Ana Sayfa Blog Sayfa 6346

Cehennem ülkesi

Savaşın içinde, savaşa bakarak ve onun insanlıktan bizleri uzaklaştıran atmosferiyle geçiyor günlerimiz. Derin dondurucuda annelerin çocuklarını sakladığı, altı aylık bebeklerin başından vurulduğu, çocuklarına ekmek almak için ölümün kucaklandığı, yaşlıların sokak ortasında cesetlerinin alınamadığı günlerden, bodrum katlarında insanların diri diri yakıldığı süreci yaşıyoruz.

İnsan vicdanın, ahlakının kabul etmediği durumu, sinema sahnesindeymişiz gibi seyrediyoruz. Kelimelerin artık anlamını yitirdiği bu ortam içerisinde, halen demokrasiden, kardeşlikten ve yeni anayasadan bahsedenlerin olması da pişkinliğin ne boyuta vardığını göstermekten başkaca anlam ifade etmiyor. Utanmazlığın boyutu o kadar ileri gidiyor ki; Nobel’e bile başvuracak kadar kendinden memnun katiller ülkesine dönüşüyoruz.

İktidarın ve iktidar hırsının ne demek olduğuna bir kez daha şahit oluyoruz. Neron’un, Hitlerin, Musolini, Franco’nun ülkesine taş çıkartıyoruz. Kin ve nefreti örgütlemede, saldırganlığı bir yaşam biçimi haline getirmede artık ilk sıralarda yer alıyoruz. Diriye de, ölüye de işkence etmekten çekinmiyoruz. Gizli saklı yapmıyoruz, tüm insanlığın gözüne sokarak bunu yapıyoruz.

Diktatörü mutlu etmek için duvar yazıları yazıyoruz. Yazıların önünde pozlar veriyoruz. Öldürmeyi kutsuyoruz. Katiller de duygusal anlar eşliğinde bu resimlere övgüler yağdırıyor. İnsanlığımızdan unutamıyoruz…

Dönüp kendimize bakamıyoruz…

İnsani gelişim, eğitim, hak ve özgürlükler, basın özgürlüğü gibi endeksler de ülkemiz son sıraya yerleşmişken, kahramanlıktan bahsediyoruz. Hakların gasp edildiği, insanların günlük olarak öldürüldüğü, kadınların her yerde tacize, katliama maruz kaldığı, inançların ve halkların her gün aşağılandığı bir ülkenin vatandaşı değilmişiz gibi davranıyoruz.

Cehenneme dönmüş bir ülkenin vatandaşları olmaktan da gocunmuyoruz. “Bu kadar kin ve nefretle nereye varılır” diye sormuyoruz. “Çocuklarımız niye ölüyor, öldürdüklerimiz kimlerdir” demiyoruz. Histeriye tutulmuş, iktidar hırsına kapılmış, kendinden geçmiş bir kişinin, seksen milyonun kaderine, yetmedi Ortadoğu’daki halkların kaderine müdahil olmasını yadırgamayacak kadar, kendinden bihaber bir resim çiziyoruz.

Bugün yaşanılanların faturasının bizlere çıkarıldığını görmüyoruz. Her katledilen Kürt, her aşağılanan Alevi, her küfredilen Ermeni geleceğimizi elimizden alıp gidiyor. Birlikte yaşam umutlarımızı ortadan kaldırıyor. Bölgedeki her baskıcı düzenleme batıda kendisini hissettiriyor. Savaş korkuyu büyütüyor. Korku, sokakta yürüyen herkesi şüpheliler haline getiriyor. Konuşan herkesi savaşın potasında yargılıyor. Savaşı destekleyenler ve karşı duranlar ayrımı içinde işçiler, işverenler, memurlar konumlandırılıyor. Kısacası bizden uzak dediğimiz savaş bizleri çoktan içine almış bunuyor.

Gazetecileri içeri atan, aydınları hain ilan eden sürecin kendisini örgütlüyor. Komşularla olan ilişkileri belirliyor. Kirli ve gerici ittifakların içinde bir Türkiye resmine vesile oluyor. IŞİD ile resmedilmiş bir gelecek örülürken, çocuklarınıza, torunlarımıza nasıl hesap vereceğimizi bilenimiz var mı?

