Ana Sayfa Blog Sayfa 6372

Tekçilerden çifte açılım

AKP “Alevi açılımı yapacak” diye beklerken CHP “Alevi açılımı yapılacaksa onu da ben yaparım!” deyip “Açılım” pazarında tezgah açtı! “Tekçiliğin” yılmaz bekçileri çifter çifter “Açılım” yapmaya başladı! AKP’nin birinci açılımı “Alevi Açılımı” idi. 3 Haziran 2009’da başlayan “Açılım” bir dizi “Çalıştaydan” sonra açılamadan kapandı! AKP ıkınıyor, sıkınıyor bir türlü açılamıyor. AVM, HES, arazi ve doğa talanı konusunda tutulamaz derecede açılan AKP Alevi’ye ve Kürt’e açılamıyor!

Cumhurbaşbakanı Yası Kerbela için “Muharrem Aşı” (Alevilikte böyle bir kavram yoktur!) verdi. “Aş yemeye” gelen İzzettin Doğan Hoca Efendi ve beraberindeki “Aleviler” pek mutluydular. Neden mutlu olmasınlar ki? Koskoca Cumhurbaşkanı yepyeni bir saray yapmış sarayın ilk davetlileri “Aleviler!!!” Alevi inancında büyük bir değeri olan Abuzer’ül Gıffari, Osman’ın “Halife” olduğu dönemde Osman’ın yolsuzluk ve düzenbazlıklarına karşı çıktığı için Şam/Dımışk’a sürgün edilir. Dönemin Şam valisi olan Muaviye Abuzer’ül Gıffari’ye yüklü bir maaş bağlamak ister. “İki gömleği olan bizden değildir!” diyecek kadar mütevazı olan Abuzer, maaşı kabul etmez. Muaviye kendine ihtişamlı bir saray yaptırır ve Abuzer Gıffari’yi çağırarak sorar “Nasıl buldun sarayımı?” Abuzer; “Kendi paranla yaptırdıysan israf, halkın parasıyla yaptırdıysan haram!” der. İsraf ve haramın ayyuka çıktığı Muaviye sarayda “Muharrem Aşı” yiyenler Aleviliğe ve insanlığın kutsal değerlerine karşı suç işlemiştir.

Cumhurbaşkanının “Muharrem Aşı”ndan vazife çıkaran ve “Çözüm Sürecinde” bocalamaya başlayan Başbakan apar topar Hacıbektaş’a gidip “Aleviliğe Açılmaya” çalıştı. Yeni Osmanlıcı söylemlerinin yanında azıcık da dersine çalışmıştı Davutoğlu! Mübarek nutkun külliyatı “Alevi kardeşlerim”den ibaretti. Bu söylem siyasi sorumluluğu “Başbakan” olan birinin söylemi olamaz! Aleviler “Kardeş” değil “Eşit yurttaş” olmak istiyor!

Başbakan “Alevi açılımı” için Hacıbektaş’a gitmeye karar vermişti ki!… Aleviliği “Tekke ve zaviyeler kanunu” ile yasaklayan, son 40 yıldır Alevilerden aldığı oy sayesinde parti olan CHP, hemen devreye girip “Alevi Açılımı yapılacaksa ben yaparım!” dedi! Açılımın iyisi burada başka yere gitmeyin diye işportacı misali öteberilerini tezgaha seren CHP istediği “İlgiyi” bulamadı!

Biri AKP, diğeri CHP! Devletin ikiz çocukları! Biri “Çözüm sürecinde” çuvallamış, diğeri “Aman Aleviler elden gidiyor!” telaşında! Genel seçim de yaklaştı! Devletin iki partisi, devletin yasakladığı Alevilik üzerinden içinde bulundukları bunalımı aşmaya çalışıyorlar! Alevi sorunu “Zorunlu Din Dersinin kaldırılması, cemevlerine elektrik, su” gibi sıradanlaştırılmış yöntemlerle çözülemez! Irkçılık, inkar, nefret, insanlığa karşı işlenmiş bunca suç ortadayken, böylesine ırkçı, inkarcı bir bakış giderilmeden “Alevi Açılımı” olmaz!

Lakin Demokratik Alevi kurum ve örgütlerinden ses seda yok! HDP konu hakkında (Belki ben kaçırdım!) hiçbir açıklama yapmadı!

