Ana Sayfa Blog Sayfa 6269

15 Temmuz ve Sonrası Gelişmeler

Türkiye’de şimdi durum çok daha ciddi. Demokrasi ve özgürlükleri ortadan kaldırmak amacıyla yapılan darbe kalkışması bertaraf edilmesine karşın, şimdi özgürlüklerimiz daha çak tehlike altındadır. Türkiye adım adım polis devleti oluyor. Başlatılan cadı avının nerede duracağını kestirmek zor.

Faşizm daha da kurumsallaşıyor. Halk adı altında AKP yandaşı içinde DAİŞ ve türevlerinin de bulunduğu tüm dinci kurum mensupları, tarikat yanlısı güruhlar ve sivil paramiliter güçler sokaklara salınıyor. Sokaklar bu güçler tarafından teslim alınmış durumda. İlericilerin ve Alevilerin oturduğu mahalleler saldırı altında. Ülkenin dört bir yanında bir cadı avı başlatılmış bulunuyor. Şimdi Kürt illerinde yapılan katliamlar hiç dile gelmiyor, solcuların, devrimcilerin gözaltına alınışları sıradanlaşıyor. Kendi ölülerini törenlerle kaldıran AKP, ayaklanmacılardan kimlerin, kaç kişinin öldüğünü, öldürüldüğünü hiç dile getirmiyor.

Türkiye’de darbeler artık sadece askeri darbe olmaktan çıktı. Bunların yanında sivil darbeler de yapılmaktadır. Askeri darbeyi önlemek için AKP’nin öncülüğünde bir araya gelen muhalefet partileri, 7 Haziran seçimleri sonrası anayasayı rafa kaldırarak sivil darbe yapan Erdoğan’a karşı bir tek ortak bildiri yazamadılar. Erdoğan’ın bir koalisyon hükümetinin kurulmasını engellemesine yeterli tepkiyi gösteremediler. Ellerinde olanak olmasına rağmen ikinci bir seçimi engellemeyip, kabullendiler.

Erdoğan darbe girişiminin bastırılmasını bir fırsata çevirerek tüm aykırı sesleri bastırmaya başlamışken, hala sözde demokratik mutabakatlarla uğraşmak ve yapılanları görmezden gelmek halklara ihanettir. Erdoğan samimi değildir. Ülke sorunlarını çözme diye bir derdi yoktur. Şimdi verili  durumu bir fırsata çevirerek kendi tek kişilik yönetimini meşrulaştırmanın peşindedir.

Elbette biz devrimciler, ilericiler, demokratlar, bir bütün olarak Türkiye ve Kürdistan halkları; askeri ve sivil darbelere karşı daha çok demokrasi, daha çok özgürlük için mücadelemize devam edeceğiz. Ancak bir görevimiz de oynanan büyük oyunu deşifre etmek ve demokrasi düşmanlarının “demokrasi kahramanı” yapılma girişimlerine müsaade etmemektir.

Sözde ülkemizin yöneticileri darbenin gelişini son anda öğreniyorlar. Kabul, ama darbe girişiminin bertaraf edilmesinden hemen sonra 8.500 polis açığa alınıyor 2700 hakim, savcı hakkında gözaltı kararı çıkıyor. 10.000 e yakın asker gözaltına alınıyor. Generaller tutuklanıyor. Peki bu kadar detaylı listeleri nasıl hazırlıyorlar? MİT ve Askeri istihbarat darbe girişimini son anda öğrenebilirken, iş insan tutuklamaya ve harcamaya gelince bir iki saat içinde binlerin kaderi ile oynayabiliyor.

Yandaş medyada; HSYK’nın 5 üyesinin, Anayasa Mahkemesi’nin 2 üyesinin, Yargıtay’dan 140, Danıştay’dan 48 üyenin, adli ve idari alt derece mahkemelerinden 2 bin 745 hâkim ve savcının gözaltına alındığı haberlerini okuyoruz. Ayrıca İçişleri Bakanlığı’na bağlı 8 bin 777 personelin görevden uzaklaştırıldığı, 30 valinin, 47 kaymakamın, 7 bin 899 Emniyet personelinin açığa alındığı iddiaları mevcut.

Aklı başında herkes biliyor ki, bu listeler önceden hazırlanmış. Yani darbe olsa da olmasa da bu operasyonlar yapılacaktı. Zaten birçok basın yayın kurumu hükümetin 16 Temmuz gecesi operasyonları başlatma kararı aldığını belirtiyor.  Ve aslında başka bir tarihte darbe yapmayı düşünen darbecilerin bu operasyon bilgisini aldıktan sonra işi erkene aldıkları dillendiriliyor.

İşin en ilginci Erdoğan’ın bu durumu “tarihi bir fırsat” olarak dillendirmesidir. Yani söylenen aslında bu darbenin akamete uğramasının kendisine beklemediği bir olanak sunduğunun itirafıdır. Bizce bu biraz acele söylenmiş bir sözdür. Durum iki yıl önce sayın Öcalan’ın belirttiği gibi bir darbe mekaniğinin harekete geçirilmesidir ve nerede son bulacağı ise bugünden kestirilemez.

Darbe Mekaniği Nasıl Bertaraf Edilir?

Nitekim CIA uzmanı Graham Fuller birkaç gün önce yayınlanan “Türkiye’nin ‘kaybet kaybet’ Darbe Durumu” Turkey’s Lose-Lose Coup Situation başlıklı makalesinde, “ Yakında görülecek ki bu olay Türkiye’deki herkes için bir ‘kaybet kaybet’ olayıdır. Ordu da millet de derin bir şekilde bölünmüş olacaktır. Darbe geleneği hortlamıştır. Geniş bir sivil çatışma ortamı muhtemelen yakında bir askeri müdahaleyi gerekli kılacaktır” diye yazdı.

Erdoğan önderlikli AKP iktidarı bir cadı avı başlatmış bulunuyor. Tıpkı 11 Eylül olayları sonrası ABD’nin başlattığı gibi. 11 eylül kitabı yazarı Tarpley hatırlayın ne demişti: “ Düşman algısı olmadan oligarşik düzen kurulamaz! Terörle savaş diyenler finans baronları. Bu elitler korku olmadan sosyal ve ekonomik ilişkileri toplumlara dayatamazlar!”

