Ana Sayfa Blog Sayfa 6296

Roboskî Katliamı tekrarlandı

Roboskî’de sınır ticaretine gidenler bombalandı
Şırnak Roboski’de sınır ticareti yapan yurttaşlara obüslerle ve ağır silahlarla saldırıldı. 16 yaşındaki Vedat Encü yaşamını yitirdi.

Şırnak’ın Uludere ilçesindeki Gülyazı Alay Komutanlığı’ndan Roboski Katliamı’nın gerçekleştirildiği, Federal Kürdistan ile sınır olan bölgeye yönelik havan toplu saldırı yaşandı. 16 yaşındaki Vedat Encü yaşamını yitirdi, 3 kişi de yaralandı.

Saldırıyı ilk olarak HDP Şırnak Milletvekili Ferhat Encü, Twitter’dan duyurdu. Encü, bombalamanın Roboski Katliamı’yla aynı bölgede gerçekleştiğini aktararak “15 kişiye yakın bir kafile ile gidilmiş. Köyün tamamı bölgeye akın etti. Bomba sesleri köye kadar gelmiş. Birçoğuna ulaşılmıyor hala. 1 kişi yaşamını yitirmiş. İçinde ağır yaralılar da var. Basın yine suspus, yine ambulans yok, yine Roboskî, yine katliam..” dedi.

VEDAT ENCÜ YAŞAMINI YİTİRDİ
DİHA, saldırıda 16 yaşındaki Vedat Encü’nün yaşamını yitirdiğini, 5 kişinin ise yaralandığını duyurdu. DİHA’ya konuşan köy sakini Reber Alma, bombardımanın köye 10 kilometre uzaklıkta yaşandığını ifade etti.

Vedat Encü’nün Roboski Katliamı’nda yaşamını yitiren Davut Encü’nün kardeşi olduğu belirtildi.

Ağır yaralanan 22 yaşındaki Yılmaz Encü ile diğer yaralılar Suwar ve İbrahim Encü’nün Uludere Devlet Hastanesi’ne kaldırıldığı öğrenildi.

VELİ ENCÜ: ASKERİN BİLGİSİ DAHİLİNDE GEÇİŞ YAPILIYORDU

”Daha önce katliamın yapıldığı aynı güzergah ve aynı saatte yeni bir saldırıyı yaşadık. 21. 30 ve 21.40 saatleri arasında alay komutanlığından top ve obüs atışları yapıldı. Top atışlar yapıldığı sırada Beyaztepe askeri üssünden de ağır silahlarla ateşler açıldı. Bu bölge oradaki yurttaşlara yakın bir yerdir. Bu saldırıda 4 kişi yaralanırken içlerinden 18 yaşın altında olan daha önceki katliamda 6 yakın akrabasını kaybeden Vedat Encü ağır yaralıyken yaşamını yitirdi. Şu an Vedat Encü’nün evinin önündeyiz büyük bir öfke var burada. Bu arada 30 kadar yurttaşın da hala can güvenliği sorunu var. Bu bombardıman dolayısıyla bu yurttaşlar sınırı geçmeye çalışıyor. Bu insanlar askerin bilgisi dahilinde oradan geçiş yapıyordu. Yıllardır bu insanlar bu sınır üzerinden geçimini sağlıyor ve askeriyenin bilgisi dahilinde; altını çizerek söylüyorum bu insanlar orada askerin bilgisi dahilinde geçiş yapıyordu. Burada tamamen bilinçli bir şekilde bombalandı. Bu şekilde ikinci bir Roboski Katliamı gerçekleştirilmek istendi. Daha önceki Roboski katliamı ile aynı güzergah ve aynı saatte gerçekleşmesi manidar.”

Yannis Vasilis Yaylalı @Yannis1Yaylali 
”Roboski sınırında Gülyazı alayı ve Beyaz tepe’den top ve havanlar ile saldırısı (21.30) sonucu ölen ve yaralananlar Uludere devket hastanesine getirildi. Uludere hastanesinin önündeyiz. Halkın bekleyişi burada sürüyor .Görgü tanıkları Uludere’ye getirilen yaralıları taşıyan araca hastane önünde Polislerin engel olduğunu, yaralı yakınları hastamız var bizi bırakın dedikleride bu sefer polisin havaya ateş açtığı söyleniyor.

Uludere hastanesine getirilen yaralıların ismi şöyle : Yılmaz Encü (16 ya da 17) Süvar Encü (20) İbrahim Encü (18) Özgür Encü (18) Erhan Encü (23) Bu yaralılardan Yılmaz Encü’nün durumu ağır. Ayrıca sınırda yaşamını yitiren Vedat Encu’de Uludere devlet hastanesini getirildi.

Uludere hastanesi önünde halkın bekleyişi devam ediyor.” 01:40

Dersim’de kutsal yerler tehlike altında

Dersim’de düzenlenen şifa geleneği sempozyumunun son gününde HES’ler ve barajlar tartışıldı. Tartışmada kutsal yerlerin tahribat edildiğine, inanç merkezilerinin de tehlike altında olduğuna dikkat çekildi. 

 

Dersim Arıcılar Birliği ve Dersim Ekoloji Meclisi’nin düzenlediği , Koordinatörlüğünü Kızılca Yürür, Metin Kahraman, Kazım Doğan, Veli Kahraman ve Gül Hür’ün yaptığı 2. Dersim’in Şifa Geleneği Sempozyumunun son gününde Dersim’de Munzur ve Peri, Çemişgezek’te Tagar, Erzincan’da Kemah ve Deliçay, Pülümür’de Armağan ve Sansa HES ve baraj projelerinin mahkeme sonuçları ve projelerin bundan sonraki sonuçları konuşuldu.

