Ana Sayfa Blog Sayfa 6361

Aleviliğin statüsü…

Alevilik tanınmıyor! Aleviler sistematik katliam tehdidi ile karşı karşıya! Tanınmayan ve statüsü olmayan bir toplum tekil hak talepleriyle eşit yurttaşlık yerine inançsal özerklik istemelidir! Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Kurul’daki “Eşit yurttaşlık talebiyle Ankara’ya kitlesel yürüyüş yapalım!” önergem oy birliğiyle kabul edilmişti. Yönetim olarak göreve başladığımızda, kararı hatırlattım. Genel Başkan “Kemal’ciğim abartıyorsun beş bin kişi bile toparlayamayız! Hem ortada kitlesel yürüyüş yapmamızı gerektirecek ne var?” demez mi?! O güne kadar Aleviler hakaret, saldırı, katliam vb. durumlarda cılız eylemler yapmıştı. Tam da “Bir sebep yokken” Aleviler Ankara’ya yürümeli “Eşit yurttaşlık” istemeliydi! “Ayrımcılığa karşı eşit yurttaşlık istiyoruz!” yürüyüşünü 9 Kasım 2008’de yapma kararı aldık. Alevi Kurumları bu devasa deneyimi ilk defa yaşayacaktı. ABF’deki görevimin yanı sıra Pir Sultan Abdal Kültür Derneği genel sekreterliği görevim de vardı. Görev dağılımının ardından, belirlediğimiz noktalarda bölge toplantıları yaptık. Dost siyasi parti, emek örgütleri, yöre dernekleri vb. kurumları ziyaret edip mitingimize davet ettik. Kimi “Sol” çevreler içten içe “Beceremezler!” dese de Sıhhiye Meydanı’nı hınca hınç doldurduk! Siyasi parti ve kurumlar bu görkemli katılım ve coşku karşısında parmak ısırdı! Aynı taleple İstanbul Kadıköy Meydanı’nda beş yüz bin kişilik coşkulu mitingin ardından İzmir mitingi de aynı güzellikte geçti.

“Eşit Yurttaşlık” talebimiz “12 Eylül 1982 Anayasası yerine toplumsal katılımla yeni bir anayasa yapılması, yeni anayasada hiçbir etnik veya inançsal kimliği egemen kılmadan; tarafsız bir yurttaşlık tanımıyla eşitliğin sağlanmasıydı!” alt başlıklarıyla birlikte Alevi toplumunda, demokratik kamuoyunda büyük yankı buldu. Bugün Alevi kurumları ve kamuoyu “Eşit yurttaşlık” talebini söylemeye devam ediyor. Ancak Alevi sorununun “Eşit yurttaşlıkla” değil “İnançsal özerklikle” çözüleceğini düşünüyorum. Çünkü Alevi inancının kendisi doğal olarak özerk bir yapıya sahiptir. Aleviliğin sosyal, kültürel, inançsal örgütlenmesi olan “Ocak” sistemi özerkliğin ta kendisidir. Ocak, mürşit, pir (Dede), ana, rehber ve taliplerden oluşur. Alevi Ocakları tarih boyunca bir egemen yapıya, devlete, krallığa… Asla bağlanmamış, kimseden para, mal/mülk, istememiş, kendi iç işleyişini ve özerk yapısını korumuştur. Aleviler yaşadıkları devlet eğer adil ve eşit yapıdaysa yurttaşlık görevlerini yerine getirmişler ama inançsal yapılarına müdahaleye kesinlikle izin vermemişlerdir. Bizans (Roma), Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde yapılan katliamların temel sebebi Alevilerin özerk yapısını korumak istemesidir.

Osmanlı sistematik kırımla Türkmen Alevileri bastırıp güçten düşürdü! İttihat ve Terakki 1915 Ermeni, Süryani soykırımı yaptı! “Cumhuriyetçiler” 6 Mart 1921 Koçgiri ve ardından Dersim soykırımıyla ocak düzenini titizlikle koruyan, Aleviliğe ikrarla bağlı olan Kürt Alevileri bastırdı. Diğer Kürt katliamları da buna eklenince “Tek kimlik Türk/İslam” düzeni oluştu! Koçgiri katliamı Cumhuriyet’in “Tek kimlik ve Türk/İslam” için yaptığı ilk katliamdır. Zira Türkmen Aleviler bastırılmış, Ermeni ve Süryaniler silinmiş iken Kürt Aleviler “Potansiyel tehlike”ydi! Hal böyle olunca onca nüfusa, inançsal, kültürel, felsefi, hukuksal, etik birikime sahip Alevi toplumunun değerleri “Yok” sayıldı cumhuriyetin kuruluşunda Aleviler etkisiz eleman oldu! Laiklik denen sahtekarlıkla geçen 60 yılın ardından 12 Eylül 1982 Anayasası tek kimlik ve Türk/İslamcılığın zirvesi oldu.

Şimdi 21. yüzyılın yerel, bölgesel ve küresel planı yapılırken Alevi toplumu örgütsel yapısıyla birlikte Kürt Siyasal Demokratik Hareketi ve HDP ile ortaklaşmalı; inançsal özerklik için mücadele etmelidir. Alevi sorunun çözümü Aleviliğin temelini oluşturan ocak sisteminin güncellenmesindedir. Alevi dernek ve kurumları ancak demokratik hakların ve inançsal özerkliğin kazanımı için mücadele edebilir. Aleviliği inançsal olarak örgütleyemez. İnançsal örgütlenme, mürşitlerin, pirlerin, anaların talipleriyle buluşarak ocakların çerağını uyandırmasıyla olabilir. Alevilerin 8 Şubat 2015 İstanbul mitingi kesinlikle “İnançsal özerklik” talebiyle örgütlenmelidir.

Ötekilerin hikayesi ‘Kitap-The Book’

Alevi olduğunu uzun süre çevresinden saklayan film yapımcısı ve fotoğrafçı Demet Adıgüzel’in, yıllar sonra köklerine doğru çıktığı keşfi beyazperdeye taşıdığı ‘Kitap-The Book’ filminin Türkiye galası yapıldı.

Film yapımcısı ve fotoğrafçı Demet Adıgüzel’in, ‘ötekiler’in hikâyesini Alevi kimliği üzerinden anlattığı ‘Kitap The Book’ adlı kısa filminin galası önceki akşam istanbul’da Levent Kültür Merkezi’nde yapıldı.

Hollanda’nın Rotterdam kentinde yaşayan 34 yaşındaki Adıgüzel, uzun yıllar çevresinden Alevi olduğunu sakladığını, ancak ardından kökenine dair daha önce keşfetmediği detayları keşfettiğini ve ‘Kitap’ filminin ortaya çıktığını söyledi.

Adıgüzel, “Türkiye’den ayrıldıktan sonra, bazı şeylerden kaçtığımı fark ettim ve kendi iç yolculuğuma başladım” dedi. Adıgüzel’in kendi seslendirdiği bir türkünün de yer aldığı ‘Kitap’, Hollanda, İstanbul ve Tokat’ta çekildi.

‘ALEVİLİĞİ TANITMAK iSTiYORUM’
“Türkiye’de Alevilik çok bilinmiyor” diyen Adıgüzel, “Ben Aleviliği tanıtmak istiyorum, çünkü insanlar birbirini tanıdıkça önyargılar bitecek” diye konuştu. 2014 Kanada Uluslararası Film Festivali’nde ‘Film Yapımcılığında mükemmellik Ödülü’nü alan ‘Kitap’, 2014 Rotterdam Kırmızı lale Film Festivali’nde de gösterilmişti. Adıgüzel, “İnsanlar filmde kendilerinden bir şeyler buluyor, çünkü herkesin ‘öteki’ olmakla ilgili anıları var” dedi.

haberturk

‘HDP Mecliste olmalı’

Türkiye’nin demokrat güçlerinin artık bazı şeyleri bırakmasının ve birlikte hareket etmelerinin gereği ortada. Hatta CHP’yi de buna katabiliriz. ‘Buradan bir şey çıkmaz’ denilmeden mutlaka o kapının da zorlanması gerektiğine inanıyorum. ‘Gittik de olmadı’dan ziyade müzakerelere açık çağrılar yapmak lazım.

