Ana Sayfa Blog Sayfa 6330

Köyleri Yakıldı Onlar da Mağarada “Ware Ma” Adında Yeni Bir Yaşam Yarattı!

1994 yılında köyü yakılan, sürgün edilen, köyüne dönmek istendiğinde engelle karşılaşan Sünger Ailesi, topraklarını terk etmeyerek köylerine yakın bir mağarada yaşamlarını yeniden inşa etti.

Üç yıl boyunca karanlıkta kalan ancak daha sonra kendi elektriğini üreten, organik tarıma başlayan, arıcılık yapan aile, bütün ihtiyaçlarını da “takas” usulü ile karşılıyor. Dersim ‘de 90’larda köyleri boşaltılan yüzlerce yerden biri olan Qısle’ye (Nazimiye) bağlı Dizik köyünde yaşanan bir hikaye, devletin yıkımı ve insanların kendi topraklarında yaşama ısrarını gözler önüne seriyor. 94’te yakılarak boşaltılan köyünden zorla göçe tabi tutulan ve geri dönüşlerine izin verilmeyen Sünger Ailesi’nden Munzur Sünger ve eşi Emine Sünger, kopamadıkları topraklarında alternatif yaşamı inşa ederek ayakta tutunmaya başladı. Topraklarını terk etmedi Sonraki yıllarda köye dönmek isteyen aile, devletin “Hane ve nüfus yetersiz. Yol ve hizmet götürmeyeceğiz” sözleriyle engelline takıldı. Dizik köyüne kavuşamayan Sünger Ailesi daha sonra ise topraklarının yakınında olan mağaraya sığınarak, devletin göç politikalarına karşı alternatif yaşamını inşa etti.Mağara oyuğunda barınak Pülümür Çayı kenarında bulunan bir mağaranın etrafını kerpiç taşlarla örerek ilk olarak barınak yaptığını söyleyen Munzur Sünger, “Ware Ma” adını verdiği barınakta eşiyle birlikte ikamet ediyor. Sünger, zorluklara rağmen yaşamlarını burada baştan inşa ettiklerini söyledi. 2011’den sonra tamamen yerleşti 2004 yılında arıcılık yaparken geldiği “Ware Ma”ya 2011 yılında eşi ile birlikte tamamen yerleştiğini dile getiren Sünger çifti, çocuklarını ise Dersim şehir merkezine bıraktıklarını söyledi. Eve çevirdiği mağaraya ilk olarak elektrik çekemedikleri için 3 yıl boyunca gaz lambası ve mum yakarak yaşamı sürdürdüğünü söyleyen Sünger, daha sonraları ise Güneş paneli alarak kendi elektriğini doğadan karşıladığını dile getirdi. Bulunduğu yerin 300 metre ilerisine hortum çekerek su ihtiyacını da doğadan karşıladığını dile getiren Sünger, bütün zorluklara karşı kendi alternatif modelleri ile yaşama dönüşün örneklerini hayata geçirdiklerini söyledi.

Takas usulüyle ihtiyaçlarını gideriyor Büyükçe bir kayanın eteğindeki evinin bulunduğu yere kayanın oyuklarında akan su sayesinde oluşturduğu ark yolu ile ektiği bostanların sulama ihtiyacını da sağladıklarını anlatan Sünger, çifti elde ettiği organik ürünler, beslediği tavuklar ve 50 kovan arıdan elde ettiği bal gelirleriyle de geçimini sağladıklarını söyledi. Kendi elleriyle zor doğa koşullarında kurduğu bahçeli ve tek odalı “Ware Ma”da hiçbir güce ihtiyaç duymadan yaşandığını ifade eden Sürgen, çifti, diktikleri bostanlar ve arıcılıktan elde ettiği ürünleri de takas usulü değiştirdiklerini ve ihtiyaçlarını karşıladıklarını anlattı. Sürgen, Dersim-Erzincan yolu üzerinde geçen çoğu araçlar yaz aylarıyla bulundukları yere gelerek bostanda ürettikleri organik sebzeleri alırken kendilerine ise ihtiyaçları olan malzemeleri vererek dış merkeze bağlı kalmadan da yaşamlarını sürdürdüklerini anlattı.

Alevi sanatçılar: Aleviler örgütlenmezse ‘Ali’ demek bile suç sayılacak

Kızılbaş Kürt Alevileri‘nin yaşadığı alanda yapılmak istenen kampın yapılmaması için Maraş’a gelen Alevi Kürt sanatçılar, Kürt halkına yönelik gerçekleştirilen katliamın daha acımasızı Alevi toplumuna yapılacağına dikkat çekiyor.
Maraş’ta Alevilerin yaşadığı Terolar bölgesindeki Sivricehöyük Mahallesi’ne AKP iktidarı AFAD eliyle kamp yaparak Suriye’den getirilen çeteleri yerleştirmek istiyor. Kızılbaş Kürt Alevileri’nin yaşadığı alanda yapılmak istenen kampın yapılmaması için Maraş’a gelen Alevi Kürt sanatçılar, Kürt halkına yönelik gerçekleştirilen katliamın daha acımasızı Alevi toplumuna yapılacağına dikkat çekiyor.

AKP hükümetinin Ortadoğu Sünni politikası nedeniyle ülke içerisinde tüm inanç ve kimliklere karşı cephe olurken, devletin örgütlü yapısı olan Türk faşist dernekleri harekete geçirerek Maraş Katliamını gerçekleştirmişti. Ortadoğu halkları başına bela olan DAIŞ çetelerinin konumlandırılacağı söylentileri üzerine Maraş’ta yaşayan Kürt Alevilerin tepkisi de çığ gibi büyüyor. Devletin Maraş’ta yapmak istediği proje ve politikası ile ilgili ANF’ye konuşan Alevi Kürt sanatçılar, halkı duyarlı olmaya çağırdı.

