bu türden saldırılar karşısında yılmayacağımızı ve mücadele edeceğimizi bütün kamuoyu bilmelidir.

Halklarımızın ve ülkemizin kaderi gerici-faşistlere bırakılamaz. Barıştan, kardeşlikten, haktan, emekten ve özgürlüklerden yana olan bütün güçlerle birlikte bu türden saldırılara karşı mücadele edeceğiz. Bu tarz saldırılara karşı toplumumuzdan bir canımızın zarar görmesi bizim için kabul edilemez bir şeydir.

Yetkililere çağrımızdır: Sorumlular derhal yakalanıp yargılanmalı ve sorun aydınlatılmalıdır. Kamuoyuna gerekli açıklamalar yapılıp bu tarz saldırılara son verilmelidir.

Kamuoyuna saygılarımızla duyururuz

PİR SULTAN ABDAL KÜLTÜR DERNEĞİ GENEL MERKEZİ

 

 

Fotoğraf için böyle dediler: İzin aldık

Milletvekilleri, Türk Yürüyüşü nedeniyle yapılan gezinin ve ziyaretin dönemin AK Parti grup yönetiminin bilgisi dahilinde olduğunu söyledi. AK Partililerin açıklamaları özetle şöyle:

GRUBUN BİLGİSİ DAHİLİNDE

Bayram Özçelik (Burdur Milletvekili): Ben bir şey ifade etmek istemiyorum. Zaten grup yönetimimizin bilgisi dahilinde gidilmiştir.

BAĞIM BULUNURSA İDAMA RAZIYIM

Adem Tatlı (Eski Giresun Milletvekili): Türk kültürünü kutlama günleri nedeniyle ABD’ye gidildi. Oraya olan o ziyaret ise bilgi dahilinde bir şey, bilgi haricinde olan bir şey değil. Grup yönetiminin bilgisi dahilinde. Ben o zaman grup yöneticimiz olan Mahir (Ünal) Bey’in bilgisi dahilinde gittim, yine o zaman grup yöneticimiz olan Nurettin (Canikli) Bey’den izin alan arkadaşlarımız da vardı, ikisi de grup başkanvekiliydi. Gizli, kaçak bir şey yapmış olsak poz vermeyiz, poz vermişiz. Siyasetçiler olarak önemli aktörlerin ne konuştuğunu, ne düşündüğünü bilmek durumundayız. Amacımız da buydu. 15 dakika oturuldu, bazı sorular da soruldu, ama siyasetçiler gibi cevap verdi, net cevap vermedi. Bizim duruşumuz belli, benim üç çocuğum var hiçbiri onların okullarında okumadı, onlara ne kurban parası gönderdik bugüne kadar ne burs ne de bankalarına para yatırdık, hiçbir alakamız olmamıştır. Bu hain örgütle bir bağım bulunursa idama bile razıyım. FETÖ terör örgütü lideri Deccal ile ismimin anılması benim için kahır meselesidir.

BAŞLARINI NAMAZ İÇİN ÖRTTÜLER

İsmail Tamer (Kayseri Milletvekili): FET֒cüler 2010 yılında beni gözaltına aldılar, sonra da bıraktılar. Benim bunlarla hiçbir şeyim yok, olamaz. Vatan hainiyle aynı karede olmak, aynı şeyde anılmak bana zul olur ama o zaman haberimiz yoktu. Oraya gitmemiz sadece gruptan ayrılmamakla ilgilidir. ABD’ye Türk günü için görevli olarak gittik. Orada da böyle bir şey gelişti, yoksa buna özel gidilmiş falan değil. New Jersey’de bizi büyük bir alışveriş merkezine götürdüler. İkindi namazı yaklaşınca, FET֒nün oraya 30-40 kilometre mesafede olduğunu söyleyip ‘isterseniz orada kılalım’ dediler. Belki de alışveriş merkezine götürülmemiz planlı bir şeydi, bilemiyorum. Gittik, ikindi namazını orada kıldık, 15 dakikalık da bir görüşme oldu, sonra çıktık, o kadar. 2012 Şubat ayı başıydı, dershane olayı da çıkmamıştı daha. Kadın vekillerimiz de orada namaz kıldı, başlarını da namaz için örttüler, o şerefsiz adama değil, iftira atıyorlar.

KİLİSEYE GİTMEKLE PAPAZ OLUNMAZ

Mustafa Hamarat (Eski Ordu Milletvekili): FET֒nün servis ettiği fotoğraflara atlayarak samimi AK Partililere saldıran kriptolar, girdiğiniz ‘reisçi’ pozlarınızı kimse yemiyor. Reis için ölümüne mücadele eden AK Partililere karşı ‘reisçilik’ taslayarak ne pisliklerinizi kapatmaya çalıştığınızı da herkes biliyor. Recep Tayyip Erdoğan’sız AK Parti hayallerinizi gerçekleştiremediğiniz gibi AK Partisiz Recep Tayyip Erdoğan hayallerinizi de gerçekleştiremeyeceksiniz. FET֒nün servis ettiği eski 17-25 Aralık öncesi fotolarla AK Partiye, partililere saldıranlar yanı zamanda sayın Cumhurbaşkanımıza saldırmaktadırlar. Müslüman kiliseye gitmekle papaz olmaz.

