Ana Sayfa Blog Sayfa 6378

Bağdu’yu on binler uğurladı

Adana Seyhan’da gazete dağıtımı yaparken uğradığı silahlı saldırı sonrası yaşamını yitiren özgür basın emekçisi Kadri Bağdu’nun cenazesi, on binlerce kişinin katıldığı yürüyüşün ardından Küçükoba Mezarlığı’nda son yolculuğuna uğurlandı. Burada konuşan Azadiya Welat editörü Çetin Altun, Bağdu’nun ölüm emrini devlet yetkililerinin verdiğini söyledi.

Adana’nın Seyhan ilçesine bağlı Şakirpaşa Semti’nde gazete dağıtımı yaparken uğradığı silahlı saldırı sonrası yaşamını yitiren özgür basın emekçisi Kadri Bağdu’nun cenazesi on binlerce kişi tarafından Adana Adli Tıp Morgu’ndan alındı. Yüzlerce araçlık konvoy halinde Şakirpaşa Mahallesi’nde bulunan Bedüüzaman Nur Cami’sine getirilerek dini vecibeleri yerine getirilen Bağdu, buradan Karasu Kavşağı Meydanı’na götürüldü.

Bağdu’nun cenazesi, meydanda aralarında HDP Milletvekili Adil Zozani, DBP Eş Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Aslan’ın da aralarında on binlerce kişi tarafından, slogan ve alkışlarla karşılanarak, mezarlığa getirildi. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve Bağdu’nun posterlerinin taşındığı yürüyüşte çok sayıda PKK, KCK ve YPG bayrakları taşındı.

“Azadiya Welat çalışanı Kadri Bağdu ölümsüzdür saldırıyı kınıyoruz”, “Geçekler karanlıkta kalmayacak” ve “Özgür Basın susmadı susmayacak” pankartları açılan yürüyüşte, yüzlerce Özgür Gündem ve Azadiya Welat gazeteleri halk tarafından taşındı. Bağdu, “Şehit Namırın” sloganları eşliğinde son yolculuğuna uğurlandı. Defin işlemlerinin ardından Bağdu’nun mezarının başına Özgür Gündem ve Azadiya Welat gazeteleri bırakıldı. Yapılan saygı duruşunun ardından konuşan Azadiya Welat Gazetesi Editörü Çetin Altun, tüm basın camiasına başsağlığı dileğinde bulundu.

Katillerin kim olduklarını bildiklerini ifade eden Altun, yapılan saldırının sorumlularının katliamın fermanını veren devlet yetkilileri olduğunu söyledi. Başbakan Ahmet Davutoğlu ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Bağdu’ya yapılan saldırının hemen öncesinde yaptıkları açıklamalar ile faillerin ve faşist güruhların cesaret aldıklarını ifade eden Altun, Özgür Basın çalışanlarına yapılan tüm saldırıların hesabını basın çalışanları olarak soracaklarını ve asla gerçekleri yansıtmaktan vazgeçmeyeceklerini söyledi.

ZOZANİ: BAĞDU’NUN KATİLLERİ BİR AN ÖNCE BULUNMALI

HDP Hakkari Milletvekili Adil Zozanî ise, yıllardan bu yana Özgür Basın çalışanlarına yönelik devlet ve faşist saldırıların yapıldığını ve bunun son halkasının Bağdu olduğunu ifade ederek, devletin failleri bildiğini söyledi. Devlet kurumlarına yapılan saldırıların faillerinin anında bulunduğuna dikkat çeken Zozanî, iki gün geçmiş olmasına rağmen Bağdu’nun failleri ile ilgili herhangi bir gelişme yaşanmadığını söyledi. Zozanî, hükümete seslenerek, Bağdu’nun faillerinin bir an önce bulunması gerektiğini ifade ederek, “Failler bulunmadığı takdirde fail devlet ve hükümettir” dedi.

Özgür Basın çalışanları için Apê Musa’nın generalleri ifadesini kullanan Zozanî, Özgür Basın’ın asla yılmayacağını ifade ederek, “Kadri Yoldaş’ın dağıttığı gazetelerin yerde kalmayacağı gibi Ape Musa’nın kalemini de asla yerde bırakmayacaklar” dedi. Yapılan konuşmaların ardından Bağdu için Şakirpaşa’da kurulan taziye çadırı kitlesel bir şekilde ziyaret edildi.