Sanatçı Pınar Aydınlar: Maraş’ta kendim eylem alanında yer aldım ancak eleştirdiğim noktalar da var; aslında Maraş Katliamı’ndan bu yana ilk kez böylesi kapsamlı halk ayaklanması, direniş canlandığını söyleyebilirim. Dolayısıyla bugün Kürdistan coğrafyasında, Şırnak, Nusaybin, Sur, Cizre, Silopi, Gever gibi kentlerde zulme karşı verilen direniş ruhunun ne kadar gerisinde kaldığını gözlemlemiş oldum. Çok zoruma giden detay ise; kamp çok hızlı bir şekilde yapılıyor ve oradaki halk, askerin müsaadesi ile bir köyün içine sıkıştırılıp beklemeye zorlanmaktadır. Bu konuda özeleştiri vermek durumundayız. Orada bize dayatılan; oyalama, zaman geçirmedir.

Ben artık böyle inanıyorum orada kamp yapılacaktır. Çünkü orada direniş ruhunun, Pir Abdal duruşunun tam anlamıyla orada ne acı ki gösterilmiyor. Bugün baktığınız da Kürdistan’da eşi benzeri olmayan 200 insanın tüm dünyanın gözü önünde canlı yayınlar ile hepimiz diri diri yanmalarına tanıklık ettik. Bundan sonra da Maraş katliamının çok daha büyük katliamların yapılacağı tüm Alevilerin de bilmeleri gerekiyor. Bugün devlet kendi Kürt ve Alevisini yaratmaya çalışırken bir nebze de olsa direniş ruhunun ortaya konulması gerekiyor. Bir devrimcinin asla ve asla bu duruma alışık olmaması gerekiyor. Biz de Maraş’ta halkımızla saf tutarken oradaki gerçekliğin altını da çizmek gerekiyor. Biz daha düne kadar İbrahim Kaypakkaya, Mazlum Doğan, Mahir Çayan dediğimiz için hakkımızda açılan davalar halen sürüyor. Ancak yarın İmam Hüseyin dediğimiz için, Pir Sultan, Ali dediğimiz için belki yargılanacağız. Ve çok büyük yaptırımlarla karşı karşıya kalabiliriz. İnsanlar bunun karşılığını çok hesaplayamamıştı. Ancak bugün o boyuta doğru hızlı ilerleniyor. Bugün Cemevlerinde Kuran kurslarının açılması asimile politikasının bir parçası olduğunu nasıl fark ediyorsak, Maraş’ta da bugün yapılmak istenen aslında devlete karşı en büyük mücadele gücü olarak duran Kürtleri hedef alması ve ardından Alevilere yönelik büyük katliamlarla saldıracağını göstermektedir. Ben şahsi fikrim; artık bir halkın kendisine ait bir ordusu yoksa o halk yapa yalnızdır ve katliama maruz kalma tehlikesi de olacaktır.

Sanatçı Cemo Doğan: Son 50 yıla kadar tüm yaşamlarını doğayla iç içe, kıl çadırlarda sürdürmüş, hayvan besleyerek ve temel gıdalarını toprak işleyerek sağlamış halklar için Dersim’den Adıyaman’a Kayseri’den Elazığ’a uzanan coğrafik hat bir ‘sığınma’ ve saklanma kaderini de birlikte getirmiş görünüyor. Tarih boyunca birçok isyan, direniş ve halk ayaklanmasına tanıklık etmiş bu coğrafya ‘politik’ bir kaderi ve bu kaderi değiştirmeye çalışan ‘hakikat’i de birlikte doğuruyor.

Henüz 20. yy başlarında aynı zamanda bir Ermeni yurdu da olan Maraş; son yüzyılda, Türkiye Cumhuriyeti sürecinin ıslahı tamamlanamamış bir coğrafyası olarak direnmeyi ve var olmayı sürdürüyor. Son dönem tarihçilerinin Aleviler, Kürtler ve Ermeniler ile Türkü, klam, saz, söz, deyiş ve ‘kelam’ bakıp araştırdıklarında uğramakla ‘kader’lendikleri bir yaşam alanı.

Üzerinde yaşayanları, 1920-30- ve 40’lı yılların belgelerinde, kitap, gazete, dergi vb. matbularında ‘ıslah’ edilmeye uğraşılına gelinen ‘vahşi’ dağ toplulukları; Şark Islahat Planı ile ‘entegre‘ ye, zorla dönüştürmeye kaderlenmiş bir coğrafik merkez Maraş.

Tarih 1978 Aralık ayını gösterdiğinde; dağların devrimcileştiği ve kentlerin yüzünü kırlara döndüğü bir zamanda; kıl çadırdan toprak damlara kışladıkları bir soğukta; en vahşi şehir deneyimini yaşamış insanların hâlâ ‘Memleketim’ dediği bir coğrafya; Maraş.

Kentin kıyısına sığınmış yoksul Kürt-Kızılbaş aşiret topluluklarıyla, kente daha evvel sığındırılmış ‘mühacirler’ ile Abdallarla ve demokrat, aydın solcu insanlarla ölümü; Miti-iti çarkı-düzeniyle de zulmü sınamış bir kendi kaderli Maraş.

Maraş: Katliamlarla boşaltılmış bir coğrafya; başka katliamlardan kaçan insanlara ‘güvenli yurt’ olmaz.

2 yıl kadar evvel Maraş’ın ‘vatanperver’ ruhunun hortladığı bir iğrenç tepki haberi vardı; naylon çadırlara sığınmış Suriyelileri polis eşliğinde döverek kovar Maraşlılar!