Sempozyuma Mardin Müze Müdürü Nihat Erdoğan, avukatlar Barış Yıldırım ve Sezai Demirbilek, Tacettin Balcı katıldı.

Yaklaşık 6 yıldır Mardin’de müze müdürlüğü yapan Nihat Erdoğan Dersim’e müze yapılacağını belirtti. Yapılacak olan müzenin girişimcilerinden olduğunu ifade eden Erdoğan, “Çağdaş müzeciliği, Dersim’de yaşayanların da söz sahibi olduğu bir anlayışla hayata geçireceğiz. Ne yazık ki, Türkiye’de klasik bir müze anlayışı var. Dersim’de geçmişi içine alan ve 38’i de hatırlatan, inanç ve yaşam felsefesinin yaşatılacağı bir müze yapacağız” dedi.

Kültürel varlıkların, değerlerin ve çeşitliliğin toplumu var eden değerler olduğunu söyleyen Erdoğan, müzelerin kentin hafızasını ve belleğini temsil ettiğinin altını çizdi.

Avukat Barış Yıldırım ise yıllardır HES mücadelesi veren Munzur’u anlattı. 1971 yılında Bakanlar Kurulu tarafından Milli Park olarak ilan edilen Munzur Vadisi’nin bugün karşılaştığı sorunlara değinen Yıldırım, “Bölgedeki pek çok yer ile birlikte inanç yerleri de, HES projesi kapsamında yer alıyor. Bizler bunun mücadelesini veriyoruz. Hatta 2010 yılında da kaçak olarak inşaa edildiğini ortaya çıkardığımız HES projeleri oldu ve hala da devam ediyor. Ama asıl sorumuz şu; Munzur bölgesinde yapılan HES ve Baraj yapımını sonsuzluğa nasıl havale edeceğiz?” ifadelerini kullandı.

Avukat Sezai Demirbilek, son 10 yıldır Dersim coğrafyasının yıkımla karşı karşıya kaldığını ve ciddi bir tahribat yaşandığını vurguladı. Demirbilek, devlet eliyle bölge topraklarının yandaş şirketlere peşkeş çekildiğinin altını çizdi.

Erzincan’da HES projesi kapsamında olan Deliçay’dan da söz eden Demirbilek, “Deli çay Munzur vadisinden besleniyor. HES projesi kapsamında; biz bununla ilgili mücadele ettik, davalar açtık. Ancak bizim en büyük eksikliğimiz bölge halkı olarak hukuki anlamda ne yapacağımızı ilk etapta bilmiyoruz. Dolayısıyla da ciddi bir bilgi bankasına ihtiyacımız var” diye konuştu

Gülşen İşeri

‘Yana Yana Kerbela’dan Madımak’a’ Ankara’da

Ankara Simurg Oyuncuları Tiyatrosu Yana Yana Kerbela’dan Madımak’a oyununu 30 Mayıs Pazartesi saat 20:00’de HBV Dikmen Ankara’da oynayacak…

 

Serdar Doğan’ın yazdığı, Şahin Ergüney’in yönettiği  Yana Yana KERBELA ‘ dan MADIMAK ‘ a “nın oyuncuları arasında, Oğuz Boran, Atılım Temur, Zafer Akkaş, Eylem Yıldırım, İsmail Çal, Mustafa Özcan yer alıyor… Oyun 30 Mayıs’ta Ankara Dikmen’de, 15 Haziran’da Çorum DT’de ve 17 Haziran’da Merzifon’da seyirci karşısına çıkıyor.

Oyun hafızılarımızdan hiç silmediğimiz Madımak katliamını anlatırken, Kerbela’ya kadar uzanıyor… Ankara Simurg Oyuncuları kendilerini şöyle ifade ediyor: Sizlere bir masal anlatmayacağız. Kabuk tutmayan ortak acılarımızı bir kez daha kanatacağız. Unutmayalım diye… Utanmasını bilmeyenler adına, bir kez daha utanarak… Kerbela çölünden havalanan turna katarına yoldaş olup; Dersim’ e, Maraş’ a, Çorum’ a, Madımak’ a uğrayıp, dostlarımızın gülüşlerine, göz yaşlarına dokunacağız…
İnsan, düşünen hayvandır… Her canlı gibi, çiğ süt emmiştir. O ki sütü içinde pişiremez ise, hep hayvan kalır. Canı, her daim kardeş kanı çeker. Yarin yanağından gayrı her yerde, hep beraber diyebilmek adına, insan kalmalı.
Ürkek serçe kuşlarına döndüğü yüreğimiz. Çıt sesine ürker olduk. Sevgi, barış, kardeşlik ; küçük bir ekmek parçasını ufalayıp, serçelere vermek kadar kolay, zahmetsiz, ucuz… İnsanız biz , insan kalalım

“YANA YANA KERBELA’DAN MADIMAK’A” OYUNU 30 Mayıs saat 20.00 HBV Dikmen; 15 Haziran ‘ Çorum DT (HBV CORUM); 16 Haziran Merzifon; 17 Haziran Gümüşhacıköyü’nde seyirci karşısına çıkıyor.

Alevinet.com

PSAKD: Çorum katliamını unutmadık, unutturmayacağız

 

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Malatya şubesi tarafından, Suriye’de El-Zara, Cable ve Tarsus’ta sivillere yönelik gerçekleşen saldırılar ile 28 Mayıs 10 Temmuz 1980’de Çorum’da Alevi vatandaşlara yönelik yapılan katliamları kınama amacı ile basın açıklaması gerçekleştirildi.

 

Dernek binasında açıklamasını gerçekleştiren PSAKD Malatya Şube Başkanı Songül Tunçdemir, şu ifadelere yer verdi: “Çorum da, 28 Mayıs 1980 de başlayıp 10 Temmuz da bitirilen korkunç bir Alevi katliamı yapılmıştır

Bundan 36 yıl önce, Çorum da 58 canımız katledilmiş, 200 den fazla kişi yaralanmış, 300’e yakan ev ve işyerinin tahrip edilerek yakılmış; binlerce aile başka illere göç etmek zorunda bırakılmıştır.

