Ana Sayfa Blog Sayfa 6357

TV 10 “Alevi hareketi bir emektarını daha kaybetti”

TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Şükrü Yıldız yazılı bir açıklama yaparak Ahmet Aydemir’in hakka yürümesi vesilesiyle başsağlığı diledi. Yıldız „Alevi örgütlenmesinin emektarlarından ve AABF Eski Genel Başkanlarından sayın Ahmet Aydemir’in hakka yürüdüğünü öğrenmiş bulunuyoruz. Üzüntü içerisindeyiz. Sayın Aydemir Alevi toplumunu sorunlarını gündeme taşınmasında, örgütlenmesinde ciddi rol oynadı. Emekleri Alevi toplumu tarafından unutulmayacaktır.  Bütün Alevi camiasının başı sağolsun. Toprağı bol, devri daim olsun.” Dedi.

Avrupa Alevi Yapılanmasının ve Hareketinin kurucularından Ahmet Aydemir Almanya’nın Wiesbaden hastanesinde yaşamını yitirerek hakka yürüdü. Avrupa alevi akademisinin ve Gustavsburg Cemevinin kurucuları arasında yer alan Aydemir, Almanya’daki Alevi Birlikleri federasyonunun kuruculuğunu ve genel başkanlığını yaptı.

Yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle kaldırıldığı hastanede dün gece yaşamını yitiren Aydemir’in cenazesi Gustavsburg cemevine götürüldü.

7 Nisan 2015’de saat 18’de Gustavsburg cemevinde cenaze erkanı yapılacak olan Aydemir aynı akşam sevenleri ve yakınları tarafından memleketi Erzincan’a uğurlanacak.

4 BÜYÜK ALEVİ KÖYÜ BARAJ TEHDİTİ ALTINDA

‘Bin yıldır buradayız… Devlet arazimizi bırakın, evlerimize yeni tapu vermişti; Şimdi tapularınızı getirin 3 beş kuruş alıp gidin diyorlar…’

Adıyamana 25 km uzaklıkta Çelikhan- Malatya yolu üzerinde seyir ederken içerisinden geçilen 4 büyük Alevi köyü son bir yıldır Baraj tehditi altında.
Bir Sünni köyü olan ve baraj yapımından etklenmeyen Koçali köyünün adı verilerek projelendirilen baraj Alevi köylerinin tüm alanını sular altında bırakacak.
Bağlıca, Gökçay, Çatalağaç ve Doğanlı köyleri bir arada yaşayan ve geçimlerini dere üzerindeki 300-500 metrekarelik küçük tarlalardan alınteri ve emekleriyle sağlıyan köyler hatrısayılır bir nüfusa sahip. Verilen tapuların 500 metre ile 1-2 dönüm arasında olduğu biliniyor ve karşılığında alınacak bedelin de bir yeni yaşam kurmaya yetmeyeceği aşikar.
Köylüler bu güne kadar seslerini duyurmak için hem Ankara’ya hem de DSİ Maraş Bölge Müdürlüğüne müracaat etmişler. Bir kaç basın açıklaması ile de seslerini duyurmaya çalışmışlar.
Köy Muhtarı Hamdi bey baraj planının ihtiyaç ve gereklilikten ziyade siyasi olduğunu ve yetkililern projenin yeni değil 40 yıllık bir proje olduğunu söylediklerini belirtiyor.
Çatışmalı süreçten de nasibini alan köylüler bu kararın alevi ve kürt kimlikleri ile asimilasyon ve zorunlu göç ettirme politikalarının bir parçası, devlet ve hükümetin art niyetli yaklaşımların da bir sonucu olduğunu düşünyorlar.
Seslerini kimseye duyuramayan köy halkı demokratik kitle kurumları ve sivil toplum örgütleri ile çevreci toplulukları duyarlılığa ve yanlarında olmaya çağırıyorlar.
İlgililer ve bilgi almak isteyenler Bağlıca Köy Muhtarına ulaşabilirler;
Bağlıca Köyü Muhtarı Hamdi Bey: 0536 3585996
Çatalağaç Köyü Muhtarı Kemal Bey: 0532 2458451

Cemo DOĞAN – TV10

Türkiye 8 Haziran sabahı Umuda Uyanacaktır

HAYDAR ERGÜL

7 Haziran seçimleri cumhuriyet tarihinin en kritik seçimlerimden biri olacak. Seçimi kritik hale getiren birinci durum: Ortadoğu’nun içinden geçtiği süreçle ilgilidir. Ortadoğu’nun siyasal haritası birinci dünya savaşı sonrası çizilmiştir. Savaşın galipleri olan Britanya İmparatorluğu ve Fransa ile birlikte oluşturulan ve bu emperyalist güçleri ekonomik çıkarlarını esas alan statüler oluşturulmuştur. Oluşturulan statü bölge halklarının aleyhine bir durum ortaya çıkarmıştır. Avrupa’nın ulus-devlet modeli bölgeye monte edilmiştir.  Salt monte edilmekle kalınmamış, birde ülkeler ve halklar parçalanmış, farklı devlet yapıları altına alınarak tarihsel gelişimleri birde bu yönlü saptırılmaya uğratılmıştır. Yine Kürdistan gibi kimi ülke ve halkların ülkeleri parçalanmasıyla yetinilmemiş, egemenliği altına verilen ülkelerin ulusal yayılma sahasına dönüştürülmüştür. Yani inkâr ve fiziki-kültürel soy kırıma uğratılmanın önü açılmıştır. Ulus-devlet modeli bölge halklarının tarihsel ve toplumsal hakikatine zıt, onlarla çelişki ve çatışmalı bir sonuç doğurmuş, bu bağlam içinde bölge 20.yüzyıl boyunca kaos-kırız yaşamasının temel koşullarını hazırlamıştır. Böylece 20.yüzyılın kanlı geçmesi sağlanmış, çelişkilerin derinleşmesinin zemini oluşturulmuş oluyor. Günümüz IŞİD türü yapıların ortaya çıkış koşulları bu zaman içinde oluşmuştur.  Özcesi saptırılan tarih ve toplum gerçeklikleri, sapkın ideoloji ve yapıların da çıkış zemini oluyor. Varılan bugünkü aşmada ulus-devlete dayalı modellerin sürdürülmesinin koşuları ortadan kalkmış, sona gelinmiş ve aşılma dönemine girilmiştir. Bölge yeniden yapılanma sürecine girmiştir. Kendi modelini bulması durumunda herkes için özgür bir yaşamın şekillenmesi imkan dahiline girmiş olacaktır. Aksı halde belki de bir yüzyıl daha kaos içinde yaşamak anlamına gelecektir. Bu seçenekte oluşmuş durumdadır. Rojava Kürdistan’ı somutta ciddi bir örnek sunuyor. Salt oluşu ile değil dayandığı paradigma ile de net çözümler ortaya koymaktadır.

İkincisi, Türkiye bulunduğu coğrafya itibariyle Ortadoğu’nun bir parçasıdır. Modeli de bölgedeki oluşturulan ulus-devlet modelleri ile eşzamanlı oluşmuş Türk ulus-devlet sistemidir. Dolaysıyla bölgenin içinden geçtiği süreçten bağımsız değildir, sıkı sıkıya bağımlıdır. Hem etkilemektedir hem de etkilenmektedir. Karşılıklı etkileşim çok güçlüdür. Üstelik bölgenin yeniden yapılanmasında temel rol oynayacak olan Kürdistan’ın statüsü sorunu, öncelikli olarak Türkiye’yi ilgilendirmektedir. Dört parça Kürdistan’ın en büyük parçası Türkiye sınırları içinde yer almakta, Rojava’da inşa edilen kantonal sistemin oluşumuna öncülük eden ideolojinin PKK’ye ait olduğu sır değildir.  Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın ortaya koymuş olduğu paradigmanın inşası oluyor Rojava. PKK’nin çıkış yaptığı parça Kuzey Kürdistan’dır. Yine en çok dayandığı halk desteği de Kuzey Kürdistan halkıdır. Nitekim dayandığı gücün büyüklüğü ve mücadelesi ile Türk devleti ve hükümetiyle Kürt sorununu çözümünü müzakere aşamasına getirmiştir. Türkiye yeniden kurulacak. Bu kuruluşta etkin rol oynayacak gücünde Kürt Özgürlük Hareketi olacağı tartışma götürmez bir realitedir. Yani Özgürlük Hareketi başta Türkiye olmak üzere bölge gücü düzeyine ulaşmış durumdadır. Onsuz bölge sorunlarını çözüme götürme olasılığı ortadan kalkmış durumdadır.  PYD eşbaşkanı Asya Abdullah ile YPJ komutanının Eliza Sarayında ağırlanması ifade etmeye çalıştığımız durumla doğrudan ilgilidir.

Türkiye’de 7 Haziranda yapılacak genel seçimlerin önemi ortaya koyması açısında bu gelişmeler yeterli durumu açıklamaktadır. Birde onlara Türkiye’deki sorunların çözümsüzlüğü, tıkanmış halleri eklendiğinde katmerleşen sorun yumaklarıyla cebelleşmek zorunda kalma tehlikesini ilave etmek gerekiyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan bütün yetkileri kendisinde toplamak istemektedir. O yüzdende 400 vekil seçtirmeyi hedeflemektedir. Yeni bir Anayasa yaparak amacına ulaşmaya çalışmaktadır. Seçimlerin Erdoğan’ın istediği şekilde gerçekleşmesi halinde, Türkiye’de kaosun oluşması kaçınılmaz gibi duruyor.Zira bunun gerçekleşmesi için HDP’nın baraj altında kalmasıyla mümkün olacaktır. O yüzden de HDP’yı  %10 barajı altına çekmek için her tür hile ve entrikaya başvurulacağı sır değildir. Şimdiden lafazanlığın her türü kullanılmaya başlandı. En çok işlenmeye başlanan tema,’HDP’nın barajın altında kalacağı, çözüm sürecine karşı olduğu’ gibi saçma sapan demagojiler yapılmaya başlandı. Yine seçimlerin gerçekleşmesine yakın yeni oyunların tezgâhlanması gündeme alınabilir. Kuşkusuz bu tür oyunlar demode olmuş, haklarımızda açığa çıkmış irade ve azim oyunları etkisizleştirebilecek güçtedir. Çünkü HDP, halklarımız gücüne güven duyarak yola çıkmış bir partidir. Halklara ve inançlara saygılı, hangi topluluk kendisini nasıl tanımlıyorsa onu esas almakta, her topluluk ve İnancın kendini ifade etme, örgütlenme, sosyal, kültürel etkinlikte bulunma haklarının tavizsiz savunucusudur. Gücünü de bu özelliğinden almaktadır.

Yukarıda altı çizilmeye çalışılan kimi durumlardan ötürü 7 Haziran seçimlerini tarihi kılmaktadır. Türkiye’yi yeniden yapılandıracak seçim özelliği ön plandadır. Türkiye ya tüm yetkilerin bir kişide toplandığı adına başkanlık dense de bir sultanlık olacak ya da demokratik bir ülkeye doğru yol alacaktır. Yani seçimlerle 4 yılık bir parlamento teşkil etmeyecek, rejimin niteliğini belirleyecek bir seçim olacaktır. Ya demokratik bir Türkiye’nin yapılandırılmasının önünü açacak ya da anti-demokratik bir durum ortaya çıkaracaktır. Kullanılan her oy bu tercihlerden birine gidecektir. Çağımız aşırı merkezileşmiş ve diktatör karakterli devlet yapılarının yükü altında yaşamanın olanak dahilinde olmadığı açıktır. Ortadoğu’da yaşanan kriz ve savaş durumu diktatör devletlerin varlıklarıyla doğruda ilgilidir. Zaten fazlasıyla merkezileşmiş bir durumda olan Türk devleti, daha da katılaşmış merkezi yapıya tahammül etme sansı bulunmamaktadır. Kürdistan’daki 30 yıllık savaş durumu merkezi ve inkârcı Türk ulus-devletinin varlığından kaynaklanmadı mı? Yeniden böyle bir duruma fırsat tanımamak için aklıselim düşünmek gerekmez mi? Böyle bir durumda Türkiye daha çok gerilecek, kriz derinleşecek ve sonuçları yıkıcı olması kaçınılmaz gibi görülüyor. Budan en çok zarar görecek olan kesimin başında da Aleviler gelmektedir.

