Ana Sayfa Blog Sayfa 6371

Alevi yazar ve aydınlar; Bahçeli’nin ziyareti provokasyon!

DERSİM VE SEYİT RIZA’YA HAKARET EDEN DEVLET BAHÇELİ’NİN DERSİME GİTMESİNİ İSTEMİYORUZ!

İktidarın Dersim üzerinden geliştirdiği istismarcı politika, soykırım gibi toplumsal travma yaratan bir meseleyi polemik konusu yapmıştır. Polemik ve istismar, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Dersim ziyaretiyle devam ediyor.

Devlet Bahçeli, parlamentoda yaptığı konuşmada, Dersim katliamına değinirken, ‘’Bu gün olsa aynı şeyi yaparız’’ deyip, Seyid Rıza’ya “terörist”, torunlarına da “alçak” hakaretinde bulunmuştur.

Bundan tam 77 yıl önce yaşanmış Dersim Soykırım gerçeğiyle yüzleşmeyen Bahçeli, ‘Dersimlilerin bunu fazlasıyla hak ettiğini’ söyleyecek kadar, vicdan ve akıldan uzak bir tavır sergilemiştir.

MHP ve Ülkücü geleneği Maraş, Malatya ve Çorum Alevi katliamlarıyla yüzleşmediği halde, bu gün sahte Alevi açılımından siyasi rant elde etmeye de çalışmaktadır. Bu bağlamda da MHP’yi zulüm yapan zalim tavrından vaz geçmeye ve Alevilerden özür dilemeye çağırıyoruz.

Acılarımızı hakaret ve küfrün odağı haline getiren Devlet Bahçeli, 28 Kasım’da Dersime gideceğini ve aynı fikirlerini ‘kararlılıkla’ orada ifade edeceğini söyleyerek açık bir provakasyon zemini yaratmaya çalışmaktadır.

MHP liderinin ‘ziyaret’ sebebinin insani değil, provakasyon amaçlı olduğu görüşündeyiz.

Dersimin acılarının tanığı ve sesi olan bizler, Devlet Bahçeli’nin, Dersim’e gidişinin provakasyona neden olacağından ‘’Gitme, otur, oturduğun yerde!’’ diyoruz.

