Ana Sayfa Blog Sayfa 6308

‘AKP seküler yurttaşların uyarılarına kulak asmadı’

Tarihçi Erik Jan Zürcher, Türkiye’den aldığı ‘şeref madalyası’nı iade etti. 2005’te dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’den “Şeref Madalyası” alan tarihçi Erik Jan Zürcher Türkiye’deki “diktatoryal yönetim”i gerekçe göstererek madalyayı iade etti

 

 

Türkiye tarihi üzerine yaptığı bilimsel çalışmalar nedeniyle 2005’te dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’den “Şeref Madalyası” alan Erik Jan Zürcher Türkiye’deki “diktatoryal yönetim”i gerekçe göstererek madalyayı iade etti.

Zürcher, Türkiye tarihi üzerine yaptığı bilimsel çalışmalar sebebiyle 2005 yılında ‘Yüksek Şeref Madalyası’na layık görülmüştü. Zürcher törende Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne (AB) giderek daha çok yaklaştığını söylemişti.

Diken’in haberine göre, Hollanda’nın önde gelen gazetelerinden NRC’nin internet sitesinde bir makale kaleme alarak iade gerekçelerini açıklayan Zürcher, “Siyaset, yargı, medya, üniversiteler ve yurttaşlar her ne kadar Avrupa’da yaşıyor olsalar da fiili bir diktatörün oyuncağı, etrafındaki zümreler haline geldi. Temel özgürlüklerin ve yasaların gerçekte var olmadığı bir noktada, böyle bir ülke artık Avrupalı değildir” ifadelerini kullandı.

‘AKP seküler yurttaşların uyarılarına kulak asmadı’

12 yıl önce üyelik sürecinin Türkiye’yi AB’ye yakınlaştıracağı öngörüsünde yanıldığını ve Türkiye’deki seküler yurttaşların uyarılarına kulak asmadığını belirten Zürcher, “Türkiye Avrupa’ya doğru ilerlemedi, Avrupa’nın çok uzağında. Üyelik mümkün olmayabilir” dedi.

Yazısında “Bu suça ortak olmayacağız” başlıklı bildiriye imza attıkları için Saray-AKP iktidarının hedefinde olan akademisyenlere ve çözüm sürecinin ortadan kaldırılmasını hatırlatan Zürcher, AKP’nin iktidar olduğu seçimleri “diktatoryal yönetim” diye nitelendirdi.

Zürcher, Türkiye’de İslami değerlerin yükselişine de değinerek şunları söyledi:

AKP, gücünü toplumda giderek belirleyici hale gelen İslami norm ve değerlerin yayılması için kullandı. Şimdi birçok yerde imam bulmak, içki satan bir yer bulmaktan daha kolay.

Bir Mezar Taşı Kaç Anne eder!

Bugün anneler günü… Oğullarına, kızlarına kavuşamayan anneler… Hani her hafta cumartesi saat 12:00’de Galatasaray lisesinde evlatlarının kemiklerine kavuşmak için beklediği yer! Bugün anneler günü, bugün onların günü… 

GÜLŞEN İŞERİ

 “BİR MEZAR TAŞI KAÇ ANNE EDER”

Türkiye “gözaltında kayıp” gerçeğiyle 1980 sonrasında karşılaştı. İlk kayıplardan Hayrettin Eren’in, 21 Kasım 1980’de İstanbul’da güvenlik güçlerince gözaltına alındığı arkadaşları kanalıyla ailesine iletildi…

Hayrettin Eren’den 33 yıldır haber alınamadığı gibi 1980 1990 arasında İstanbul,  Ankara,  Bingöl,  Siirt, Kars, Siverek ve Hakkari’den 12 insan daha gözaltında kaybedildi.

Gözaltında kayıplar 1990 yılı ile birlikte her gelen yılla birlikte, çoğu da Olağanüstü Hal Bölgesi’nden (OHAL) olmak üzere artış gösterdi. İnsan Hakları Derneği’ne (İHD) yapılan resmi başvurularda bugün gelinen noktada 3248 gibi bir sayıya ulaştı.