Aleviler özetlemeye çalıştığımız 7 Haziran seçimlerinde kullanacakları her oyun özgür ve demokratik Türkiye’den yana mı olacağı yoksa kriz ve çatışma üretecek Türkiye’den yana mı olacağını belirlenmesinde etkin rol oynayacaktır. O açıdan Alevilerin seçimlerde kullandıkları oyların değeri hiçbir zaman bu seçimler kadar önemli olmamıştır. Oyların değeri çok artmıştır. Türkiye’nin demokratik ve özgür bir geleceğe yol alması mı sağlanacak veya kriz-çatışma girdabına yuvarlanacaktır. Bu ikilem oylanıyor. Elbette Alevilerin seçimi özgür ve demokratik bir Türkiye’den yana olmak durumunda, olacaktır da.

Aleviler hep CHP’nin oy deposu olarak görüldü. Ancak CHP Alevlilerin oylarını aldı, hiçbir sorununu da çözmedi. Çözemeyeceği de açıktır. CHP Türk ulus-devletinin kurucu partisidir. Kültürel ve zihinsel kotlarının esaslarını tekçilik oluşturmaktadır. Alevi sorunlarının çözümü tekçilikle değil, ancak çoklu toplumsal hakikatleri esas alan zihin kotları ve kültürlerle çözümü olanaklıdır. Bütün bu özelliklere sahip olan partide HDP’dir. Yine AKP’nin anayasayı değiştirecek milletvekili sayısına ulaşacak sayıyı engelleyecek partide CHP değil, HDP’dir. CHP verilecek birkaç fazla oy, ancak birkaç milletvekili fazla çıkaracaktır, AKP’nin önünü kesemeyecektir. Ancak %10 barajını aşan HDP, AKP’den 50 dolayında milletvekili alacaktır ve belki de AKP tek başına hükümet kuramayacaktır. Dolaysıyla tek başına anayasayı değiştirme olanağı bulamayacaktır. Böylece AKP’nin önü kesilmiş olacak ve 8 Haziran sabahı Türkiye umutlu bir güne uyanacaktır. Oy kullanmada tercih bu kadar net ve çarpıcı olacaktır. Her Alevi 8 Haziran sabahı nasıl uyanacağını karar vermek durumunda ve 7 Haziran da oyunu ona göre kullanacaktır. Seçim yalın. Umut ve beklenti Alevilerin 7 Haziranda oylarını özgürlük ve demokrasiden yana kullanmalarıdır. Alevi inancındaki sağduyu tercihin doğru kullanılacağına işaret etmektedir.

Alevi kurumları HDP’yi işaret ediyor

DENİZ NAZLI

Türkiye halkları, AKP’nin diktatörlüğe giden “Başkanlık Sistemi” ve HDP’nin radikal demokrasi kapsamında yaptığı “Yeni Yaşam Çağrısı” ile tarihinin en kritik seçimlerine yaklaşıyor. Önümüzdeki seçimleri kökten etkileyecek en önemli dinamiklerden biri olan Alevi toplumunun seçimlerdeki tercihi, Türkiye’nin gidişatını da belirleyecek. Seçim tarihlerinde 1957 yılında “Şeriat korkusuyla” başlayan, o tarihten itibaren yaşadığı büyük katliamlara rağmen büyük oranda CHP çizgisine oy veren ancak, karşına eşitlik, özgürlük ve adalet talepleriyle çıkan her alternatife de açık olan Aleviler, kendi içlerindeki özerk yönetim, demokrasi kültürleri ve 72 millete bir bakma anlayışları ile uyuşan HDP’nin “Yeni Yaşam Çağrısı”na kulak vermeye başlıyor.

Geçmişteki tercihleri nedeniyle sürekli tartışılan ve bu anlamda da kendi demokratik talepleri için güçlü alternatifler yaratamayan Alevi toplumu, hem önümüzdeki dönem yapılacak olan seçimlerin tarihsel öneminin farkında hem de şimdiye kadar toplumsal olarak tercihlerinin özeleştirisi niteliğinde seçim tercihlerinde köklü değişikliğe gitmeye çalışıyor. AKP’nin diktatöryal ve tekçi mantığına, CHP’nin kendilerini araç olarak gören yaklaşımına karşı HDP’nin demokratik, özgürlükçü “Yeni Yaşam” projesini kendisine yakın bulan Alevi toplumu ve Alevi toplumunun örgütlü yapıları, güçlü bir muhalefet birlikteliği yaratarak, yüzde 10 seçim barajını aşmayı hedefine koyan HDP’yi işaret ediyor.

‘Kürt ve Alevi halkının ortak talepleri seçimleri önemli kılıyor’

Seçimlere yaklaşırken Türkiye’nin en önemli gündemini Kürt sorunun oluşturduğunu belirten Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD) Genel Başkanı Müslüm Doğan, “Aleviler Kürt sorunun onurlu bir ‘çözüm süreci’ ile sonlandırılmasını ve barışın kalıcı bir şekilde tesisini istemektedirler. İnançları özgürleştirilmesi ortak özgür bir geleceğin inşası Kürt ve Aleviler için ortak bir talep halini almıştır. Bu anlamda Alevilerin mücadelesi ile Kürt özgürlük mücadelesinin bir eksende geliştirilmesinin de zorunluluğu söz konusudur. Bu nedenle bu seçimlerin Aleviler açısından önemi büyüktür” değerlendirmesinde bulundu.

Seçim süreci CHP-Alevi ilişkisini kopartabilir

CHP ile Aleviler arasındaki 90 yıllık tartışmalı ilişkiyi kasteden Doğan, “90 yıllık geri bir ilişkinin bu süreçte koparılması söz konusudur” dedi ve “Bu süreçte koparılmayacak ilişkinin ileri süreçlerde büyük sorun yaratacağı ve büyük bir siyasal bunalımın gündemde olacağı kesindir” uyarısında bulundu.

‘CHP kırmızı çizgilerimizi aştı’

Doğan, “sistem partisi” olarak adlandırdığı ve Alevilerin taleplerini görmezden geldiğini belirttiği CHP’yi şöyle eleştirdi: “PSAKD olarak siyaset kurumlarında siyaset yapmasının örgütsel olarak önünü açtık. Hareketimizde, 90 yıllık bir geri duruşun ve sistemin partisi olan CHP konusunda olumsuz görüşler egemendir. CHP’nin yayınlamış olduğu 10 maddelik broşürde Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılmaması hususu bile tek başına olumsuz bir sebeptir. Bizim hareketimizin kırmızı çizgileri CHP tarafından aşılmıştır.”

‘Alevilerin tercihi HDP olmalıdır’

Doğan, HDP’nin Aleviler ile tam bir kucaklaşma yaşayamadığı ancak, samimi ve özverileri siyasetinin Alevi kitleleri arasında umut yarattığını belirtti. HDP’nin Alevi inancına ve öğretisine yaklaşımının diğer partilerle kıyaslanamayacak bir boyutta olduğunu vurgulayan Doğan, “Alevilerin tercihi HDP yönünde olmalıdır. Bu tarihsel bir zorunluluktur. Geleceği ancak böyle inşa edebiliriz” çağrısında bulundu.

AKD: Tavrımızı Cumhurbaşkanlığı seçiminde gösterdik

Bugüne kadar kurulan hiçbir parlamentonun Alevilerin sorunlarına çözüm aramadığını belirten Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Doğan Demir, Alevilerin kitlelerinin seçimlerdeki tutumlarına ilişkin, “Eşit yurttaşlık, demokrasi ve insan haklarından yana olanlardan taraf olacağız bizlerde. Özellikle ülkemizin birlik ve beraberliğe daha fazla ihtiyacı olan bu zamanda bizler de halkların kardeşliği, barışı adına tercihimizi yapacağız” değerlendirmesinde bulundu. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde tavırlarını gösterdiklerini belirten Demir, “Potansiyel oy deposu olmadığımızı anlatmaya çalıştık. Ne kadar başarılı olduğumuzu bu seçim döneminde gösterilecek adaylardan ve söylemlerden anlayacağız” dedi.

Demir, geçtiğimiz günlerde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile bir görüşme yapmış ve özellikle Alevi gençleri ve kadınlarının HDP’ye yöneldiğini belirtmişti.

HSAKD: Aleviler için tarihi bir süreç

Alevilerin Meclis’te kendi örgütlülüğüyle temsil edilmesi sürecini HDP’nin başlattığını işaret eden Hübyar Sultan Alevi Kültür Derneği (HSAKD) Genel Başkanı Ali Kenanoğlu, “İlk defa Alevilerin kendi kimlikleriyle Meclis’te yer almaları konusunda Alevi örgütsel yapısını temsil eden kişilere listelerinde yer vereceğini açıklamışlardır. Alevi toplumunun Meclis’te temsili konusunda HDP kararlı gözükmektedir ve bu durumda Aleviler açısından tarihi bir süreçtir” değerlendirmesinde bulundu.

CHP uyarısı!

Alevilerin, bağımsız bir duruş ile savunduğu ilkeleri taşıyan bir siyasi parti ile seçimlerde ittifak yapması gerektiğini önerisinde bulunan Kenanoğlu, CHP’yi kastederek, “Aleviler hiçbir partinin değirmenine su taşıyıcı olmamalıdır. Bu parti şüphesiz ki ‘biz etnik ve inançsal kimlik siyasetine karşıyız’ diyerek egemen kimlikler karşısına asimilasyona uğrayan kimliklere siyaset şansı tanımayan partiler olamayacaktır. Bu parti, Alevileri kendi vergileriyle asimile eden Diyanet İşleri Başkanlığı’nın varlığını savunan bir parti olamayacaktır” dedi.

‘Seçimlerde belirleyici olmak istiyoruz’

Kenanoğlu, seçim görüşmelerinde kendileriyle görüşen tek partinin HDP olduğunun altını çizerek, “Kendi temsilcilerimizi parlamentoya göndermek istiyoruz ve bu konudaki talebimizi, görüşümüzü diğer Alevi kurumlarıyla ortaklaşarak HDP’ye bildirdik. Bu seçimlerde sadece destekçi değil belirleyici de olmak, kendi temsilcilerimizi seçmek istiyoruz” diye belirtti.

ADAD: HDP’ye hak ettiği desteği vereceğiz

Ankara Demokratik Alevi Derneği (ADAD) Eşbaşkanı Murat Işık da, HDP’nin toplumun tüm ötekileştirilen kesimlerinin sorunlarını kendi programına koyan bir parti olmasından kaynaklı hak ettiği desteği vererek, seçimlerde HDP’den yana oy kullanacaklarını belirtti. Alevi toplumunun bulunduğu her yerde “Demokratik Ulus” perspektifini esas alması ve kendi öz yönetimlerini tekrardan oluşturması gerektiğini belirten Işık, “Kuşkusuz ki Alevi toplumunun bu taleplerini sahiplenen, bu talepleri programlarına koyan, mücadelelerinde gerekçe haline getiren siyasal güç Alevilerin dostudur ve Aleviler tereddütsüz seçimlerde tercihlerini bu güçlerden yana yapmalıdırlar” dedi. Işık, önümüzdeki seçim sürecinin Aleviler için, demokrasinin inşa edileceği bir süreç olarak ele alınması gerektiğini belirtti.

HBVAKV: Özgürlük, eşitlik ve adaletten yana olacağız

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez ise, genel seçimlerin Türkiye’nin “eşit yurttaşlık” kavramı ve laik, demokratik bir ülke olmaktan hızla uzaklaştığı bir döneme denk gelmesinin önemine vurgu yaparak, şu değerlendirmede bulundu: “Aleviler bu kavramları kaybettikleri andan itibaren Osmanlı’nın son dönemlerde yaşadıkları zulmü yaşayacaklarını düşünüyorlar. Türkiye’de barışın gelmeyeceğini düşünüyorlar. Onun için 2015 yılı seçimleri Aleviler için çok önemli bir seçim. Taşıdıkları bir misyon var. O tarihi misyonun gereği omuzlarında taşıdıkları bir yük var. Merkezine insanı koyan ‘Kabem insandır’ diyen bir topluluğun mutlak süreçte sadece kendileri için değil başka topluluklar için de taleplerinin olması, eşit olması gerekiyor ve oy kullanırken bunu dile getiren siyasi partilerin daha çok tercih edeceklerini düşünüyorum.”