Siyasiler, bu ülkede yapılan her katliam gibi, Çorum katliamının da üzerini örtmeye çalışmıştır Çorum katliamınıbaşlatanfaşist örgütler, katliamı planlayan ve destek veren perde arkası güç ve örgütler ortaya çıkarılmamıştır. Alevi-Sünni; sağ-sol çatışmasıylakılıçlayarak dosya kapatılmıştır.

Çorum katliamı, ülke genelinde işlenen siyasal cinayetlerden, okul işgallerinden, Malatya, Kahramanmaraş, Gazi katliamlarından soyutlanarak; sağ-sol grupların çatışması olarak değerlendirilemez. Bu katliamın, emperyalist güçler ve ülkemizdeki işbirlikçilerin ortak planıdır.

Maalesef, 36 yıl önce bu toprakları kana bulayan zihniyet ortadan kalkmış değildir. İnsanlık suçlarına her gün yenisi eklenmektedir.”

“9 BOMBALI SALDIRIDA 100’DEN FAZLA SİVİL HAYATINI KAYBETTİ”

Tunçdemir, konuşmasını, Suriye’de Alevilerin çoğunlukla yaşadığı bölgelere getirerek, yapılan bombalı saldırılar sonucu sivil vatandaşların hayatlarını kaybettiğinin altını çizerek şunları söyledi: “Kısa süre önce de Suriye’de çoğunlukta Aleviler ’in yaşadığı El-Zara köyünde yapılan katliamın acıları daha dinmemiş iken bu kez yine Alevilerin yaşadığı Lazkiye vilayetinin Cable ve Tarsus kentlerinde 23 Mayıs 2016 tarihinde gerçekleştirilen 9 bombalı saldırıda 100’den fazla sivil hayatını kaybetti.

Tamamen sivillerin bulunduğu yerlere yönelik bu insanlık dışı, vahşi saldırıları ve katliamı nefretle kınıyoruz. Ortadoğu coğrafyasını mezhepçilik ve tek tip düşünce üzerinden kan gölüne çevirenleri ülkemizde de gerçekleştirilen katliamlardan çok iyi tanıyoruz.

Vahşet örgütleri ile karanlık ilişkiler içinde ve gönül bağı olanların saldırıları “kale yıkılıyor” başlıklarıyla, adeta sevinç gösterileri içinde kamuoyuna yansıtması insanlıktan zerre kadar nasiplenmediklerini bir kez daha açığa çıkarmıştır. Bu karanlık zihniyeti de kınıyor, protesto ediyoruz.

AKP’nin yıllardır başta Suriye olmak üzere Ortadoğu’da izlediği politikalar ve vahşet örgütleri eliyle yürüttüğü vekâlet savaşının geldiği nokta tüm insanlığı tehdit etmektedir.

Saldırılara zemin sunan her tür destek ve politikalar bir an önce terk edilmelidir.

Bu tür saldırıların giderek tüm insanlığı ve coğrafyayı hedef aldığı açıktır. Vahşet örgütlerinin ve arkasındaki güçlerin gerçekleştirdiği bu saldırıların son bulması için daha güçlü tepkilerin ve mücadelenin ortaya konması gerekmektedir.

Suriye’de El-Zara, Cable ve Tarsus’ta sivillere yönelik gerçekleşen saldırıları insanlık değerlerine ve insanlığa karşı işlenmiş suçlar olarak görüyor, bir kez daha nefretle kınıyoruz.”

Ali Murat Irat yazdı: Yezid

BirGün gazetesi köşe yazarı Ali Murat Irat bu haftaki köşesinde Hz Hüseyin’den yola çıkarak Yezid’in hikayesini yazdı. 

 

Yezid Hüseyin’i öldürdüğü için yezit olmadı. Yezid Hüseyin’i öldürmeden önce de, sonra da yezitti. Yezid’i yezit yapan Hüseyin’in canını alması değildi. Hüseyin’in canını yezit olduğu için aldı. Peki neydi onu dünyanın gelmiş geçmiş en büyük gaddarlarından birisi kılan? Neydi onu bu dünyadaki en zalim hükümdarlardan yapan? Adı her anıldığında Sünnisi, Şiisi, Alevisi tarafından lanetle anılan bu adamın “hikmeti” neydi? Adı bile ağızlarda hoş durmazken onu övmeye kimin cesareti olabilirdi ki? Onu övmek yalnızca sözle övgüler dizmek miydi? Yoksa onu yezit yapan ne varsa bütün o değerleri hala taşımak mıydı? O, Hüseyin’i öldürttüğü için yezit olmadı. Yezid olduğu için Hüseyin’i öldürttü. Ve onu yezit yapan şey tıpkı babası gibi dünyaya kibirle bakmasıydı.

Ve kibir öyle büyük bir lanetti ki, baktığı gözden dünyayı küçültüyor, tuttuğu elleri kül ediyordu. Kibirli insanlar baktıkları her şeyi o kadar küçük görüyordu ki ne girdikleri evlere sığabiliyor, ne ülkeler yetiyor onlara ne de dünya ayaklarının altında onlara yetebilecekleri bir yer olarak kalabiliyordu. Artık onlar için yetmeyen bir dünya, doymayan bir karın, giderilemeyen bir açlıktı kibir.