Sultan ÖZER

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez, 2015 seçimlerinde    HDP, EMEP, ÖDP, Birleşik Haziran Hareketi, hatta CHP’nin de içinde yer alacağı bir ittifakın, AKP’nin diktatörlüğüne karşı Alevilerin oyunu alacak bir seçenek olduğunu söyledi. Geçmez, HDP’nin barajı aşamaması halinde AKP’nin diktatörlüğünün, faşizminin daha da güçleneceği uyarısı yaptı. Bedelini de ülkenin demokratlarının, laiklerinin, ilericilerinin ödeyeceğini belirten Geçmez, ikide bir ‘HDP, AKP ile anlaştı’ söyleminin de AKP’nin ekmeğine yağ sürdüğünü söyledi. AKP’nin seçimlerden iktidarını daha da güçlendirerek çıkması halinde 4. Murat döneminin başlayacağı uyarısı da yapan Geçmez, “Bu aslında İzmir’deki laiklerin de en büyük sorunu. Diyarbakır’daki seküler laik bir grubun Meclise girememesi, İzmir’deki seküler laikçilerin de Mecliste, Türkiye’de mevzi kaybetmeleridir. Yaşam alanlarının gittikçe daralması demektir” dedi.

Ercan Geçmez, 2015 seçimlerine, ittifaklara ve Alevilerin tercihlerine yönelik sorularımızı yanıtladı:

Türkiye nasıl bir tablo ile 2015 seçimlerine gidecek?
Türkiye 2015 seçimlerine her şeyden önce adaletsiz girecek. Bir kere 12 Eylül Anayasasıyla girecek, 12 Eylül ‘80 biteli yıllar olmasına ve 12 Eylül ile hesaplaşacağını, özgürlüklerin önünü açacağını ve bu anayasayı değiştireceğini söyleyen bir siyasi partinin, 12 Eylül’den daha beter yasalarıyla giriyor. Hem seçim, hem siyasi partiler kanun.

Korkum o ki Meclis sadece iki bloklu bir meclis olsun. O da Türkiye için çok büyük bir sıkıntı, Sorunlar çözülmediği gibi daha antidemokratik bir Meclis ve daha antidemokratik bir Türkiye’nin önünü açacak gibi görünüyor.

İkincisi 12 Eylül’ün kafalarda yarattığı yüzde 10 barajını Türkiye’nin artık yenmesi gerekiyor. Türkiye halkına, sivil toplum örgütlerine, Türkiye demokratlarına düşen büyük bir görev. Şayet kafalarda yüzde on barajı aşılmazsa Türkiye çok sıkıntılı, sancılı bir döneme girecek.

Meclisteki bu siyasi tablonun değişmesi, dediğiniz yüzde 10 barajının kafalarda da aşılması için ne yapmak gerekir.?
Herkesin hazirandan sonraki ayı çok iyi analiz etmesi gerektiğine inanıyorum. Görünen köy kılavuz istemez misali gibi, şayet yüzde 10 barajını üç parti dışındaki parti aşamazsa AKP’nin ne kadar faşizan ve ne kadar diktatör bir oluşumun içinde olacağı belli. Daha da ileri gideceği de belli. AKP’nin ana hedeflerinden biri de başkanlık sistemi ve bunun içinde de tektipleştirme.

Yani Türkiye diktatörlüğe doğru gidecek. Bu da Türkiye için iç savaşın gerekçelerinden biri olur kesinlikle. Türkiye’nin en önemli sorunlarından Kürt sorunu, Alevi sorunu, demokrasi sorunu hiçbiri çözülmemiş olur. Büyük bir kaos ortamı olur. Buna müsaade edip etmemenin Türkiye halkının elinde olacağını düşünüyorum.

Bir yandan da HDP, EMEP, BHH seçimlerde ittifak çağrıları yapılıyor. Ne düşünüyorsunuz?
Bu kaçınılmaz bir şey. Türkiye’nin demokrat güçlerinin, biraz önce söylediğim şeyleri düşünerek artık bazı şeyleri bırakması ve birlikte hareket etmelerinin gereği ortada. Hatta CHP’yi de buna katabiliriz. ‘Buradan bir şey çıkmaz’ denilmeden mutlaka o kapının da zorlanması gerektiğine inanıyorum. Görüşme kapısını kapatmadan, zorlamak gerekiyor. Ondan sonra halka bir şeyler anlatmak gerekiyor. Gittik de olmadıdan ziyade müzakerelere açık bir şekilde çağrılar yapmak lazım.

Bu çağrılar yapıldı ama CHP’den çok olumlu yanıtlar gelmedi?
Daha zorlamak gerektiğine inanıyorum. CHP’nin yöneticileri ne düşünür bilmiyorum ama ben daha çok tabana yönelik bunları düşünüyorum. O tabanı tanıdığım için söylüyorum. O tabanı etkileyebilecek şeyler söylemek, tabanının bu partiyi ittifaka zorlamasını sağlamak gerektiğine inanıyorum. Tabanın büyük bölümü bunun farkında, daha fazlasının farkına varmasını sağlamak gerekiyor.

Yunanistan’ın seçim sonuçları böylesi bir ittifakı, güç birliğini öne çıkarır mı, ya da olumlu etkisi olur mu?
Kesinlikle olur. Emek üzerine bir söylem geliştirdiler. Kapitalizmin, emperyalizmin insanları nasıl sömürdüğü üzerine bir söylem geliştirdiler. Ve aslında insanların gittikçe daha çok yoksullaşmasının gerekçelerini çok net anlattılar. Türkiye’de de bunu söylemek lazım. Türkiye halkı dindardır, yok öbürü değildir. Hayır, Yunan halkı da çoğunluk olarak dindardır.

Meseleye o gözle bakmamak lazım. Bir sınıf meselesi üzerinden, doğru analiz etmek ve bu doğru analizleri de sokağa iyi yansıtmak lazım. Sokağın anlayabileceği bir dille…

Alevilerin 2015 seçimlerinde tutumları ne yönde olur?
Kesinlikle demokrasiden yana olacağını düşünüyorum. Daha ileri bir demokrasiden yana olacak. Alevi tabanı Türkiye’nin daha kötü bir yola gittiğini, sorunlar çözülmedikçe sırasının kendilerine geleceğini, birlikte hareket etmezsek daha çok güçsüz kalacağımızı görüyorlar.

Alevilerin istemleri eşit yurttaşlık istemi, zorunlu din derslerinin kaldırılması… Tüm tersi bir muamele ile karşı karşıyalar. 12 yıldır Türkiye’yi yönetenlerin geçmiştekilerden farkları yok, aksine daha katmerleşerek, Alevilerin haklarını daha geriye götürmek istedikleri aşikar.

Durum böyle iken AKP’nin 2015’te daha güçlü iktidara gelmesiyle Alevilerin sorunlarının daha artacağı, haklarının daha budanacağı bir gerçek.

Sürekli şikayet etmektense ortaklarını doğru belirlemeleri gerekiyor. Özellikle CHP’den de bahsetmek istiyorum. Çünkü ciddi bir Alevi tabanı bu partiye oy veriyor ve Alevi tabanın bu partiyi böyle bir ittifaka zorlaması gerektiğine inanıyorum. Merkez sağdan devşirme insanlarla değil, tam tersine sol ittifakla seçime girdiklerinde Türkiye’nin kaderinin nasıl değişeceğini…

Alevilerin oylarını belirleyecek şey biraz da onların kaygılarına doğru yönde yanıt verebilecek, onları tatmin edecek bir söylem.