Ahmet ASLAN (Sanatçı) Ahmet BAKIR (Gazeteci) Ahmet Can AKYOL (Şair) Alican Yıldırım (Alevi Piri), Adıgüzel Dede (Alevi Piri), Aligül Soysüren (Alevi Piri), Ali Özcan (ABF Genel Başkan Yardımcısı), Ali BARAN (Sanatçı) Ali ÇATAÇIN (Dersimi Yeniden İnşa Cemiyeti Başkanı) Ali Düzgün KOÇAK (Sendikacı-İzmir) Ali Ekber COŞKUN (Şair- İzmir) Ali EREL (Müzisyen) Ali Rıza AYDIN (Avukat) Alişan ÖNLÜ (Tiyatro Sanatçısı) Aslan SULTAN (İzmir Dersimliler Derneği) Ayfer BER (Dersim 38 Soykirim Karsiti Dernegi Baskani) Ayhan YABATU (Dersim Yeniden İnşa Derneği-Brüksel) Aynur DOĞAN (Sanatçı) Ayten Beytaş ÜRPER (Sendikacı) Baki GÜL (Gazeteci) Belgin CENGİZ (Yönetmen) Berfin ATEŞ (Sendikacı) Beser ŞAHİN (Sanatçı) Binali DUMAN (Şair) Bülent ÇETİNDAĞ (Sanatçı) Can KASAPOĞLU (Gazeteci) Cemo Doğan (Sanatçı), Cihan Çelik (Sanatçı), Çiğdem Mazlum (Gazeteci), Cemil QOCGİRİ (Sanatçı) Çayan DEMİREL (Yönetmen) Cafer Koluman (Diyarbakır PSAKD Başkanı), Çilem ÖZ (Dersim Araştırmaları Merkezi Başkanı) Delil Hıdır (Sanatçı ) Deniz DEMAN (Sanatçı) Dersim Soykırım Karşıtı Derneği Dersimi Yeniden İnşa Cemiyeti Dicle Akar BİLGİN (Araştırmacı-Yazar) Dilara BIÇAK (Yazar-Dersim Dergisi) Dilek KANLIBAŞ (Sendikacı) Dilşa DENİZ (Antropolog-Yazar) DİYAR (Sanatçı) Doğan ÇELİK (Sanatçı) Doğan MUNZUROĞLU (Araştırmacı-Yazar) Dr. Mehmet ÇAKMAK (İzmir Dersimliler Derneği) Enver ÇELİK (Sanatçı) Erdal CEVİZ (Tiyatro Sanatçısı) Erdal ER (Gazeteci) Erdoğan EMİR (Sanatçı) Erdoğan YALGIN (Araştırmacı-Yazar) Esra ÇİFTCİ (Gazeteci) Eylem Yüksel ÇALIŞKAN (Avukat-İzmir) Eyüp HANOĞLU (Aktivist) Fadıl ÖZTÜRK (Şair-Yazar) Ferhat TUNÇ (Sanatçı) Gulê MAYERA (Sanatçı) Güler Yıldız (gazeteci) Gürsel GENÇ (Gebze Dersimliler Derneği) Hakan ADAY (Dersim Gazetesi) Hasan Demir (Ocakzade), Haydar Ergül (Araştırmacı-Yazar), Hüseyin Gazi Metin (Alevi Piri), Hüseyin Kelleci (TV Programcısı), Hatice Altınışık (HDP-MYK), Hasan Ali KILIÇ (Sendikacı) Hasan Ali SEZER (Sanatçı) Hasan SAĞLAM (Sanatçı) Hasan TAŞ (İşadamı) Haşim Kutlu (Araştırmacı-Yazar) Hayati GÜNAL (Sendikacı) Haydar IŞIK (Yazar) Haydar Munzur (Yazar) Haydar UÇ (Yazar) Hayal Hanoğlu (Antropolog) Heval Ali (Sanatçı) Hüseyin AKAR (Yazar) Hüseyin AYRILMAZ (Araştırmacı) Hüseyin OZAN (Araştırmacı-Yazar) İbrahim MAYDA (Osteopat) İbrahim KARAKAYA (Araştırmacı) İmam CANPOLAT (Barış Aktivisti) Kamer SÖYLEMEZ (Şair-Yazar) Kazım ARIK (Tunceli Vakfı Eski Başkanı) Kazım ENGİN (Alevi Aktivist-Sanatçı) Kazım ÖZ (Yönetmen) Kemal Bülbül (Gazeteci-Yazar), Kemal ATAŞ (Sendikacı) Kemal MUTLU (İzmir Dersimliler Der. Baş.) Kubilay İYİT (İzmir Dersim Derneği) Lala KOÇGÜN (Müzisyen) Lütfü AY (Sendikacı) Mehmet Ali TUNÇ (Sendikacı) Mehmet ÇETİN (Şair-Yazar) Mehmet EKİCİ (Sanatçı) Mehmet TAŞKALE (Dersimi Yeniden İnşa Cemiyeti) Mehmet YEŞİL (Sendikacı) Mikail ASLAN (Sanatçı) Munzur ÇEM (Yazar) Murat IŞIK (Sendikacı) Murat OZAN (Gebze Dersimliler Derneği) Musa BAKİ (Sanatçı) Musta ŞEN (Dersimi Yeniden İnşa Cemiyeti) Nesimi ADAY (Şair, Yazar) Nihat BARAN (Sanatçı) Nihat ÖZ (Pertekliler Der.Baş.) Nihat SARI (Aktivist,Yazar) Nuras QUİNTETT (Müzisyen) Nursel GENÇ (Gazeteci) Onur ATİK (Gebze Dersimliler Derneği) Ozan CÖMERT Ozan SERDAR Ozan ZAMANİ Özgün Enver BULUT (Şair -Yazar) Rıza YAĞMUR (Alibeyköy Dersim derneği Başkanı) Rojda YILDIRIM (Demokratik Aleviler Federasyonu) Selman YEŞİLGÖZ (Dersim Gazetesi) Sena DERSİMİ (Sanatçı) Seral Gözmen AY (Sendikacı) Sezgin COŞKUN (Sanatçı) Süleyman ATEŞ (Gazeteci) Şahin AKDAĞ (Gebze Dersimliler Derneği) Şengül PAK (Sanatçı) Sertaç Yıldız (Gazeteci), Şeyho Demir (Siyasetçi), Şükrü Yıldız (Gazateci-Yazar), Şivan KIRMIZIÇİÇEK (Gebze Dersimliler Derneği) Şiyar MUNZUR (Gazeteci) Turabi Kişin (Gazeteci), Veli Büyükşahin (Alevi Piri), Veli Haydar Güleç (Programcı), Tuncay Doğan (Gazeetci), Taylan YILDIZ (Sanatçı) Turabi SALTIK (Yazar) Türkan KARAGÖZ (Sendikacı-İzmir) Xemgin BİRHAT (Sanatçı) Yaşar METİN (Sendikacı- İzmir) Yavuz AYDIN (Sendikacı-İzmir) Zele MELE (Sanatçı)

Dersim halkından Bahçeli “seferine” tepki


Dersim ismine bile tahammül edemiyorum diyen Bahçelinin 28 kasım’da Dersime gidecek olması başta Kent meclisi olmak üzere birçok kesim tarafından tepkiyle karşılandı.
Başbakan Davutoğlunun ziyaretini eleştiren ve Seyit Rıza şahsında dönemin mağdurlarına “terörist” ithamında bulunan MHP genel Başkanı Bahçeli Dersim’e gidecek olması kentte huzursuzluk yarattı. Dersimliler bu sefere tepki göstererek “Bahçeli ırkçı ve katliamcı söylemleriyle Dersime gelemez.” dediler.

Dersim Belediye eşbaşkanı Mehmet Ali Bul, Bahceli’inin Dersim seferini eleştirerek şunları belirtti. ” Dersim acılarına hakaret eden birini kentimizde görmek istemiyoruz.” dedi. Bul,Bahcelinin Dersim yaraları üzerinden siyaset yapacak kadar ırkçı biri olduğuna da işaret etti.
Bahcelinin bu seviyesiz diliyle neden Dersime geldiğini merak ettiklerini belirten Bul, “sizi öldürdük ve iyi ettik”diyen birini kentimizde istemiyoruz” diyerek Bahçelinin tutumuna tepki gösterdi. Bul ayrıca “Dersime sefer yapmaya hazırlanan bir ırkçı buradan zafer elde edemeyeceğini bilmelidir. Geçmişimiz bunun kanıtlarıyla doludur” dedi.