Ve Hüseyin’in kesik başı Yezid’e gönderildi. Yezid, önüne gelen, Hüseyin’in mübarek başına baktı. Elindeki asayla onun ağzına ve dudaklarına vurdu. Yezid’in ol kibri ki binlerce yıl bu coğrafyayı ve onun yakasını bırakmadı. Ol kibir ki din’i din ile boğmaya çalıştı. Ol kibir ki tam da Ali Şeriati’nin dediği gibi “Kendisine mensup olan egemen sınıfa, alt tabakadaki insanlara karşı imtiyazlar sağlamak ve bu imtiyazları tarih boyunca muhafaza etmek suretiyle” insanları kiniyle ikiye üçe ayırdı. Onun babası da kibirliydi. Muaviye iktidar denilen ve dünyadan ilk önce defedilmesi gereken; mevki, makam denilen ve görüldüğü yerde ezilmesi gereken; zenginlik, para, şöhret, ün denilen ve neredelerse oradan kaçılması gereken ne varsa hepsine kul köle olmuştu. Ancak ne Yezid ne de Muaviye bu derin laneti kendi başlarına var etmemişler, kendi başlarına taşımamışlardı. Onların arkasında yüzbinlerce insan vardı ve onların bütün katliamlarına onay vermişlerdi. Hüseyin’in başını kesen Yezid değildi. Hüseyin’in başını kesen Yezid gibi düşünen, Yezid gibi davranan, Yezid ne yaparsa yapsın ona koşulsuz biat eden herkesti.

Bir kişi Hz. Ali’nin şehri sayılan Küfe’den devesiyle Şam’a gelmiş. Şam’da dolaşırken başka birisi deveyi elinden almak istenmişti: Ver o dişi deveyi bana. Küfeli Arap, “Bu deve benimdir, üstelik erkektir” demiş, tartışma büyümüş ve olay Muaviye’ye kadar yansımıştı. Muaviye, tarafları dinlemiş, sonra da kararını açıklamış: “Bu dişi deve Şamlınındır!” Sonra halka dönmüş: “Ey cemaat, bu dişi deve kimindir?” Hep birlikte bağırmışlar: “Şamlınındır!” Muaviye dönüp demiş ki: “Küfeli, dinle! Biliyorum, bu deve senindir ve erkektir. Dönünce Ali’ye de ki: Muaviye’nin, dişi deveyi erkekten ayıramayan, o ne derse evet diyen on bin adamı var! Ayağını denk al!

Ne Ali ne de oğulları ayaklarını denk almamışlardı. Hüseyin o çölde bile bile ölümü seçerken, iktidara kul, köle olmaktansa ölmeyi yeğlediğini dünyaya haykırmıştı. Herkesin nefretini kazanan, Şii’nin, Sünni’nin, Alevi’nin ve gayri-müslim olup da yaşananları bilen hiç kimsenin sövüp saymadan geçmediği Yezid ise Hüseyin’i öldürdüğü için yezit olmamıştı. Ardındaki yüzbinler ona koşulsuz biat ettiği için kibir içinde yavaş yavaş yezitleşmiş ve yezit olduğu için Hüseyin’i öldürmüştü.

Yezid Hüseyin’i öldürdüğü için yezit olmadı. Yezit olduğu için Hüseyin’i öldürdü. Ve onun babası “Bu dişi deve Şamlınındır” dediğinde onun konuşmasını ayakta huşu içinde dinleyenler Yezid’in eline bulaşacak kanın baş sorumlusuydu.

Üniversite Dekanı: Aleviler problem yaratıyor!

 

Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi Dekan Yardımcısı, Dr. Mustafa Güçlü, Hikmet İlim ve Sanat Derneği’nin (HİSDER) düzenlediği söyleşide, skandal ifadelere imza attı. Güçlü “Aleviler problem yaratıyor” dedi. 

 

Aynı zamanda Aydınlar Ocağı Başkanı olan Yrd. Doç. Güçlü, bir ay önce Selçuklu Belediyesi’ne ait Ahmet Keleşoğlu Kültür Merkezi’nde düzenlenen etkinlikte, tarihsel süreci anlatırken, Alevileri vatanlarına ihanet eden kesim olarak gösterdi. Güçlü, Kürtlerin ise tampon olarak bölgeye yerleştirildiklerini belirtti.

Aleviler düşman Kürtler tampon

BirGün’den Erk Acerer’in haberine göre; Dr. Mustafa Güçlü yaptığı konuşmada Alevilerle ilgili olarak şu skandal ifadeleri kullandı: “Alevi-Sünni meselesinin tarihi seyri boyunca halledilemediğine işaret ederek günümüzde Batı’da yaşayan Aleviler “ulusalcı anlayışa” sahipken Orta Anadolu’daki Aleviler devlet yanlısı politika izlerken Doğu’da Lazkiye’den başlayan Malatya, Maraş ve Tunceli hattı Türkiye için bir hayli problem yaratıyor. DHKP-C’de bu bölgeden besleniyor.” Necmettin Erbakan Üniversitesi Dekan yardımcısı Kürtlerin de Doğu’ya tampon olarak yerleştirildiğini anlatarak, konuyla ilgili şunları aktardı: “Safevi Devleti’nin kurulmasıyla Türkmenler İran’a göç edince Anadolu’nun altı oyulmaya başlandı. Selim Sultan, Şii tehlikesini ön plana çıkınca babası Bayezit’i devirerek tahta geçti. Güney’de yer alan Kürtlerden İdris-i Bitlisi’den gelen taleple Doğu’ya Kürtler yerleştirildi. İran ile Anadolu arasında Kürtler tampon bölge oluşturdu.”

Lazkiye-Maraş hattı sıkıntı yaratıyormuş!

Lazkiye ve Tartus’ta Alevilere yönelik Türkiye destekli çeteler tarafından katliamlar gerçekleştirilirken, Maraş’taki Alevi bölgesine ‘bir Sünni-Arap kemeri yaratmak amacıyla’ sığınmacı kampı inadı sürüyor. Tam bu günlerde bir dekan yardımcısının Doğu’da ‘Lazkiye’den başlayan Malatya, Maraş ve Tunceli hattı Türkiye için bir hayli problem yaratıyor’ demesi büyük tepkilere neden oldu.

