Ana Sayfa Blog Sayfa 6291

Silahlı saldırıya uğrayan vekil hayatını kaybetti

İngiltere’de İşçi Partili milletvekili Jo Cox, Leeds kenti yakınlarındaki Birstall köyünde silahlı saldırıya uğradı. Hastaneye kaldırılan Cox tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.

 

Kritik AB referandumundan bir hafta önce yaşanan saldırı sonrası, ülkedeki tüm kampanya çalışmaları askıya alındı.

İngiltere yerel polis şefi Jo Cox’ın hayatını kaybettiğini açıkladı. Öte yandan polis şefi saldırıyla ilgili soruşturmanın sürdüğünü açıkladı. Öte yandan saldırıyla ilgili gözaltına alınan saldırgandan başka bir şüpheli üzerinde durulmadığı aktarıldı.

SİLAHLI SALDIRIYA UĞRAMIŞTI

Reuters, seçim bölgesinde saldırıya uğrayan AB yanlısı Cox’un hem bıçaklandığını hem de silahla vurulduğunu bildirilmişti. Bir görgü tanığı, Cox’a iki el ateş edildiğini söylemişti. Cox, saldırının ardından helikopterle Leeds kentindeki bir hastaneye kaldırılmıştı. Polis, saldırıda 40-50’li yaşlarındaki bir erkeğin de hafif şekilde yaralandığını duyurdu.
ŞÜPHELİ GÖZALTINA ALINDI

West Yorkshire polisi saldırının ardından 52 yaşındaki bir erkeğin gözaltına alındığını duyurdu.Sosyal medyada yer alan yorumlarda olayın bölgede büyük paniğe yol açtığı belirtilirken, çok sayıda polis ekibinin bölgeye gönderildiği kaydedildi.

NELER YAŞANDI?

Milletvekili Cox’un, 23 Haziran’da yapılacak Avrupa Birliği (AB) referandumunda İngiltere’nin birlik içinde kalması için kampanya yürüttüğü ve seçim bölgesi Birstall Yorkshire’da bir toplantıya katıldığı öğrenildi. İngiliz medyasında yer verilen bir görgü tanığı ifadesine göre, saldırgan olay esnasında “Önce Britanya” diye bağırdı. “Önce Britanya”, ülkede göçmen ve sığınmacılara karşı görüş ve eylemleriyle gündeme gelen aşırı sağcı bir grubun da adı. Grup, İngiltere’nin AB’den ayrılması için kampanya yürütüyor.

Cox, İngiltere’nin daha fazla Suriyeli sığınmacı kabul etmesi için kampanya yapıyordu. İngiliz hükümetini sığınmacı krizi sırasında takındığı tutum nedeniyle eleştiren Cox, son olarak ülkenin Avrupa’daki kamplarda 3 bin sığınmacı çocuğu kabul etmesi için nisan ayında İngiliz parlamentosuna sunulan teklife destek vermişti. Bazı görgü tanıkları, saldırı sırasında 2 el ateş edildiğini iddia ederken, bazıları saldırıda bıçak da kullanıldığını savundu.
Cox’un uğradığı saldırının ardından İngiltere Başbakanı David Cameron ve İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn sosyal medya sitesi Twitter’daki hesaplarından milletvekili ile dayanışma mesajı yayımladılar.

Ana muhalefetteki İşçi Partisi’ne mensup Cox 41 yaşında ve iki çocuk annesi. Cox, 23 Haziran’da yapılacak AB referandumunda ülkenin birlikte kalmasından yana kampanya yürütüyordu. Cox, geçen günlerde İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn’i eleştirmesiyle gündeme gelmişti.

Corybn, saldırı sonrası yaptığı açıklamada, “büyük şok” yaşadığını söyledi.

REFERANDUM KAMPANYALARI ASKIYA ALINDI

İngiltere’de 23 Haziran’da gerçekleştirilecek AB referandumundan bir hafta önce düzenlenen saldırının ardından hem “Brexit” yanlıları hem de karşıtları, geçici olarak kampanya çalışmalarını askıya aldı.

Sabahat Akkiraz Manchester’ı büyüledi

Kuzeybatı İngiltere Türk Toplum Derneği, Sabahat Akkiraz ve Tayyar Erdem’i Manchester’da türkü sevenlerle buluşturdu.