Erdoğan’ın yapmak istediği yukarda söylenenlerdir. Parlamenter demokrasinin içine düştüğü çıkmazdan kurtuluşun yegane yolu olarak başkanlığı dayatacaktır.

Ancak yarının neler getireceğini kestirmek pek kolay değil.  Erdoğan Kürt düşmanlığına, Alevi düşmanlığına, devrimci ve demokrat düşmanlığına devam eder ve buradan bölerek bir kesimin iktidarını kurmaya çalışırsa bugün ortaya çıkan Kürt-Türk bölünmesi, yarın Alevi-Sünni bölünmesine, Müslüman olan-olmayan bölünmesine, işçi-işveren bölünmesine, sağcı-solcu bölünmesine yol açacak. Ötesi asker-polis bölünmesine de zemin hazırlayacaktır. Bu durum toplumsal bir kaosun ortaya çıkmasını sağlayacaktır.

Sayın Öcalan’ın söylediği darbe mekaniğinin harekete geçmesi, Türkiye’nin içinde bulunduğu sorunlara çözüm bulunamamasından kaynaklanıyor. O zaman Erdoğan; eğer bir başka darbe ile karşılaşmak istemiyorsa, darbecilere harekete geçme şansı sağlayan demokrasi dışı koşulları ortadan kaldıracak girişimler yapmalıdır. Başta Kürt sorunu olmak üzere, ülkenin içinde bulunduğu temel sorunları çözmeli ve hızla parlamenter demokrasiye dönmelidir.

Türkiye’de Kürt meselesini çözmezseniz bu mesele bir krize dönüşür. 1984 15 Ağustosundan bu yana ortaya çıkan kriz sürüyor. Çözülmemesinden militarizm ortaya çıkar. Mesela Sur, Şırnak, Nusaybin, Cizre, Gever’de ordudaki Fethullahçılar ve Tayyip’in özel harekatçıları tek bir cephe halinde Kürt halkına ve kendini savunan Kürt gençlerine karşı savaştılar. Kürdistan’da ortaya çıkan militarist ruh AKP’yi ordunun yanına itti. Bu ordu yaptıklarından dolayı yargılanmayacaklarına dair yazılı güvence istedi ve aldı. Bu ordunun siyasete müdahalesidir aynı zamanda. Bundan dolayıdır ki, darbe mekaniği harekete geçmiştir.

Yaşananlara baktığımızda Erdoğan’ın durumdan ders çıkarmadığını ve verili durumu kendi otoriter iktidarını pekiştirmenin aracı yapmaya çalıştığını göstermektedir.

AKP’nin Fetullah düşmanlığı daha dün başlamıştır. Düne kadar hepsi ona hasret kaldıklarını belirtiyor ve bu hasreti gidermek için ülkeye dönmesini istiyorlardı. Onun bu halkın hizmetinde olduğunu vurguluyorlardı. Bunlar unutulmuş görünüyor. Bizim milletimiz balık hafızalıdır. Hemen unutuyor.

AKP ile FETÖ örgütünün ipleri aynı güçlerin elindedir. AKP dün iktidar olmak için Fetullahın kadrolarına yaslandı. İkisinin ittifakı ile Türkiye bu hale getirildi. Fetocuları polise, orduya, yargıya yerleştiren, ona binlerce özel okul kurduran bizzat AKP yöneticileridir. Bu durumu “bizi kandırmışlar” diyerek geçiştirmek bir yöneticiye yakışır mı? Eğer kandırılmışsanız o zaman ilk işiniz istifa etmek değil miydi? Ama yapmadınız.

Tam tersine bu darbe girişiminden sonra geçmişte yaptığınız hataları, yolsuzlukları, Kürdistan’da yaptığınız katliamların üstünü örtmek, unutturmak, toprağa gömmek istiyorsunuz.

Roboskiyi filanca emir verdi, Rus uçağını filanca pilot düşürdü diyorsunuz. Böyle demekle suçunuzun üstünü örtemezsiniz. Bu eylem emirleri iktidardan çıkmıştır. Eğer yok diyorsanız bu daha da vahim bir durumdur. Bu durumda inisiyatifiniz bitmiş demektir.

Düne kadar iktidarınızı sürdürmenin aracı yaptığınız FETÖ’cü kurumları bugün bir bir kapatmanız, on binlerce insanı görevden almanız sizlerin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Sormazlar mı adama bu kadar FETÖ yandaşı nasıl devlete yerleşmiş, devleti yönetir hale gelmiş?

Alevilere Yönelik Provakasyonlar

15 Temmuz darbe girişimi ardından “demokrasi nöbeti” adı altında başlayan sokak gösterilerinden Alevilerin yaşadığı mahallelere devlet destekli saldırılar örgütlendiğini bu saldırılarda katliam provası yapıldığını hep birlikte yaşadık.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın darbeye karşı sokağa çağırdığı grupların Semsur’da (Adıyaman) sergiledikleri provokatif yaklaşımlar Alevi yurttaşlar açısından tedirginliğe yol açtı. Elbette bu durumun sorumlusu hükümettir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısı ile sokakları “demokrasi” adına mesken tutan gruplar, Meleti (Malatya) ve İstanbul’da olduğu gibi Semsur’da (Adıyaman) da Alevi yurttaşlara yönelik provokatif yaklaşımlar sergilediler.

Darbe girişiminin ardından yapılan sokağa çıkma çağrılarına uyarak sokaklara çıkan AKP’li gruplar kendilerinden görmediği herkese, halka saldırmayı kendilerine hak görüyor.

Nitekim başarısızlıkla sonuçlanan darbe girişiminin ardından devlet yetkilileri tarafından yapılan sokağa çıkma çağrılarına uyarak özellikle İstanbul’un devrimci mahallelerini ve Alevilerin yoğun olduğu yaşam alanlarını hedef alan bu AKP’li gruplar Gazi Mahallesi’nden sonra Okmeydanı’nda da saldırmışlardır. Yetmemiş Alevilerin yaşadığı Malatya Paşaköşkü Mahallesi’nde provakasyon girişimleri yapmışlardır.