Geçmez, kurum olarak seçimlerdeki tavırlarına ilişkin de, “Biz her zaman, özgürlük, eşitlik ve adaletten yana olduk. Hem demokrasiden hem laiklikten yana olduk. Bizim kurumumuz bu değerleri savunanları her zaman destekleyeceğini açıklamıştır” dedi.

Geçmez, geçtiğimiz günlerde Hacı Bektaş Veli Dergahı postnişini Veliyettin Ulusoy ve HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş ile yapılan ortak görüşme sonrası yaptığı açıklamada, HDP ile fikir ortaklığı içinde olduklarını açıklamıştı.

Alevilerin en kitlesel örgütü ABF:HDP ile yol yürüyeceğiz

Birçok Alevi kurumunu içinde barındıran, Alevilerin çatı örgütü olarak nitelendirilen Alevi Bektaşi Federasyonu’nun (ABF) Genel Başkan Yardımcısı Baki Düzgün de, sürecin HDP ile Aleviler arasında gerçekleşecek bir seçim ittifakına doğru ilerlediğini belirtti.

Seçimlerin normal bir süreçte yaşanmadığını dikkat çeken Düzgün, “Türkiye’de yapılan bu seçimler normal bir yönetim alma seçimini dışında sistem ya şeriat uygulamalarına gidecek ya da muhalif güçlerin ortak güçleriyle hükümetin bu politikalarına dur diyeceğiz. Alevi toplumu geçmişte CHP’ye yakın dururken bu seçimlerde tartışmalar üzerine HDP ve sol sosyalist camiaya daha yakın duruyor. Bu dönem yeni oluşan, içerisinde HDP ve diğer sol, sosyalist güçlerin olduğu muhalif hareket ile yol yürüyeceğiz” sözleriyle, seçimlerde HDP’yi destekleyeceklerini belirtti.

‘CHP’den kopuş yaşanacak,bunu istiyoruz’

Bu süreçte Alevilerin CHP’den kopuş yaşacağını belirten Düzgün, “CHP Alevi tabanından beslendi ancak, Alevileri dönük bir çalışma yürütmedi ve taleplerini karşılamadı. Aleviler bunu sorgulayacaktır ve CHP’den büyük bir kopuş yaşanacak bu süreçte, yaşanması gerekiyor. Bunu biz de istiyoruz” dedi.

Kurulduğu günden beri CHP ile yakın ilişki içinde olan ve en son 2007 yılında CHP-DSP ittifakını destekleyen Türkiye’nin en kitlesel Alevi örgütü olan ABF’nin, 2015 yılı seçimlerinde HDP’yi destekleme kararı, Alevi kitlelerinin yeni tercihi için önemli bir ipucu oluşturuyor.

özgür-gündem

CHP 5 büyük Alevi katliamına ortak oldu

DENİZ NAZLIM

Alevilerin tarihsel demokratik-parlamenter sistem içindeki tercihleri kadar, sürekli CHP ile olan ilişkileri de tartışmalı oldu. CHP’nin çoğu zaman arka bahçesi, oy deposu olarak gördüğü Alevilerin CHP ile ilişkinin birçok psikolojik, sosyolojik gerekçesi olmakla birlikte, bu ilişki hep eleştirilen ve tartışılan bir ilişki oldu. Çünkü CHP Cumhuriyet tarihi boyunca Alevilere yönelik geliştirilen bütün kapsamlı katliam ve soykırımların şu veya bu düzeyde içinde yer aldı ya da paydaşı oldu.

Zoraki bir gelenek: CHP

Tarihleri boyunca birçok farklı partiye oy veren, ancak esas itibariyle CHP ile anılan Alevilerin seçim tarihinde CHP çizgisi, şeriat korkusunun körüklendiği bir dönemde, seçeneksizlik, korku ve savunma refleksinden kaynaklı oy verdiği zoraki bir gelenek halini aldı.

Takrir-i Sükun ile Alevilere vurulan darbe

Binlerce yıldır Anadolu ve Mezopotamya’da özerk yönetim anlayışında, insani ve doğa arasındaki harmoniyi merkeze koyan yaşam felsefeleriyle yaşayan Alevi halkının, İslam adı altında Osmanlı’dan gördüğü zulmün ardından Cumhuriyet seçeneği her ne kadar umut olduysa da Aleviler için özellikle CHP’nin tek parti olduğu dönem ve sonraki 90 yıllık tarihsel kesit boyunca inkar, asimilasyon ve katliamlarla geçti. CHP’nin Alevilere yönelik zulmünün yükseldiği dönemlerde, Şeyh Sait isyanı gerekçe gösterilerek, Alevilerin doğa ile insan arasında kurdukları harmoniyi yaşatmasını baskı ve zorla engelleyen, eğitim ve ibadetlerini yapabilecekleri, felsefelerini üretebilecekleri alanları yasaklayan Takrir-i Sükun Yasası devreye konuldu.

Düşünsel devrimi yasakladılar

Yasa ile birlikte, Anadolu medeniyetinde düşünsel devrime öncülük etmiş olan Şeyh Bedreddin, Pir Sultan Abdal, Seyyid Nesimi ve Baba İshak gibi nice Alevi önderleri yaratan Alevilerin dergahları yasaklandı, özerkliklerine ve eğitim sistemlerine son verildi. Yine bu dönemde ibadetleri yasaklanan Alevi dedelerinin geleneksel uzun bıyık ve sakalları görülen her yerde jandarma tarafından çıplak elle yolundu. CHP’nin altında imzası olan yasa, Alevilerin bin yıllık kültürlerine ve yaşam felsefelerine Osmanlı’nın ardından ikinci ve daha sistemli, şiddetli bir saldırı olarak tarihe geçti.

Dersim katliamını CHP yaptı

CHP’nin hükümette olduğu yıllarda Alevilere yaptığı en büyük katliam ise 1938 Dersim Katliamı. İsmet İnönü’nün Dersim üzerinden geliştirdiği “Dersim Vilayeti’nin yeniden teşkili ile askeri bir idare kurulması ve Dersim ıslahının bir programa bağlanması lazımdır” dediği Kürt raporuyla başlayan katliamda, Dersim halkından çoğu kadın ve çocuk 10 bini aşkın Alevi katledildi, on binlercesi sürgün edildi. Fevzi Çakmak ise, Dersim katliamı öncesi hazırladığı raporda, “Dersimlileri askere almayın, silah kullanmayı ve savaş taktiklerini öğrenirlerse bize saldırırlar. Dersimliler okşamakla kazınılmaz. Silahlı kuvvetlerin müdahalesi daha çok etki edecektir” demişti.

CHP dergahları kapatıp Diyanet’i kurdu

Alevilerin dergahlarını kapatıp, ibadetlerini ve ritüellerini Takrir-i Sükun Yasası ile yasaklayan CHP, yasanın çıkmasından kısa süre önce Şeriye ve Evkaf Vekaleti’nin yerine 3 Mart 1924’te bugün Alevilerin kitlelerinin bir asimilasyon aracı olarak gördükleri ve kaldırılmasını istedikleri Diyanet İşleri Başkanlığı kuruluşunu ilan etti. Ardından, 1963’te İsmet İnönü Diyanet İşleri ile ilgili yeni yasa tasarısı hazırladı ve burada “mezhepler müdürlüğü” ve “Alevi kürsüsü” kurulmasını önererek, başka bir asimile politikası işletti.

Alevi asimilasyonuna yol açtı

Günümüzde tüm okullara mescit açılmasını sağlayan, Kur’an kurslarını artırarak yeni bir nesil yetiştirme amacı taşıyan AKP’nin politikalarını oluşturduğu zemin ise yine CHP’nin ABD’nin isteği ile köy enstitülerinin kapatılmasıyla oluştu. 1948’de “komünist” yetiştirdiği gerekçesiyle, işlevi sonlandırılan köy enstitülerinin boşluğunu, DP zamanında Kur’an kursları ve imam hatip okulları doldurdu.

Osmanlı’dan İslam adı altında zulüm gören, onlarca katliama uğrayan Aleviler için CHP’nin tek parti dönemi, yaşanan Koçgiri ve Dersim katliamları nedeniyle Alevi tarihçileri tarafından “hayal kırıklığı” olarak tanımlanıyor. CHP’nin tek parti döneminde Takrir-i Sükun Yasası gibi Alevilere yönelik uyguladığı inkar ve imha politikaları sonucunda, Türkiye’nin ilk seçimi olan 1946, 1950 ve 1954 seçimlerinde Alevi kitlelerinin neredeyse tamamı Demokrat Partiyi (DP) destekledi.

CHP-Alevi ilişkisi

CHP ile Alevilerin korku propagandası ve manipülasyon temelli, 1957 seçimlerine dayanırken, Cumhuriyet’in kurulduğu yıllarda kendisini destekleyen ancak 1946 ve sonrasındaki iki seçimde DP’ye yönelen Alevileri tekrar safına çekmek isteyen CHP’nin bu dönemde başvurduğu yol “şeriat gelecek” ve “karşı devrim” söylemleri üzerinden üretilen propagandalar oldu. CHP’nin korku propagandalarıyla, DP’nin sağ eğilimli muhafazakar politikalarının birlikte oluşturduğu atmosfer uzun yıllar değişmeyecek bir şekilde, 1957 yılında yapılan seçimlerde Alevilerin CHP’ye oy vermesinin temel sebebi olarak gösteriliyor. 27 Mayıs darbesi ise, “gücünü” ispatlayan CHP’ye, şeriattan korkan Alevilerin daha fazla sarılmasına neden olduğu yorumlarına neden oluyor. Bu dönemin ardından Alevi kitleleri, CHP geleneği için sadece seçim dönemlerinde hatırlanan “arka bahçe”, “çantada keklik” olarak görüldü.

‘Ortanın solu’ Ecevit CHP’si…

27 Mayıs ardından “gücünü” ispatlayan CHP’ye daha fazla sarılan Alevilerin, 70’li yıllarda CHP ile ilişkisi ise Bülent Ecevit’in “ortanın solu” iddiasıyla arttı. O dönem, Kemalist çevrelerin topluma empoze etmeye çalıştığı “şeriat, irtica” korkusuyla Alevilerin CHP’ye ilgisi artarken, Alevi tarihçileri Alevilerin yakın zamanda maruz kaldıkları Maraş ve Malatya katliamlarının Alevileri daha fazla CHP yanında durmasına etkide bulunduğu tezini savunuyor.

CHP’nin 73 ve 77 yılında yapılan seçimlerde sırasıyla yüzde 33,29 ve yüzde 41,43 oy alırken, Alevilerin yoğun olarak yaşadığı tüm bölgelerde birinci parti oldu. CHP’nin Alevi oylarıyla hükümete geldiği 70’li yıllar aynı zamanda Alevilerin en çok zülüm gördüğü yıllar oldu. 78 yılında 200’e yakın Alevinin katledildiği Maraş ve Malatya katliamları Ecevit CHP’si döneminde yaşandı.

Alevilerin, Ecevit trajedisi

Bu dönemde Alevi kitleleri yoğun olarak CHP’ye destek verirken, Alevi gençleri ise sol, sosyalist hareketlerde örgütlendi. Alevi gençleri 70’li yıllarda yaşanan siyasi hareketlilikte Ecevit döneminde kontra güçleri tarafından katledilirken, Alevi kitlelerinin ise katliamların baş sorumlusu olan CHP hükümetine oy vermesi, Alevi toplumunun trajedisi olarak tarihteki yerini aldı.

