Ana Sayfa Blog Sayfa 6320

Yine Alevi köyü, yine cami!

Alevi köylerine cami yapma geleneği devletin dayatmasıyla devam ediyor Bu kez de Maraş’ın Çağlayancerit ilçesine bağlı Bozlar mahallesi cami yapılma tehdidiyle karşı karşıya…

 

Yıllardır devletin vazgeçemediği Alevi köylerine cami yapma geleneği bu kez de Maraş’ın Bozlar köyünde ortaya çıktı. Maraş Çağlayancerit ilçesine bağlı Bozlar mahallesinde oturan bir okurumuzun bizlere ulaşmasıyla edindiğimiz bilgiye göre, köyün eski adı olan Başpınar’in bir dede ocağı olduğu, köyün yan tarafında bulunan Abbasiye köyü 70 hanelik olup 20 hanesinin Sünni olduğu ve bu nedenle cami yapmak istediklerini ifade eden okur camiyi Başpınar köyüne yapılmak istendiğini bildirdi.

Camiyi Cem evinin bitişiğine yapmak istediklerini söyleyen okurumuz böyle bir bir duruma karşı olduklarını ve destek beklediklerini ifade etti.

Alevinet.com

Kazım Koyuncu’nun babası Cavit Koyuncu hayatını kaybetti

Kazım Koyuncu’nun babası Cavit Koyuncu hayatını kaybetti. Cavit Koyuncu son yolculuğuna Hopa’dan uğurlanacak

 

25 Haziran 2005’de, kanser tedavisi gördüğü hastanede hayatını kaybeden Kazım Koyuncu’nun babası Cavit Koyuncu bugün (23 Nisan) sabaha karşı hayatını kaybetti.

Cavit Koyuncu, son yolculuğuna yarın 12.18’de Artvin Hopa’dan uğurlanacak.

Kazım Koyuncu Kültür Merkezi Genel Kurul Geçici Yönetim Kurulu Genel Başkanlığı’nı da üstlenmiş olan Cavit Koyuncu, verdiği bir röportajda şunları söylemişti:

“Her yerden genç kanser haberi geliyor. Oğlumu kaybettim ama onlar da benim evladım. Burada insanlık kalmamış. İnek gibi önüne ne konursa içiyor yetkililer… Hiçbirini affetmiyorum. Küba’da insanlar parasız tedavi ediliyormuş. Açsınlar kapıları, oraya gidelim.”

‘AĞRI’YAN YANIMIZ: Erivan

Günlerdir Dle Yaman’ı dinliyorum. Bir aşk şarkısıydı ve içinde Ağrı geçiyordu. Ne tuhaf ‘Ağrı’sız hiçbir ezgileri yoktu. Öyle büyük bir aşkla bakıyorlardı Ağrı’ya. Nune Yesayan ve Civan Gasparyan’dan Dle Yaman’ı dinlerken yine hep o ‘Ağrı’yan yan geldi aklıma.

Dedim ki, bugün 24 Nisan ve ‘Ağrı’ doluyor insan!

Yıllar önce gitmiştim Erivan’a ama 24’e bir kala anılarım çarptı yüzüme… Yola çıkarken neden sessizleştiğimi, neden hiç konuşmamak için uzaklara baktığımı içime sorduğumda anladım. Neden hep ‘Ağrı’dır şarkılar?

Yakın komşu ‘uzak’ ülkeydik Ermenistan’la. 1991 yılında Sovyetlerin yıkılmasıyla bağımsızlığını ilan eden Ermenistan’a yıllar önce gitmiştim.

Aynı duygulardaydım, bugün oturup düşündüğümde de “anlayabilmek” adınaydı kurduğum cümleler. Kalacağımız yere vardığımızda geceydi. Sabah uyanıp pencereden bakınca yol boyu kurduğum Ağrı’yan yan karşımda öylece duruyordu. Bütün heybeti ve görkemiyle beyazlar giymişti Ararat. Sonra dedim ki; bu kadar yakın olup, bu kadar  ‘uzak’ nasıl olabildik?

Onların Ararat’ı bizim ‘Ağrı’yan yanımızdı. Bizim yükseklik diye baktığımız, onların derinliğiydi. Acısı, özlemi, hasretiydi… Çünkü o dağın derinliğinde gizliydi bütün hayatlar. Ve ben her sabah uyanıp baktığımda bu bir hafta nasıl geçer dedim. Bu kadar içselleştirdiğim bu hayatı ve anladığımı sandığım bu insanları Ararat kadar derin anlayabilir miydim?

Ararat’a bakarken Doğubeyazıt’ı anımsadım. Ağrı’nın eteklerinde bir köye gitmiştim. Yanlış hatırlamıyorsam Topçatan köyüydü. Adını hiç unutamadığım13 yaşındaki Tamer yanıma yaklaşıp, eliyle bana “bak orası Ermenistan, ne kadar yakın değil mi?” demişti… “Evet, çok yakın gitmek ister misin?” demiştim ben de. Gülerek, “Tabii ki, ne kadar yakınız baksana…”  Erivan’da gece dolaşırken de; “Karşıda ışıklar yanıyor ya, işte orası Türkiye” denilmişti. İki halk birbirlerine bakıp iç geçiriyordu, birbirlerini tanımak ve görmek istiyorlardı belli ki. Birbirlerinin ışıklarına bakıp “orası Ermenistan”, “orası Türkiye” diyorlardı her akşam…

Şarkılara, yüzlere işlenmiş bu acıyı çocukluğunu bir Ermeni köyünde geçiren de ne kadar anlardı ki? Ne kadar anlayabilirdim ki? Ermenistan’a yola çıktığımda bu duygularla yola çıkmıştım. Bu duygularım derinleşti Ararat gibi… Acının kanatları yoktu bu ülkede ve bu yüzden derinleşiyordu. Derinleştikçe kanayan bir yara oluyordu. Ben bu derinliğe gömüldüğümde içimden acı dolu şarkılar geçiyordu. Ruhumu örseleyen yüzlerdeki ayrılık çizgileri ve sokaktaki heykellerin sessiz çığlıydı… Ya da bir bara gittiğimizde söylenen Ermenice halk şarkılarıydı.

Kimileri için geçmişte kalmıştı, kimileri içinse hala derin bir yaraydı yaşanılanlar. Oysaki ‘Öteki’  olma duygusunu derinden yaşayan biri olarak Erivan’daydım. Anlatamazdım ama… Gazeteciliği unutmuştum o an için. Pencereden baktığım Ararat, sokaklarında gördüğüm devasal heykeller, her sokak başında bulunan sokak çalgıcıları… Hayatın ritmi her devasında acıydı işte. Bir kültür, bir sanat şehriydi adeta. Eğer bir halk acı çekmiş, ezilmiş ve katledilmişse en yoğun üretim de oradan doğar. Ermenistan böyle bir ülkeydi. 3 milyon nüfusuyla acılarını kentin her sokağına asmışlardı. İşte diyorlardı işte biz bunları yaşadık… Sanatçılarına sahip çıkmışlardı, gelenek ve göreneklerini yaşatıyorlardı.