Kent Meclisinden Avukat Barış Yıldırım’da Bahçeliyi Dersimde istemediklerini belirterek “1937-38- ve 39’da yapılanların net biçimde soykırım olduğunu, belgeler ve tanık anlatımlarından bunu anlamanın mümkün olduğunu söyledi.
Yıldırım “Bahçelinin, Seyit Rıza ve yoldaşları nezdinde Dersim’lilerin acılarına kahkaha attığını, bu hakaretin 38 soykırımı kadar acıtıcı olduğunu” belirtti.
Maraş, Sivas, Çorum gibi birçok katliama imza atan ırkçı yaklaşımın ardılı olan bu şahsın Dersim soykırımındaki hukuksuzluğu görmemezlikten gelmesi iflah olmadığının kanıtıdır” diyen Yıldırım ” 1 yaşında ki çocukların, yaşlıların ve kadınların öldürülmesini alkışlayan birinin ahlaken de suç işlemiş olduğunu söylemek istiyorum dedi”

Ali İsmail Korkmaz’ı vuran polise müebbet istendi

Gezi Direnişi sırasında Eskişehir’de dövülerek öldürülen 18 yaşındaki Ali İsmail Korkmaz davasının beşinci duruşması bugün Kayseri 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmada mütalaa veren savcı, Saldoğan’ın “kasten öldürmek” suçundan müebbetle cezalandırılmasını istedi. Mahkeme ise tutuksuz sanık polisin tutuklanması talebini kabul etti.

Savcı ayrıca, sivil sanıklar İsmail Koyuncu, Ramazan Koyuncu, Ebubekir Harlar ve Muhammet Vatansever’in “nitelikli yaralama”, polis Yalçın Akbulut’un “kasten yaralama” suçlarından cezalandırılmasını talep etti. Polisler Şaban Gökpınar ve Hüseyin Engin’in ise beraatını istedi.

Avukat Ayhan Erdoğan olayın nasıl meydana geldiğini duruşma salonuna getirilen maket üzerinde anlattı. Avukat Erdoğan, “Sanık polisler Hüseyin Engin ve Şaban Gökpınar’ın müdahalesi olmasaydı Ali İsmail kaçardı, kovalandığı için diğer sanıklara doğru koşuyor. Beraatları haksız olur.” dedi. TÜBİTAK raporu ile polis Yalçın Akbulut’un olayda asli fail olduğunun açığa çıktığını belirten Avukat Erdoğan, “Sanık Mevlüt Saldoğan, Ali bayılıp tekrar bilinci yerine geldikten sonra da saldırmıştır, kaçarken bile hala ‘yakalayın’ diye bağırmıştır.” diye konuştu.

Sanık polis Mevlüt Saldoğan ise duruşmadaki savunmasında, dönemin Başbakanı Erdoğan’dan güç aldığını ifade etti. Saldoğan, “Bugün bu ülkenin sayın cumhurbaşkanı, başbakanı Gezi’nin bir darbe girişimi olduğunu söylüyor. Ben bu darbeyi bastırmakla görevliydim.” diye konuştu.

Saldoğan’ın “Ben kötü niyetli olsam tanık Semih’i de şahit bırakmamak için öldürürdüm. Öyle biri değilim. Öldürme kastım olsaydı çeker vururdum, silahımda mermi sürülüydü. Allah her şeyi biliyor, vicdanım rahat” şeklinde savunma yapması ise dikkat çekti.

Mahkeme heyeti duruşmaya verdiği aranın ardından kararını açıkladı.
Sanık polis Yalçın Akbulut’un tutuklanması talebini reddeden mahkeme, soruşturmanın genişletilmesi talebini de kabul etmedi. Mahkeme, taraflara esas hakkında beyanda bulunmaları için süre verilmesine karar verdi. Duruşma 26 Aralık’a ertelendi.

Didim Cemevi çocukları sinemayla buluşturuyor

Didim Alevi Bektaşi Kültür Merkezi ve Cemevi Derneği, kültürel ve sanatsal etkinlikler kapsamında çocuklara yönelik film gösterimlerine başlıyor.

“Haydi Çocuklar Sinemaya” çağrısıyla yapılan gösterimler, Cemevi binasında yer alan salonda yapılacak.
22 Kasım Cumartesi günü saat 14.00’de ‘Arı Maya’ adlı film ile başlayan gösterimler, 6 Aralık’ta ‘Dragon’, 20 Aralık’ta ‘Tinker Bell’, 3 Ocak’ta ‘Alis Harikalar diyarında’ ile devam edecek. 17 Ocak’ta ‘Sihirli Krallık’, 7 Şubatta ‘Şirinler’, 21 Şubatta ‘Sinderella’, 7 Martta ‘Eragon’, 21 Martta ‘Buz Devri’, 4 Nisan’da ‘Yukarı bak’, 18 Nisan’da ‘Peterpan’ ve 9 Mayıs’ta ‘Alvin ve Sincaplar’ adlı film ile sona erecek.
Film gösterimlerinin ücretsiz olacağını belirten Didim Cemevi Başkanı Hasan Dikçe, gösterimlerin yapılacağı salonun 54 kişilik olması nedeniyle okullara etkinliğe katılımın nasıl sağlanacağı yönünde bilgi vereceklerini ifade etti. Dikçe, “Çocuklara yönelik bu etkinliğimiz ücretsiz olarak yapılacak. Verimli bir etkinlik olacağını düşünüyorum.” Diye konuştu.

Arap- Alevi gençliği kimliği ve mücadelesi

 

Antakya Arap Alevi Gençlik Meclisi, “Arap-Alevi Kimliği ve Mücadele Tarihi” konulu bir panel düzenledi. Yazar Tevfik Usluoğlu’nun konuşmacı olduğu panelde bir araya gelen gençler, tarihlerini, kimliklerini ve mücadelelerini tartıştı.