90’lı yıllarda iki katliam
Alevi toplumunun 90’lı yıllarda CHP geleneğiyle olan ilişkisi yine korku ve manipülasyona dayanıyor. 33 aydının yaşamını yitirdiği 93’te Sivas katliamı “şeriat geliyor” propagandası altında gerçekleştirilirken, katliam DYP-SHP ortaklığında kurulan hükümet döneminde yaşanmıştı. Erdal İnönü’nün Başbakan yardımcılığı yaptığı hükümet, 70’li yıllarda tıpkı Ecevit hükümetinin Maraş, Malatya ve Çorum katliamlarında olduğu gibi, katliama sessiz kaldı. 1995 yılında onlarca Alevi yurttaşın yaşamını yitirdiği Gazi katliamında da CHP geleneği hükümetin başındaydı. İnönü’nün duruma müdahale etmemesi hala CHP geleneğinde kara bir leke olarak duruyor. CHP ile aleviler arasındaki bu anlaşılmaz ilişkiye rağmen Alevilerin alternatif arayışları da dönem boyunca sürdü ve siyaseten varlık gösteremeseler bile Aleviler kimi STK’ler ve dernekler yoluyla örgütlenmeye çalıştı.

1924 ve 2015’te de aynı zihniyet!

Alevi toplumunun bugün siyasi iktidar ve muhalefetten taleplerinin başında Anayasa’da koruma altına alınmalarını istediği “Eşit Yurttaşlık Hakkı”, “Zorunlu din derslerinin kaldırılması” ve “Diyanet İşleri Başkanlığının fesh edilmesi” geliyor. Her dönem kendisine oy vermiş Alevilerin bu temel taleplerini her ne kadar siyasi birer malzeme yapsa da hem geçmişi hem de güncel politikası CHP’nin muhalefette de iktidar dönemlerinde Alevilerin temel taleplerini görmezden geldiğini, aksine Alevilerin asimilasyon, katliamlarına ferman veren uygulamalara gittiğini gösteriyor.

Geçtiğimiz günlerde Alevi Kültür Dernekleri Başkanı Doğan Demir ile CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu arasında yapılan görüşmede de Alevi toplumunun “Diyanetin kaldırılması” talebine kendisi de Alevi ancak, “kimlik siyaseti yapmayacağını” ifade ederek hem Kürt hem de Alevi kimliğine mesafe koyan Kılıçdaroğlu’nun sıcak karşılamadığı haberleri, aslında CHP’nin Alevilere yönelik bakışını göstermesi açısından son derece önemli bir veri oldu.
Yeni CHP, Alevileri asimile etmek istedi

2013 yılının ekim ayında, Alevileri asimile etmek isteyen en büyük projelerden biri ise Fetullah Gülen cemaati imzası Tuzluçayır’da yapılmak istenen “Cami-Cemevi Projesi” idi. Projeyi bir asimile aracı olarak gören ve mahallelerinde kurulmasını engellemek isteyen Tuzluçayır halkı ise, günlerce sokakta polisle çatışmıştı. CHP Genel Başkan Yardımcısı Erdoğan Toprak’ın, “Toplumun her kesimi bu temele birer tuğla koymalıdır. Proje, tüm topluma mal olmalıdır” açıklaması, CHP’nin asimilasyon projesine sahip çıktığını ve Alevi halkına yönelik asimilasyon politikalarına bir kez daha ortak olduğunu gösterdi. Asimile projesinin açılış töreninde CHP’liler hazır bulunurken, törenin yapıldığı inşaatın 100 metre ötesinde polis, projeyi protesto eden Tuzluçayır halkına TOMA ve biber gazıyla saldırıyordu.

Büyük bir hayal kırıklığı

Kılıçdaroğlu döneminde de Alevi toplumunun talepleri hiçbir şekilde karşılık bulmaz, Kılıçdaroğlu’nun partisi CHP döneminde yapılan Dersim katliamına ilişkin yaptığı, “Özür dilemeyi bırakın. Özür yetmez. Bu işi tarihçilere bırakın” açıklaması ise Alevi toplumunun hayal kırıklıklarından biri oldu.

Kılıçdaroğlu döneminde yapılan son iki seçimde ise, Mahsur Yavaş ve Ekmeleddin İhsanoğlu gibi sağ görüşü temsil eden kişilerin aday gösterilmesi ve ırkçı bir parti olarak politika yürüten MHP ile ittifak yapması, Alevilerin bugün CHP’den kopmaya başlamasına nedenlerinden biri oldu.

Alevilerin Cumhuriyet tarihi boyunca hiçbir talebine karşılık vermeyen CHP’nin Alevi toplumuyla olan katliam ve çıkar ile dolu ilişkisini fark eden ve yeni dönemde başka alternatifler aramaya başlayan Alevi kitleleri ile tekrar uzlaşmak isteyen günümüzün CHP yönetimi, önümüzdeki seçim dönemi için Alevi adaylar gösterip, Alevi toplumunun talepleri üzerinden seçim propagandasına hazırlansa da Alevi örgütleri ve uzmanlarına göre, özellikle Alevi gençleri ve kadınları HDP’ye yöneliyor.

Dersim’den Gazi’ye 6 büyük katliam

Aleviler 1923 yılından sonra 6 büyük katliama uğradı. Katliamların olduğu tarihlerin 5’inde CHP hükümetteydi:

* 1937 Dersim Katliamı – CHP tek parti.
* 1978 Malatya Katliamı – CHP (42. Başbakan Bülent Ecevit)
* 1978 Maraş Katliamı – CHP (42. Başbakan Bülent Ecevit)
* 1980 Çorum Katliamı – Adalet Partisi (43. Başbakan Süleyman Demirel)
* 1993 Sivas Katliamı – CHP öncülüğünde Sosyal Demokrat Halk Partisi (SDH)
* 1995 Gazi Mahallesi Katliamı – Doğru Yol Partisi’yle kurulan koalisyon CHP

özgür-gündem

1946’dan 2014’e Alevilerin ‘korku’ ile geçen seçim tarihi

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde HDP’nin aldığı oy oranına büyük katkı sunan Aleviler, Kürt halkı ile Alevi halkı arasına devlet aklıyla bilinçli olarak çekilen setlerin biraz da olsa kırıldığını gösterdi

Türkiye tarihinin en kritik seçimlerinden birinin eşiğindeyken AKP hükümeti, ‘diktatörlük’ inşa etmeye çalışıyor. HDP ise alternatif olarak radikal demokrasiyi öne çıkarıp bunu “Yeni Yaşam Çağrısı” şeklinde formüle etti. Yeni Yaşam Türkiye’deki bütün halkları kapsıyor. Şimdiye kadar katliam ve asimilasyonun dayatıldığı, sistemin çeşitli oyunlarla, korkutmalarla yanına çekmeye çalıştığı, sadece seçim dönemlerinde varlıkları hatırlanırken “oy deposu” olarak görülen Alevilerin tercihi Türkiye’nin gidişatını belirleyici etkiye sahip olacak. Bu nedenle sistem HDP’ye ilgisi artan Alevileri yeniden CHP’ye yönlendirmeye çalışıyor.
Bu nedenle 92 yaşındaki cumhuriyet döneminde iktidarları ve belediyeleri döneminde Alevi hakları için kıpırdamayan, tersine Dersim soykırımında olduğu gibi katlimlarda rol alan CHP, Aleviler alternatif arayışlara girince belediyelerde cemevlerini ibadethane statüsüne almaya başladı. Seçeneksiz bırakılan Alevileri 92 yıl boyunca oyalayan, sırtından Meclis’e vekil taşıyan CHP, 92 yıl sonra Alevileri hatırlamış oluyor. Önemli deneyimler kazanan, CHP’nin riyakarlığının sürmesine artık izin vermek istemeyen, AKP’nin iktidarına karşı eşitlik felsefesiyle halkları kucaklayamayanlara karşı Aleviler seçeneksiz olmadıklarını söyleyip HDP’ye yoğun ilgi göstermeye başladı.

1946 sonrası

Cumhuriyetin ilk yılları CHP sultası altında geçti. Bu dönemde alternatifsiz olarak CHP’yi desteklemiş olan Aleviler, 1945 yılına kadar süren tek parti sisteminde yaşadıkları Koçgiri ve Dersim katliamlarının etkisiyle, 1946 yılında yapılan ilk seçimlerde Demokrat Parti’yi (DP) destekledi. Alevilerin çoğunluğunun yaşadığı Amasya, Tokat, Erzincan, Dersim, Sivas, Çorum ve Maraş gibi bölgelerde DP seçimi kazandı. 1950 yılına doğru Alevilerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde seçimi bir kez daha DP kazandı.

DP ve CHP arasında seçeneksiz kaldılar

Alevilerin yüzde 80’inden fazlasının DP’ye oy verdiği 1950 seçimlerinde yüzde 52 oy alan DP’nin giderek muhafazakar eğilimler gösteren politikaları ve kimi tarikat ve cemaatlerle gelişen ilişkileri, Kemalist rejimin “şeriat gelecek” propagandalarını hayata geçirmesine neden oldu. “Şeriat gelecek” kampanyasını yürüten CHP’nin hedefinde Alevilerin oyu yatarken, DP’nin muhafazakar politikaları ve Osmanlı’da İslam adı altında yıllarca zulüm gören Alevilerin “şeriat korkusu”, 1957 seçimlerinde yönlerini yeniden CHP’ye çevirmesine neden oldu. Alevilerin CHP’ye yaklaşmasının diğer temel bir sebebi de DP ve CHP arasında kalmış seçeneksizlikti.

TİP’le beraber sosyalizmle tanıştılar

60’lı yıllarda ise eşitlik, özgürlük ve devrim taleplerinin yükselişi Alevi kitleleri arasında karşılık buldu ve özellikle Alevi gençleri için yeni bir dönem başladı. Yine bu dönemde kentlere göç etmeye ve işçileşmeye başlayan Aleviler içindeki sınıfsal ayrışma siyasi tercihlerde de yansımasını buldu. Bir kısım Alevi, ilk Alevi partisi olarak kurulan ve 69 seçimlerinde yüzde 2,8 oy alan Türkiye Birlik Partisi’ni desteklerken, bir kısmı da hala CHP’yi desteklemeye devam etti. Alevi emekçilerinin bir kısmı ise Türkiye İşçi Partisi’ni (TİP) desteklemeye başlamıştı. TİP ile beraber sosyalist hareketleri tanımaya başlayan Aleviler giderek güçlenen sosyalist hareket içerisinde yer almaya başladı.

Alevi gençleri sosyalizme, yaşlılar Ecevit’e

Tek partili dönemin ardından DP’yi ardından da devamcısı olan Adalet Partisi’ni bir dönem destekleyen Aleviler, 1970’li yıllardan sonra yükselen emekçi hareketini kontrol altında tutmak için sosyal demokrat politikalar üreten ve “ortanın solu” demagojisiyle Alevi kitlelere pazarlanmaya çalışılan CHP’nin seçmeni haline geldiler. Bu dönemde kentlere göç etmeye başlayan Aleviler CHP’yi desteklerken, Alevi gençlerinin çok büyük bir bölümü ise politikada seçimleri temel gündemi haline getirmeyen sosyalist, yurtsever örgütlerin içinde bulundu. 70’li yıllarda, İnönü CHP’sinin başına gelen Ecevit’in Alevi kitlesinin neredeyse yüzde yüzünün oyunu almasında, Kemalizm’inden kopma ve sol bir parti olma iddiası temel sebepti.

Alevilerin bu dönemde yaşadığı en büyük trajedi ise seçimlerde tüm güçleriyle Ecevit’e destek verirken, binlerce Alevi gencinin destek verdikleri Ecevit iktidarında katledilmesiydi.

Darbe dönemi sola güvenen Alevileri boşluğa düşürdü

12 Eylül askeri darbesinin ardından devrimci hareketler ve Kürt özgürlük mücadelesine karşı CIA tarafından kurulan “yeşil kuşak” projeleri kapsamında, devletin her türlü örgütlenmesinin dini örgütlenme üzerine kurulması girişimleri; Alevi kitleleri CHP çizgisinde partilere oy vermeye itti. Askeri darbenin sol partileri güçsüzleştirmesi sonucu boşluğa düşen Aleviler, bu dönemde daha din dışı bir örgütlenme yapısı ortaya çıkarken, 1988 yılında kurulan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) çizgisi bunun en somut örneğinden biri oldu. PSAKD 80’lerin sonu ve 90’larda her ne kadar kitlesel olarak CHP çizgisine kayan bir yapı izlese de, asıl olarak 60’lardan kalan sol, sosyalist partilerin çizgisinde bir politika üretme çabasında oldu.