Cumartesi Anneleri’nin eylemlerine ilham veren başka kayıpları; Arjantin’i, Plaza Del Mayo annelerinin 30 yıl süren mücadeleleri bugün hala konuşulurken; Türkiye’de binlerce kayıp ve onu bekleyen anneler… Sadece bir mezar taşı isteyen anneler… Bir mezar taşı kaç yıla denk gelir ki? Bir mezar taşı annelerin gözyaşına merhem olur mu ki? Bir mezar taşı “anne ben geldim, bak oğlun” der mi ki?

“ANNE BEN GELDİM, OĞLUN”

Onlar çocuklarını bekledi pencere önünde… “anne ben geldim, oğlun…” lafını duymak için geceyle gündüzü birleştirdiler.

Berfo Ana mücadelenin sembolüydü… 33 yıl boyunca oğlu Cemil Kırbayır’ı aradı… 105 yaşına kadar direndi.  12 Eylül davasına müdahil oldu; “oğlumu neden vermiyorsunuz” diye soruyordu, kemiklerine kavuşmadan ölmeyeceğim dedi; olmadı… Berfo ana 105 yaşında oğlunun hasretiyle yaşama veda etti.

Oğlunun mezarına kavuşamayan bir başka anne ise 12 Eylül’de idam edilen ve sonrasında kaybedilen Veysel Güney’in annesi Zeynep Güney ‘di… O da oğlunun hasretiyle geçen yıl kalp yetmezliği nedeniyle hayatını kaybetti.

 “BİZ DE YOK!”

Hasan Ocak; 20-21 Mart 1995 tarihinde kaybolduktan 55 gün sonra Beykoz’da ormanlık alanda boğularak öldürülmüş ve vücudunda işkence izleriyle bulunmuştu… Ocak kimsesizler mezarlığındaydı…

Rıdvan Karakoç 20 Şubat 1995 yılında kaybedildi… İşkence yapılmış bedeni de Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’na gömüldü. Aile bu bilgiye 26 Mayıs 1995 tarihinde ulaştı. Ardından Karakoç’un cenazesi, Gazi Mezarlığı’nda toprağa verildi…

Aynı yıl kaybedilen Mehmet Emin Aslan’ın cesedine değil ama şubat’ta Mardin Dargeçit’te kemiklerine ulaşıldı…

Yine 1994 yılında gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Ömer Çetin ve Ahmet Güler’e ait kemikler Dargeçit Güçlükonka’taki kazılarda ortaya çıktı.

Sait Şen, Beşir Başkök, Abdullah Güler ve Seyhan Doğan… Kazılarda kemiklerine ulaşılan isimler oldu…

1995 yılarında, Murat Yıldız, Kenan Bilgin, Mehmet Özdemir, Nazım Gülmez kaybedildi… Emniyete her başvuruda her kayıp için yanıt aynıydı: Bizde Yok!

“Bugün Anneler Günü, Annem Beni Unut”

ZEYCAN YEDİGÖL-Nurettin Yedigöl’ün annesi- 10 Nisan 1981 yılında kaybedildi

Biz tarlalarda çalışarak çocuklarımızı okuttuk. Ben oğlumu bin bir güçlükle okuttum. Bileydim böyle olacağını, oğlumu çoban yapar, okutmazdım. Öldüğümde oğlumun kemiklerini kucağıma koysunlar. En azından kemikleri bulunsun.

HANİFE YILDIZ-Murat Yıldız’ın annesi-23 Şubat 1995 yılında Kaybedildi

Murat 19 yaşındaydı… Tek çocuğumdu, onu da benden aldılar. Sevgi doluydu… Adalet oğlumu buradaki kayıplar gibi kaybetti, beni de 18 yıldır acıya mahkum etti. Kayıpların akıbetinin açıklanmasını, kaybedilenlerin yargılanmasını istiyoruz. Çok mu?