Aleviliğin devlet tarafından resmi bir kararla yasaklanması sadece “İnançsal” bir sorun değildir. Alevilik tarihini ve devlet tarihini inceleyiniz! Göreceksiniz ki Alevi sorunu inançsal, kültürel, sosyal bir sorun olmanın yanında siyasi ve sınıfsal bir sorundur. Alevi inancı tekçiliği, ırkçılığı, haksız kazanç, talan ve yağmayı, sömürüyü, toplumu kamplara ayırmayı, halkları aşağılamayı, çatışmayı, savaşı, kan dökmeyi, yoksulluğu… Kabul etmez! “Alevi açılımı” yapmayı düşünen CHP önce 91 yıllık kirli ve kanlı tarihle yüzleşmelidir. Koçgiri, Dersim ve diğer katliamlardaki sorumluluğunu görmeden “Alevi Açılımı” olmaz!

AKP’nin İslam anlayışı görkemli camilerde “Cuma kılmak” devlet dairesinde mahalle ağzıyla “Müslümanlık” yapmak! Bu piyasa İslam’ıdır. AKP mahalleye bir cemevi yapıp Aleviliği de cemevi ile mahalle arasına sıkıştırılmış piyasa Aleviliğine dönüştürmek istiyor. Aleviliğin hak, hakikat, erdem, yaşam ve bu değerler için ödenen bedeller kimin umurunda.

Özüm aşkın imbiğinden süzüldü
“Enel Hak” deyince derim yüzüldü
Nebiler, resuller yola dizildi
En önde gerçeğe vardım da geldim

Dersimliler içi boş özür değil, özerklik istiyor!

BESÊ HOZAT

AKP aylar öncesinden seçim startını verdi. Bu süreci, HDP’yi hedefine alarak başlattı, ardından ‘Alevi açılımı’ ve ‘Dersim özrü’ tartışmaları ile gündemi yoğunlaştırdı. AKP en güçlü rakibi gördüğü HDP’yi yıpratmak ve geriletmek için özel savaşın her türlü yöntemini kullanmaktan çekinmiyor. İçi boş açılım ve Dersim tartışmalarıyla alevileri etkilemeye ve kendi alevisini yaratmaya çalışıyor. Alevilerden kendilerini inkar etmelerini istiyor.

HDP’ye saldırılar ile başlayan AKP’nin seçim propagandası, Alevi açılımı ve Dersim tartışmaları ile giderek ısınıyor ve yoğunlaşıyor. AKP kuvvetli bir biçimde CHP’yi de bu gündemin içine çekmiş bulunuyor. İşin trajik-komik tarafı ise, AKP’nin yarattığı ağır baskı altında bir Kürt olan S. Tanrıkulu’nun CHP adına kalkıp Dersimlilerden özür dilemesidir. AKP, sadece demogojisini yaptığı bu özrü, esas olarak Dersim soykırımının kılıç artıklarından biri olan K. Kılıçdaroğlu’na yaptırarak işi daha da sulandırmaya ve dramatize etmeye çalışıyor. Kürtlüğünden, Aleviliğinden utanan, gerçeğinden kaçan, beyaz soykırımın sadık çocuğu Kılıçdaroğlu ise, devletin yüzyıllık soykırımcı gerçeğiyle yüzleşeceğine AKP’nin seçim hesabıyla oluşturduğu bu yeni gündemin içinde adeta kıvranıp duruyor.

AKP şunu çok iyi bilmeli ki, Dersim ve Alevilik laflarını yaparak kendi soykırımcı yüzünü asla gizleyemez. Dersim soykırımını yapan zihniyet ile AKP zihniyeti aynıdır. Her iki parti de inkarcı ve imhacı devlet geleneğinin sürdürücüleri ve uygulayıcılarıdır. O dönemin CHP zihniyeti neyse bu günün AKP zihniyeti de aynıdır. CHP o günün, AKP’de ise bu günün devletidir. Bu günün devleti AKP zihniyetinde, politikasında ve uygulamalarında değişen hiç bir şey yoktur.

