Ana Sayfa Blog Sayfa 6271

“Cemaatın Örgütlenemediği Tek İl Tunceli” Çelişkisi

MUSTAFA ELVEREN

Manisa Cumhuriyet Başsavcısı Akif Celalettin Şimşek’in; “Cemaatın örgütlenemediği tek il Tuncelidir” açıklaması doğru değildir. Savcının açıklamasına dayanarak Sosyal paylaşım siteleri üzerinden yazılan birçok çelişkili mesajlarda ve bazı medya organlarında “FETO’nun giremediği tek il Tuncelidir!” şeklindeki haberler gerçeği yansıtmıyor.

Cemaatin yıllardır Tunceli’de örgütlendiği bilinen bir gerçektir.  Eğitim kurumları başta olmak üzere, yoksulluk ve Aleviliğin İslami argümanlarını kullanarak birçok konuda faaliyet yürütmüştür.

Peki, Cemaat Dersim’e nasıl girdi?

Yazılanlardan, çizilenlerden anladığım kadarıyla; Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Dersim’de Aleviliği Müslümanlık çerçevesinde yorumlamak suretiyle cemaatin örgütlenmede başarılı olduğu söylenebilir. Dersim gibi yerlerde cemaatin en çok başvurduğu bir propaganda yöntemidir. Bunu da İzzettin Doğan’ın hâkimiyetinde olan CEM Vakfı aracılığıyla yapıldığı ve Dersim Cem Evi’nin kullanıldığı söylenmektedir.

Yoksulluk ve Cem Evi üzerinden yapılan faaliyetler;

Özgür Dersim Gazetesi yazarı Sayın Yalçın Çakmak’ın yaptığı şu tespit dikkate değerdir; “(…) kent insanının yoksulluk ve çaresizliğini kendi örgütlenmeleri açısından öyle iyi kullandılar ki, uzun süre “Tunceli Cemevi’ndeki bazı kişiler” üzerinden büyük şehirlere getirdikleri yoksul çocukları dershanelerinde okuttular. Bu süre zarfında bazıları,  köklerinden koparak, Cemaat’in içinde eriyip gitti. Bazılarıysa haberlere konu olacak şekilde, psikolojileri bozularak Cemaat’ten kaçtı! (…) Bu dönem içerisinde Cemaat’in Dersim ile ilgilenen  imamının Süleyman Uysal olduğu ve Uysal’ın sık sık Dersim’e gittiği de dile getirilenler arasında. Haberlere yansıdığı kadarıyla Uysal, aynı zamanda Cemaat’in genel Alevilik politikasının koordinatörlüğünü de yaptı. (1)

Tunceli’de Eğitim Kurumları ve Yurtlar Üzerinden yapılan faaliyetler

Sosyal medya üzerinden paylaşılan “FETO’nun örgütlenemediği tek il Tuncelidir” mesajların bazılarına şu yorumu yazdım. Dersimde mevcut Özel Munzur Koleji kimindir? “Munzur Eğitim Kurumları bünyesinde 1 kreş ve anaokulu, 1 ilköğretim okulu, 1 Fen ve Anadolu lisesi, 1 yükseköğrenim yurdu, 1 spor kulübü ve 5 etüt eğitim merkezi bulunuyor…” (2) 

Diğer taraftan Tunceli şimdiki ismiyle Munzur Üniversitesi’nde muazzam örgütlenmiştir. “(…) AKP’den milletvekili adayı olan dönemin rektörü, bir sempozyumda Fetullah Gülen’in Dersim Alevileri için dile getirdiği hakaretamiz ifadelere yönelik sorduğum soruya cevap olarak, cümlesine aynen şöyle başlıyordu: “Fetullah Gülen Hoca Efendi Hazretleri…” Üstelik bu rektör, her defasında ‘Alevi’ olduğunu da ifade ediyorken… Gerisi, varın üniversitedeki kadrolaşmayı siz düşünün!” (1)

Görüldüğü üzere Manisa savcısının söz konusu iddiasının hiç gerçeği yansıtmadığı, yukarıdaki bilgilerden anlaşılmaktadır. Çünkü Cemaat Dersim’de diğer illerde olduğu gibi aynı yöntemleri kullanarak örgütlenmedi. Tam tersine Alevilik argümanlarını kullanarak örgütlenmesini sağladı.

Buradan hareketle yazarın haklı olarak sorduğu şu sorunun ilgili devlet kurumlarınca yanıtlanması gerekir. “Cemaat’in Dersim’den dershanelerine ve yurtlarına götürdüğü öğrencilerin ve düne kadar okullarında okuttuğu diğer çocukların akıbeti ne oldu?”