İnsan Hakları Derneği Antakya Şubesi’nde gerçekleştirilen panelde, “Kayda Geçin Ben Arabım, Kayda Geçin Ben Aleviyim!” pankartı asıldı.

Etkinlikte sözü ilk olarak Arap-Alevi Gençlik Meclisi adına Hasan Emir aldı. Arap-Alevi gençliğinin son dönemde yaptığı çalışmalar ve örgütlenme arayışına ilişkin bir değerlendirme yapan Emir, gençlik meclislerinin amaç ve hedeflerini anlattı.

Ardından söz alan Yazar Tevfik Usluoğlu “Arap-Alevi Kimliği ve Mücadele Tarihi” üzerine bir sunum yaptı.
Panel, sunumun ardından soru cevaplar ve tartışmalarla devam etti.

“Kerbelâ” ile yaratılan beklenti hayal kırıklığına dönüştü

 
Partisinin kongresine katılmak için gittiği Dersim’de temaslarının ardından Dersim Üniversitesi’nde konuşan Başbakan Ahmet Davutoğlu, Dersim katliamına ilişkin, “Herkesin Dersim olayları ile ilgili kanaatleri farklı olabilir. Bunları tarihi araştırmalar içine sokabiliriz.” diye konuştu.

Davutoğlu, Dersim’deki eski kışlanın “Dersim müzesi” adında bir müzeye dönüştürüleceğini ve bunun için 10 milyon liralık ödeneğin talimatını verdiklerini söyledi. Üniversite rektörü Durmuş Boztuğ’un üniversitenin adının Munzur Üniversitesi olarak değiştirilmesi yönünde bir talebinin de olduğunu belirten Davutoğlu, “Munzur Üniversitesi adı da hayırlı olsun.” dedi.
Davutoğlu Alevilerle ilgili ise, “Alevi kardeşlerimize hiçbir ayrımcılık yapılmasına izin vermeyiz.” diye konuştu.

Davutoğlu’nun cemevi ziyaretini protesto eden yüzlerce Dersimli ise Sanat Sokağı’nda toplandı. ‘Gezi şehitleri ölümsüzdür’, ‘Ali İsmail ölümsüzdür’ ve ‘Dersim’den defol’ sloganlarıyla kent merkezine yürüyen eylemciler, polisin plastik mermi, cop ve gaz bombalarıyla müdahalesine maruz kaldı.

Dersim Halk Meclisi Girişimi’nden avukat Barış Yıldırım ise Başbakan Davutoğlu’nun Dersim açıklamalarını, “Gerçekten Dersim 38 ile yüzleşmek isteniyorsa Dersim’i hedefleyen baraj, HES, maden projelerinden vazgeçilsin” şeklinde değerlendirdi. Ziyareti öncesinde, kentin isminin resmi olarak Dersim yapılacağı, cemevlerine statü verileceği ve zorunlu din derslerinin açıklanacağı gibi beklentiler yaratıldığını hatırlatan Yıldırım, ortaya çıkan sonucu ise dağın fare doğurması olarak değerlendirdi. Dersim’de devam eden HES, baraj ve maden projelerine de dikkat çeken Yıldırım, bunları Dersim Soykırımı’nın devamı olarak gördüklerini söyledi.

Başbakan Davutoğlu’nun açıklamalarını değerlendiren Dersim Baro Başkanı Uğur Yeşiltepe ise, Davutoğlu’nun “müjde” olarak dillendirdiği açıklamalarında yeni hiçbir şey olmadığı söyledi. Tunceli Üniversitesi’nin adının Munzur Üniversitesi olarak değiştirilmesi ile eski askeri kışlanın müzeye çevrilmesine dair kentte belediye ve sivil toplum kuruluşlarının zaten bir çalışması olduğunu aktardı. AKP’nin özellikle yaklaşan seçimler öncesi, Dersim’i ve Dersimlilerin acılarını, politik seçim malzemesi olarak kullandığını dile getiren Yeşiltepe, bazı Alevi dedelerinin cemevi ziyaretinde Davutoğlu ile aynı poza girmesini de eleştirdi.
Demokratik Bölgeler Partisi İl Örgütü Eş Başkanı Ergin Doğru ise “Dersimlilerin mevcut hükümete ve devlete var olan güvensizliğinin haklı nedenleri bir kez daha kanıtlanmış oldu” dedi. Davutoğlu’nun ziyaret ettiği cemevinde bazı Alevi dedeleri ve Pir sultan abdal heykeli önünde poz vermesini de “şov” olarak değerlendiren Ergin, Davutoğlu’nun girdiği cemevinin yasal bir statüsü bile olmadığını, heykeli önünde poz verilen Pir Sultan’ın ise Seyit Rıza ile birlikte devlet nezdinde hala suçlu olarak görülmesi dolayısıyla hiçbirinin kıymeti harbiyesi olmadığını kaydetti.

Ayrıca, Alevi Araştırma Merkezi’nce yapılan açıklamada ise, ziyaret öncesi yapılan “Kerbela” benzetmesi üzerinden yaratılan beklentinin hayal kırıklığına dönüştüğü ifade edildi.

HDP’den ‘Ermeni’ teklifi!

Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul milletvekili Sabahat Tuncel, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) olay yaratacak bir teklif sundu.

Sebahat Tuncel, çok tartışılacak teklifinde “Cumhurbaşkanı Erdoğan, Meclis’te Ermeni soykırımı için özür dilesin” dedi.