15 yılda ne acılarımız bitti, ne hasretimiz, ne de ızdırabımız. hep düşünüyorum bir anlam veremiyorum. Çünkü bu bir anaya yapılmaz. Beş yıl boyunca mahkemelere gittim geldim ne yazık ki ben mağdurdum, ama mağdur edenler mağdur gösterildi. Biz 15 yıldır  bağırıyoruz,  sesimizi duymadılar…

EMİNE OCAK-Hasan Ocak’ın annesi-21 Mart 1995 yılında kaybedildi

Oğlumu görmeye çiçeklerle gitmiştim, çiçekleri çöpe attılar. 18 yıldır Hasanı mı bekledim; ama hiç gelmedi. Kaybedilen herkes benim kardeşim, ciğerimdi…

ELMAS EREN-Hayrettin Eren’in annesi-21 Kasım 1980’de kaybedildi

Bütün evlatlar güzeldir. Benim evladım da dünyanın en güzel evladıydı. Bu güzel evlatların, annelerin suçu ne? Biz varız, onları neden kimsesizler mezarlığına gömdünüz? Onları verin bize… Başbakan Erdoğan’a demiştim;  “Senden oğlumun mezarını istiyorum. Tek bir kemiğine bile razıyım.” Oğlumun tek kemiğine razıyım.

HATİCE TORAMAN-HÜSEYİN TORAMAN’IN ANNESİ-27 Ekim 1991 yılında İstanbul’da kaybedildi

Oğlum kahvaltı için ekmek almaya gittiği sırada beyaz bir minibüse ite kaka bindirildi, tek suçu solcu olmaktı. Kimsenin gözünün yaşına bakmadılar. Ezilenlerin hakkını arayan çocukları katlettiler.  O dönemde Süleyman Demirel’e oğlumu sorduğumda “Senin oğlun benim cebimde mi!” dedi…  Vicdanı rahat mı? Bir gün duymadı, soruşturma başlatmadı. Ama neyi soruşturacak polise de devlet öldürtüyor… Keşke tabuta koyup getirselerdi oğlumun öldüğünü bilseydim… “

Terolar’daki kampın yapımı bir an evvel durdurulmalı

 

Terolar’daki direnişi kırmak için yapılan baskıların ardından Ünal Ateş de bir açıklama yaptı. Ateş, huzurun bozulmaması için kamp yapımının bir an evvel durdurulması gerektiğini söyledi. 

 

Dün Terola’da yaşanılan saldırının ardından, devlete ve hükümete tepkiler artmış, sosyal medya üzerinden açıklamalar yapılmıştı. Bu tepkiyi dile getirenler arasında Ünal Ateş’te vardı. Ateş yaptığı açıklamada  kamp yapımının bir an evvel durdurulması gerektiğinin altını çizdi. Ateş,” Bu kampın yapımında ısrar eden Güçler karanlık güçlerdir, bu kampın yapımında ısrar edilen Güçler o bölgede yaşayan insanların malına, mülküne, tarlasına göz koyan güçlerdir. Ucuz işçilik için Suriyelileri kullanmak isteyen güçlerdir, bu kampın yapımını isteyen Güçler, Kahramanmaraş’ta huzuru bozmak isteyen güçlerdir.” diye konuştu.

Ünal Ateş’in açıklaması şöyle;

“Sivricehuyuk de yapılması düşünülen ve o bölgedeki tüm insanların karşı çıktığı yapıldığı zaman o bölgedeki sosyal kültürel ekonomik tüm dengeleri alt üst edecek ve maalesef kardeşliğimize huzurumuza zeval getirecek kampın yapımına karşı direniş devam ediyor.