Her 24 Nisan’da hep o anılarmı anımsarım, hatırlarım… Alevi kültürüyle yetişmiş  biri olarak Erivan’daydım. O yüzden de en korktuğum soykırım müzesiydi…  Ama biliyordum ki yüzleşmek gerek “sizi anlıyorum” demek için. Sanki ayaklarıma kanlı prangalar takılmıştı, gidiyordum ama neyle karşılaşacağımdan da emin değildim.

Müzeye doğru ilerlerken, ilk dikkat çeken müzenin girişinde yer alan hatıra ormanı. Bu ormanda da aralarında Papa II. Jean Paul ile eski Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın da bulunduğu devlet başkanlarının diktiği ağaçlar var. Müzenin çıkışında yer alan hatıra defterinde Türk ziyaretçilerin bıraktığı notlar da yer alıyor. Ülkenin en çok ziyaret edilen müzesi, yüzde 30’u yabancı olmak üzere 350 bine yakın kişiyi ağırlıyor.

Ve, Soykırım Anıtı. Anıt, şehrin hemen her yanından görünüyor. 1995 yılında kurulan müzede, 1915 olaylarında hayatını kaybedenlerin, Anadolu’daki Ermenilerin yaşadığı bölgelerde bulunan yerleşimlerin, kilise ve okulların sayılarının olduğu tabelalar, çok sayıda fotoğraf, tarihi kitap ve belgeler bulunuyor. Fotoğraflar arasında 1911 ile 1914 arasında İstanbul’da yapılan Ermeni Olimpiyatları’na katılan takımlar ve madalyaları da bulunuyor.

Gördüğüm fotoğraflar, anlatılan tarih, acının dilinin olmadığını bir kez daha hatırlatıyordu. Hiç yabancısı olmadığımız şehir isimleri akıyordu birden, Van, Adana, Muş, Diyarbakır, Harput…

Müze sadece sergi salonlarından da oluşmuyor elbet. Kapıların arkasında araştırma birimleri, kütüphaneler, toplantı salonları, arşiv, belgeleri dijital ortama aktarılmasını sağlayan bilgisayarlar da var.

Ve Gomidas

Ve bir de beni etkileyen 24 Nisan’da Gomidas ve o katledilen aydınlar… Bana Sivas 93’ü anımsatır nedense. Bu ülkenin aydınlık yüzleri diri diri yakıldı… 235 Ermeni aydın ise bir gece katledildi!

Çok fazla örneğe gerek yok. Gomidas, 1915’in bizler üzerinde nasıl bir yıkım yarattığının ortak hikâyesini barındırıyor. 1915’ten arta kalanların nasıl bir dram yaşadığını Saroyan ve Gomidas üzerinden rahatlıkla anlayabiliriz. Saroyan ve Gomidas ‘uzak’ ülkenin değil, bu topraklardan gelmişlerdi aslında. Sadece Ermenilere değil, hepimize karşı işlenmiş büyük bir suçun kurbanlarıydı onlar. Hrant Dink ne demişti: “İki kardeş halkın kaderini, 1915 metrelik kör bir kuyuda tutsak tutacağımıza, ortak tarihimizi ortak değerlerimizin hayatları üzerinden konuşmaya başlayabilsek, çok daha anlamlı ve önemli mesafeler kat edebileceğiz.”

24 Nisan….  İki ‘uzak’ ülkenin gençleri ağlamaklı artık… Biz bir birimizi  anlıyoruz…  Grunklar (turnalar) yan yana uçuyor, acılarımız da sevinçlerimiz de ortak.  Şimdi gökyüzüne bakma ve yeniden Dle Yamanı söyleme vakti…

 

 

Yezitten medet umulmaz!

Maraş topraklarında derinden gelen bir direniş var. Direnişler farklı biçimde kendisini dışa vurur. Maraş’ta sesizdir. Gandi gibidir. Jandarmanın önünde oturup kalkmayan, inatçı yaşamda ısrar eden bir toplumdur. Şu anda üstünde direndikleri topraklar, eskiden sürüldükleri ve ölüme mahkûm edildikleri bölgedir. Oradan verimli topraklar ve yaşam alanları ürettiler. Yavuz Sultan’ın katliamlarıyla bitirilemediler.

Yavuz’un 40 bin Alevi’yi katlettiğinden bahsedilir. İşte o katliamın merkezi bu bölgedir. Elbistan’dan, Nurhakları, Engizekleri aşarak bataklığa sığınmışlardır. Kendilerini katarak bölgeye hayat vermişlerdir. Kutsamışlardır, dervişlerin, evliyaların gölgesinde cem cemaat olup, semah dönmüşlerdir. Sıtmadan, hastalıktan binlerce insanımız telef olmuştur. Bataklığı kurutarak oradaki verimli toprakları tarıma açmışlardır.

Bu bölgede yüzyıllardır katliamlar yaşatılıyor. Bu katliamların yaşatılmasına rağmen, Kürtler, Aleviler topraklarını terk etmemiştir. Ataları, evliyaları bu topraklardadır. Elif Ana’nın, Ali Kute’nin, Hemi Tazi’nın, Mami Zılfe’nin bedeniyle kutsanmış Narlı, Pazarcık Ovası, Aleviler için vazgeçilmezdir. Alevilerin bugün deyişlerini nefeslerini okuduğu Hüseyin Sadık Dede, Mustafa Maniş Dede, Çuro Dede, Mamki Şekir, Mamo Temiz, İwke Çur, Mehmet Mustafa gibi dağın filozofları buradan çıkmıştır. Sesleri, eserleri tüm Alevilerin kulaklarındadır.

Bu topraklarda ne yapmak istedikleri, Maraş davasına bakılınca görülür. Tutanaklarına geçmiştir. Sanık hakime diyor: “Bize dediniz ki bunları katledin, mallarını, evlerini, topraklarını size vereceğiz. Biz dediğinizi yaptık. Niye bize mallarımızı vermiyorsunuz.” Böylesine bir zihniyettir. Yüz yılardır gasp ve talan üstünden beslenmektedir. Bugün Terolar’da yaşanan durum, Maraş Katliamı’nda zihniyetin harekete geçirilmesidir.

Yine Maraşlı, Kürt Aleviler biliyorlar, eski komşuları Ermenilerdi. Ermenilerle, gayri Müslim nüfusla iç içe yaşıyorlardı. Aradan yüz yıl geçti o kesimden şimdi tek bir kişi dahi kalmamıştır. Kalanlar, kimlik ve inançlarından arındırılmış, başkalaştırılmışlardır.