Utanmayacağımız bir geleceği çocuklarımıza bırakmak için şimdi birlik olma, birlikte katliamlara karşı koyma zamanında bulunuyoruz. Hz. Ali’nin söylediği gibi ““Haksızlığın önünde eğilirseniz haklarınızla birlikte şerefinizi de kaybedersiniz”. Gün haksızlığın karşısında direnme günüdür. Direnişle, onurlu bir yaşamı evlatlarımıza bırakma günüdür. Aşk olsun o direnişi gösterenlere, aşk olsun Hallac-ı Mansur gibi dara duranlara. Aşk olsun Cizre’de haq ile haqikate ulaşanlara…

Babamansur Ocağı Pirlerinden, Mazlum Doğan’ın babası Kazım Doğan hakka yürdü

Kürt siyasetinin tanınmış isimlerinden ve PKK kurucularından Mazlum Doğan’ın babası Pir Kazım Doğan, Kocaeli’nde bir haftadır tedavi gördüğü Seka Devlet Hastanesi’nde hakka yürüdü. Doğan’ın cenazesi, Kocaeli’nin Derince ilçesi Esentepe Mahallesi’nde bulunan cemevinde gerçekleştirilecek törenin ardından Teman köyüne yolculanacak..

Doğan, Mazgirt’in Yaşaroğlu (Teman-Goman) köyünde toprağa verilecek.

Mazlum Doğan, 1982 yılında Diyarbakır Cezaevinde kendisini ateşe vererek yaşamını yitirmişti.

Alevi Sekretaryası toplandı

Britanya Alevi Federasyonu’nun 2. Olağan Genel Kurulundan seçilen Genel Başkanı İsrafil Erbil, Yönetim Kurulu üyelerinden Savaş Hurman, Zeynep Demir, Haydar Ulus, Hüseyin Üzüm, Maksut Demir, Kenan Ekiztaş, Türkiye’den Hüseyin Gazi Metin Dede, Araştırmacı-Yazar Turan Eser, Federasyonun İnanç Kurulundan Mehmet Yüksel Dede, BAF Genel Başkanı İsrafil Erbil Başkanlığında heyet olarak 4 Şubat 2016 Perşembe günü İngiltere Parlamentosunda Alevi Sekretaryasının İngiltere İşçi Partisi milletvekillerinden Joan Ryan, Kate Osamor, David Lammy ve BAF ile Sekretarya arasındaki koordinasyonu sağlayan Alevi gençlerinden Ergin Erbil ile toplandı.

Genel olarak Türkiye’de ve Avrupa’da yaşayan Alevilerin durumunun ele alındığı görüşmede, İngiltere İşçi Partisi Milletvekili ve Alevi Sekretaryası Başkanı Joan Ryan kuruluşundan bugüne kadar Alevi Sekretaryasının parlamento içi çalışmaları hakkında bilgi verdi.

Ryan “Farklı partilerin milletvekillerinin birlikte oluşturduğu İngiltere Parlamentosu Alevi Sekretaryasında şu an sekiz milletvekili görev yapıyor. Bunların altısı İşçi Partisi, ikisi ise Muhafazakar Parti milletvekilidir” dedi.

Alevi Sekretaryası adına konuşan Joan Ryan, Maraş valiliğine mektup yazarak, Maraş katliamının 37. yılında mağdurların yaslarını yaşamalarına yönelik yasakların kaldırılmasının talep edildiğini belirtti.

Görüşmelerin devamında Alevi Sekretaryasının önümüzdeki süreçteki çalışmaları için bir eylem planı ve takvimini oluşturulmasının gerekliliği vurgulandı. Alevilik resmen bir inanç olarak kabul edildiğinden dolayı, İngiltere Kiliseler Birliği Başpapaz ile resmi görüşmenin yapılması ve Alevilerin diğer inançlarla eşit haklara kavuştuğu için, bu eşit haklardan faydalanmanın başlatılması için ön açıcı adımların atılması ifade edildi. İngiltere parlamento kabinesindeki gölge bakanlar ilgili bakanlarla görüşmek ve onlara soru önergeleri yazmak için Britanya Alevi Federasyonun kendilerini bilgi ile beslemesi gerektiği ifade edildi.

Joan Ryan konuşmasında “bir kaç yüzyıldır baskılardan dolayı başını aşağı eğmiş Aleviler şimdi başını yukarıya kaldırmalıdır” diyerek, İngiltere Vakıflar kurulu tarafından resmen kendine özgü olarak tanınmış olan Alevilik inancına mensup “Alevi toplumun parlamento içinde ve dışında tanıtmak” gerektiğini belirterek, İngiltere Parlamento Genel Kurulda ve genel olarak parlamento çalışmalarında her ay 90 dakika“Alevi Gündemi” için görüşme zeminlerinin ve gündemlerinin açılacağı ifade edildi.

Türkiye’de Alevilere yönelik hak ihlalleri konusunda parlamenterlerin bilgilendirildiği görüşmede, bu konuda Parlamentoda Alevilerin kendilerini açıkça ifade etmesi ve tanıması için çalışmaların başlatılacağı sözü verildi. Ayrıca İngiltere Parlamento binası giriş salonunda tüm milletvekillerinin görmesine olanak sunacak bir üç günlük “Alevilik Tanıtım Günleri” resepsiyonu kapsamında enformasyon stantlarının açılması önerisi için çalışmaların başlatılması kararı alındı.