Aleviler Ne Yapmalı?

Bugün CHP ve MHP’yi de arkasına alarak iktidarını sürdürmeye çalışan Erdoğan, FETÖ ile hesaplaşmasını bitirdikten sonra yönünü kendisine engel gördüğü örgütlere ve toplumsal kesimlere dönecektir.  Bu toplumsal kesimlerin başında Kürtler ve Aleviler geliyor. Kürt illeri bir bir yıkıldı. Ancak Kürt Özgürlük Hareketi bütün bir yıkıma karşın bir halk direnişi yaratarak bu süreci bir anlamda boşa çıkardı.

Görüldü ki, örgütlü bir halk baskı ve zulüm karşısında asla yenilmez. Kürt halkı büyük acılar yaşamasına karşın verdiği onur savaşını kazanmıştır.

Yüzyıllardır zulme uğramış Aleviler artık safını belirlemekle yükümlüdür. Düne kadar destekledikleri CHP bugün AKP iktidarının yedek lastiğidir. Türkiye’nin egemen güçleri yeni bir milli mutabakat sağlamış görünüyorlar.

Sözde FETÖ örgütüne karşı kurulmuş gibi görünen bu mutabakat aslında Türkiye’nin ilerici, dönüştürücü, demokratik dinamiklerine karşı yapılmıştır. Önlerine koydukları görevlerin başında Kürt Özgürlük Hareketini tüm bileşenleri ile birlikte ezmek var. Yine devrimci hareketleri, ilerici STK’ları ve Alevileri hizaya getirme var. Nitekim AKP’nin sokağa sürdüğü güruhlar ilk iş olarak Alevi mahallelerine saldırmaya çalıştılar.

Bugün bu saldırıları kontrol altına alan AKP; iktidarını sağlamlaştırdığına inandığı anda yeniden başlatmakta beis görmeyecektir.

Aleviler bir yandan baskı ile “imana” getirilmeye çalışılırken FETÖ örneğinde olduğu gibi bir yandan da sistemin içine çekilerek, asimilasyona uğratılarak tümden bitirilmeye çalışıldı. Tabi buna Aleviler içinde ortaya çıkan Hınzır Paşalar da yardım ettiler.  Türkiye’de kurulan birçok cemevi adeta minaresiz camilere çevrildi. Dede’lerin yanına bir de Hocalar eklenerek inancımız özünden koparılmaya çalışıldı.

Şimdi biz Alevilere düşen, yönümüzü demokrasi cephesine çevirmek ve oynanan oyunları boşa çıkaracak olan öz örgütlülüğümüzü güçlendirmektir.

Alevilere düşen, kendi öz savunmasını sağlayacak örgütlü bir yapı haline gelmektir. Aleviler sadece Semah dönerek, Lokma dağıtarak, Cem yaparak varlıklarını sürdüremezler. Siyasi, kültürel, ekonomik ve öz savunma örgütlerini yaratarak varlıklarını güvence altına alabilirler.

Bu açıdan bizleri sadece inanç ritüellerimizi yerine getirmekle yetinelim diye uyutanlara itibar etmemeliyiz. Elbette inancımızı icra edeceğiz. Ancak İçinde yer aldığımız toplumda söz sahibi olmak istiyorsak, her alanda kendi öz örgütlülüğümüzü de yaratmak durumundayız.

Uzun süredir bir araya gelmesi beklenen Demokratik Kitle Örgütleri Ankara’da bir araya gelerek ‘Acil Demokrasi’ çağrısında bulundu.

15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından Türkiye’nin demokratik güçleri Alevi örgütleri, Emek örgütleri, Türkiye’deki sol, sosyalist partiler ve geniş kitlelere sahip hareketler bir araya gelerek Darbe ve OHAL uygulamasına karşı adım attı.

Ankara’da Mülkiyeliler Birliği salonunda gerçekleştirilen toplantıya KESK, DİSK, TMMOB, TTB başkan ve temsilcilerinin yanı sıra, HDP Eş Başkanı Figen Yüksekdağ, ÖDP Eş Başkanı Alper Taş, EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan, EHP, DBP, DP, ESP, SYKP, Halkın Türkiye Kominist Partisi, YSGP gibi siyasi parti temsilcileri, HDK, Haziran Hareketi, Halkevleri temsilcileri, İHD, THİV insan hakları örgütleri, Önde gelen Alevi örgütlerinden Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF),  Hacı Bektaş-ı Veli Vakfı, Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri, Demokratik Alevi Dernekleri katıldı.

“Ne askeri darbe, ne sivil darbe, ne OHAL, acil demokrasi” pankartının önünde açıklamayı DİSK Genel Başkanı Kani Beko, yaptı.

‘Acil Demokrasi’ başlığı ile yaptığı açıklamada Beko, toplumun demokrasi taleplerine işaret etti. 15 Temmuz darbe girişimi ile Türkiye’nin büyük bir kaos ve yıkıma sürüklenmek istendiğini, ülkenin geleceğinin darbeyle belirlenmeye çalışılmasını kabul etmediklerini etmeyeceklerini belirtti. “Her türlü darbe, darbe girişimi ve antidemokratik uygulamaların karşısındayız” diyerek taleplerinde sıraladı.

Minbic Özgürleşti !

Türkiye’de tüm bunlar olurken, sınırın öte yanında Rojava Kürdistan’ında tarihi gelişmeler yaşanıyordu. DAİŞ cellatlarına karşı Suriye’nin demokratik güçleri öncülüğünde başlatılan özgürleştirme hamlesi ilk meyvelerinden birini veriyor ve DAİŞ’in gizli merkez karargahı olduğu söylenen Minbiç özgürleşiyordu.

Minbic Askeri Meclisi lideri Şehit Ebu Leyla adına yürütülen özgürleştirme hamlesi, 73 gün süren zorlu bir mücadelenin sonucunda zafere ulaştı.  Ebu  Leyla’nın savaşçıları artık Rojava’nın birleştirilmesi hamlesinde sona doğru ilerliyor. Şimdi sıra Rakka’nın düşürülmesi ve DAİŞ çetelerinin tümden temizlenmesinde.