 

11 Haziran Cumartesi akşamı Stockport Koleji Peter Barkworth Tiyatro salonu muhteşem bir konsere ev sahipliği yaptı. Dernek yararına düzenlenen konserde Sabahat Akkiraz eski ve yeni sevilen türkülerini seslendirirken bağlama virtüözü Tayyar Erdem de kendisine hem vokal yaptı hem de bağlamasıyla eşlik etti. Tayyar Erdem’in yıllar önce ilk albümünde seslendirdiği ‘Sarı Gelin’ türküsü dinleyicilerden büyük beğeni topladı.

Alkışların dinmediği konser sonrası duygularını ifade eden seyirciler böyle sanatsal ve kültürel etkinliklerin daha sık yapılması gerektiğini dile getirdi. Konserin organizatörlüğünü yapan Kuzeybatı İngiltere Türk Toplum Derneğine teşekkürlerini ifade eden dinleyiciler, Sabahat Akkiraz’ı Manchester’da tekrar görmek istediklerini belirttiler.

Aziz Çelik yazdı: 15-16 Haziran’ın güncelliği

Aziz Çelik BirGün gazetesindeki köşesinde 15-16 Haziran işçi direnişini yazdı… 

 

15-16 Haziran 1970 büyük işçi direnişinin üzerinden 46 yıl geçti. Ancak 15-16 Haziran sadece emek tarihi açısından değil, güncel emek siyaseti açısından da önemini koruyor. 15-16 Haziran pek çok yönüyle hâlâ güncel.

15-16 Haziran 1970’te başını Türkiye Maden-İş üyesi metal işçilerinin çektiği on binlerce işçi, DİSK’e ve sendikalarına sahip çıkmak için iki gün boyunca Kocaeli-İstanbul hattında iş bırakıp direnişe geçmişti. 15-16 Haziran, 1961 Saraçhane mitinginden sonra işçi sınıfının ikinci büyük kitlesel tepkisiydi. Saraçhane ile başlayan işçi hareketinin yükselişi on yıl içinde 15-16 Haziran ile tepe noktasına varmıştı. Ayırt edici niteliği, tıpkı Saraçhane mitingi gibi sendikal hakların eylemin merkezinde olmasıydı. 15-16 Haziran ekonomik temelli bir direniş değildi. 15-16 Haziran işçilerin sendikal haklara sahip çıkma bilincini göstermesi açısından emek tarihinde özgün bir yere sahip.

15-16 Haziran direnişi, Adalet Partisi (AP) hükümetinin CHP’li sendikacı milletvekillerinin de desteğiyle 275 sayılı Sendikalar Kanunu’nda değişiklik yaparak DİSK’i fiilen ortadan kaldırma girişimine karşı yapıldı. Direnişe neden olan yasa tasarısı “bir işçi sendikasının Türkiye çapında çalışabilmesi için kurulu bulunduğu işkolunda çalışan sigortalı işçilerin en az 1/3 ünü üye yazmış olması“ koşulunu getiriyordu. 12 Eylül darbesinden sonra dahi yüzde 10 barajı getirildiği göz önüne alınacak olursa, bu barajın vahameti daha iyi anlaşılabilir. Dahası günümüzde yüzde 1’lik işkolu barajının yarattığı engeller dikkate alındığında yüzde 33,3’lük baraj DİSK’in bitmesi demekti. AP’li bir bakanın dediği gibi “DİSK’in çanına ot tıkılacaktı.”

27 Mayıs darbesinin ardından 1961 Anayasası ve 274 ve 275 sayılı sendikal yasalarla sağlanan haklar AP ve Demirel tarafından sindirilememişti. Demirel hükümetinin CHP ile birlikte yaptığı sendikal hakları budama girişimin temel hedefi 1967’de DİSK’in kuruluşuyla birlikte kırılmaya başlayan sendikal vesayeti devam ettirmek ve sınıf eksenli bir sendikacılığın gelişimine ket vurmaktı.

DİSK tasarıya karşı girişimlerinden sonuç alamayınca, bütün işyeri temsilcileri ve yöneticilerini 14 Haziran 1970’te toplayarak eylem kararı aldı. 15-16 Haziran’ın kendiliğinden bir eylem değil, boyutları ve sonuçları öngörülememiş olsa da DİSK’in merkezi olarak örgütlediği bir eylemdi. DİSK’in 12 Haziran 1970 tarihli bildirisi ve Genel Başkan Kemal Türkler’in 14 Haziran toplantısında yaptığı konuşma, eylemin örgütlü olduğunun net kanıtlarıdır. On binlerce işçinin 15 Haziran sabahı kendi kendilerine fabrikalarından çıkarak yürüdükleri düşünülemez.

