Ana Sayfa Blog Sayfa 6350

Alevilerin partisi artık HDP’dir

HDP İzmir Milletvekili Müslüm Doğan “Alevilerin partisi HDP’dir” dedi. Türkiye’de  kardeşçe bir arada yaşamanın koşullarının her geçen gün zorlaştırıldığı tarihi bir süreçten geçildiğinin altını çizen Doğan, Alevilerin bu tarihi süreci iyi değerlendireceklerine inandığını belirtti ve “HDP inanç özgürlüğü diyor. Ben inanıyorum ki, inanç özgürlüğü diyen tüm Alevilerin partisi artık HDP’dir” dedi.

HDP’nin kuruluşunda yer alan ve 7 Haziran’da HDP’den milletvekili seçilmeden önce Pir Sultan Abdal Derneği Genel Başkanlığı’nı sürdüren HDP milletvekili ve adayı Müslüm Doğan, 1 Kasım seçimlerine sayılı günler kala çeşitli kurum ve kuruluş ziyaretlerini sürdürüyor.

Bugünü Kınık’ta geçiren Müslüm Doğan Anadolu Erenleri Derneği Şubesi’ni ziyaret etti. Ziyarette dernek üyeleri ve Dernek Başkanı Ali Apaydın tarafından karşılanan HDP Milletvekili Doğan, 7 Haziran ile 1 Kasım arasının Türkiye tarihi açısından çok önemli olduğuna dikkat çekti.

nkara Katliamı’nın yaşandığı gün olan 10 Ekim’in Hz. Hüseyin’in katledildiği gün olduğunun da altını çizen Müslüm Doğan, HDP’nin tüm ezilmişleri, ötekileri, tüm halkları biraraya toplamadığını ve iktidarın da bundan korktuğu için baskısını artırdığını belirtti ve “Partimiz inanç özgürlüğünü savunuyor. Ben inanıyorum ki inanç özgürlüğünü dileyen tüm Alevilerin partisi artık HDP’dir. Ziyaretlerimde bunu tespit ettim” şeklinde konuştu.

HDP’nin tüm baskılar ve saldırılar karşısında ilkeleriyle dimdik durduğuna da vurgu yapan Doğan “Mecliste Suriye’deki Aleviler, Ezidiler, Kürtleri bombalamak için çıkarılan savaş tezkeresine net bir şekilde karşı duran tek parti HDP oldu.“ dedi. 

Cemil Bayık, Antep, Adıyaman, Maraş ve Malatya halkına seslendi

Antep, Adıyaman, Maraş ve Malatya halkına seslenen KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, “1 Kasım seçimlerinde Maraş ve Malatya milletvekilleri çıkaracaktır, Adıyaman ve Antep çıkardığı milletvekili sayısına yenilerini ekleyecektir” dedi.

1 Kasım seçimlerine ilişkin, Antep, Adıyaman, Maraş ve Malatya halkına seslenen Bayık şunları söyledi:

Partimizin ve mücadele tarihimizin çok önemli bir kesiti, başlangıcı, temeli Antep, Adıyaman, Maraş ve Malatya gibi alanlarda geliştirildi. Buralarda önemli çalışmalar yürütüldü, hareketimiz bu çalışmalarla Kürdistan’a adım attı. Kürdistan’da önemli gelişmeler yaratarak, günümüzdeki düzeyi yakaladı. Bu alanlarda yurtseverlik ve demokrasi oldukça güçlüdür. Buralarda emekçiler güçlüdür, çeşitli halklar, kültürler ve dinler bir arada yaşamaktadır. Tam da demokratik ulusun gerçekleşebileceği bir alanı ifade etmektedir.

HDP Türkiye’de demokratik ulusu geliştirmeye çalışan tek partidir. HDP Türkiye’de yeni bir Türkiye’yi yaratmaya çalışan, demokratik cumhuriyeti yaratmaya çalışan tek partidir. Onun için bütün demokrasi güçlerinin emekçilerin, halkların, kültürlerin, dinlerin diktatörlüğe karşı olan faşizme karşı olan Erdoğan’ın sultanlığına karşı olan, savaşa karşı olan, demokrasiden yana olan bütün güçlerin HDP’ye oy vermesi gerekiyor. 1 Kasım seçimlerine çok az bir zaman kaldı. Bu zamanın çok iyi değerlendirilmesi gerekiyor. Herkesin sandıklara giderek, oylarını HDP çatısı altında birleşen demokrasi güçlerine, Türkiye’nin geleceğine vermesi gerekiyor. Sandıkları koruması gerekiyor. Devletin, AKP’nin hilelerini boşa çıkarmaları gerekiyor. Bu alanlarda geliştirilen Türk uluslaşmasını bunun için asimilasyonu, göçertmeleri, katliamları, kültürel soykırımları tersine çevirmeleri gerekiyor.

Biliniyor, ilk Türk ulus devletinin Kürdistan’a yönelik geliştirdiği Şarkı Islahat planının uygulandığı alan, Antep, Maraş Malatya ve Adıyaman’dır. Ve oradan başlayarak, Elazığ, Dersim, Erzincan, Erzurum hattına kadar uzatılmak istenmiştir. Bu alan aynı zamanda tarihte direnme alanıdır. Hem Kürtler için, hem Aleviler için, hem de muhalif olan bütün kesimler için bu alan dağları, onları koruyan dağlar haline gelmiştir. Bunun için faşist Türk sömürgeciliği bu alanı Şarkı Islahat planı ile bu konumdan çıkarmak istemiştir. Buraları, Alevilerden, muhaliflerden, Kürtlerden, demokrasi güçlerinden, sosyalist güçlerden, çeşitli halklardan, dinlerden ve kültürlerden temizlemek istemiştir. Bunda önemli ölçüde sonuç da almıştır.

Fakat gelişen Kürt özgürlük hareketi ile tekrar bu alanlar geçmiş tarihiyle buluşma yeniden adım atmışlardır. 7 Haziran seçimlerinde Antep’ten Adıyaman’dan HDP milletvekilleri çıkarmıştır. Bütün engellemelere rağmen, bütün iktidar olanaklarının kullanılmasına rağmen, küçümsenmeyecek sonuçlar alınmıştır. Maraş ve Malatya’da ise, milletvekili çıkarılamamıştır, oysaki buralarda çalışılırsa, buralarda da rahatlıkla milletvekilleri çıkarılabilir. 1 Kasım’da mutlaka ve mutlaka buralarda milletvekili çıkarılması gerekiyor. Adıyaman ve Antep’te ise milletvekili sayısının arttırılması gerekiyor. Çünkü bu alanda oldukça güçlü bir potansiyel var, bu 7 Haziran ile biraz harekete geçirildi, bazı sonuçlar alındı. Eğer 1 Kasım seçimleriyle bu potansiyel, bu enerji daha çok harekete geçirilirse, daha önemli sonuçların alınacağı bir gerçektir.

ADIYAMAN’DA KÜRTLÜK TAPTAZE OLARAK YAŞIYOR

Hala Kürtlük Adıyaman’da taptaze olarak yaşıyor. Bir bütününde yaşıyor. Yine Adıyaman’da Alevilik fazla bozulmamış, hala Aleviliği en çok da yaşıyor. Onun için Adıyaman’da Kürtlüğün ve Aleviliğin birleşmesi gerekiyor. Sünni Kürtlerle Alevi Kürtlerin Varto’da birleştiği gibi birleşmesi gerekiyor. Eğer birleşirlerse kesinlikle Adıyaman’da Alevilik ve Kürtlük egemen olur. Burada Alevilik ve Kürtlüğün egemen olması, Malatya, Maraş ve Antep’i yeniden geçmişi ile kimliği ile değerleriyle buluşturacaktır. Adıyaman’ın böylesi bir tarihi görev ve sorumluluğu vardır. Onun için Adıyaman’daki bütün Sünni ve Alevi Kürtlerin el ele vererek, çalışmaları gerekiyor. Orda sömürgeciliği, AKP’nin oyunlarını bir daha dirilmemecesine mezara gömmeleri gerekiyor. Kendilerinden beklenen budur. Layık olan da budur. Oysaki AKP Kürtlerle ve Alevilerle orada oynuyor. Onların iradesi ve değerleriyle oynuyor. Bir takım imkanlar da bazılarına sunarak, onların vasıtasıyla Adıyaman’ı Kürtlerin kalesi olmaktan çıkarmak istiyor. Halkımızın buna meydan vermemesi gerekiyor.