Öncelikle şunu belirtmeliyim bu kampın yapılmasına, bu Şehirde yaşayan ve duyarlı her vatandaş mutlaka karşı çıkmak durumundadır; bu şehrimizin ortak sorunudur. Bu sorun bir mezhebin, bir ırkın, bir derneğin, bir partinin sorunu değildir. Bu mesele hepimizin ortak meselesidir.

Bu kampın yapımında ısrar eden Güçler karanlık güçlerdir, bu kampın yapımında ısrar edilen Güçler o bölgede yaşayan insanların malına, mülküne, tarlasına göz koyan güçlerdir. Ucuz işçilik için Suriyelileri kullanmak isteyen güçlerdir, bu kampın yapımını isteyen Güçler, Kahramanmaraş’ta huzuru bozmak isteyen güçlerdir.

370 hektar araziye 27 bin insanın nasıl sığdırılacak, bu insanların insanca nasıl yaşatılacağı bir türlü açıklanamaz, altyapısı olmayan, yolu olmayan bu bölgeye kamp yapımında ısrar edenler, bir an önce akıllarını başlarına almalıdır….

Maalesef bugün sivricehüyük Köyü’nün içine kadar Asker, polis, toma girmiş durumda,  insanlara tazikli su sıkılmış, çok basit bir oturma eylemi yapan kadınlar kollarından tutup sürüklenmiştir. En basit protestoya tahammül edemeyenler, halkın önünde oturduğu çadırı sökmek isteyince gençler kendi çadırlarını kendileri yakmıştır.  Bir an önce bu kenti idare edenler, siyasi sorumluluğu olanlar, şapkaların önüne koyup, akıl ve mantıkla bu kampın yapımını dur durmalıdırlar. Bundan sonra olacaklardan, bu kampın yapımında ısrar edenler sorumlu olacaktır.”

AİHM Davaları ve İnanç Özgürlükleri tartışıldı

Gectiğimiz haftalarda AİHM’in cemevleriyle ilgili verdiği kararın ardından Alevi Kurumları ve dernekleri de çeşitli açıklamalarda bulunmuş, AİHM’in Alevileri inanç özgürlükleri konusunda haklı bulmasını geç bir karar olarak ifade etmişlerdi

 

Bugün de Point Otelde AİHM Davaları Ve İnanç Özgürlükleri konulu bir panel gerçekleşti. Panele katılanlar arasında,  Cem Vakfı Başkan yardımcısı, Hukuk komisyonu başkanı Avukat Namık Sofuoğlu, Emekli AİHM Başkanı ve TBMM Anayasa komisyonu üyesi Rıza Türmen, Türkiye Barolar Birliği Baş Danışmanı ve öğretim üyesi Prof. Dr. Necdet Basa, Anayasa Hukuku Öğretim Üyesi Prof. Dr İbrahiö Kaboğlu, ADO Alevi Düşünce Ocağı Başkanı Doğan Bermek yer alırken, cemevlerinin statüsü de tartışıldı.

Türkiye devletinin Aleviler  üzerindeki baskıcı politikasının da eleştirildiği panele katılım oldukça yoğundu.

alevigazetesi.com

 

Erdoğan meşru değildir, ona karşı direnmek haktır!