İTTİFAK OLMAZSA ALEVİLER İKİLEM YAŞAR
HDP, EMEP, Birleşik Haziran Hareketi gibi geniş bir ittifak olması ve CHP’nin de içinde olması halinde Alevilerin oy tercihleri nasıl olur. Böyle bir ittifakta CHP’nin yer almaması halinde Aleviler nasıl bir tercih yapar?İki yönden değerlendirsek?

Genel olarak bir açılım yaptığımızda, Alevi tabanın yüzde 80’i hatta daha fazlası biraz önce bahsettiğimiz bir sol ittifak olmasından büyük mutluluk duyar ve rahat bir şekilde sandık başına gidip oy kullanır. Şayet böyle bir ittifak olmazsa Alevi tabanı bir ikilem yaşar. “Acaba oylarım boşa mı gider, yoksa öbür tarafa mı vereyim?” diye bir ikilem yaşar. Yüzde 40-50 civarında bir taban bu ikilemi yaşar. Bu oranı etkileyebilecek davranış, partilerin milletvekili adayları ve seçim kampanyaları olur. Hangisi doğru yaparsa Alevi tabanın oraya yöneleceğini düşünüyorum.

Alevi seçmenlerin bu seçimlerde daha kaygan olduğunu gördüm. Kayganlığın sola doğru olduğunu gördüm. Merkez sağda elbette bir kısım Alevi var, yok demiyorum ama….
Bahsettiğiniz ittifak Aleviler için önemli, bunu cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de gösterdiler aslında. Yıllardır oy verdikleri partinin gösterdiği adaya direkt yüz çevirdi, ciddi bir şekilde Selahattin Demirtaş’ın söylemlerinden etkilenerek oy verdiler. Demirtaş Alevilerden ciddi bir oy
aldı cumhurbaşkanlığı seçimlerinde.

Peki seçim kampanyası derken, Alevileri ne etkiler? Sadece kendilerinin olması mı?..
Yok sadece kendileri değil. Birlikte yaşanabilecek bir Türkiye. Eşit, birlikte yaşanabilecek bir Türkiye Aleviler için önemli. Aleviler  bölünmüş bir Türkiye’den ziyade laik, demokratik, sosyal bir Türkiye’de yaşamak isterler. İnkarcı olmayan, herkesin kendini ifade edebileceği demokratik bir Türkiye’de yaşamak isterler.

Elbetteki bir grup Alevi buna kesinlikle karşıdır, devlet bölünüyor, ülke bölünüyor, ana dilde eğitim gibi söylemler. Daha çok AKP’nin yarattığı korkudan ötürü bunu söylüyor Aleviler. Yaşam tarzlarına, hayatlarına müdahale ediyor çünkü. Bu korkudan ötürü, seküler laiklik anlayışını benimseyen,  onu dile getiren bir parti Alevilerden oy alır gibi geliyor.

ÖNEMLİ  OLAN TABANDAN GELEN ADAY
Adaylık dediniz? Aleviler Alevi aday mı ister?

Alevi adaydan ziyade adayın yapısı önemli. Elbette Aleviler kendi örgütlerinden, liderlerinden birilerini bir yerlerde görmek isterler. Bu arzu her grupta var. Sağdan devşirme adaylarla bu işin olmayacağını bilirler. Merkez ataması yerine, tabanın belirleyeceği adaylar sanırım Alevilerin oylarını çok etkileyecektir. Bunun Alevi olması, Türk, Kürt olması değil, hayata bakış açısı, eşitlik, laiklik, Alevilerin sorunları ve Türkiye’nin genel sorunlarıyla illgili sol bir bakış açısıyla bakan adaylar ve tabandan gelen birisinin Aleviler içinde etkili olacağını düşünüyorum.

Alevi tabanın çok büyük kısmı CHP’ye oy veriyor. Ama Aleviler kendi sorunlarının, taleplerinin ittifakın siyaset beyannamesinde olmasından çok hoşlanacaklar. Örneğin Selahattin Demirtaş’ın söylemleri ciddi biçimde Aleviler üzerinde etki yapıyor, sempati topluyor. Cumhurbaşkanlığı seçiminde yürüttükleri siyasi propaganda benzeri bir propagandayı HDP kanadı yürütürse, ikilemde yaşayan Aleviler üzerinde çok etkili olacağını ve Alevilerin oylarının o yöne kayacağını düşünüyorum.
Aday belirleme yöntemleri, seçim beyannameleri, adayların kökenleri, yani fikri tabanlarına yabancı mı değil mi ona bakarlar.

HDP’Lİ BİR MECLİS AKP’Yİ DAĞITABİLİR

Haziran seçimlerinden sonra Türkiye’yi nasıl bir atmosfer bekliyor? Neler öngörüyorsunuz?
Türkiye’yi bekleyen iki şey var. Bir HDP’li, iki HDP’siz Meclis. HDP’li Meclis olursa Türkiye’nin, Türkiye solunun önünün açıldığını, hatta AKP’nin hızla dağılma noktasına geleceği bir gerçek olur. Şayet HDP barajı aşamazsa Türkiye’yi büyük bir sıkıntı, kaos bekliyor. Türkiye’nin en büyük sorunları çözülmemiş olacak, hatta korkarak söylüyorum çok ciddi sokak eylemlerinin olacağı… Hatta Kürt hareketinin kendi bölgesinde parlamento kurabileceğini, ‘Madem ki siz bu yolu kapattınız, biz de kendi yolumuzu kendimiz çizeriz’ diyeceğini, söyleyeceğini…

Bunu Kürtlerden ziyade Türkiye’nin diğer gruplarının düşünmesi lazım. Samimi bir şekilde, Kürtlerin parlamentoda, yasal zeminde siyaset yapmalarını istemiyorlarsa haliyle onlar da daha önce kendi haklarını nasıl savundularsa savunmaya devam edecekler.

Türkiye demokratlarının bunu çok iyi analiz etmesi lazım. İkide bir ‘HDP AKP ile anlaştı’ deyip tam da AKP’nin ekmeğine yağ sürmek yerine, HDP’nin Mecliste olmasıyla ilgili çok ciddi çaba sarf etmeleri gerekiyor. Yoksa AKP çok ciddi şekilde faşizmi, diktatörlüğü herkesin önüne koyacaktır ve bunun bedelini de ülkenin ilericileri, demokratları, laikleri ödeyecektir.
Bu aslında İzmir’deki laiklerin de en büyük sorunu. Diyarbakır’daki seküler laik bir grubun Meclise girememesi, İzmir’deki seküler laikçilerin de Mecliste, Türkiye’de mevzi kaybetmeleridir. Yaşam alanlarının gittikçe daralması demektir. Yarın tek başına daha güçlü iktidara geldiğinde ve başkanlık sınırını geçtiğinde Türkiye’nin birçok yerinde rastlanmadık manzalarla karşı karşıya kalacağız. İnsanların direkt evlerine girip nasıl giyindiklerini, ne yiyip içtiklerini, ne konuştuklarını denetleyen bir 4. Murat döneminin başlayacağı aşikar. Bu 4. Murat döneminin başlamaması için, ister beğensin, ister beğenmesinler Kürt hareketinin Mecliste yasal zeminde siyasetinin önünün açılması… Bu siyaset zeminin arka tarafı da Türkiye’nin laiklerinin güvencesi anlamına geliyor. Bu bakış açısıyla değerlendirmeleri gerekiyor. İkide bir Kürtlerin doğuştan gelen hakları üzerinden, inkarcı bir siyasetle onları suçlayarak, başkalarının onları yok saydıklarını görmemeleri, yaşam alanlarının daralması yanında kendi çocuklarının bu ülkede yaşam alanlarının daralması anlamına geldiğini görmeleri gerekiyor. Yani HDP’nin Mecliste olması bugüne kadar Kürtleri suçlayan, onların haklarını görmezden gelenlerin de çocuklarının da güvencesi olacaktır.

evrensel

Kadınsız Kılınan Alevilik

“Ey vaiz sen bize eksik diyorsun
Eksiği özünde görsen olmaz mı?
Bu nasıl iftira ne söylüyorsun
İblis’i özünden sürsen olmaz mı?”