ANTEP’TE DEMOKRATİK ULUS ANLAYIŞI GELİŞİRSE SİSTEM PARTİLERİ BÜYÜK DARBE ALACAKTIR

Yine Antep Kürtlerin çoğunlukla yaşadığı bir merkezdir. Yine emekçilerin, yoğunlukla yaşadığı bir merkezdir. Çeşitli halkların, kültürlerin yaşadığı bir merkezdir. Eğer demokratik ulus anlayışı Antep’te iyi geliştirilirse, kesinlikle Antep’te AKP ve MHP benzeri partiler çok büyük darbe yiyecektir. Orda HDP milletvekillerinin büyük bir çoğunluğunu kazanabilir. Bunun için çalışmaları gerekiyor.

Bunun için bu potansiyeli harekete geçirmeleri gerekiyor.

MARAŞ’TA YAŞAYAN ÇERKEZLER, TÜRKMENLER DE KİMLİKLERİNE SAHİP ÇIKMALI

Yine Maraş katliamlar yaşamış bir Kürdistan şehridir. Bunu Türk devleti faşistler, kontrgerilla bilinçli geliştirdi. Maraş’ı Kürtlerden, Aleviler ve muhaliflerden temizlemek istediler. Onun için Maraş’ta Pazarcık benzeri yerler adeta boşaltıldı. Bunu geriye çevirmek gerekiyor. Avrupa’ya giden Alevilerin, Kürtleri yine muhalif kesimlerin yönünü Maraş’a çevirmeleri gerekiyor. Topraklarına sökülmemecesine yeniden kök salmaları gerekiyor. Maraş yöresinde sadece Kürtler, Aleviler, Sünni Türkler, Türkmenler yaşamıyor. Çerkezler de yaşıyor. Çerkezlerin, Türkmenlerin kimliklerine, değerlerine, iradelerine sahip çıkmaları gerekiyor. Onların yeniden canlılık kazanması, kökleri ile buluşmaları, iradeleşmeleri Kürtlerle birlikte olmaktan geçiyor. Kürtlerle Alevilerle, birleşemeyen Türkmenler, Çerkezler hiçbir zaman erimekten kendilerini kurtaramazlar, yem olmaktan kendilerini kurtaramazlar. Bunun derin bilinciyle hareket ederek, Alevi ve Kürtlerle demokrasi güçleriyle bunları temsil eden HDP ile bütünleşmeleri gerekiyor.

HDP demokratik ulusu geliştiren tek partidir. Demokratik cumhuriyeti geliştiren tek partidir. HDP’nin iktidara taşınması ile Türkiye’deki halklar, kültürler, dinler kendi iradelerine, kimliklerine, değerlerine kavuşacaktır. Kendilerini özgürce örgütleyip ifade edeceklerdir. Bunun dışında onlara irade kazandıracak, tarihleri ile kökleriyle, değerleriyle buluşturacak başka güç yoktur. Umuyorum ki, Maraş yöresindeki Çerkez halkımız, Türkmen halkımız, Kürtler, Sünniler, Türkler, Aleviler bu seçimlerde demokrasiden yana güçlerini birleştirip sandıklara gidip HDP’ye oylarını vereceklerdir. HDP’yi daha ileriye taşıyacaklardır. HDP’yi ileriye taşımak demek, kendini ileriye taşımak demektir.

MALATYA, ŞARKI ISLAHAT PLANINI BOŞA ÇIKARACAK İLLERİN BAŞINDA GELİYOR

Yine Malatya Kürtlerin, Alevilerin, sosyalistlerin, emekçilerin, çeşitli halkların, kültürlerin yaşadığı bir ilimizdir. İliyle, kazalarıyla, köyleriyle böyledir. Bir yanıyla Kürtlüğü temsil ediyor, bir yanıyla emekçileri, bir yanıyla Alevileri, bir yanı ile Sünnileri temsil eden bir alanımızdır. Mozaiktir, demokratik ulusun vücut bulacağı alanların başında geliyor. Yine Şark Islahat planını boşa çıkaracak illerin başında geliyor. Eğer Malatya, Adıyaman ile Maraş ile Antep ile birlikte değerlerine sahip çıkarsa, iradesine sahip çıkarsa, demokrasiye, demokratikleşmeye, özgürlüğe sahip çıkarsa savaşa karşı durursa, faşizme, diktatörlüğe, sultanlığa karşı durursa, Malatya’da da bu seçimlerde önemli sonuçlar elde edilebilir.

Malatya, Maraş, Antep, Adıyaman ile bütünleşebilir, bir bütün bunlar Kürdistan ile bütünleşebilir, Türkiye’deki demokrasi güçleri ile bütünleşebilir.

Kendilerinden beklenen budur. Umuyorum 1 Kasım seçimlerinde Maraş ve Malatya milletvekilleri çıkaracaktır, Adıyaman ve Antep çıkardığı milletvekili sayısına yenilerini ekleyecektir. Büyük bir tokadı, Şark Islahat planının uygulandığı alanda tersine çevirip, sömürgeci Türk devletine, Erdoğan’a ve AKP’ye vuracaktır. Ben bu temelde bu alanlardaki bütün halklarımıza 1 Kasım seçimlerinde üstün başarılar diliyor, selam ve saygılarımı sunuyorum.

bestanuce

 

Dilek Doğan, Beyaz Toros ve Alevi Katliamları…

CAN KASAPOĞLU

1 Kasım’a beş kala Alevilere bir kez daha hatırlatalım dedik..

İki hafta önce İstanbul’da düzenlenen terör operasyonunda vurularak ağır yaralanan Dilek Doğan hayatını kaybetti. Dilek Doğan iki haftadan bu yana yoğun bakımda tedavi görüyordu. Dilek Doğan’ın ölümünün ardından sosyal medyada Alevi- Kürt tartışmaları yeniden başladı. Dilek Doğan’ın ağabeyi iki gün önce bir açıklama yaparak ailesinin hem Alevi hem Kürt olduğunu açıklamıştı.
‘Taklit’ başbakan Davutoğlu ‘Biz iktidardan düşersek beyaz Toroslar gelir’ demişti.
İşte ak Toroslar geldiler ve Dilek’i vurdular. Faili meçhul (aslında belli) cinayetler hâlâ işleniyor.
24 yaşındaki Kürt ve Alevi bir genç kız, evine arama yapmaya gelen polise ‘Ayakkabınızla girmeyin’ dediği için katlediliyor.
Üstelik bugüne kadar herhangi bir soruşturma başlatılmadı. Tıpkı Maraş’ta, Dersim’de, Sivas vb olduğu gibi yani..
Kamuoyu baskısı yüzünden başlatılan göstermelik soruşturmayla sorumlular aklanmaya çalışıyor. Ve Dilek Doğan vurulduğu gün, sırf kamuoyuna ‘terörist’ imajı verebilmek için göstermelik bir soruşturma açılıyor. Dilek Doğan’ın çalıştığı adres belli, evi belli. Kaçmıyor, bir yere gitmiyor.
Ama İstanbul’un göbeğinde ak Toroslarla gelen polislerin kurbanı oluyor. Ama Dilek kızımız hem Kürt ve hemde Alevi.. Yani Osmanlıdan TC’ye ve günümüze değin yapılan Alevi kıyımlarının ne ilki nede sonuncusu..
Bir kısa hatırlatma yapmak gerekirse;
Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Kızılbaş Alevi politikası hep inkar, soykırım katliam ve asimilasyon oldu.

1-OSMANLININ ALEVİ KIYIMLARI
İslamiyetin ortaya çıkışından Osmanlya ve sonrasında Türkiye Cumhuriyeti’nin başından günümüze kadar Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Kızılbaş Alevi politikası hep inkar, katliam ve asimilasyon oldu.
Özellikle 1400’lü ve 1500’lü yıllar başta olmak üzere Osmanlı tarafından sayısız ‘Ferman’ çıkartılarak Kızılbaşların-Alevilerin katli vacip ilan edildi.
Osmanlı döneminin en kapsamlı Alevi kıyımı ise 1514’de Şah İsmail ile Yavuz Sultan Selim arasındaki ‘Çaldıran savaşı’nın öncesinde 60.000 Kızılbaş Yavuz tarafından katledilmiştir..
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP Hükümeti ise, ‘Osmanlı Alevi katliamı yapmamamıştır’ diyerek hem ‘biz Osmanlı torunlarıyız’ diyor, katliamcı geleneğe sahip çıkıyor ve hem de köprü, havalanı vb yerlere Alevi katliamcı ve soykırımcıların
adlarını vererek adeta Alevilerle alay ediyor..