HDP’li Sebahat tuncel, kanunun gerekçesinde şöyle dedi:

“Türkiye’de toplumsal barışın sağlanmasının ve devlet ile toplumun yeni bir toplumsal sözleşme ile bir gelecek tahayyülü sunmasının önünde, son zamanlarda gündeme 38 Dersim katliamı yanı sıra yaşanmış pek çok insanlığa karşı işlenen suç bulunmaktadır. Dersim dışında Maraş, Sivas, Çorum Katliamları, Ermenilerin soykırıma uğratılması, 12 Eylül askeri darbesi ile tüm muhalif kesimlere yönelik devlet teröründen kaynaklı işlenen insanlık suçları gibi pek çok yaşanmış olay bulunmaktadır.”

“OLAYIN YAŞANDIĞI YERDE DE ÖZÜR METNİ OKUNSUN”

Kanun teklifine göre devlet adına Cumhurbaşkanı, TBMM’de resmi olarak özür dileyecek. Ertesi gün Cumhurbaşkanı olayın yaşandığı yerde de özür metnini okuyacak.

DEVLETİN ELİNDEKİ TÜM ARŞİVLER AÇILACAK

Özür dileme resmi olarak yapıldıktan sonra en fazla 1 yıl içerisinde, konuya özgü TBMM’de yasa ile Hakikatleri Araştırma Komisyonu kurularak, devletin elindeki tüm arşivler açılacak.

“ULUSAL YAS”

Teklif maddi ve manevi tazminat verilmesini ve yasal düzenlemeler yapılmasını da öngörüyor. Teklifte ayrıca olayın yaşandığı günün “Ulusal Yas” olarak ilan edilmesi de isteniyor.

“DEVLET TERÖRÜNDEN KAYNAKLI İŞLENEN İNSANLIK SUÇU”

Teklifin gerekçesi incelendiğinde 1937-38 Dersim, Maraş, Sivas, Çorum katliamları, 12 Eylül askeri darbesi “devlet teröründen kaynaklı işlenen insanlık suçu” olarak değerlendirildi.

TEKLİF YASALAŞIRSA RESMEN ‘ERMENİ SOYKIRIMI’ TANINMIŞ OLACAK

Teklifin yasalaşması durumunda Türkiye resmen “Ermeni soykırımı”nı da kabul etmiş olacak. Soykırımın başladığı gün olan 24 Nisan, “ulusal yas günü” olacak.

Devletin ‘açılımı’ aydının görevi

Devlet durmadan “açıla” dursun bu “açılımların” sebebi hikmeti ne ola ki? Kocaman 20 yüzyılı kaskatı kapanarak geçiren devlet hidayete mi erdi de açılmaya başladı? Herkesin merak ettiği konu “Devlet bu açılımlarda sahiden samimi mi?” Bu soruları sormak, endişelenmek, düşünmek, kaygılanmak elbette insani bir durum! Ancak bu soruları sormak mevcut duruma seyirci kalmak anlamına gelmiyor mu? Devleti, hükümeti tanıyoruz ya da tanıdığımızı sanıyoruz! Oturduğumuz yerden “Bu çözüm sürecinden bir şey çıkmaz!” demek ne kadar doğrudur? Çözüm sürecini ilmik ilmik ören akıl devleti, hükümeti bizim kadar tanımıyor mu? Devletin oyunlarıyla başa çıkmak için harcanmış bir ömrün insanları hakikati görmüyor da biz oturduğumuz yerden mi görüyoruz?

Devletin, hükümetin geleneksel ırkçılık ve inkarcılıktan kaynaklı fobileri var. Kürt sorununu barışçıl yollardan çözmek! “Alevi açılımı” dendiğinde duraksamak iyi de biz “ötekine” çevremize, dünyaya, değişime ne kadar açığız? “Alevi açılımı” ve “çözüm süreci” için öyle bir enerji gerekli ki! Bu enerjiyi yaratacak, düşünsel, kültürel, siyasi, tarihi, inançsal birikimimiz ve enerjimiz yeterli mi? Farkında mıyız? Aslında birçok şeyi bir yerlere havale etmiş durumdayız.
Çevremize, olup bitenlere dikkatle baktığımızda bu kadar ağır sorunların üç beş kişinin omuzlarında olduğunu göreceğiz. Devletin ideologları devletin kirlenen yüzünü aklayıp paklamak için can hıraş bir şekilde çalışırken sadece devleti ve çözümün aktörlerini dışsal bir bakışla eleştirmek hiç de vicdanlı bir tutum değil.

Bunca kurum, dernek, parti, vakıf vb. var. Neden bunların birinde görev almıyoruz? Mütevazı bir kişilikle çevremize, toplumumuza verebileceğimiz çok şey var. Yaşadığımız günler tam da kendimizdeki ataletin farkına varma, silkinip uyanma, işe bir yerinden başlama zamanıdır. Bunun için çok ciddi bir farkındalık gerek. Birey ve toplum olarak bizde kıt olan, kendini tartma, kendini eleştirme, eksiğinin farkına varma… Yani kendi hakikatiyle yüzleşme!

İki bin yıllık devlet geleneği ile uğraşmak öyle kolay bir iş mi? Her başa bir külah uydurmakta üstüne yoktur devletimizin! Babayla oğlu, anayla kızı bir birine kırdırır da suçu da kırılanların üstüne atar. “Devletin bekası için” kendi çocuğunu boğduran zihniyetten himmet beklemek saflığın süzme halidir. Dedikten sonra şu sorunun sorulacağına eminim! “Eee böyle bir devlet çözüm sürecini geliştirir mi? “Alevi açılımı” yapar mı?” El cevap; Çözmez, açılım yapmaz! Ama çözdürmek, açılımı yaptırmak zorundayız. Hem de bu devlete! Bunun için gerekli olan öz güven, disiplinli bir çalışma, dayanışma, üretim ve sağduyudur. Çözümün öznesi olmak böyle bir şeydir. Özne sebat ve sabırla özünü ortaya koyan ve umutla, istekle çalışandır.