Bugün yaşatılan, AKP’nin ve onun çevresinde toparlanmış olan devlet yapılanmasının politik bir kararıdır. Bölge politik ve siyasi bir saldırı altındadır. Nasıl ki Yavuz Sultan Selim döneminde politik olarak bölge hedef alınmış, bölgedeki Alevi Kürtler Osmanlı için, Cumhuriyet için tehdit olarak görülmüşse, şimdi de yeni Osmanlıcı zihniyete aynı şekilde yaklaşmaktadır. Bir varlık yokluk mücadelesi, direnmesidir. Onun için mücadele bir kampın kurulması, kaldırılması üzerinden kurulamaz. Topyekün bir saldırı söz konusudur. Bu siyasal iktidarın, aklın ortadan kaldırılması gerekmektedir. Bu akıl var oldukça hiç bir şeyin güvencesi yoktur. Bunun doğru okunması gerekmektedir. Çünkü kadersel durum bununla ilintilidir. Bu kader aynı zamanda Sur’un da kaderidir. Torba yasalarıyla birlikte, karşı dava açma hakkı bile olmadan Sur gasp edildi. “Devletin” malı haline getirildi. İşte Terolar’da yaptıkları da budur. Devlet arazisi haline getiriyorlar. Sonra da istedikleri gibi yerleşkeye açıp demografik yapıyı değiştiriyorlar. Birçok bölge aynı kaderi yaşamaktadır. Büyük Tacım dedenin köyü, Kantarma’nın Kızıl Kandili “kamulaştırmış” ve avcılık kulübüne kiraya vermiştir. Aleviler kutsal mekanlarına sokulmamaya başlanmıştır. Doğaya, kurda kuşa deyişler yakan Tacım Dedenin mekanı hayvan katillerine bırakılmıştır. Sivas’ta Haydar Beyin toprakları Cumhuriyetin ilk yıllarında gasp edilmiş, Afganistan’dan getirilen göçmenlere verilmiştir. 20 küsur dava kazanılmış olmasına rağmen iadesi yönünde tek bir adım atılmamıştır.

Kendi Anayasasını dahi tanımayan, mahkeme kararlarına saygısı olmadığını söyleyen bir iktidar vardır. Gazetecileri sokak ortasında dövdüren, tutuklatan, CHP’nin sol kanat milletvekillerini yumruklatan, il başkanlarının linç eden, Kürt kentlerini tank ve toplarla döven, siyasi temsilcilerini tutuklatan, milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldıran, hergün Alevilere hakaretler yağdıran, Alevi yerleşim yerlerine IŞİD’lileri yerleştiren bu iktidardan ve iktidar erkinin emrindeki güçlerden medet ummak, çözüm beklemek Yezitten medet ummaktır.

Yaşamın yeniden düzenlendiği ve selefist bakış açısıyla örüldüğü bir ülke gerçekliğiyle karşı karşıyayız. Bizleri biz yapan tüm değerler hedef haline getirilmiş durumdadır.

Biz Aleviler için gerçeklik Kerbela gibi önümüzde durmaktadır. Ülkemiz Kerbela’daki gibi kavrulmaktadır. Bir yandan Yezit’in zulmü, diğer yandan Hüseyin’in direnişi durmaktadır. Bizleri sorumluluğumuza sahip çıkmaya çağırmaktadır.

Evliyaların, pirlerin, semahların diyarından seslenmektedir. “Kendin ol” demektedir.

Şükrü Yıldız û Dîroka TVyên Alawiyan

Televîzyona yekemîn yê Alawiyan TV Avrupa bû. Di sala 2004an de hate avakirin. Avakirin û sazkirina wê de Şükrü Yıldız sereke rol lihîst.

Paşê jî avakirina penc televîzyonan de jî dîsa Şükrü Yıldız sereke rol hilgirt ser milên xwe. Ew televîzyon ev in:

* TV Avrupa: 2004
* Düzgün TV: 2005
* Su TV: 2006
* Dem TV: 2007
* Kanal 12: 2009
* TV 10: 2011

Ev 19 salin ku ez kekê Şükrü nasdikim. Her tim 3Kê sewê xwe kir rêber: Kurd, Komunîzm û Kızılbaş. Çima? Ji ber ku li Tirkiye polêsan ji şoreşgerên Alawî re digot: „Hûn sûcdar in. Hûn Kurd, Komunîst û Kizilbaş in.“

Wî jî dema ku projeya televîzyonan çêdikir di serî de ev sê Kê peşkeş dikir. Dema ku hevalên wî qebûl dikir, wisa dest bi kar dikir. Lê dema pêş da mezêdikir ku hevalên xwe ev 3Kê yan ji bîr dikin. Wî jî rêyêkê nû ji xwe re peyda dikir.

Lê piştî sala 2011an kekê Şükrü cîhê xwe dît. Ev penc salin di TV 10 de cîh digire û gelek jî alîkarî da hevalên xwe. Avakirinê hetanî îro dîsa rolê sereke da ser milên xwe.

Neviyê Ocaxî Bake ye

Şükrü Yıldız î li Elbistanê ji eşîrê Alxasê ye. Li Elbistanê 13 gundên Alxasan hene. Kurd û Alawî ne. Ocaxê Bake jî bavkalê dayîka Şükrü ye. Îro jî xelk diçe ser Tirbê Bake û îbadetên xwe dîtin şûne. Li ser mezelê bavkalê Şükrü Şêx Olî jî darek heye. Ew dar jî bû dara xwestekê. Tirbê Bake di navbera gundên Yazitopali û Sewdil e. Li wêderê sewê mevanan xaniyek jî heye. Gundê Sewdil ê (Sevdilli) jî gundê şehîdan e. Nezî 50 şehîdên Kurdistanê ji gundê Sewdil e ne.

Kovara Zülfikar û Encamên Wê

Kovara Zülfikar di salên 90an de gelekî bi tesîr bû. 44 hêjmar derket. Şükrü Yıldız hêjmara 3yan de tevlî xebatên kovarê bû. Heta dawî jî li kovarê de ma û rolek sereke lihîst. Encamên Zülfikarê gelekî bûn. Hin encam ev in:

* Kovarên dî Alawiyên Kurd nedidîn. Zülfikarê Alawiyên Kurd nivisand.
* Kovarên dî behsa demokratiya Alawiyan dikir. Zulfikarê qala berxwederan kir.
* Kovarên dî ala dewleta tirk û fotoyên Mustafa Kemal pirsgirek nedikir. Zülfikarê ev rexne kir û li dijî wê derket.

Mala te ava Şükrü Yıldız. Xizir hevalê te be û xizmetên te qebûl be.

“Bu anlaşma tümüyle etik dışı”

Dünyaca ünlü düşünür Slovaj Zizek, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Kürtlere karşı yaklaşımını eleştirdi ve başlattığı operasyonları “vahşice” bulduğunu söyledi. AB ile Türkiye arasındaki mülteci anlaşmasını “utanç verici” olarak niteleyen Zizek, “Mülteci krizinin yaratıcılarından Türkiye ile anlaşmak etik dışı” dedi.

Russia Today’e konuşan Slovenyalı ünlü düşünür Slovaj Zizek, Avrupa’nın mülteci politikalarındaki en büyük sorunlardan birinin, yeni sömürgeci dönemden kalan “beyaz adamın yükü” düşüncesi olduğunu belirtti. Buna karşın Avrupa’nın Ortadoğu’da bugün yaşanan sorunların suçlusu olmadığını söyleyen Zizek, “Kör kurbanlar olan sığınmacılar sömürgeci dönemdeki deyişle beyaz adamın yükü. Sığınmacılara en açımış gibi davrananlar bile onlara karşı açıkça ırkçı ve üstten bakan bir konumdalar” dedi.