Arap Alevilerinden birlik çağrısı

Samandağ Arap Halkı Alevileri Dayanışma Derneği üyeleri, Yeni Akit Gazatesi’nin Arap Alevileri hedef göstermesini kınayarak, halkı kendi güvenlikleri için bir olmaya çağırdı.

Samandağ Arap Halkı Alevileri Dayanışma Derneği üyeleri, Yeni Akit Gazetesi’nin Arap Alevileri hedef göstererek, Alevilerin yaşadığı mahallelerin listelerini haberleştirmesini Abdullah Cömert Parkı’nda protesto etti. Samandağ Arap Halkı Alevileri Dayanışma Derneği üyesi Süleyman Sayar, Yeni Akit Gazetesi’nin Alevi düşmanlığı yapmaya devam ettiğini söyledi.

Arap Alevileri güvende değil

Reyhanlı patlamasında sonra AKP’li yetkililerce Arap Alevilerin sürekli hedef gösterildiğini belirten Sayar, Arap Alevilerin Suriye’de savaş başladığı günden beri kendini güvende hissetmediğini söyledi. Sayar, şunları söyledi: “Buradan yetkilileri uyarıyoruz. Bu provokatif girişimlere son versin. Ayrıca milletvekillerinden de talebimiz bu saldırıların mecliste dille getirilmesi ve hesabının sorulmasıdır. Suriye’deki yeni gelişmelerden sonra cihatçı çeteler kalabalık gruplar halinde Hatay sınırından geçiş yapmaktadır. Bu süreçte bu haberin hedef göstererek yapılması halkta ciddi kaygı ve güvensizlik yaratmaktadır. Tarih boyunca değişik uygarlıkların beşiği olmakla beraber dört dinin ve farklı mezheplerin bir arada yaşadığı memleketimizde herhangi bir huzursuzluk istemiyoruz. Biz barış isteyenler olarak her yerde savaşların karşısındayız. Halkımızı kendi güvenliği için birlik olmaya çağırıyoruz.”

(öb/hk/sd)

DİHA

 

Pforzheim Alevi Kültür Merkezi 27 yaşında!

Muzaffer Çetin-PFORZHEİM

Pforzheim Alevi Kültür Merkezi ‘PAKM’ Dernek binası toplantı salonun’da ‘AABF’nun 27 yılı’ sohbet toplantısı organize ettiler. Sohbet toplantısan Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu ”AABF ve AABK” Başkanı Hüseyin Mat, AABF yönetim kurulu üyesi Adnan Önder, Dr. Süleyman Davulcu ve yeni yönetim kurulu Başkanı Bayram Özdemir katıldılar. Sohbetin açılış konuşmasını yapan Dr. Süleyman Davulcu, PAKM kurulduğundan beri çatı örgütümüz AABF üyesi olarak çalışmalarımızı sürdürdük ve federasyonumuzun desteklerini sürekli yanımızda hissedik. Bundan da son derece kıvanc ve gurur duyduk. Federasyonu başkanımızın, 27. Yıl kuruluşunda bizleri ziyaret edip bu onurlu günü bizlerle paylaştığı için onur duyduk ve mutlu olduk dedi. AABF Başkanı Hüseyin Mat, 152 derneğin catı örgütü AABF üyesi olarak PAKM’nin yeri çok farklı. Sizlerin çabalarınız ve gayretlerinizi hep başka derneklere örnek gösteriyor anlatıyorum. Çalışmalarınızı takdir ediyor saygı ile eğliyorum diyerek, 1960 yılların da büyüklerimiz, babalarımız Almanya’ya göçmen iş gücü olarak geldiler. Amac beli idi biraz para kazanmak ve geri dönmek. Ama bu ülkede kaldılar Avrupanın bir parcası oldular. Burada kalıcı olacaklarının bilinci ile dernekleştiler. 1989’da AABF kurularak derneklerimiz bir catı altında toplandı.

Federasyonumuz neler yaptı?