Şimdi Aylardır Narlı Ovasından Terolardan bir ses yükseliyor; ‘Yaşam Alanıma Dokunma!’ ‘Ovama Dokunma’. Biz mültecilere karşı değiliz; ‘planlı-plansız’ kapımıza diktiğiniz ‘kamp‘ a karşıyız diyorlar. ‘Coğrafyamızı politik olarak boşalttınız; şimdi de dolduruyorsunuz ve biz buna izin vermeyeceğiz’ diyorlar. Giderek seslerini yükseltiyor Maraşlılar; Maraşlı bir ruhla, sivil kurumlar, Maraş inisiyatifi, CHP ve HDP vekillerinin de desteğiyle görünürleşen bir direniş başlamış durumda. Maraşlılar Narlı ovasına, Kızılbaş köylerinin göbeğine dikilmeye çalışılan bu kampı bir ‘Truva Atı’ olarak görüyor ve sosyal sonuçları açısında Maraşlı Alevilere yapılmış bilinçli ve planlı bir politik ve stratejik saldırı olarak algılıyorlar. Kaybolmak, asimile olmak ve yok olmak sürecini tartışan Maraş; kendi halklarına karşı bu kadar saldıran bir yönetim anlayışına karşı direnecektir. ‘Kader’li yalnızlığında…
Diaspora: Maraşlılar ‘kurbet’ der; evinden, köyünden uzak herkes gurbettedir. Elbistan bile evden uzak bir ‘bajar’ dır. Sosyal travmalarla yürümüş Maraş zamanı; 20 yılda yarım milyon ‘Kızılbaş Maraşlıyı coğrafyanın dışına sürükledi. Dünyanın her yerinde bir Maraşlıya rastlamak çok normal.

Suriyeli mültecilerin hukuki statüsü ve Maraş coğrafyası öznelinde doğuracağı olası sosyal-siyasal sorunlar:
Meclisten içeri; HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul’un Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun cevaplandırması istemiyle, AFAD kampı konusunda Başkanlığı’na soru önergesi verdi. “Türkiye’ye sığınan Suriyeli mültecilerin yüzde 50’den fazlasını kadınlar ve kız çocuklarının oluşturduğunu belirten Toğrul, bunun yanı sıra kadınlar ve kız çocuklarının mülteci toplulukları arasında dezavantaj grup olarak nitelendiğini ifade etti.” Bu soru önergesinde en çarpıcı noktalar; savaşın doğurduğu korkunç sonuçlardan sadece biri olan ‘kadın ve çocuklar’ ile yürüyen kısmında tabii ki; önümüzdeki süreçlerde yaşanabilecek olası durumları görmeye yeterli gibi görünüyor.

Suriye’de 2011 yılından bu yana yaşanan savaşın bir ürünü olan ‘Suriyeli mülteciler krizi’ küreselleşmeye devam ederken, 2.5 milyondan fazla sığınmacının bulunduğu Türkiye’ye de, çok boyutlu sosyal, siyasal ve ekonomik sorunlarla ilerleyerek daha uzun süre, bu sürecin devam edeceği görülmektedir. AB ile varılan ‘Suriyeli mültecileri bize gönderme‘ anlaşması ile birlikte önümüzdeki süreçlerde daha da derin sosyal ve siyasal sorunlara evrileceğini görmek işten değil. Yani Türkiye’deki mülteci sayısı daha da artacak ve Türkiye hükümetinin, Suriyelilerin büyük oranda ülkede kalıcı olacaklarını kabullenmemesi ve halklardan, insandan yana; akli ve kapsamlı politikalar geliştirememesi, yaklaşık 4,5 yıllık süreç içerisinde bir sistemli planlama yürütmemesi krizin derinleşmesinin temel nedeni olarak görünmektedir.
Türkiye, 2011 Mart ayında Suriye’de başlayan çatışma ve savaş ortamından kaçan Suriyelileri başından beri “açık kapı politikası” izleyerek geri çevirmiyor. Ve “geçici koruma” sağlayarak ülkeye kabul ediyor. Avrupa dışından geldikleri için “geçici koruma” başlığı altında “sığınmacı” statüsüne sahip olabiliyorlar. Sığınmacı statüsü de, mültecilerin sahip olacakları doğal hakları içermiyor. Bu durum, Türkiye’de kalan Suriyelilerin statüsüz bir hale dönüşmelerine yol açıyor.
ANF/ FERHAT ARSLAN

Köylerine mülteci kampı yapılmak istenen Sivaslı Aleviler: Cihatçılarla birlikte yaşayamayız

Maraş’ın Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Teroler köyüne yapılmak istenen mülteci kampından sonra yine Sivas’ta Alevilerin yoğun olarak yaşadığı köylere mülteci kampı yapılmak isteniyor. Sivas’taki Alevi kurumları ve halk ise “Cihatçılarla birlikte yaşayamayız” diyerek AKP’nin politikalarına tepki gösteriyor.
Maraş’ta Alevilerin yoğun olarak yaşadığı köylerin yakınına kurulmak istenen mülteci kampının bir benzerinin de Sivas’taki Alevilerin yaşadığı yerlere yapılacağı geçtiğimiz günlerde duyurulmuştu.

Hükümetin Sivas’ta da kamp yapılacağını duyurmasının ardından hareket geçildi. Kaymakamlar, muhtarlardan “köyünüzde kaç boş ev var”, “Yaz ve kış nüfus nedir” gibi sorularla köylerdeki boş evlerin listesini istedi.