Afşin’li bir Alevi şair olan Afe Ana’nın “Afe’den Vaize Yanıt” adlı şiirinden aldığım bu dörtlük Alevilik felsefesinin kadına bakışı açısında önemli bir veri sunmaktadır. Birçok şiirinde Afe Ana erkek egemen bakış açısını sorgular ve kadının Alevilikteki durumuna dikkatimizi çeker. Ancak yazılı kaynaklarda kadına dair bu tarz yazılara çok nadiren rastlanır. Şöyle bir internet ortamına vursanız nerdeyse aynı metin ve bilgiler karşınıza çıkar.

Alevilik inancına dair oldukça fazla ve de farklı yorumla karşılaşmak mümkün. Ancak kadın sözkonusu olunca bir parmak sayısını geçmeyecek kadar bulgu mevcut.

 

Tarih boyunca kadının karartılması gerçekliğini Alevi kadınına vurduğumuzda fazlasıyla karartıldığını ve görünmez kılındığını söylemek gerek.

 

Yazılı tarih anlamında da Alevi kadın neyi ifade ediyordu, tarihsel rolü neydi, inanç bazında nasıl bir işlevi vardı? Sadece bir ana olarak mı anılıyordu?

 

Gerçekten Alevilik felsefesinin iddia ettiği gibi kadın ve erkek eşit ve özgür müydü?

 

Elbette ki salt günümüzdeki kadının reel durumuna bakarak bu sorulara cevap vermek bizi ciddi bakış açısı yanılgılarına götürebilir. Ancak şuan Alevi kadının içinde bulunduğu durum kadının geldiği noktayı görmemiz açısından önemli bir veri sunmaktadır. Yani kadın hem vardır, hem yoktur. Hem öndedir, hem de nasıl bir ön duruş olduğunun farkında değildir. Hem Alevidir, hem değildir.

 

Bir nevi adı olan ama kendisi olmayan, toplumsal dokusu bozulmuş bir Alevilik inancından ve onun toplumsal gerçekliğinden bahsediyoruz.

 

Oysaki toplumsal olarak kendi hakikatini tanımlayamayanlar kölelerdir.

 

Özgürlük kendi hakikatini tanımlamakla yani “ben kimim” sorusuyla başlıyorsa Alevi kadını kendi hakikatini tanımlayabilmekte midir?

 

Günümüzde Alevilik kendisini yeniden inşa etmeye çalışırken, Alevi kadın bu sürece tam olarak dahil olabilmekte midir?

 

Cumhuriyet kurulduğundan bu yana direnişçi dinamikleri sürekli bastırılmaya çalışılan Alevilik, cumhuriyet tarihinin bütün kritik dönüşüm süreçlerinde belirleyen değil, belirlenen oldu. Yani nesne konumunu aşamadı. 1990’lardan sonra yoğun bir kimlik tartışmasına giren Aleviler, iki binlerden sonra ve günümüzde Türkiye’nin demokratikleşme mücadelesinin neresinde yer alacağı sorunuyla karşılaştılar ve bu sorun can alıcılığını halen korumaktadır. Temel sorun Alevi toplumsallığının bir özne olarak tarihsel-devrimci dönüştürücü rolüne yeniden nasıl kavuşacağına ilişkindir. Dolayısıyla tam da böyle bir arayış sürecinden geçerken kadınsız bir Alevilik tanımı ve inşası mümkün müdür?

 

Yaşanan sorunların düzeyini anlamak açısından Aleviliğe yönelik yapılan güncel çalışmalara bakmak bile kendi başına yeterli olabilir. Alevilikle ilgili gerek yapılan aktivitelerde, Alevi örgütlerinde, kurumsal bütün alanlarda yapılanmaların ve tartışmaların ana ekseninin erkek egemen karakterli olmadığını kim iddia edebilir ki? Türkiye ve Avrupa’da bulunan bütün Alevi örgütlerinin başkanları erkeklerden oluşmaktadır. Hiçbirinde eşbaşkanlık sistemi yoktur. Hatta hatırı sayılır düzeyde derneklerin bağlı olduğu bir Alevi örgütünün başkanına “eşbaşkanlık sistemine geçmeyecek misiniz” diye sorduğumda “eşbaşkanlık mı? Biz henüz buna hazır değiliz. Hem bu işi yapacak düzeyde kadın da yok” demesi ibret vericiydi. Politik Alevi örgüt temsilcilerin gerçek bakış açısını sunan da bu yaklaşımdır.  “Alevi kadınları özgürdür” söyleminin ne kadar da altı boş olduğunun gayet çarpıcı bir izahıdır bu. Herhangi bir Alevi derneğine gittiğinizde kadın ve erkek arasındaki geleneksel cinsiyetçi rol dağılımının çarpıcı bir resmiyle karşılaşabilirsiniz. Mutfaklara doluşan kadınlar, kürsülerde konuşan kravatlı, takım elbiseli bol miktarda erkekler… Bu durum başka da lafa gerek bırakmıyor.

 

Maalesef Alevilik adına politika yapan kurumlar ve aktörlerin hepsi erkek. Bir tek Demokratik Toplum Kongresi’nin Amed’de yaptığı Alevi çalıştayında ve Dersim Alevi Çalıştayında kadına ilişkin bir bölüm ayrılmıştı.

 

Kimlik tartışmalarında kadın sorununun bir türlü öncelikli olarak yer bulamaması sorunun derinliğini ortaya koyar. Bu durum yapılan çalışmaların ne kadar erkek egemen karakterli olduğunu gösterir. Gerek inançsal, gerekse de etnik kimlik tanımlamasının neredeyse kadınsız yapılmaya çalışılması bile Aleviliğin tarihsel köklerinden ne kadar koparıldığının ve yabancılaştırıldığının göstergesi durumunda.

Devletin sünnüleştirme çabalarıyla çoraklaştırılmaya çalışılan Alevilik yorumuyla, Aleviliği kadınsız kılan Alevi yapıları aynı zihniyette buluşmaktadır. Her ikisi de anlayış olarak Aleviliği erkek merkezli bir yoruma tabi tutmakta, kadına söylemden öte bir anlam atfetmemektedir.

 

Yine Alevilik ve kadının rolüne ilişkin yazınsal çalışmalarda Alevi kadını tarihsel olarak erkekle eşit olarak ortaya konulmaktadır. Ancak kıyas noktasını hep “sünni kadının” içinde bulunduğu durum oluşturmaktadır. “Bizim kadınımız sünni kadına göre daha özgürdür”, “bizde kadın her şeyi belirler”, “tek otorite kadındır” gibi söylemler üretilerek “sünni kapalı kadından ne kadar da ileri” bir noktada olduğumuz bu kıyasa oturtulmaktadır.

 

Kaldı ki kadının ne kadar özgür olup olmadığının ölçüsü bir başka kadın değildir. Özgürlük ölçüleri kadının varoluşsal yani kimliksel değerlerine vurularak ne kadar özgür olup olmadığına karar verilebilir. Sünni kadın-Alevi kadın karşılaştırması erkek egemen bir mantıktır ve özünde kocaman bir kandırmacayı barındırır. Alevi toplumuna günlük olarak hakim olan zihniyet budur. Ve bu zihniyet Alevi toplumundaki özgürlük yanılsamalarından birini oluşturmaktadır.