80 sonrası Aleviler siyasi tercihlerini ağırlıkla olarak Erdal İnönü’nün SODEP ve SHP’sine yönlendirdi. Sonraları SODEP adını alacak olan CHP’nin yerine kurulan Halkçı Parti 83 seçimlerimde Alevilerin oylarıyla, Hatay’da 36,37, Dersim’de yüzde 63,56, Sinop’ta 44,77 ve Edirne’de 41,32 oy oranını ulaşırken, Kırklareli ve Zonguldak’ta birinci parti oldu.

Sivas’taki oy oranlarına bakıldığında ise Sivas’ta yaşayan Alevilerin bir kısmının Milliyetçi Demokrasi Partisi’ne (MDP) oy verdiği görülüyor.

Kimlik saklamadan, kimlik savunmasına

Gelişen imam hatip okulları ve cemaatlerin toplumda etkin rolleri sonucu CHP’ye oy veren Alevi kitlerin seçim refleksleri 90’lı yıllarda özellikle Sivas katliamının yarattığı korku ile devam etti. 90’lı yılların temel özelliği, Alevi kitlelerin Osmanlı’dan kalma olan “kimliği saklama” refleksi, 90 yıllarda artan korku ve katliamlar sonrası “kimliği savunma” refleksi haline geldi. Alevi halkı için kimliği saklamak yerine, kimliği savunmak olumlu bir gelişme olsa da, CHP çizgisi “şeriat gelecek” korkusunu körükledi ve 90’lı yılların Sivas ve Gazi katliamlarını yaşayan ve yine seçimlerde ulusalcılar ile muhafazakarlar arasında kalan Aleviler bir kez daha gönülsüzce CHP çizgisine oy verdi.

91 yılındaki genel seçimlerde Kürt siyasal hareketiyle de ittifak kuran Erdal İnönü’nün darbe sonrası kapatılan CHP’nin devamcısı olan Sosyal Demokrat Halkçı Parti’sine (SHP) Aleviler çoğunlukla destek verirken, SHP seçimlerde yüzde 20,75 oy alarak, 3’üncü parti oldu. Yine Alevilerin bir kesiminin oy verdiği Ecevit’in başında olduğu DSP ise 10.74 oy olarak 5. parti oldu. 1995 seçimlerinde ise yüzde 10,04 oy alan CHP’nin birinci olduğu iki il yüzde 23,38 ile Dersim ve 21,93 ile Hatay’ın olması Alevilerin CHP’ye desteğini gösterirken, seçimlerde 4. parti olan Ecevit DSP’sinin ise Trakya ve Ege bölgesinde yaşayan Alevilerden büyük oranda oy aldığı görülüyor.

Umutsuzluk içinde CHP ile geçen yıllar

2000’li yılların başında AKP’nin sahneye çıkması ve seçimlerin AKP, CHP ve MHP tekelinde gerçekleşmesi, bir kez daha sağ muhafazakar partilerin iktidar olması korkusu Alevilerin CHP’ye oy vermesini devam ettirdi. 2002 seçimlerde CHP’nin aldığı oyların yüzde 65’i Alevilerin yaşadığı bölgelerden geldi. 2002 seçimlerde Devlet İstatistik Enstitüsü’nün verilerine Eskişehir ve Sivas’ın Alevi köylerinin tümünde büyük oranda CHP’ye oy verildiği görülüyor. Verilere göre, Eskişehir’in 45 Alevi köyünde 5 bin 260 oy kullanıldı ve Doğru Yol Partisi’ye yüzde 12, MHP’ye yüzde 6, ANAP’a yüzde 6 ve AKP’ye yüzde 5 civarında bir oy çıktı. Toplam yüzde 30’luk bir oy merkez sağ partilere çıktığı görülürken, bu oyların dışında kalan yüzde 70’lik bir oy ise CHP’ye gitti.

2000’li yıllarda CHP’nin başarısız muhalefet politikaları ve Alevi kimliğinin taleplerinin dile getirilmemesi Alevi kitleleri tarafından her zaman rahatsızlık duyulan bir konu olması, bu dönemde de Alevilerin CHP’ye gönülsüz destek verdiği yorumlarına neden oldu.

Öz güce dayanmayan partiler başarısız oldu

Aleviler Meclis’te temsil edilmek için kendi öz güçleriyle hiçbir zaman bir oluşum içine girmeseler de, ilk Alevi partisi olan Türkiye Birlik Partisi, Demokratik Barış Hareketi ve Barış Partisi gibi Alevilik iddiasıyla ortaya çıkan partiler, kişisel sermayelerin desteği ile kuruldu. 1966 yılında kurulan Türkiye Birlik Partisi’nin ambleminin ortasında bulunan Hz. Ali’yi temsil eden bir aslan ve etrafındaki 12 imamı anlatan yıldızlar bulunan amblemi dikkat çekiyordu. Dönemin kanunları gereği Birlik Partisi’ne Alevi Partisi denemiyordu, CHP ve İşçi Partisi de “bölücülük yapıyor” söylemleriyle partiye tepki göstermişti. Birlik partisi 1969 seçimlerinde yüzde 2,8 oyla Meclis’e 8 vekil soktu ancak, vekillerin hepsi daha sonra Adalet Partisi’ne geçti. 70’li yıllarda Meclis’te çeşitli partilere dağılmış 15 Alevi milletvekili bulunuyordu. Bir süre sonra vekillerden 5’i Adalet Partisi’ne güven oyu verdikleri gerekçesiyle partilerinden atıldı. 90 yıllarda, sermayedar Ali Haydar Veziroğlu’nun finans desteğiyle kurulan Barış Partisi ise girdiği ilk seçimde hiçbir varlık gösteremedi ve kendini feshetti.

2015’te Alevilerin alternatif umudu HDP

AKP, MHP ve CHP tercihlerinin yapmak zorunda kalan Alevilerin 2000’li yıllarda kırılma noktası ise 2014 yılında yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimleri oldu. Yıllardır CHP ve geleneklerine oy veren Aleviler, CHP’nin MHP ile ortaklaşarak sağ bir aday göstermesi ve HDP’nin Türkiye siyasi sahnesine aday gösterdiği Selahattin Demirtaş ile güçlü bir şekilde çıkması sonucu, CHP tercihlerini değiştirmeye başladı. HDP’nin yüzde 6-7 arasında değişen oy oranını yüzde 9,7’e çıkardığı seçimlerde, oy oranlarını Alevilerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde, İzmir’de oy oranını yüzde 4,3, Mersin’de yüzde 4,2, Hatay’da yüzde 1,3 oranında artırdı.
Alevi köylerinin desteği HDP’nin oylarını artırdı

Alevi köylerinin destek verdiği Yozgat’ta bir önceki yerel seçimlerde HDP’ye oy çıkmazken, 2014’te 2 bin 118 oy alan HDP, yerel seçimlerde 271 oy aldığı Sivas’ta yine Alevi köylerinin desteği ile 3 bin 516 oy aldı. Karadeniz’in Alevi köylerinden de oy alan HDP, yerel seçimlerde 73 oy aldığı Ordu’da 5 bin 153 oy alırken, yerel seçimlerde oy sayısının 286 olduğu Bolu’da 3 bin 114 oy aldı. Alevi kitlelerinin HDP’ye yaklaşımını gösteren en çarpıcı istatistik ise HDP’nin Maraş’ta 23 bin 908 oy alarak bir önceki yerel seçimlere göre oy oranını yüzde 300 artırması oldu. Ne zaman güçlü demokratik bir alternatif ortaya çıkmışsa Aleviler oraya yöneldiler.  Cumhubaşkanlığı seçimlerinde HDP’nin aldığı oy oranına büyük katkı sunan Aleviler, Kürt halkı ile Alevi halkı arasına devlet aklıyla bilinçli olarak çekilen setlerin biraz olsa da kırıldığını gösterdi.

Aynı zamanda Alevilerin tarih ve kültürlerinde bulunan özerk yönetim, ırklar arası eşitlik ve demokrasi kültürleriyle oluşan yaşam felsefeleri HDP’nin yaptığı “Yeni Yaşam Çağrısı”nın aynı düzlemde olması, Alevileri HDP alternatifine yönlendirmeye başladı.

ozgür-gündem

Pir Sultan mı Hacı Bektaş mı?

ALİ KENANOĞLU

Başlık hiç içime sinmedi ama derdimi anlatacak başka bir başlık da bulamadım. Bizde Eri Erden Piri Pirden ayırmamamız gerektiğine ilişkin sözler vardır. Ancak 24 Mart tarihinde Erzincan’da Pir Sultan Abdal Derneği yöneticisi Hasan Sınırtaş’ın mahkemesinde hakimin söylediği bir söz aslında Alevi dünyasında da kullanılan bilinçaltındaki bir ayrımı dile getirdi.

Hakim Hasan Sınırtaş’a “Neden hiç Hacı Bektaş Derneği üyesi tutuklanmıyor” diyerek hayli tuhaf, alakasız, ayrımcı ve bir Alevi Piri olan Pir Sultan’ı “suç” ögesi ile eş değer görme ve Pir Sultan Derneklerini suçlu gösteren bir yaklaşımın hepsini birden sergilemiş oldu.

Maalesef ki hakimin bu yaptığının Alevi dünyasında da bir karşılığı bulunmaktadır. Bizde yıllarca devletin ezberleriyle büyümüş veya sosyalist yaklaşımlarla tarihini anlamaya gerek duymamış birçok kimse Pir Sultan Abdal’ı devrimci olarak nitelendirirken Hacı Bektaş’ı da en hafif tabirle devletçi olarak nitelemişlerdir. Devlet ise bu söylemi Pir Sultan terörist, Hacı Bektaş ise Türk-İslam düşünürü olarak çevirip sunmuştur bize.

Oysa tarih bu iki yaklaşımı da reddetmektedir. Yani ne Hacı Bektaş Türk-İslam düşünürü bir devletçi ne de Pir Sultan terörist ya da inancından, ibadetinden uzak sadece devrimci idi.

Hacı Bektaş Veli 1240 yılında Malya Ovası’nda yaşanan Selçuklu – Babiler savaşında Babiler ordusunda kardeşi Menteş’le birlikte savaşmış birisidir. Bu savaşta kardeşi Menteş’in şehit edilmesiyle birlikte bugün dergahının ve türbesinin bulunduğu Sulucakarahöyük’e yerleşmiştir. Kurduğu dergahta kendi soyundan gelen ve Çelebi kolu diye de bilinen postnişinler de zaman zaman Hacı Bektaş gibi, zalim ve katliamcı devlete karşı isyan bayrağını çekmişlerdir. Hatta Pir Sultan Abdal ile aynı yüzyılda yaşayan Dergah Postnişini Kalender Çelebi doğrudan kendisinin başlattığı bir isyanla Osmanlı’yı hayli yıpratmıştır. Daha sonra ise Osmanlı İmparatorluğu ile aynı paralelde yürüyen ve ta ki 1836 yılına kadar Osmanlı’nın desteklediği Babagan kolu ile Kalender Çelebi yolunu sürdüren Çelebi kolu birbirine karıştırılmıştır. Çoğu zaman Babagan kolunun devletle olan ilişkisi Çelebi koluna mal edilmektedir.

Pir Sultan Abdal konusu ise hiç de anlatıldığı gibi değildir. Aslında tarihte Pir Sultan isyanı diye bilinen bir isyan yoktur. Pir Sultan Abdal’ın yaşadığı Banaz köyü o tarihte Ali Haydar Avcı’nın araştırma sonuçlarına göre Hubyar Sultan talibidir. Pir Sultan Abdal’ın ise Hacı Bektaş dergahına bağlı ve Hacı Bektaş Dergahı tarafından icazetli bir “Baba” olduğu anlatıla gelenlerdendir.