Sivas’ta bulunan Alevi kurumları ve Alevi köy muhtarları tarafından alınan bilgilere göre Divriği, İmranlı, Dara, Zara, Hafik ve Yıldızeli ilçelerine bağlı yoğun olarak Alevilerin yaşadığı köylere mültecilerin yerleştirilmesi planlanıyor.

“Cihatçılarla aynı köyde yaşayamayız”

Konuya ilişkin bilgi veren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan ise hükümetin Alevilere yönelik ‘eritme politikası’ izlediğini, Terolar bölgesinde kurulmak istenen kampın da bunun en iyi örneği olduğunu söyledi. Kaplan, Sivas’ın Alevi köylerine de mültecilerin yerleştirileceği duyumların yerel kaynaklardan aldıklarını söyledi. Kaplan, “Bu tamamen Alevileri göçe zorlama, nüfusu eritme politikasıdır. Biz göçmenlere karşı değiliz ancak bizim cihatçılarla aynı köyde yaşamamız mümkün değil” dedi.

Daha önce de Afganistanlıları yerleştirmişlerdi

Tokat’ın Alevi köylerine 80’li yıllarda Afganistanlı göçmenlerin yerleştirildiğini hatırlatan Kaplan, “Bu gün orada Alevi nüfusu kalmadı. Devletin Alevilere yönelik politikası değişmiyor” sözleriyle tepki gösterdi.

Kaynak: DİHA

TV10’da Gündeme Bakış Terolar köyünde

Şükrü Yıldız’ın hazırlayıp sunduğu Gündeme Bakış programı bu akşam TS ile 19:30’da geniş katılımla Maraş Terolar köyünden yayın yapacak. Avrupa ve İstanbul’dan pek çok Alevi önderi ve gazetecilerin katılımıyla gerçekleşecek programda Maraş’ta yapılması planlanan kampın dünü bugünü ve Alevilerin süreci konuşulacak.

 

Maraş’ta yapılması planlanan kampla ilgili tepkiler devam ederken Tv10 Gündeme Bakış programını Terolar köyünde gerçekleştirecek.  Şükrü Yıldız’ın hazırlayıp sunduğu programda ABF Eski  Genel Sekreteri ve Gazeteci Recai Aksu, Gazeteci-yazar Gülşen İşeri,  yazar  Aziz Tunç, Fransa Federasyonu Eski Başkanı Servet Demir, Demokratik Alevi Dernekleri Eski Başkanı İmam Balsever,  Garip Dede Dergahı Başkanı Pir Celal Fırat ve Maraş Girişimi sözcüleri, temsilcileri, köy dernekleri ve muhtarlarının katılımıyla gerçekleşecek.

Program TS ile saat 19:30’da gerçekleşecek. Avrupa ve İstanbul’dan pek çok Alevi önderi ve gazetecilerin katılımıyla gerçekleşecek programda Maraş’ta yapılması planlanan kampın dünü bugünü ve Alevilerin süreci konuşulacak.

Programa katılacak konuklar arasında yer alan, Recai Aksu, Servet Demir, İmam Balsever ve programın sunucusu Şükrü Yıldız önce Hacıbektaş türbesini ziyaret ederek türbeye yüz sürdüler…

 

Avrupa’nın ilk Alevi Mezarlığı açıldı

Almanya’nın Hamburg kentinde Avrupa’nın ilk Alevi Mezarlığı açıldı. Mezarlıkta yaklaşık 250 mezar yeri bulunuyor.
Hamburg’un Bergedorf bölgesinde Avrupa’nın ilk Alevi Mezarlığı açıldı. Yaklaşık 5 bin metrekarelik alanda 250 kadar mezar yeri bulunduğu kaydedildi.

DW Türkçe’nin haberine göre, Bergedorf Belediyesi’nin eski bir okul spor salonunu da büro ve merasim odası olarak kullanılması için ücretsiz olarak Alevilerin hizmetine açtığı belirtildi. Alevi cemaati sadece işletme masraflarını üstlenecek.

Haberde, Hamburg’daki Alevi Toplumu Vakfı’nın Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Ceylan, mezarlığın Arami ya da Ezidi gibi diğer küçük dini gruplara da açık olduğunu kaydettiği belirtildi.

HAMBURG’DA 40 BİN ALEVİ VAR

Belediyenin verilerine göre, Hamburg’da 40 bin kadar Alevi yaşıyor. Hamburg Belediyesi 2012 yılında Alevilerle onlara kendi tatil günleri hakkını garantileyen bir anlaşma yapmıştı.

Hamburg Üniversitesi’nde ayrıca Alevilik Anabilim Dalı açılmıştı.

Maraş Alevileri – Avrupa

Maraşlılar ve Aleviler, dostlar diren terolar diyerek Paris’te yürüyüşe geçti.

FEDA Eşbaşkanı: Hakikatin sırrı kadındadır!

 

Demokratik Alevi Kadın Meclisi FEDA, eğitim çalışamarına başladı. Feda Eşbaşkanı Bemal Özdemir Can konuyla ilgili yapttğı açıklamada, “Alevi Kzılbaş reya Heq kadın canlarımızın, yüreğiyle niyaz edip, yeniden kendi ana ata topraklarıyla buluştular.” Dedi.

 

Can yaptığı basın açıklamasında şunlara değindi: Bu coşku ve heyecan ile  katılan tüm kadın canlarımızın gözlerinde eğitime olan aşkı niyaz pırıltısını görmek mümkün, “Enel hak” deyip ben kadınım, ben gerçeğim..Sözü yeniden anlam bulduğu yolda bir araya gelmenin mutluluğunu bir kez daha kadın canlarla farkına varmış olduk.