Şimdi DAİŞ’i besleyenler, destekleyenler göz yaşlarına boğulmuş görünüyor. Çünkü onların tüm hesapları Kürt Özgürlük savaşçılarının çıplak yürekleriyle ördükleri çelik duvarlara çarparak tuzla buz oluyor. Bir kez daha tarih haklıların er geç zafere yürüyeceğine tanıklık ediyor.

Yenilmez güç olarak lanse edilen ve Irak ve Suriye toprakları savaşılmadan peşkeş çekilen DAİŞ cellatlarının gösterilmek istendiği gibi olmadıklarını ilk defa Kürt halkının Kobane’de ortaya koyduğu tarihi direniş bize gösterdi. Arap bölgelerini savaşsız teslim alan DAİŞ ilk olarak Kürdistan bölgesine saldırdığında ummadığı bir direnişle karşılaştı.

Hesaplarını DAİŞ ve türevlerinin başarısı üstüne yapanlar bir kez daha büyük yanıldılar.  Bu savaşın esas galibinin Kürtler olduğu açıktır. Bu durumu kabullenmek istemeyen bölge gericiliği elbette yeni hamleler deneyecek ve Suriye’de özerk bir Kürt bölgesinin oluşmasının önüne geçmeye çalışacaktır.

Erdoğan Kürt sorunu konusunda çözümden vazgeçtiği an kaybetmeye başlamıştır. 15 Temmuz darbe girişimi onu fena halde korkutmuş görünüyor.  İktidarının her zaman elinden alınabileceğini anladı. Uluslararası emperyalist güçleri hesaba katmadan, onlara rağmen krallık ilan edemeyeceğini gördü. Bugün bürokraside, siyasette, yargıda, orduda, poliste kime güveneceğini bilememektedir. Fetullah güçleri tümden devre dışı bırakılmış değil. Toplumun tüm alanlarına nüfuz etmiş bir hareketin siyasette karşılığının olmadığı söylenemez. Nitekim Erdoğan’a karşı gösterilen CHP-MHP ortak adayının Fetullah tarafından önerildiği biliniyor. AKP, CHP ve MHP içinde azımsanamayacak sayıda siyasetçinin olduğu da en azından tahmin ediliyor.

Erdoğan böylesi bir süreçte tek başına iktidar yürütemeyeceğini bildiğinden arkasına CHP ve MHP’yi alarak süreci atlatmaya çalışıyor.  6 milyon oy almış HDP ise görmezden geliniyor. Erdoğan hala anti-Kürt bir siyasetle bir bölge gücü olabileceğine inanıyor. Ancak gelişmeler tersini gösteriyor. Kürtlerle şu veya bu şekilde ilişkilenmeyen hiçbir gücün bölgede başarılı olamayacağı ortaya çıkmıştır.

Önümüzdeki süreçte eğer Erdoğan Kürt, Alevi, demokrat düşmanı siyasette ısrar ederse büyük kaybedecektir. Bugün Minbic’in düşmesi yakın gelecekte tüm Rojava kantonlarının birleşerek Özerk bir Kürt bölgesinin kurulması, Erdoğan’ın Suriye ve Irak’ta yürüttüğü Sünni İslam eksenli politikasının tümden iflasına yol açacaktır.

Eğitim Sen Danıştay’a gidiyor

Terör örgütüyle ilişkileri oldukları iddiasıyla tedbiren 11 bini aşkın öğretmenin açığa alınması, bölgede faaliyet gösteren eğitim sendikalarının tepkisine yolaçtı. Eğitim Sen Diyarbakır 1 Nolu Şube Eşbaşkanı Hava Karahancı, Danıştay’a itiraz edeceklerini, gerekirse konuyu AİHM’e taşıyacaklarını söyledi. Memur Sen ve Eğitim Bir Sen Diyarbakır Şube Başkanı Yunus Memiş de, örgütle ilişkisi olmayan öğretmenlerin örgütle ilişkili öğretmenlerden ayrılması amacıyla başlatılan soruşturmanın seri ve adaletli bir şekilde tamamlanması gerektiğini belirtti.

6 SENDİKA ÜYESİ TOPLAM 11 BİN 298 ÖĞRETMEN

Bölgede faaliyet yürüten Eğitim Sen, Aktif Sen, Özgür Eğitim Sen, Eğitim Bir Sen, Türk Eğitim ve Eğitim İş Sen üyesi 11 bin 298 öğretmenin açığa alınmasına tepki gösteren Eğitim Sen Diyarbakır 1 Nolu Şube Eşbaşkanı Hava Karahancı, konuyla ilgili hukuki girişimlere başladıklarını söyledi. Diyarbakır’da 4 bin 314, Mardin’de bin 885, Hatay’da 960, Batman’da 940, Van’da 730, Adıyaman’da 485, Gazintep’te 430, Tunceli’de 504, Muş’ta 155, Bitlis’te 190, Bingöl’de 185 ve Siirt’te 55 olmak üzere toplam 11 bin 298 öğretmen açığa alındığını anlatan Karahancı, bunlardan 9 bin 843’ünün Eğitim Sen üyesi olduğunu belirtti.

DİYARBAKIR’DA 8 BİN ÖĞRETMENE İHTİYAÇ VAR

Diyarbakır’da yaklaşık 18 bin öğretmenin görev yaptığını, açığa alınan öğretmenlerle birlikte yaklaşık 8 bin öğretmene hala ihtiyaç olduğunu ifade eden Karahancı şöyle dedi:

“Hukuki bütün yolları denemeye başladık. İtiraz dilekçelerimiz hazır. Genel merkez düzeyinde avukatımızla çalışmalarımızı yürüttük. Sendikamız bütün bölge avukatlarının topladığı, uluslarlarası boyutta üye olduğumuz sendikalarla da dayanışma içerisine girdik. Öncelikle genel merkezimiz düzeyinde Danıştay’a başvuracağız alınan kararın iptali için.”