HASAN CEMAL

Erdoğan, Cumhurbaşkanı olarak, ‘meşruiyeti’ni kaybetmiştir.
Artık meşru değildir!
Anayasayı, yasaları bu kadar hiçe sayan, çiğneyen, TBMM kürsüsünden kendi ettiği yemine sadık kalmayan bir cumhurbaşkanı meşru olamaz.
Buna karşı direnmek ise suç değil haktır.
Korkmayın!
Erdoğan’ın meşruiyetini kaybettiğini haykırın.
Meşru olmayan bir cumhurbaşkanına karşı direnmek, tekrarlıyorum, ‘suç değil hak’tır.
Bugün bir darbe sürecindeyiz.
Bunun adı ‘Erdoğan darbesi’dir. Başlangıç noktası Gezi direnişindeki kopuş ve özellikle ‘17-25 Aralık’tır.
Son nokta ise Davutoğlu’nun tasfiyesidir.
Can Dündar’a silahlı saldırı ise darbe sürecinde yeni bir aşamanın işaret fişeğidir:
Suikastlar, siyasi cinayetler…
17-25 Aralık 2013’te, yolsuzluk ve rüşvet dosyaları ortaya çıkınca…
Milyon dolarlar yatak odalarından, ayakkabı kutularından ortalığa saçılınca…
ABD’de yargılanmaya başlayan Reza Zarrab’la bazı bakanların rüşvet ilişkileri gözler önüne serilince…
Erdoğan darbe düğmesine bastı.
Paralel darbe yaygarasıyla kendi darbesini yapmaya koyuldu.
Türkiye’nin önünde utanç verici, kapkara hukuksuzluğun dalga dalga yayıldığı bir dönem açıldı.
Erdoğan, yolsuzluk ve rüşvet dosyalarını telaş içinde kapatmaya koyuldu.
Kendisi gibi düşünmeyenleri hain, terörist, vatan haini ilan etmeye başladı.
Bu bir gazeteci olabilirdi.
Akademisyen olabilirdi.
Merkez Bankası Başkanı olabilirdi.
Anayasa Mahkemesi Başkanı olabilirdi.
TÜSİAD Başkanı olabilirdi.
Hiç farketmiyordu Erdoğan için.
Kendisinden farklı mı düşünüyor, kendisine itiraz mı ediyor, biat mı etmiyor, çatlak ses mi çıkarıyor, o zaman o teröristde olabilirdi, vatan haini de…
Böylece kendini mahkemelerde, hapishanelerde bulabilir ya da silahlı, silahsız saldırıların hedefi olabilirdi.

t24.com.tr

Sevgili kardeşimiz İsmail Göksungur’a uğurlar ola…

İrfan Dayıoğlu / Nuray Bayındır

37 yıllık Arkadaşımız, yoldaşımız koca çınar İsmail Göksungur bir 6 Mayıs sabahı hakka yürüdü. Son kırk yılın en kahır çeken kuşağından bir yıldız daha kaydı.

1979 yılından bu yana sürgünde yaşayan ve bugüne kadar doğduğu topraklara gitmekten mahrum bırakılan Göksungur, Avrupa’daki Kürt örgütlenmesine önemli hizmetler verdi. 37 yıl Avrupa’nın hemen her yerinde Özgürlük Hareketine zaman zaman profesyonel, zaman zaman yarı profesyonel aralıksız hizmet etti.

Kürt Özgürlük Hareketine 40 yılını vermiş, Pazarcık’ın ilk Apocularından, büyük Kürt yurtseveri, halkının emektarı İsmail Göksungur’u kaybetmek, bir kardeşimizi kaybetmekten daha çok acı verdi bize.

Bir yıla yakındır kanser illeti ile mücadele eden Göksungur’u 6 Mayıs 2016 sabahı yıldızlara uğurladık.

Göksungur yoldaşımız genç yaşlarından bu yana Kürt Özgürlük Hareketine çeşitli kurumlarda hizmet etti. 1979 yılının sonunda yurt dışına çıkan Göksungur Almanya’nın Stutgart kentinde 1980’de kurulan Avrupa’nın ilk Kürt derneğinin kuruluşuna öncülük etti.

1982 yılında yollarımız bu sefer Paris’te kesişti. O zaman ayrı örgütlerdeydik ama hemen her günümüz birlikte geçiyordu. Pazarcık’taki ilk Apoculardan olan Göksungur kardeşimiz gittiği her yerde Kürt kurumlaşmasına öncülük etmeyi kendine görev bilmişti. Yine 1982 yılında yerleştiği Fransa’nın Paris kentinde de Fransa’nın ilk Kürt derneğinin kurucusu oldu.