NEDEN ABARTILDI ANLAMIYORUM

Safiye Seymenoğlu (Eski Trabzon Milletvekili): Neden bu kadar abartıldı anlamıyorum. Orada bir şey yok. 2012 yılında MİT krizi yok iken merak üzerine gidilmiş bir gezi.

‘Erhan Tuncel cinayetle ilgili bilgi vermedi’

“GÖRÜŞMENİN İÇERİĞİNİ HATIRLAMIYORUM”

Mahkeme Başkanı Canel Rüzgar, sanık Ayhan’a “Erhan Tuncel, yardımcı istihbarat elemanlığından ayrıldıktan sonra 34 görüşme yapılmış. Bunların bir kısmını siz yapmışsınız? Ne konuştunuz? diye sordu. Sanık Ayhan da, görüşmenin içeriğini hatırlamıyorum. Ancak Erhan Tuncel’in para talebiyle ilgili aradığı da olmuştur. Önemli bir bilgi içerdiğini düşünmüyorum” dedi. Hakim Canel Rüzgar’ın , Erhan Tuncel’in yardımcı istihbarat elemanlığından çıkarılmasından sonra Yasin Hayal ile ilgili olarak dinlemenin dışında fiziki takibin üzerine biraz daha gidilmesi gerekmez miydi? şeklindeki sorusuna Ayhan, “Erhan Tuncel’e, çıkarıldığı söylenmemişti. Uygulama olarak bilmiyordu. Bu konuyla ilgili bilgi verse yine verirdi” dedi.

“BU KONU HAKKINDA BİLGİM YOK. BEN POLİS MEMURUYUM”

Sanıklardan Sabri Uzun “Erhan Tuncel’in yardımcı istihbarat elemanlığından çıkarılmasından sonra Yasin Hayal’i bu eylemden caydırmak için takibine geçelim gibi herhangi bir bilgi geldi mi?” diye sordu. Bu soru üzerine Mehmet Ayan, “Bu konu hakkında bilgim yok. Ben polis memuruyum” diye cevap verdi.

SANIK ONUR KARAKAYA İFADE VERDİ

Ayhan’ın çapraz sorgusunun tamamlanmasının ardından Trabzon Emniyeti İstihbarat Şube Müdürlüğü’nde görevli sanık polis memuru Onur Karakaya savunmasını yaptı. Karakaya 2005 yılının Ekim ayında Trabzon’a tayinin çıktığını, 2011 yılına kadar burada görev yaptığını ardındanda Batman’da göreve başladığını anlattı.

“EMNİYETİN HİYERARŞİK YAPISI DIŞINA ÇIKMADIM”

Halen Batman Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesi’nde çalıştığını söyleyen Sanık Karakaya, Fetullah Gülen terör örgütüyle ve diğer örgütlerle herhangi bir ilgisinin olmadığını söyleyen Karakaya, “Amirlerimle yasalar çerçevesinde çalıştım. Mesleğimde çalışacağım yerle ilgili kimseden yardım almadım. Emniyetin hiyerarşik yapısı dışına çıkmadım. İlk görev yerim olan Trabzon’a da kura çekerek atandım. Trabzon İstihbarat ‘C’ şubesinde meslek hayatımın ilk yılında göreve başladım” dedi.

“TUNCEL’İN, YALAN SÖYLEMESİ, GÖRÜŞMELERE GELMEMESİ, YORUM YAPMASI BENİM DE ŞAHİT OLDUĞUM DURUMLARDIR”

Mehmet Ayhan ile birlikte Erhan Tuncel ile yapılan görüşmelere gittiğini ancak sadece araç kullandığını söyleyen Karakaya, “Benim buluşmalarda başka bir fonksiyonum yoktu. Benim elemana (Erhan Tuncel’e) soru sormam işin doğasına aykırıdır. Erhan Tuncel’in, yalan söylemesi, görüşmelere gelmemesi, yorum yapması benim de şahit olduğum durumlardır” diye konuştu.