‘Avrupa kirli bir oyun oynuyor’

Avrupa’nın bakış açısını değiştirerek kendine acımaktan vazgeçmesi gerektiğini ifade eden Zizek, “Milyonlarca kişi Avrupa’ya gitmek istiyorsa bu durum Avrupa’da hala bir şeyler gördüklerini kanıtlamaz mı?” diye konuştu.

Avrupa’nın mültecilere kapılarını açması gerektiğini ifade eden Zizek, “Batı Avrupa ülkeleri çok kirli bir oyun oynuyor. Almanya Başbakanı Angela Merkel önce sığınmacıları davet etti, sonra çok fazla sığınmacı gelince elini kirletmek istemedi ve ‘Durun’ dedi. Bu kirli iş küçük Balkan ülkelerinin üzerine yıkıldı” ifadelerini kullandı.

Türkiye ile anlaşmak etik dışı

Ortadoğu’daki sorunların temelinde bazı dış etkenler olduğunu kaydeden Zizek’e göre, bölgedeki yeni “şer ekseni“nin bileşenleri Türkiye, İsrail ve Suudi Arabistan.

İsrail ve Suudi Arabistan’ın Şii muhaliflerine karşı birleştiğini ve bu durumun Ortadoğu‘daki krizin başlıca nedenlerinden biri olduğunu söyleyen ünlü düşünür, “Sığınmacıları kabul eden Türkiye de zalim yöntemlerle bu krizde kendi gündemine göre hareket ediyor” dedi.

AB ile Türkiye arasındaki mülteci anlaşmasını “utanç verici” olarak niteleyen Zizek, “Bu anlaşma tümüyle etik dışı. AB bu krizin sorumluları arasında olan bir devletle uzlaşıyor” ifadelerini kullandı.

‘Erdoğan Kürtlerle yeni bir kriz yarattı’

Zizek, Türkiye’nin “terörle mücadele” ediyormuş gibi görünürken aslında Suriye’de IŞİD‘le savaşan az sayıdaki güç arasında yer alan Kürtleri ezmeye çalıştığını söyledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son seçimlerde kazandığı başarının etkisinin uzun süre devam etmeyeceği korkusuyla Kürtlere saldırmaya başladığını belirten Zizek, “Kürtlerle yeni bir kriz yarattı ve operasyon çok vahşiceydi. Kürt partisinin Meclis‘e girmesini önlemeyi umdu. Kürtler, Türk toplumunu ilgilendiren temel bir sorunun kurbanları. Şimdi nasıl bir Türkiye ortaya çıkacak? İki yıl önce İstanbul’da büyük gösteriler vardı. Yetkililer kendi içindeki düşmanlıkları bir dış düşman varmış gibi sundular” dedi.

4 gazeteci katledildi, 14’ü tutuklandı, 70’i gözaltına alındı…

AMED -Kürdistan ve Türkiye’de gazetecilere yönelik son 3 ayda yaşanan hak ihlallerini raporlaştıran Özgür Gazeteciler Cemiyeti, 4 gazetecinin katledildiği, 70 gözaltı, 14 tutuklama, 8 fiziki saldırı, 7 işten atma ve açılan soruşturma sayısını 136 olarak açıkladı.

Özgür Gazeteciler Cemiyeti (ÖGC), 22 Nisan Kürt Gazeteciler Günü vesilesiyle Türkiye ve Kürdistan’da gazetecilerin son 3 ayda maruz kaldığı baskı, tutuklama, soruşturma ve şiddet gibi konularda rapor açıkladı. “Özgür Basın Raporu” adıyla yayınlanan raporda öne çıkan başlıklarda, “Son 3 ayda katledilen gazeteci sayası 4, gözaltına alınan 70, tutuklanan 14, işkence ve kötü muamele 3, tehdit edilen 9, keyfi engelleme ve haber takibi engeli 12, baskıya uğrayan basın organları 2, saldırıya uğrayan 8, açılan soruşturma sayısı 136, kapatılan gazete 8, kapatılan haber sitesi 10, kapatılan TV-radyo 5, yayın yasağı 4, işten çıkartılan 7 gazeteci” şeklinde sıralandı.

Açıklanan raporun detayları başlıklar halinde şöyle sıralandı;

Son 3 ayda katledilen gazeteciler:

*17 Şubat 2016’da Ankara’da askeri servis araçlarının geçişi sırasında gerçekleştirilen bombalı saldırıda Tarım TV Muhabiri Gülşen Yıldız (32) yaşamını yitirdi. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu Yıldız, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na bağlı yayın yapan Tarım TV’de yaklaşık 4 yıldır gazeteci olarak çalışıyordu.

*23 Şubat 2016 tarihinde Şırnak’ın Cizre ilçesinde, haber takibinde bulunan Azadiya Welat Gazetesi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Rohat Aktaş olduğu belirlendi.

*23 Şubat 2016 tarihinde Şırnak’ın Cizre ilçesinde, haber takibi yapan Azadiya Welat Gazetesi çalışanı Ömer Baran olduğu belirlendi.
*12 Nîsan 2016’da Gaziantep’te DAİŞ’in üstlendiği saldırıda ağır yaralanan Suriyeli gazeteci Muhammed Zahir El Şerkat hayatını kaybetti.

Gözaltına alınıp tutuklanan gazetecilerin isimleri ise şöyle:
*05 Ocak 2016 tarihinde Van ilinde, polis tarafından eş zamanlı düzenlenen ev baskınlarında JINHA Van Muhabiri Rojda Oğuz gözaltına alındı. 8 Ocak 2016 tarihinde, Van Emniyet Müdürlüğü’nde tamamlan ifade işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen Oğuz, “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla tutuklandı. Oğuz, 28 Mart 2016 tarihinde görülen ilk duruşmada tahliye edildi.

*05 Ocak 2016 tarihinde Şırnak’ın Silopi ilçesinde, ilan edilen sokağa çıkma yasağı sırasında, polis tarafından düzenlenen ev baskınlarında aralarında DİHA Silopi Muhabiri Nedim Oruç gözaltına alındı. 06 Ocak 2016 tarihinde, tamamlanan ifade işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen Oruç, “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla tutuklandı.

*02 Şubat 2016 tarihinde Malatya ilinde, 14 öğrencinin tutuklandığı soruşturma dosyasında ismi yer aldığı için ifade vermek üzere Malatya Cumhuriyet Savcılığı’na giden DİHA Muhabiri Nuri Akman, “Örgüt Üyesi Olmak” iddiasıyla tutuklandı.

*10 Şubat 2016 tarihinde Antep ilinde, DİHA Antep muhabiri Nazım Daştan, evine gittiği sırada polislerce durdurularak, hakkında bir soruşturma olduğu gerekçesiyle gözaltına alındı. 11 Şubat 2016 tarihinde, emniyette tamamlanan ifade işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen Daştan, Facebook’ta paylaştığı haberler gerekçe gösterilerek “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla tutuklandı.

*11 Şubat 2016 tarihinde Bitlis’in Tatvan ilçesinde, ilçeye bağlı köylerde polis ve asker tarafından düzenlenen ev baskınlarında Serkan Aydemir isimli yerel gazeteci gözaltına alındı. *13 Şubat 2016 tarihinde emniyette tamamlanan ifade işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen Aydemir, “Örgüt üyesi olmak” ve “Örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla tutuklandı.