1937-38 yıllarında Dersimliler, Alevilikten öte Kürt oldukları, Kürtlerin öz kültürünü temsil ettikleri ve bu kültürü tüm sadeliğiyle, güzelliğiyle yaşattıkları ve yaşatmak istedikleri için soykırıma uğradılar. Dersimliler, Türk -İslam sentezine dayanan TC ulus devlet sınırları içinde, ama özerk bir bölge olarak kalmak istedikleri için bu vahşi soykırımı yaşadılar. Kürtlüğün yanı sıra Alevi oluşları da buna eklenince tarihin gelmiş geçmiş en korkunç soykırımlarından birini yaşamaktan kurtulamadılar.

Dedemin, aile üyelerinin ve yakın çevremin de içinde bulunduğu 70 binin üzerinde insan en vahşi yöntemlerle katledildi. Yüzlerce kadın ele geçmemek için kendisini dipsiz uçurumlardan attı, Dersim’in derin sularına bıraktı. Binlerce Dersimli, Türkiye’nin en faşist kentlerine sürüldü, asimilasyona, kültürel kırıma tabi tutuldu. Binlerce kız ve erkek çocuğu subaylara, devlet bürokratlarına hizmetçi olarak satıldı, köleleştirildi, köksüzleştirildi.

Halamın da içinde olduğu Dersim’in kayıp kızları, Dersim soykırımının en diri hafızası olarak her Dersimlinin, Kürdistanlının, Alevinin yüreğinde ve beyninde çok canlı bir biçimde halen varlığını koruyor. Bu büyük acıyı Dersimliler ve Kürdistanlılar hiç unutmadı ve unutmayacak! Unutmadıkları içindir ki Şengal’i ve Kobani’yi ikinci, üçüncü bir Dersim soykırımı olarak gördüler ve 6 Ekim’de Türkiye’yi sarsan ve tüm Dünya’da yankı uyandıran büyük bir isyan hareketi geliştirdiler.

1930 ve sonrası yılların devleti CHP, Ağrı, Koçgiri ve Dersim soykırımını yaptı, 2002 ve sonrası yılların devleti AKP de Şengal ve Kobani soykırımına kalkıştı. Kürtlerin nezdinde her iki partinin de ne yazık ki sicilleri aynıdır ve her ikisi de soykırımcıdır.

Şengal ve Kobani’ye soykırım harekatı başlatan IŞİD, vekaleten AKP adına Êzidî ve Müslüman Kürtlere karşı soykırım yürütüyor. AKP adına IŞİD, Alevileri, Kakaileri, Şebekleri, Asuri-Süryanileri, Ermenileri ve Şiileri katlediyor. AKP Dersim demogojisi yaparak soykırımcı yüzünü gizlemeye ve kendisini aklamaya çalışmasın! Çalışsa da bunu başaramaz.

AKP samimi olsaydı, hile ve oyun peşinde koşmasaydı, Önder Apo ile müzakereye otururdu. Demokratik müzakere süreci zaten Dersim özrünün gerçek ifadesidir. Dersim sorununun çözümüdür. Çünkü Dersim soykırımı, Kürt sorununun kendisidir, ana kaynağıdır. Kürtler üzerindeki inkar ve imha politikası Dersim soykırımıyla kültürel, ekonomik, sosyal ve siyasi olarak sistematik bir karakter kazandı. Dersim soykırımıyla Kürtlük tümden bitirilmek istendi. Dolayısıyla AKP, Kürt sorununu demokratik temelde çözmeye karar verirse, soykırımcı devlet ve sürdürücüsü olarak kendi gerçeğiyle yüzleşirse gerçek özrü de dilemiş olacaktır.

37-38 yıllarında Dersimliler özerk yaşamak istediği için soykırıma uğradı. AKP bu soykırım vahşetini bir suç olarak görüyor ise o halde Önder Apo ile hemen yarın müzakereyi başlatmalıdır. Kürtlerin özerklik taleplerine evet demelidir. Dersim’i özerk bir bölge olarak tanımalıdır. IŞİD’e olan desteğini kesmeli ve Rojava kantonlarını derhal tanımalıdır.

Hamburg AKM yeni yönetimini belirledi

16 Kasım Pazar günü, Hamburg Alevi Kültür Merkezi olağan Genel Kurulunu gerçekleştirdi.

Hizmete yeni açılan Nobistor 33 adresindeki Hamburg AKM Cem evinin alt katında onarımı biten ve hizmete genel kurul toplantısı ile açılan dernek salonunda gerçekleştirilen genel kurula, 232 üye katıldı.