DİSK’i fiilen yok edecek yasa tasarısını hazırlayan Meclis komisyonunda AP ve CHP’li sendikacı milletvekilleri DİSK’e karşı ittifak halindeydi. DİSK’in işçiler arasında yaratmış olduğu ilgiden duyulan kaygı, Türk-İş bünyesindeki AP ve CHP’li sendikacıları TİP’li sendikacılara karşı birleştirmişti. Ancak başlangıçta büyük bir gafletle tasarıya destek veren CHP daha sonra tasarıdan desteğini çekti ve TİP gibi CHP de yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurdu.

15-16 Haziran direnişine neden olan tasarı, direnişe rağmen 1317 sayılı kanun olarak kabul edildi ve yürürlüğe girdi. Direniş tasarının yasalaşmasını engelleyemedi, ancak geniş bir kamuoyu oluşmasını sağladı. TİP iptal için AYM’ye başvurdu. İptal dilekçesini Alpaslan Işıklı Hoca hazırladı. Yasanın sendikal çoğulculuğu ortadan kaldıran hükümleri yaklaşık 1,5 yıl sonra AYM’nin 1972/3 sayılı kararı ile iptal edildi.

15-16 Haziran direnişi sırasında Yaşar Yıldırım, Mustafa Bayram ve Mehmet Gıdak adlı işçiler öldürüldü. 15-16 Haziran direnişinden sonra sıkıyönetim ilan edildi, Kemal Türkler başta olmak üzere çok sayıda sendikacı ve işçi tutuklandı. Sayıları tam olarak bilinmemekle birlikte binlerce işçi işten çıkartıldı ve işverenler tarafından kara listeler oluşturuldu. İşçi hareketi 15-16 Haziran sonrası, 12 Mart’ın da etkisiyle 1975’e kadar sürecek bir durgunluk dönemine girdi.

46 yıl önce sendikal haklarını korumak için gözünü budaktan sakınmayan işçiler, bugün neden suskun ve sendikalar neden etkisiz? Dün sendikasına sahip çıkan işçi sınıfı, bugün neden kiralık işçilik konusunda mücadele etmiyor? Neden işçi ile sendika arasındaki bağ bu denli zayıfladı? Neden sendikaların sınıfı harekete geçirme kapasitesi bu denli zayıfladı? 15-16 Haziran aynı zamanda işçi ile sendika arasındaki güvenin simgesidir. Sendikaların bugün sorması gereken soru, bu güvenin neden sarsıldığıdır.

15-16 Haziran’da üç yıllık bir konfederasyon olan DİSK, merkezi örgütsel bir kararla, güçlü bir liderlikle, sınıf disipliniyle ve örgütsel bütünlük içinde hareket ederek varlığına yönelen saldırıya karşı durmuştu. İşin sırrı burada yatıyor.

‘Sahte Dede’ davasını Aleviler kazandı

Britanya Alevi Federasyonu sosyal medya üzerinden yaptığı açıklama ile kamuoyunda “Sahte Dede” davası olarak bilinen yargı sürecini kazandığını duyurdu.

 

2014 yılında Britanya Alevi Federasyonu tarafından “sahte Dede” olarak ilan edilen Rıza Demir’in açtığı dava bugün sonuçlandı. yargıya taşınan tartışmada mahkeme Britanya Alevi Federasyonu’nu haklı bularak davayı BAF lehine karara bağladı. Konu hakkında sosyal paylaşım sitesi Facebook üzerinden açıklama yapan Britanya Alevi Federasyonu yetkililerim mahkeme çıkışında çektirdikleri toplu fotoğrafla birlikte şu ifadeleri kullandı:

“Kamuoyunda “SAHTE DEDE” davası olarak bilinen, İngiltere Yüksek Mahkemesindeki dava, Britanya Alevi Federasyonu yöneticilerinin lehinde sonuçlandı.

Alevi inancı, toplumun RIZALIĞINI almayan sahtekarlar tarafından istismar edilemeyecek!”

“SAHTE DEDE” DAVASI NEDİR?

Aslen Sivaslı olan ve Alevi dedesi olduğunu iddia eden Rıza Demir, 14 Şubat 2014 tarihinde Angel Community Centre binasında Aleviler için önemli olan Hızır Cemi düzenlemek istemiş fakat Britanya Alevi Federasyonu ve İngiltere Cemevinden gelen yetkililerin itirazları üzerine söz konusu ibadet gerçekleşmemişti. Yaşanan tartışmalar arbedeye dönüşmüş ve iki kişi yaralanmıştı. Hadiseyi yargıya taşıyan Rıza Demir, Britanya Alevi Federasyonunun kendisini “sahte dede” olarak ilan etmesini dava etmişti.