Pazarcık ilçesinin Cennetpınar köyünde 1953 yılında doğan Göksungur, 1992 yılında Avrupa’da Kürdistan Ulusal Meclisi’ne (KUM) seçilen 15 Kürt milletvekili içinde yer aldı. Göksungur, KUM milletvekili olarak Kürdistan’a gitti ve bir süre dağlarda kaldıktan sonra yeniden Paris’e döndü. Ülkesine giderken şairin deyişiyle “bir bayram yerine nümayişe gidiyordu” adeta. Çok sevinçliydi, ülkesiyle, özlemini çektiği Kürdistan dağlarıyla buluşmanın heyecanını yaşıyordu.

Ancak İsmail yoldaş hastaydı. Beyninde bir tümör vardı ve tedavi olması gerekiyordu. Nitekim yoldaşları o ülkede kalmayı çok istemesine karşın onu tedavi olması amacıyla adeta zorla yeniden Paris’e gönderdiler.

İsmail canımız kendi yaşamını ve aile yaşamını özgürlük hareketinin hizmetine sundu. O hiçbir zaman mal mülk peşinde koşmadı. Nefsi yenme mücadelesinde başarılı sınav vermiş, bu dünyanın geçiciliğini hiç aklından çıkarmayarak, esaret altındaki halkının kurtuluşu için mücadele etmenin, şahsi yaşam için mücadeleden, mal, mülk edinmeden daha değerli olduğunu bilme erdemine ulaşmış ender bir devrimciydi.

Yaşadığı Fransa’da çeşitli kurumlarda yer alan Göksungur sırasıyla Fransa Kürt Dernekleri Federasyonu başkanlığı, Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK) üyeliği ve Demokratik Alevi Federasyonu yöneticiliği dahil bir çok kurum temsilciliği yaptı.

O mutevazi kişiliği, halkına hizmet aşkıyla dolu enerjik yapısıyla halkının gönlünde taht kurdu.

Göksungur hep ilklerin insanı oldu. 1994 yılında kurulan Kürdistan Aleviler Birliği’nin çalışmalarına katılan İsmail can ile, bu sefer yolumuz 1996 yılında Paris’te aynı isimle kurulan Kürdistan Aleviler Birliği Derneğinin kuruluşunda da kurucu olarak kesişti.

Yine 2014 yılının sonlarında Paris’te Kurulan FEDA’ya bağlı Pir Sultan Alevi Dergahı’nın kuruluşuna dergah lokalinin restore edilmesi çalışmasına baştan sona açılışına kadar nezaret etti. Fiziken de çalışarak Dergahımızın açılışına büyük emek verdi.

Son 4 yıldır FEDA örgütlenmesinde yer alan Göksungur canımızı en son geçtiğimiz Cuma günü 29 Nisan’da ziyaret ettik. Hastalığının çok ilerlediğini bilmesine karşın yaşam umudunu hep diri tutuyordu. Gerçekleştiremediği en büyük özlemi doğduğu topraklara dönmekti. Uzun uğraşlardan sonra resmi işlemlerini tamamlamış ve geçtiğimiz hafta kendisine Türk Pasaportu verilmişti.

Konuştuğumuzda bu sene bu hastalığını yendikten sonra önümüzdeki yıl kesinlikle köyüne döneceğini belirtti. Konuşmalarından kendisinin de hastalığın ilerlediğini bildiğini anlamıştık. Ancak mücadeleci bir kişiliğe sahip olan İsmail yoldaş, bu hastalığı da yeneceğine inanıyordu. Ne yazık ki, yokluklara, yoksulluğa, olanaksızlığa karşı giriştiği mücadelelerde alnının akıyla çıkan, halkının kurtuluş kavgasında önüne çıkan tüm engelleri aşmayı başarmış olan İsmail canımız, çağın illet hastalığı kansere karşı mücadeleye yenik düştü ve erken yaşta aramızdan ayrıldı.