Bu heyecanın yolu bir kez daha Alevi kadın meclisi olarak, hissettik ve  farkına vardık. İnsan eksik bir varlık olduğunu, eğitim ile bir daha fark edebildik. Oysaki “Rızalık şehrinin”  ve insani kamile varmanın yolu eğitim olduğunu,  ilime de,bilime de, alim ve arife olmak,ancak yaşamın hakikat sırına, varmanın yolunu, bir kez daha  yaşadık vetanık olduk..

Biz Olabilmek için, kadın can olabilmenin yolu hakikat olsa da, yaşamın ve özgürlük sırına ve ahlakına , eşitliğin gücü, kadın olduğunu,bu gücü yeniden açığa çıkarmanın yolu da eğitim aşkı ile olacağını geç de  olsa farkedebildik. .Başlatmış olduğumuz “ Hakikat sırı kadındadır kadında hakikate giden yoldur” sözünün yaşamlaştırmak olduğunu, bu hakikat gerçeğine  varılan kadın, inancın, ahlakın, toplumsal adaletin ve eşitliğin ancak yaşam bulacaktır.Aleviliğin yolu can olma, cana yoldaş olanların yoludur.İşte biz Alevi inanç kadınları olarak, bu yolun kadınsız olmayacağı için, yeniden, “ Rızalık ütopyası” nın yaşam bulacağı,bu ütopyanın asıl sahipleri ve öncüleri kadın olduğuna inandık inanmaya ve ısrar etmeye de devam edeceğiz. Alevi kadın meclisimizin ve FEDA eş başkanı olarak bu gerçeği bir kez daha fark edebilmenin heyecanı ile..tüm Alevi Kızılbaş, reye insani heq kadınlarını ‘ bir olmaya, can olmaya davet ediyoruz” Bunu ancak eğitime musahip olunarak başarabiliriz.Yolun ikrarı bunu  bize öğretiyor. Kadının toplumsal  öğretisinin yolu da eğitimden geçtiğini biliyoruz..Biz kadın canlarının da bu yolun semahında, nefeslerinde kendini bilen cana meymandır!

Sorun mülteciler değil devlete güvensizlik

Maraş’a yapılması planlanan çadırkent projesine yönelik halkın tepkisi sürüyor. Alevi toplumunu yakından tanıyan Turan Eser,“Projeye sünniler de karşı çıkıyor, devlete karşı güvensizlik var” diyor.

Alevi toplumunu yakından tanıyan araştırmacı ve BirGün gazetesi yazarı Turan Eser, Maraş’ın Sivricehöyük mahallesinde Suriyeli mültecilerin konaklaması için yapılması planlanan Çadırkent projesine ilişkin BirGün’e konuştu. Bölgedeki izlenimlerini anlatan Eser, halkın; AFAD ve devlet eliyle yapacağı mülteci yardımına ilişkin ciddi kaygılarının olduğunu belirtirken insan hakları dernekleri aracılığıyla mültecilere yardım yapılmasını istediklerini ifade etti.

Herkes tepkili
Söz konusu projeye Maraş’ta Sünni halkın da tepkili olduğunu belirten Eser, “ Dün akşam Sünni köylerin muhtarları toplantı düzenledi ve köylülerin tepkilerinin haklılığına dair destek olacaklarını ve projeye karşı çıkan halkın yanında olduklarını söylediler. Burada sadece Alevi nüfusun çoğunlukta olduğu halk değil, Sünni nüfusun çoğunlukta olduğu köyler de tedirginlik yaşıyor. 20 bin kişilik mülteci grubu havaalanına yakın bir çadır kentte bekletildiğini söyleyen Eser, Bu çadır kentin konumlandığı arazinin Maraş’taki işadamlarının ve sanayicilerin sahip olduğu bir arazi olduğun ifade etti. Eser mültecilerle ilgili oldukça çarpıcı bir ayrıntıyı da dile getirerek hükümetin desteklediği proje kapsamında bölgeye yerleştirilecek mültecilerin ucuz işgücü olarak kullanılacağının altını çizdi.

‘AFAD korkusu’
Kampın Maraş’a yapılmasının birkaç vahim sonucu olacağını belirten Eser, “ Buraya mülteci kampının yapılmasıyla demografik yapı bozulacak, halka ait olan verimli araziler yok edilecek. buradaki Alevilerin mevcut bir aradalığını bozmaya yönelik dayatmalar, mahalle baskıları ile zorunlu göçe kadar gidebilecek. Bir de buradaki sanayi kuruluşlarının mültecileri emek gücü olarak kullanması hesaplanıyor. Türkiye’de kurulan mülteci kamplarındaki haberlerin yansıttığı olaylar insanların hafızaların kazınmış durumda. Kamplarda Selefi ve IŞİD ailelerin yer verildiği, Eğit-Donat kamplarındaki kadro devşirmelerinin olduğu, IŞİD’e dağıtılan AFAD kimlikleri algıları başka yöne çekiyor. AFAD kampları denilince buradaki insanlar endişeleniyor doğal olarak.” diye konuştu.

Ayrım yapılıyor
Halkın Maraş’ta zaten Suriyeli mültecilerle dayanışma içinde olduğunu söyleyen Eser, “Halk burada şunu soruyor: ‘Devlet madem o kadar yardımsever, neden mülteciler arasında ayrım yapılıyor?’ Bunun örnekleri de var. 2013’te Fatih Belediyesi, belediyeye ait parklarda Lazkiye’den gelen ‘Aleviler’i ilçemizde sizi istemiyoruz’ diyerek yerinden etmişti. Daha sonra İstanbul’daki Alevi dernekleri bir kampanya başlatarak bu insanları Cemevlerine yerleştirmişlerdi.” ifadelerine yer verdi.