ALEVİ FEDERASYONU’NDAN SERT AÇIKLAMA

Olay sonrası gazetemizin görüşlerine başvurduğu Britanya Alevi Federasyonu(BAF) Başkanı İsrafil Erbil, olayın Alevilerin yıllarca mücadele ederek oluşturdukları değerlere ve kurumlara zarar verme amaçlı olduğunu savunmuştu. O güne kadar sahte dedelerle ilgili çok sayıda şikayet aldıklarını belirten Erbil, olay günü dede olduğunu iddia eden Rıza Demir’in küfürlü ifadeler kullanması üzerine gerginlik yaşandığını söylemişti. Erbil, olayın üzüntü verici olduğunu ifade etmiş ve geçen hafta yaptıkları basın açıklamasını hatırlarak, orada dile getirdikleri görüşleri savunduklarını kaydetmişti. Söz konusu açıklamada Alevi toplumunun yozlaştırılmaya ve asimile edilmeye çalışıldığı savunularak şu görüşlere yer verilmişti: “Londra’ya kadar ulaşan devleti, asimilasyonu, gericiliği ve hurafeleri temsil eden bu sözde ve sahte dedeler gizli mekanlarda toplantılar yapmakta, üfürükçülük, falcılık yapmakta, Alevilikle ilgisi olmayan ritüeller uygulamakta, kendilerini Alevi temsilcisi gibi tanıtmakta ve Alevi toplumunun inançlarını istismar ederek iyi niyetli canlarımızı maddi manevi sömürmektedir. Bu işbirlikçi sahtekar sözde dedeler toplum içinde yer edinerek toplumu kendi içinde bölme, parçalama çabası içine girmekte ve Alevilerin kutsal değerleri olan ocak isimlerini kullanmaktalar. Halkımızı bu konuda bilgilendirmek ve toplum olarak dikkatli ve bilinçli olmamız gerektiğini bildirmek isteriz.”

Küçükarmutlu’da cemevine polis saldırısı

Bugün öğlen saatlerinde polis cemevine plastik mermi ve gaz bombasıyla saldırdı. Saldırıda cemevi bekçisi Veli İşeri bacağına gelen gaz fişeğiyle yaralandı.

Evi basılarak öldürülen Dilek Doğan ve evine giderken polis tarafından öldürülen Yılmaz Öztürk’ün ardından Küçükarmutlu’ya polis baskını artarak devam ediyor.

Dilek Doğan Adalet Çadırı’nı yıkan polis bugün hiç bir gerekçe olmadan önce mahalledeki kahvehanelere silahlarıyla girip tehdit ettikten sonra cemevine plastik mermi ve  gaz bombası attı. O sırada cemevinde bulunan Veli İşeri bacağına isabet eden gaz fişeğiyle yaralandı.

Alevinet.com’a konuşan, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Sarıyer Şube Başkanı Zeynep Yıldırım yaşadıklarına anlam veremediklerini, hiç bir gerekçe yokken saldırıya uğradıklarını anlattı. Yıldırım, “saat 12 sularıydı, önce Armutlu son durakta bulunan kahvehaneler silahlarıyla girip esnafı tehdit ettiler, ‘hepinizi öldüreceğiz’ dediler. sonra da akreplerle cemevine geldiler ve gaz bombası atmaya başladılar. ben karşı çıktım, neden yapıyorsunuz diye beni de tehdit ettiler, ‘seni tanıyoruz sesini çıkartırsan seni de öldürürüz’ dediler. ” diye konuştu.

Cemevinde saldırıya maruz kalanlar da, “ne olduğunu anlamadık, bir den silahlarla cemevine yöneldiler. sonra da “burayı da yıkacağız” diye bağırdılar…” dedi.

alevigazetesi.com

AABK’dan “Ayrımcılığa, Asimilasyona ve Savaşa HAYIR” mitingi

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Aleviler başta olmak üzere tüm devrimci, demokratik kamuoyunu, 25 Haziran Cumartesi, Saat 11.00’de, Strasbourg Place Kleber’de, “Ayrımcılığa, Asimilasyona ve Savaşa HAYIR” mitingine katılmaya çağırdı.

Kızılbaş-Alevi ilke ve esaslarına göre dede (pir) ve dedelik, görev  ve  sorumluluklarımız.