 

Bundandır ki Alevilik kendi tarihsel özgürlük kültüründen koparılmış durumundadır. Kültür taşıyıcı-aktarıcısı konumundan çıkarılan Alevi kadını modernitenin kıskacında çarpık bir özgürlük anlayışıyla yeniden yorumlanmaktadır. Mevcut kapitalist modernite içinde Alevi kadını tanımlamaya çalışmak en büyük tuzaklardan biridir. Etnik, inanç ve cins olarak kendini yeterince tanımlamayan ve her üç kimliğinde de tutsak olan kadın “ben özgürüm” diyorsa orada ciddi bir algı sorunu var demektir. Maalesef yaşanan da bu tarz bir algı çarpıtılması ve tutsaklığıdır.

 

Elbette ki bu durum Aleviliğin toplumsalcı, eşitlikçi ve devrimci özelliklerinin asimile edilmesiyle ilgilidir. Binlerce yıldır baskılara direnen, varlığını sürdürmek için bedel ödeyen, modernitenin öğüten çarkı karşısında kendini var etme sorunu yaşayan Alevilik felsefesi; demokratik, ekolojik, cinsiyet özgürlükçü anlayışla buluştukça kendi tarihsel özüyle de buluşacaktır. Aksi takdirde resmi egemen ideolojiye gerek kalmadan bizzat Alevilerin eliyle Alevilik tanınmaz hale gelecektir.

Bir zamanların üretimi, ortak yaşam ve paylaşımı, kendi kendini sorgulayan ve hatalarını dara çeken bir ahlak felsefesine sahip olan Alevilik, tarihsel değerlerini yeniden arıyor. Aleviliğin üç kutsalı olan “ana, ocak ve lokma” gerçekliği yeniden canlanmak ve hatırlanmak istiyor.

 

Reel Alevilik şunu göstermiştir ki kadın özgürlüğüyle bağı zayıflayan bir Alevilik ataerkil bir karaktere bürünüyor ve özünden uzaklaşıyor. Alevilerin dayandığı tarihsel, demokratik ve eşitlikçi mirasla olan bağlar zayıfladıkça karşıtına benzeşme daha fazla oluyor. Çünkü kadın özgürleştikçe toplum özgürleşecektir. Dolayısıyla da özünde bir kadın inancı olan Alevilik felsefesi de kadınsız tanımlanamaz. Demokrasi mücadelesinin öznesi ve inanç özgürlüğünün temeli de kadındır. Kadınlar hiçbir dış beklentiye kapılmadan özgürlüğün ancak kendi mücadelesiyle başarılabileceğinin bilinciyle hareket ederse ataerkiliği de yıkabilir. Ve kendini bir özne haline getirebilir. Kadınların işi tüm özgürlüksel alanlarda olduğu gibi Aleviliği de erkek egemen karakterden kurtarmaktır.

Dolayısıyla kadınsız bir Alevi hareketi tüm hastalıklara açık bir bünye olmaktan kurtulamayacaktır. Nihayetinde yaşanan ve dayatılan da budur…

HDP’den sonra, CHP’li belediyelerden cemevi adımı

Hükümetin yürüttüğü Alevi açılımına tepki gösteren CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, cemevlerinin ibadethane olup olmadığına karar verecek insanların da Aleviler olduğunu söyledi.

Ağbaba, “Bu sebeple amasız, fakatsız, önkoşulsuz Alevilerin inanç ve ibadetlerini gerçekleştirdikleri cemevlerinin statüsünün tanınması gerekir. Alevi yurttaşlarımızın eşit yurttaşlık talebinin karşılanması gerekir. Alevi yurttaşlarımızın taleplerinin karışlanması bir lütuf olarak görülemez” diye konuştu.

Bu konuda partisinin yerel yönetimlerinin harekete geçmeye karar verdiğini belirten Ağbaba, şunları söyledi:

“Devletin atması gereken bir adımı, yerel yönetimlerimizde atmaya karar verdik. CHP’li Belediyeler cemevlerini ibadethane olarak değerlendirecek ve diğer inanç merkezlerine sunulan tüm hizmetler cemevlerine de sunulacak. Belediyelerimiz, önümüzdeki Şubat ayında yapılacak ilk meclis toplantılarında cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi için gerekli çalışmaları başlatacaklar.

Muhalefet olduğumuz belediye meclislerinde de belediye meclisi üyelerimiz gerekli girişimlerde bulunacaklar.

Cemevlerinin ibadethane sayılması için ilk kararı CHP’li Maltepe ve Didim belediyeleri almıştır.

Kentlerimizde yaşayan Alevi inancına mensup vatandaşlarımızın inanç ve ibadet hizmetlerini gerçekleştirdikleri cemevleri bu kanun kapsamında ibadethane olarak değerlendirilerek, yasanın tanıdığı hak ve hizmetlerden yararlandırılacaklardır.”

HDP daha önce almış oladuğu bir kararla Cemevlerinin kendi belediyelerinde ibadet statüsünde tanınacağını ve ilgili düzenlemelerinde bu yönde yapılacağını açıklamıştı.

Hamburg Üniversitesi’nde Alevilik Anabilim Dalı Açıldı

Almanya’nın Hamburg eyaletinde ülke tarihinde ilk kez 2012 yılında imzalanan kentteki İslam cemaatleri temsilcileri ve Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) ile ‘hak eşitliği anlaşması’ kapsamında Hamburg Üniversitesi Dünya Dinleri Akademisi’nde Alevilik Anabilim Dalı açıldı. Üniversitede dersler 2015 Ekim ayından itibaren başlayacak. Hamburg Üniversitesi Dünya Dinleri Akademisi Alevilik Anabilim Dalı Başkanlığı’na etnolog Dr. Handan Aksünger atandı. Münster Üniversitesi’nde Etnoloji ve Sosyoloji alanında eğitim gören Aksünger uzun yıllardan beri dinlerarası diyalog kapsamında Alevilik üzerine araştırma yapmakta. Hamburg Üniversitesi Eğitim Fakültesi salonunda düzenlenen resmi tören öncesi Aksünger açılan Alevilik kürsüsünün dünyada ilk olmasına dikkat çekerek, gerek teolojik eğitim gerekse Aleviliğin bilim olarak araştırılması bakımından önemli olduğunu söyledi.

’ALEVİLİK HEM SÖZLÜ HEM DE YAZILI TARİHİYLE BİRLİKTE ARAŞTIRILACAK’
Aksünger şöyle konuştu: “Alevilik hem sözlü tarihiyle hem de yazılı tarihiyle birlikte araştırılacak. Bu yapılırken de teolojik olarak öğretmen adaylarına din dersi verilecek. Aleviler kendilerini nasıl görüyorsa, bilim olarak bu şekilde yola çıkacağız. Aleviliğin çıkış noktası insan merkezli. 4 Kapı 40 Makam, insanın kamilleşmesi esasına dayanır. Aleviliği aynı zamanda İslam dininin çatısı altına sıkıştırmadan, kendine özgü yaşam biçimi ve inançlarıyla antropolojik olarak araştıracağız. Aleviliğin dinamik olması bir avantaj. Üniversitedeki eğitimimiz sırasında Kuran da dahil olmak üzere farklı kaynaklardan yararlanacağız. Aleviliğe tek yönlü bakmak istemiyoruz. Aleviliğin sistematik olarak kendine özgü yapısından hareketle disiplinlerarası araştırmaya çalışacağız.”

’TOPLUMSAL AÇIDAN KAÇINILMAZ’
Dünya Dinleri Akademisi Direktörü Prof. Wolfram Weise, farklı dinleri bir üniversitede okuma imkanının bilimsel açıdan gerekli, toplumsal açıdan da kaçınılmaz olduğunu ifade ediyor. Hristiyanlık konusunda bilimsel analizlerin din bilimlerinde olduğunu Yahudilik, İslam, Budizm ve Alevilik ve diğer dinler için de varolmasının bir eşitlik sorunu olduğunu ifade eden Weise, çoğulcu toplumlarda dini çoğulculuğun da gözardı edilmemesi gerektiğini savunuyor.