‘Devlet varsa biz yokuz’
37 yıl önceki Maraş Katliamı’ndan sonra halkın yeni bir katliam çıkmasından korktuğunu söyleyen Eser, “Halk kesinlikle mültecilere yardım edilmesine karşı değil, burada hükümete karşı bir güvensizlik var. Halk burada yardıma ihtiyacı olan mültecilere kapımızı açarız fakat AFAD ve devlet eliyle bu yardım yapıldığı zaman biz yokuz diyor. Burada yaşayan insanlar insan hakları dernekleri, kadın hakları dernekleri ve çocuk koruma dernekleri aracılığıyla mültecilere yardım edilirse her türlü yardıma hazır olduklarını ifade ediyorlar” diye konuştu.
birgün

 

Turan Eser yazdı: Maraş’ta Görünen Köy Kılavuz İstemiyor

Turan Eser BirGün gazetesindeki köşesinde dünyanın gündemine oturan Maraş’ı ele aldı. Maraş’ta yapılmak istenen kamplarla ilgili “Maraş’ta Görünen Köy Kılavuz İstemiyor” adıyla köşesine taşıdı… İşte o yazı: 

 

Maraş’ta Cihadist Kamplarına karşı nöbette iken Askerlerin gaz bombaları sonu kaybettiğimiz, direnişin sembolü Mor Ali Kabayel Amca için yazıyorum.

Yıl 1978.

Maraşlılar “Katliam geliyor” diye haykırmıştı.

Devlet o gün Alevileri dinlemedi.

Ardından “Maraş Ovası, Müslüman yuvası” sesleri yükseldi.

Sonra katliam ovasında “Tekbir” eşliğine “Kızılbaşlara ölüm” nefreti yeşerdi.

Olan oldu; Maraş en kanlı katliamını yaşadı! Yüzlerce ölüm, binlerce yaralı, on binlerce göç ve sürgün!

Yıl 2016.

38 yıl sonra Maraşlı Aleviler yine “tehlike geliyor” diyor. Endişelerini dile getiriyorlar.

AKP hükümeti ise duymuyor. Maraş ovasını işgal ediyor.

Aleviler “Maraş’ta yeni katliam istemiyoruz” diyorlar. Bu sese kulak verilmiyor.

Maraş katliamının yıldönümünde “Maraş’a girişi yasaklayan” AKP, cihadistlerin Alevi ovalarına AFAD Kampı ile girişine vize veriyor! Dış politikadaki kanlı mezhep savaşının, iç politikaya davet edilmesine itiraz var.

Maraş Yaşam Platformu haklı olarak iki haftadır “Kamp İstemiyoruz” diyerek direniyor.

Aleviler mültecilere değil, AFAD’ın “Cihadist Kampı”na karşıdır. 20 Alevi köyünün ortasına 27 bin kişilik cihadist kamp projesi Alevileri endişelendiriyor.

Endişeli olmaları için çokça neden var. Çünkü Aleviler AKP devletine güvenmiyor!

Travması süren 1978 katliamı önemli nedendir!

Dün Lazkiye’de Alevi kesenlere, bugün Maraş’ta yol açılıyor. Endişe bu!

Aleviler, gündüz Suriye’de savaşa giden, akşam ise AFAD Kamplarında konaklayan cihadistlerden endişelidir.

Sivrice Höyük Köyüne AFAD kampını manidar buluyorlar ve amaç dışı kullanılmasına dair endişeleri ve tedirginlikleri var!

Alevilerin direnişi haklıdır ve meşrudur. Bu direniş olası katliamlara karşı tarihe bir “uyarı” notudur.
Oyun içinde oyun var
AKP Alevilere iki zeminde tehlikeli bir oyun kurmuştur.

Maraş’ta AKP ve AFAD eliyle yapılmak istenen Kamp aslında Alevilere yönelik çok yönlü meydan okumaların parçasıdır.

Osmanlı aklıya beslenen AKP’nin, Alevi siyasetinde değişim yok. Bir yandan “Cemevlerine Hukuki Statü” stratejisi ile Aleviliği ve Alevileri devletleştirmek istiyor. Devletleştireceği Alevilikle, devletsiz Aleviliğe savaş açmaya hazırlanıyor. Diğer yandan da şaibeli AFAD kampları ile Alevilere gözdağı veriyor.

Hem demografik değişim, hem yandaşa rant aktarımı var
20 civarında Alevi köyünün merasının hukuk dışı yolla gasp edilmesidir. Gasp edilmiş araziler üzerine yapılan kamp inşasının ihalesi AKP’li yandaş şirket olan Kalyon İnşaat’a verilmesi ise aynı zamanda bir rant siyasetidir. Tepkiler bu bölgenin sosyolojisini ve demografisini bozacak politikalara yöneliktir.

AFAD Kampı için neden ısrarla Alevi köyleri seçilmiştir? Acaba “Alevilere, Kürtlere ve laik kesimlere yönelik bir gözdağımı inşa ediliyor” diye soruyorlar!

Sadece Maraş değil, Sivas’a da bakın
Kamuoyunun gözü Maraş’ta iken, Hatay, Gaziantep, Adıyaman’ın yanı sıra şimdi hükümeti Sivas’ın Zara ve Divriği ilçelerindeki Alevi köylerine “mülteci alın” baskı yapıyor. Alevi nüfusunun yoğun olduğu bölgenin stratejik gerekçelerle ve “mezhepçi iç gerilim için seçildiği” kaygısı Alevileri tedirgin ediyor.

Anaakım ve yandaş medya endişeleri saptırıyor
Yandaş medya yanlış algının üretilmesi için, Alevilerin endişeleri saptırarak aktarıyor. Yeni Akit gibi Alevileri hedef gösteren gazete açıktan “Aleviler mültecilere karşı” gibi gerçek dışı haberler yapıyor.