‘SÖZLEŞMELİ ÖĞRETMENLERLE KALİTE OLMAZ

Diyarbakır Memur Sen ve Eğitim Bir Sen Diyarbakır Şube Başkanı Yunus Memiş de, açığa alınan öğretmenlerden boşalan okullardaki öğretmen açığının sözleşmeli öğretmenlerle giderilmesinin doğru olmadığını ifade ederek şöyle konuştu:

“Diyarbakır’da 5 bin civarında açığa alınma, görevden alınma var, 2 bin de öğretmen açığı vardı. Toplam şu an 7 bin civarında bir öğretmen ihtiyacı var Diyarbakır’da. Açığa alınan öğretmenlerden kaynaklı açık da ücretli öğretmenlerle telafi edilmektedir. Bu şekilde eğitimin kalitesinin artışı sözkonusu olamaz. Dolayısıyla ilimizde kaliteli bir eğitim için kadrolu öğretmenlerle yola çıkılmasının ve eğitimdeki açıkların da biran önce giderilmesi gerekmektedir. Özellikle örgüte destek veren, destek kastıyla hareket etmiş öğretmenlerle, destek kastıyla hareket etmeyen öğretmenlerin birbirinden ayrılması gerekiyor.”
Mehmet TÜRK- Serdar SUNAR/DİYARBAKIR, (DHA) –

Şortlu hemşireye tekme atan saldırgan tutuklandı

SUSMA HAKKINI KULLANDI, KADIN AVUKAT GÖREVLENDİRİLDİ
Savcılıkta susma hakkını kullandığı öğrenilen Çakıroğlu, “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” ve “İnanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme” suçlarından tutuklanması talebiyle nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edildi. Çakıroğlu’nun sorgusuna baronun görevlendirdiği kadın bir avukat girdi.

“KADININ NORMAL GİYİM TARZI YOKTU”
Mahkeme şüpheli Abdullah Çakıroğlu’nun ifadesinde “O gün kurban bayramıydı. Benim de milli ve manevi duygularım üst düzeydeydi. Ülkemizde bazı manevi değerler her gün aşındırılıyor. O gün de öyle bir gündü. Yaptığım eylemi doğru bulmuyorum. Müspet bulmuyorum. Kadının normal giyim tarzı yoktu. Bu da benim manevi duygularımı tahrik etti. Bir kadının iffetli gözükmesi için en azından kendisini taşıyabileceği normlarda giyinmesi ve pozisyon alması gerekir. Sonuç itibari ile böyle olmasını istemedim. O anki manevi duyguların coşması ile bu harekette bulundum” dediği öğrenildi.

“MANEVİ DUYGULARIMIN COSMASI İLE…”
Olay günü kendisinin insanlarca tartaklandığını söylediği öğrenilen Çakıroğlu’nun, “Ülkemizden şunu istiyorum. Anayasamız doğrularını birinci derecede İslamdan almak zorundadır. Şayet bir kişi ben Gayrimüslimim diyorsa da yine bizleri tahrik etmeyecek manevi değerlerimizi aşındırmayacak şekilde giyinmelidir. Başka bir diyeceğim yoktur. Ben daha önce psikolojik tedavi gördüm. Ben şu anda sağlıklı bir insanım. Ancak o zaman manevi duygularımın coşması nedeni ile davrandım. İslam hukukunda seksi giyinen bayana kırbaç vurulur. Bu kişilere de en azından bir para cezası verilmesi gerekir. Bizim akıl ve ruh kimyamızı bozuyorlar. Ben 4 senedir oruç tutuyorum. Ancak bu insanlar yüzünden yüzümü ahirete dönemiyorum. Dinimle barışık yaşayamıyorum. Mevcut ortamdan gayrimüslimlerin belirli bir standarda çekilmesi gerekiyor. Bunlar belirli standartlara çekilip gerekli önlemler alınmazsa dinden uzaklaşıyoruz. İnsanlar şeytanlaşıyor ve şehvet ortamı oluşuyor. Bundan dolayı Müslümanlığı yaşamaktan her gün uzaklaşıyoruz. Devletimizden İslamı resmi din olarak benimsemesini istiyoruz” diye konuştuğu belirtildi.

TUTUKLANDI…
Çakıroplu’nun avukatının ise, “Dosyada mevcut belgeler doğrultusunda sağlık durumu da dikkate alınarak karar verilmesini talep ediyoruz “şeklinde savunma yaptığı kaydedildi. Mahkeme Çakıroğlu’nun “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” ve “İnanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme” suçlarından tutuklanmasına karar verdi.
Arzu KAYA/İSTANBUL, (DHA)

Tunceli’de çatışma

Ovacık İlçesi Munzur Vadisi Milli Parkı’nda operasyon düzenleyen güvenlik güçleri, Venk Köprüsü yakınlarında, akşam saatlerinde bir grup PKK’li ile karşılaştı. Güvenlik güçlerinin ‘teslim ol’ çağrısına teröristler ateşle karşılık verince çatışma çıktı. Bunun üzerine bölgeye karadan özel harekat timleri, havadan ise kobra helikopterler sevk edildi. Çatışmalar sürerken, PKK’lilerin bulunduğu alanlar kobra helikopterle bombalandı. Bölgeye yakın askeri birliklerden de bölge obüs toplarıyla ateş altına alındı.

Çatışma nedeniyle Tunceli-Ovacık karayolu güvenlik gerekçesiyle ulaşıma kapatıldı.

Bu kadınlar Türkiye’de bir ilk

Grubun önümüzdeki yıl hedefi Türkiye’nin doğu illerinin yanı sıra, İngiltere ve Almanya’da Türkçe ve İngilizce oyunlarla sahneye çıkmak.

Bodrum’da tatilini sürdüren yönetmen yardımcısı ve oyuncu Şirincan Çakıroğlu (34), 6 kadın ile birlikte bu yıl kurdukları ‘Çok da Fifi grubunun hayran kitlesinin arttığını söyledi. Kartal Tibet, Cem Yılmaz ve Yılmaz Erdoğan’ın yönetmen yardımcılığını yapan, Güldür Güldür ve Çok Güzel Hareketler Bunlar güldürülerinde oynayan Çakıroğlu, 2017 yılının projelerini DHA muhabirine anlattı.