2-KOÇGİRİ KIYIMI; 6 Mart 1920
Koçgiri Katliamı Osmanlı sonrası kurulan idarenin Kürdler’e yönelik ilk icraatı olarak, adeta ardından gelecek vahşi uygulama ve katliamların habercisi olmuştur. Bu katliamı 1925, Zilan, Dêrsim ve diğer katliamlar izlemiştir.
Güney-batı Dêrsim olarak da bilinen Koçgiri, 1920’li yıllarda 135 köy ve kırk bini aşkın nüfustan oluşmaktaydı. Bu bölge 18. yüzyıl sonlarında, Osmanlı Sadrazamı Kör Yusuf Ziyaeddin Paşa’nın, Kürdistan’daki tenkil harekâtı sırasında ilk darbeyi yemiştir. Birçok çatışmanın yaşandığı bu harekâtta Sadrazam ve Serdar Kör Yusuf Ziyaeddin Paşa, eski Osmanlı yöneticileri gibi Alevi Kürdleri olan bölge halkından bir gecede hileyle 150 aşiret reisinin başını keserek, aşiretleri cezalandırma yoluna gitmişlerdir.
Ulusalcılar, Kemalistler ve genç(?) TC ise, ‘Sevr’ciler, İsyancılar’ vs diyerek katliamı ‘meşru’ göstermeye çalışageldiler..

3-DERSİM SOYKIRIMI; 1935-38
Hedef, Kürtlük, Alevilik ve Aleviliğin kutsal coğrafyası idi..
Türk devleti 1937 yılında kendisine direnç gösteren kesimleri soykırım uygulayarak ortadan kaldırdı. 1938 yılında ise, kendisine biat edenden, işbirlikçiye, tarafsız durandan devleti kutsayana kadar kesimleri soykırımdan geçirdi. Dersim’de yapılanlar Birleşmiş Milletler soykırım tarifine kesin tarzda uyuyor. Onun için artık Dersim Katliamı vs gibi kavramlar yerine “DERSİM SOYKIRIMI” kullanmak, yapılanı doğru adıyla anmak demektir.
Seyit Rıza ve 6 dava arkadaşı idam edildi.
Dersim’de 70.000 ila 100.000 İnsan katledildi. On binlercesi sürüldü. Selvi boylu, ince yürekli Kürt kadınları ve kızları, nefret ettikleri askerin eline düşmemek için, kendilerini uçurumlardan aşağı bıraktılar. Devlet, yediden yetmişe Dersim Kürtlerini fareler gibi zehirli gazla gazladı ve her türlü yöntemle katletti. Sonra geride kalan halka Kemalizm beyaz katliamı dayattı.
Diğer yandan CHP, Dersim halkına yapılan soykırımın adıdır. CHP, Dersim soykırımı yapan Kemal Atatürk ve İsmet İnönü partisidir. CHP, askerdir, Kemalist bürokrasidir, asimilasyondur. CHP; Dersim katliamıdır.

Ancak; ‘Dersim Soykırımında Yaşananlar M.Kemal Atatürk’ün, Devletin, CHP’nin Rolü’nün iyice su yüzüne çıkmasına rağmen başta özür bile dilemeyen Devlet-CHP, Ulusalcılar, AKP-MHP vb kesimlerce hala inkar edilmesi yada Dersimin acıları üzerinden siyaset yaptıkları görülmektedir..

4-KIRIKHAN’da ALEVİLERE SALDIRI; 5 Mart 1971
Sonraki Alevi katliamlarında olduğu gibi, etnik ve sermaye-sefalet çelişkileri açısından kozmopolit bir bölge olan Hatay-Kırıkhan seçilmiştir. Yörede Kürtler, Türkler, Araplar ve son Ermenilerin mensup olduğu Alevi, Sünni ve Hıristiyan unsurlar yaşamaktadır. Bu nedenle etnik ve dinsel açıdan farklılıkları olan bir yerleşim birimidir.
5 Mart 1971’de çevre il ve ilçelerden gelen 20-30 bine yakın saldırgan, Kırıkhan’a yığıldı (…) Kırıkhan çarşısı kaynıyor, cihad çağrıları ve faşist sloganlar yankılanıyordu. Cuma namazından çıkanlar ve dışardan gelenlerle, 30 bin kişiyi aşkın bir topluluk oluştu.
Alevilere ait iş ve evlerin yakıldığı, yağmalandığı kanlı Kırıkhan Olayları’nda 3 kişi yaşamını yitirmiş ve onlarca kişi ise yaralanmıştır..
Diğer katliamlarda olduğu gibi Kırıkhan olaylarında ise susçluları bulup yargılaması gereken devlet, yine ‘baba’ rolüne soyundu ve Alevi vatandaşları ‘incitmezler’ diyerek okşamaya çalıştı..

5-MALATYA KATLİAMI; 17-20 Nisan 1978
Hedef yine Alevilerdi..
18 Nisan 1978’de sabahın erken saatlerinden itibaren kente, komşu il ve ilçelerden, köylerden akın akın insan gelmeye başlamıştı. Gelenler, ülkücü-faşist, gericilerden oluşuyor ve her şey devletin güvenlik(!) güçlerinin gözü önünde cereyan ediyordu.
Ellerinde özel hazırlanmış sopalar, zincirler, nacak gibi saldırı aletleri bulunuyordu. Yüzleri maskeli olan çok sayıda kişi de toplanan grupların önüne geçtiler. 17 Nisan 1978 akşamı başlayan saldırı, tahrip ve silahlı çatışma; 20 Nisan akşamına kadar sürdü. Bu süre içinde sekiz kişi ölmüş, yirmisi ağır olmak üzere yüz kişi yaralanmış, 100 işyeri ve konut tamamen olmak üzere, toplam 960 işyeri ve konut tahrip edilmiştir. Olaylar sırasında onlarca araba vb vasıta zarar görmüştür.
Yapılan barajlardan ötürü köyleri, yeri-yurdu sular altında kalan ve göç etmek zorunda bırakılan Alevilere karşı gerçekleştirilen katliamda devlet yine sessizce izledi ve suçluları cezalandırmadı.

6-MARAŞ KATLİAMI; 19–26 Aralık 1978
Hazırlığının aylar öncesinden başlatıldığı kanlı Maraş olayları 1978’de 19-26 Aralık günleri arasında yaşandı ve Yüzlerce kişi öldürüldü.
Alevilere ait 1000’e yakın ev yakıldı, 100’lerce işyeri tahrip edildi, yağmalandı.
Savcılığa göre, katliama karışanların sayısı 1350 kişiydi. Bunların 752’si ilk etapta tutuklandı.
Davalar 23 yıl sürdü. 22 kişi idam, 7 kişi müebbet hapis, 321 kişi de 1–24 yıl arasında ceza aldı.
1991’de çıkan TMK ile ceza alanların bir kısmının yattığı yıllara sayılarak ertelendi, diğerleri serbest kaldı.
Katliamda birinci dereceden rol aldığı belirtilen 68 kişiye ise hiç ulaşılamadı.
Maraş katliamı tetikçileri is eadeta ödüllendirilerek ‘milletvekili’ yapıldı..
CHP’nin iktidar, Eceviti’in ise başbakan olduğu dönemde gerçekleştirilen Maraş Katliami konusunda ise devlet yine Alevilerden özür dilemedi..

7-ÇORUM KATLİAMI; Mayıs-Temmuz 1980
Hedef Aleviler..
28 Mayıs-10 Temmuz 1980 arasında Çorum’un en işlek caddesinde ve çogunlugu gençlerden olusan sagcı gruplar (ülkücüler) ve gericiler elleri havada kurt isareti yaparak “kanımız alsa da zafer Islâmın, Alevilere, dinsizlere ölüm” sloganlarıyla yürüyüse geçmişlerdir.
İki ay gibi uzunca bir zamana yayılan süre içinde devletin gzetiminde katliam; 57 ölü, 200’ün üstünde yaralı; 300’e yakın ev ve işyerinin tahrip edilerek yakılmış, binlerce ailenin göçüyle noktalanmistir.
Yine Alevi yerleşim yerleri ve yine Alevilerin hedef alındığı Çorum olayları iki ay devam etmesine rağmen devlet, vatandaşını koru(ya)mamış yada ölüme terk etmişitir.

8-SİVAS – MADIMAK KATLİAMI; 2 Temmuz 1993
Sivas’ta 2 Temmuz 1993 yılında gerçekleştirilen Pir Sultan Abdal Şenliği’nde Madımak Oteli’nin yakılması ve 37 kişinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan olaydır.
Gericilerin ve faşistlerin, adeta askerlerin koruması altında yakılan Madımak Otelinde çoğu Alevi olan 32 aydın ve sanatçı, 1 çocuk ile 2 otel görevlisi yakılarak katledildiler..
Asıl olayın yaşandığı 3 Temmuz 1993 günü yaklaşık 10 bin kişiden oluşan saldırganlar önce kültür merkezine ardından Hükümet Meydanı’na gitti. Sloganlar atarak Hükümet Binası’nı taşladılar. İlerleyen saatlerde sayıları iki katına çıkan gurup Madımak Oteli’nin önüne gelerek slogan ve saldırılarına devam etti.
Gerici ve faşist güçlerin arkasında ise ‘Özel Harp Dairesi (ÖHD) bulunduğu açığa çıkan olaylarda failler göstermelik yargılamalar ile ‘sözde’ yargılanırken bir kısmı adeta korundu ve bir kısmı ise yurt dışına kaçırıldı. AKP Hükümeti ise dava’yı ‘Zaman Aşımına’ uğratarak kapatmaya çalıştı..