*11 Şubat 2016 tarihinde Diyarbakır Merkez Sur ilçesinde, ilan edilen sokağa çıkma yasağı sırasında Rosangela Miccoli ve Licia Fucina isimli İtalyan gazeteciler, polis arama noktasında uzun süre bekletildikten sonra darp edilerek gözaltına alındı.

*11 Şubat 2016 tarihinde Antalya ilinde, polis tarafından düzenlenen ev baskınında DİHA Muhabiri Feyyaz İmrak, gözaltına alındı. 15 Şubat 2016 tarihinde, emniyette tamamlanan ifade işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen İmrak, “örgüt üyeliği” iddiasıyla tutukladı.

*14 Şubat 2016 tarihinde İstanbul’un Maltepe ilçesinde, polis tarafından düzenlenen ev baskınında, Özgür Gündem ve Azadiya Welat Gazetesi dağıtımcısı Şahin Özyıldırım gözaltın alındı. Özyıldırım 16 Şubat 2016 tarihinde çıkarıldığı mahkemede tutuklandı.

*19 Şubat 2016 tarihinde Diyarbakır Merkez Sur ilçesinde, ilan edilen sokağa çıkma yasağı sırasında, ilçede mahsur kalan DİHA Muhabiri Mazlum Dolan, beraberindeki yurttaşlarla mahsur kaldıkları evden çıktıktan sonra, polis tarafından gözaltına alındı. 23 Şubat 2016 tarihinde, emniyette tamamlanan ifade işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen Dolan ve beraberindeki 5 yurttaş, “örgüt üyeliği” iddiasıyla tutuklandı.

*24 Şubat 2016 tarihinde Diyarbakır ilinde, Yurtsever Gençlik Dergisi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Muhammed Yusuf Keskin, not defterinde bulunan yazı ve telefon numaraları suç delili sayılarak ve “Örgüt üyesi olmak” iddiasıyla tutuklandı.

*26 Şubat 2016 tarihinde Mardin’in Derik ilçesinde, AA Muhabiri Cebrail Parıltı gözaltına polis tarafından gözaltına alındı. 29 Şubat 2016 tarihinde tamamlanan ifade işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen Parıltı “örgüt üyesi” olduğu iddiası ile tutuklandı.

*09 Mart 2016 tarihinde Manisa ilinde, Azadiye Welat gazetesi dağıtımcısı Semih Elitaş, çalıştığı iş yerine baskın düzenleyen polisler tarafından gözaltına alındı. Emniyette tamamlanan işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen Elitaş, “Örgüt propagandası yapmak” ve “Örgüte kazanç sağlamak” suçlamalarıyla tutuklandı.

*11 Nîsan 2016 tarihinde: Van’ın Erdemit ilçesine bağlı Kurubaş Mahallesi’nde haber takibi esnasında polisler tarafından gözaltın alınan DİHA stajyer muhabiri Ziya Ataman, İl Emniyet Müdürlüğü’ndeki ifade işlemlerinden sonra Van Adliyesi’ne getirildi. Savcılık ifadelerinin ardından “Örgüt üyesi olmak” iddiasıyla mahkemeye sevk edilen Ataman, SEGBİS üzerinden Beytüşşebap Sulh Ceza Hakimliği’ne ifade verdi. İfade işlemlerinin ardından Ataman, “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla tutuklanarak Van M Tipi Kapalı Cezaevi’ne gönderildi.

*14 Nîsan 2016 tarihinde: Nisêbîn’de gözaltına alınan ve tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edilen DİHA muhabirlerinden Meltem Oktay, “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla tutuklandı.

*15 Nîsan 2016 tarihinde: Sakarya’da TEM ekipleri tarafından yapılan ev baskınlarından aralarında DİHA Muhammed Doğru’nun da bulunduğu 11 kişi gözaltına alındı.

DİHA muhabiri Muhammed Doğru’4 gün sonra çıkarıldıkları mahkeme tarafından tutuklandı.

İşkence ve kötü muameleye maruz kalan gazeteciler:

*05 Ocak 2016’da Şırnak’ın Silopi ilçesinde, ilan edilen sokağa çıkma yasağı sırasında 24 kişi ile birlikte gözaltına alınan ve ardından tutuklanan DİHA Muhabiri Nedim Oruç, işkenceye uğradı.

*20 Ocak 2016’de Şırnak’ın Cizre ilçesinde, ilan edilen sokağa çıkma yasağı sırasında, Cudi Mahallesi’nde mahsur kalan yaralıları ve cenazeleri almaya giden, aralarında milletvekili ve belediye yetkililerinin de bulunduğu 20-25 kişilik grubun üzerine, zırhlı araçlardan açılan ateş açıldı. Grubun içerisinde bulunan İMC TV Kameramanı Refik Tekin, vurularak yaralandı. Saldırıda 2 yurttaş yaşamını yitirirken, 12 yurttaş yaralandı. Saldırı anına ait görüntüler, yaralı olmasına rağmen Tekin tarafından görüntülendi.

*24 Şubat 2016’da Diyarbakır’da yapılan protestoda DİHA Muhabiri Ayşe Sürme, Ural tipi zırhlı araçtan atılan gaz bombası kapsülünün vücuduna isabet etmesi sonucu yaralandı.

*06 Mart 2016 tarihinde Mardin’in Nusaybin ilçesinde, Dicle Mahallesi’nde haber takibi yapan Jin Haber Ajansı (JINHA) Muhabiri Zehra Doğan ile FİFA Fransa fotoğraf ajansında çalışan ve ismi öğrenilemeyen bir gazeteci, çekim yaptığı ev güvenlik güçleri tarafından otomatik silahlarla tarandı. Uzun süre taranan evde, gazeteciler bir süre mahsur kaldıktan sonra, ateşin kesilmesinin ardından evden ayrılabildi. Bombaatara ait olduğu belirtilen merminin patlamasından kaynaklı ismi gazeteci şarapnel parçasıyla elinden yaralandı.

*09 Şubat 2016 tarihinde Diyarbakır ilinde, Cizre’deki katliamlara karşı yapılan eylemleri takip etmek üzere Yenişehir ilçesi Gevran Caddesi’nde bulunan DİHA Muhabiri Alaattin Zuğurli’ye, siyah renkli Toyota marka araçtan ateş açıldığı ileri sürüldü.

*13 Mart 2016’da Hakkâri’nin Yüksekova ilçesinde, haber takibi yaptığı esnada güvenlik güçleri tarafından atılan havan topu şarapnelinin sol koluna isabet etmesi sonucu JINHA Muhabiri Gülfidan Ataman, ağır yaralandı.