Anısı önünde eğilirken, onun 40 yıllık arkadaşları, yoldaşları, kardeşleri olarak bıraktığı mücadele bayrağını omuzlayacağız. Acımız derin ama biliyor ve inanıyoruz ki, fiziken aramızda olmasa da, İsmail yoldaş yüreklerde yaşamaya devam edecektir. Halkının tüm kültürel değerlerine bağlı olarak yaşayan İsmail yoldaş, mensubu olduğu Kızılbaş Alevi inancına da bağlıydı ve asimile edilmeyle yüz yüze bırakılan Aleviliğin kendi kökleri ile buluşması için mücadele edilmesi gerektiğine olan inancıyla Demokratik Alevi Federasyonu’nda çalışmaya başlamıştı. Ancak ölüm ideallerinin tam gerçekleşmesinin önüne geçti. Şimdi onun ardıllarına düşen İsmail canın yarım kalmış hayallerini gerçekleştirmek olmalıdır.

Uğurlar olsun sevgili İsmail, devrin daim, Xızır yoldaşın olsun, Aşk ile İsmail’imiz Aşk ile….

Erbil: Devlet Alevi toplumunun gücünü ve sabrını deniyor

Britanya Alevi Federasyonu Genel Başkanı İsrafil Erbil Terolar’da yaşanılan saldıları eleştirdi. Erbil, “Terolar Alevi toplumunun 21. Yüzyıl sınavıdır, Devlet Alevi toplumunun gücünü ve sabrını deniyor” dedi. 

 

Bugün Maraş Terolar’da polis ve jandarma müdahalesi Alevi kurumları ve Alevi toplumunun tepkisine neden oldu. tazikli su ve biber gazıyla çadırın direnişini kırmaya çalışan devlete karşı ise büyük bir öfke vardı. Konuya ilişkin alevigazetesi.com’a konuşan Britanya Alevi Federasyonu Genel Başkanıİsrafil Erbil; Devlet Alevi toplumunun gücünü ve sabrını deniyor. Ya bu sınavı yapanları yaptıklarına pişman edeceğiz ya da sınıfta kalacağız. Toplumsal direniş konusunda tarihsel başarıları olan biz Aleviler Terolarda da aynı başarıyı göstermek ve bu mücadeleyi büyüterek sürdürmek zorundayız. Terolar’da Faşizm uygulayan AKP ve Devleti nefretle kınıyorum. Direnen Canlara bin Selam Olsun. Direnenler yalnız değildir!” diye konuşu.

Alibeyköy’de Pir Sultan Abdal Heykeli’nin açılışı yapıldı

Alibeyköy’de Pir Sultan Abdal Heykeli’nin açılışı yapıldı… Açılışa pek çok Alevi kurumunun yanı sıra Baki Düzgün, Dilek Güneş, Hüseyin Doğan, Gani Kaplan ve Erdal Yıldırım  da katıldı.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Eyüp Şubesince Cemevi binası girişine yaptırılan PİR SULTAN ABDAL Heykeli açılışı çok büyük bir kitlenin katılımıyla gerçekleştirildi. Pir Sultan Abdal Heykelinin sağ tarafındaki kaidede 2 Temmuz 1993 de Madımak’ta yitirilen 33 canın isimleri, heykelin sol tarafında ise Dersim Düzgün Baba’dan getirilen bir kaya yer alıyor… Heykelin uzak sol tarafına Alevilik açısından son derece önemli olan Karadut ağacı dikildi. Heykelin ön kısmında küçük bir havuz ve 3 adet Çerağı da kondu..

Açılış semahlar ve konuşmalarla yapılırken yüzlerce kişi de açılışa büyük ilgi gösterdi.

Yine geleceğiz ! Maraş’ta İŞİD Kampı istemiyoruz !