06.09.2016

NOTLAR:

(1) – Doğan Akın /  http://t24.com.tr/yazarlar/dogan-akin/gulen-cemaati-tuncelide-ne-yapiyor,4439

(2) – Yalçın Çakmak / http://www.ozgurdersim.com/yazi/cemaatin-dersimdeki-orgutlenmesi-686.htm

Yeni Türkiye Cemaati

“Vatandaşlar hiçbir zaman vicdanlarını, kanun yapıcıya bırakmamalıdırlar. Önce insan, sonra vatandaş olmalıyız.” David Thoreau

O HAL’deyiz. Savaş, krizler, hukuksuzluklar, yoksulluk, ölümler ve toplumun her kesiminden geleceğe dair endişeler giderek artıyor. Otoriterliğe kulluğun özendirildiği karanlık ülkenin ızdırabı içinde yanıyorlar. Maddi ve manevi talanla fakirleşiyorlar.

14 yılda, ülkenin geldiği yer burası. “Yeni Türkiye” aslında bir “Cemaat” olarak hukukun dışında kuruluyor.

Devletin ve halkın malını deniz eyleyenlerden tutun, yandaş/ana akım medya ve besleme “organik entelektüellerin” dillerine doladıkları “Yeni Türkiye” söylemi, aslında yeni mezhepçi cemaat rejimini ifade ediyor.

“Yeni Türkiye” ile Türkiye Cumhuriyeti’nin, TC’si yenilenmiş ve YTC olmuştur. “Yeni Türkiye Cemaati!”

YTC’nin ilk darbecisinin de cemaatçi çıkması bu nedenle manidar olmamalıdır! Geleneklerinde “aile içi” darbecilik ve katletme kültürü mevcuttur.

“Yeni Türkiye Cemaati”nin kurbanları ve ıztırap çekenleri belli: Halklar, ötekiler, kadınlar, çocuklar, gençler ve emekçiler..!

Kinin Davacıları İle Yeni Türkiye

Önce vicdana ve özele ait dini siyasallaştırdılar. Siyasallaşmış bu din ile devlet, kamu hizmetleri ve toplum yapısına yöneldiler. İtaat etsinler diye “dindar nesil”istediler. AKP için kefen giyen kurbanlar, yani “kininin davacısı dindar nesil” ancak eğitim dinselleştirilmesiyle yetiştirilebilirdi. Bu gerçekleştirildi.

14 yıldır, dinci gericiliğe dayalı yarattıkları toplumsal kutuplaşma, sosyal tahribatlar, savaş ve Ortadoğu’nun kan gölüne dönüşmüş mezarlıklarından ders almadılar.

Demokrasi, laiklik ve hukuk değerleriyle barışmayı değil, halkına ızdırap çektiren kavgayı seçtiler. Dini, vicdanı, inancı ve dinsizliği laiklik ekseninden özgürleştirmek yerine devlet ve cemaatlerle dini ve vicdanı tekelleştirdiler. Kendileri gibi düşünmeyenleri düşmanlaştırdılar.

Bugün karşı karşıya olduğumuz toplumsal, siyasal ve rejim krizinin arka planında siyasal İslamcılık ve laiklik karşıtı gericilik ve uygulamaları var.

Bu nedenle dini istismar edip, araçsallaştırıyorlar. Toplumsal yaşamı tahrip eden bu din istismarı mirasın, Osmanlıya kadar uzanan hikayesi var.

“Yeni Türkiye Cemaati”ni kuracak hikayenin referansları bellidir; Yeni Osmanlıcılık, din, şeriat, Yavuz Sultan Selim, Şeyhülislam Ebu Suud ve Necip Fazıl gibi ecdatlar.“İslami sermaye” ile küresel kapitalizme eklemlenmeyi de unutmayalım.

AKP, ecdatlarının “kutlu” yolundan yürüyor. Che Guevara düşmanlığından, 6. Filo’yu kıble seçen emperyalist bekçilikten besleniyorlar. Milli Türk Talebi Birliği, İslamcı cemaatler ve Komünizme Karşı Mücadele Dernekleri’nden ve laiklik karşıtı siyasal İslamcı cemaatlerden geliyorlar.

Yeni Türkiye Cemaati, Hasan Yücel’in Türkiye’sinden, Yavuz Sultan Selim’in Osmanlısına Yolculuktur.

Yavuz Sultan Selim adını köprüye ve okullara verenler, Hasan-Ali Yücel’in ismini okuldan siliyorlar.

Oysa Yavuz, babasını bile tahtını darbe ile devirip öldüren kişidir. Öz kardeşlerini öldüren, kırk bin Kızılbaş Alevinin katliamcısıdır.

Peki okullardan ismi silinen Hasan Ali Yücel kimdir?

Aydınlanmanın, bilimsel, laik, ve demokratik eğitimin adıdır. Köy Enstitülerinin kurucusudur.

Hasan Ali Yücel bağımsız, özgür ve yaratıcı bireylerin oluşan toplamıdır.