Misafirlerle birlikte yaklaşık 400 kişinin katıldığı ve izlediği genel kurul güzel bir atmosferde gerçekleşti.

Dernek yönetim kurulu adına Başkan Özgür Yüksel yaptığı konuşmada inançsal, kültürel, sosyal ve politik çalışmaların yanı sıra Cemevi altında onarımı biten ve açılışı genel kurulla yapılan salon harcamaları ve gelinen aşamaya tek tek anlattı. Yönetim kurulu, gençlik ve kadın kolları adına ayrı ayrı yapılan konuşmalarla gerçekleştirilen faaliyetler sinevizyon eşliğinde gösterilerek anlatıldı.

Maali raporun okunmasından sonra, yönetimin başarlı ve örnek çalışmalarının taktir edilmesinden dolayı soru sorulmaması dikkat çekiciydi. Yapılan konuşamlarla Yönetim kuruluna 2 yıl süresince başarılı ve verimli çalışmalarından dolay teşekkür edildi. Konuşmaların ardından, denetleme kurulu, derneğin maali raporunu onayladıklarını belirttikten sonra, yönetim kurulu oy birliği ile aklanarak uzun süre alkışlandı.
Gündem maddelerinden, yeni yönetimin seçilmesi, sırasıyla Başkan, sekreter ve sayman için ayrı ayrı yapılan oylama ile gerçekleştirildi.

Başkanlığa aday olan Nurali Demir ve Hasan Hüseyin Erkan için yapılan oylamada Nurali Demir 114, Hasan Hüseyin Erkan ise 110 oy aldı. 4 oy farkla Başkanlığa seçilen Nurali Demir, kısa bir teşekkür konuşmasından sonra birlikte çalışmak istediği yönetim kurulu üyelerini önerdi. Sırasıyla, Sekreterliğe Selvihan Sönmez, Saymanlığa ise Adıgüzel Yüce seçilirken, yönetim kurulu üyeliklerine, Aşır Özek (116 oy) , Gülseren Arslan (106 oy), Serap Mutlu Barak(106 oy), Veysel Doğan (89 oy), Ercan Değirmenci (83 oy), Halil Boyalı (83 oy), Ali Rıza Küçük (81 oy) , Serdar Güzel (80 oy), Keçel Dönmez (78 oy), Süleyman Kargın (70 oy) seçilirken, yinetim kurulu yedek üyeliklerine Gülizar Kayaturan (45 oy ), Ali Baran (40 oy), Hanım Ceylan (37 oy) seçildiler. Denekleme kurulu üyeliklerine ise, Tacım Çoşkun, Fatma Elveren ve Aydın Öztürk oy birliği ile seçildiler. Federasyon düzeyinde Derneği temsil edecek olan Nurali Demir, Özgür Yüksel, Adıgüzel Yüce, Zeynep Şahan, Murat Tosun ve Gülistan Dişli delege olarak seçilmesinden sonran Genel kurul başarılı bir şeklilde bitirildi.

 

Aleviler anlıyor da İktidar anlamıyor

HÜSEYİN KELLECİ

Tüm insanları ayrımsız seven, insanlar arasındaki yapay kavgalara anlam veremeyen Aleviler, yeryüzünün büyüsü ve birliğin harcıdırlar. Pirden talibe kadar, alınmış derin bir terbiyedir bu, derin bir görgüdür.

Sınıfsal, ulusal, cinsel, ne kadar haksız yaratılmış çelişkiler varsa ve bu nedenle acı çekmiş, yoksul kalmış ne kadar yığın varsa onun cephesindedir. Üstünlük taslayan ne kadar kibir varsa onu törpülemenin yol haritasıdır Alevilik.

Birliğin; dirilik ve irilik olduğunu her yerde dile getirir ve uyar.

Pirlik makamı da birçok işlevinin yanı sıra bu birliği günümüze kadar sarsıntısız gelmesine hizmet etmiştir.

Ne acı ki, gerek sistem sahiplerinin “bunlar tanımda bile anlaşamıyorlar” şeklindeki bölücü propagandası, gerekse Alevilerin birliğini bir yerlere kanalize edemeyen içimizdeki iyi niyetli olmayanlar sayesine ciddi çatlaklar meydana gelmektedir.

