Ana Sayfa Blog Sayfa 6319

Çocuk işçilerin çığlığı: Çocukluğumu istiyorum

23 Nisan’da 23 çocuk işçinin yazdığı mektuplar Meclis’e gönderildi. Çocuklar milletvekillerine, “Sadece çocukluğumu istiyorum, fazla bir şey değil” diye seslendi

Hayata Destek Derneği’nin çocuk işçiliği konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla yürüttüğü ‘Bu İş Çocuk Oyuncağı Değil’ kampanyası kapsamında, 23 Nisan’da 23 çocuk işçinin yazdığı mektuplar Meclis’e gönderildi. Viranşehir’de ailesiyle birlikte mevsimlik tarımda; Urfa ve Hatay’da sanayide, mobilyacıda, markette ve ev içi işlerde çalışan Türkiyeli ve Suriyeli çocuklar, yazdıkları mektuplarda çalışmak istemediklerini, yalnızca okumak istediklerini dile getirdi. Hayallerini anlatan çocuklar, milletvekillerine “Sadece çocukluğumu istiyorum, fazla bir şey değil” diye seslendi.

‘Benim için ağır’

Judi (11): Benim adım Judi. Çalışmaya mecburum çünkü babam hasta. Annemle birlikte evlere gidiyorum, temizlik yapıyoruz. Yerleri, camları siliyorum. Bu işler benim için ağır. Bazen sırtım ve belim ağrıyor. Bazen yükseklere ulaşabilmek için merdivene çıkıyorum, korkuyorum. İşi bırakmak, sadece okumak istiyorum. Hayalim avukat olmak. Dünyadan tek istediğim bir şey var, haklarım ve arkadaşlarımla oynamak. Sadece çocukluğumu istiyorum, fazla bir şey değil.

Beşşar (16): İsmim Beşşar. Halep’ten geldim, 16 yaşındayım. Sanayide bir camcının yanında çalışıyorum. Çalışmayı bırakıp sadece okumak istiyorum. İleride mühendis olmak istiyorum. Çalıştığım yerde çok zorluk yaşıyorum. Camlar sırtıma çok ağır geliyor. Ama çalışmaya mecburum. 12 saat çalışıyorum ve çok yoruluyorum. Derslerime iyi hazırlanamıyorum. Umarım buradaki çalışanlar bize yardımcı olsun ve bu çocuklara yardımcı olsun sadece okula gitsinler, çalışmasınlar.

Emin (11): Sayın Bakanım. Yazın fındığa gidiyoruz. Ama ben yazın İstanbul’a denize gitmek istiyorum. Fındığa gitmem lazım, çünkü bize para lazım ama ben gitmek istemiyorum. Fındıkta çok yoruluyorum ve gücüm yetmiyor. Çok zorlanıyoruz. Çünkü orada akrep, yılan, ısırgan otu var. Güneşin altında ter içinde kalıyoruz ve hastalanıyoruz. Çadırlarımız su altında kalıyor. Fındıkta tuvaletimiz ve banyomuz yok. Bazen suyumuz da yok. Fındıkta oyun oynayamıyoruz. Sayın Bakanım ben okumayı çok seviyorum. Okulumuz ve eğitimimiz iyi olsun. Arz ederim.

‘Çalışırsak geleceğimiz gider’

Diyar (15): Benim adım Diyar. Markette günde 12 saat çalışıyorum. Okula gidemiyorum. En sevmediğim şey iştir. Hayalim petrol mühendisi olmak. İşi sevmiyorum çünkü eğitimimin zamanını alıyor. Çok yoruluyorum. Ödevlerimi yapmak için zaman bulamıyorum. Türk devletinden koruma istiyoruz. Maddi destek. Çünkü çalışırsak bizim geleceğimiz gider. Güzel bir geleceği hayal edemeyiz.