9-GAZİOSMANPAŞA (İstanbul) OLAYLARI-KATLİAMI; 12 Mart 1995
Hedef Aleviler..
12 Mart 1995 günü akşam saatlerinde İstanbul’da Kürt Alevilerin çoğunlukta yaşadığı Gazi Mahallesi’ndeki dört kahvehane ve bir pastane aynı anda kimliği belirsiz (ancak her zaman belli) kişilerce bir taksiden otomatik silahlarla açılan ateşle tarandı.
Olaylardan sonra yapılan otopsi sonucu ölen 17 kişiden hemen hemen tamamının polis mermisiyle hayatını kaybettiği belirlendi.
Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlayan yargılama süreci, beş yıl içinde otuz bir duruşma yapılarak 3 Mart 2000’de karara bağlandı.
Yargılanan yirmi polis memurundan Adem Albayrak dört kişiyi öldürmekten altı yıl sekiz ay, Mehmet Gündoğan iki kişiyi öldürmekten üç yıl dokuz ay hapse mahkûm edilirken, (cezalar ertelendi), diğer on sekiz sanık polisin ise beraatine karar verildi.

10-GEZİ KATLİAMINDA ALEVİLER YİNE HEDEFTE
Bir çok kişinin polis şiddeti yaşadığı, yaranladığı, gazlandığı, tartaklandığı, tutuklandığı ve kovuşturmalara mağruz kaldığı Gezi direnişi döneminde farklı ilerde tam 11 Alevi yurttaşı polis tarafından katledildi.
Katiller tutuklanmadı ve devlet tarafından korundu. Gezi katliamı döneminin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, polise talimatı bizzat verdiğini şu sözlerle dile getiriyordu: ‘Soruyorlar polise talimatı kim verdi?’ diye. Polise talimatı ben verdim ben.’’ Diyerek katliamı da üstlenmişti.
Bundan önceki soykırım ve katliamlardan ötürü devlet ve onun şimdiki yöneticileri ne suçluları cezalandırdı ve ne de Alevilerden özür dilemedi.. Bu durumda İnsan, ‘Gezi Olaylarında Öldürülen Çocukların Alevi Olması Tesadüf Mü?’ diye sormadan edemiyor..
Sonuç olarak Mayıs 2013’ün son günlerinde başlayan “Gezi Kalkışması”nda katledilen çoğu “Aleviler”di!..

Suruç’ta; “basın açıklaması”yaptıkları esnada öldürülen 34 gencin” çoğu da “Alevi” idi!..

10 Ekim günü Ankara’da patlayan “2 canlı bomba”nın katlettiği “102 kişi”den çoğu da, yine “Alevi”ydi!..

Evet, ölenlerin çoğu “Alevi”lerdi!..

Peki, sormak gerekmez mi;

Her üç olayda da, ölenlerin çoğunun “Alevi” olması bir “tesadüf”(!) müdür?

Asker ocağında(!) yaşamını ‘kaza’ ile yitiren, çatışmalarda öldürülen, cenazeleri camilere götürülen yada cemevlerine götürülmek istendiğinde buna karşı çıkılanların Alevi olması bir tesadüfmüdür?

SOYKIRIM ve KATLİAMLARDA CHP’nin ROLÜ

Türkiye’de Kızılbaş-Alevilerle ilgili tartışmalar devam ediyor. Temel hak ve özgürlüklerden yoksun bırakılan ve tarihsel süreç içinde sık sık katliamlara maruz kalan Aleviler, hala sorunlarına çözüm bulmuş değil. Geçmişte CHP, MSP, DYP, ANAP gibi devlet partilerinin uyguladığı, sürdürdüğü Aleviliği sistem içileştirme politikasını bugün AKP Hükümeti sürdürüyor.

Bununla birlikte Aleviler 1923 yılından sonra biri soykırım olmak üzere 6 büyük Katliama uğradı. Soykırım ve Katliamların olduğu tarihlerin 5’inde CHP hükümetteydi:
* 1937 Dersim Soykırımı – CHP tek parti.
* 1978 Malatya Katliamı – CHP (42. Başbakan Bülent Ecevit)
* 1978 Maraş Katliamı – CHP (42. Başbakan Bülent Ecevit)
* 1980 Çorum Katliamı – Adalet Partisi (43. Başbakan Süleyman Demirel)
* 1993 Sivas Katliamı – CHP öncülüğünde Sosyal Demokrat Halk Partisi (SDH)
* 1995 Gazi Mahallesi Katliamı – Doğru Yol Partisi’yle kurulan koalisyon CHP
Dolayısı ile Alevilerin tarihsel demokratik-parlamenter sistem içindeki tercihleri kadar, sürekli CHP ile olan ilişkileri de tartışmalı oldu. CHP’nin çoğu zaman arka bahçesi, oy deposu olarak gördüğü Alevilerin CHP ile ilişkinin birçok psikolojik, sosyolojik gerekçesi olmakla birlikte, bu ilişki hep eleştirilen ve tartışılan bir ilişki oldu. Çünkü CHP Cumhuriyet tarihi boyunca Alevilere yönelik geliştirilen bütün kapsamlı katliam ve soykırımların şu veya bu düzeyde içinde yer aldı ya da paydaşı oldu.

CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, “Cumhuriyet’in kurucu iradesiyle problemi olanların başkaları nezdinde itibarı olabilir ama CHP nezdinde itibarı yoktur. Olmayan itibarın iadesi diye de bir konu CHP’nin gündeminde bulunmamaktadır” demesi aslında CHP’nin gerçek yüzüdür..

Üstelik CHP Dersim Soykırımın arkasında dimdik duruyor. Bunu defalarca gösterdiler, ispatladılar. Daha önce CHP’li bir parlamenter parlamentoda ‘analar ağlamadı mı, ağladıysa ne oldu?’ demediler mi? Bugün CHP’li vekillerden biri ise kalkmış Seyit Rıza’ya iade-i itibar istiyor, bir diğeri ‘onun itibarı mı var bizim nezdimizde’ diyor.

CHP’nin (genel başkanları dahil) karanlık v ekanlı geçmişinden örnekleri çoğaltmak mümkündür..

Alevilere karşı uygulanan pozitif ayrımcılık, diyanetin kurulması ve tek din, tek devlet, tek millet, tek dil anlayışı ile başlamıştır ve bununda yegane sorumlusu CHP’dir..

CHP ve 1 KASIM SEÇİMLERİ

Hal böyle iken 1 Kasım Erken seçim döneminin gelmesi ile beraber CHP de sözde halkçı politikalarıyla işçi ve emekçi kitlelerin karşısına çıkmaya çalışıyor.

Başta Kürt halkının haklı, meşru talepleri ile Alevilerin haq talepleri karşısında somut, elle tutulur bir projeye sahip olmayan bir CHP görmekteyiz..

Dersim Soykırımı ve Alevi Katliamları ile yüzleş(e)meyen bir CHP başında kim olursa olsun Alevilerden oy istemeye, destek beklemeye hiç ama hiç hakkı-hukuku yoktur..

Kaldıki gerek cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ve gerekse ve gerekse yerel ile genel seçimlerde CHP, göstermiş olduğu adaylar ve söylemleri ile ne kadar milliyetçi olduğu göstermekle kalmamış aynı zamanda gerçek kimliğine bürünmüştür..

Dolayısı ile 1 Kasım seçimlerine giderken mevcut hali ile CHP’nin halklarımıza ve inançlarımıza verebileceği hiç bir şeyi yoktur..
TC’nin ve CHP’nimn 90 yıllık pratiği bizi doğrulamaktadır..

Şimdi 1 Kasım’da sandığa giden Kürt, Alevi, Emekçi, Kadın ve özellikle gençler, Öğrenciler, bir bütün olarak ötekileştirilenler; Osmanlıdan TC’ye ve Dilek Doğan’ların katledilmesi dahil yarınki katlimalrın da önüne geçmek için Halkların Demokrasi Partisi (HDP) seçmeleri aynı zamanda barışın, demokrasinin, özgürlüğün ve en önemlisi hesap sormanın adı olmalıdır..