Aleviliğe has en temel özellikler masaya yatırılmaktadır. Musahiplik, kirvelik gibi insanı çoğaltan olgular budanmaya başlanmıştır. Oysa, yabancılaşmaktan şikayet eden çağın en gerçek ilacıdır bu kavramlar, hemhal olmak, fedakarlık, dayanışma gibi insani duyguları içinde barındırır kavramlardır.

Hızır gibi, bu dünyada yaşanacak sıkıntılar için çağrılan bir sağduyu, kaf dağının ötesine itilmek istenmektedir.

Dağın, taşın, ırmağın, yani tüm canlılara yaşama olanağı veren yerlerin kutsallığını, barajlarla, siyanürlerle yerle bir edilmesine medeniyet adına alkış tutulabilmektedir.

Aleviliğin ruhunu besleyen bu özellikleri dikkate almadan, soyut tartışmalarla ahkâm kesilmektedir.

Pirlik makamını hafife alacak ne kadar davranış varsa kullanılmaktadır.

Pir talip hukuku söylev düzeyine indirgenmek istenmektedir.

Ne Pir’in hikmeti dikkate alınır oldu artık, nede; talibin kederine ilaç olacak yakınlaşmaya meyil vermek?

Oysa daha dün: misyonları gereği, şiddeti ve silahı kendilerine yasaklanmış Pirler; 38 kıyımında talipleriyle derin bir hemhal olmuşluktan kaynaklı bir çoğu sorumlu oldukları aşiretlerin akıbetine uğramışlardır. Bundan da hiç şikayetçi olmadılar.

İşte birliğin en iyi örneğidir bu.

Bu örneklere yönelir, yolumuzu Pirlerin o derin makamına yöneltirsek ne ala!

Yoksa Alevilik denen o saadet pınarı giderek kuruyacaktır.

Hızır yardımcımız olsun!

Gazi Mahallesi Seyit Rıza için yürüdü

Özgür Demokratik Alevi Derneği ve birçok destekleyici kurum Gazi mahallesinde bir yürüyüş gerçekleştirerek Seyit Rızanın idamını protesto ettiler.

İçlerinde HDP, ESP EMEP, Halkevleri ve Mayıs Kütür Dayanışma Derneği gibi destekleyici kurumların da bulunduğu yürüyüş, Cemevi önünde yapılan basın açıklamasıyla son buldu.
Basın acıklamasını okuyan Özgür Demokratik Alevi Derneği eş başkanı İmam Balsever; “Zulmedenler, kendini, kültürünü, dilini ve doğasını korumaktan başka amacı olmayan halkımızı, pirimizi ve yoldaşlarını katlettiler” dedi.
Balsever; Kürt Kızılbaşlar olarak Ebul Vefa’nın, Baba İshak’In Şeyh Bedrettinin, Pir Sultanın ve Seyit Rızanın yol bekçileri olduklarını, Anadoludaki diğer halklarla birlikte zulme karşı durduklarını belirtti.
“Yol önderlerimiz zulme karşı boyun eğmedi, bize de eğmemek düşer” diyen Balsever, Günümüzde de Şengal’in ve Kobani’nin Dersim’i takip ettiğini belirtti.
Çeşitli kurumlar adına yapılan konuşmaların ardından, kitle sloganlar atarak dağıldı.

Cemevi yerine cami olan Alevi köyünde Cuma namazı

Aleviler, zorunlu din dersine ve asimilasyona karşı oturma eylemleri ve mitingler yaparken diğer taraftan bazı Alevi köylerinde asimilasyon uygulamaları sürüyor.

Bu köylerden biri de 2 bin nüfusu bulunan Ordu’nun Gölköy’e bağlı Kozören köyü.

5’i aşkın dedenin bulunduğu Kozören köyünde bir cami var ancak cemevi yok. Yıkılan eski caminin yerine yenisini yapan köy halkı, sünni bir hoca eşliğinde camide sadece Cuma namazı ve bayram namazlarını kılıyor.
Bir cemevi projesinin olduğu ve arazi tapusunun alındığı belirtilirken, köy halkının zaman zaman evlerde cem yaptıkları da öğrenildi.