PSAKD delegeleri Gani Kaplan’la yola devam dedi

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği 14. Olağan Genel Kurulu tamamlandı. Kurul Gani Kaplanla yola devam dedi.

 

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin dün başlayan ve bugün devam eden 14. Olağan Genel Kurulu sonuçlandı. Ankara Büyükhanlı Otel’de gerçekleşen kurul, iki gün boyunca pek çok Alevi kurumunu da karşıaldı.

İki günlük değerlendirmesinin ardından Gani Kaplan’la yola devam kararı aldı. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği delegeleri Kaplan’a, “yolun açık olsun, Pirim yardımcın olsun” diyerek kurulu sonlandırdı.

Gültan Kışanak: Alevilik varlığımızın temelidir

Yayını hayatını yılladır yılmadan sürdüren Tv 10’la dayanışmak için Demokratik Alevi Federasyonu bir gece düzenledi. Almanya’nın Köln kentinde yapılan dayanışma gecesi büyük ilgi görürken, gecede konuşan Kışanak “Alevilik varlığımızın temelidir” dedi.

Günümüzde yaşanılan medyanın sıkıntısını en çok alternatif yerde duranlar çekiyor. Alternatif medya örneğini gösteren ve zor koşullara, kapatılma tehlikesine rağmen sürdüren Tv 10’la dayanışmak için Demokratik Alevi Federasyonu düzenlediği dayanışma gecesi bugün (24 Nisan) yapıldı. Geceye pek çok Alevi kurumu katıldı.

Gecenin sunuculuğunu Mustafa Deprem ve Hülya Şimşek’in yaparken FEDA Başkanı Erdoğan Yalgın ve Diyarbakır Belediye Eş Başkanı Gültan Kışanak’ gecede yaptığı konuşmasına da Alevileri göçertmek istiyorlar dedi. Kışanak “Aleviler göçertilmek isteniyor. Alevilik varlığımızın temelidir. Kadim gecmişimizdir. Birlikte direnerek bu günleri aşacağız” dedi.

Gecede şarkı ve türküleriyle Metin Öztem,  Fırat İmirza, Hasan Ali ve  Zeynep Enhas yer Aldı.

 

Niyazi Koyuncu: Biz bunu hak etmiyoruz

Kansere kurban verdiğimiz Karadenizli sanatçı Kazım Koyuncu’nun ardından, Artvin’in Hopa ilçesinde yaşayan babası Cavit Koyuncu da, akciğer kanseri nedeniyle tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi. Koyuncu bugün sevenlerinin gözyaşları arasında toprağa verildi.

 

Kanser hastalığı nedeniyle 33 yaşında hayatını kaybeden ünlü sanatçı Kazım Koyuncu’nun babası Cavit Koyuncu da aynı hastalık nedeniyle bir süredir Hopa Devlet Hastanesi’nde tedavi görüyordu. Dün sabah hayatını kaybeden 6 çocuk babası Cavit Koyuncu için Hopa Merkez Cami’nde öğlen vakti cenaze töreni düzenlendi.

Cenaze namazı öncesi Cavit Koyuncu’nun ağabeyi Selahattin Koyuncu ile oğulları Hüseyin, Oğuz, Orhan ve Niyazi Koyuncu taziyeleri kabul etti. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun çelenk gönderdiği cenaze namazına Kazım Koyuncu Kültür Merkezi Başkanı Mehmet Çarmıklı, Kadıköy Belediye Başkan Yardımcısı Onur Temurlenk, Halkevleri Merkez Yöneticisi Kamil Ustabaş, Karadenizli sanatçılar Selçuk Balcı ve Bayar Şahin de katıldı.

BUNU HAK ETMİYORUZ’

Kazım Koyuncu’nun sanatçı kardeşi Niyazi Koyuncu ise kanser hastalığının yine bir can aldığını belirterek, “Bunu hak etmiyoruz. İnsanlar kaderini kendileri çizer ama birileri bunu bize çiziyor. Her gün bölgede kanserden bir cenaze kalkıyor” ifadeleri ile tepkisini dile getirdi.