“ERHAN TUNCEL CİNAYETLE VE YASİN HAYAL İLE İLGİLİ BİLGİ VERDİĞİNE ŞAHİT OLMADIM “Erhan Tuncel cinayetle ve Yasin Hayal ile ilgili bilgi verdiğine şahit olmadım” diyen Karakaya, “Erhan Tuncel’in, Yasin’in (Hayal) sakin hayat sürdüğünü söylediğine şahit oldum. Erhan Tuncel’in ifadesi kendi sorumluluğunu gizlemeye yöneliktir. Erhan Tuncel, Yargıtay’ın bozma kararının ardından şahsıma yönelik iftiralarda bulunmuştur. Erhan Tuncel ifadesinde Ogün Samast’ı tanımadığını söylemiştir. Ogün ismini beyan etmediğini de emniyette de itiraf etmiştir. Yasin Hayal’i takip çalışmasında yer almadım. Tanımadığım kişileri takip ettiğim iddiası doğru değildir. Yasin Hayal’in çevresinde tanıdığım, bildiğim kimse yoktur” şeklinde konuştu.

“ERHAN TUNCEL, ‘OLAYDAN HABERİ OLMADIĞINI SÖYLEDİ”

Cinayetin ardından sanık Ercan Demir’in Erhan Tuncel’e ulaşılmasını istediğini anlatan Onur Karakaya, “Erhan Tuncel’i aradım. Telefonda hiç konuşmadığımız için beni tanımadı. Emniyetten aradığımı söyledim. Erhan Tuncel, ‘Olaydan haberi olmadığını söyledi. Telefonun şarzı bitti, görüşmede kesildi” dedi.

“FETÖ İLE BAĞLANTIM YOK”

Karakaya şunları söyledi: Olayın meydana geldiği yıl itibari ile bir yıllık polis memuruydum. Bana verilen görevleri yerine getirdim. Değerlendirme yapacak tecrübeye de sahip değilim. İstihbarat ile ilgili kurs ve eğitim de almadım. Erhan Tuncel cinayetle ilgili bilgi vermedi. F3-F4 raporu hazırlamak gibi görevimde yoktur. Milletime hizmet ve devletimin bekası için zor şartlarda görevimi yapmaya devam ediyorum. FETÖ ile bağlantım yok” şeklinde konuştu.

“ERHAN TUNCEL ZAMANIN RUHUNA GÖRE HAREKET ETMEKTEDİR”

Hakkındaki tüm iddiaların Erhan Tuncel’in ifadelerine dayandığını belirten Sanık Karakaya, Dink soruşturmasına 2015 yılında dahil edildiğini, Tuncel’in ifadelerinin iftira ve yalan olduğunu söyledi. Erhan Tuncel’in cinayeti önce Ergenekon’a ardından da FETÖ’ye bağlandığını söyleyen Karakaya, “Erhan Tuncel zamanın ruhuna göre hareket etmektedir. Kimseye yardım etmedim. Aslı olmayan iddiaları reddediyorum. Beraatimi istiyorum” dedi.

Serpil KIRKESER/İSTANBUL,(DHA)

Şükrü Yıldız’dan etnik arındırma kültürel soykırım-Teran-Terolar kitabı

Aleviler ve Kemalizm (Araştırma), Ararat Tufanı Tapıcısı (Şiir), Eflatun Yârime Şarkılar (Şiir) Alevilik Notları (Röportajlar) Alevi Asimilasyonuna Karşı Durmak (Makaleler), Aç Kal Alçalma Alevilik Yazıları (makaleler), ardından Şükrü Yıldız,  Etnik Arındırma, Kültürel Soykırım Teran (Derleme) kitabını okuyucularıyla buluşturdu.

Kitap, Maraş Terolar köyünde yapılmak istenen kampın etkilerini anlatırken köylülerle yapılan röportajlar, Terolar köyüne giden sanatçıların, yazarların ve vekillerin görüşlerine de yer veriliyor.

360 metre karelik alana 26 bin kişinin yerleştirilmesi yeniden Maraş katliamını gündemine getirmiş, tartışmalar ve eylemler devam etmişti. Kitapta bu sürgün politikasına da değiniliyor ve Alevilerin mültecilere değil IŞİD’e karşı olduklarına, devletin sıradan bir kamp değil Alevi köyüne yapılan bu kampın Maraş için yeni bir tehdit oluşturacağına da dikkat çekiliyor…

Maraş Teroları tüm boyutlarıyla ele alan kitapta, Alevi dernekleri, gazeteci ve yazarlar Recai Aksu, Gülşen İşeri, Aziz Tunç, Cemo Doğan, Deniz Osoy gibi isimlerin yanında CHP’li ve HDP milletvekillerinin Terolar köyü ve kampla ilgili görüşleri de yer alıyor.

Kitaptan

“Bi mültecilere karşı değiliz. Ama buraya 27 bin kişi gelecekmiş, 360 dönümlük yere ve köylerimizin ortasına. Başka bir sürü boş arazi varken en verimli topraklara kamp yapması devletin bizi açıkça göz çıkartması demek. Biz buna karşıyız. Biz ovamıza, meramıza, dağımıza sahip çıkıyoruz. Çıkacağız…”

VESTA YAYINLARI