Köyle ilgili bilgilere muhtar Muzaffer Karakoç’tan ulaştık. TV10’a konuşan Karakoç, tamamı Alevilerden oluşan köyde cemevine ihtiyaç duymadıklarını çünkü evlerde cem yapıldığını söylüyor. Cemevinin acil ihtiyaç olmadığını belirten muhtar Muzaffer Karakoç, köyde isteyen herkesin camide Cuma namazı kıldığını belirtiyor.
“Camiye karşı olanlara karşıyım” diyen Karakoç, camiye gitmekle asimile olmadıklarını iddia ediyor. Ancak Karakoç, köyde 5 vakit namaz kılan Alevi gençlerin bulunduğunu da ekliyor. Muhtar Karakoç, cenazelerin ise cami yerine evlerin önünden kaldırıldığını ifade ediyor.
Fındıkla geçimini sağlayan Kozören köyü sakinleri çoğunlukla İstanbul’a göçetmiş. Muhtar Muzaffer Karakoç, daha çok Sarıgazi’de yaşayan köylülerin bir cemevi istediklerine işaret ediyor.

Alevi meselesi ve ahlaksız madde

ESER KARAKAŞ

Türkiye meseleleri çok olan bir ülke.

İmparatorluk mirasının hala konsolide edilememiş olması bir neden, çok sevimsiz bir devlet geleneği başka bir neden.

Türkiye’nin doğal olarak çok meselesi var ama hiç kuşkusuz en önemli iki temel meselesi kürt ve alevi meseleleri.

Aslında kürt ve alevi meseleleri için, bu iki temel mesele için, iki ayrı konu demek bile hatalı.

Bu iki meselenin de özü aynı.

Her iki meselenin özü de devletin vatandaşına yaklaşımındaki sakatlıktır.

Bu sakatlık, bu temel hata, doğuştan gelen bu hata, tıpçılar konjenital diyebilirler, tamir edilebilir ise hem alevi hem de kürt meselesi beraber çözülürler.

Bu sakatlık tedavi edilemez ise ne kürt meselesi çözülür, ne de alevi meselesi.

Bu sakatlığın özü ise devletin vatandaşına vatandaş olarak değil, bir etnik grup üyesi, bir inanç topluluğu üyesi olarak bakmasıdır.

Lafı çevirmeye gerek yok, bizim devlet için 1924 Mart’ından beri, vatandaş demek sünni ve türk demektir.

Diğer aidiyetlere karşı sürekli olarak düşmanca davranıldığını söylemek zordur ama devlet mekanizması esas oğlanı, esas kızı sünni ve türk olarak benimsemiştir, diğer aidiyetlere ise çoğunlukla tahammül edilir.

Bazen tahammül edilemediği de olmuştur ama en genelinde durum budur.

2014 Türkiye’sinde bir tek ermeni, rum ya da yahudi vatandaş ordunun, mülki bürokrasinin önemli bir yerinde olamadığına göre bizim vatandaşlık anlayışımızın anayasal bir vatandaşlık anlayışı olduğunu söylemek, isterseniz Atatürk milliyetçiliği de diyebilirsiniz, büyük bir yalan, büyük bir sahtekarlıktır.

Çok yakın zamana kadar Diyanet İşleri Başkanlığı kadrolarında, hizmetli kadroları dahil olmak üzere, tek bir aleviye rastlamak mümkün değildi, durum şimdi nasıldır, bilemiyorum.

Böyle bir devlet olmaz, olursa da bizimki gibi olur, rahat-huzur yüzü görmez, göstermez.  

Bana çok tuhaf geliyor, kürt meselesini Anayasanın 66. Maddesinden, alevi meselesini de Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan bağımsız konuşabiliyoruz ve bu nedenden de kalıcı bir adım atamıyoruz.

Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) bir kamu kurumu olarak kalabilir, belki de kalmalıdır ama finansman biçimi MUTLAKA ama MUTLAKA değişmelidir.

DİB’in mevcudiyeti tartışılır, bu kurumun mevcut yapısıyla kalmasını savunmak da meşrudur ve yasaldır, anayasal statüsünün değiştirilmesini savunmak da meşrudur.

Ama bu sonuncu görüş, meşrudur ama siyasal partiler için yasal değildir.

Siyasi Partiler Kanunu’nun (SPK) o ünlü ve ahlaksız 89. maddesi DİB’in genel idare dışına taşınmasını savunmayı siyasal partilere yasaklamıştır (!!!).