1 Kasım’a beş kala Alevilere bir kez daha hatırlatalım dedik..

 

Partiler Üstü Alevi Parlamento Grubu Çalışmaları Başladı

Londra’da partiler üstü meclis grubu olarak da adlandırılan, partiler üstü Alevi parlamento grubu kurulması için çalışmalar başlatıldı.

İngiltere’nin başkenti Londra’da parlamento binasında gerçekleştirilen Alevilik grubu kuruluş çalışmalarına İngiltere İşçi Partisi Londra milletvekili Joan Ryan öncülük ediyor.

Britanya Alevi Federasyonu başkanı İsrafil Erbil, Londra Enfield belediye Meclis üyeleri Nesimi Erbil, Suna Hurman, Güney Doğan, Haydar Ulus’un yanı sıra çalışmalara Britanya Alevi Federasyonu yöneticileri de katıldı.

İngiltere parlamentosu partiler üstü grupların, İngiliz parlamentosu tarafından belirtilen kurallara uygun olması gerekiyor. İngiliz parlamentosu tarafından yapılan kayıt işleminin ardından karar, parlamentonun internet sitesi tarafından duyuruluyor.

İngiltere parlamenter yapısına göre kurulan partiler üstü gruplar çok geniş bir yelpazeye sahip olmakla birlikte, konu ve içerikleri açısından zengin bir çeşitliliğe sahip. Partiler üstü grupları oluşturan milletvekilleri ve lordlar’a parlamento dışındaki kişi ve kuruluşlar ile kendi grupları hakkında çalışma yürütmeleri için değerli bir fırsat sağlıyor

İngiltere Vakıflar Genel Müdürlüğü geçtiğimiz ay aldığı karar ile İngiltere’de Aleviliğin tek başına bir inanç olduğu ve Cemevlerinin ise Alevi inancının ibadethanesi olarak kabul edilmişti.

1 Kasım: Alevi seçmenler CHP – HDP arasında denge gözetiyor

Dört milyona yakın seçmeni bulunan Ankara’da Aleviler ağırlıklı olarak Çankaya, Mamak ve Yenimahalle ilçelerinde yaşıyor. Bu üç büyük ilçeden Çankaya ve Mamak birinci, Yenimahalle ise ikinci seçim bölgesinde yer alıyor.
Her seçimde Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) yoğun oy çıkan bu üç ilçedeki Alevi ve sol oylara Halkların Demokratik Partisi (HDP) de 7 Haziran’da olduğu gibi 1 Kasım’da da talip.
HDP, 7 Haziran’da Ankara’da oylarını önemli ölçüde artırdı ve özellikle birinci bölgede oylarını ikiye katlamasıyla Sırrı Süreyya Önder milletvekili seçildi.
HDP Ankara ikinci bölgeden milletvekili çıkaramasa da bu bölgedeki listesinde değişikliğe giderek birinci sıraya Mustafa Sarısülük’ü koydu.
Mustafa Sarısülük, Gezi Parkı protestoları sırasında Ankara’da polisin silahından çıkan mermiyle yaşamını yitiren Ethem Sarısülük’ün ağabeyi.
Peki, Çankaya, Mamak ve Yenimahalle’de yoğunluğu hissedilen Alevi ve sol-sosyalist seçmen bu kez CHP mi, HDP mi diyor?
‘Oylarını dengeli kullanmaya çalışıyorlar’
Alevi derneklerinin yöneticileri, oyların Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) iktidar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da başkan olmaması yönünde şekillendiğinde hemfikir.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanı Ercan Geçmez, gençlerin HDP’yi, orta yaş ve üzeri seçmenin ise CHP’yi tercih ettiğine ilişkin net bir ayrım yapmanın doğru olmayacağı görüşünde.
Geçmez, “Türkiye’de şiddet ve Cumhurbaşkanı [Recep Tayyip Erdoğan’ın] tek adam olma arzusu arttıkça Aleviler, oy kullanırken özellikle dengeli kullanmaya çalışıyorlar” diyor.
TIKLAYIN – 7 HAZİRAN SONRASI SÜREÇ CHP TABANINI NASIL ETKİLEDİ?
TIKLAYIN – CHP YENİ SEÇMENLERİ İKNA ETMEKTE NEDEN ZORLANIYOR?
Alevi seçmenlerin HDP’nin yüzde 12, CHP’nin de yüzde 25’in altına düşmemesi için kararlı durduğunu ifade eden Geçmez, “Bu dönemde evde üç oy varsa birisi HDP diğer ikisi CHP gibi yaygın bir görüş hakim” diyor.
Ankara’da, 102 kişinin yaşamını yitirdiği bombalı saldırının oyların rengini çok etkilemediğini aktaran Geçmez, sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Aleviler Ankara saldırısından önce de Türkiye’nin ne kadar çok sıkıntıya gebe olduğunu hissediyorlardı. Ölen 60’a yakın çocuk Alevi. Olaya bu nedenle daha duygusal yaklaşmaya başladılar. Hele Başbakan’ın [Ahmet Davutoğlu], Cumhurbaşkanı’nın bunu PKK’nın yaptığını söylemesi, IŞİD’i (Irak Şam İslam Devleti) görmemesi Alevileri daha da netleştirdi.”
‘1980 öncesi gibi’
Divriği Kültür Derneği Başkanı Metin Aktan da benzer görüşleri dile getiriyor. PKK’yla çatışmasızlık ortamının sona ermesiyle birlikte Alevi seçmende HDP’ye karşı kafa karışıklıkları yaşansa da bu ortamı AKP’nin oluşturduğuna ilişkin yorumların daha ağırlıkta olduğunu savunuyor.
HDP’nin Alevilere yönelik söyleminin çözüm açısından, CHP’ninkinden daha samimi görüldüğünü söyleyen Aktan, “Uzunca bir zamandır katı bir şekilde CHP’ye oy verenlerde bile HDP’ye karşı geçmişte olmayan ciddi bir sempati var. AKP’yi tek başına iktidardan HDP’nin uzaklaştırdığını düşünüyorlar. HDP, 7 Haziran’da Meclis’e girdi ama performansı görülemedi. 1 Kasım’da da aynı başarıyı elde eder ve iyi bir muhalefet yaparsa bir sonraki seçim bu kararsızlar da HDP’ye yönelebilir” diyor.
Pir Sultan Abdal Derneği Yenimahalle Şubesi ve Cemevi’nde görüştüğüm Alevi seçmen Kemal Bedir, Alevilerin evlerinde yaşanan parti tercihi tartışmalarını şöyle bir örnekle açıklıyor:
“1980 öncesi evlerde kardeşlerden biri sağcı, biri solcu olurdu. Şimdi biri HDP’li diğeri CHP’li. 7 Haziran’da da AKP iktidar olmasın diye oy verilmişti, yine aynı nedenle ağırlık CHP olmak üzere HDP’ye de verilecek.”
Mehmet Erol ise ailesindeki genç-yaşlı herkesin CHP’ye vereceğini savunuyor. Oyun renginin ise yöresel etkilerin belirlediğini ifade eden Erol, “İç Anadolu Alevileri ağırlıklı olarak CHP’ye, Güneydoğulu Aleviler ise HDP’ye veriyor” diyor.
‘Kürt karşıtlığı yok ama’
Dikmen’de yaşayan Birleşik Haziran Hareketi Türkiye Yürütme Kurulu Üyesi Ulaş Karakul ise meseleye başka bir bakış açısı getiriyor.
Gezi’de sokağa çıkanların, “diktatörlüğü yıkmak için” bir araya geldiğini, bu hareketi kim öncelerse de genç Alevi seçmenin oraya yönlendiğini, bunu da HDP’nin yaptığını söylüyor Karakul.
Mustafa Sarısülük’ün listede birinci sırayı alınmasını bunun göstergesi olarak gören Karakul, şöyle devam ediyor:
“Yine de Alevi seçmenin ağırlığı genç-yaşlı fark etmeden CHP diyor. Çünkü zihinlerinde ulusal bariyerler var. Türk bayrağı, Mustafa Kemal, laiklik, Aleviler için önemli. Bunu temsil eden parti de CHP. Bu seçmende Kürt karşıtlığı yok ama şu ya da bu gerekçelerle gidip oyunu HDP’ye vermiyor.”
Karakul ayrıca Alevi örgütlerinin sözcülerinin yönelimi ile Alevi kitlesinin siyasal eğilimi arasında bir bağlantı olmadığını savunuyor. Karakul’a göre, Alevi örgütlerindeki HDP’ye meylin aslında tabanda yoğun bir karşılığı da yok.
Batıkent Cemevi’nde görüştüğüm Sakine Gümüşlüoğlu, Birleşik Haziran Hareketi’nden Karakul’un yorumlarını haklı çıkaracak ifadeler kullanıyor.
Gümüşlüoğlu, HDP’ye oy vermeye taraftar olmadığını söylüyor ve gerekçesini, “Şimdi güzel sözler söylüyorlar ama yeniden Kürtçü politikalara döner endişesi taşıyorum. Bu nedenle de oy vermeyi kesinlikle düşünmüyorum” diye açıklıyor.
Birçok kadın da onun bu sözlerini başlarını sallayarak onaylıyor ama Gümüşlüoğlu’nun arkadaşı Gülay Doğanoğlu buna itiraz ediyor. Kendisinin de CHP’ye oy vereceğini söyleyen Doğanoğlu’nun yine de gönlünde yatan parti HDP. Nedeni şöyle anlatıyor:
“AKP’yi iktidardan ancak HDP indirir. Geçen seçim oyumu Ağrı’da kullandım. Orada iki parti var. AKP’ye vermeyeceğim için HDP’ye verdim. Bu seçim oyumu Ankara’da kullanacağım. Eşim de ben de yine HDP’ye vermek istiyoruz ama 2. Bölge’den milletvekili çıkaramıyorlar. Oyumuz boşa gitmesin diye CHP’ye vereceğiz.”
‘Son nefesine kadar Atatürk dedi’
Mamak Tuzluçayır, 1980 öncesi de dahil Ankara’nın en politik semtlerinden biri. Tuzluçayır Meydanı, neredeyse her gün protesto eylemlerine sahne oluyor.
Tuzluçayır’daki Ankara Cem Kültür Evleri Yaptırma Derneği Başkanı Mehmet Uzuner, 30 yaş üstü Alevi seçmenin CHP’den başka bir partiye gitmesini çok mümkün görmüyor. Uzuner, bu seçmende CHP’nin, “Atatürk’ün partisi ve laikliğin savunucusu” olarak görüldüğünü kaydederek şöyle devam ediyor:
“Annem 93 yaşında ölürken bile Atatürk diyordu. Babam da öyle. Tuzluçayır’da, 7 Haziran’dan farklı bir oy tercihi görünmüyor. Gençler HDP, orta yaş üstü CHP diyor. Ben geçen seçim kim gelirse gelsin hiçbir şeyin değişmeyeceğine inandığımdan seçimleri protesto ettim. Bu seçimde de hâlâ kararsızım.”