SÜLEYMAN DEPREM

Kızılbaş –Alevi toplumsal yaşam biçimi ve örgütlenmesinde, Ocak faaliyetleri TALİP-DEDE-PİR-MÜRŞİT hiyerarşisi üzerinden uygulanır. Tüm uygulamalar ve öğretiler birinci sırada DEDE tarafından halka(taliplere) iletilir. DEDE,  Cem ler de halkın sorunlarını çözmek husumetleri ortadan kaldırmak, ortak paylaşımı sağlamak toplum içinde sevgi, barış ve dostluğu pekiştirmekle görevlidir. Tarafsız ve adil, hoşgörülü ve barışçı olmak zorundadır. Kişisel çıkardan uzak, ırk-cins ve yaş  farkı gözetmeksizin cemde bulunan tüm “CAN” lara  eşit davranmakla mükelleftir.

Yüzyıllardan bu yana kıyım ve talan sisteminin her türlü zoru ve baskısına rağmen, Alevi-Kızılbaş toplumunu o güzel ilke ve esaslarla bugüne taşıyan dedelerimiz, bu görevleri yerine getirirken, Feodal ve Göçebe toplum yapısı gereği,bazı yetersizlikleri o zaman göze çarpmasa ya da hoş görülse bile; şu an yaşadığımız 21.ci yüzyılda, artık toplum hem feodalizmi aşmış, hem de yerleşik düzene geçmiş, gelişen teknolojiyi kullanabilen kültürel, bilimsel ve sosyal olarak sorgulayan bir toplumu yönetmek için her konuda daha da donanımlı olmak zorundadırlar. Bugünden sonra, eski usulde olduğu gibi, birkaç Arapça dua ezberleyerek ya da saz çalıp birkaç deyiş okuyarak toplumu yönlendirmek veya yönetmek mümkün değildir.

DEDE tarih bilmek zorundadır.

Geçmişle geleceğin bağını tarihi bilgi ve belgelerle kurmazı gerekir. Bilimin kaynaklarını en iyi şekilde kullanıp, çağdaş bir eğitici ve öğretici olmak zorundadır. Bunun için yeterince eğitimli-donanımlı ve birikimli olmalıdır.

Kızılbaş toplumu dede ve dede soyundan gelen her bireye aynı saygıyla yaklaşır. Hatta dedenin tüm erkek çocuklarına dede gözüyle bakar. Ancak, her ne kadar dedelik babadan oğul a geçse de, bura da liyakat esastır. Dedelik yapmaya uygun özellikleri taşımıyorsa dedelik yaptırılmaz. Sağlık yönünden, ahlaki yönden ve yetenek-birikim yönünden uygun olan seçilir.

Günümüzde, hala ölmüş babasının mirası olarak, dedelik yapma gayretinde olan ama bunu layıkıyla yerine getir(e)meyen bazı “dede soylular” eğitimsizliklerini ve yetersizliklerini giderme ihtiyacı bile duymadan, bu mirası küçük çıkarları doğrultusunda kullanarak yeniçağa ve toplumsal gelişmelere gözünü kulağını kapatmıştır. Sömürü sisteminin asimilasyon ve katliam politikalarına karşı siyasal ya da kültürel müdahale diye bir dertleri bulunmamaktadırlar. Birkaç ezber Arapça dua ile cenaze kaldırıp günlük geçimini sağlama derdindedirler. Toplumu yeni sürece hazırlamak ve toplumsal gelişime katkı sunmak gibi bir kaygıları bulunmamaktadır. Bu kaygıyla bir şeyler yapma ve katkı sunma gayretinde olanlara da bireysel kötüleme ve karalama yoluyla engel çıkarma gayretleri de taktire şayandır.