16 YILILK DİRENİŞ

Siirt’in Pervari ilçesine bağlı Erkent Köyü’nde 1968 yılında dünyaya gelen Kadir Bağdu, 1990’lı yılların karanlık günlerinde ailesi ile birlikte köyünde çobanlık yaparken devletin sillesini ensesinde hissetmeye başlar. Bağdu, köyleri yakıldığı için Mersin’e göç eder. Burada da yaşadıkları baskılar nedeni yine göç yollarına düşen Bağdu ailesi, Adana’nın Kürtlerin yoğunlukta olduğu Şakirpaşa Mahallesi’ne yerleşir. Köyünde fazla ekonomik sıkıntı yaşamayan Bağdu, Adana’ya geldiği ilk yıllarda hamallık yaparak, ailesini geçindirmeye başlar.

Hamallık yaptığı bu süre zarfından Kürt olmanın zorlukları ile tekrar yüz yüze kalan Bağdu, kimlik mücadelesi vermeye karar verir. Mücadele içine girdiği andan itibaren devlet baskısı ile tekrardan yüz yüze kalan Bağdu, 1998 yılına kadar 3 defa “Örgüt üyeliği” suçlaması ile cezaevine girer ve her defasında 3-4 ay tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakılır. Haklı mücadelesinden geri adım atmayan Bağdu, 1998 yılında mücadeleye daha aktif katılmaya karar vererek gazete dağıtımına başlar. 16 yıl boyunca defalarca kez tehdit edilmesine rağmen Bağdu, hiçbir şekilde mücadelesini sürdürmekten vazgeçmez.

Azadiya Welat gazetesini dağıtarak verdiği özgürlük mücadelesine 16 yıl boyunca tek bir defa ara vermeyen Bağdu, çevresinde fedakarlığı, çalışkanlığı ve insani ilişkileri güçlü biri olarak tanınır. Gazete dağıttığı aboneleri Bağdu’nun fedakarlığına dikkat çekerek, gazeteleri dağıtan Bağdu’nun işini bitirdikten sonra tekrar aboneleri gezerek verilen mücadelenin anlam ve önemi üzerine tartışmalar yürüttüğünü anlattı. Aboneler, Bağdu’nun aynı zamanda gazetenin verilen mücadeledeki rolüne de sık sık değindiğinin altını çizdi.

‘KARINCAYI BİLE İNİTMEMİŞTİR‘

Bağdu’nun kardeşi Taner Bağdu da ağabeyi için “Devrimci kişiliği ile güler yüzlü ve eğlenceli biriydi. Kimseyle tartıştığı görülmemiş, kimsenin kalbini kırdığı olmamıştır. O karıncayı bile incitmemiştir” diyerek, “Karıncaya sorsanız nasıl biri diye, ondan daha iyi biri olmadığını söyleyecektir” şeklinde konuştu.

ANF

İlimle gidilmeyen yolun sonu karanlıktır

Hünkâr Hacıbektaş Veli sekiz yüz yıl önce söylemiş! Kuşkusuz Hünkârın vurguladığı ilim gerçeğinin içeriği öncelikle Hak ve hakikat yolunda yürümektir. Aleviliğin temel düsturu da Hak ve Hakikattir. Lakin Hak ve hakikat bir çırpıda anlaşılacak emek ve çaba sarf etmeden öğrenilecek bir durum değildir. Hak kavramı kutsal değerlerin bir odakta toplanması, bu kavram üzerinden yaşama ve evrene dair gerçekliklerin tanımlanmasıdır. Bu anlamda Aleviliğin “Laiklik” veya “Çağdaşlık” gibi pozitivist eğilimlerle söylenen ve söylene söylene anlam yitimine uğrayan, sıradanlaşan kavramların içine sığmayacağını defalarca ifade ettik. Hak kavramı egemen din ve inanç anlayışlarının “Tanrı” ve “Allah” tanımlarına ve bunlara yüklediği anlamlara karşı üretilmiş toplumsal, mazlum ve masum bir kavramdır.

“Tanrı” krallıklar eliyle kirletilen ve talana, yalana, yağmaya alet edilen bir değerdir. “Allah” imparatorluk ve ulus devletler eliyle tekçi iktidarın dayanağı yapılmıştır. “Hak” ise mazlum ve mağdurların egemen din ve devlet anlayışına karşı toplumsal akılla yarattığı halksal bir değerdir. “Alevilik Hak ve hakikat gerçeği ile yürüyen ve yürütülen bir inançtır” dedik. Tarihi her döneminde iktidarların, devletlerin ve egemen zihniyetlerin kirlenmiş ortamından uzak duran Aleviliği yaşatan temel düstur “Ocak” sistemiydi. Bu gün Alevilik Yol ve süreğin yaşamasında ve yaşatılmasında sancılar yaşıyorsa bunun temel nedeni Ocak sisteminin dağıtılmış/dağılmış olmasıdır.