Cavit Koyuncu’nun cenazesi, öğle namazı sonrasında kılınan cenaze namazının ardından Sugören Köyü’nde, oğlu Kazım Koyuncu’nun anıt mezarının yan tarafındaki aile kabristanlığında toprağa verildi.

BİR OĞLU DAHA KANSER TEDAVİSİ GÖRÜYOR

Bu arada, ailenin büyük oğlu Hüseyin Koyuncu’nun da kanser hastalığı ile mücadele ettiği öğrenildi. Çernobil faciasının ardından bölgenin bu dramı yaşadığına dikkat çeken Hüseyin Koyuncu, “Kazım’la başladı, ardından da bir sürü genç ayrıldı aramızdan. Bu hastalıkla zor şartlarda mücadele eden bir sürü insanımız var. Hayatta kalabilmek için çözüm istiyorlar ama bulunamadı, bulunacağını da sanmıyorum. Her evde bir kanser hastası var. Kazım ve babam bu hastalıktan gitti. Ben de kanserim. Bu hastalığa alıştık” dedi.

 

Urfa Kısas köyü Maraş Terolar’da

Terolar’daki çadırı Urfa Kısas köylüleri ziyaret etti. Ziyaret sırasında da AFAD kampını yaptırmamak için tüm halkı direnişe ve mücadeleye çağırdılar.

 

Maraş Terolar köyüne yapılmak istenen kampla ilgili tepki ve destekler devam ediyor. Avrupa’dan ve Türkiye’den bir çok kurum ve kuruluşun destek verdiği çadıra bu kez Urfa Kısas köylüleri ziyarette bulundu.

Ziyaret sırasında köylülerle konuşan Kısaslılar bu direnişe sonuna kadar destek sunacaklarını söyledi ve herkesi bu mücadelenin bir parçası olmaya çağırdı…

Köylüler bunun sadece bir mülteci kampı olmadığını ifade ederek, “Alevileri ırkçılıkla suçlamak için böyle bir yöntem buldular oysa ki asıl ırkçılığı kendileri yapıyor. Buralara kamp yapılması demek köylüleri buradan ikinci bir sürgüne çıkartmak demek. Bunu artık herkes biliyor ve o yüzden de bu direnişe tüm insanlığı çağırıyoruz” denildi.

alevigazetesi.com

30. yılında Çernobil’den bize kalan!

Çernobil’deki patlamadan Türkiye’de en çok Karadeniz bölgesi nasibini aldı. Yetkililer önlem almak yerine, raporları gizleme yolunu seçti. TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şube Yönetim Kurulu Sekreteri Cevahir Efe AKÇELİK Evrensel gazetesine Çernobili ve sonuçlarını yazdı.

 

Ukrayna’daki bir kentle yollarınız nasıl kesişir? 26 Nisan 1986’da gerçekleşmiş bir kaza 2016 yılında bir insanın hayatını ne kadar etkiler? Ya da bir fotoğraf nasıl hala bir insanda nefret uyandırır? İnkar nasıl devlet geleneği haline gelmiştir? 30. yılında anlatalım.

26 Nisan 1986’da gerçekleşen Çernobil Nükleer Santrali kazası sonrası plütonyum ve yüksek radyoaktif madde içeren nükleer atık bulutları kazadan bir hafta sonra Türkiye’ye giriş yaptı. Nükleer atık yüklü bulutlar Doğu Karadeniz bölgesine yoğun yağış bırakarak bir kabusun başlangıcı oldu. Trakya ve Karadeniz kıyılarında normal koşullarda 8-10 microröntgen/saat olan radyasyon düzeyi; kazadan 10 gün sonra 30-40 microröntgen/saat düzeyinde ölçüldü. Yüksek seviyedeki bu ölçümler sonucu radyasyondan korunmak için önlem alınması gerekirken Türkiye’deki yetkililerin kaygısı halk sağlığı yerine dış ticaret ve ekonomi oldu. Çay ve fındık ihracatına zarar gelmemesi adına gerçekler halktan saklandı. Hiçbir resmi kurum köylerde konu ile ilgili bilgilendirme yapmadı. Kulaktan dolma bilgilerle ve televizyondan duydukları kadarıyla insanlar on gün hayvanlarını dışarı çıkartmadı, çay toplamadı, bahçeye girmedi, yağmurda ıslanmamaya özen gösterdi.