Parti programına bu görüşü yazan çok sayıda parti bugüne kadar kapatılmıştır.

Kelimeleri hiç sakınmayacağım, DİB’in mevcut statüsünü savunabilirsiniz, bir meşruiyet itirazım olmaz ama bu işi yaparken SPK 89 sanki yokmuş gibi davranmak ahlaksızlıktır.

En basit biçimiyle, başka bir partinin aksini savunması yasak olan bir görüşü savunmak ahlaklı, erdemli bir tavır olamaz.

Biraz daha maço bir dil kullanabilsem, “erkekliğe sığmaz” diyebilirdim zira bu tavır elleri bağlı rakibinize yumruk atmak anlamına gelmektedir.

Hadi Anayasa 136 (DİB) ile oynayamıyorsunuz, yarın sabah bizim siyasi sınıfın, ayırım gözetmeden her parti için söylüyorum, ilk işi SPK 89’u kaldırmak olmalıdır.

SPK 89 orada dururken alevi açılımı lafı gerçekten çok komik kaçmaktadır.

Aynen, Anayasanın 117. (Genelkurmay Başkanının statüsü) ve 118. maddeleri (MGK, MGSB) dururken askeri vesayetin bittiğini, 66. madde orada iken de kürt meselesinin çözüm yoluna girdiğini söylemek gibi.  

star gazetesi

Seyit Rıza’nın idamı birçok yerde protesto edildi

 
Dersim direnişinin önderlerinden Seyit Rıza ve arkadaşları idam edilişlerinin 77’inci yıldönümünde, Dersim, İzmir ve İstanbul’da anıldı. Anmalarda, “Yüzleşmek için, atalarımızın mezar yerleri açıklansın” çağrısı öne çıktı.

Seyid Rıza ve arkadaşlarının idamının yıldönümünde Dersim Araştırmaları Merkezi tarafından, “Dersim 38’den Şengal’e tarihsel yüzleşme” başlığıyla İstanbul’da bir panel düzenlendi. Panele konuşmacı olarak Kobanê Halk Meclisi sözcüsü Ayşe Efendi, Bilgi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Yrd. Doç. Dr. Murat Paker ve Araştırmacı-yazar Mehmet Bayrak katıldı.

Yaptığı konuşmada, tüm halklara kardeş gözüyle baktıklarını belirten Ayşe Efendi, Şengal ve Kobanê saldırılarına dikkat çekerek, “Dersim’de 77 yıl önce halkımıza nasıl bir katliam uygulanmışsa, bugün de Rojava ve Şengal’de aynı zihniyet ortaya çıkmıştır” diye konuştu.

Panelin bir diğer konuşmacısı olan Araştırmacı-yazar Mehmet Bayrak ise “Dersim katliamında 40 bini aşkın Dersimlinin yaşamını yitirdiğini, 14 bin Dersimlinin ise sürgün edildiğini” ifade etti. Bayrak konuşmasını, Dersim Katliamının ardından Fevzi Çakmak’ın Atatürk’e çektiği “zafer” telgrafını okuyarak sonlandırdı.

Dersim Kent Meclis Girişimi üyeleri ise, Ovacık ilçesindeki Dereyi Meytu mezrasında bir anma düzenledi. 1937-38 Dersim soykırımında yaşamını yitirenler anısına yapılan saygı duruşunun ardından Dersim Kent Meclis Girişimi adına yapılan açıklamada, geçen 77 yıla rağmen Seyit Rıza ve beraberindekilerin mezar yerlerinin hala bilinmediğine dikkat çekildi. Açıklamada Kürt ve Alevilere yönelik gerçekleştirilen katliamların araştırılması için ciddi bir araştırma komisyonu kurulması talepleri öne çıktı.

Seyit Rıza’nın, ‘Ben sizin yalanlarınızla baş edemedim bu bana dert olsun. Ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim bu da size dert olsun’ sözleri ile son bulan açıklamanın ardından, katliamda yaşamını yitirenler için mumlar yakıldı.