Alevilik Güncel olarak yaşadığımız tüm sorunlara çözüm üretebilecek, tanım getirebilecek derinliğe ve genişliğe sahiptir. Alevilerin yaşadığı açmazın nedeni sorunları Alevice tanımlamak, Aleviliğin verileriyle yorumlamak yerine, güya “Alevice yorum yapıyorum!” adı altında bitmiş tükenmiş siyasal akılla yorumlamalarıdır. Tam da Aleviliğin Hak ve hakikat yorumuna ihtiyaç duyulurken, kendi inancına yabancılaşmak hiçbir sorunu çözmeyeceği gibi asimilasyonun önüne de geçemeyecektir.

Demokrasi ve insan hakları çağı! Bilgi, iletişim çağı! Diye tanımlanan 21. Yüzyılın Alevi değerlerine çok ihtiyacı var. Çoğulculuk, eşitlik, özgürlük, adalet gibi değerlerin ekmek ve sudan daha elzem olduğu bu ortamda Alevilik olmalı bu değerleri yönlendirecek ve yaşatacak ışık görevi yapmalıdır. Lakin gelin görün ki Aleviliğe en çok yabancılaşmış onlalar Aleviler. Alevilik adına söz söyleyen temsil hakkı olduğunu iddia eden kimi cahiller ırkçılık yapmaktan geri durmuyorlar. Türk/İslamcılığın batağında çırpınan bu kişiler Türk/Alevicilik yapıyorlar. Tüm sosyal örgütlenmelerde olduğu gibi, Alevilikte söylenen ve ilke haline gelen değerler de mutlaka bir tecrübenin sonucunda söylenmiştir. “Yetmiş iki millete bir nazarla bakmak” tabiri halkları, inanç gruplarlını, cinsiyetleri eşit görmek birini diğerine egemen kılmamak anlamındadır. Bunca saldırı ve katliam karşısında Hak ve hakikat yolundan ayrılmayan erenler bu deyimi imparatorlukların mazlum halklara barbarca yağma, talan, katliam ve saldırılarına karşı söylemiştir.

Alevilikte Hak ve hakikat yaşamı teşkil eden her şey olup bir Alevinin sorumluluğu “Her şeyi” bilmek, anlamak, kendi yol ve süreğinde sosyal bir birey olabilmektir. “Alevilik insanı merkezine koyar!” diyenler Aleviliği eksik algılamıştır. Alevilik yaşamı ve yaşamsal olan ne varsa onu merkezine koyar. Kainat, dünya, doğa, çevre Aleviliğin merkezindedir. İnsan ise bu değerleri koruyup, geliştirip, yaşama becerisini sağlayabilecek bir varlıktır. Alevilikte “İnsan çok değerli, diğer varlıklar az değerli” değildir.

Kapitalist modernite atmosferi kirletti, küresel olarak yaşama dair ne varsa talan etti, canlı olan ne varsa katlediyor! Ulus devlet kapitalist modernitenin canavarıdır. Aleviler “Gelin canlar bir olalım!” hakikati ışığında ülkemizde ve bölgemizde ulus devletler eliyle yapılan bu zulüm ve katliama karşı sol, demokratik, devrimci, sosyalist, hümanist, feminist çevreleri birlik çatısına davet etmelidir. Aleviler kendi inancını tanıyarak, Aleviliğin kadim değerlerini yaşatarak, demokratik modernite tezinin mücadele becerisiyle buluşmalıdır.

Almanya’da bir eyalet daha Aleviliği tanıdı

Almanya’da ilk kez Hamburg ve Aşağı Saksonya eyalet hükümetlerinin Aleviler ve çeşitli inanç cemaatleriyle Devlet anlaşmasının imzalanmasının ardından Bremen eyaletinde de Hak Eşitliği Anlaşması imzalandı.
Almanya’nın Bremen eyaletindeki belediye sarayında Müslüman ve Alevi Dernekleri temsilcileri ile ayrı ayrı devlet anlaşması imzalandı.
Sosyal Demokrat Partili eyalet Başbakanı Jens Böhrsen’in de katıldığı imza töreninde Aleviler adına Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Başkanı Hüseyin Mat, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Başkanı Turgut Öker ve çok sayıda temsilciler hazır bulundu.
Eyalet Başbakanı Böhrsen imza töreninde yaptığı konuşmada Almanya’da sekiz yüz bin, Bremen ve çevresinde de 10 bin Alevi kökenli vatandaşın yaşadığını hatırlatarak, devlet anlaşmasının imzalanmasıyla Aleviliğin de kiliseler ve yahudilik gibi diğer dinlerle hukuki anlamda eşitlik statüsünün getirildiğine dikkati çekti.