ERK ACARER

erkacarer@birgun.net

Şeyhmus Diken yazdı: Evini, sokağını yerinde bulamamak!

Şeyhmus Diken yerle bir olan Sur’u yazdı: Evini, sokağını yerinde bulamamak!

 

Bildiğiniz gerçekliktir gerçi, yine de bir satırla giriş yapıp öyle devam edeyim.

Diyarbakır’ın kalbi Suriçinde 2 Aralık 2015’de altıncı kez Valilikçe ilan edilen Sur beldesinin altı mahallesindeki sokağa çıkma yasağı 10 Mart 2016 tarihinde yine bir duyuru ile kaldırıldı.

Evet, kaldırıldığı dile getirildi ama fiili yasak Mayıs sonu itibariyle hâla sürüyor. Gerçi arada yasaklı mahallelerin kimi sokakları yasak kapsamından ilanla çıkarılıyor ama aslında yasak hep devam ediyor.

Çünkü ağır iş makineleriyle devletin güvenlik eksenli konsepti ile uyguladığı yıkım nedeniyle yasak devam edegeliyor.

İşte bu çerçevede 21 Mayıs 2016 Tarihinde Sur Kaymakamlığının duyurusu ile yasaklı mahallelerden üçü; Savaş, Dabanoğlu ve Fatihpaşa Mahallelerinin 14 sokağında sokağa çıkma yasağının kaldırıldığı açıklandı.

Bunun üzerine sokağa çıkma yasağının kaldırıldığının ifade edildiği sokaklara sadece o sokakların sakini olup da aylardır evlerine giremeyenler değil, Evleri daha aşağılardaki ve hâla yasaklı olan bölgelerde olanlar da girip o sokaklardaki yüksek binaların terasına çıkarak evlerinin akıbetini görmeye çalıştılar.

Fotoğraf karesine düşen ve en trajik olanı Dört Ayaklı Minareden aşağı inip sağa dönüldükten sonraki Hasırlı Mahallesinin ortasıydı. Koca bir meydan açılmış ve iş makineleri aralıksız çalışarak yıkıma devam ediyordu.

Aylardır sahipsizlikten viraneye dönmüş yüksek binanın çatısına binbir eziyetle çıkmış kadınlı, erkekli çocuklu grup aylardır giremedikleri sokaklarında evlerinin yerini bulmaya çalışırken doğru yer tespiti için birbirleriyle tartışıyorlardı. Hâlbuki büyük çoğunluğunun yılları o mahalleler, o sokaklar o evlerde geçmişti. Ama garip ve tuhaf olan evlerinin yerinde iş makinelerinin çıkardığı toz bulutu ve koca bir meydandan başka bir şey gözükmüyordu.

Çoğunun evinin yeri dümdüz bir tarla yerine dönmüştü. Yıkımdan artakalan molozlar zaten iki aydır Dicle Nehri kıyısına taşınıyordu.

Hüzün, çaresizlik ve öfke ve bu üç duygunun bileşimi olan sözler birbirine karışıyordu.

Sonra yasağın kaldırıldığı dile getirilen sokakları dolaştık. Adı geçen ve artık yasaksız olduğu ifade edilen her sokağın bir noktasında yolun polis barikatıyla kesildiği bir “yolun sonu” karşılıyordu sokaklara girenleri. Ötesi hâla yasaklıydı…

Aslında ben bu yazıya başladığımda çok değil daha iki ay önce şehre devasa devlet erkanıyla gelip Ulucami meydanında ve Hasanpaşa Hanında konuşma yapıp söz veren; “Bırakın zorunlu kamulaştırma kanununu filan size ben söz veriyorum” diyen sözün sahibi eski başbakanın sözlerinin akıbetini sorgulayacaktım.

Ama o söz(ler) bitti zahir. Şimdi yeni sözler söylemek saatidir. Çünkü eski çamlar bardak oldu misali, eski sözler tez zamanda anlamını yitirdi. Sözün sahibinin tarih olduğu gibi!

Siz bu satırları okuduğunuzda yeni sözler söyleyecek olan yeni başbakanla, onu o göreve getiren cumhurbaşkanı şehirde olacak. Bakalım onlar ne diyecek! Ve onların sözlerinin ömrü ve dahi gerçekliği nasıl zuhur edecek…

(Şeyhmus Diken-Bianet)

Cem Vakfı’ndan Diyanet özentisi

Cem Vakfı tarafından diğer Alevi kurumlarından habersiz hazırlanan bir projenin bir önceki hükümete sunulduğu ortaya çıktı.
Hükümet ‘Alevi açılımı yapıyoruz’ diyerek onlarca kurultay düzenlerken, gizli projeler de ortaya çıkmaya başladı. Kürt açılımı denilen ‘barış süreci’ ortadan kalktı, Alevi açılımının ne olacağı merakla bekleniyor.

İzzettin Doğan’ın kurucu başkanı olduğu Cem Vakfı tarafından diğer Alevi kurumlarından habersiz hazırlanan bir projenin bir önceki hükümete sunulduğu belirtiliyor.

Proje, Başbakanlığa bağlı “Alevi İslam İnanç Hizmetleri Başkanlığı Teşkilatı” (AİİHBT) adı altında, bir başkan ve ona bağlı Alevi, Bektaşi, Nusayri, Mevlevi dört başkan yardımcısı ile merkez, taşra ve yurtdışında teşkilatlanılmasını öngörüyor.

Cemevlerine “ibadethane” statüsü tanınan, Diyanet İşleri Başkanlığı’na (DİB) benzer fakat ondan bağımsız olarak tasarlanan AİİHBT için, Alevi, Bektaşi, Nusayri ve Mevlevi inancıyla ilgili ibadet yerleri açma, inanç eğitimi ve yayın yetkileri planlanıyor.