Şirincan Çakıroğlu oyuncu Hande Yögen (34), reklam yazarı ve mizahçı Deniz Özturhan (37), aşçı- oyuncu Leyla İncegül (20), yazar-oyuncu Meltem Parlak (38), hostes-oyuncu Buse Sinem İren (25), stand up’çı Aslı Akbay (35) ile BKM Mutfak Sahnesi’nden yola çıkarak stand up yaptıklarını söyledi. Çakıroğlu şunları anlattı:

“Türkiye’de ‘stand up’ı ve şakayı sadece erkek oyuncular yapar’, ön yargısını kırmak istedik ve sekiz ayda bunu başardık. Sahneye çıktığımız İstanbul, Eskişehir, Ankara, İzmir ve Ayvalık’ta seyirciden gerçekten büyük ilgi gördük. Bu bizim gelecek yıl için çıtayı yükseltme kararı almamızı sağladı. 29 Eylül’de BKM Mutfak’ta sahneye çıktıktan sonra ekim ayında İzmir, Denizli ve Bursa turnelerine çıkacağız. Ama asıl hedefimiz önümüzdeki yıl yurdumuzun gidilmeyen illerine sahnemizi götürmek ve İngiltere ile Almanya’da Türkçe ve İngilizce stand up’ları sahneye koymak. Bu nedenle çalışmalarımıza hız verdik.”

EKİMDE EGE’DELER

Her oyuncunun 15’er dakikalığına tek tek sahneye çıktığı oyunda yurdun dört bir köşesinden şaka ve espirilerin güncel olarak derlendiğini belirten Şirincan Çakıroğlu, şöyle konuştu:

“Yurdun dört bir yanından her kesimi kahkahaya boğabilecek oyunlar ve söylemlerle seyirci karşısına çıkıyoruz. En komiği ise bizi hala kadınlar matinesi sananlar var, oysa öyle değil. Kadınların da toplumları kahkaya boğabileceğini görenler büyük şaşkınlık yaşıyor. Ancak gruba olan ilgi ve gösteri teklifleri arttıkça, bu yönde ne kadar doğru bir karar verdiğimiz ortaya çıkıyor. Türkiye’de ilk kadın stand up grubu olmaktan gurur duyuyoruz. Tabii ki seneye Bodrum Kalesi veya Antik Tiyatro’da sahne almak istiyoruz.” Kadın stand up’çılar 26 Ekim’de İzmir’de, 27 Ekim’de Bursa’da, 28 Ekim’de ise Denizli’de sanatseverlerle buluşacak.
Yaşar ANTER / BODRUM (Muğla), (DHA)

Demokratik Alevi Dernekleri(DAD): Parasız, Ana Dilde Eğitim Hakkı, Zorunlu Din Derslerine Hayır !

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD)  yeni eğitim öğretim yılının başlaması sebebiyle yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada parasız,anadilde eğitim hakkı istedi ve zorunlu din derslerine hayır dedi. Ayrıca açığa alınan öğretmenlerin yanındayız mesajı verildi. DAD basın açıklaması şöyle:

PARASIZ, ANA DİLDE EĞİTİM HAKTIR. ZORUNLU DİN DERSLERİNE HAYIR.

2016 – 2017 eğitim yılı bugün başlıyor. 18 milyon öğrenci, yaklaşık 900 bin eğitim-emekçisi öğretmenimiz, başta olmak üzere veliler ve eğitimin diğer emekçileri okullarda olacak. Türlü zorluklara ve nahak anlayışın rızalık esasına dayanamayan, antidemokratik uygulamalarla başlayan eğitim-öğretim yılında, haksız yere rızasız bir şekilde görevinden alınan öğretmenlerimizin mağduriyeti de söz konusudur.

Eğitim-öğretim, tekçi zihniyetin dışında olan halkları ve inançları asimile etme esası üzerinde sistemleştirilen, kindar ve dindar bir kuşak yetiştirmeyi esas alan zorunlu din dersinin okutulmasıyla başlıyor. Réya haq Alevi mensupları ve diğer Alevi halklarının kabul etmediği, rızalığımız alınmadan çocuklarımıza zorunlu din dersleri okutuluyor.

Biz razı değiliz. Vergilerimizle açılan okullarda, yol ve erkânımıza karşı kültürel soykırımı esas alan İslamiyet’in demokratik yönüne de düşman olan; zorunlu din derslerine rızalığımız yoktur. Mevcut eğitim ve öğretim ulus-devletin genel çıkarları doğrultusunda kurgulanmaktadır ayrıca laik, demokratik, bilimsel, parasız ve ana dilinden eğitim mücadelesini verdikleri için açığa alınan ve görevinden el çektirilen öğretmenlerimizin de yanında olduğumuzu belirtiriz.

Bu mücadeleyi hakikat ve özgürlük mücadelesi olarak kabul ediyoruz.
Aşk ile.

19.09.2016
DEMOKRATİK ALEVİ DERNEKLERİ

hç / AleviNet

Eren Erdem: O kanlı Yavuz Sultan Selim…

CHP İstanbul Milletvekili Eren Erdem, 3’üncü Boğaz Köprüsü’ne Yavuz Sultan Selim adı verilmesine tepkisini dile getirirken, “O kanlı Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nü Pir Sultan Abdal Köprüsü yapana kadar siyaseti bırakmayacağıma dair kendime söz verdim” dedi.

 

Küçükçekmece’deki Garip Dede Kültür ve Cemevi Derneği tarafından düzenlenen ‘Sözümüz Kutsaldır’ etkinliğinde konuşan Eren Erdem, Alevi toplumunun Türkiye’de laiklik, demokrasi ve barışın çimentolarından birisi olduğunu belirterek, “O kanlı, Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nü, ‘Pir Sultan Abdal Köprüsü’ yapana kadar siyaseti bırakmayacağıma dair kendime söz verdim” ifadelerini kullandı.