“BUGÜN ÖNEMLİ BİR KÖPRÜNÜN DE TEMELİ ATILDI’’
Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Başkanı Hüseyin Mat da, Aleviliğin üniversitelerde bilimsel açıdan araştırılmasının önemli olduğunu ifade ederken, ‘’Bu gelişim dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan Aleviler için de bir örnek teşkil etmektedir. Almanya’daki Aleviler bütün taleplerini elde etmiştir. Aleviliğin sözlü tarihinin yazılı tarihe dönüştürülmesi bakımından da bugün bir köprü oluşturuluyor. Köprünün temeli bugün burada atılmış oldu. Umarım bu gelişme Türkiye’ye de örnek olur’ şeklinde açıklamada bulundu. Hamburg Üniversitesi Dünya Dinleri Akademisi Direktör Yardımcısı Prof. Dr. Ursula Neumann, çoğulcu toplumlarda dinler ve disiplinler arası bilimsel eğitiminin önemini vurgulayarak, Aleviliğin İslam’ın bir parçası mı yoksa değil mi? şeklindeki tartışmalardan ziyade Aleviliğin ‘çok yönlülük ve çeşitlilik inanç pratikliğiyle’ değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor. Neumann ayrıca dinlerarası önyargıların giderilmesi hususunda da Hamburg’da ‘hak eşitliği anlaşması’nın imzalanmasından dolayı büyük bir mutluluk duyduğunu belirtiyor. Almanya Hümanistler Birliği (HVD) Başkanı Otto Wolf yaptığı yazılı açıklamada Hristiyanlık, Yahudilik ve Müslümanlık dinlerinin yanı sıra Aleviliğin de bu toplumun bir parçası olarak değerlendirilmesi açısından önem taşıdığını ifade ederek, Aleviliğin hümanist, demokratik değer sistemini savunan bir öğreti olduğunu belirtiyor.

“İDEOLOJİK YAKLAŞIMLARDAN KAÇINILMALI’
Üniversitede Alevilik Kürsüsünün resmi açılışında bulunan İslam Şurası Başkanı Dr.Mustafa Yoldaş, Aleviliğin ilim olarak ele alınması açısından bugünkü gelişmeyi pozitif bulduğunu söylerken, ideolojik yaklaşımlardan kaçınılması gerektiğini söyledi. Yoldaş, “Alevilik üzerindeki sisin kalkması gerekiyor. Aleviler kendilerini nasıl görmek istiyorsa, o pencereden bakmalı. Alevilik ile İslam arasında inançsal farklılıklar yok. Alevilik Türkiye’de de tarihsel olarak araştırılmalı” diyor. Süryani ve Yahudi cemaati temsilcileri de, uzun zamandan beri verilen mücadele sonucunda Hamburg’da imzalanan devlet anlaşmasının bütün dinler açısından büyük bir kazanım olduğunu belirtiyor. Almanya’da yaklaşık 800 bin Alevi yaşamakta. Türkiye’de ise 15 milyon ile 20 milyon arasında Alevi olduğu belirtilmekte olup, Alevilik resmi olarak tanınmamakta. (Süheyla Kaplan / Avrupa Postası)

Seçime doğru Aleviler

Haziran seçimleri şimdiden tüm kesimlerin gündemi olmuş gibi. Özelliklede HDP’nin seçimlere parti olarak girmesi, baraj tartışmaları eşliğinde devam ediyor. HDP’nin barajı aşıp aşmayacağı konusu en çokta AKP ve CHP’yi germişe benziyor. Ricaları; HDP parti olarak seçime girmesin!

Neden girmesin? AKP Kobani sürecinde yaşattıkları Kürtlerin hafızalarında canlılığını korurken, özellikle de bölgede kaybettiği oyların HDP’de toplanacağını bilmektedir. CHP ise, devrimci demokratların ?oylarınız boşa gider” üzerinden aldığı desteği kaybedecektir. Buna Türkiye genelinde seçime giren HDP’nin söylem ve politik duruşunun yaratmış olduğu umut da eklenince HDP sistem partileri için büyük bir tehdit olarak görülmektedir. Türkiye’de değişimin ve geleceğin partisi olarak HDP dışında bir aleternatifin olmadığı tüm kesimler tarafından görülmektedir.

Kobani’de ortaya çıkan devrimci dayanışma, enternasyonalist duruş ve hakikatin amansız savunulması toplumun tüm kesimlerine iliklerine kadar cesaret aşılamıştır. Ortadoğu gericiliğine karşı direnişin ve yaşamı korumanın tek umudununda Kürt Özgürlük Hareketi etrafında örüldüğünü kanıtlamıştır. Kürde, Aleviye, Süryaniye, Ermeniye, Müslümana düşman bir anlayışa karşı nasıl bir inanaçla durulması gerektiğini ortaya koyan Kobani direnişi, zaferi HDP için önü alınmaz bir alan açmış bulunmaktadır. Bu alan devrimci ve demokratik güçler gibi Alevi toplumunda yönünü belirleyen esas noktalardan biridir.

Haziran seçimleri böylesine bir direnç ve zafer sonrasında HDP’nin tüm devrimci ve demokratkları bünyesinde topaldığı bir inançla yol almaktadır. Bu yol almada biz Alevilerin tartışmasız yeri belidir. Şengal’den başlayan ve Kobani’de zaferla taçlanan halkların zafer çizgisine sahip çıkmada teredüt edilmemiştir. Tüm kesimden Aleviler Kobani sınırında cem olmuşlardır. Semah dönmüşlerdir. Direnen kahraman evlatlar için deyişler, nefesler söylemişlerdir. Yardım kampanyalarına katılımları, Alevi kurumları başta olmak üzere Alevi yöre derneklerinin kampanyada aldıkları röl takdire şayandır.

Bu yaklaşım Alevilerin yönünü ortaya koyan, seçimlerde beklentilerini dillendirme biçimidir.

Aleviler siyasal çatısı nasıl resm edilirse edilsin büyük uyanıştan en çok etkilenen ve içinde bulundukları durumu aşma konusunda en hızlı harekete geçen kesim olmaktadır. Bu seçim sürecinde başlayan tartışmalar, birlik adı altında atılan adımlar, siyasi partilerle yapılan görüşmeler ve destek arayışları Alevilerin kendilerini aramaları ve değişen Türkiye sürecine kendilerini dahil etme arayışları olarak okunmalıdır.

Kendini arayan Aleviler yıllardır destekledikleri partileri ve yapıları sorgular duruma gelmişlerdir. Özelikle CHP içinde görünen oluşumlar CHP merkezini Alevi politikaları konusunda gerekeni yapmadığını dile getirerek içerden bir baskı oluşturmayı hedeflemektedir. CHP ve benzeri partilerin Alevilik tartışamlarına ve Alevilerin taleplerine cevap olacak bir yapıları yoktur. Bundan dolayıdır ki; Alevileri geçmişteki gibi susturmayı, konuşturmamayı ve gayrı resmi bir ilişkilenmeyi esas almaktadır. Alevi kurumlarına, yöneticilerine karşı ciddi bir aymazlık içinde davranmaktadır. CHP ve onun genel başkanı Alevilerin taleplerini dillendirmek şöyle dursun Alevilerden aldığı oyla, Alevi katillerini öven cumhurbaşkanı seçtirmeyi düşünmüştür. Bu kadar rahat ve kendinden emin Alevileri aşağılamıştır. Aleviler bunu görmüş ve yaşamışlardır. IŞİD karşıdındaki tavrı devlet tavrı olmaktan ve AKP’yi eleştirmekten öteye gitmemiştir. Böylesine bir tehditin Kürtlere, Alevilere düşmanlığı ortada iken tek bir adım atmamıştır.

AKP’nin Alevilere yaklaşımıda bilinmektedir. Sivas Katliamında katillerin avukatlarını milletvekili, bakan yapacak kadar tavrı nettir. IŞİD ile ilişkileri dünya kamuoyunca bilimektedir. Aleviler açısından AKP’ye verilmiş her oy Alevilere ihanet anlamına gelmektedir.