Yüzyıllardır Asimilasyon, imha ve her türlü baskıya maruz bırakılan Sinemilli Kızılbaşlarında bu tür yozlaşmayı fazlasıyla görmek mümkündür. Bugüne kadar kültürel değerlerinden hiç taviz vermeyen Sinemilli Kızılbaşları, son 50 yıldır yoğunlaşan asimilasyon, baskı, iç ve dış sürgünler oldukça yoğun uygulanıyor öyle ki, insanlar bireysel yaşam kaygılarıyla birbirlerinden ve değerlerinden uzaklaştırılmış bulunmaktadır.  Tarihi süreçte katliamlarla yok edilemeyen Sinemilliler den geriye kalanlar, ovada yaşama şansı bulamadıkları için dağların eteklerine sığınma ihtiyacı duymuşlar. Sistem ve katil Osmanlı padişahları Kızılbaşların dağ eteklerinde yok olacağını düşünerek çok sevinmişlerse de durum hiç de öyle gelişmemiş. Kızılbaşlar hak talepleri doğrultusunda tekrar kentlere doğru gelişerek ve çoğalarak yerleşmişlerdir.  Kızılbaşlara karşı kıyım politikalarını Osmanlıdan olduğu gibi miras alan T.C.  ayniyle bu politikaları sürdüre gelmiş. Kentlerde ağırlığını hissettiren Kızılbaşları bu defa, faşist darbeler sürecinde iç ve dış sürgünlere tabi tutmuştur. Bu süreçte de “uslanmayan” Kızılbaşlar, sürgünde de toplumsal, kültürel ve demokratik hak talepleri doğrultusunda sistemi zorlamaya başlamışlardır. Bu durum , Sünni-Müslüman T.C. devletini çok kızdırmıştır. Dersim, Maraş, Çorum, Gazi, Sivas katliamları da çara olmamıştır. Son 14 yıldır iktidarı elinde bulunduran  “İmam” ve “imamın ordusu” da “değerli açılım ve çalıştay”larıyla asimilasyon ve kıyım konusunda “katkılarını” eksik etmemektedir.

Artarak süren bu saldırılar son 40 yıldır Sinemilli Ocağı merkez köyü Elbistan/Kantarma köyü Kızılbaşları üzerinde daha da yoğunlaşmıştır. Sebebi de bunlar faşist darbeler sürecinde, sisteme teslim olmamışlar. Koruculuk dayatmasını kabul etmemişler. Köylerine zorla camii yapılmasına müsaade etmemişlerdir. Elbistan’ın diğer alevi köyleri de bu kategori ye dahildir. 1960 lı yıllardan sonra,  İBO DEDE, TACIM DEDE, ŞIXO DEDE, M.MUSTAFA DEDE gibi birikimli dedelerimizin HAK’a yürümesiyle toplumda büyük bir boşluk yarattı. Faşist 12 Eylül darbesi Devrimci mücadeleyi de işlevsiz kıldıktan sonra, Yozlaşmanın boyutu daha da artmaya başladı.

Eski kuşak dedelerimizden birkaç kişi kaldıysa da artık yaşları çok ilerlediği için, beklenen verimi almak zorlaşmıştır. Şu durumda Kızılbaşlık esasları doğrultusunda, geçmişle geleceği buluşturacak , tarihi güncelleme ve yeni toplumumuzu Kızılbaş esaslarımıza göre yetiştirecek,eğitecek ve öğretecek akademik olgunluk sağlayacak bir çabanın zaman kaybetmeden hayata geçirilmesi göreviyle karşı karşıyayız.

Bu eksikliklerimizi gidermek için; öncelikle bu durumu sorun olarak gören Sinemilli Ocağı dede’lerini çocukları olarak, tarihe ve toplumumuza karşı sorumluluğumuzu yerine getirmek adına, bir araya gelerek “liyakat esasına dayalı” bir “3.cü kuşak dede’ler divanı” oluşturmalıyız. Bu dedeler divanı bir yol haritası çizerek, Sinemilli Ocağı merkez köyü Kantarma da 2.ci kuşak Dede ler le bir “Rızalık Cem’i” düzenleyerek yetki alıp, önümüzdeki süreçte köylerimizdeki Cem evlerini birer Akademi, Eğitim ve Öğretim yuvasına çevirerek, çağdaş kültürel varlığımızı ve birliğimizi sürdürmeliyiz.

19 Haziran 2016 tarihinde, tüm Sanatçılarımızı Terolar’da buluşmaya çağırıyoruz!

Avrupa Maraş Yaşam Platformu yazılı bir açıklama yaparak, 19 Haziran 2016 günü tüm sanatçıları Terolar’dakidirenişe destek vermek için Maraş’a çağırdı. İşte o açıklama;

“Basına ve kamuoyuna

19 Haziran 2016 tarihinde, tüm Sanatçılarımızı Terolar’da buluşmaya çağırıyoruz!

AKP ve soykırımcı faşist Türk Devleti’nin Kürdistan’da ve Türkiye’de Kürtlerin ve Alevilerin yaşadığı yaşam alanlarına, ovasına ve onuruna dönük vahşi saldırılarına karşı Maraş Terolar’da başlatılan direniş ateşi yanmaya devam etmektedir.