”Biraz kendimizi tanıtıp anlamaya, anlatmaya, tanıtmaya çalışalım. Bizim deyimimizde Dara çıkmak varya gelin hep birlikte ‘Dara’ çıkalım. 1989 yılında Aleviler bir araya gelip örgütlenirken doğru yapmışlarmı? Bu kadar emek bu kadar çaba hedefine uluştımı. Kendimizin bir analizini yapalım sorgulayalım. 27 yıllık Alevi harekatının çalışmaları ve elde edilen üç önemli kazanımları; ‘Almanya’da ilk kez Hamburg eyaletinde Müslümanlar ve Alevilere hukuki alanda diğer topluluklarla eşitlik sağlanması konusunda ‘Hak eşitliği Antlaşması’ , Hamburg Üniverstesinde Dünyada ilk olma özeliğini taşıyan ‘Alevilik kürsüsü’ açılışı, BW Weingarten Eğitim Fakültesin de ‘Alevilik din pedagojisi anabilim dalı’ açılışı. Bu çalışmalarımızla Alevi inancın tanınması, cem evlerinin tanınması, elde edilen hakların ve kazanımların korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması olarak” açıkladı.

post

Böyle olur Saray tarihçisi: ‘Aleviler Yavuz Sultan Selim’e ne kadar teşekkür etse az’

AKP’li tarihçi, yazar Mustafa Armağan Alevilerle adeta ‘alay eden’ açıklamalar yaptı. Armağan; 9. Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim dönemine dair yaptığı araştırmalarda ‘Alevi Katliamı’ yapıldığına dair somut bir ize rastlanmadığını öne sürdü ve Alevilerin teşekkür etmesi gerektiğini söyledi.

Gericiler tarafından tarihçi olarak pazarlanan Mustafa Armağan 9. Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim dönemine dair yaptığı araştırmalarda “Alevi Katliamı” yapıldığına dair somut bir ize rastlanmadığını belirterek, “Anadolu Alevileri, Sünni Osmanlı Devleti’nin kanatları altında kalabildikleri için Safevilerin Kızılbaş katliamından kurtuldular. Bunun için Yavuz’a ne kadar teşekkür etseler azdır” dedi.

AA muhabirine yaptığı açıklamada Armağan, Yavuz Sultan Selim’in, Fatih Sultan Mehmed ve Kanuni Sultan Süleyman arasında “biraz gölgede kalmış” olduğunu söyleyerek, “Benim de genellikle mağdurlara karşı zaafım olduğu için onun hakkında bir kitap yazmaya karar verdim” açıklamasında bulundu.

Araştırmaları sırasında Yavuz Sultan Selim’in 8,5 yıl süren padişahlığı döneminde yaşanan birçok olayın bugün yanlış anlaşıldığını ve aktarıldığını gördüğünü öne süren Armağan, tarihi tekrar yazdı:

“Okumalarım devam ettikçe kendime dedim ki, ‘Benim Yavuz Sultan Selim’i aklamak değil ama bu yanlış bilgilerin enkazının altından onu çıkarmak gibi bir görevim var’. Mesela bugün Türkiye’de, Yavuz Sultan Selim’in 40 bin Aleviyi katlettiği yönünde bir bilgi dolaşıyor. Buna kaynak olarak da yazdığı kitap ilk Osmanlı tarihi sayılan İdris-i Bitlisi gösteriliyor. Bu kitapta, 1513’te, Çaldıran Seferi’nden bir yıl kadar önce bir fişleme yapıldığı, 40 bin kişinin katledildiği yazılı. Ne var ki o dönemin başka hiçbir kaynağında, İran kaynaklarında dahi buna dair bilgiye rastlanmıyor.”

Armağan, “Bu çok tuhaf. İranlıların buradaki adamları öldürülecek, fakat hiçbir İran kaynağı böyle bir olaydan bahsetmeyecek” diyerek, konuya dair araştırması olduğunu iddia ettiği şu sözleri aktardı:

“Mesela aynı dönemde, Venedik elçileri burada dolaşıyorlar, gördüklerini, hatta dedikoduları bile yazıyorlar o dönemde, onlarda da bu meseleye dair hiçbir veri yok. Ne yabancı, ne yerli başka hiçbir Osmanlı tarihçisi Bitlisi’nin kitabında olduğu iddia edilen bu olay hakkında hiçbir şey yazmamış. Osmanlı arşivinde de bu olaya dair belge yok. Ben bunu araştırdığımda şu ortaya çıktı ki, İdris-i Bitlisi, Osmanlı’dan önce, Safevilerin sık sık Diyarbakır ve civarını işgalinden, katliamlarından çok çekmiş. Kürtler de çok çekmişler ve artık bizar olmuşlar. Hatta Şah İsmail’in yanına gitmişler, ‘Bize bunları yapmayın, ne istiyorsanız verelim’ demişler fakat Şah İsmail onları prangaya vurdurup, zindana attırmış.”