Alevi Kurumları Birlik Koordinasyonu, Aşure’ye katılım çağrısı yaptı

 

Gazetelerin ve Televizyonların Genel Yayın Yönetmenlerine

DAVETİYE

Alevi toplumu Yas-ı Muharrem Orucunu tutuyorlar. Yastalar.

Kerbela’da Yezit tarafından ona biat etmeyen ve haksızlığa karşı duran Hazreti Hüseyin ve tarafları katledildi. Tarih boyunca, Hz. Hüseyin ve tarafları için, insanlık için, barış için, demokrasi için bu uğurda yaşamını yitirenler için 12 gün boyunca Yas-ı Matem Muharrem orucunu tutarlar. Yas tutarlar. Aşure lokmasını dağıtırlar. Yas-ı Matem Muharrem Alevi inancında önemlidir. Kutsaldır.

Aleviler; bu yıl Yas-ı Matem Muharremimizi Barış Şehitlerine Adıyor.

Roboski’de, Diyarbakır’da, Suruç’da, Ankara’da yaşatılan katliamları kınıyoruz. Sorumlularının açığa çıkarılmasını ve cezalandırılmasını talep ediyoruz. Son olarak İslami terör örgütü mensupları tarafından katledilen, Ankara’da savaş dursun, silahlar sussun, Türkiye’de barışın ve demokrasinin gelmesi uğruna yaşamlarını kaybeden, tarih boyunca, haksızlığa karşı duran, barış, demokrasi ve eşitlik için mücadele eden Barış Şehitlerini saygı ile anıyoruz. Ailelerinin ve Türkiye toplumunun acılarını paylaştığımızı kamuoyu ile paylaşıyoruz. Bu nedenlerden dolayı Yas-ı Matem Muharremi Barış Şehitlerine adıyoruz. 28 Ekim 2015 tarihinde saat 12.00-15.00 arası Türkiye’nin tüm şehir merkezlerinde Aşure Lokmalarımız, kitlesel bir biçimde BARIŞ LOKMASI olarak dağıtılacaktır.

Toplumun bilgilendirilmesinde temel rol oynayan siz yazılı ve görsel medya temsilcilerinin AŞURE BARIŞ LOKMASI ETKİNLİKLERİMİZE katılımınızı bekler, çalışmalarınızda başarılar dileriz.
Saygılarımızla

Alevi Kurumları Birlik Koordinasyonu
27 Ekim 2015

İletişim için
Servet Demir 0531 523 38 58
Mail: servet.demirr@hotmail.com
Celal Fırat 0536 658 28 12
Mail:celalfrt@hotmail.com
AŞUREBARIŞ LOKMASININ İSTANBUL KENTİNDE DAĞITIM YERLERİ
* İstanbul 1.ci Bölge de KADIKÖY MEYDANISAAT :12.00 – 15.00
• İstanbul 2. Bölge de TAKSİM GALATASAY LİSESİ SAAT : 12.00 – 15.00
• İstanbul 3. Bölge de BAKIRKÖY ÖZGÜRLÜK MEYDANISAAT : 12.00 -15.00

 

Dilek Doğan yaşamını yitirdi

İstanbul’un Sarıyer ilçesine bağlı Armutlu mahallesinde 18 Ekim’de düzenlenen operasyonda polis tarafından vurulan Dilek Doğan, tedavi gördüğü Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yaşamını yitirdi.

DHA’da yer alan habere göre akşam saatlerinde hayatını kaybettiği belirtilen Dilek Doğan’ın cenazesi, hastaneden alınarak, Yenibosna’daki Adli Tıp Kurumu’na getirildi. ÖHD (Özgürlükçü Hukukçular Derneği) ve Halkın Hukuk Bürosu tarafından ise Dilek Doğan’ın cenazesinin hastaneden,ailesinin bilgisi ve onayı olmadan polislerce alındığı öne sürüldü.

‘GALOŞ GİYİN’ DEYİNCE KATLETTİLER
Dilek’in babası olay gününü daha önce şu sözlerle anlatmıştı: “Evimize 4 polis ayakkabılarıyla girdi. Kızımı vuran polise ‘galoş giyin’ dedik. Onlar da ‘giymeyiz’ dediler. Sonra silahı bize doğrulttu. Bir anda kızımı vurdular. Kızımı öldü zannettim. Polisler panikleyip dışarı kaçmaya başladılar. Evde kesinlikle bir çatışma olmadı. Kızımız vurulduktan sonra polislerle itiş kakış yaşadık. Benim beş tane çocuğum var. Dilek benim tek kızım. Umarım sağlığına kavuşur.”

DOSYAYA İLİŞKİN GİZLİLİK VE KISITLAMA KARARI

İstanbul Memur Suçları Soruşturma Bürosu’nun talebi üzerine İstanbul 5. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından Doğan’ın vurularak ağır şekilde yaralanmasına ilişkin soruşturmaya 23 Ekim’de gizlilik ve kısıtlama kararı getirmişti.

İHD’nin, Dilek Doğan hakkında yazdığı rapora göre ise Doğan’ı vurduğu iddia edilen polis, Doğan’ın annesine dönerek “Bak kızını oğlun vurdu” dediği belirtilmişti.

DİLEK’İ ‘KARADAYI’ LAKAPLI İŞKENCECİ POLİS VURDU
Savcılığın olaya ilişkin başlattığı soruşturmada bazı polislerin ifadeleri alınmış Dilek Doğan’ın babası ise kızını vuran polisin, “Karadayı” lakabıyla bilinen ve geçmişte “işkence” suçlamalarıyla çok sayıda soruşturma geçiren bir polis memuru olduğunu açıklamıştı. Doğan ailesinden kimsenin ifadesine başvurmayan savcılık, tetiği çeken polisin kimliğini de tespit etmedi.

Dilek Doğan’a ziyaret

İstanbul’da Küçükarmutlu mahallesine “terör operasyonu” adı altında geçen Pazar günü sabaha karşı baskın düzenleyen polis, Dilek Doğan’ı göğsünden vurarak ağır şekilde yaralamıştı.

Aralarında CHP’li yöneticiler, ve Ali İsmail Korkmaz çalışma grubunun da bulunduğu bir grup sanatçı ve akademisyen Dilek Doğan’ı hastanede ziyaret etti. Dilek Doğan’ın annesi ve babasına geçmiş olsun dileklerini ileten heyet ziyaret sonrası kısa bir açıklama yaptı. Heyete katılan isimler arasında yer alan Pelin Batu acılı babayla konuşurken gözyaşlarını tutamadı.