Türkiye Radyasyon Güvenliği Kurumu kurularak, dış turizmi ve ihracatı etkileyecek raporları ve açıklamaları bertaraf etmek amaçlandı. Üniversitelerin konu ile ilgili araştırma ve ölçüm raporlarını yayınlaması yasaklandı. Kurumun başında bulunan Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral konu ile ilgili açıklama yapacak tek yetkili seçildi. Yine bu kurum tarafından, Karadeniz’deki radyasyonu belgeleyen “Clarke Raporu” halktan gizlendi.

TEHLİKE YOK DEYİP ÇAY İÇMİŞLERDİ

Radyoaktif olarak kirlenmiş gıda tüketiminin en önemli ışıma yolu olduğu, yeryüzünde biriken radyonüklitlerin besin zinciri yoluyla insan bünyesinde birikme yapabileceği uyarılarına rağmen, üstelik İtalya’da kaza sonrası süt ve süt ürünleri tüketimi yasaklanmışken Türkiye’de Cahit Aral tarafından bu ürünlerin tüketiminin rahatlıkla yapılabileceği söylendi. Çünkü bize bir şey olmazdı ve  “Dininize, imanınıza inandığınız gibi biliniz ki, Türkiye’de kesinlikle böyle bir tehlike mevcut değildir” gibi açıklamalar yapılarak içimiz rahatlatılmıştı.

Bölgenin bir diğer besin kaynağı olan ve haliyle yaşanan kazadan etkilenen fındık için; devlet bütün fındıkları Fiskobirlik aracılığıyla alacağını  açıkladı. Ancak ihracatın zarar görmemesi adına fındıktaki tehlike saklandı, insanlar kendi tüketimleri için fındık ayırdı. Yine o yılın mahsulü mısır, salatalık, fasulye gibi bahçe ürünleri de insanlar tarafından tüketildi.

Asıl manipülasyon ise çay konusunda yaşandı. İhracat ve tüketime zarar gelmemesi adına bakanlar televizyon karşısında çay içtiler, “Radyasyonlu çay daha lezzetlidir”, “Biraz radyasyon kemiklere iyi gelir” gibi akıl sınırlarını zorlayan açıklamalarda bulundular. Alınan karar gereği; 40 mikroröntgen/saat radyasyon içeren çaylar paketlenecek, 40-80 mikroröntgen/saat radyasyon içeren çaylar ayrı bir depoda saklanarak TAEK  uzmanlarınca temiz çaylarla harmanlanacak, 80 mikroröntgen/saat’tan fazla radyasyonlu olan çaylar ise bir depoda kilitli tutulacaktır. 40-80 mikroröntgen/saat radyason içeren çaylar 1985 yılı çaylarıyla harmanlarak insanlara içirildi.

Gömülmesine karar verilen çaylar, sızdırmaz haznelere değil toprağa kuyular açılarak gömülmesi sonucu yoğun yağışlarda sızarak denize karıştı. Ayrıca bu gömülecek olan çayların saklandığı depolarda nasıl bir temizlik yapıldığı, ertesi yılın mahsulünün o depolara nasıl konulduğu da bilinmemektedir. 1987 yılında ODTÜ’nün çaydaki radyasyon seviyesinin çocuk ölümlerine yol açabileceğini açıklamasının ardından TAEK, ODTÜ’yü yalanlayarak raporun hatalı olduğunu ve hazırlayanların özür dilediklerini açıkladı.