Bitlisi’nin bu yaşananlar üzerine Şah İsmail’e kinlendiği yorumunu yapan Armağan, “Nitekim, Bitlisi Şah İsmail’in Tebriz’de ve diğer yerlerde yaptığı katliamları da yine 40 bin rakamıyla bize anlatıyor. Diyor ki, ‘Şah İsmail Tebriz’de 40 bin Sünni’yi kılıçtan geçirdi’. Fakat Tebriz o zaman, evet kalabalıkça bir şehir ama o kadar insanın katledilmesi orada da mümkün değil, Şah İsmail bir katliam yapmış ama bu kadar insanın öldürülmesi orada da mümkün değil” dedi.

Armağan, “Bitlisi’nin Safevi hükümdarı Şah İsmail’e ve Şah İsmail taraftarları olan Kızılbaşlara kini” olduğunu savunarak, şunları ifade etti:

“Dolayısıyla Bitlisi, olayı abartarak ‘onlardan intikamımızı Yavuz aldı’ demeye getiriyor, asıl maksadı bu. Dönemin nüfus bilgilerine bakan araştırmacılar, Sivas’ın nüfusunun o dönem 10 bin olduğunu söyler, 40 bin kişi için dört Sivas şehri yok edilmiş olmalı derler. Dolayısıyla bu kadar kalabalık bir kitlenin yok edilmesi halinde mutlaka ve mutlaka bunların tahrir defterlerine ya da başka kayıtlara yansıması lazımdı. Hiçbir şey olmasa miras davalarına konu olması lazımdı. Mesela nadiren ele geçen bir belgede yargılama sonunda 70 küsur Rafızi’nin idam cezalarının yargılama sonunda infaz edildiği” yazılı.

“Aleviler taziye, ağıt kültürü en kuvvetli sosyal gruplardan. Fakat Yavuz’la alakalı bir tane ağıt yok, bu garip değil mi? Yavuz 40 bin Aleviyi kesecek, sonraki ozanlar, mesela Pir Sultan Abdal bile bir tane olsun Yavuz’dan bahseden, ‘katil Yavuz’ diyen tek mısra yazmayacak. Geleneksel yollarla, edebiyatla, kültürle bugüne hiçbir kaynaktan ulaşmayan bu olayın, Alevilerin nasıl gündemine geldiğine baktığımızda ise ortaya başka durumlar çıkıyor.”

Armağan, “Yavuz’un Alevileri katletmesinin’, Avusturyalı tarihçi Joseph von Hammer’in yazdığı “Osmanlı Tarihi”nin Ata Bey tercümesinin 2 ciltlik özetinin 1966 yılında Abdülkadir Karahan tarafından Osmanlıcadan yeni harflere aktarılmasıyla gündeme geldiğini öne sürerek; “Tam da sol ve Alevi hareketlerinin rönesansının yaşandığı bir dönemde, 1966’da, Türkiye’nin sol aydınları doğru olup olmadığı araştırılmayan ‘Yavuz 4o bin Aleviyi katletti’ bilgisini kullana kullana bugüne kadar getirdiler. Yaptığım araştırmalarda, 1966 yılından önce hiçbir Cumhuriyet devri kaynağında bu hadiseden bahsedildiğini görmedim.” dedi.

“Aleviler gerçekleri dile getiremiyorlar” diyen Armağan, şu yorumu yaptı:

“Eğer Çaldıran’da kaybeden Yavuz Sultan Selim olsaydı, bugün Türkiye’de Alevi diye bir şey de kalmayacaktı. Çünkü “Sünniler Alevileri kesti” diyenler, bugün İran’da neredeyse hiç Alevi olmadığı gerçeğini görmüyorlar. Eğer Çaldıran’ı Şah İsmail kazanmış olsaydı, Anadolu’yu ve İstanbul’u ele geçirseydi, bir kaç kuşak sonra Safeviler Alevileri kıtır kıtır keseceklerdi. Tıpkı İran’daki korkunç Türkmen katliamının aynısı Anadolu’daki Alevilerin de başına gelecekti. Gariptir, Anadolu Alevileri, Sünni Osmanlı Devleti’nin kanatları altında kalabildikleri için Safevilerin Kızılbaş katliamından kurtuldular. Bunun için Yavuz’a ne kadar teşekkür etseler azdır.”

birgun

Sheffield Alevi Kültür Merkezi açılışı yapıldı

Geçtiğimiz Pazar günü gerçekleşen etkinliğe Türkiye ve Britanya nın dörtbir yanından davetliler ve sanatçılar katıldı.

Britanya Alevi Federasyonu çatısı altında faaliyet yürüten SAKM ve Cemevi gecesine yoğun ilgi vardı. Yaklaşık 500 kişinin katıldığı etkinlik BAF başkan yardımcısı ve SAKM ve Cemevi eş başkanı İsmail Aslan ile yine eş başkan Eylem İşhubukçu’nun açılış konuşması ile başladı.

İsmail Aslan “geleceğimizi şimdiden şekillendirmek ve değerlerimize sahip çıkmak için mücadele ediyoruz ve bu nedenle gururluyuz” dedi.