Türkiye ve Avrupa’da Maraş Yaşam Platformu öncülüğünde AFAD kampına karşı sürdürülen örgütlü direnişe destek eylemleri ve protestolar devam etmektedir. Bunun için her alanda ve zeminde duyarlı ve direnişçi kamuoyunun desteği Kürdistan’a ve TEROLAR’a döndürülmektedir.

Maraş ve Pazarcık’a bağlı 14 köyde yakılan direniş ateşi ve yapılan bilgilendirme çalışmaları sonucunda direniş ateşinin meşalesi şimdi Ankara’ya taşındı. Direnişçi kadınlarımız TBMM’de sesini haykırmaya geldi. Bir kez de Ankara’da ve Meclis’te taleplerini dillendirecekler ve çığlıklarını haykırıp haklı direnişlerine destek arayacaklardır.

Avrupa’ Maraş Yaşam Platformu öncülüğünde ve örgütlülüğünde yapılan bilgilendirme toplantıları ve protesto eylemleri sürdürülmektedir. Şimdi 19 Haziran tarihinde Terolar’da Avrupa ve TEROLAR Maraş Yaşam Platform’ları öncülüğünde bir konser düzenlenecektir. Konsere şimdiye kadar yirmiyi aşkın Kürt, Alevi, devrimci ve demokrat sanatçı gönüllü olarak katılacaklarını açıkladılar.

Avrupa, Türkiye ve Kürdistan’da tüm sanatçı dostlarımızın bu konsere katılmaları için girişimlerimiz ve çalışmalar sürmektedir. Ulaşamadığımız ve görüşmediğimiz duyarlı ve aydın sanatçı dostlarımıza çağrımız bu sese ses, bu direnişe destek ve bu çığlığa çığlık olmalarıdır.

14 Haziran 2016 Salı

AVRUPA MARAŞ YAŞAM PLATFORMU”

CHP’li gençlerden “güzel günler göreceğiz çocuklar” projesi

Muğla’da gerçekleştirilen Parti içi Akran Eğitimi’ne Cumhuriyet Halk Partisi Aydın İl Gençlik Kollarından 7 kişi katılım sağladı. 5 il ile gerçekleşen eğitim sonunda gençlere proje yapmaları konusunda gerekli bilgi ve belgeler eğitmenler tarafından verildi. Akran eğitimi sonunda Aydın ikiye bölündü ve ilk grupta yer alan Mazlume Çıldır, Tuba Özturlar, Ümran Direk “ Güzel Günler Göreceğiz Çocuklar” adlı bir proje ortaya çıkardılar. Gençler büyük bir çaba ve azim ile gecelerini gündüze katarak projelerini gerçekleştirdiler. Proje Didim ilçesinin, Yalıköy Mahallesi’nde gerçekleşti. Projenin amacı; karne alacak ve tatile girecek çocuklara moral-motivasyon sağlamak, hem de Cumhuriyet Halk Partisi’nin oy oranının düşük olduğu bir yerde gerçekleştirmek ve seçim öncesi vatandaş ile birebir iletişim sağlamaktır. “Güzel Günler Göreceğiz” adlı projeye Didim İlçe Başkanı Gökmen Karataş başta olmak üzere, Didim Gençlik Kolları Başkanı Caner Kaynak ve Yönetimi, İncirliova Gençlik Kolları Başkanı Nuri Soylu ve yönetimi, Çine Gençlik Kolları üyesi Ali Uğur Alyazıcı katılım sağladı. Didim Belediyesi tarafından sağlanan ses sistemi ile birlikte çizgi film karakterlerinin kostümlerini giyen CHP’li gençler ve çocuklar halaylar çekip, oyunlar oynadılar. Aynı zamanda pamukşeker kuyruğunda bekleyen çocukların, gençler yüzlerini boyadı ve yeşeren kalemler, boya kitapları, boya kalemleri gibi küçük hediyelerini de verdiler. Topladıkları kitaplar ile okul kütüphanesine katkı sağlayan CHP’li gençler, etkinliğin sonunda çocuklar bayraklar ve balonlarla Didim Belediyesi’nin üstü açık otobüsü ile şehir turu attılar.