Yeni Kuşak Köy Enstitüler Derneği’ne göre, Hasan Ali Yücel “okuldur, eğitim hakkıdır, sanattır, kültürdür, kitaptır, özerk, demokratik üniversitedir, operadır, tiyatrodur, halk danslarıdır, müziktir, imecedir ve karma eğitimin adıdır”.

Oğlu Can Yücel’in dizeleriyle Hasan Ali Yücel “Çağın en güzel gözlü maarif müfettişidir.”

Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim Kültür Örgütü (UNESCO)’ya göre eğitim alanındaki emeğine saygı duyulduğu için 100. doğum yıldönümünde 1997’de “Dünya Hasan-Ali Yücel” yılı ilan edilen bir eğitim-kültür insanıdır.

AKP’nin, “Yeni Türkiye Cemaati”ne göre de adı silinecek kişidir.

Yeni Türkiye Cemaati’nin Panzehri laikliktir

AKP, “Yeni Türkiye” tartışmalarına yönelik eleştirileri “din karşıtlığı” üzerinden sıkıştırmaya çalışıyor.

Oysa, mezhepçi cemaatler rejimine yönelik eleştiriler, “din karşıtlığını” değil, demokratik, laik ve insan haklarına dayalı bir hukuk devleti tartışmasını içeriyor. Eleştirilerin merkezinde “modern Türkiye’yi kuracak eşitlikçi, çoğulcu, insan haklarına dayalı, demokratik, laik ve hukuk değerlerine mi sarılacağız, yoksa, AKP’nin savunduğu tek adama dayalı monarşik siyasi yapıya mı” sorusu vardır.

Laiklik, monarşi/teokrasi özlemine karşıdır. Demokratikleşmenin ve özgürleşmenin ön koşuludur. Laiklik insanı, aklı, vicdanı ve hakları ile özgürleştirmeyi benimser. Bu özgürleştirme eşit yurttaşlık ve eşit haklara dayanır.

Mücadelenin özü şudur: “Kininin davacısı dindar nesil” yerine, barışın, eşitliğin, demokrasinin, laikliğin özgür ve sosyal insanı oluşturmaktır.

Kin, kibir, bencillik, kıskançlık, iktidar hırsı ve öç ülkesinin karanlık tapınaklarını kurmaya çalışanlara karşı, eleştirel düşünce ve özgürleştirilmiş aklın ışığı ile herkesin eşit koşullarda, eşit haklarla barış içinde, sevgiyle, aşkla, dostlukla, kardeşçe bir arada yaşayacağı aydınlık Türkiye’yi kurmaktır.

birgun.net

Alevi dedesiyle görüşe mahkeme engeli

Sincan Cezaevindeki gazeteci Algül’ün Alevi dedesiyle görüşme talebi “Diğer mahpuslara emsal olur” diyerek reddedildi.

Ankara’da Sincan 1 Nolu F Tipi Cezaevi’nde bulunan gazeteci Miktat Algül’ün Alevi dedesiyle görüşme talebi reddedildi.

Bianet’ten Ayça Söylemez’in haberine göre, Algül, Alevi dedesi ile görüşmek ve Alevi Bektaşi inancını yaşayabilmek için altı yıldır hapishanede hukuki mücadele veriyor.

Algül Bianet’e yazdığı 27 Haziran tarihli mektubunda, “Devlet için Alevi Bektaşiler ‘güvenlik açısından riskli’ olarak algılanıyor ve Alevilik bir inanç olarak görülmüyor” dedi.

Son girişiminde, Alevi dedesiyle görüşme talebini ilettiği Ankara Batı İnfaz Hakimliği, Algül’ün talebini haklı bularak, inancı gereği haftada bir Alevi dedesiyle görüşebilmesine karar verdi.

Ancak bu karara Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı itiraz etti, dosya Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşındı.

Ankara Batı 2. Ağır Ceza Mahkemesi de “ileride diğer hükümlüler için de emsal teşkil edebileceği” gerekçe göstererek savcılığın itirazını haklı buldu ve Algül’ün Alevi dedesiyle görüşmesini öngören mahkeme kararını iptal etti.

Algül mektubunda ayrıca, kalp ve damar rahatsızlıkları bulunduğunu, Hepatit B, fıtık, şeker ve tansiyon hastası olduğunu, kollarında güç kaybı yaşadığını, mide rahatsızlığı olduğunu da belirtti.

2010’dan beri hapishanede olan Algül daha önce de başvuru yapmış, 18 Mayıs 2015’de talebi kabul edilerek Cem Vakfı Ankara Şubesi’nde görevli Ali Aydın isimli Alevi dedesi ile görüşmüştü. Ancak daha sonra bu hakkı kaldırıldı ve bir daha Alevi dedesi ile görüştürülmedi.