Diken’den Ali Dağlar’ın haberine göre kuruluş gerekçesinde, “Amacımız, cemevlerimizin ibadethane statüsüne kavuşturulması, inanç önderlerinin (dede, baba) cemevlerinde diğer devlet memurları gibi kadrolu olarak görevlendirilmesi ve ‘orta dereceli ve yüksek dereceli eğitim kurumlarında’ eğitim yapabilmeleri için olanak sağlanmasıdır” deniliyor.

AİHM’in peş peşe verdiği “Cemevlerine ibadethane statüsü tanınması ve din derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılması” kararlarıyla baskı altına alınan Ahmet Davutoğlu hükümetinin, Alevi açılımı çerçevesinde Cem Vakfı’ndan müzakere edilmek üzere proje talep ettiği öne sürüldü. Vakıf da talep doğrultusunda, diğer Alevi kurumlarından gizli hazırladığı projeyi hükümete sundu.

Vakfın merkez teşkilatının düzenlenmesi için hazırladığı şema şöyle:

Diyanet’in benzeri, yukarıdan aşağı teşkilatlanmanın öngörüldüğü ve AİİHBT başlığını taşıyan projenin öne çıkan detayları şöyle:

“Alevi İslam İnanç Hizmetleri Başkanlığı, Merkez Teşkilatı; 1 Başkan, 4 Başkan yardımcısı ile merkez teşkilatı, taşra teşkilatı ve yurtdışı teşkilatından oluşur. Kuruluş amacı: Alevi İslam inancının, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, Alevi İslam inancı konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek üzere; Başbakanlığa bağlı olarak ‘Alevi İslam İnanç Hizmetleri Başkanlığı’ olarak teşkilatlanmaktadır. Başkan Alevi İslam inancına mensup, bu konuda bilgi sahibi, yüksek okul mezunu, yöneticilik ve önderlik vasıflarına sahip olmalıdır… Alevi Başkan Yardımcısı; Alevi ocakları ve dedeler ile ilgili konuları yakından takip eder ve bunlarla ilgili çalışmaları yapar. Bektaşi Başkan Yardımcısı; Bektaşi ocakları ve Babalar ile ilgili konuları yakından takip eder ve bunlarla ilgili çalışmaları yapar. Nusayri Başkan Yardımcısı; Nusayri inanç önderleriyle ilgili konuları yakından takip eder, gerekli çalışmalar yapar. Mevlevi Başkan Yardımcısı; Mevleviler ve Dedeleri ile ilgili konuları takip eder ve gerekli çalışmaları yapar. Görev süresi yasa ve yönetmeliklerle belirlenir…

Dar Divan Kurulu ile ‘ahlaki’ yargılama yetkisi

a) Yüksek İstişare Konseyi; Anadolu’da ve Balkanlar’da (Rumeli) bulunan belli başlı Alevi/Bektaşi ocaklarının kendi içlerinden seçecekleri birer temsilci ile Nusayri ve Mevlevilerin temsillerinden oluşur. Konsey bağımsız çalışır. Amacı, Alevi inancında var olan ocak sistemini ve hiyerarşik yapının bütünlüğünü korumaya çalışır, yeteri kadar üye, bir başkan ve dört başkan yardımcısından oluşur…. Konsey üyelerinin mali giderleri, yasalar ve yönetmeliklerle belirlenir.

b) Dar Divanı Kurulu; İnanç ve erkân açısından kişilerin ve kurumların oluşturduğu zararları ve kişisel zaafları denetler ve yargılar. Gerekirse yönetmeliklere uygun olarak yaptırımlar uygular. Bağımsız çalışır… Dar Divanı Kurulu, köklü Alevi ocaklarının, Bektaşi, Nusayri ve Mevlevilerin inanç önderlerinin üst temsilcileri ile bir başkan, dört başkan yardımcısı ve üyelerden oluşur. Bağımsız çalışır, gerektiğinde toplanır.”

Müşavirlik ve ataşelikler

Kurumun ana hizmet birimleri olarak radyo, tv, basın-yayın, kütüphane kuracak ‘İnançsal Yayınlar Genel Müdürlüğü’, ibadetle ilgili düzenlemeler yapacak, inanç önderlerinden kurulu ‘İnanç Hizmetleri Genel Müdürlüğü’, eğitim merkezleri açacak, ‘İnanç Eğitimi Hizmetleri Genel Müdürlüğü’, ibadet yeri açma ve inanç eğitimi hizmetleri verecek,’İbadethane Hizmetleri Genel Müdürlüğü’, yardımcı hizmet birimleri olarak da Hukuk Müşavirliği, İdari ve Mali İşler Daire Başkanlığı, İK Genel Müdürlüğü, Basın ve Halkla İlişkiler Şubesi Müdürlüğü öngörülüyor. Yurt içi teşkilatları il ve bölge temsilcilikleri, Yurtdışı teşkilatı Büyükelçilikler nezdinde İnanç Hizmetleri Müşavirlikleri, Başkonsolosluklar nezdinde İnanç Hizmetleri Ataşelikleri şeklinde teşkilatlanacak.