Tilki: “Türkiye’de çocuk çok ama çocukluk yok”

Başarı ile gerçekleşen proje sonunda CHP Aydın İl Gençlik Kolları Başkanı Av. Yılmaz Tilki: “ Parti içi akran eğitimimizi aldıktan sonra hemen harekete geçen ve böylesine güzel bir projeyi hayata geçiren Mazlume Çıldır, Tuba Özturlar ve Ümran Direk’i yürekten kutluyorum. Çocuklarımız, Yarın milletvekili, bürokrat, çeşitli kurumlarda yönetici olarak çok değerli görevlere gelecekler ve bu günleri anarak akıllarında güzel hatıraların oluşacağına inanıyorum. Projemizin en önemli özelliği çocuklar için yapılıyor olması ve sürdürülebilirliğinin olmasıdır. Türkiye’de çocuk çok ama çocukluk yok, bizler Aydın İl gençlik Kolları olarak, Aydın Büyükşehir Belediyemiz, Didim belediyemiz ve Didim İlçe Örgütümüze maddi-manevi katkılarından dolayı teşekkür ediyorum. Biz büyük bir aileyiz ve yoldaşlarımızın katkılarıyla birlikte çocuklarımızın her zaman yanlarında olacağız. ” dedi.

HDP, Alevilerin pikniğine saldırıyı Meclis’e taşıdı

Alevilerin pikniğine saldırı Meclis’e taşındı – birgun.net

HDP Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş, saldırıya uğrayan Alevi Kültür Derneği’nin ve Pir Sultan Abdal Derneği’nin pikniğinde yaşananları İçişleri Bakanı Efkan Ala’ya sordu.

Adana Pozantı’ya bağlı Belemedik Köyü’nde Pir Sultan Abdal Derneği Adana ve Tarsus Şubesi ile Adana Alevi Kültür Derneği’nin Pazar günü gerçekleştirdiği piknik öncesi Pozantı İlçe Emniyet Müdürlüğü ile Pozantı Jandarma Komutanlığına bilgi verildiği belirtilen soru önergesinde, kolluk kuvvetlerine bildirim yapılmış olmasına rağmen saldırıları neden önleyemediğini sordu.

Alevi örgütleri üyelerinin yanı sıra, BES, Eğitim Sen, CHP ve Emek Partisi üyeleri de bulunduğu saldırıya uğrayan piknik ile ilgili Beştaş şu soruları sordu:

>Pozantı ilçesi, Belemedik Köyü’nde gerçekleşen olaydan haberdar mısınız?

>Ramazan ayında vatandaşların piknik yapmaları neden bir güvenlik sorunsalına dönüşmüştür?

>Piknik için gerekli izinler alındığı halde neden güvenlik birimleri gerekli önlemi almamıştır?

>33 PK 310 plakalı araç ile piknik katılımcılarını tehdit edenler hakkında şikayete rağmen emniyet güçleri neden önlem almamış ve saldırganları serbest bırakmıştır?

>Jandarmaya da şikayet gerçekleşmiş olup jandarma piknik katılımcılarına kaygılanacak bir durum olmadığı yönünde bilgi verdikten hemen sonra yeniden aynı şahıslar tarafından saldırı gerçekleşmesinin izahı nedir? Jandarma henüz piknik alanında olduğu sırada saldırganlar piknik katılımcılarını nasıl tehdit edebilmişlerdir? Saldırganlar bu cesareti nereden almıştır?

>Kolluk güçlerinin görevi vatandaşı korumak değil midir? Neden kolluk güçleri tarafından, şikayete rağmen ve Ramazan ayının hassasiyetleri gözetilmeksizin saldırganların piknik katılımcılarını tehdit etmelerine müsaade edilmiştir?

>İkinci saldırı sırasında jandarma orada olduğu halde saldırganların kaçmasına neden müsaade etmiştir? Jandarma saldırganlar hakkında neden işlem yapmamıştır

>Saldırganların kimliği tespit edilmiş midir? Jandarma Komutanlığında saldırganlar için “Kuşçu Cuma’nın torunları” ifadesi kullanılmış olup jandarma saldırganların kimliğini bildiği halde neden haklarında hiçbir işlem yapmamıştır? “Kuşçu Cuma’nın torunları” kimdir? Kolluk güçlerince korunmalarının sebebi nedir?

>Ramazan ayı boyunca inançları ve sair çeşitli nedenlerle oruç tutmayan vatandaşların oruç tutmadıkları gerekçesiyle sürekli baskılara maruz kaldıkları gerçeğinden hareketle oruç tutmayan vatandaşların linç girişimleri başta olmak üzere uğrayacakları mağduriyetler gözetilerek herhangi bir önlem alınmamasının gerekçesi nedir? Bu yönlü bir çalışma yapılması gündeminizde olacak mıdır?

BirGün