Pir Sultan Abdal’ın yaşadığı dönem ve yaşadığı coğrafya bir bütün olarak Celali İsyanları dönemidir. Bu dönem içerisinde o coğrafyada yaşayan bir Kızılbaş’ın isyana dahil olmaması mümkün gözükmemektedir. Pir Sultan Abdal’ın da bu Celali isyanları içerisinde yer aldığı muhakkaktır. Ancak Pir Sultan Abdal’ın bu kadar çok bilinir olması onun o dönemdeki en büyük propaganda, iletişim aracına sahip olmasıdır. Bu iletişim aracı Pir Sultan Abdal’ın sazı ve sözüdür.

Pir Sultan Abdal Mahlaslı Koca Haydar, yediği sürgün sonrasında sazıyla ve sözüyle yıllarca Anadolu ve Balkanlarda dolaşmış ve bugüne kadar gelen bilinirliğini oluşturmuştur.

Şah Kalender Çelebi, Celal Baba, Köroğlu, Hubyar Sultan, Zünnun Baba gibi pek çok pirimiz o dönemde isyan liderliği yaparken hiçbiri Pir Sultan Abdal kadar bilinir olamamıştır.

Yaşadığı dönemde pirlerimiz, mürşitlerimiz, babalarımız, dedelerimiz, analarımız, bacılarımız bulunduğu cepheden birlikte zalime karşı duruş sergilemişleridir. Pir Sultan Abdal sazıyla ve sözüyle bu duruşu sergilerken diğerleri ise zülfikarı kuşanmışlardır. Biz eri erden, piri pirden ayırmadan hepsinin mücadelesini selamlıyoruz.

Aşk olsun zalimlere karşı mazlumların yanında yer alanlara…

Îwko Yaşamını Yitirdi

Firaz Baran/Leverkusen

Sanatçı Îwko (Kakî Îw-Îwkî Kor) akciğer yetmezliğinden Maraş’ta yaşamını yitirdi. 1932’de Pazarcık’ın Gonîg köyünde doğan Îwko 83 yaşındaydı.

Îwko, 1952’den bu yana sazı ile yasaklı bir dili (Kürdçe) ve inancı (Alevilik) taşıdı.

Yöre kültürümüzü ve inancımızın tınılarını hafızası, sesi ve sazıyla yaşattı.

Îwko, kendi eserleri dışında Xazal, Mamî Alan ve Delal gibi Kürd destanlarını ve Fuzûlî, Nâbî ve Pir Sultan gibi büyük Pir-Zakirlerin deyişlerini Pazarcık ve Elbistan’da yaşatan 20. yüzyılın en önemli yöre ozanlarından biri oldu. Yazı ve kayıt yasak olduğu için kuşaktan kuşağa sözlü aktarım vardı ve bunu Îwko başardı.

Gözlerini ve Babasını İki Yaşında Kaybetti

Îwko, 1932’de Pazarcık’ın Dî Sare (Gonîg-Gûndî Oxon-Bozlar) köyünde doğdu. Babası Sînamîllî aşiretinin son lideri Xalîl (Halil) Ağa, annesi de Fotkê Baktêş’tir. Ailenin iki çocuğu olmuştur. Biri Îwko, diğeri de Aşkê Xalle’dir.

Îwko, gözleri görmeyen bir sanatçı… Gözlerini nasıl kaybettiğini şöyle anlatmıştı: „1 yaşındayken çiçek hastalığına yakalandım. Yanlış tedaviler de yapıldı ve gözlerimi kaybettim.“

„Okusaydım İlim Sahibi Olurdum“

Îwko, bugün elindeki saz ve yüreğinden akıp gelen şarkılarıyla tanınıyor. Ama O, Şahturna gibi henüz çocuk yaşta sazı öğrenmiyor. Sazı ilk olarak 20 yaşında eline alıyor: „Cura çalan bir dayım vardı. (Îsmoylî Baktêş) Birgün, ‘Dayı bana göster’ dedim. Parmaklarımı perdenin üstüne verdi. Sesleri biraz tanıttı. 1 senede kendi kendime öğrendim. O zaman bugünkü gibi kurslar yoktu.“

Îwko ile sanat geçmişi hakkında konuşuyoruz. „Şah Hatayi, Genç Abdal, Harabi, Fuzûlî ve Pir Sultan’ın şarkılarını söylediğini“ ve kuşaktan kuşağa aktarılan bu şarkıları söyleyerek bir görevi de yerine getirdiğini belirtmişti.

Anılar

Îwko’nun hayatı üzerine çocuklarıyla, arkadaşı Mehmet Kısıkyol ve akrabası Miçî Molê Kile (Ercoşman) ile görüştük. Anlatılan anılar, ozanımızı daha yakından tanımamıza vesile olacaktır.

Halil Çatalgöz (Oğlu): „Îwko’nun sesini kaydedeyim Allah canımı alsın“

Babam Xazal, Mamî Alan ve Delal gibi çok uzun destanları ezbere bilir. Bu destanlar saatlerce sürer. Öyle güçlü bir hafızası var. Babamın gözleri hiçbir zaman ev içinde sorun olmadı. Gece gündüz yalnız başına gezerdi. Köyde 10 traktör vardı. Hangisi kimin bilirdi. Ben tarlaya giderdim. Bazen geç dönerdim. Geldiğimde bakardım ki babam kalkmış beni bekliyor. „Kako niye uyumadın“ dediğimde, „Motorun sesini duydum, seni karşılamak için kalktım“ derdi.

Babam sevilen sayılan bir ozandı. Birgün Yılanovası’na gittik. 12 yaşındaydım. Kart Mehmet adında zengin bir adam vardı. Çocuklarını sünnet ediyordu. Bir gom vardı. Babam sazı eline aldı. Elektronik bir sazdı. Duyan geldi. 1500 kişi toplandı. Gom neredeyse çökecekti. Öyle bir saz çaldı ki… Zaten babamın perde tutuşuna herkes hayrandı. Özellikle de Mahsuni… „İbo baba, senin gibi saz çalayım, başka bir şey istemiyorum“ derdi.

Eskiden otobüslerin üstüne megafon koyarlardı. Teyp çaldığı zaman etrafta duyuluyordu. Bizim köyde Bozlar-Pazarcık otobüsü vardı. Korço gilin otobüsü… Babamın kasetini çalıyorlardı. Otobüsün geldiğini o müzikten anlardık.

Bizim köyde Hûsoyî Fîne ve Salmonî Cido Almanya’dan izine gelmişlerdi. Teyp getirmişlerdi. Hûsoyî Fîne, „Îwko’nun sesini ben de kaydetsem de Allah canımı alsa“ demiş.

Babam doğru bir adamdır. Yalanı yoktur. Açık sözlüdür. Cemaat adamıdır. Herkes kendisini sever. Babam, Deniz Gezmiş asıldığı zaman çok üzüldü. O zaman radyoyu kulağından ayırmadı. İsyan etti. „O çocuklar ne yaptı? Karanlıktan ne zaman kurtulacaksınız? Deniz gibi bir adam bir daha gelir mi“ dedi. Sonra bir kardeşim oldu. Adını Deniz koydu.

Ayşe (Kızı): „Bizi sazla uyuturdu“

6 kardeşiz. Halil, Arzu, Asef, Ayşe, Fatma ve Deniz. Babamın 15 tane de torunu var. Annemin adı da Donê Kûlle’dir.

Babamın hisleri çok güçlüdür. Sen telefonla konuştun. 5 sene sonra yanına git, seni tanır.

Babam, sazına çok titizdi. O her şeyiydi… Eviydi, piriydi. Kılıfına koyar, kilitler ve dolaba koyardı. Üstüne dolabı da kilitlerdi. (Gülüyoruz) Sazı bir evladı gibiydi. Yalnız olduğu zaman beste yapar, teybe kaydeder, tekrar dinler ve hatalarını çıkarırdı.

Babama kitapları ben okurdum. „Kızım kitabı getir, bana deyiş oku“ derdi. Çocuklarına çok bağlıydı ama göstermezdi. Bizi korurdu. Geceleri bizi sazla uyuturdu. Onun için şimdi sazın teline vurulduğu zaman etkilenirim.

Annem de heykeli dikilecek bir kadındır. Babama bir çocuğu gibi bakar. Babam da titizdir. Annemi yormaz. Örneğin kendi kendine traş olur. Hatasız yapar. Kulaklarının içini bile alır. „Akıl baştadır, marifet de eldedir“ derdi.

Çocukluğumda hatırladığım bir konu da Kürdçe radyodur. Irak radyosunda Meryemxan’ı dinlerdi.

Deniz (Oğlu): Hayattan Kopuk Yaşamadı

Biz geçimimizi tarım ve hayvancılık yaparak sağlardık. Yazları çok sıcak olduğu için yaylaya giderdik. Bizim yayla yolunu babam bana öğretti. Tek tek mevkileri tanıyordu. Onların hikayelerini de anlatıyordu. „Oğlum burası Dilovî Qalmêx’tir“, “Burası Sarasot’tur“ diyor ve o yeri tanıtıyordu.

Buğday, pirinç, pancar, domates, fasulye, patlıcan, kabak, biber, nohut ekeriz. Babam hangi tarlaya ne ekileceğini söyler. Yine bağımız ve kavaklarımız da var. Onlara nasıl bakacağımızı anlatır. Yani babam gözleri öyle olduğu veya ozan olduğu için hayattan kopuk yaşamadı.

Babamı düğünlere veya özel olarak misafirliğe çağırırlardı. Bazen babam bir hafta gelmezdi. Babam saatleri, güzel tespihleri, sohbeti ve şakayı sever. Hatalarını direk sana söyler. Biz babama „Kako“ diye hitap ederiz, anneme de „Donê“ deriz. Annem de babam da çocuklarına karşı arkadaş gibidir. Annemi de sevmeyen yoktur. Bizim köy 560 hanedir, herkes sever. Herkesin dileğini yapar.

Babamın en ilginç özelliklerinden biri saatin kaç olduğunu bilmesi, seslerden ne olduğunu çıkarmasıdır. Babama saati sor, kesinlikle en fazla 3 dakika şaşırır.

Babamla yaylaya gidiyorduk. Bir ağaç önündeydi. Ben söylemeye geciktim. Tam „ağacın dalı başına değecek“ diye düşünürken babam başını eğdi. Gölgesi gözüne vurmuş.

Babama ait komik hikayeler de çoktur. Örneğin bizim köyde Hisko ve Qorçon adında gözleri görmeyen iki amca vardı. Bizde oturuyorlardı. Gece saat epey ilerledi. „Bizi kim götürecek“ dediler. Babam da ikisinin kolunu tuttu ve götürdü.

Babam, bol et yerse, güzel ortam oldumu içer ve söyler. En sevdiği yemek içli köftedir. Tafoşî’yi de çok sever.

Mamkî Olkî Canke -Mehmet Kısıkyol, Maraşlı- (Arkadaşı): „Îwko Görüyor“

Îwko ile çok anılarım var. Hangi birini anlatayım… Size hem normal yaşamdan, hem de sanat yaşamından anılar anlatacağım.

Televizyon daha dün açıldı. Eskiden Pazarcık’ın televizyonu Îwko’ydu. O çalar, o söylerdi. Ben ona İbik diyorum. Tam neşesini buldumu sabaha kadar söyler. Herkesi coşturur. Deyişlerin hepsini bilir. „Goçar“ adlı bir şarkısı var. Kızı evinden kaldırır, yaylaya kadar götürür. Çok uzun bir şarkıdır. İbik’in olmadığı düğün olmazdı. Masası, köşesi her zaman hazır tutulurdu.

Gözleri görmüyor ama yolda birlikte yürüdüğü insana hiç sıkıntı vermez. Köyde gülle oynanır. İbik, gülle taşı yapardı ve müthiş oynardı. Gülleleri birbirine vururduk, sesten nerede olduğunu çıkarırdı.