“O POLİSE BİLE ALLAH EVLAT ACISI VERMESİN”

Heyetle görüşen anne Aysel Doğan, “Kimsenin çocuklarına bir şey olmasın, hiçbir anne üzülmesin. Kızımı vuran polis cezalandırılsın o polise bile Allah evlat acısı vermesin” dedi. Acılı anne Erdoğan’a da seslendi. “Çıksın bir şey desin, ben yaptırmadın desin özür dilesin” diye konuştu.

Ziyarete katılan isimler arasında CHP İstanbul İl Yönetim Kurulu Üyeleri Cemal Coşkun, Elif Uluğ Mehmet Aslan ile Oyuncu Yazar Pelin Batu, Mustafa Altıoklar, Erdal Erzincan, Emre Saltuk, Vicdan Baykara, CHP İstanbul Milletvekilli İlhan Cihaner, CHP Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı, Hüseyin Aygün, Yüksel Mansur Kılınç, Dursun Bulut, Gazeteci Yazar Miyase İlknur, Yazar Şükrü Yıldız ve Gezi Gazileri Dayanışma Platformu’ndan Aydın Aydoğan vardı.

insanhaber

Tanığım, katili tanıyorum!

GÜLŞEN İŞERİ

Ne çok ölüyoruz, nefes alacak bir yer ararken bile genzimizde kan kokusu hissediyoruz, değil mi? Kalabalık yerlerde duramıyoruz, biri bize dokunsa ani bir refleks gösteriyoruz… Evlerimizden çıkarken artık akşam ne olur kimbilir diye düşünerek çıkıyoruz, ne çok ölüyoruz böyle!

Biliyorum, artık hepimiz “bir güvercin tedirginliği”nde yaşıyoruz…

Çünkü ölüyoruz!

Bu hayata tanık olanlar da var, tanıklıkları yazanlar da… Sanırım ben her iki tarafta duruyorum…

Tanığım, Küçükarmutlu’da yaşıyorum..

Tanığım, gazeteciyim ve çağına tanıklık ederek geçti 10 yılım!

Bazen Diyarbakır Lice’de Gezi sürecinde ölen Medeni Yıldırım’ın annesi Fehriye Yıldırım’la ağladım,  bazen Antakya’da Ahmet Atakan’ın boş odasında anılarını konuştum, bazen de Abdullah Cömert’in, Ali İsmail Korkmaz’ın hikayelerini yazarken susmayı tercih ettim; Gezi’de öldürülen 8 gencin de tanığıyım…

Bedenine yaşı kadar kurşun sıkılan Uğur Kaymaz’ın, havan topuyla öldürülen Ceylan Önkol’un, Silvan’da öldürülen çocukların… “devlet dersi’nde öldürülen bu çocukların tanığıyım, katili biliyorum!

Cizre’de bombalanan evlerin, Cudi’de yanan dağların… Ölüleriyle uyuyan o halkın tanığıyım!

Hafızalarımızdan hiç gitmeyen 93 Sivas’ın da Gazi katliamı’nın da tanığıyım!

Ankara’da ölen 102 kişiyle aynı eylemlerde bulunduk, çoğuyla söyleşip omuzdaş olduk; yasımız da büyük acımız da….  Yasımız büyük, çaresizliği gördük, ölümleri duydukça nefessiz kaldığımız o günlerde o pankartların altında nefes alan var mı diye bakanlara tanığım! Ceset tarlasına dönen bu ülkede yaşamaktan utandırıldığımıza da tanığım!

Ankara’nın ‘kara’sı bize kaldı; “barış” yazan pankartlarda ölü taşıdık hep beraber…  9 yaşındaki Veysel’in çocuk düşünü o pankartlara sardık. Acımızı erteledik ama unutmadık!

Ölümlere alıştırıyorlar ya bizi alışmayalım…! Korku ülkesinden yas ülkesine geçtik çoktan, yasımızı unutmayalım, öfkemizi de… Çünkü bu kez bizi evlerimizde bir bir infaz ediyorlar; bu infazların da tanığıyım!

BAŞIMIZA DAYANAN SİLAH, DİLEK’İ GÖĞSÜNDEN VURDU

Küçükarmutlu’da yaşayan biri olarak da tanığım ve katili tanıyorum! 20 Temmuz 1990 yılında gecekondu yıkımı sırasında polisler tarafından öldürülen amcam Hüsnü İşeri’nin tanığıyım;  17 Kasım 1992 yılında polis panzerinin altında kalan 7 yaşındaki Sevcan Yavuz’un da tanığıyım… Yedi yaşında düşleri ve umutları panzerin altında kalan Sevcan’ın… Bu ülkede hiç büyümeyen çocukların…

Tanığım; Ölüm oruçlarında dirhem dirhem eriyen onlarca kişinin de… Dönemin Emniyet Müdürü Hüseyin Özdemir “Küçükarmutlu’yu süt liman yapacağız” diyerek evleri ateşe verdiğinde de… Tanığım ve katili tanıyorum!

Koca bir yas evi oldu Türkiye… Bu yas evinin bir noktasında da ben varım, yıllarca kentsel dönüşüme direnen Küçükarmutlu’da ölümlere de tanığım, kayıplara da! Tek  göz odaların üzerimize yıkılmasını da…

BİZZAT TANIĞIM

Henüz bir ay evvel Küçükarmutlu’daki evleri “birini arıyoruz” gerekçesiyle kapıları kırıp basarak, hepimizi yeri yatırıp başımıza silah dayayanların bizzat tanığıyım… Ölümle tehdit edilerek tutanak tutanlara, “tutanak eksik” dediğimde üzerime yürüyen özel harekatçıya da tanığım…

İnfaz edileceğimizi düşünerek geçirdiğimiz bir saat boyunca mahalleyi ablukaya alanları, hepimizi çaresiz bırakanları, mahalleliyi çaresiz bırakıp ışıklarını söndürtenleri, kapı komşularımızın kapılarına timler dikip dışarı çıkmalarına engel olan ve  çıktıkları takdirde öldürülmekle tehdit edenleri biliyorum… Biliyorum çünkü o korku dolu dakikaları yaşayan bizdik! “Buraya kadarmış” duygusunu yaşatanlara tanığım! Bize o duyguyu yaşatanların “ölüm timi” olduğunu biliyorum!

“Gazetecinin evine polis baskını” haberi geçildiğinde “abartıyorsun” demişlerdi… Oysa dedim ki, bir daha ki gelişlerinde daha kötü olacak, o söylemlerimde bunu dile getirdim, nitekim oldu da! Başımıza silah dayanan o günden bir ay sonra Dilek Doğan’ın evini basanlar bu kez Dilek’in göğsüne kurşunu sıktılar, başımıza dayanan silah Dilek’in göğsünü hedef aldı! Tanığım!

 

DİLEK ‘DEVLET ELİ’YLE VURULDU

Bugün iktidar ‘beyaz toroslarla’ tehdit ediyor bizi… Küçükarmutlu’dan da çok beyaz toros geçti. Üzerimize sürülen beyaz toroslara da, gece yarıları “kurtarın beni, polis kaçırıyor” seslerine de tanığım!

O gün sessiz sedasız gibi görünen katliamlar bugün pervasızca yapılıyor… Dilek “devlet eli’yle vuruldu, yaşama tutunmaya çalışıyor ve 23 yaşında… Roboski, Reyhanlı, Suruç, Ankara… Toplu katliamların ardından infazlara kadar giden yol burası! Failler belliyken gizlilik kararıyla kararttıkları vicdanlardan bir şey beklemiyoruz….

Küçükarmutlu, Okmeydanı, Gazi mahallesi… Katliamların faillerini bulmak yerine mahalle baskınıyla delil karartılan ülkem, gizlilik kararı çıkartılıp katilleri koruyan, “ya sev ya terk et”e zorlanan ülkem,  bir mafya reisine “oluk oluk kan akacak” diye miting düzenleten ülkem… Aklımızla, vicdanımızla alay edenlere tanığım!

Unutturmak istiyor bize katilleri, unutmuyoruz, çünkü tanığız ve katili biliyoruz!

 

AYNI MAHALLENİN ÇOCUKLARIYDIK!

Dilek vurulmadan bir hafta evvel karşılaşmıştım, Küçükarmutlu, karakolun hemen orada… TOMA’nın önünden geçerken ikimizde bir birimize baktık, sonra gülümsedik… Şimdi bende sadece gülümsemesi kaldı…

Maraş-Elbistanlı, Kürt ve Alevi Dilek…  Aynı mahallenin çocuklarıydık… Acımız da sevincimiz de ortaktı.