Eylem İşhubukçu “Sheffield ve çevresindeki tüm canlarımızın ikinci evi olan cemevimizi açmış olmanın onurunu yaşıyoruz. Semahlarımızla, deyişlerimizle ve cem erkanlarımızla buluşmanın ve geleceğe umutla bakmanın heyecanını yaşıyoruz, burada bulunan tüm canlara teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.

BAF başkanı israfil Erbil, Mehmet Yüksel Dede, Hüseyin Gazi  Metin Dede, Bournemouth Akm ve Cemevi yöneticisi Elif Temel, Doncaster AKM ve Cemevi eş başkanı Gülay Dalkılıç, Edinburgh AKM ve Cemevi başkanı Zekeriya Armut, Hull AKM ve Cemevi başkanı Ali Ekber Aktepe, Nottingham AKM ve Cemevi eski başkanı Duran Aytaç, Glasgow AKM ve cemevi eski başkanı ve BAF başkan yardımcısı Aynur Akel, Leicester AKM ve Cemevi yöneticisi Hasan Şen, Northamptonshire AKM ve Cemevi başkanı Maksut Demir, Britanya Alevi Gençlik federasyonu adına Pınar Aksu, Britanya Alevi kadınlar Birliği adına Hanım Güldede, birer konuşma yaparak alevilerin birlik ve beraberliğinin önemini vurguladılar. Çok sayıda kurum temsilcilerinin hazır bulunduğu geceye çok sayıda BAF yöneticileri ve AKM kurum yöneticileri katıldı.

Deyişler ve semahlar icra edildiği gecede Tara Jaf, Özlem Taner ve Erol Parlak sahne aldı. Ayrıca orkestra ekibi unutulmaz eserler seslendirdi. Gecenin hazırlanmasında ve sunulmasında emeği geçen Ozan Toprak ve semah eğitmeni Saffet Yürükel’e teşekkür eden yöneticiler, banatçılara ve eğitmenlere gece sonunda birer pilaket takdim ettiler.

eurovizyon.co.uk

Alevi akademisyenlerden çalışma grubu

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu bünyesinde akademik çalışmaları başlatmak üzere akademisyenler bir araya gelerek, çalışma grupları oluşturdu. Çalışma grupları önümüzdeki süreçte ihtiyaçlarda göz önüne alınarak genişletilecek.

AABF Eski Eğitim Sorumlusu İsmail Kaplan, AABF Yönetim Kurulu Üyesi Dr.Hüseyin Akpınar, Hamburg Üniversitesi Alevilik Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Handan Aksünger, BW Weingarten Eğitim Fakültesi Alevi Pedagojik Ana Bilim Dalı Başkanı Prof.Hüseyin Ağucenoğlu, Bonn Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Hıdır Çelik, Dortmund Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Kemal Bozay, AABF Eğitim Sorumlusu Yılmaz Kahraman, AABF Genel Başkan Yardımcısı Aziz Aslandemir, AABF Eğitim Sorumlusu ve Genel Sekreter Yardımcısı Melek Yıldız, Almanya Alevi Gençler Birliği Eş Başkanı Umut Güzel, Almanya Üniversiteler Birliği Başkanı Cem Özcan, Pedagog Ayla Genç katıldı.

Rêya Heq Ocaklarının Pirler Çalıştayı

ERDOĞAN YALGIN

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), tarihsel ve toplumsal belleği güçlendirmek amacıyla 30 -31 Ocak 2016 tarihleri arasında Rêya Heq süreğinde “Pirler Çalıştayı”nı Dersim’de; gerçekleştirdi. 2 gün süren Pirler Çalıştayı’na, Kürdistan, Türkiye ve Avrupa’dan çok sayıda Ocakzâdeler, Zakirler, Araştırmacı, Yazarlar katıldılar. Örgütsel düzeyde ise Türkiye ve Kürdistan’daki DAD şubelerinin yöneticileri, Avrupa’dan Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Alevi Aktivistleri katılım gösterdiler.

Pirler Çalıştayı’na, Paris’ten Kurêşan Ocağının Dervêş ailesinden Pir Hasan Ulucan ile birlikte kaltıdık. Çalıştaya ilişkin bazı gözlemlerimi sizlerle, kısaca paylaşma gereği duydum. Çalıştay programına başlamadan önce uyandırılan cerağ ile, Pirler ve Analar tarafından verilen gulbanglarla (doğaçlama dua) saygı duruşu merasimi yapılarak, lokma dağıtıldı. Gulbangların ardından bağlama ile terenüm edilen nefeslerle, çalışmalara başlandı.