İnfaz Hakimliği: Görüşür, yasal hakkı

Algül yasal yollardan hakkını aramaya devam etti, son olarak başvurduğu Ankara Batı İnfaz Hakimliği 25 Mart 2016’daki kararıyla, Alevi dedesiyle görüşebilmesinin yolunu açtı:

“Algül’ün talebinin 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 70. Maddesi ile hükümlü ve tutukluların ziyaret edilmeleri hakkında yönetmeliğin 39. maddesi gereğince hükümlünün inancı gereği din insanı olan Alevi Bektaşi dedesi ile görüşmesi mümkün görüldüğünden, hükümlünün talebinin kabulü ile cezaevi idaresince belirlenecek tarihlerde ve yine cezaevi idaresi tarafından belirlenecek bir Alevi Bektaşi dedesi ile haftada bir kerde görüşme izni verilmesine karar verildi.”

Savcılık: Kişiye özel uygulama

Ancak Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı bu karara itiraz etti. İtiraza şu gerekçeler öne sürüldü:

“Kurumun yüksek güvenlikli olması, örgüt mensuplarını, tehlikeli suçluları ve yoğunluk sebebiyle de birbiriyle hasım olanları barındırdığı gözönüne alındığında, güvenlik koşullarının elverişliliğinin öncelikli olduğu,

“Emniyet araştırması yapılmadan görüş yaptırılmasında hükümlünün talebinin kişiye özel bu tarz uygulamalar doğuracağı,

“İleride benzer olaylarda diğer hükümlüler için emsal teşkil edeceği, idareyi de zafiyete uğratabileceği ve kurum güvenliğini olumsuz etkileyeceği…”

Üst mahkeme, görüşme iznini kaldırdı

Ankara Batı 2. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Zikrullah Özbağ, 12 Nisan tarihli kararında savcılığın itirazını haklı buldu ve Alevi dedesiyle görüşülmesinde engel görmeyen Ankara Batı İnfaz Hakimliği’nin kararının kaldırılmasına karar verdi.

Miktat Algül mektubunda, Alevi dedesiyle görüşme yapabilmek için hukuk mücadelesine devam edeceğini yazdı.

(BİANET)

Açlık grevinden bir ses: Sinemacı Zeynel Doğan

PKK Lideri Abdullah Öcalan’la temas sağlanması için süresiz ve dönüşümsüz açlık grevine girenler arasında sinema yönetmeni Zeynel Doğan da var. “Babamın Sesi” filmiyle ödüller alan Zeynel Doğan, Banu Güven ArtıHaber’deydi. “Ne zaman Öcalan’la görüşüldü, barış hakim oldu. Ne zaman Öcalan tecrit edildi, çatışma sürecine girildi” diyen Zeynel Doğan, Cizre’deki ölümlerden sonra eline kamerasını alamadığını, şu anki durumdan çıkış için sinema yerine bu eylemin daha etkili olacağını söyledi. Zeynel Doğan “Bu eylemle barış isteyenlerin sesi duyulsun” istiyor. Zeynel Doğan’la konuştuğumuz sırada, Diyarbakırlılar da gürültü eylemiyle seslerini duyurdular. Yönetmen Doğan, “Yakacak çok yağım yok, ama direncim var” diyor.
imc tv

Alevi örgütleri: Açlık grevine dahil olacağız

Amed’de “Öcalan ile görüşme” talebiyle yarın başlatılacak olan süresiz dönüşümsüz açlık grevine, Alevi örgütleri de destek vereceğini açıkladı. ABF Genel Başkanı Baki Düzgün, “50 Kürt siyasetçinin başlatacağı eylemi saygıyla karşılıyor, her zaman olduğu gibi güç birliğiyle, desteklerimizle yanlarında olacağımızı belirtiyoruz” dedi.

DTK, HDK, KJA, DBP ve HDP tarafından “Gün eylem günüdür” denilerek açıklanan ve “Öcalan ile görüşmenin sağlanması” talebiyle yarın 50 kişiyle Amed’de (Diyarbakır) başlatılacak süresiz dönüşümsüz açlık grevi eylemine bir destek de Alevi örgütlerinden geldi. Yapılan her zulmün karşısında birlik olacaklarını ifade eden Alevi örgütleri temsilcileri, aylar önce “Çocuklar ölmesin, analar ağlamasın” şiarıyla nasıl açlık grevleri tutulduysa zulme karşı yine tutacaklarını, Kürt halkı ve ezilen halklar ile yezidleşen zihniyete karşı bir olacaklarını söyledi.

‘Öcalan ile görüşmeler başlanmalı’

Öcalan’ın özgürlüğünün hem Türkiye siyaseti hem de Ortadoğu ve Türkiye’nin demokratikleşebilmesi için önemli olduğunu vurgulayan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Başkanı Bülent Felekoğlu, Türkiye’nin içinde bulunduğu çıkmazdan kurtulması için Öcalan’ın üzerindeki tecridin kaldırılması ve görüşmelere başlanması gerektiğini, aksi takdirde Kürt siyasetçileri ile beraber başlatılacak olan süresiz açlık grevine katılacaklarını belirtti.