Oysa Aleviler mülteci dostudur. Günümüz Kerbela’sının mağdurları mültecilerle dayanışma Alevilerin görevi olmuştur. Alevilerin karşı olduğu şey mülteciler değildir. Cihadistler için açılan kamplardır!

1978 Maraş, 1980 Çorum katliamları ve 12 Eylül faşist darbesinde iç ve dış göç ile mültecileşen Aleviler, mülteciliğin ne anlama geldiğini AKP’den daha iyi bilir. Yabancı düşmanlığının ve ayrımcılığın en soğuk yüzünü iliklerine kadar yaşayan Alevileri “mülteci düşmanı” göstermek, tek kelimeyle kendini bilmezliktir.!

AKP, AB ile mülteciler üzerinden Kayseri pazarlığı yaparken, Aleviler sokaklarda yaşamak zorunda kalmış mültecilere el uzatmaktadır. AKP’li Fatih Belediyesinin parklardan kovduğu Suriyeli mültecilere Alevi dernekleri ve cemevleri kucak açmıştır.

Aleviler şaibeli afad kamplarına güvenmiyor
Bu nasıl “insani yardım” ki, 2 milyon beş yüz bin mülteci kamp dışında yaşıyor? Çoğu da sokakta!

Peki, AFAD kamplarında kimler yaşıyor? Hangi kriterlere göre AFAD kampları “mülteci” alıyor? Hakikat şu; AFAD kamlarına salt, AKP kriterlerine göre seçilmiş 280 bin mülteci alınmıştır.

Bu kamplar ise manidar şekilde kamuoyuna kapalıdır!

AFAD mülteci kampları güven verici değildir. Aleviler ve demokratik kamuoyu açısından AFAD kampları şüpheli ve şaibelidir. AFAD kampları hakkında kamuoyundan saklanan ve üstü örtülen çokça skandal var. İŞİD ve El-Nusra türevi cihadistlere kucak açmıştır. “Eğit-Donat Projesine” ve cihadistlere kadro devşirdiği, hatta mülteci kadınların para karşılığı satıldığı haberleri hep birlikte okuduk.
Örneğin Apaydın Kampı kontrolü cihadislerin elindeydi. TBMM’deki partilerin milletvekilleri dahi içeri girememişti. Bu kamplar neden şeffaf değil, denetimine neden izin verilmez, saklanan gerçekler nelerdir?
Başka bir örnek; İŞİD çetesi üzerinden AFAD kartı çıkmıştır.

Bitmedi; 2015’de açıklanan “Savaş Mağduru Sığınmacı Kadınlar” raporuna göre AFAD kamplarında İŞİD çetecilerinin eşleri ve çocukları yerleştirilmiştir.

Maraş’ta görünen köyler kılavuz istemiyor. Endişe büyük ve Aleviler, AKP’nin sınır ötesinde desteklediği ve beslediği mezhep çatışmasını sınırın berisinde istemiyor!

Terolar’daki Aleviler: AFAD kampı bizi göçertmek amacıyla yapılıyor

KP’nin Maraş’taki Alevi topluluğunun yaşam alanları içerisine AFAD eliyle kamp kurarak, buraya yerleştireceği cihatçı-selefi gruplar üzerinden göçertmeye çalıştığı Aleviler, istemedikleri kampa karşı direnişlerini sürdürüyor. Terolar bölge sakinleri ANF’ye konuşarak, kamp ile ne yapılmak istendiğini dile getirdi.

AKP rejimi ve Türk devletinin Maraş’ı Alevisizleştirme politikası kapsamında önlerine koydukları program ile Alevi topluluğun yaşadığı Maraş’ın Terolar bölgesinde AFAD eliyle inşa ettiği kamp ile hem Alevileri göçertmeyi hedefliyor hem de mülteci adı altında Alevilerin yerine cihatçı-selefi çetecileri yerleştirmeyi amaçlıyor. AKP’nin bu politikasına karşı da tepkiler her geçen gün daha da büyüyor. Alevilere karşı Osmanlı ve cumhuriyet tarihince uygulanan planlı soykırımın bir parçası olarak hayata geçirilmeye çalışılan politikalara tepki gösteren Terolar bölgesindeki köylerde yaşayan Aleviler, ANF’ye konuştu.

‘KAMP ALEVİLERİ GÖÇERTME ÜZERİNE YAPILIYOR’

Terolar bölgesine yapılmaya çalışılan AFAD kampının altında devletin ve AKP rejiminin Alevilere karşı olan art niyetlerinin yattığını söyleyen Selman Elmalı,  kampın da Aleviler üzerinde hayata geçirilmeye çalışılan politikaların bir devamı olduğunu dile getirdi. Maraş Katliamı ile beraber Aleviler üzerinde bir konseptin geliştirildiğini belirten Elmalı, bu çerçevede kampın da Maraş’taki Alevilerin planlı ve programlı bir şekilde göçertilme çabası olduğunu dile getirdi. Aynı soykırım çabaları sonucu Maraş’taki Alevilerin büyük oranda göçertildiğini kaydeden Elmalı, “Bugün Pazarcık ilçesinde yaşayan Alevilerden çok daha fazlası göçertilmiş durumda. Pazarcık’ın göçertilen nüfusununn yüzde on kadarı Pazarcık’ta kaldı. Ancak göçertilen halkımız kendi köylerine ve topraklarına sahip çıkan bir toplum. Yine yatırımlarını kendi topraklarında yapar. Devlet de bunu gördüğü için göçertme ile başaramadıkları politikalara çerçevesinde ikinci bir hamle ile tamamen köklerimizi buradan koparmaya çalışıyor. Burada ucuz iş gücü ortamı oluşturmak ve demografik yapısını bozmak için şimdi de kamp projesini devreye koydu. Burada sadece günahsız mülteciler de yerleştirilmeyecek. Kendi ülkelerinde çeşitli etnik çatışmaların içerisine girerek katliamlara imza atan çeteleri de yerleştirecekler” diye konuştu.