Birgün Papazlara gidecektik. Orada bir pınar vardı ama kurumuştu. Sopasını oraya vurdu, „Kurumuş“ dedi. Dilova Hacî Çopkî var. Orayı da geçince taşların arasında bir çeşme daha vardı. Hemen, „Hala bisakina. Konyê Base e la vira“ dedi. („Hele dur, Base Kuyusu burada“) Bir yerde de önde ağaç vardı. „Önde ağaç var. Beni yukarıdan götür“ dedi.

Eskiden keyfine düşkündü. 12’ye kadar uyuyordu. Elleriyle saçını yukarı doğru tarak gibi tarar. Kahvaltı etmez. Direk üç kişinin yemeğini yer.

Mızrap kullanmaz. Şelpe çalar. Mahsuni, büyük bir ozandır. İbik’e büyük değer verirdi. Ona, „İbo baba“ diye seslenirdi. Mahsuni’yle de çok anıları vardır. Birgün Mahsuni bizi davet etti. O zaman evi Antep’teydi. Gittik. Mahsuni üç tane saz getirdi, İbik beğenmedi. Dördüncü sazı beğendi. Sonra saatlerce karşılıklı söylediler. Mahsuni, çocuk gibi hizmet ediyordu. Misafirperverdi. Büyük ozan ama mütevazıydı. Sabaha kadar İbik ile mazilerini anlattılar. Sonra Elif Ana’nın yanına gittik. Ovada duyan herkes gelmişti. İbik fitil gibi çaldı.

Mista Kor ile de anıları çoktur. Komik anıları da vardır. İbik, 1978’de birgün onların köyüne gidiyor. Sazı istiyor, Misto vermiyor. „Senin beynin kapalı“ diyor. Kavga ediyorlar. İbik, „Boynunu ver sana göstereyim“ diyor. İkisi de babayiğittir. Hoşsohbetin yanında böyle acı tatlı olaylar da yaşandı.

İbik’in önemli bir özelliği de hayvanlarına bakmasıdır. Onları yemler, tımar eder. Bir de kötü hayvanı sevmezdi. Katırı, köpeği, ineği herkesinkinden iyi olacak. Öyle yaklaşırdı. Ayrıca İbik, insanı sesinden, elinden tanır. Kısa mı, uzun mu, zayıf mı çıkarır.

İyi rakı içerdi. 6 su bardağı rakıyı üstüste içtiğini bilirim. Ama yanında kebap olacak. Kebap olmasa öldür yine içmez. İbik’in midesini maalesef ben bozdum. 25 sene önce sabah aç karına şarapla rakıyı karıştırdım. Cimfiş diyorlar ona… Verdim, midesi bozuldu. Ondan beri içmiyor.

Bir özelliği de hemen bir beste yapabilecek kapasitede olmasıdır. Bazı kadınlar çocukları genç yaşta öldüğü zaman gidip derdi ki „Îwko, oğlumun üzerine bir şarkı yaz.“

İbik, geçen yıl Avrupa’ya geldi. Burada insanlarımızın durumunu beğenmedi. Üzüldü. Ona karşı bir saygısızlık mı oldu? Hayır. Ama gurbetin bizi köklerden giderek uzaklaştırdığını söyledi. Bir sözü hiç aklımdan çıkmıyor. „Böyle giderse Avrupa çocukları öldürür. Eriyip gidecekler.“

Sözlerimi noktalarken 50 yıldan fazla bir zamandan bu yana kültürümüze hizmet eden İbik’e tekrardan teşekürlerimi sunuyorum. Îwko, bizim büyük bir değerimizdir. Başka milletler gözü görmeyen şairlerine, ozanlarına büyük önem verirler. Bizim de Îwko’muz, Misto’muz var. Biz de onların layık olduğu büyük değeri vermeliyiz.

Elif Kısıkyol (Akrabası): Hisleri Güçlüdür

İbrahim dayının hisleri çok güçlüdür. Birgün katırla yayladan geliyoruz. Konî Hûrkon‘u bildi. Kavirî Rinde‘yi bildi. Çok şaşırmıştım. O zaman oğlum Tahir bebekti. Kucağıma almıştım. Kavirî Rinde’ye gelmeden bana, „Elif burada dikkat et. Kaygandır, Tahir’i düşürme“ dedi. „Dayı, nasıl bildin“ dedim. „Elif, benim hislerim güçlü“ dedi.

Miçî Molê Kile (Ercoşman)

İbrahim amcanın gözleri üzerine çok hikaye vardır. Bunlardan bazılarını anlatayım. Bozlar’da iki köpek kavga etti. „Sayî molê Olkê kudik gerkir“ dedi. (Olko gilin köpeği diğeri köpeği yıktı) Biz, „İbrahim amca sen görüyorsun“ dedik.

Eşi Döne yardımseverdir. Bütün köy onu sever. Birgün buğday verirken „20 ölçek oldu“ demiş. İbrahim amca, „Döne, 22 ölçek oldu“ dedi. Sesten anlamış. Millet de güldü.

Sazını yatırarak çalar. İki tırnağı her zaman uzundur. Onları mızrap olarak kullanır. TRT, 1969’da mektup gönderdi. Gitmedi.

1975’te Mahsuni Bozlar’a geldi. Millet toplandı. Mahsuni, „Ustam varken saz çalamam“ dedi. İbrahim amcanın perde tutuşunu çok beğeniyordu. „Bu perde tutuşuna aklım ermedi“ demişti.

Kürt şarkılarında Newroz

Mehmet BAYRAK

14. yüzyıl şairlerinden Melayê Cizirî’den başlayarak, divanlara veya cönklere geçerek günümüze ulaşan çok sayıda Kürt şiiri bulunmasına rağmen, zamanında notaya geçirilememesinden dolayı ezgileri bugünlere ulaşamadı. Günümüzde söylenen  şarkılarının büyük bölümü son 50-60 yıla tarihlenmektedir.

Henüz tümden bir siyasi boyut ve içerik kazanmasa da Ari kültür coğrafyasında efsanevi geçmişi 2600 yılı aşan Newroz geleneğinin, Kürt toplumunu ve kültürünü etkilememesi düşünülemez. Bu ve benzeri gelenek ve ritüeller, daha çok sözlü kültürde kaldığı için de birçok kültürel ögesinin zaman içinde eriyerek yok olduğunu tahmin etmek zor değildir.
Bugünkü siyasi içerikte olmasa da Newroz geleneğinin, Kürt toplumunda dağlarda ateşler yakılarak ve şarkılar söylenerek kutlandığını biliyoruz. Kuşkusuz, bu kutlamalar aşamasında insanlar şarkılar (kilam ve stranlar) eşliğinde çeşitli ritüeller sergiliyorlardı. Zaten, günümüzde bu şarkıların içeriği ve ritüellerin niteliği önemli ölçüde değişmiş ve kırsal kesim insanları yine dağlarda ateş yakarak kutlamalarını sürdürürken; şehir insanları meydanları ve salonları tercih etmektedirler. Bu salon ve meydanlar, artık bir mesaj verme yeri olarak da kullanılmaktadır.
14. yüzyıl şairlerinden Melayê Cizirî’den başlayarak, divanlara veya cönklere geçerek günümüze ulaşan Kürt şiirinde “Newroziyye“ veya doğrudan “Newroz“ adıyla çok sayıda şiirsel ürün bulunmasına rağmen, zamanında notaya geçirilememesinden ve teknolojik yetersizlikten dolayı müzik ezgileri ve şarkı makamları o kadar şanslı olamadı, bugünlere ulaştırılamadı. Nitekim, günümüzde söylenen Newroz şarkılarının büyük bölümü son 50-60 yıla tarihlenmektedir.
Konuya ilişkin bir çalışma yapan Dr. Daimi Cengiz, bu durumu şöyle özetliyor: “Notasyonun geç dönemlerde ve sınırlı alanda kullanılışı, müzik eserlerinin pek çoğunun kaybolmasına neden oldu. Elimizde Newroz’a dair 15-20 kadar türkü (lawik), halay ve marş formunda Kürtçe ezgi var. Osmanlı döneminde, Kürt bölgelerindeki önemli şehir merkezlerinde şehir musikisi içinde Türkçe icra edilen Newroz’a dair eserler de vardır. Melodi, seyir ve makam itibarıyla Kürt ezgilerine yakın olan bu ezgilerin tamamını Kürt müziğine mal etmek doğru yaklaşım olmaz. Örneğin Diyarbakır, Urfa ve Elazığ’da icra edilen, sözü Rıfat Dede’ye ait Newroz-i Divan ezgisi; Elazığ ve Erzurum’da Türkçe icra edilen Nevruz-i Tatyan ezgisi… Ayrıca Elazığ şehir musikisi içinde değerlendirilen (Nevruzi) denilen uzun havaların olduğunu da belirtmek gerekir.“ (D. Cengiz: Kürt Şiiri ve Müziğinde Newroz; Evrensel Kültür, Sayı: 137/2003).
Cengiz, bir başka yerde de Kürt müzik makam ve ezgileri konusunda şunları söylüyor: “Kürt Newroz ezgileri genellikle son 50 yılda yapılan bestelerden oluşmaktadır. Musiki repertuarı olarak elimizde Azeri, Türk, Kürt ve Fars musikisinden Nevruziyeler, Bahariyeler var. Bu ezgilerin makam itibarıyla yüzde 50’si Hüseyni, yüzde 20’si Segah ve yüzde 25’i Mahur makamından oluşmaktadır.“ (Agy)
Bu müzik makam ve ezgilerinin kökenlerini bilmek için özel araştırmalar yapmak gerekir. Sözgelimi, bu türden yapılan bir araştırmada, zamanında Türkiye radyolarında okunan şarkıların yarıdan fazlasının “Kürdili“ makamlarda olduğu tesbit edilmişti. Cengiz’in sözkonusu çalışmasına zamanında ben ve Ahmet Çamlıbel de kaynak katkısında bulunmuştuk. Ancak, şimdi biliyoruz ki, Kürt edebiyatında Newroz şiirleri bildiğimizden daha çok olduğu gibi, şarkı olarak bestelenip okunan kılam ve stanlar da tahmin edildiğinden çok daha fazla…
Sözgelimi Kürt müziği ve edebiyatı üstüne ilginç çalışmalara imza atan ve bugüne kadar hem Ayşe Şan hem de Aram Tigran üstüne eserler yazan araştırmacı Kakşar Oremar, salt Newroz konulu kilam ve stran okuyan şu sanatçı ve grupların ismini veriyor: Aram Tigran, Hesen Zîrek, Eyaz Zaxoyî, Xelîl Xemgîn, Hesen Şerîf, Birader, Nasir Rezazî, Canê, Mizgîn, Zozan, Şemdîn, Ciwan Haco, Necmeddîn Xulamî, Mihemed Şexo, Saîd Yusif, Şiyar Farqinî, Dilgeş, Koma Agirî, Şehîd Sefkan, Dîno, Agirê Jiyan, Geliyê Zîlan, Cizîra Botan, Dengî Gerîla, Koma Çiya, Dengê Azadî, Dîlan, Çarnewa…
Kuşkusuz bu isimleri daha da çoğaltmak mümkün. Zaten neredeyse bugün Newroz şarkısı okumayan Kürk müzik sanatçısı ve müzik grubu yok gibi…

“Kilam û stranên Kurdî“de Newroz şarkıları
Kendi payıma ben, ilk kez 1974 yılında Aram’ın Newroz şarkısını cümbüş eşliğinde solo olarak ve 1976’da Koma Dengê Azadi müzik topluluğunun Newroz şarkısını grup eşliğinde dinlemiştim… Burada dinlediğim Newroz şarkılarına da, Cumhuriyet tarihi boyunca yasaklanmış bulunun Kürt müziği ve şarkılarına ilişkin ilk kitap niteliği taşıyan ve 1991’de yayımladığım antolojide yer vermiştim. Bu, aynı zamanda iki yıl hapis cezası aldığım ilk kitap olmuştu. Kitaptaki tüm şarkılar, Emniyet Genel Müdürlüğü’ndan bir mütercim aracılığıyla Türkçeye çevirtilmiş; şarkılarda “suç unsuru“ bulunamadığı halde, yine de bazı konuşmalar gerekçe yapılarak cezaya çarptırılmıştım. Yani 70 yıl boyunca Kürt şarkıları üzerindeki yasak devam ediyordu…
Burada yer verdiğim şarkılardan biri, sözleri Cegerxwîn’e ait olup. Aram tarafından bestelenip okunan Newroz şarkısıydı:
Newroz e newroz e sibe ye newroz e
Maçek bide min yar, cejna te pîroz e

Newroz e bihar e bel bûne gul û dar e
Bîna gul û lale destê min bi dest yar e

Newroz e newroz e sibe ye newroz e
Maçek bide min yar, cejna te pîroz e

Newroz û mizgîn e, bihara rengîn e
Kesk û zer û şîn e, xalîça rengîn e.