91 yılında Maraş’tan zorunlu göçle gelmişlerdi Küçükarmutlu’ya… Dilek’in babası Metin Doğan elektrik tesisatçılığının yanı sıra inşaat işçiliği de yapıyordu… Mahallede kimin elektrikle ilgili  sorunu varsa onların yanında olur, elinden her iş gelir, her işe koşardı… Anne Aysel Doğan ise tıpkı Küçükarmutlu’da yaşayan kadınlar gibi dişiyle tırnağıyla yaptıkları gecekonduda yaşam mücadelesi veren emekçi bir kadın… Ve abileri, Emrah, Mazlum, Erhan, Mehmet… Erhan’la Mehmet evli. Gecekondu olan evlerinde 5 kişi yaşıyorlar.

Dilek ailenin tek kızı… Liseden sonra okumadı aileye katkı sunmak için. Nişantaşı’nda bir mağaza da çalışıyordu, ailesine düşkün, işle ev arasında mekik dokuyordu… Tatil günlerinde kendiyle vakit geçirmekten hoşlanırdı, kitap okurdu çoğu kez… Bir sonraki gün tatilin keyfini çıkartacaktı ki onu sabaha karşı vurdular, ailenin gözleri  önünde! Annesinin gözü önünde yere yığıldı Dilek!

Anne Aysel Doğan ısrarla vuran polisi tarif ediyordu; “50-55 yaşlarında…” Polisi araştıracaklarına ölüme direnen Dilek’i vurduktan sonra Dilek’e soruşturma açacak kadar pervasızlığa da tanığım…

ÖFKEMİZ DE YASIMIZ DA BÜYÜK

Artık sözümüz kalmadı…  Dilek’ten gelecek bir umut ışığına, hastane kapısında bekleyenlere, bu acıyla başedemeyecek kadar yorgun ailesine tanığım!  Baba Metin Doğan, anne Aysel Doğan hastane kapısında küçük bir umut bekliyor. Biz bu acılara ve bekleyişlere çok tanıklık ettik! Yüreğimiz ağzımızda bekledik sevdiklerimizi, “yaşayacak” sözünü duymak için doktorlardan…

Hastane köşelerine ilişmiş yüreklere, Berkin’de de tanıktık… 269 gün bekledik, bekledik…  Sahi, Berkin Elvan’ın annesini mitinglerde  yuhalatanlar da bunlar değil miydi? Bugünde Dilek’in ailesine “terörist zaten” diyenler de aynı zihninin ürünü… Tanığız ve unutmayacağız…

Dilek şimdi Okmeydanı hastanesinde yaşamla ölüm arasında ince bir çizgide.

Artık takatimiz kalmadı! Bir ölümü daha taşıyamayacak kadar öfkemiz de yasımız da büyük!

insanhaber

Eğer yolunuz Maraş’a düşerse

DENİZ OSOY

Eğer yolunuz Maraş’a düşerse pirlere, türbe ve ziyaretlere uğrayın ve orada Büyük Tacım Dede, Elif Ana, Halil Baba, Heme Tazi ve binlerce piri ve ermişi yetiştiren bu topraklara yüzünüzü sürün ve orada zihninizi yeniden keşfedin, kendinizi yeniden bulun. Çünkü “siz olmasaydınız biz olamazdık” deyin. “Eğer varsa bugün inancımız sizin yol sürmenizdendir” deyin ve “varsa bugün Alevilik sizin anlam gücünüzden kaynaklıdır” deyin. “Hiç bir şey anlam gücünden daha güçlü olamaz” deyin.

Eğer yolunuz Maraş’a düşerse Hasan Ali köyüne uğrayın derim. Orada Mizgin’in ve Zerdeşt’in mezarına uğrayın derim. “Bugün varsa bir kimliğimiz ve dilimiz siz ektiniz” deyin. “Toprağınız bizim varlığımızdır” deyin. Bütün insanlar özgürlük ister ve tüm insanlar hayal kurar. Ama “Kendi istediği yol”un yolcusu olmak, herkes gibi yaşamayı reddetmek demektir. İşte Mizgin ve Zerdeşti milyonlarca insandan ayıran, bu hayalleri gerçekleştirecek gücü kendilerinde bulmalarıdır.

Yıl 1993’tü. O zamanlar böyle yaşayıp düşünen gençler tek bir şey için kaybolur, tek bir yere giderdi. Anlamamız için yeterliydi. Hasan Ali Köyünden olan Mizgin iki hafta sonra Nurhaklarda kimyasalla öldürüldü. Annesi onun yanmış kömür karası bedenini sadece çocukluk belirtisinden, üst üste yapışık olan ayak parmaklarından tanıdı ve kardeşi tam 18 yıl sonra Siirt’te öldürüldü. O gün bu gündür Babası ve kardeşleri rahat yüzü bulamayınca baba topladı çocuklarını, terk ettiler uğruna onca acıya katlandıkları yurtlarını. Hepsi, şimdi siyasi yasaklı. Ülkeleri yasaklı. Eğer seviyorsanız bu insanları Zerdeştin mezarı halen yapılmayı bekliyor. Kaldırın toprağın üzerindeki dikenleri, derim

Eğer Maraş’a yolunuz düşerse Mehmet Mengücek Mezarına uğrayın derim. Orada Cennet Anayı, Küçük Ali Tıraşı ve Maraş Katliamında öldürülen 115 canımızı anın derim. Mumlar yakın derim. Mehmet özgürlüğün bize gösterilen ve öğretilenden farklı olduğunu anlayan insanlardandı. Mehmet Mengücek Maraş katliamı esnasında köy muhtarıydı. Katliam sırasında kendisi köydedir. Maraş katliamını duyar duymaz “benim halkım katlediliyor” der ve Maraş’a koşar. Eşi ısrarla “gitme” der ve silahlarına el koyar. Ama kendisi dinlemez ve gider. Maraş katliamı sırasında mahallesini saldırganlara karşı korumak için kendini feda etmiştir. Maraş’ta katledilen, yüzlerce kurbandan bir tanesidir. Mehmet’in bir mezarı var ama Maraş katliamında öldürülen her insanımızın mezarı yok. Bu nedenle şu anda bir kısmının mezarları kaybolduğu gibi, diğerlerinin de kimin hangi mezara gömüldüğü bilinmemektedir.

Eğer Maraş’a yolunuz düşerse Mala Button köyüne uğrayın derim. Orada Üç fidana yüzünüzü sürün derim. Onlar ki, korku duvarlarını yıkarak, özgür bir inanç, özgür bir kimlik ve bir dilin özgürce yaşaması için bedenlerini ışığa, ışığı da bedenlerine dönüştürdüler. Aydınlanıyorsa şimdi eğer yüzümüz, kaynağı bu ışıktır…  Fidan Doğan, Bülent Doğan ve Hüseyin Topal böyle insanlardı. Yıl 1994 6 Eylül’de TRT alt yazıyla bir haber geçer. “Terörist Elbistan’da camiye bomba koyarken Allahın takdiriyle cehennemi boyladı”.  2 gün boyunca cesedi Cami avlusunda ortaçağdaki gibi seyre açılır. Bu ceset Hüseyin Polata aitti. Elbistan’ın sokaklarında onulmaz hakaretlere maruz kaldı; dostları arkadaşları sahiplenebilecek gücü ve birlikteliği yakalayabilecek örgütlülükte değillerdi; Hüseynin Annesi Zewe onu her andığında ‘SONGUSUZUM’ der… Tam 11 yıl sonra Bülent uzun bir yürüyüşün sonunda kendi ana toprağında, sevdiği dağlarda 2005 yılında bir ihbar sonucu öldürülecekti. 2012 yılında ise Fidan Paris’te kalleş ve hain bir cellat tarafında öldürülecekti. Eğer Fidan’ın mezarına uğruyorsanız, Bülent ve Hüseyin’i unutmayın derim.

Eğer Maraş’a yolunuz düşerse Maraş’ın köylerine uğrayın derim. Köyleri güzel köylerdir. Pazarcık ovası güzel bir ovadır. Sadece Pazarcık’ı ve Maraş’ı değil, bütün çevresini besleyecek bir ovadır. Elbistan’ın köyleri de, Afşin’in köyleri de, diğer köyler de güzel köylerdir. Şimdi bu topraklar insansızlaştırılıp çorak hale getirilirken, bu topraklara yüzümüzü dönmeyip Metropollerin ve Avrupa kültürü içinde erimeyin derim. Tarihinizi bilmeden, bu coğrafyanın yetiştirdiği insanları tanımadan, özgürlüğünüzü kazanamazsınız, derim.