Projede merkez teşkilatın kuruluş gerekçesi ise özetle şöyle açıklanmış: “…Amaç, 12 İmamların soyundan geldiklerine inanılan inanç önderlerinin günümüze dek taşıdıkları inanç sistemini resmi ve yasal statüye kavuşturmaktır. Böylece Alevi İslam’ın inancı, ibadet şekli, tarihi gelişimi, felsefesi, sosyal ve ahlaki esasları, iletişim ve kültürü ile ilgili görevlerin yürütülmesi sağlanmış olacaktır. Bu sistem hiçbir vakıf ve derneğin içinde yer almayacak ve tamamen bağımsız olacaktır. Alevi inancının temel öğretisi sayılan şeriat, tarikat, marifet ve sırrı hakikat kapılarının öngördüğü ölçüler içinde Kur’an’ın yorumunu esas alan ‘Alevi örf ve gelenek’hukukunun günümüz şartlarında uygulanmasını sağlamak, sistemin asli görevleri arasındadır… Alevi örf ve gelenek hukukunu, inanç önderi adını verdiğimiz, ‘dede ve babalar’ yerine getirirler… Yine bu kurumun esas amaçları arasında; cem evlerimizin ibadethane statüsüne kavuşturulması, inanç önderlerimiz dede ve babaların cem evlerinde diğer devlet memurları gibi kadrolu olarak görevlendirilmesi ile inanç önderlerimizin ‘orta dereceli ve yüksek dereceli eğitim kurumlarında’eğitim yapabilmeleri için olanak sağlanması bulunmaktadır.”

Kaynak: Sol

Türkiye’de bir ilk olan Alevi Kitap Fuarı başlıyor

25 civarında yayınevinin katılacağı fuarda, imza günleri, söyleşiler, dinletiler, sergiler ve masal anlatımları yer alacak. Fuar 2-5 Haziran tarihleri arasında Şahkulu Sultan Vakfında gerçekleşecek 

 

 

2 ve 5 Haziran tarihleri arasında İstanbul Merdivenköy’deki Şahkulu Sultan Vakfı’nda yapılacak ve dört gün sürecek “Şahkulu Alevi Kitap Fuarı” için geri sayım başladı. 25 civarında yayınevinin katılacağı fuarda, imza günleri, söyleşiler, dinletiler, sergiler ve masal anlatımları yer alacak.

Alevi-Bektaşi kitaplarını kapsayacak “Şahkulu Alevi Kitap Fuarı” 2 Haziran, Perşembe günü 11:00’de kapılarını kitapseverlere açacak. İstanbul Merdivenköy’deki Şahkulu Vakfı’nın 8 dönümlük bahçesi üzerinde açılacak kitap standlarına Alfa, Can, Cem, Cumhuriyet, Demos, Everest, İletişim, Kapı, Kaynak, La, Serçeşme ve Yurt gibi yaklaşık 20 yayınevi katılıyor. Yayınevleri dışında fuarda Şahkulu, Karacahmet, Garip Dede, Cem Vakfı, Pir Sultan Abdal, Sarıgazi Cemevi gibi Alevi kurumları da kendi yayınlarıyla yer alacaklar.

Dört gün sürecek ve her gün 11 ile 21 arası açık olacak olan Şahkulu Alevi Kitap Fuarı’na çok sayıda yazar ve araştırmacı katılacak. Ali Adil Atalay, Ali Aktaş, Prof. Ali Yaman, Cavit Murtezaoğlu, Prof. Fuat Bozkurt, Hamza Aksüt, Kelime Ata, Doç. Mehmet Ersal, Mehmet Kömür, Merdan Yanardağ, Miyase İlknur, Necdet Saraç, Rıza Zelyut, Sabahat Akkiraz, Süleyman Zaman, Yüksel Mansur Kılınç gibi bir çok yazar ve araştırmacı kitaplarını imzalayacak, söyleşiler yapacak.

Fuar akşamları dinletilerin de yapılacağı Şahkulu Alevi Kitap Fuarı’nda, çocuklara masal da anlatılacak.

Bugüne kadar yayınlanmış çeşitli Alevi dergilerinin de sergileneceği fuar 5 Haziran Pazar akşamı sona erecek.

Program şöyle:

02.Haz.16 Perşembe 11:00

Açılış

02.Haz.16 Perşembe 14:00

Söyleşi-İmza

Prof. Ali Yaman

Alevilik ve Kızılbaşlık tarihi

02.Haz.16 Perşembe 15:30

Söyleşi-İmza

Esat Korkmaz

Alevilikte ölümsüzlük felsefesi

02.Haz.16 Perşembe 17:00

Söyleşi-İmza

Miyase İlknur

Hacıbektaş ve Alevilik

02.Haz.16 Perşembe 18:00

Söyleşi-İmza

Doç. Mehmet Ersal

Aleviliğe ritüel penceresinden bakmak

02.Haz.16 Perşembe 19:00

Söyleşi-İmza

Erdoğan Aydın

Kimlik mücadelesinde Alevilik

02.Haz.16 Perşembe 20:00

Semra Veka Bilici

03.Haz.16 Cuma 12:00

Söyleşi-İmza

Ali Adil Atalay

Yakın dönem Alevilik ve kent

03.Haz.16 Cuma 13:00

Söyleşi-İmza

Gani Pekşen

Alevilik ve müzik

03.Haz.16 Cuma 14:30

Söyleşi-İmza

Yüksel Mansur Kılınç

Alevi dünyası ve medya

03.Haz.16 Cuma 15:30

Söyleşi-İmza

Kazım Gündoğan

Dersim Tertelesi ve Kayıp Kızlar

03.Haz.16 Cuma 17:00

Söyleşi-İmza

Süleyman Zaman

Ezoterizm ve Alevi felsefesi

03.Haz.16 Cuma 18:00

Söyleşi-İmza

Prof. Fuat Bozkurt

Buyruk ve Aleviliğin toplumsal boyutları

03.Haz.16 Cuma 20:00

Dinleti

Emrah Atalay, Kenan Şengül

04.Haz.16 Cumartesi 12:00

Masal

Zinnure Türe

04.Haz.16 Cumartesi 12:00

Söyleşi-İmza

Mustafa Cemil Kılıç

Sorularla Alevilik

04.Haz.16 Cumartesi 14:00

Söyleşi-İmza

Rıza Zelyut

Anadolu coğrafyasında Aleviler

04.Haz.16 Cumartesi 15:00

İmza

Erdal Emre

04.Haz.16 Cumartesi 15:00

Söyleşi-İmza

Ali Aktaş

Aleviler ve kentleşme

04.Haz.16 Cumartesi 16:00

Söyleşi-İmza

Hamza Aksüt

Alevilikte Ocak sistemi

 