Alıkonulan Gazeteciler:

19 Şubat 2016 tarihinde Mardin’in Nusaybin ilçesinde, haber takibinde bulunan AA Muhabirleri Rauf Maltaş, Onur Çoban ve Kenan Yeşilyurt, ilçede bulanan YPS üyeleri tarafından alıkonuldu. Muhabirler, 21 Şubat 2016 tarihinde oluşturulan bir heyete teslim edilerek, serbest bırakıldı.
Özgür Gündem Gazetesi’nin maruz kaldığı baskılar:
*İstanbul Cumhuriyet Baş Savcılığı bünyesinde kurulan Terörle Mücadele Savcılığı bürosu tarafından gazeteye yönelik soruşturma başlatıldı. Bu birimde görevlendirilen 2 Savcı tarafından gazetede yer alan haber ve köşe yazılarını gerekçe göstererek, gazetenin Sorumlu Yazı İşleri müdürü Reyhan Çapan, İnan Kızılkaya ile Genel Yayın Yönetmenleri Emire Eren Keskin ve Hüseyin Aykol, köşe yazarları ve muhabirler hakkında, Terörle Mücadele Kanunu (TMK) kapsamında soruşturmalar açılmaya başlandı.
*TMK Savcılığı tarafından Reyhan Çapan ve Emire Eren Keskin’ e yönelik 78 soruşturma,
*25 Mart 2016 tarihi itibariyle gazetenin Sorumlu Yazı İşleri Müdürü olan İnan Kızılkaya hakkında açılan 21 soruşturma devam etmektedir.
*20 Nisan 2016 itibariyle toplam 48 soruşturma devam etmektedir.
*Bu bağlamda açılmış olan toplam 99 soruşturmanın 51 tanesi davaya dönüştü. Bu davaların yargılamaları İhtisas mahkemesi olarak isimlendirilen İstanbul 13. ACM. ve İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemelerinde yapılmaktadır.
*Soruşturma dosyaları kapsamında, Gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü Reyhan Çapan ve GYY Emire Eren Keskin hakkında “yurtdışına çıkış yasakları” ve adli kontrol altında tutuma kararları verildi.
*Gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü Reyhan Çapan ve GYY Emire Eren Keskin hakkında 2016 Ocak ayı itibariyle TCK. 299/1 ve TCK. 301 Madde kapsamında Basın Savcılığı tarafından açılan toplam 47 soruşturmadan 29 tanesi dava dönüştürüldü. Bu davalar yargılamaları İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesinde yapılıyor.

Sonuçlanan davalar:

2016 yılı Nisan ayı itibariyle yargılaması sonuçlanan davalarda;
Sorumlu Yazı İşleri müdürü Reyhan Çapan hakkında TMK. 6., 7. Maddeler kapsamında 3 yıl 9 ay 22 gün hapis cezası :
Genel Yayın Yönetmeni Eren Eren Keskin hakkında 1 yıl 3 ay hapis cezası verildi. Temyiz başvurusu üzerine dosyalar Yargıtay’a gönderildi.
2016 yılı Nisan ayı itibariyle, Basın kanunu kapsamında açılan davalarda; Reyhan Çapanhakkında 255 bin TL Emire Eren Keskin hakkında 100 bin TL para cezasını içeren mahkûmiyet kararları verildi. Temyiz başvurusu üzerine dosyalar Yargıtay’a gönderildi.
Gazetenin web sayfası Nisan 2016 tarihi itibarıyla 5 kez kapatıldı.

Kapatılan ve engellenen basın organları:

*28 Ocak 2016 tarihinde, Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde yayın yapan Yüksekova Haber sitesine, TİB tarafından “İdari tedbir” kararı verilerek yuksekovahaber.com adresi erişime engellendi.

*26 Şubat 2016 tarihinde, Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Ramazan Dinç, TÜRK-SAT Genel Müdürlüğü’ne ‘örgüt propagandası yaptığı’ gerekçesiyle gönderdiği yazıda, İMC TV yayınlarının durdurulmasını istedi. TÜRK-SAT tarafından, İMCTV’nin uydu yayına son verilerek, ekranları karartıldı. Yapılan açıklamada, “Pazarlama bölümünden gelen talimatla yayını kestik” denildi.

*04 Mart 2016 tarihinde, İstanbul 6. Sulh Ceza Hakimliği, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebi üzerine Zaman Gazetesi’ne kayyım atanmasına karar verdi. Zaman gazetesinin de içinde bulunduğu Feza Gazetecilik A.Ş.’ye Sezai Şengönül, Avukat Tahsin Kaplan ve Avukat Metin İlhan kayyım olarak atandı.

*04 Mart 2016 tarihinde, Feza Gazetecilik Grubu’na ait Cihan Haber Ajansı’nın internet sitesi, erişimi kapatıldı. 07 Mart 2016 tarihinde, Cihan Haber Ajansı ve Reklamcılık A.Ş’ye (CHA), İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliği tarafından kayyım atandı.

*11 Mart 2016 tarihinde, RTÜK, Gün TV’nin 5 Ocak’ta yayınladığı ana haber bülteninde “devletin bölünmez bütünlüğüne aykırı” ve “halkı kin ve düşmanlığa sevk edici” yayın yaptığı gerekçesiyle, 6112 sayılı yasanın 8’inci maddesinin 1’inci fıkrasında yer alan a ve b maddeleri uyarınca iki ayrı ceza kararı aldı.

*17 Mart 2016 tarihinde, Özgür Gündem Gazetesine ait (ozgur-gundem.org) haber sitesine, TİB tarafından erişime engeli getirildi.

*14 Mart 2016 tarihinde, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Özgür Gündem Gazetesi’nin 14 Mart 2016 tarihli sayısının sürmanşetinde bulunan “Newroz’un ayak sesleri” başlıklı haberini gerekçe göstererek, gazete hakkında “örgüt propagandası” iddiasıyla soruşturma başlattı. Soruşturmanın ardından 15 Mart 2016 tarihinde, Özgür Gündem gazetesinin “Sarı Basın” sahibi çalışanlarının kartları, Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü

*9 Nisan 2016 tarihinde; Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB), Yüksekova Haber internet sitesini dördüncü kez erişime engelledi.

*15 Nisan 2016 tarihinde; DİHA, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) tarafından 35’inci kez erişime engellendi.

*15 Nisan 2016 tarihinde; Rus haber ajansı Sputnik’in Türkçe yayın yapan ‘tr.sputniknews.com’ adresi de dahil olmak üzere ajansın 31 dilde yayın yapan internet adreslerine, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) tarafından erişim engeli getirildi.

*15 Nîsan 2016 tarihinde; Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB), Kürtçe yayın yapan
Azadiya Welat gazetesi’ne 6 kes, Jin Haber Ajansı (JINHA) internet sitelerine 5’î kez erişim engeli getirildi.

Getirilen yayın yasakları:

*17 Şubat 2016’da Ankara’daki bombalı saldırıda 28 kişi yaşamını yitirdiği, 61 kişi yaralandığı olayda RTÜK tarafınadan, patlama haberlerine ilişkin yayın yasağı getirildi.

*13 Mart 2016’da Ankara, Güven Park’ta bombalı saldırı eyleminde 34 kişi yaşamını yitirdiği, 19’u ağır 125 kişi yaralandı. 1. Sulh Ceza Hakimliği, bombalı saldırı haberlerine ilişkin, yayın yasağı getirilmesine karar verdi.

*19 Mart 2016’da İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde, bulunan İstiklal Caddesi’nde bombalı saldırı gerçekleştirildi. Saldırıda, saldırgan 4 kişi yaşamını yitirdi. 37 kişi ise yaralandı. RTÜK tarafınadan, patlama haberlerine ilişkin yayın yasağı getirildi.