EĞİTİM-SEN’İ YEDİRMEYECEĞİZ’

Erdem, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin cemevlerinin ibadethane kabul edilmesi yönündeki kararını TBMM’de gündeme getirdiklerini söyledi. Eğitim-Sen üyelerinin görevden uzaklaştırılmasının kabul edilemez olduğunu da ifade eden Erdem, “Eğitim-Sen bu ülkenin devrimci mirasıdır. Sana Eğitim-Sen’i, devrimcileri, solcuları yedirmeyeceğiz” diye konuştu. Etkinliğe CHP İstanbul Milletvekili Eren Erdem’in yanı sıra CHP ilçe yöneticilerinin yanı sıra Küçükçekmece, Avcılar ve Esenyurt’tan gelen yaklaşık 1000 kişi katıldı.

PSAKD: laik, bilimsel, anadilde eğitim istiyoruz!

ZORUNLU DİN DERSLERİ KALDIRILSIN! LAİK-BİLİMSEL-ANADİLDE EĞİTİM İSTİYORUZ!
Yeni bir eğitim-öğretim yılına başlarken eğitimdeki sorunların çözülmesi bir yana daha da derinleşerek devam ettiğini görmekteyiz.
1 Eylül gece yarısı çıkarılan 672 sayılı KHK ile tek seferde 28 bin 163 öğretmen, en temel hukuk ilkeleri ve anayasa ayaklar altına alınarak, adil yargılama ve savunma hakkı bile tanınmadan kamu görevinden ihraç edilmiştir. Ardından 8 Eylül tarihinde ise çoğunluğu Eğitim Sen’li olan öğretmenler, iktidar ve siyasal uzantılarının algı operasyonu ve hükümetin darbe fırsatçılığı sonucunda açığa alınmıştır. Siyasi iktidar, yıllardır eğitimin dinselleştirilmesine ve ticarileştirilmesine direnen, laik-bilimsel eğitimi savunan, emek, barış ve demokrasi mücadelesi yürüten eğitim emekçilerini görevden alarak bu ülkenin aydınlık geleceğine ve laik eğitime büyük bir darbe vurmuştur. Eğitim Sen’li öğretmenlere yapılan bu hukuksuz uygulamayı kınıyor, açığa alınan öğretmenlerin derhal göreve alınmasını talep ediyoruz.
Türkiye’de uzun yıllardır devlet ve hükümetler tarafından izlenen “Türk-İslam” sentezine dayalı, “tek din, tek mezhep, tek dil” anlayışı çerçevesinde hayata geçirilen politikalar, çocuklarımızı, gençlerimizi ve bütün toplumu, inanç ve kimlik üzerinden “tek tipleştirmeyi” ve kutuplaştırmayı hedeflemiştir. Yıllardır laik, bilimsel, eğitim isteyenlerin öncelikli talebi olan zorunlu din derslerinin kaldırılması konusunda adım atılmamış, bu da yetmezmiş gibi zorunlu seçmeli Kuran-ı Kerim, Hz. Muhammed’in Hayatını konu alan dersler getirilmiş, TEOG denilen sistemle binlerce Alevi çocuğu zorunlu olarak İmam Hatip Liselerine yerleştirilmiştir.
Kamusal eğitimin önemli bir parçası olan ve insanı merkeze alan laik eğitim anlayışı tüm insanların eşit, saygıdeğer, öğrenme ve gelişmeye açık olduğunu savunur. Laiklik, devlet yönetiminin, eğitimin, hukuk kurallarının ve bir bütün olarak toplumsal yaşamın dini kurallara göre değil, akla ve bilime dayandırılmasıdır. Ebeveynin çocuklarını kendi dini inanç ve felsefesine göre yetiştirme hakkından hareketle, zorunlu din dersinin kaldırılmasının gerektiği açıktır. Eğer din dersinde bir din veya mezhep esas alınıp, bunların benimsetilmesine yönelik bir din eğitimi veya dinî eğitim verilip diğer din ve mezhep mensupları veya inanmayanlar bu derse girmeye zorlanıyorsa, bu din ve vicdan özgürlüğü açısından ciddi sorun oluşturmaktadır.
Toplumsal, ekonomik ve siyasal sorunlara baktıklarında sadece kaos ve anarşi gören 12 Eylül cuntacıları, zorunlu din dersi uygulamasını anayasa maddeleri arasına koyarak “dindar gençlik” yaratma idealinde önemli bir aşama kaydetmişlerdir. Bu ideal doğrultusunda düzenlenen Anayasa’nın 24. maddesine göre “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” dersi, ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu ders olarak anayasal düzende yerini almıştır. İslam’ın bir mezhebinin devlet tarafından sunulmasına dayanan zorunlu din dersi uygulaması, yurttaşların farklı dini inançlarının devlet nezdinde eşdeğer görülmediğinin en açık kanıtı olagelmiştir.
Yıllardır ülke gündeminde olan “zorunlu din dersi” uygulaması, AİHM ve yüksek yargı kararlarına rağmen sürdürülürken, AKP ve Milli Eğitim Bakanlığı “zorunlu din dersi kaldırılsın” talebi karşısında her defasında üç maymunu oynamış, 4+4+4 sistemiyle 12 Eylül cuntacılarını dahi geride bırakan bir uygulamanın altına imza atmıştır. Getirilen yeni seçmeli din dersleri, fiilen zorunlu kılınmış, üstüne üstlük TEOG, YGS ve LYS’ de bu ders içeriklerinden soru sorulması sağlanarak dersler cazip hale getirilmiş ve müfredattaki önemi artırılmıştır.
Laik eğitim, öğrencilerin hiçbir biçimde inançları nedeniyle ayrımcılığa tabi tutulamayacağını, onlara bir inanç dayatması yapılamayacağını, öğretmen yetiştirme politikasından başlayarak müfredatın oluşturulması aşamalarına kadar ayrımcılığın önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınması talebini ve mücadelesini ifade etmektedir.
Hiçbir toplum tamamen aynı inancı paylaşan insanlardan oluşmadığına göre, tüm inançlara aynı mesafede bulunması gereken devletin sadece bir mezhebin ya da dinin eğitimini zorunlu ya da seçmeli olarak vermesi aynı derecede yanlış bir uygulamadır. Sorunun, laiklik, din ve vicdan özgürlüğü açısından çözümü açıktır ve dünyanın pek çok ülkesinde de örnekleri uygulanmaktadır. Devlet, bütün dinlere ve inanmayanlara eşit mesafede durmalıdır. Nüfus kâğıdında din hanesi bulunmamalıdır. Hiçbir resmi işlemde kimseye dini ve inancı sorulmamalı, bir dine inananlar ibadetlerini istedikleri gibi yapmalı, hiçbir inanca karşı ayrımcı uygulama yapılmamalıdır. Bu nedenle, zorunlu-seçmeli din dersleri kaldırılmalı, altına imza atılan bütün uluslararası sözleşmelere uyulmalı, AİHM kararları uygulanmalı, çocuklarımız zorla İmam Hatip Liselerine gönderilmemelidir. Ve bir kez daha, aynı ısrarla belirtiyoruz;
Zorunlu din dersleri kaldırılsın,
AİHM Kararlarına uyulsun,
Çocuklarımız zorla İmam Hatip Liselerine yerleştirilmesin