‘Kürt siyasetçiler açlık grevine mecbur bırakıldı’

Felekoğlu, “Kürt siyasetçilerinin açlık grevine giriyor olması, Türkiye’de artık siyaset üretilmediğinin, siyaset yapabilecek alanların kapatılması sonucu Türkiye siyaset alanlarının açık bir cezaevine dönüştürüldüğünün göstergesidir. Tüm bu uygulamalar ve Kürt önderi Öcalan üzerindeki tecrit maalesef parlamentoda siyaset yapması gerekenleri dışarıda açlık grevi yapmaya mecbur bırakmıştır” diye konuştu. Kürt siyasetçilerin bu yaklaşımını onurlu bir tutum olarak değerlendiren Felekoğlu, “Alevilerin de bu demokratik güç birliği sürecinde elinden gelen desteği sunacağını belirtmek istiyoruz” dedi.

‘Açlık grevi eylemi bizim için kıymetlidir’

Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Baki Düzgün de, 50 Kürt siyasetçinin almış olduğu açlık grevi kararının nedenlerinin doğru okunması gerektiğini belirtti. Siyaset arenasında beklentilerin yerine getirilmemesi ve parlamentonun Kürt siyasetçiler için artık çok da bir şey ifade etmeyeceğini söyleyen Düzgün, “Tüm bu haksızlıklara karşı haklı bir eylemdir. Bizim için de çok kıymetli ve anlamlıdır” dedi.

‘Siyasetçilerin yanındayız’

Kürt siyasetçilerinin barış ve çözüm yollarının açılması adına bedenlerini açlık grevine yatırmasının derin bir anlam taşıdığını kaydeden Düzgün, “Biz insanı inancın merkezine koyan bir inanca sahibiz. Bütün çabalarımız da bu ülkede barış ortamının sağlanması adınadır. Bu anlamda 50 Kürt siyasetçinin başlatacağı eylemi saygı ile karşılıyor, her zaman olduğu gibi güç birliği ile desteklerimizle yanlarında olacağımızı belirtiyoruz” diye konuştu.

Açlık grevine birer günlük destek

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Gani Kaplan ise, daha önce de Alevilerin, Kürt halkı üzerinde uygulanan zulme tepkisini tüm Türkiye ve Avrupa’ya yayılan bir açlık grevi ile gösterdiğini hatırlatarak, “Alınan açlık grevi kararına bizler de birer gün bölgelerimizde destek vereceğiz” dedi. Açlık grevinin son çare olarak başvurulan bir eylem biçimi olduğuna dikkat çeken Kaplan, “Söylenecek söz kalmadığında açlık grevleri yapılır. Kürt siyasetçiler de ellerinden gelen mücadeleyi vermiş ve sonuçsuz kalması üzerine böyle bir eylem kararı almışlar. Bize de olanca gücümüzle destek olmak düşer” diye konuştu.

(DİHA)

Halkın tepkisi Nehir’e geri adım attırdı

Samandağ Belediyesinin, Arap Alevi yerleşkesi Tomruksuyu mahallesinde kurmak için ürettiği proje olan “küçük sanayi sitesi” projesinin halkın yaşam alanlarını, doğayı ve huzurlarını tahrip edeceğini söyleyen Tomruksuyu halkı, bu projenin iptal edilmesini veya hiç kimsenin yaşam alanını, doğasını tahrip etmeyecek başka bir yere kurulmasını talep etti.
Tomruksuyu’ndan gelen dini önderler, avukatlar, sanatçılar, halk, dün belediye meclis salonunda yapılan istişare toplantısında evlerinin yıkılacağını, geçim kaynağı olan arazilerinin ve tarım alanlarının ellerinden gideceğini, bu bağlamda kaygılarını ve taleplerini dile getirdiler.
Toplantıya CHP Hatay Milletvekili Serkan Topal da katılırken, toplantıda konuşan Topal “Ben, Samandağ Belediye Başkanı Mithat Nehir’in kamu yararına yapacağı her türlü hizmeti destekliyorum. Bu, sanayi sitesi olabilir, pazar yeri olabilir; ama halk bize bu bölgede sanayi sitesinin kurulmasını istemediğini söyledi. Biz de dedik ki Mithat beyin bu noktada halkı dinleyeceğini düşünüyoruz. Sanayi Sitesi evlerinizi yıkacak, yaşam alanlarınızı tahrip eden bir bölgede ise bende bu projenin revize edilmesi taraftarıyım. Bu noktada sanayi sitesinin başka bir yerde kurulmasını, yaşam alanlarının dışına alınmasını talep ediyorum. Mithat bey de halkın bu talebini reddetmeyecektir” dedi.
Samandağ Belediye Başkanı Mithat Nehir ise “Biz sizin taleplerinize saygı duyuyoruz, bize sizin güvendiğiniz iki haritacı önerin hepimiz birlikte çalışalım ve projeyi revize edelim” diyerek bu projenin halkın yaşam alanlarını katletmeyecek, halkın taleplerine uygun olacak bir yere taşınmasının vaadini verdi.
Toplantıda söz alan tiyatrocu Nurettin Bolat “Tomruksuyu hızla gelişen bir mahalle. Gelişmemiş olduğu kanısına nerden vardınız? Bu proje huzurumuzu, doğamızı, yaşam alanlarınımızı tahrip edecek. Şu an 200 dükkan ile kurulacaksa yarın bu dükkan sayısı 500’e çıkacak, o zaman daha büyük bir sıkıntı doğuracak. Güzelburç’a gidin oradaki hava kirliliğinin, gürültü kirliliğinin nasıl bir sıkıntı yarattığını görün. Bu projeyi planlarken Tomruksuyu mahallesinin demografik yapısını, sosyal yapısını göz önünde bulundurdunuz mu? Bu sanayi sitesi kurulduktan sonra oraya birçok yabancı kişi gelecek, güvenlik noktasında hiçbir sıkıntının olmayacağının garantisini kim verecek? Biz hizmete karşı değiliz ama hizmetlerin halka zarar vermeyecek bir noktadan hareket edilerek yapılmasını istiyoruz” diyerek projenin tekrar gözden geçirilmesini talep etti.
Avrupa’nın her yerine gittiğini, gittiği hiçbir yerde de bu tür projelerin yaşam alanları içine kurulduğunu görmediğini belirten bir TIR şoförü ise “bu tür projeler yaşam alanlarının içine kurulmaz, bu tür adımlar halka zarar verir” diyerek tepkisini dile getirdi.