‘ÇETELER İLE ALEVİLER KAÇIRTILMAYA ÇALIŞILIYOR’

AFAD kampına yerleştirilecek nüfus ve etnik kimliğe düşman kesimler ile Alevilerin bölgeden kaçırtılmak istendiğini vurgulayan Elmalı, “Devletin bu planlı ve programlı bir şekilde hayata geçirmeye çalıştığı bu soykırım uygulamasına karşı halkımız da harekete geçmeli. Biz burada AFAD kampı istemiyoruz. Türkiye’nin bir hukuk devleti olmadığını aşağı yukarı artık herkes biliyor. Halkın talep, görüş ve hassasiyetleri gözetilmeden buraya dönük projelerini hayata geçirmek istiyorlar. Halkın istemine, görüşüne ve halka saygıları olmuş olsaydı böyle bir girişimde bulunamazdı. Bu sadece Aşağı Terolar ovası ve meralarına yönelik bir şey değildir. Bütün Pazarcık’a karşı hayata geçirilmeye çalışılan bir art niyetli projedir. Buna karşı herkesin kendi tepkisini ortaya koyması lazım. Pazarcık’ın toplam nüfusu 27 bin değilken, onlar yapacaklar kampa 27 bin kişi yerleştirmekten bahsediyor. Yurt dışında olan bütün dernek ve kurumlarımızın da buna karşı biran önce harekete geçmesini bekliyoruz. Buradaki Alevi halkının da bize sahip çıkmasını bekliyoruz” diye ifade etti.

‘BİZİ HAPSETMEYE ÇALIŞIYORLAR’

Aşağı Terolar köyü sakini Zeynep Yıldız da Aleviler olarak son süreçte Alevi demeden Suni demeden çevre köyler ile hep beraber huzur içinde yaşadıklarını belirterek, “Şimdi buraya bu kampı yapmak istemeleri ile biz huzursuz olduk. Biz çok tedirgin ve huzursuzuz. Biz ovamızı terk etmek istemiyoruz. Etmeyeceğiz de. Bunun için mücadelemize de devam edeceğiz. Ama bizi bize bırakmıyorlar. Üç yerde çadırımızı kurduk. Üç yerden de çadırımızı söktüler. Biz şimdi Cemevi’nin bahçesine taşıdık direnişimizi, ama burada da bize huzur vermiyorlar. Biz komple çevre köyler ile birlikte buraya getirmeye çalıştılar nüfus kadar bile değiliz. Biz ne yapacağız buraya kamp yapılarak bu kadar kişi buraya yerleştirirler ise. Biz ne yapacağız bu küçük ovada. Bizi hapsetmeye çalışıyorlar. Yaşam alanlarımızı daraltarak, göçertmeye çalışıyorlar. Biz Maraş Katliamı’nıda yaşadığımız hiç bu durumdan çok kaygılıyız. Bizi Maraş’ta katlettiler, kırdılar. Oradan gelip köylere yerleştik. Şimdi de bizi köylerden çıkarmak için çalışıyorlar. Nereye gideriz biz. Biz ovamızı terk etmeyeceğiz. Mücadelemize devam edeceğiz. Bu sefer Maraş olayı gibi olmayacak. Buna izin vermeyeceğiz. Bizim halkımız uyandı, bilinçlendi artık. Bizim ovamıza dokunmasınlar. Biz bu kampı istemiyoruz. Biz mazlum bir toplumuz. Bize bir kez daha aynı kıyımları yaşatmasınlar” dedi.

‘NEDEN TEROLAR BÖLGESİ?’

Terolar bölgesinde kamp yapılmasına karşı çıkan bir diğer kişi ise İbrahim Önen. Maraş’ın kamp yapımı için Terolar bölgesinden çok daha geniş ve uygun yerleri olduğunu belirten Önen, buna karşı yaptıkları direnişe de düşman edasıyla saldırılmasının aslında kamp ile ne amaçlandığının ortaya konulduğunu dile getirdi. Önen, kampı istemediklerini vurgulayarak, şunları söyledi: “Biz sesimizi duyurmak için direnişteyiz. Biz kamp istemiyoruz. Ama Maraş Valisi ne yaptı, askerlerini üzerimize saldı. Hasta, yaşlı demeden bize saldırdılar. Bir amcamız bu nedenle hakka yürüdü. Maraş’ın kamp yapımına müsait başka yerleri çok. Buraya elli bin kişi getirmelerinden bahsediyorlar. Biz kesinlikle bunu istemiyoruz. Bizim toplam çevre köylerle nüfusumuz kaç ki, hepsini toplasan 3 bin. Bu kadar kişiyi nasıl getirebilirler buraya. Bu kişilerin buraya getirilmesi demek bizimle çok istemediğimiz durumların yaşanması demek olur. Neden illaki buraya Suriyeli getirmeye çalışıyorlar? Burada 20-15 Alevi Kızılbaş Kürt köyü olduğu için buraya getiriyorlar. Buranın huzurunu bozmak için getiriyorlar. Buradan muhtarlamıza da sesleniyorum. Muhtarlarımız valinin memuru olmasınlar. Muhtarlarımızın gidip mühürleri valinin önüne bırakacaklardır.”