İşine son verilen gazeteciler:

*26 Şubat 2016’ta Mardin’in Derik ilçesinde, gözaltına alınıp tutuklanan AA Muhabiri Cebrail Parıltı işine son verdi.

*04 Mart 2016’te İstanbul 6. Sulh Ceza Hakimliği, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebi üzerine Zaman Gazetesi’ne kayyum atanın ardından Gazetenin Genel Yayın Müdürü Abdülhamit Bilici, Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı Bülent Korucu, Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Mehmet Özdemir ve Today’s Zaman Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı Celil Sağır, işten çıkarıldı.

*04 Mart 2016’da Sabah gazetesi dış haberler muhabiri Enise Aşkın, sosyal medyadaki paylaşımları gerekçe gösterilerek gazete yönetimi tarafından işine son verildi.

*17 Mart 2016’da Halk TV’de sunuculuk yapan Ece Zereycan’ın, işine son verildi.

*18 Mart 2016 tarihinde, Vatan gazetesi yazarı Sanem Altan’ın yazılarına, gazete yönetimi tarafından son verildi.

(DİHA)

Felsefecilerden tutuklu akademisyenlere: Sizinle birlikteyiz; siz bizsiniz, biz de siz

Aralarında Immanuel Wallerstein, Judith Butler ve Noam Chomsky gibi dünyaca ünlü felsefecilerin bulunduğu isimler, ‘Bu suça ortak olmayacağız’ başlıklı bildiriye imza attıkları gerekçesiyle tutuklu bulunan ve bugün davası görülen akademisyenlere destek mesajı yayınladı.

Bianet’ten Beyza Kural’ın haberine göre Çağlayan Adliyesi’nde görülen duruşma öncesi basın açıklaması yapan ‘Barış İçin Akademisyenler’ felsefecilerin destek mesajlarını okudu.

Yrd. Doç. Dr. Esra Mungan, Doç. Dr. Kıvanç Ersoy, Yrd. Doç. Dr. Meral Camcı ve Yrd. Doç. Dr. Muzaffer Kaya’nın serbest bırakılmasını talep eden felsefeciler, ‘Bu suça ortak olmayacağız’ bildirisinin imzalanmasını ‘yürekli bir hareket’ ve ‘meslektaşlarımıza saldırı’ diye nitelerken, hak ihlallerinin son bulması ve ifade özgürlüğü çağrısı yaptı. Her biri aynı zamanda akademisyen olan felsefeciler “Göstermelik hiçbir mahkeme bu dayanışma ruhunu kıramaz” dedi.

Felsefecilerin gönderdiği destek mesajları şöyle:

Etienne Balibar (Paris-Nanterre Üniversitesi): Avrupalı akademisyenler ve benim gibi uzun vadede Türk halkının dostu olanlar, bölgede demokrasi ve halkların öz yönetiminin genel anlamıyla geliştirilmesi ve daha iyi bir gelecek için umutlanmak isteyenler; temel haklar ve cumhuriyet değerlerini savunan ve bunu yaptıkları için kendilerini soruşturma içinde bulan cesur Türkiye vatandaşlarını desteklemek için seslerini yükseltmek zorundalar.

Immanuel Wallerstein (Binghamton Üniversitesi): Bir devletin ya da diğer herhangi bir kurumun ya da herhangi bir kişinin, görüşlerini açıkladıkları için entelektüelleri hapsetmesi meşru değildir. Bu sadece bir meşruiyet sorunu değildir aynı zamanda bu tür bir görüş beyanına bu şekilde karşılık vermek siyaseten güçsüzlüğü de gösterir.

Michel Wieviorka (Ecole des Etudes En Sciences Sociales): İnsan ve toplum bilimlerine mensup araştırmacıların ve bilim insanlarının ve genel olarak da aydınların, haksızlıklar karşısında tepki vermek, gerçeğin ortaya çıkmasını sağlamak ve eleştirel bir bakış açısını ortaya koymak gibi bir eğilimleri vardır. Bu onların sadece hakkı değil aynı zamanda görevlidir de. Onlar Türkiye’nin onurudur ve haklarındaki davalar ve tutuklamalara derhal son verilmelidir.

Judith Butler (Berkeley Üniversitesi) – Rosi Braidotti (Utrecht Üniversitesi): Entelektüelin görevi idari baskı ve devlet şiddeti karşısında eleştirel bağımsızlığını sürdürmektir. Meslektaşlarımıza yapılan saldırı, katlanmak zorunda kaldığımız tehditlere rağmen işimize, mesleğimize saygımıza, düşünce yaşamına olan adanmışlığımıza bir saldırıdır. Göstermelik hiçbir mahkeme bu dayanışma ruhunu kıramaz.

Noam Chomsky (Massachusetts Teknoloji Enstitüsü): Adli kovuşturma ifade özgürlüğüne ciddi bir saldırı ve geçmiş yılların önemli kazananlarını geriye götürecek şekilde Türkiye’de otoriter yönetime doğru atılan yeni bir adım. Bütün bu tehditkâr gelişmeler, aslında her birimizin kendisini adaması gereken, büyüyen tehlikeli çatışmaların barışçıl çözümüne dair umutlara da yeni bir darbe.

Alex Demirovic (Goethe Üniversitesi): Uzun bir süredir ifade özgürlüğünün kısıtlandığı, kamuoyunun sindirildiği, özlük haklarına dönük çeşitli tehditlerinin olduğu bir ortamda, Türkiye’de bu denli çok sayıda akademisyenin, barış politikasını savundukları ortak bir açıklamayla kamuoyu önüne çıkmalarını, müthiş ve son derece yürekli bir hareket olarak görüyorum.

Bob Jessop, Ngai-Ling Sum (Lancaster Üniversitesi): 22 Nisan’da (bugün) meslektaşlarımızın serbest bırakıldığım görmeyi, diğer meslektaşlarımız üzerindeki baskı uygulamalarına son verilmesini ve insan haklarıyla ilgili meselelere ve diğer konulara dair ifade özgürlüğünün tekrar sağlanmasını umut ediyoruz.

Michael Burawoy (California Üniversitesi, Berkeley, Uluslararası Sosyoloji Birliği eski başkanı): Akademisyenleri, bir barış bildirisine imza attıkları için hapse atmak, soruşturmak ve tehdit etmek, modern, demokratik bir hükümete yakışmaz. Açık tartışma ve kamusal müzakere her zaman gözdağı vermeye ve zorlamaya tercih edilmelidir.

Loïc Wacquant (California Üniversitesi, Berkeley): Akademisyenlerin barış hakkındaki görüşlerini ifade etme özgürlüğü çiğnendiğinde, Türkiye Devleti her vatandaşın özgürlüğünü çiğnemiş olur. Bu, demokratik bir toplumun temel ilkesini ihlal eder ve hükümetin, tüm dünyadaki itibarını düşürür.

Alain Touraine (Yüksek Sosyal Araştırmalar Okulu): Geçmiş yıllarda Türkiye’nin AB’ye girmesi konusunda olumlu fikrimi belirtme imkanı bulmuştum, zira birçok kereler Türkiye akademisyenlerinin, yazarlarının veya gazetecilerinin yüksek entelektüel ve profesyonel niteliklerinin birçok ispatı ile karşılaşmıştım. Bu sebeple Türkiyeli meslektaşları ile dayanışmalarını ifade etmeye karar vermiş üniversite hocaları ve entelektüellerden oluşan uluslararası gruba katılmaya karar verdim.