DOLMAZ DENİLEN MEZARLIKLAR DOLDU

2005 yılında, kazadan 19 yıl sonra, Hopa’da Türk Tabipler Birliği tarafından 1939 ev, 7831 kişiye ulaşılarak yapılan araştırma sonucu her iki kişiden birinin kanserden öldüğü ortaya çıktı. % 48’e ulaşan kanser ölüm oranı, dolmaz denilen mezarlıkları doldurdu. Kazadan sonra, bugüne kadar, kayıt bildirim sisteminin kurulmamış olmasından dolayı, kanıta dayalı olarak değerlendirilemeyen sonuçlar; Hopa’nın Türkiye’de Çernobil’den en çok etkilenen bölge olması ve düzenli kayıt sistemi olan Avrupa ülkelerinde Çernobil sonrası kanser oranındaki artışa baktığımızda bize sorumlunun Çernobil olduğunu gösteriyor.

Ancak 1986’nın inkar politikaları hala sürüyor. Dönemin Sağlık Bakanı Recep Akdağ, 2006 yılında Çernobil ile artan kanser vakalarının ilişkili olmadığını söylemiş, “Asıl Çernobil vatandaşın cebinde. Sigara, alkol tüketimi ve yüksek kalorili yiyecekler kanserin asıl nedenleri”diyerek inkarı sürdürmüştür. Bu inkar politikaları sonucu kanser oranının en fazla olduğu yerlerden biri olan Hopa’da bugün hala bir onkoloji merkez kurulmuyor. Ağır hastalar kemoterapi ve radyoterapi için kilometrelerce yol gidiyor.

Dünya Sağlık Örgütü radyasyon bilimciler ilerleyen yıllarda Çernobil’den kaynaklı meme, akciğer kanseri oranın artacağını söylemişlerdi; Karadeniz şu anda tam da o günleri yaşıyor.

Kaynakça:

Türk Tabibler Birliği (2006), “Çernobil Nükleer Kazası Sonrası Türkiye’de Kanser”

Keskin,M.(1996), “Çernobil Felaketi’nin Türkiye Üzerindeki Etkileri”

Ermeni soykırımı 101. yılında anılıyor

Ermeni Soykırımı’nın 101. yıldönümünde başta İstanbul olmak üzere Ankara, İzmir ve yurtdışında düzenlenecek etkinliklerle soykırım mağdurları anılacak.

 

Ermeni Soykırımı, 101 yıl dönümünde 24 Nisan Pazar günü düzenlenecek etkinliklerle anılacak.

23 Nisan Cumartesi (bugün) Cezayir Toplantı Salonu’nda düzenlenen “Ermeni Soykırımı’nı Anma Forumu”nun ardından 24 Nisan Pazar günü Haydarpaşa, Şişli Ermeni Mezarlığı ve Taksim Tünel Meydanı’nda anma etkinlikleri düzenlenecek.

13.15 Kabataş’tan Haydarpaşa’ya

Pazar günü ilk etkinlik İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon’un çağrısıyla Haydarpaşa’da yapılacak.

Saat 13.15’te Kabataş İskelesi’nde toplanılacak ve 13.30’da Haydarpaşa’ya hareket edilecek.

24 Nisan 1915’te her kesimden İstanbul Ermenileri, ama özellikle aydınlar, şairler, yazarlar, hukukçular, gazeteciler, meslek sahipleri, büyük bir kısmı evlerinden toplanarak Sarayburnu’ndan gemiyle Haydarpaşa’ya oradan da trenlerle ülkenin içlerine gönderildi.

Bu tarih, Ermeni soykırımının başlangıç tarihi olarak kabul ediliyor.