Teran (Terolar) ’da konteynır kentin yapılmasına karşı çıkan köylülerle dayanışmak amacıyla Maraş girişine kadar gelen Ankara ve İstanbul’dan 15 Alevi kurumu Maraş’a 70 km kala engellendi. Emniyet güçleri tarafından uzun süre Göksun’da bekletildiler. 5 saatlik bekleyişin ardından burada basın açıklaması yapmak isteyen kitle ile emniyet güçleri arasında bir arbede yaşandı. Açıklama yapmaya izin vermeyen ve pankartları almak isteyen Emmiyet güçleri Kitlenin kararlığı karşısında geri çekildi.

Açıklamayı kitle adına Demokratik Alevi Dernekleri İstanbul şubesi Eşbaşkanı Bülent Felekoğlu gerçekleştirdi.

HALKI-HAKKIMIZ YALNIZ DEĞİLDİR

Felekoğlu açıklamasında; ‘’ Maraş Terolar halkının yanındayız.Yalnız değiller her zaman dayanışma içinde olacağız. Bizler burada yapılmak istenen köle kampına karşıyız. Mültecilerin köleleştrilmesine karşıyız. İŞİD militanlarının yer almasına karşıyız. Mültecilerle komşu olmaya karşı değiliz. Mazlum Suriye halkını mihman ederiz ama bu kampın kurulma amacı köleleştirmedir. Bu kampın Alevi yerleşim alanına kurulması nedeniyle burada tekrar bir alevi katliamı yaşanabilir. Kaygılarımız yersiz değildir.’’

ZULME BOYUN EĞMİYECEYİZ

Savaşa dikkat çeken Felekoğlu; ‘’Bizler mültecilerin sosyal haklarının verilmesini insani koşullarda yaşamalarını istiyoruz. Ancak bu bahane ile Kilis Antep ve Maraş boşaltılarak Arap kemeri kurulmak isteniyor. Bizler buna izin vermeyeceğiz. Suriye’de savaş bitmeden bu yapılan zulümlerin de bitmeyeceğini biliyoruz. Savaşın bitmesini istiyoruz. Biz Anadolu ve Mezopotamya halkları zorda olana darda kalana yardım etmeye ve dayanışma içinde olmaya devam edeceğiz.

TEKRAR GELECEĞİZ

Maraş’ta İŞİD kampı istemiyoruz diyen Felekoğlu açıklamasının sonunda Terolar’a tekrar geleceğiz. Haftaya yine burada olacağız diyerek son verdi.

Açıklamada ‘Yaşamıma, Maraşıma, Ovama Dokunma yazılı pankart açıldı. Açıklamanın ardından otobüsler Ankara ve İstanbul’a hareket etti.

AABF Başkanı: Terolar’a saldırıyı nefretle kınıyorum

Avrupa Alevi  Birlikleri Federasyonu Başkanı Hüseyin Mat, bugün Terolar’a yapılan saldırıyı sosyal medya hesabından nefretle kınadığını duyurdu. 

Maraş Terolar köyünde yapılmak istenen Afad kampına karşı ayrlardır süren direnişe bugün polis ve jandarma müdahale etti. Müdahale sırasında çok sayıda kişi gözaltına alındı. Gözaltı sırasında çadırlara da müdahale etmek isteyen jandarmaya halk karşı çıkarak çadırlarını ateşe verdi.

Bu yaşanılan süreçlere ilişkin ise Alevi kurumları bir bir açıklama yapmaya başladı. AABF Başkanı Hüseyin Mat sosyal medya hesabından “Maraş Terolar’daki eylem çadırlarına bugün güvenlik güçleri saldırdı.

Kolluk güçleri Ovama ve Yaşam Alanıma Dokunma şiarıyla düzenledikleri çadır eylemine Maraş Vali’sinin emriyle müdahale etti. Müdahale emrini vereni de, bu emiri uygulayanları da nefretle kınıyorum. Terolar halkı yalnız değildir…” dedi.

Gerginlik ve bekleyiş devam ediyor.