Onun içindir ki; cumhuriyet tarihinde Aleviler açısından HDP en güçlü temsildir. HDP Alevi değerlerinin korunması, Alevilerin kendilerini özgürce ifade etme, örgütleme, inançlarını gelecek nesilere aktarmanın tehminatıdır. Aleviliğin kendisidir. Alevi taleplerinin hayat bulacağı yegane parti durumundadır.

Onun içindir ki; Alevi kurum, kuruluş ve Alevi inanç önderleri HDP bünyesinde seçimi karşılmak istemektedirler. HDP şahsında geleceklerini görmektedirler. HDP’nin parti olarak girdiği seçimlerde çok renkli bir aday listesinin çıkacağı bilinmektedir. Bu renklerden biride Aleviler olacağıda kesindir. Bu anlamda tüm devrimciler, demokratlar gibi Alevilerin tercihi HDP olacaktır. Alevilerin iktidar kültüründen uzak olmaları nasıl bir yol izlemeleri gerektiği konusunda zaaflara, kimi zaman yanlış yol ve yöntem gibi gözüken şeylere vesile olabilir. Bunun, Alevilerin bu alanda yeni olmalarından kaynaklandığı bilinmeldir. Fakat bilinmesi gerken başka bir şey vardır ki oda; emekle yol almış Kürt Özgürlük Hareketin tavrıdır. Onun yaratığı değerlerin eşitleyici güçüdür. Bu güç Alevilerin varlık tehminatırıdır.

“Her biri bir parça vatan”

IŞİD çetelerine karşı bedenini siper eden kahramanlarımızın ölümsüzlük kervanına Argeş Engizek (Başar ALAGÖZ-GÜMÜŞ) yoldaşın katıldığını öğrenmiş bulunuyoruz. Kendisinden önce bizleri onure etmiş, Alxas’ın güzel çocuklarına, yiğit evlatlarına liak bir görevi yerine getirirken Şengali Özgürleştirme Hamlesinde hak ile hakikat olmuştur. Biz Aleviler gibi 74 katliamdan geçirilmiş Ezidilerin ayakta kalma mücadelesinde bir nefer olmuştur. Pirimiz, Mürşidimiz, Rehberimiz olmuştur. Mücadelesi önünde saygıyla eğiliyoruz…

Eğitim Sen’den iş bırakma eylemi

Eğitim Sen 13 Şubat Cuma günü bir günlük iş bırakma eylemine gidiyor. Eğitim Sen Merkez Yürütme Kurulu tarafından yapılan açıklamada, “13 Şubat tarihinde laik, bilimsel, anadilinde eğitim ve demokratik bir yaşam talebimizle gerçekleştirilecek olan boykota destek veriyor, taleplerimizdeki kararlılığımızın ifadesi olarak 13 Şubat Cuma günü bir günlük iş bırakacağımızı kamuoyuna duyuruyoruz” denildi.

“AKP’nin eğitimi ve toplumsal yaşamı dini kurallara göre biçimlendirme, ‘tek din, tek mezhep’ dayatması ile farklı inanç ve kimlikleri yok sayma politikaları hızla artmaktadır” denilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“4+4+4 düzenlemesi, zorunlu/seçmeli din dersleri dayatması, TEOG, YGS ve LYS’de din dersleri içeriğinden öğrencilere sorular sorulması, öğrencileri imam hatiplere yönlendirme uygulamaları, normal ortaokullar içinde imam hatip sınıflarının açılması, reşit olmayan kız çocuklarının başının kapatılması, öğretmen atamalarındaki branş dağılımı, okullara ibadethane (mescit) açılmasının zorunlu tutulması; karma eğitimin kaldırılması girişimleri, eğitim kurumları yöneticilerinin tek tipleştirilmesi, kadrolaşma, eğitim programının oluşturulması ve son olarak 19. Milli Eğitim Şurasında alınan kararlar gibi saymakla bitmeyecek birçok konu başlığında, eğitimin Sünni İslam doğrultusunda yeniden yapılandırılmasına tanık oluyoruz. Atılan bu adımlarla bir taraftan ‘dindar nesil’ hedefine doğru ilerlenirken, diğer taraftan toplumun tüm kesimlerine ‘muhafazakâr yaşam tarzı’ uygulamaları dayatılarak ‘Tek Din, Tek Dil, Tek Mezhep’ projesiyle yeni bir toplum inşa edilmeye çalışılıyor. Üstelik bu dinselleştirme politikaları ve söylemleri her türlü adaletsizliğe, zulme ve zorbalığa ortak koşuluyor.

Eğitim Sen olarak belirtmek isteriz ki AKP hükümetinin eğitimden sağlığa, hukuktan toplumsal yaşama kadar izlediği siyasal İslamcı politikalar, yıllardır adım adım hayata geçirilen parti-devlet bütünleşmesi uygulamalarıyla tehlikeli bir aşamaya gelmiştir. Bu nedenle Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Dernekleri Federasyonu (ADF), Alevi Vakıflar Federasyonu (AVF) ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ile 8 Şubat tarihinde İstanbul Kadıköy`de yapacağımız mitingin ardından, 13 Şubat tarihinde laik, bilimsel, anadilinde eğitim ve demokratik bir yaşam talebimizle gerçekleştirilecek olan boykota destek veriyor, taleplerimizdeki kararlılığımızın ifadesi olarak 13 Şubat Cuma günü bir günlük iş bırakacağımızı kamuoyuna duyuruyoruz.”

hürriyet

Kobanê artık özgür!

Nice koçyiğitleri gördü bu kent. Kaç yiğidi amansız bir savaşın ortasında kucakladı, kaç yiğitle sırdaş olup göğsüne bastırdı. Şu kentin bir dili olsaydı da anlatsaydı, görülüp, duyulmayan, şahidi olmayan efsanevi direnişlerin kahramanlarını…

Kobanê Kanton Merkezi, 134 gün süren direnişin ardından IŞİD’den tamamen temizlenerek özgürlüğüne kavuştu. 15 Eylül 2014’te başlayan IŞİD saldırılarına karşı direnişin sürdüğü Kobanê’de, 134 gün sonra YPG/YPJ güçleri IŞİD’i kent merkezinden söküp attı ve özgürlüğün bayrağı semalarında dalgalanmaya başladı.

IŞİD’in ilerleyişini hiç bir Müslüman devlet engelleyemezken ya da engellemezken, Kürtler ve dostları hayatları pahasına engellediler. Radikal islamın ve onun karanlık çetelerin durdurulmasının Kürtlerde özgürlük arayışının ne kadar önemli olduğunu göstermiş oldular. Bölgede oluşan çok  kültürlü yaşamına kast eden bu DAİŞ çetelerinine karşı herkes için bir direniş kaynağı olması gerektiğini göstermiş oldular .

IŞİD, Ortadoğu çoğrafyasında kazandığı güç ve hakimiyetine aldığı bölgelere bakarak, önünde hiç bir gücün duramayacağını düşünerek çoşa gelmiş ve aldığı bu güçle Ortadoğu’nun tümüne hakim olabileceğini hesaplıyordu. Kobaniye saldırırken çok kısa zamanda burayıda hakimiyetine alacağını düşündü. Ortadoğuda tüm devletlerin önemli ordularını yenen DAİŞ çeteleri eğer Kobanî düşürseydiler kesinlikle yeni bir hedefi de Türkiye yakın bölgeleri olurdu. Maraş, Antep ve Hatay hedef olurdu. Bu bölgeler aynı zamanda önemli Alevi bölgeleridir. DAİŞ çetelerin de en örgütlü olduğu bölgelerdir.Dolaysıyla Kobanî direniş bir Alevi direniş ve kazanımı olmuştur. Son durum, kentin düşmemesi aynı zamanda Alevilerin de güvenliğinin sağlamış olduğu manasına gelmektedir.