Rêya Haq “Pirleri Çalıştayı”nda; “Hak ve Hakyol, Hakikat yolunda dil ve doğamız, Rêya Heq inancında Kadın, İnanç kültürümüzün dünü bügünü” konulu üst başlıklar tartışıldı. Yoğun geçen tartışmalarla içsel ve dışsal sorunlar ele alındı. Otantik yol süreğinin ortak hafızalarda kalan bazı verilerinin, Kürtçe diliyle anlatılması çoğu zaman duygusal anların yaşanmasına vesile oldu. Rêya Heq itikatının ocaklar sisteminde yitip giden birçok köksel değerlerin derlenip-toparlanmaması halinde, bu kadim inançı büyük tehlikelerin beklediği, sözel anlatımlardan bir kez daha anlaşıldı. Dolayısıyla itikat süreğinde yer alan ocak Pirlerinin; bir an önce kendi talipleriyle buluşması, onlarla hasb-ı hal olmaları ve birlikte yol yürümeleri gerekmektedir. Ocak taliplerinin ise ocaklarına sahip çıkmaları, Pirlerini arayıp-bulmaları, atalarından kendilerine miras kalan bu antik değerler manzumesini ana dilleriyle yaşayarak geliştirmeleri elzemdir.

Gola Çetu’da basın açıklaması

Pirler Çalıştayı’nın 2. Gününde (31.01.16) çalıştay katılımcıları toplu olarak bir basın açıklaması yaptılar. Rêya Heq itikat ocaklarının Ocaxzâdeleri/ Pirleri; içinde bulunduğumuz Xizir (Xızır) ayı vesilesiyle, Xizir’ın göründüğüne inanılan Dersim girişindeki Gola Çetu’da, çıralar eşliğinde gulbanglarla (doğaçlama dua), yaptıkları ortak basın açıklamasında; Kürdistan‘da yürütülen katliamları kınadılar. AKP’nin, Kürt illerinde, Kürtlere karşı yürüttüğü sinsi-planlı yok etme politikalarını derhal durdurmalarını ve hemen müzakare masasına dönülmesini istediler.

Rêya Haq itikatının Ocaxzadeleri/ Pirleri; artık Kürt illerinin birer Kerbelâ’ya çevrilmemesini, aksi halde bu ülkenin bütün şehirlerinin Kerbelâ olup, Suriyeleşeceği uyarısında bulundular. Xizir’a niyaz ederek; Xizir’dan kötülerin-kötülüklerin def edilmesini, haklının yanında hazır ve nazır olmasıni temeni ettiler. Xizir için çıralar yakan analar; Kürt halkının haklı olan özgürlük mücadelesinin ve Rêya Heq bağlılarının yanında saf tutmasını, anaların ağlamaması için dilek ve temenilerini dile getirdiler.

Çalıştaya katılan başta Pirler olamak üzere bütün katılımcıların ortak bir istek ve temenileri vardı. O da; Kürt aşiretleri içinde Dersim merkezli gelişen Rêya Heq Aleviliğinin ocaklarına bağlı taliplerin ve Pirlerinin vicdanen ve ahlaken kendi atalarının yolunda yürümeleriydi. Atalarının hiç bir baskı ve zulüm karşısında eğilmeyen, zalime karşı direnen o vicdanlı duruşlarına sahip çıkılması gerektigine ilişkin vurgulu duygusal mesajları halen katılımcılar ve izleyiciler tarafından tartışılmaktadır. Meselâ Gola Çetu’da topluca yapılan basın açıklamasında itikat Pirleri; “Zalimin, zulmü karşısında sessiz kalırsak eğer; Dergahlarımız, Pirlerlerimiz, Ewliyalarımız, Wayirlerimiz (sahiplerimiz) bu sessizliğimizin hesabını bizden sorarlar! Bizler, haksızlıklara karşı sessiz kalarak, atalarımıza ihanet edemeyiz!” ortak temenilerinde buldular.

Vicdanımızın sesini dinleyelim, direnelim

Nuray Bayındır/İrfan Dayıoğlu

Son yılların en büyük katliamı Cizre’de yapıldı. AKP faşizmi bu katliamla ne kadar pervasızlaştığını, akıldışılaştığını bir kez daha gösterdi. Bizler günlerdir çığlık çığlığa yardım bekleyen bu insanlara ulaşılıp kurtarılmaları için elimizden geleni yapamadık.  Bu devleti yönetenlerde ar ve namus olmadığını bildiğimiz halde etkili eylem biçimleri hayata geçiremedik. Bundan dolayı istemeden de olsa işlenen bu insanlık suçuna ortak olduk.