15.30 Şişli Ermeni Mezarlığı

İkinci etkinlik ise 24 Nisan 2011’de, Batman’ın Kozluk ilçesinde zorunlu askerlik yaparken öldürülen Sevag Balıkçı’nın Şişli Ermeni Mezarlığı’nda bulunan mezarı başında saat 15.30’da yapılacak.

19.15 Tünel

Saat 19.15’te ise 1915’te ve sonrasında hayatını kaybeden soykırım mağdurları Taksim Tünel Meydanı’nda anılacak.

Ankara

Saat 15.00’te Yüksel Caddesi İnsan Hakları Anıtı önünde 24 Nisan’da tutuklanan ve öldürülen Ermeni aydınların isimleri okunarak soykırım mağdurları anılacak.

İzmir

İzmir’de ise Talat Paşa Bulvarı Sevinç Pastanesi önünde saat 19.00’da toplanılacak.

İzmirliler “101. yılında Ermeni Soykırımını tanıyın, özür dileyin” talebini yükseltecek.

Devlet Alevilere hesap vermeli

HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ PSAKD’nin genel kurulunda konuştu. Yüksekdağ: Devlet Alevilere hesap vermeli dedi.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin (PSAKD) 14. Olağan Genel Kurulu, Ankara’da Büyükhanlı Park Otel’de gerçekleştirildi. Genel Kurula, HDP Eş Genel Başkan Figen Yüksekdağ ve Milletvekili Müslüm Doğan ile CHP’den milletvekilleri Zeynep Altınok, Ali Haydar Hakverdi ve Akın Üstündağ da katıldı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, cumhuriyetin demokratik olabilmesi için Alevilerin eşit yurttaşlık hakkına kavuşturulması ve tarihte Alevilere yönelik kırımlar ve katliamlar nedeniyle devletin hesap vermesi gerektiğini belirtti.

‘DEVLET ALEVİLERE HESAP VERMELİ’

HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, AKP’nin cumhuriyeti bir diktatörlüğe dönüştürmeye çalıştığını söyleyerek, şunları kaydetti: “Geride bıraktığımız süreçte halklarımızın, işçilerin, emekçilerin mücadelesinin özü demokratik cumhuriyet mücadelesiydi. Ama uzun yıllar boyunca cumhuriyetin demokratik olabilmesi, bu değerli sıfatı hak edebilmesi için gerekli olan şeyler yapılmadı bu siyasi yaşam içerisinde. AKP-Saray iktidarı da bu cumhuriyeti adeta bir diktatörlüğe çevirmek için elinden gelen her şeyi yaptı. İşte bizlerin bugün demokratik bir Türkiye Cumhuriyeti mücadelesinin kendi birliğimize, hoşgörü hareketimize ortak demokratik hedeflerine bağlı olarak yürütmemiz, sürdürmemiz çok daha büyük bir zorunluluk ve aciliyet haline gelmiştir.”

Yüksekdağ, cumhuriyetin demokratik olabilmesi için Alevilerin eşit yurttaşlık hakkına kavuşturulması ve tarihte Alevilere yönelik kırımlar ve katliamlar nedeniyle devletin hesap vermesi gerektiğini belirtti. Yüksekdağ, “Bu Cumhuriyet, bütün ezilenlerin eşitliğini tanınmadıkça asla ve asla demokratik bir cumhuriyet hüviyetine bürünemeyecektir. Bütün kesimler ‘cumhuriyetin demokratikleşmesi’ için çalışmalı” dedi.

‘MECLİS, SARAY BÜROSU YAPILMAK İSTENİYOR!’

Yüksekdağ, AKP’nin halkların iradesinin yansıdığı meclisi adeta kendi bürosu haline dönüştürmeye çalıştığını, AKP-Saray iktidarının baskıcı anlayışla demokrasinin önünü kapattığını söyledi.