Diğer önemli bir konu Kobani’deki direnişi başından beri küçümseyenlerin, kentin düşmemesini esas olarak koalisyonun müdahaleleri ve hatta peşmergelere bağlamaya çalıştıkları görülmektedir. Kuşkusuz bunların hepsinin etkisi olmuştur ancak Kobanî’de esas olarak direniş belirleyici olmuştur. Koban’i direnişine bedenini yatıran binlerce genç evladı olmuştur.

Diğer önemli bir konu  ise cesareti kadar görselliği de çarpıcı olan Kobanîli kadın savaşçılardır. Biz onları elleri kalaşnikoflu, saçları örgülü, güler yüzlü, parlak gözlü, genç, güzel, cesaretli kadınlar olarak tanıdık. Kobani kadınlar bu direnişi içinde kendi hikayesini yarattı, türkülerini söyletti, sloganlarını yükselti. Kobane direnişi hem bir dünya devrimi ve aynı zamanda bir kadın devrimi olmuştur. Bu öykünün içinde binlerce iç öyküler vardır. En önemlisi de direnen kadınların öyküsüdür. Çünkü egemenlerin yazmak istediği ve yazarak kendilerine mal etmek istedikleri esas öykü, kadınların öyküsüdür.

Bir diğer konuda Kobaniden Suruca sığınan mültecilerin tradejisidir. Bu trajedinin başladığı günden beri eylemleriyle direnişi sahiplenen Türkiye ve Avrupa’daki Aleviler ve dostları, göç etmek zorunda kalan Kobanîleri yanlız bırakmadılar. Maddi ve manevi yardımlarını eksik etmediler. Baştan beri mültecilerin ihtiyaçların karşılanması ve Kobanî’ye destek vermek için Alevi hareketin birleşenleri orada oldular. Yapılan kampanyalarla gelen yardımların yüzde elisinden fazlasını karşıladılar. Bizzat gelip çadır kurmaktan tutalım gelen aileler ilgilenmeye kadar orada oldular. Kerbela için tuttukları orucu ardında lokmalarını kobani ve dostlarıyla paylaştılar. Başta Maraş, Adıyaman, Antep, Mersin Alevileri yanlız maddi değil bizzat evlerine alıp onlara sahip çıktılar. Çünkü Kerbela Alevi hafısasında halen canlı bir yer tutar. Kobani modern çağın Kerbalasıydı. Bunun içindirki en çok Aleviler sahip çıktı. Kobaninin bir diğer destekçileri Kobaniye sahip çıkarak Aleviler oldu.

Pir Feyzullah Efendi asıldı mı?

ORAL ÇALIŞLAR

Hamdullah Çelebi olarak da bilinen bu Alevi Pir’i; Osmanlı mahkemesinde yaptığı dik başlı, inançlarının arkasında duran ve Osmanlı zulmünü eleştiren savunmasıyla ünlüdür. Geçen hafta hikayesini yazmıştım. Gelin bu hafta da Hamdullah Efendi’nin babası Feyzullah Efendi’nin hikayesini dinleyelim.

Bir toplantı için geçen hafta gittiğim Amasya’da, Alevi Pirlerinden Pir Hamdullah Efendi ve eşinin yattığı türbeyi de ziyaret etmiştim.

“Pir Hamdullah Efendi’nin Türbesi’nde” başlıklı yazımda şunları ifade etmiştim: “Dönemin Hacıbektaş Dergahı Piri, Çelebi Feyzullah Efendi, bu girişimlerin(Yeniçeriliğin kaldırılması ve Bektaşi dergahlarının kapatılması) bir parçası olarak İstanbul’a getirildi, yargılandı ve asıldı. Yerine geçen oğlu ise, bizim Amasya’da türbesini ziyaret ettiğimiz Hamdullah Efendi idi. Onu da Kırşehir’de yargıladılar, idama mahkum ettiler. Cezası, Padişah’ın son anda yetişen fermanıyla Amasya’da, sürgüne dönüştürüldü(1827)… 1836’ya kadar sürgünde yaşayan Hamdullah Efendi, Amasya’da yaşamını yitirdi.

Hamdullah Çelebi olarak da bilinen bu Alevi Pir’i; Osmanlı mahkemesinde yaptığı dik başlı, inançlarının arkasında duran ve Osmanlı zulmünü eleştiren savunmasıyla ünlüdür. Bu savunma, sonradan arşivlerden bulundu ve günümüz Türkçesiyle basıldı.”

OSMANLI BELGELERİ

Amasya’dan bir telefon aldım. Bize türbeyi gezdiren Adıgüzel Erbaş, kendi büyüklerinden Hamdullah Efendi’nin babası Feyzullah Efendi’nin hikayesini dinlemişti. Konuyu araştırmamı istedi. Onun bilgisine göre idam söz konusu değildi.

Hacıbektaş Postnişini Veliyettin Ulusoy’dan da bir mektup aldım. ” Bir noktayı düzeltmek istiyorum. Yazınızın 3. Paragrafında; “Dönemin Hacıbektaş Dergahı Piri, Çelebi Feyzullah Efendi, bu girişimlerin bir parçası olarak İstanbul’a getirildi, yargılandı ve asıldı ….” diyorsunuz.

Bu doğru değil, doğrusu; Feyzullah Çelebi, Hamdullah Çelebi’nin babasıdır. Bu olaylardan çok daha önce İstanbul’da bulunduğu bir sırada vadesiyle Hakk’a yürümüştür. Mezarı İstanbul Şahkulu Dergahındadır. Feyzullah Çelebi Hakk’a yürüdükten sonra geleneğe göre Hamdullah Çelebi Hacıbektaş Dergahı postnişini olmuştur. Düzeltirseniz sevinirim.Saygılarımla.. Veliyettin Ulusoy”

Bu uyarılar üzerine, kaynakları yeniden taradım. Ve benim yazımdaki “Feyzullah Efendi yargılandı ve asıldı” bilgisinin yanlış olduğunu anladım.

Baki Öz’ün derlediği “Alevilik ile ilgili Osmanlı Belgeleri”, (Can yayınları, İstanbul 1995, 1.baskı) kitabında yer alan iki belge, Feyzullah Efendi’nin idam edilmediğini ortaya koyuyor.

II. MAHMUT’UN FERMANLARI

Kitapta yer verilen “Belge 72″de II.Mahmut’un bir fermanı dikkati çekiyor : “Hacıbektaş Dergahı postnişinliğinin Mürsel oğullarından Muhammet Hamdullah Efendi’ye verilmesi hakkında Padişah II.Mahmut’un beratı: (…) ‘Anadolu illerinde Hacıbektaş Zaviyesi Vakfının yetkili olan Mürseloğullarından Şeyh Bektaş Çelebi oğlu Feyzullah Efendi vefat edince, yeri boşalmakla büyük oğlu olup bu göreve yakıştığı için meşihat (şeyhlik, postnişinlik) görevine bakmak üzre Padişah beratının verilmesi konusunda Yeniçeri Ağası Emir Hasan’a bildirmekle…”

Yine aynı kitapta “Belge 73″te Feyzullah Efendi’nin ölümü II.Mahmut’un bir başka fermanında da geçiyor: “(…)Hacı Feyzullah Çelebi, bazı görüşmeler için benim onurlu evime gelmişken ve şu anda Üsküdar bölgesinde Merdivenli semtine konuk iken, Allah’ın emri ile öbür dünyaya göçmüştür.”

Bu iki belge gösteriyor ki, Hamdullah Efendi’nin babası Feyzullah Çelebi, İstanbul’da yargılanıp asılmamıştı. 1824 yılında eceliyle ölmüş, Göztepe Merdivenköy’deki Şahkulu dergahına gömülmüştü.

Uyarıları için Veliyettin Ulusoy’a ve Adıgüzel Erbaş’a teşekkür ediyorum…