Cynthia Enloe (Clark Üniversitesi): Sizinle birlikteyiz. Siz bizsiniz ve biz de siz. Bir hükümetin kendi akademisyenlerini, araştırmacılarını, hocalarını korkutma çabası yaratıcı düşüncesi ve öğrenimi boğma çabasıdır.

Catherine Lutz (Brown Üniversitesi): Dördünüzün ve hepinizin gösterdiği etkileyici cesaretin bende uyandırdığı hayranlığı ve Türkiye hükümetinin yanlışlarının yerini bu duruşmada doğru olanın alacağı umudumu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Nadje Al-Ali (SOAS, Londra Üniversitesi): Sizler gibi biz de, Türkiye tarafından sistematik olarak marjinalleştirilen, ezilen ve haklan ihlal edilen Kürtlerle de dayanışma içindeyiz. Ortak bir zemin yaratmak ve barışı aramak yolunda öncü rol oynayan Türk ve Kürt feministlerin olağanüstü çabalarını özellikle anmak istiyorum.

Rotterdam Başkonsolosluğu’ndan Türk toplumuna ‘muhbirlik’ çağrısı

Hollanda’da yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerden, e-posta ya da sosyal medya aracılığıyla Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Türkiye hakkında hakaret içerikli paylaşımlar yapanları ihbar etmeleri istendi.

Çağrı, Türkiye’nin Rotterdam Başkonsolosluğu’ndan geldi.
Hollanda’daki Türkiye kökenli sivil toplum kuruluşları dün bir elektronik posta adresinden (info.cgrotterdam@mfa.gov.tr) birer e-mail aldılar.
Başkonsolosluk; kuruluşların çalışanları, üyeleri ve onların yakınları ile ilişkide bulundukları vatandaşlara; kendilerine Cumhurbaşkanı, Türkiye ve Türk toplumuna yönelik aşağılayıcı, küçük düşürücü, nefret ve hakaret içeren mesajlar ulaşıp ulaşmadığını sordu.
Eğer bu yönde e-posta ya da sosyal medya mesajı ulaşmış ise, bunları yazanların isimleri ve kullandıkları ifadelerin 21 Nisan Perşembe günü mesai bitimine kadar başkonsolosluğa iletilmesi istendi.
BBC Türkçe’nin ulaştığı Türkiye’nin Rotterdam Başkonsolosluğu yetkilileri, konuyla ilgili soruları yanıtlamadı.
Almanya, Türkiye’nin komedyen Böhmermann’a soruşturma talebine izin verdi
‘Halkı birbirine düşüreceksiniz’
CHP Hollanda Birliği ise Rotterdam Başkonsolosluğu’nun gönderdiği e-postaya ve yaptığı çağrıya tepki gösterdi.

Birlikten yapılan açıklamada, hiçbir insani ve evrensel karşılığı olmayan bu çağrının, Türkiye’yi altından kalkamayacağı bir yükün altına sokacağı belirtildi.
Açıklamada, çağrının, “gurbet ellerde vatandaşları birbirine düşüreceği” savunuldu, çağrıdan vazgeçilmemesi halinde hukuki yollara başvurulacağı vurgulandı.
Hollanda Parlamentosu’nda ‘muhbirlik’ kınaması
Türkiye’nin Rotterdam Başkonsolosluğu tarafından Türk toplumuna yapılan muhbirlik çağrısı, Hollanda Parlamentosu tarafından tepkiyle karşılandı.
Bu girişimi hayal kırıklığı olarak değerlendiren parlamento, Rotterdam Başkonsolosluğu’nun çağrısını kınadı.
İktidar ortağı Liberal Sağ Parti (VVD), Dışişleri Bakanı Bert Koenders’dan Türkiye’nin Lahey Büyükelçisi’ni çağırarak bilgi almasını istedi. Parlamentodaki hemen hemen bütün partiler bu öneriye destek verdi.
Koalisyonun diğer ortağı İşçi Partisi (PVdA) da gelişmeyi “kaygı verici” olarak değerlendirdi.
Ana muhalefetteki Sosyalist Parti ise, “Ankara’nın uzun kolunun yeni bir girişimi” değerlendirmesini yaptı.
Hollanda medyası da Rotterdam Başkonsolosluğu’nun “muhbirlik çağrısı”na geniş yer verdi.

Rotterdam Başkonsolosluğu’ndan bu e-posta atıldı.
Hükümetten ‘Erdoğan düzenlemesine’ onay
Bu arada Hollanda hükümeti, “dost ülke liderlerine hakareti suç sayan” yasanın iptaline ilişkin öneriyi kabul etti.
Hollanda’da yabancı liderlere hakaret suç olmaktan çıkarılıyor
Güvenlik ve Adalet Bakanı Ard van der Steur, parlamentoya gönderdiği mektupta, yasanın yürürlükten kaldırılacağını açıkladı.
Ard van der Steur, 100 yıldır neredeyse hiç gündeme gelmeyen 267 sayılı maddenin, ceza yasasından nasıl çıkarılacağının incelendiğini söyledi.

Hollanda Başbakanı Mark Rutte
Hollanda’da hükümetin büyük ortağı Liberal Sağ Parti (VVD), geçen hafta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Alman komedyen Böhmermann hakkında dava açması üzerine, bu yasanın iptali için bir önerge vermişti.
Yabancı liderlere hakaret edenlerin 2 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını öngören yasanın iptaline ilişkin önerge, meclisteki partilerin çoğunun desteğini almıştı.
Önergeyi hazırlayan iktidar partisi milletvekili Joost Taverne, “Yurtdışındaki liderler, uzun kollarıyla bizim mahkemelerimizi kullanarak, temel Batı değerlerimizi baltalayamazlar” dedi.
Hitler şikayetçi olmuştu
Hollanda’da, dost ülke liderlerine hakareti suç sayan yasadan şikayetçi olan ilk kişilerden biri, Nazi Almanya’sının lideri Adolf Hitler’di.

Almanya 1930 yılında Hollandalı bir vaizin Hitler hakkında “dolandırıcı” dediği gerekçesiyle şikayetçi olmuştu.
Vaiz savunmasında, “Hitler onu, bunu yapıyor olsa bile tamamen dolandırcı diye anılamaz” demiş, dava ceza ile sonuçlanmamıştı.
Yasa 1968 yılında ABD Başkanı Lyndon B. Johnson için de işletilmişti.
Hollandalı üniversite öğrencileri ABD’nin Vietnam’ı işgalini protesto etmek için “Katil Johnson” pankartları taşımış, o dönem üniversite öğrencisi olan gazeteci-yazar Geert Mak, pankart nedeniyle 200 gulden para cezasına çarptırılmıştı.
Hollandalı gençler bunun üzerine, “Moordenaaar (Katil) Johnson” yerine, “Molenaar (Değirmenci) Johnson” sloganını kullanmışlardı.
Bu haberi paylaş Paylaşma hakkında
bbc /