CHP Hatay Milletvekili Serkan Topal ve Samandağ Belediye Başkanı Mithat Nehir’in “bu proje revize edilecek ve başka bir yer bulmaya çalışacağız” demesinin ardından toplantı sona erdi.

Elbistan’da 45 bin kişinin zehirlenmesinde son gelişme

Elbistan’da 45 bin kişinin hastanelik olmasına sebep olan nörovirus salgını ile ilgili 2 müdür görevden alındı.

Geçtiğimiz hafta Ceyhan Nehri’nden şehir şebekesine takviye su sağlayan keson olarak bilinen kuyulara norovirüs bulaşması sebebiyle başlayan salgında baş dönmesi, yüksek ateş ve kusma şikayetleriyle 45 bin kişinin hastaneye kaldırıldı. Bunun üzerine KASKİ Genel Müdürü Mustafa Altunok ile Elbistan Şube Müdürü Doğan Soner Demirci görevden alındı. Salgınla ilgili soruşturma başlatan Büyükşehir Belediye Başkanı Fatih Mehmet Erkoç’un görevden aldığı Altunuk’un yerine KASKİ Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Uzunlar’ın, Demirci’nin yerine ise Destek Hizmetleri Dairesi Başkanı Fatih Arslan’ın atandığı bildirildi.

KAYNAK: DHA

Elbistan’da insanlar yıllarca lağım ve fabrika atığı içmiş!

Maraş’ın 91 bin nüfuslu Elbistan ilçesinde yaklaşık 50 bin kişi zehirlenme şüphesi ile hastanelik oldu. Elbistan’da incelemelerde bulunan CHP sağlık heyetinden Ankara Milletvekili Murat Emir, gözlemlerini anlattı. Zehirlenen insan sayısına ilişkin net bilgi olmadığını belirten Emir, “Elbistan’a gittiğimizde çok kötü bir manzara ile rastlaştık. Çelişik rakamlar belirtilse de 50 bin civarında insanın üç gün içerisinde hastalanarak acillik olduğu bir kentten bahsediyoruz. İnsanlar mağdur ve gergindi…” diye konuştu.

İnsanların su kaynaklı zehirlendiği için kuyuları göremeye gittiklerini kaydeden Emir, gözlemlerini şöyle aktardı: “Kuyular, Seyhan Nehri’nin doğduğu yerin hemen yanında. Hatta yanında olmakla da kalmıyor, herhangi bir koruma olmadığı gibi kanalizasyonun aktığı da açık bir şekilde görünüyor. Yani resmen lağım akıyor. İnsanların hastanelik olmasına sebep olan Norovirüs, üreme yapmış. Aslında Elbistan’da insanların yıllardır hasta olduğuna tanık olduk. Yaz dönemlerinde muhakkak bir salgın oluyormuş. Kuyularla Seyhan Nehri arasında yakın temas olduğundan insanlar yıllardır resmen lağım ve fabrika atığı içmiş. Halk sağlığı açısından, Sağlık Bakanlığı ve Elbistan Belediyesi tarafından yerine getirilmesi gereken sorumluluklar yerine getirilmemiş.” Emir, bu suların halk sağlığı kurumu tarafından hem bakteriyolojik hem de kimyasal analizlerinin yapılmadığını söyledi.