Yaşanan büyük bir vahşettir. Katledilen insanlıktır, vicdandır. Vicdanımıza sahip çıkamadık. Ölenlerin bedenlerinde kurşun izi olmadığı söyleniyor. Yanmış ceset fotoları yayınlanıyor. 60 yaralı insanı diri diri yakarak öldürdükleri anlaşılıyor. Bu katliamı yapanlar dün Madımakta onlarca insanımızı yakanlarla aynı kişilerdir. Bunlar can almaya kodlanmış insan suretinde robotlardır. Bunlardan vicdanlı olmalarını beklemek gaflettir. Biz gaflete düştük. Sokakları süresiz işgal edemedik. Dünyaya bu insan çığlıklarını duyurmada yetersiz kaldık. Erdoğan faşizminin batılı emperyal güçlerin desteği ile hareket ettiğini göremedik.  Çılgınlaşan Erdoğan’ı durdurmak için etkili eylem biçimleri geliştiremedik.

Elbette bunları söylerken suçun sadece bizde olduğunu söylemiyoruz. Elbette suçlu faşist AKP devleti ve onun destekçisi sözde insani değer sahipleri batılı kapitalist devletlerdir. Onlar için önde gelen ülke çıkarlarıdır.  Onlar için insani değerleri savunmak eğer ekonomik çıkar getirecekse anlamlıdır.

Bu katliam bir milattır. Kürtler ile Türklerin arasındaki son bağı koparma eylemidir. Bundan sonrası tufandır. Bir halkı top yekün imhayı göze almış çakal sürülerine dur diyemezsek tarih bizi affetmez. Halkların birleşik gücü karşısında

Eyy AKP faşistleri devlet kere sizin vicdaniza tükürürüyoruz. Günlerdir iki bodrum katına sığınmış 60’a yakın yaralıyı katlettiniz. Buyrun Türklüğünüzle, büyüklüğünüzle, yenilmezliğinizle övünün çakal sürüleri, leş yiyiciler. Yaralı sivil insanları katledip PKK’li yaptınız. Sizde bir milim kadar ahlak, ar ve namus kalmamış, unutmayın bu yaptığınız son katliam ile Kürt halkı ile olan son bağı da kopardınız. Şimdi ne kadar sevinip, Kıvanç duysanız ve duvarlara ‘Ne mutlu Türküm diyene ‘ diye yazsanız azdır.

Katletmek belki size yetmez. Gidin o binalara Türk bayrağını da asın ki övüne övüne bitiremediğiniz bayrağınızın kırmızısının nereden geldiğini herkes görüp bilsin.

Ey faşizme çanak tutan medya yalakaları, faşist çakallar, dönün tarihe bir bakın, sizden de başka kimse var mı , yaralı insanları katlettiği için övünen ?  Yaptığınız bu katliama bir sıfat bulmakta vicdanımız zorlanıyor.  Bölgedeki tek müttefikiniz IŞİD barbarlarının zalimliği bile sizin bu yaptıklarınız karşısında bir hiç kalır. Ey AKP faşistleri hele bir dönün tarihe bakın, hangi devlet kendi vatandaşı olan yaralıların etrafını onbinler ile sarıp, haftalarca sürdürdüğü bir şov ile katleder.

Öte yandan tüm Uluslararası kamuoyu , adeta canlı yayından an be an verilen bu katliama seyirci kaldı. Eyy batının sözde demokratik ülkelerinin yöneticileri, sizin sözde insani dediğiniz değerlerinizin içinin ne kadar boş olduğu bu olayla ortaya çıktı. Unutmayın ki sessizliğiniz onaylamak anlamına geliyor. ekonomik çıkarlara endeksli, tüm insani, ahlaki, vicdani değerlerden yoksun tutumunuzla TC faşistlerine destek oldunuz. Övüne övüne bitiremediğiniz insani değerlerinize yüz çevirdiniz. Siz de şimdi ne kadar kıvançlı olsanız azdır.

Dönüp düne baktığımızda arkamızda onurlu bir tarih, boyun eğmez bir duruş bırakmışız diyebilmek için, bugün bulunduğumuz her koşulda dik durmayı, zalimlere karşı mazlumların safında durmayı görev bilmemiz gerekiyor.

İnanıyoruz ki, başta Kürt halkı bölgenin tüm mazlum halkları, mazlum inançları ve mazlumlardan yana saf tutmayı bir yaşam gerekçesi yapmış devrimciler faşizme boyun eğmeyecek ve Erdoğan celladına gereken cevabı vermekte gecikmeyecektir.

Zalimin önünde diz çökmektense, hükmedenlere biat etmektense ölümü yeğ tutan bir geleneğin sürdürücüleri olarak bölgenin tüm ilerici güçleri el ele, omuz omuza vererek faşizmi döktüğü kanda boğacaktır. Yeter ki  vicdanı karartmayalım…