Bir de “Devlete benzemek, hükümetin suyuna gitmek” gibi beylik bir eleştiri var. İçinde bulunduğumuz birkaç yıl öyle önemli ki, ya çalışıp çabalayıp başaracağız ya da bu ırkçı, inkarcı sisteme teslim olacağız. Devlet yetkililerinin “Olumlu” sayılabilecek açıklamalarında umuda kapılıp, gelişmeler tıkandığında karamsarlığa bürünmek bir aydın tutumu olamaz. Aydın bütün gelişmeleri gözleyen, izleyen ama bunlardan azade üretme, yaratma becerisi olandır. Havale eden, beklentiye giren, bekleyip görmeye çalışan akıldan aydın olmaz. Güncün sınırlarını objektif bir bakışla tanımlayıp gücü oranında sorumluluk alan insan aydındır.

Kadın, çocuk, genç demeden adı konmamış bir yok etme kuşatmasının karşısında canını dişine takarak mücadele eden, gerektiğinde canını veren insanları görmenin ve bir vicdan muhasebesi yapmanın zamanı geldi de geçiyor bile!… Dünya tarihi olmazı olduran örneklerle dolu! Bizler olmazı olduranları okuyup nostaljik kültür birikimi yaratmaktan ne zaman uyanacağız? Ayrıca dünyanın öte ucundaki “Olmazı olduranı görüp hayran kalanlar!” Türkiye’de, Kürdistan’da olmazın sonsuz kere olmaz olanını olduran hakikati görmeyecek kadar bakar kör olamayız! Devlet kendi çıkarı, bekasının devamı için “Açılım, çözüm” diyor. Biz toplumun, mazlum ve masumların, yoksulların hakkı için “Açılım ve çözüm” diyoruz… İşimiz zor ama imkansız değil. Yeter ki farkında olalım, gerekli enerji ve donanımı edinip sebat ve sağduyuyla mücadele edelim!…

Dersim’e sefer olur, zafer olmaz

HÜSEYİN ALİ

Başbakan Davutoğlu Dersim’e giderek güzel kelimeleri arka arkaya düzmüş; Aleviliğin ne olduğu konusunda vaazlar vermiştir. Dersim’de üniversite anfisinde Alevilere vaaz verildi dersek yanlış söylememiş oluruz. Yapılan konuşma, aslında Aleviler arasında parçalama yaratmayı da hedeflemiştir.

Davutoğlu’nun Dersim seferi, Alevilerin olduğu gibi kabul edilmesi ve taleplerinin karşılanması için yapılmamıştır. Aleviliğe kendine göre bir don biçme ve bir psikolojik savaş başlatmak için bu sefer yapılmıştır. Anlaşılıyor ki Davutoğlu Dersim’e sefer olur, zafer olmaz deyişinin farkında değildir. Davutoğlu’nun bu Dersim seferi de sonuçsuz kalacaktır.

Hacı Bektaş’ta yüzü kızarmadan “Bundan sonra Hacı Bektaş türbesine parasız gireceksiniz” diyen Davutoğlu, bu defa da büyük bir müjde verir gibi Tunceli Üniversitesi’nin ismini “Munzur olarak değiştireceğiz” demiştir. Her şehirde üniversitelere bir Türk şahsiyetinin ismi verilmiştir; ama hiçbir Kürt şehrinde bir Kürt şahsiyetinin ismi üniversitelere verilmemiştir.

Davutoğlu Dersim’de hala Tunceli demeye devam etmiştir. En ilginci de Baba Mansur’un ya da başka bir Alevi büyüğünün hocası Ahmet Yesevi’dir gibi yine Dersimlileri Türklükle bağlantılandıran zorlama yorum ve değerlendirmeler yapmıştır. Hiçbir Alevi ya da Alevi örgütü Ali’siz, Hüseyin’siz bir Aleviliği savunmadığı halde yine demagoji yaparak sanki böyle savunanlar varmış gibi bir yalan ortaya atmıştır. Sadece Alevi kurumları ve aydınlar İslamiyet’le tanışmadan önce Alevilerin hangi inanç ve kültürü yaşadığı üzerine farklı görüşlere sahiptirler. Yoksa Alevilik İslamiyet’ten hiçbir şey almamış, ya da Ali ve Hüseyin’in Alevilikle bağlantısı yoktur gibi iddialarda bulunanlar yoktur. Sadece Aleviliği İslam içi mi, dışı mı tartışmaları içinde boğarak başkalaşıma uğratmak isteyenlere karşıdırlar. Aslında AKP hükümeti ve Başbakan Davutoğlu bu tür uydurma argümanlara dayandırarak yürütecekleri psikolojik savaşla Alevileri kendi düşündükleri bir kalıba sokma hesabı içindedirler. Aleviliği Sünni ve Şii gibi bir mezhep haline getirme dışında başka bir dertleri yoktur. 1400 yıldır yapılamayan asimilasyon ve başkalaşıma uğratma hedefi, artan devlet olanakları ve propagandayla gerçekleştirilmeye çalıştırılmaktadır.