Sorun yıllardır varmış!
2009 yılında Dünya Bankası’ndan kredi alındığını da belirten Emir, “Paranın sorunları çözmek için kullanılmadığı açık. Nehrin kirletilmesine dahi göz yumulmuş, en basit önlemler dahi alınmamış. Nehrin etrafında insanlar ve hayvanlar dolaşıyor. Türkiye Kömür İşletmelerinin, Şeker Fabrikalarının ve başka fabrikalarının kanalizasyonlarının yanı sıra fabrika atıklarının nehre karıştığı görülüyor. Bu yeni de değil, yıllardır böyle… Ne zaman ki 50 bin kişi hastanelik oldu dikkatimizi çekti” dedi.
/birgün

Britanya Alevi Federasyonu: “Dergahımıza sahip çıkalım”

Britanya Alevi Federasyonu İngiltere Wood Green’de bulunan dergahlarının bitimine yaklaştıklarını açıkladı.

Federasyondan “dergahımıza sahip çıkalım” diyerek yapılan açıklamada, 23 Eylül Cuma Günü yapılacak destek konseri duyuruldu.

Dayanışma konserine Tolga Sağ, Canan Sağar, Gülseven Medar ezgileriyle katkı sunacak.

Federasyon yöneticileri sosyal medyadan yaptığı çağrıyla dayanışma konserine katılımın önemini şu şekilde vurguladı: “Canlar mekanlarımızın, okul,kütüphane, ibadethane ve Hakk’a yürüyen canlarımızın hizmet alanları olduğu bilinci ile bu dayanışmaya sahip çıkalım. Aşk ile…”

Epic Dalston 13 15 Stoke Newington yolu, NİG BBH (Eski Manolya) adresinde, 23 Eylül 2016 Cuma günü yapılacak olan konserde yer alacak dinleti ve gösteriler saat 18:30 ile 23:00 arasında izleyicilerle buluşacak.

Cumhuriyetin Osmanlı Yavuz’u

ERDOĞAN YALGIN

“Sürh-se ragarka-yihun- melametsahtem
Kızılbaşları kötülüğün kanında boğdum!“

İstanbul Boğazının, Karadeniz’e bakan kuzey tarafında, 2013 tarihinde temeli atılan 3. Köprüye; Osmanlı devletinin 9. Padişahı olan “Yavuz Sultan Selim“ adı verildi. Bu ismi öneren ise, İstanbul büyükşehir belediye başkanlığı döneminde (1994-98), o zamanlar, “İstanbul’a üçüncü köprünün bir intihar olacağını!“ söyleyen, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dı! Aradan geçen yaklaşık 3 yıllık bir zaman içinde, köprünün açılışı yapıldı. 2013 yılında, köprünün adına, zayıf da olsa Aleviler ve bazı sivil toplum kuruluşları itirazlarda bulundu. Fakat bir Türk atasözünde olduğu gibi; “dediğim dedik, çaldığım düdük!“ edasıyla, “astığım astık, kestiğim kestik!“ felsefesi baskın geldi. Keza İstanbul Pendik sınırları içerisinde 2001 yılında Sabiha Gökçen (1913-2001)havaalanı hizmete açıldı. Dış hatlardan iç hatlara yürüyerek gidildiğinde ise duvarları Gökçen’in farklı dev resimleri süslemektedir. Bunlar arasında en ilgi çekeni, Dersim’i bombalaması için, M. Kemal ve İnönü tarafından Gökçen’in uğurlandığı o kareler olduğunu hatırlatmalıyız!

İstanbul’un 3. köprüsünün adı, Yavuz Sultan Selim olarak, ecdatlarının torunları tarafından tarihe kaydedildi. Peki Aleviler neden bu isme karşıdırlar? Çünkü, Yavuz (1470-1520), 1512 yılından itibaren Anadolu’da kırk bin Kızılbaş’ı, Safevi devletinin, dolayısıyla Şah İsmail Hatayi’nin (1487-1524) taraftarı olduğu gerekçesiyle, İslam kadılarından fetva çıkararak kılıçtan geçirdi! Yerlerinden-yurtlarından ettirdi! Kaldı ki Yavuz sadece Kızılbaşları değil, Osmanlı padişahlığı için, babası 2. Beyazıt’ı zehirleyerek tahta (1512)  geçmişti! Ayrıca amcasını ve çocuklarını da katletti. 8 erkek kardeşinden çoğunu türlü yöntemlerle (boğdurtarak, kellelerini vurarak, zehirleyerek)   öldürürken, onların çocuklarını, eşlerini ve yakın çalışma arkadaşlarını da ortadan kaldırdı. Yani aile içi katliamlar yaparak, Osmanlı tahtına geçip oturmuştu!