Seyit Rıza ve arkadaşlarının, idam edildiği Elazığ Buğday Meydanı’nda da anma vardı. Anma için bir araya gelen yüzlerce kişi adına yapılan basın açıklamasında,
“1921’de Koçgiri’de, Palu’da, Ağrı’da, Zilan’da, Dersim’de, Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta, Roboski’de katledilenler ile 77 yıl önce Seyit Rıza ve arkadaşlarının şahsında 50 binden fazla insanı katleden bu zihniyet, ortak ideolojinin ürünüdür. Bugün de Şengal’de, Rojava’da vahşi IŞİD çetesi, yine halkları yok etmeye, onlara karşı katliamlar yapmaya devam etmektedirler.” denildi.

İzmir Dersim Dernekleri ise Seyit Rıza ve arkadaşlarını anmak için Konak’ta bir basın açıklaması düzenledi. Açıklamaya Seyit Rıza’nın torunlarından Hüseyin Kandil de katıldı. Dersim Soykırımı’nı anlatan şiir ve müzik dinletisi ardından Dersim Soykırımı’nda yaşamını yitirenler anısına niyaz dağıtıldı.

HES için Alevi köylerinde yıkım

Hidro elektrik santralı (HES) Ardahan’da köylüleri isyan ettiriyor. Tamamı Alevi olan Hanak ilçesine bağlı Çat köyünde HES inşaatı yapan firmanın, köylülerin evlerine el koymasının ardından şimdi de dozerle 8 tane mezarı yıktığı bildirildi. Mezarların yıkılması üzerine harekete geçen köylüler, savcılığa suç duyurusunda bulundu.

Geçtiğimiz yıl da köylüler, baraj alanındaki evlerini boşaltmak istemeyince kapılarına icra memuru ve jandarma gelmişti. Evlerini terk etmeyen köylüler jandarma tarafından zorla evlerinden çıkarılmıştı.

Çat köylüleri, HES’i yapan şirketin söz verdiği gibi kendileri için ev yapmadan zorla tahliye yöntemine başvurduğunu söyleyerek yıkıma tepki göstermişlerdi.
HES inşaatına geçtiğimiz yıllarda başlayan firma, çalışmanın yapıldığı bölgede bulunan ÇAT köylülerinin arazilerini yeni yaptığı evler karşılığında aldı.
Muhtar Hamzayar Aktaş’ın TV10’a verdiği verdiği bilgiye göre, şirketin arazi karşılığı ev yapma sözü verdiği ancak sözleşmeye uymayarak, bazı köy sakinlerine ev yapmadığını söyledi. Köylülerin mağdur edildiğini belirten Muhtar Aktaş, HES iş makinalarının yıktığı mezarlar nedeniyle köylülerin savcılığa suç duyurusnda bulunduklarını kaydetti.
Ardahan’ın Posof ve Çıldır ilçesi sınırları içinde yapılan HES barajlarının bir yenisi olan Çat köyünde ki HES Barajı İmar Mevzi Planı almadan yapılıyor. Geçtiğimiz yıl Ardahan İl Genel Meclisi Üyeleri , Çat HES Barajına istenen Mevzi İmar Planı iznini reddetmişti.
ÇAT Köyü’nde Çevre Etki değerlendirme Raporları olmadan başlatılan HES inşaatı alabalığıyla ünlü ÇAT köyü deresinde doğayı katlederken, HES’in bölgede bulunan akarsuların sonunu getireceği belirtiliyor.

Zorunlu din derslerine karşı eylemler devam ediyor

Alevilerin zorunlu din dersine karşı eylemleri devam ediyor. Aleviler bu hafta da İstanbul, Ankara, İzmir ve Malatya başta olmak üzere bazı illerde oturma eylemi yaptılar.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği üyesi Aleviler, her hafta Pazar günü Kadıköy Altıyolda düzenledikleri oturma eyleminin 8.sini gerçekleştirdiler.

Malatya’da biraraya gelen Aleviler, “zorunlu din dersi kaldırılsın” taleplerinin yerine getirilmediğini belirterek, eğitimin daha da gericileştirildiğine işaret ettiler.
“İmam da, Hatip de olmayacağız”, “Zorunlu din dersi istemiyoruz” şeklinde sloganlar sloganlarını atan Aleviler, bir basın açıklaması yaptılar.

Zorunlu din dersleri Ankara Yüksel Yüksel Caddesi’nde ve İzmir’de de oturma eylemi ile protesto edildi.
Açıklamaların ardından oturma eylemini gerçekleştiren Aleviler daha sonra dağıldı.