04.Haz.16 Cumartesi 17:30

Söyleşi-İmza

Necdet Saraç

Alevilerin siyasal tarihi

04.Haz.16 Cumartesi 19:00

Söyleşi-İmza

Cavit Murtezaoğlu

İran’da ve bölgede Ehli haklar

04.Haz.16 Cumartesi 20:00

Müzik-Hasbihal

Cavit Murtezaoğlu, Özlem Taner

05.Haz.16 Pazar 12:00

Masal

Songül Bozacı

05.Haz.16 Pazar 12:00

Söyleşi-İmza

Şakir Keçeli

Bektaşi Aleviler ve Atatürk

05.Haz.16 Pazar 13:00

Söyleşi-İmza

Sabahat Akkiraz

Happa ninenin masalları

05.Haz.16 Pazar 14:00

Söyleşi-İmza

Kelime Ata

TBP tarihi ve Aleviler

 

05.Haz.16 Pazar 15:00

Söyleşi-İmza

Murtaza Demir

Ateş-i Aşk, Sivas katliamının gerçek hikayesi

05.Haz.16 Pazar 16:00

Söyleşi-İmza

Merdan Yanardağ

Din, devlet ve laiklik

05.Haz.16 Pazar 18:00

Söyleşi-İmza

Mehmet Kömür

Hakikatçi Alevilerde aşk

Madenci aileleri: Ücretler ödenmediğinde polisler neredeydi?

Zonguldak’ta, 4 aydır ücretlerini alamadıkları için iş bırakan ve yeraltında açlık grevi eylemi başlatan madencilerin aileleri, polise tepkili.

 

Zonguldak’ta, 4 aydır ücretlerini alamadıkları için iş bırakan ve yeraltında açlık grevi eylemi başlatan madencilerin ailelerinin maden ocağının yakınlarına gitmelerine izin verilmemesi ailelerin öfkesini kabartıyor. Maden sahasına gitme girişimleri polis barikatıyla engellenen madenci aileleri soruyor: “Eşlerimizin, çocuklarımızın paraları verilmediği zaman neredeydiniz”.

Kilimli ilçesi Gelik beldesinde faaliyet gösteren Deka Madencilik AŞ ve bu şirkete bağlı Balçın Madencilik’te çalışan 245 maden işçisi, ücretlerini alamadıkları için geçen 4 Nisan’da iş bıraktı. 13 Nisan’da ise şirkete “FETÖ/PDY” soruşturması kapsamında kayyum atandı. Sonraki süreçte çeşitli eylemlerle seslerini duyurmaya çalışan işçilerden 85’i, geçtiğimiz hafta Çarşamba günü maden ocağına girerek dışarıya çıkmama ve açlık grevi eylemi başlattı.

‘DUA EDİN BİR TANE ÖLÜ ÇIKMASIN’

Madenci aileleri ise yeraltında olan madencilere destek vermek için maden ocağının önüne gitmek istiyor. Ancak polis barikat kurarak madenci ailelerini engelliyor. Bu duruma bir anlam veremeyen bir madenci annesi, “Biz hiçbir şey yapmadık. Taşkınlık yapmadık. Büyüklerimiz ne dediyse hepsini dinledik. Hırsızlık yapmadık. Eşlerimiz kimseye saldırmadı. Bizim maksadımız kimseyi kırmak üzmek değil. Bizim maksadımız gazetecileri oraya çıkarıp ne şartlar altında çalıştıklarını göstermek” diyor.
“Bizim çocuklarımızın eşlerimizin paralarını vermedikleri zaman neredeydiniz?” sözleriyle kendilerine barikat kurulmasına tepki gösteren madenci annesi sözlerini şöyle sürdürüyor:
Niye bunlar o zaman kurulmadı da şimdi bizim önümüze kuruldu? Suçsuz, garip vatandaşın önüne kuruldu. Vali çevik kuvveti yolluyor. Bizi mi vuracaksınız. Vurun öldürün bizi. Ben oğlumu istiyorum. Yavrumun yavrusu evde. Söz verdim babanı alacağım diye. Dua edin de o çocuklardan bir tanesinin ölüsü çıkmasın oradan. O zaman Kilimli’yi hepimiz yok ederiz.”

EŞLERİMİZİN ÜCRETİNİ ÖDEYİN

Çocuklarının evde aç susuz beklediğini söyleyen başka bir madenci eşi de “Yazık günah değil mi? Yeter artık. 6 gündür aç susuz duruyorlar orada. İnsan olan anlar halimizi. Artık acılardan yorulduk. Ölürsem eşimle beraber öleceğim” dedi.
Madenci annesi yetkililerin ‘Sorunu çözmek için uğraşıyoruz’ sözlerini hatırlatarak, “Çözmek istiyorsanız bir an önce eşlerimizin paralarını yatırın çözün” dedi.

BASINI GÖRÜNCE AĞIZ DEĞİŞTİRİYORLAR

Aynı madende çalışan ancak grevde olmayan diğer işçiler de yetkililere tepki gösterdi. Madenciler, “13 Nisan’da kayyım atandı. O zamandan bu zamana bir arpa boyu yol göremedik. Bizim yanımızda durmadılar. Bize bir yarım ekmek gönderdiler. Gıda yardımında bulunduk dediler. Basını görünce ağız değiştiriyorlar” dedi. (Zonguldak/EVRENSEL)