“Bugün Meclis, halkın özgür demokratik iradesinin konuştuğu, konuşulduğu bir yer olmaktan çıkarılmıştır. Bugün Meclis özellikle de milletvekili dokunulmazlığı kaldırma müdahalesi ile birlikte bir Saray bürosuna dönüştürülmeye çalışılıyor. Saray’ın bir danışma meclisi haline dönüştürülmeye çalışılıyor” diyen Yüksekdağ, sözlerini şöyle tamamladı:

“Halkın seçme ve seçilme iradesi ve hakkı sayısız kere saldırıya uğradı. Ama bugün çok açık bir şekilde gasp edilme girişimiyle karşı karşıyayız. Ve bugün demokrasinin tesis edilmesi bakımından bütün yollar AKP-Saray iktidarının bu baskıcı anlayışıyla kapatılmış durumda.”

(Kaynak: ANF)

Maraş Girişimi Almanya’da Pazarcık için toplandı

Maraş Girişimi yönetimi bugün Almaya’nın Mainz kentinde bir araya geldi. Mainz Pazarcık Derneği’nde  bir araya gelen Maraş Girişimi Terolar’ın durumunu ve bugüne kadar yaşanılanları tartıştı.

Maraş’ta yapılması planlanan kampa karşı tepkiler sürerken Maraş Girişimi Yönetimi bugün Franfurt’ta bir toplantı düzenledi. Toplantıya Almanya, İsviçre, Fransa,  Belçika ve Türkiye’den komisyon sözcüleri katıldı.

Almanya’nın Mainz kentinde yapılan toplantıda yine aynı adı taşıyan Mainz Pazarcık Derneği’nde Terolar durumu ve bugüne kadar yapılanlar değerlendirildi.

Terolar’da neler yaşanıyor, son durum nedirin üzerinde durulurken Maraş Konferansı toplanması kararı alındı. Yine Mayıs ayı içinde bir gece organize edilmesinin yanı sıra Terolar’da günlerdir devam eden nöbete Avrupa’dan da yüksek katılım sağlanmasına destek olmak üzere çalışmalara devam edilmesi kararı alındı.

Toplantıda “Terolar İŞİD kampı olayı özel bir durum olmayıp devletin Maraş’ı Kürt Alevilerden arındırma politikalarının ulaştığı güncel durumdur. Maraş katliamı ile başlayıp göçerttirme, Afşin-Elbistan Termik santrali, Çöp, devasa çimento Fabrikaları politikaları ile devam eden bu süreç Terolar süreci ile yeni bir aşama kazanmıştır. Dolayısıyla Terolar süreci Maraş’ı Kürt Alevisizleştirme politikasının ne ilki ne de sonu olacaktır. Girişimimiz bunu Kürt Alevilere karşı geliştirilen bir sosyal-kültürel-demografik soykırım olarak tanımlamaktadır.

Dolayısıyla bu soykırım politikalarına karşılık günlük/göreli değil, uzun süreli bir örgütlük ile direniş geliştirmek esastır. Bu direniş hukuksal süreçleri geliştirmekle birlikte temelinde halkın örgütlenip aktif karşı koyuşuyla gerçekleşecektir. Direnişte Birlik esastır.” dendi.

alevigazetesi.com

PSAKD 14. Olağan Genel Kurulu başladı

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği 14. Olağan Genel Kurulu bugün sabah saatelerinde başladı. 23-24 Nisan Tarihlerinde Ankara’da yapılacak kurula yüksek katılım bekleniyor.

 

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği bugün 14. Olağan Genel Kurulunu başlattı.  Ankara Büyükhanlı Otel’de gerçekleşen kurul, yarın da (24 Nisan) devam edecek. Kurulun açılış konuşmasını 12. Dönem Genel Başkanı Kemal Bülbül yaptı.  Bülbül  “Varlığımıza, Birliğimize, Dirliğimize, Eşitlik ve Özgürlüğümüze hizmet etmesi dileğiyle”  diyerek bitirdi konuşmasını…

alevigazetesi.com