Daha sonra notaya da aldırtarak yayımladığım bir diğer eser ise Aram’ın, Osman Sebri’den alarak bestelediği Newroz şarkısıydı. İlk iki dörtlüğü şöyle:

Adar e ax Adar e/ Newroz û xweş bihar e/Adar e û rengîn e/Ev dem û banga jin e
Zivistan weke doj e/ Adar e û Newroz e/ Dijmina derda ye/ Sersala me Kurda ye

Cemilê Celil ve Nura Cewarî gibi Ermenistan Kürt müzikologlarının eserlerinden aldığım iki şarkının girişleri ile kavuştakları (nakarat) ise şöyle:

Ey Newroz ey Newroz
Bijî cejna azadî!
Bi xêr û gelek pîroz
Kurd te bi rihê xwe nadî

Te pir serê me hilda
Me ji bin destan deranî

Diğer Newroz şarkısı da, bunun gibi politik içerikli ve marş havasında:

Ey Newroz cejna Kurdên qehreman
Hem pîroz tim li Kurd û Kurdîstan
Hildin jor jor, ala rengîn be hildan
Natewe, nakeve, naşike, namire
Mîllete Kurd namire

Sonradan görüyoruz ki, Aram’ın okuduğu Newroz şarkıları bildiklerimizden de fazla. Biz bunlardan sadece ikisinin girişlerini vermekle yetinelim:

Newroz Newroz e li ve cîhanê/ Cejna Kurda ye li Kurdistanê/ Ala me yî rengîn bînîn meydanê rabin dîlanê/ Hevalno rabin serê zozanê.

***
Newroz sersala me ye/ Gulên sor reng reng geş in/ Dengê bilbilan xweş in/ Dost û yar tên dimeşin.

Bunlar dışında yukarıda da vurguladığımız gibi birçok Kürt sanatçısı ve müzik grubunun da gerek şarkı gerekse marş stilinde oldukça fazla eseri bulunuyor. En güzel parçalardan birini de Ayşe Şan seslendiriyor:

Le dayê dêranê îro bihar e Newroza me Kurdan e
Li me hatî bi top û tifenga şerekî giran e
De bêje em ê hatanî kengî li welatê xwe xerib bin
Eme bikşînin bindestî û zilma wan dijminan
Dayê ax aman aman aman aman derdê min giran e dayê
Kula me welatê dayê Newroz e Newroz e dayê Newroz dîlan e
Newroz Newroz e keko ew cejna Kurdan e
Kula me welatê dayê derdê me giran e.

Bugüne kadar bilinen ya da bilinmeyen nice Newroz şiiri ve şarkısı bulunuyor. Şimdi de şairini bilmediğim böylesi bir örneğe yer vermek istiyorum:

Gelo rabin bihar hat/ Ken û kefa cotkar hat/ Tirs û xofa neyar hat/ Pîroz bikin Newrozê
Rojê avêt bi hawer/ Tav e xwe da jor û jer/ Gelo roja te bi xer/ Pîroz bikin Newrozê
Hemû rabin ser piyan/ Ji pîn û gaz û çiyan/ Bi karker û gundiyan/ Pîroz bikin Newrozê
Ew karpeka Kawa ye/ Cejna gele Kurda ye/ Pela dilo merda ye/ Pîroz bikin Newrozê
De rabe lo cotkar/ Karker û xebat kar/ Lo ez mame neçar / Pîroz bikin Newrozê
Agir bi ewarê ket/ Mizir û gavarî ket/ Mizgîn li barê ket/ Pîroz bikin Newrozê
Newroz e lo Newroz e/ Bi agir û çîroz e/ Newroz li me pîroz e/ Pîroz bikin Newroze
De rabin lo de rabin /Mîlyon mîlyon tev rabin/ Giş bi hevra bîrabin/ Pîroz bikin Newrozê
Waye hatin jin û mêr/ Dil piling û pençe şer/ Li çar alî jor û jer/ Piroz bikin Newrozê.

Çağdaş şiirde Newroz
Çağdaş Kürtçe ve Türkçe şiirde de Newroz teması önemli bir yer tutuyor. Bunların tümüne burada değinmek ve yer vermek kuşkusuz mümkün değil. Ancak, daha 1991 yılında “Kürt Halkının Direniş ve Zafer Bayramı NEWROZ“ adıyla anlatımlı bir nehir-şiir yazıp bize ithaf eden ve gerçek ismini vermediğim için iki yıl hapis cezası almama yol açan, dostum Ozan Telli’nin nam-ı diğer Cemşid Mar’ın destan çalışmasının sadece bir bölümüne yer vererek sözlerimi noktalamak istiyorum:
“Her 21 Mart’ta efsanevi önderim Kawa’nın kişiliğinde simgeleşen kutlu isyanın ve onun bana sağladığı özgürlüğün anısına ülkem Kürdistan’ın sarp ve mağrur dağlarının yüce doruklarında ateşler yakarım. Böylelikle şanlı geçmişi anar, ulusal ruhumu canlandırır, özgürlük ve bağımsızlığa olan tutkumu, özlemimi ve bunlar için savaşım kararlılığımı dile getiririm.
Ve eğnimde al harmani/ Başımda sarık ve çember/ Ve ses gönül kubbelerimde çınlayan/ Def vuruyor/ Derviş dönüyor/ Yanıyor ateş/ Ve aşk Êzîdî güneşi gibi ısıtıyor kök saldığım toprağı/ Ve ben öpüyorum onu/ Tapıyorum ona/ Kürdistan’a/ Ve Demirci’nin terini sildiği/ Kutlu önlüğü sarıyorum yarama/ Derken kırmızı gül/ Sarı çiğdem/ Yeşil yaprak/ Urmiye’den Botan’a/ Beziyor şanlı yurdu/ Başlıyor Aydı-ı Kurdî.
Aradan binlerce yıl geçti. Derken geldik bugüne. Ülkem dört parça, yüreğim bin… Başımda kara bulutlar, bağrımda ayrık otları, asalaklar… Karşımda yeni Dehak’lar… Kanlılar, kudurmuşlar, kuklalar…
Öte yandan; “Demirci Kawa’nın / Nakışa, demire, bakıra işlediği/ Mührünü mermerlere vurduğu/ Büyük ve kutsal davanın/ Özveren adanmışları/ Dağlarda ateşler yakan/ Aşktan ve umuttan.
Çığlığım çağlayanlarda… Irmaklar söylüyor şarkımı…Yasım bulutlarda saklı, güneşim umutlarda… Dağda ormanım, düzde harmanım ateşte…Bir yanım sürgünde, bir yanım vurgundadır… Açlık bana, acı bana…Başımda dağlanmış taç, ayaklarımda kızgın sac, kan-revan içindeyim…

Ama yine de diyorum ki:
Dicle- Fırat gibi birbirine/ Kavuşur kollarım günün birinde…” (Cemşid Mar: Çağdaş Kürt Destanları, Özge Yay. Ank. 1991).

HDP Alevilerin bizzat kendi evidir

MUSTAFA KARASU

Alevilerin derin devlet tarafından CHP’ye yönlendirildiğini, bunun özel savaş yöntemi olduğunu söyleyen KCK Yürütme Konseyi Üyesi Karasu, özgürlük hareketinin Alevilerin, Êzidîlerin, Hıristiyanların, bütün inançların hareketi olduğunu belirterek, ‘Çünkü bizim açımızdan her kimlik değerlidir’ dedi

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, “Alevilerin partisi HDP’dir. HDP’de kimlikler-inançlar erimiyor, herkes kendi kimliğiyle var oluyor. Aleviler kendilerini HDP’de grupsal olarak orada ifade edebilirler” dedi. Mednuçe programlarından Hakikat Kapısı’na konuşan Karasu, özellikle DAİŞ’in saldırılarından sonra, DAİŞ’e karşı direnen Kürt Özgürlük Hareketi’ne bir eğilim geliştiğini ifade ederek, “Aleviler gerçek hareketlerini, bu yönüyle hakikati bulmuşlardır” diye konuştu.

CHP Alevileri savunamaz

Karasu, Alevilerin yıllarca şeriat korkusuyla CHP’ye oy verdiğini, ancak şimdi bir alternatif olduğunu belirterek, “AKP, ‘PKK’de Aleviler var’ diyor, CHP de ‘PKK Sünni bir harekettir’ diyor. Bunların hepsi özel savaştır. PKK’nin pratiği ortadadır. Êzidîlere kim sahip çıktı? DAİŞ’e karşı savaşan gerillalarımızın çoğu Sünni ailelerde büyümüş gençlerdir. Güney Kürdistan’da Kakailer var, İran’da Yaresaniler var, onlar da Alevi. Onlar en çok kimi güvence görüyorlar? 30 yıldır Dersim’deyiz. Yakın zamanda Alişer Koçgiri şehit düşmedi mi? Sara arkadaş, Dersim’in gerçekten özüdür. Aleviliğin o kadın özünü temsil ediyordu” şeklinde konuştu.

“Bu bakımdan CHP, Alevilerin oy vereceği yer olamaz” diyen Karasu, “28 Şubat’ta okunan o 10 madde ise sadece Kürtlerin değil; Alevilerin, Çerkeslerin, Ermenilerin, Êzidîlerin, Süryanilerin, Arapların herkesin özgür ve demokratik yaşamını ifade edecek bir programdır” uyarısı yaptı.

AKP yan çiziyor

“Silah bırakma” tartışmalarına da değinen Karasu, “Biz silahla da mücadele ettik, şimdi de başka türlü mücadele ediyoruz. Bu AKP’yi demokratikleşmeye çekme mücadelesidir. Ama AKP adım atıyor mu, atmıyor. O zaman bizim yarattığımız zemini kimin değerlendirmesi gerekiyor? O zaman başta Aleviler olmak üzere o 10 maddeye sahip çıkılmalıdır” dedi.

Dersim ve özerklik

Karasu, daha sonra şöyle devam etti: “Biz herkesin olduğu gibi olmasını istiyoruz. Tabii ki Dersim önemlidir. Eğer Türkiye ve Kürdistan özgürleşecekse Dersim özerk olmalıdır. Nasıl ki Şengal’in özerk olmasını, Telafer’de Türkmenlerin özerk olmasını savunuyorsak; Dersim için de savunuyoruz. Dersim kendi inancı ve kültürüyle Kürdistan’da özerk olmalıdır. Biz sadece Alevi Kürtlerin değil, Alevi Türklerin de savunucusuyuz. O yüzden Aleviler bu sürece destek versinler, AKP’nin ne yapıp yapmadığına bakmasınlar. 10 madde konuşulsun, tartışılsın, sahip çıkılsın.”

HDP kazanırsa herkes kazanır

Seçimlerle ilgili olarak ÖDP ve Haziran Hareketi’nin tutumuna da değinen Karasu, “HDP kazanırsa, Aleviler kazanacaktır. Kürtlerin de, Alevilerin de, Çerkeslerin de partisi HDP’dir. Yunanistan’ın Syriza’sı Türkiye’de HDP’dir. Bu vesileyle ÖDP’ye ve Haziran Hareketi’ne de sesleniyorum: HDP ile ittifak yapsınlar. HDP’nin CHP ile birlikte olmasını savunmak, ipe un sermektir. Syriza, PASOK’la bir olsaydı böyle bir zafer kazanır mıydı? Bu kendilerinin de güç olacağı bir dönemdir, HDP’nin kazanması demek ÖDP’nin de, Haziran Hareketi’nin de kazanması demektir” diye seslendi.