Davutoğlu Dersim’de de Alevilerin temel talepleri konusunda hiçbir şey söylememiştir. Cem evlerinin ibadet yeri olarak kabul edilmesi, Diyanet İşleri Başkanlığının lağvedilmesi, din derslerinin kaldırılması konusunda ya hiçbir şey söylememiş ya da eski tezlerini savunmuştur. Din ve inançları devletin dışına çıkarmak ve topluma teslim etmek yerine, Aleviliği de devletin içine çekerek eski zihniyet ve uygulamaları sürdürmek istediklerini ortaya koymuştur.

Aleviler ne çekmişse bugünkü AKP zihniyeti ve bu zihniyetle ikiz kardeş olanlardan çekmiştir. Aleviler tarihte niye baskı altında tutulmuşlardır? Neden horlanmışlardır? Bu açıktır. Sünni zihniyetinin softaları ya da kimi din adamları Aleviliği hep sapkın bir inanç olarak görmüşlerdir. Hatta Alevilerden söz ederken kefere demişlerdir. Davutoğlu ilk önceleri Sünni inançta olanların Aleviler konusunda nasıl şekillendiğini ortaya koymalı ve Alevilerin bu nedenlerle hep baskı gördüğünü itiraf etmeliydi. Aleviler neye inanıyorsa herkesin, her dinin ve mezhebin de Alevilerin bu inancına saygılı olması gerektiğini ve her inancın kendisi için kutsal olduğunu söyleyebilmeliydi. Bunlar açıkça söylenmeden, Aleviler hakkında zihniyet değişimi gerçekleşmeden politika gereği söylenecek hiçbir sözün değeri yoktur. Bu zihniyet ve politika değişmediği takdirde yarın Türkiye ve Kürdistan’da yine Maraş, Sivas, Dersim, Tokat ve Çorum gibi katliamlar yaşanır. Sivas Madımak’ta olduğu gibi insanlar diri diri yakılabilir.

AKP ve Davutoğlu zihniyeti değişmediği ve Alevilere demokratik yaklaşmadığı için; en kötüsü de asimilasyon ve başkalaşıma uğratmayı yeni koşullarda sürdürmek istediği için Dersim’de büyük protestolarla karşılaşmıştır. Şehirde halka karşı konuşamamıştır. Çünkü Dersim’de kendisini dinleyecek bir halk yoktur. Sadece üniversitede kendisinin memurları ve sağdan soldan getirdiği şakşakçı yandaşlarına konuşmuştur. AKP ve Davutoğlu demagoji yapacağına neden protesto edildiği üzerine yoğunlaşmalıdır.

Özgür Gündem gazetesi bir gün önce Dersimlilerin ne istediğini ve özür dilemenin nasıl olması gerektiğini açıkça ortaya koymuştur. “Özür, özerklikle dilenir” manşetini atmıştı. Dersim özerk olmadan, anadili olan Kırmançki ile eğitim yapmadan, tam inanç özgürlüğü yaşamadan ne Dersim’den özür dilenmiş, ne de Dersim halkının talepleri karşılanmış olur.

Dersim ve genel olarak da Aleviler tarih boyu devlet dışı bir toplum olarak kirlenmeden yaşamışlar; kendi kendilerini yönetmişlerdir. Dersim de hep özerk yaşamıştır. Zaten Dersim Katliamı da Dersim’in bu özerk yaşamını ortadan kaldırmak için gerçekleşmiştir. Tüm Dersim raporları ve uygulamalar bu durumu ortaya koymaktadır. 1938 öncesi her Dersimli anadilini bilirken, şimdi Kırmançki ölü diller kategorisinde görülüyorsa, bu durum zaten Dersim üzerinde uygulanan kültürel soykırım politikasını ortaya koymaktadır. Bu kültürel soykırım 1938 fiziki soykırım üzerinde şekillenmiştir.

Dersimlilerin inancı başkalaşıma uğratılmak isteniyorsa, dil ve kültürel soykırımla Türkleştirme hedefleniyorsa, özerk yaşamış olan Dersim ve Alevilik devletin yedeğine sokulmak isteniyorsa tabii ki Dersimliler buna karşı tutumlarını koyacak, demokratik özerkliği elde edene kadar bu direnişi sürdüreceklerdir.

Dersim’e sefer yapıp zafer bekleyenler Seyit Rıza’nın torunlarını karşılarında bulacaklardır. Davutoğlu’yu protesto edenler de Seyit Rıza’nın torunlarıdır.

Davutoğlu yalanı örgütlüyor…

“Bir koyun sürüsü olduk
Mor kuzular bakar gider
Çoban kıvısına girmiş
Kurtlar bizi çeker gider” (Aşık Mahzuni Şerif)

Türk siyasetinin en temel özelliklerinden bir tanesi yalanı örgütlemesidir. Yıllar, yalan üzerinde örgütlendirilmiş tarihin, sosyal ve siyasi hayatın yaratmış olduğu sorunların biriktirilmesi üzerinden bu güne gelindi. Kürt sorunu başta olmak üzere, demokratikleşme, inançlar meselesi, komşu ülkelerle, halklarla olan gerginlikler yalan üzerinden örgütlendirildi. Buda topluma derinlemesine işlemiş yalan üreten hayatlar inşa ettirdi.

Kürt’ten, Ermeni’den, Rum’dan, Bulgar’dan, Yunan’dan, Sırp’tan… Türk üretildi. Yalan inkar insanların iliklerine işletildi. Kendini inkar edenler, kendini reddedenler, yalanı örgütleyenler toplumun önüne model olarak sunuldu. Ödüllendirildi… Cumhurbaşkanları, Genelkurmay Başkanları, Bakanlar, Milletvekillikleri kendini inkar ettiğin kadar paylaşıldı.