Yavuz‘un“Leşkereztaht-ı Stanbulsuy-i İran tahdem/ Sürh-se ragarka-yihun- melametsahtem“ bu Farsça dizeleri; “İstanbul’dan İran üzerine asker gönderip, Kızılbaşları kötülüğün kanında boğdum.“  anlamına gelmektedir. Peki ama neden bu isimde ısrar edildi? Yada neden böylesi bir isim seçilmişti? Ve benzeri soruların cevapları, aslında tarihin dönemeçlerinde gizlidir! O tarih,iyi incelendiğinde Emevi, Abbasi, Selçuki, Osmanlı ve Cumhuriyetin Alevilere karşı olan kinli bakışı, kendisini kolaylıkla ele verecektir.

Uzağa gitmeye gerek yok! 600 yıllık Osmanlı enkazı üzerine kurulan Cumhuriyetin kuruluş felsefesinde, Alevilere yer olmadığı, geçmiş 93 yıldan beri anlaşılmaktadır. Cumhuriyet’in ilk yıllarında, 1921 yılında Koçgiri’de Kürt Aleviler katledilirken, 1938’de ise bu defa Dersim’de Kürt Alevilerine soykırım gerçekleştirildi.Fiilen Cumhuriyetin; Alevili inancına mensup bütün etnik sürekleri dışladığı, ayrımcı politikalarıyla, sadece sömürü vatandaşlık yükümlülüğüyle kendisine bağladığı artık görülmelidir. Alevilerin toplumsal bazda hiçbir sorununa eğilmeyen geçmişten günümüze Cumhuriyeti yöneten kadrolar, Alevi inancının kendine özgü antik değerleriyle Mezopotamya’nın en kadim bir inancı olduğunu ve burada istenilen bir asimilasyonun asla gerçekleşemeyeceğini görmektedirler. Bu sebeple mevcut yapısıyla Alevi süreklerinin; devletin en güçlü saç ayağından birini teşkil eden resmi İslamiyetle, hiçbir zaman uyum içinde olamayacağının farkındadırlar. Fakat Aleviler cephesinde bazı kesimlerin bu gerçeği yeterince görmedikleri gibi, sessiz kalarak da söz konusu köprüye verilen “Yavuz“adının, o kadar da önemli olmadığını düşünmektedirler! 16. Yüzyıldan beri İslam halifeliğini elinde tutan, Osmanlıya; yükseliş dönemini yaşatan bir padişahının adını,aradan geçen 500 yıllık bir zaman sonunda, 21. yüzyılda, hem de mağdur-maktul Alevilere inat, köprü adı olarak yaşatmakta bir bahis görmemektedirler. Doğrusu bu sürecin tarihsel arka planını, başta Alevi aydınları, örgütlü yapıları olmak üzere Pir-i Piranları ve talipleri iyi düşünmelidirler. Çünkü burada, söylemde ve resmiyette Cumhuriyetin vatandaşları olarak kabul edilen milyonlarca Alevi, aslında hiçe sayılmaktadır. Bu da göstermektedir ki; Aleviler, anayasasında laiklik kavramı olan bu Cumhuriyetin zahiri görünümünde vatandaşı, batıni manada ise düşmanı olarak algılanmaktadırlar. Esas itibariyle bu tezimizin en belirgin dayanağı; M. Kemal’in bir eseri olan bugünkü Diyanet İşleri Başkanlığı gösterilebilir.

Diyanet İşleri Başkanlığı; Osmanlı devletinde dini konularda en yüksek derecede bilgi ve yetkiye sahip olan “Şeyh-ül İslam“ kurumunun devamı olarak, M. Kemal tarafından tesis edilmiştir. Şeyh-ül İslam kurumu, Kur’an esaslarına göre fetva verir ve uygulanması için gereğini yaptırırdı. 3 Mart 1924 tarihinde M. Kemal ve arkadaşları tarafından lağvedilen bu kurumun yerine, bugünkü Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu. Direk M. Kemal’e, yani Başbakanlığa bağlandı. Günümüzde dev bir bütçeye sahip olan Diyanet, bütün içtihatlarıyla sadece Hanefi mezhebine, resmi Türk-İslam sentezli politikaların kökleşmesine yarayacak bir tarzda faaliyetlerini yürütmektedir. Gelmiş-geçmiş bütün Cumhuriyet hükümetleri; bu kurumun geliştirdiği resmi İslami çizgiyle hareket ettikleri artık bilince çıkarılmalıdır. İşte bu anlamda, 3. Köprüye “Yavuz Sultan Selim“adının neden verildiği, biraz daha net bir biçimde görünüme çıkacaktır.Bundan böyle Cumhuriyet, laiklik, ulus ve benzeri gibi kavramlar altında yaşatılan, bir Osmanlı devlet sisteminin olduğu üzerinde iyi düşünülmelidir.

yeniozgurpolitika.com