PİR SULTAN ABDAL KÜLTÜR DERNEĞİ GENEL MERKEZİ

Alevilerin Sesi Dergisi Eylül sayısı çıktı

Alevilerin Sesi Dergisi Eylül sayısı; “Askeri darbeden sivil darbeye Alevileri şimdi ne yapmalı?”, “Geziden Demokrasi Mitinglerine Meydan Siyaseti”, “Anadolu Erenleri ve Dergahların Oluşumu” gibi başlıklarla çıktı.

Semah Dergisinin 29. Sayısı çıktı

Erdoğan Yalgın’ın genel yayın yönetmenliğinde; İrfan Dayıoğlu, Halil Dalkılıç, Fatoş Yener Göksungur, Can Kasapoğlu, Ali Köylüce, Şahin Polat, Elif Sonzamancı ve Şenol Hantekin’in yayına (Redaksiyon) hazırladığı, Demokratik Alevi Federasyonunun iki ayda bir çıkan Semah dergisi, Eylül/Ekim aylarının 29. Sayısı, okuyucusuyla buluştu. Semah dergisinin bu sayıdaki ana konusu “Yol bir sürek binbir!“

“Sevgili Canlar“ diye başlayan sunum yazısında derginin ana konusu şöyle tanıtılmaktadır “(…) “Eri erden seçen kördür! Yol cümleden uludur!“ dizgesinin en bellirgin sunucu tanımı “Yol bir sürek binbir!“ kavramıdır. “Yol bir sürek binbir!“ nasyonu, toplumsal inanların ihtiyacını karşılamak maksadıyla ortaya atılmış felsefik bir açılımın başlığını teşkil etmektedir. Evet, dergimizin bu sayısını; farklı coğrafyalarda bağımsız idari yapıları teşkil eden “Alevi sürekleri ve uygulamaları“na ayırdık! Kendine özgü ilahi kitapları olmayan inanç mensuplarının yaşadıkları farklı cografi alanlarda, yarattıkları tarihsel artı değerleri vardır. Zaman ve makan karşısında inanç mensupları, kendi geleneksel ritsel uygulamalarındaki farklılaşma süreclerini “Yol bir sürek binbir!“ temel felsefik kavramıyla ele alır ve değerlendirirler. Buradaki Sırat-ı müstakim, yani “tek doğru yol“un birligindeki mana; toplumsal yaşamda bireyin bilgiyle erdemliğe, vicdanla kâmilliğe ulaşıp, Hakk ile yeksan olup, Rıza şehrinin yol evladı olmasına işaret eder. Rıza şehrine ulaşmanın ise elbette farklı tali yolları, sürekleri vardır. Değişik cografi yaşam alanlarındaki etnik kimlikleriyle (dil, gelenek-görenek, folkorik kültür yapıları, siyasi-ekonomi süreçleri, vs.) yaşayan topluluklar; yol içinde, kendi süreklerini meydana getirmişlerdir. Bu topluluk sürekleri; Réya/Raa Heqi, Yarésanlar (Ehl-i Haqlar, Kakailer, vs), Êzidilik, Bektaşiler, Tahtacılar, Çepniler, Yörükler, Dede Kargın, Nusayriler, Durziler ve benzerlerinden müteşekkildir. Yol içindeki bütün bu süreklerin kendilerine özgü değer yargıları vardır. Ne yazık ki; yazılı alanda hala bu Alevi süreklerinin farklı verileri üzerinde yeterince maalesef durulmamıştır. Biz bu sayımızdan itibaren sözünü ettigimiz Yolun sürekleri hakkında özet doneleri biraraya getirip, sizlerle paylaşmaya çalışacağız.“

Bununla birlikte dergide Dami Doğan’ın Kırmancki ve Xelil Dalkılıç’ın Kurmanci yazılmış birer makaleleri de yer almaktadır. Dergide yer alan yazar ve çalışmaları şunlardan ibarettir: Hüseyin Ozan: Hakikat Bilgisi Ve Yolu Olarakraa Haqi. Hamza Aksüt: Alevi Araplar. Gülten Gül: Çepniler – 1. Şenol Hantekin: Şenol Hantekin: Raya Heqi-Kürt Alevilerinin Yeniden Hak Ve Hakikata Yüzünü Dönme Zamanıdır. Xelîl Dalkılıç: Bawerî, Elewîtî û Kurdên Elewî. Daîmî Dogan : Wayîrê Raa Heqî. Cihan Eren: Aleviler Artık ‘Islami Kemalizm’in Hedefinde. Irfan Dayioğlu: 15 Temmuz Ve Sonrası Gelişmeler. Murat Işık: Darbe, Ohal Ve Aleviler. Imam Akgül: Asimilasyon Ve Reya Heq Aleviliği. Elif Sonzamancı: Kara Çarşaf, Kararmış Zihniyet. Ali Riza Aksın: Ya Direnip Kazanacağız Ya Da Mahvolacağız. Can Kasapoğlu: Semah Panorama.