Hıristiyan’dan, Yahudi’den, Alevi’den, Ezidi’den, Mani’den, Zerdüş’ten Hanifiler türetildi. Yalan ve inkar inanç içinde örgütlendirildi. Meşrulaştırıldı. İkrar itikat ve tarih şekilsizleştirildi. Sahte cennetin kapıları kendini reddedenler için sonuna kadar açıldı. İşgal katliam ve gözyaşları üzerinde kahramanlık hikayeleri yaratılarak toplumlar, topluluklar kendisi olmaktan çıkarıldı. İnanç ve itikat tüketildi. İsa’nın havarisi Yahuda gibi ihanet etrafında pervane olmuş insanlar yaratıldı. Şimdi ihanetin siyaseti günümüze uyarlanmaktadır.

Biz Amerika’yı her zaman yeniden mi keşif edeceğiz!…

“Kürt sorununu çözüyorum” derken, toplumun en demokratik hakkı olan gösteri, yürüyüş yapma hakkı karşısında devlet eliyle insanlar sokak ortasında öldürüldü. Sivil faşist çeteler sokağa sürüldü. STK’lar başta olmak üzere, birçok sendika, medya ve siyasi partiden insanlar tutuklanarak siyasi bir linç geliştirildi. Demokratik değişim ve dönüşüm için yasal düzenlemeler yapılmazken, kamu güvenliği adı altında güvenlikçi siyaset derinlemesine örgütlendirildi. Halkın varlığının teminatı olan ne varsa ortadan kaldırılmak istendi, isteniyor. Samimiyetten uzak, her tarafı yalanla örülmüş derin stratejinin nasıl işlediği Kobani’de deşifre oldu. Buna karşı Kürtlerin barış için fedakar tutumları tüm dünya tarafından bir kez daha görüldü. Ve Kürtler hak ettikleri bir ilginin merkezine yerleşti.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Kürt sorunun çözümsüzlüğünde ayak diretirken, “süreç” adı altında ve sanki Kürt sorunu çözümünde kendisi adımlar atılıyormuş gibi bir algı yaratarak yalanın en büyüğü nasıl örgütlendiriyorsa, “Alevi Açılımı” adı altında sadece Aleviliği yok etmek isteyen adımların atılacağı görülüyor. Alevilerin inancı, tarihi duruşu, ortakçı yaşam biçimini hedef alan inkarcı, imhacı politikalar “çözüm” adına sunuluyor.

Sistemden, düzenden pay almak üzerine yalanlar derinleştiriliyor. Yalana destek örgütlenmeleri devreye sokuluyor. Cemevlerine maddi imkanların sunulması, arsa, su ve elektrik parası üzerinden tartışmalar geliştiriliyor. Dedelerin, Pirlerin aylığa bağlanması gibi Alevi inancıyla bağdaşmayan iktidarın kiri üzerinden teslimiyete çekilmesi süreci işletiliyor. İhanetin derinliği kadar ödül vaat ediliyor… Tümü Kürt Özgürlük Hareketine akan Alevilerin önünü almak üzerine kurgulanıyor. Korktukları anlaşılıyor. Devletin derin ve sığ kanatlarından Alevilerin büyük özgürlük yürüyüşüne katılmalarının önü alınmak isteniyor.

Aleviler içinde yalan söylüyorlar. Yalan söyleyip, Alevilerin çözüme yanaşmadığını vaaz etmek istiyorlar. Hem de ellerindeki Alevi katliamlarının izi silinmemişken bunu tapıyorlar. Dersimi konuşuyorlar. Özürler diliyorlar. Özrün gereğini yapmak yerine, Alevileri bir birine bırakmayı esas alıyorlar. “Biz yapıyoruz ama siz istemiyorsunuz, siz kendi aranızda anlaşmıyorsunuz” diyorlar. “Atığımız kemiğe tav olun” diyorlar.

Yıllara yayılan katliam geleneğine sahip çıkanlar, onunla övünenler, katillerimizi yüceltip “yüz yılın projelerine” isimlerini koyanlar, Aleviliğimize, inancımıza hakaretler dizenler Hacıbektaş’da, Bektaşi açılımı yapıyorlar. Yeni Osmanlıcı mantıkla Yeniçeri ruhunu şahlandırıyorlar.

Dergaha biletsiz girilecek diyorlar. Kültür bakanlığına bağlı Alevilik dairesi oluşturmak istiyorlar. Kültür bakanlığına bağlı dedeler kadrolaşmasının örgütlenmesine gitmek istiyorlar. Aleviliği tanımamakta ısrar ediyorlar. İnkarcılığı Kültür Bakanlığı aracılığıyla kadrolar devşirmek suretiyle, Alevi asimilasyonunu sonuca ulaştırmak istiyorlar.

Aleviliği bir inanç olarak kabul etmeyerek, folklorik temsili bir figüre indirmek suretiyle Aleviliği özünden ayırıp seyirlik hale getirmeyi hedefliyorlar. Güya kabullenerek Cemevlerini Kültür Evine çevirerek, işlevi dışında bir alana yerleştirmek suretiyle hakim Türk İslamcı yaşamı, tartışılmaz tek  egemen haline getirmeyi istemektedirler.

“Açılım” diyorlar, bizden çok bizci oluyorlar.

Sayın Davutoğlu “haram kapısını bizden uzak tutun”…