’TÜRKİYE İÇİN DE BİR SİNYAL’’
AABF Başkanı Hüseyin Mat, Bremen Belediye Sarayı’nda yaptığı konuşmada, Türkiye’de Alevilerin haklarının gasp edildiğini vurgulayarak, Almanya’da imzalanan devlet anlaşmasının Türkiye için de sinyal olmasını istediğini belirtti.

Mat, ‚’Hamburg ve Aşağı Saksonya eyaletinden sonra Bremen’de Alevilerle hak eşitliğinin sağlanması Almanya’da Alevilerin resmen kabul görüldüğünün ve Alevi temsilcilerinin muhatap alındığının bir göstergesidir. Bu aynı zamanda Avrupa’da yaşayan bütün Alevilerin de bir başarısı. Hem geldiğimiz coğrafya hem de diğer ülkelerde yaşayan vatandaşlarımız açısından da umut verici bir gelişme. Türkiye’de Aleviler sünnileştirilirlen, Alevi köyulerine zorla imam atanırken, okullarda zorunlu din dersi uygulanırken, Aleviler kültürlerini yaşayamazken, burada Alevilik devlet teminatı altına girmiş oldu. Eğer Alevilik burada tanınmışsa demek ki Aleviler bölücü ya da sorun yaratan bir toplum olarak görülmediğindendir. Türkiye’de Alevilere yönelik bir asimilasyon politikası uygulandığı bir gerçek. Umarım bu haklar geldiğimiz coğrafyada da verilir’ şeklinde konuştu.

Anlaşma dini bayramlarda işyerinden ücretsiz izin alma, öğrenciler için dersten muafiyet, cemevi inşa, dini vecibelere göre cenaze defin, eyalet medya konseyinde temsil, hastane, cezaevi gibi kurumlarda din hizmeti verme, din adamı yetiştirme, okullarda Alevilik dersi, üniversitelerde Alevilik kürsüsü, yuva ve kreş açma izninin verilmesi iznini tanıyor. Cemaatler de bu anlaşmayla Alman Anayasası’nın din özgürlüğünden cinsel tercihe kadar, birey özgürlükleri de dahil tüm maddelerini ‚’ortak değer’’ olarak kabul edip, koruyacaklarını taahhüt ediyorlar.

SÜHEYLA KAPLAN – ALMANYA

Özgür basın çalışanları Bağdu’nu katledilmesini protesto edecek

Kürt özgür basın kurumları çalışanları Adana’da gazete dağıtımı yaptığı sırada silahlı saldırıda katledilen Azadiya Welat çalışanı Kadri Bağdu’nu katledilmesini protesto edecek.

Aralarında Özgür Gündem, DİHA, Azadiya Welat, JINHA, Demokratik Modernite, Özgür Halk’ın bulunduğu Kürt özgür basın kurumlarının çalışanları, Adana’da gazete dağıtımı yaptığı sırada silahlı saldırıda katledilen Azadiya Welat çalışanı Kadri Bağdu’nu katledilmesini yarın protesto edecek. Gazetecilerin açıklaması Özgür Gündem Gazetesi’nin Beyoğlu Maç Sokak’ta bulunan binası önünde saat 12.00’de düzenlenecek.

Azadiya Welat çalışanı Bağdu 5 kurşunla katledildi

Adana’da, Ova Mahallesi 44292 sokakta, bu sabah gazete dağıtımı yapan Kadri Bağdu’nun yanına yaklaşan 2 kişi tabanca ile ateş edip kaçtı. Kafasından vurulan Bağdu, kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi. Yapılan otopside Kadri Bağdu’ya arkasından ateş edildiği, kurşunlardan ikisinin kafasına, birinin boynuna, birinin omzuna, birinin de eline isabet ettiği anlaşıldı. Olay yerinde 7.65 çaplı 2 boş kovan da bulundu.

AMELİYATA ALINDI AMA…

Olay yerinden ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan Kadri Bağdu ameliyata alınmıştı. Bağdu’ya saldırıyı öğrenen yakınları ile DBP İl Başkanı Uğur Bayrak hastaneye gelerek yaralının sağlık durumu hakkında bilgi aldı.

Olayı araştıran polisin bir görgü tanığına ulaştığı, bu görgü tanığının, bisikleti ile gazete dağıtımı yapan Kadri Bağdu’nun ara sokaktan çıktığı anda, motosikletle gelen kasklı saldırganın tabancasını arkasından ateşlediğini söylediği öğrenildi.

HDP: 1990’LARDAKİ KONTRA SALDIRILARI GİBİ
HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ, Azadiya Welat Gazetesi çalışanı Kadri Bağdu’nun Adana’da uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetmesi ile ilgili açıklama yayımladı.

Yapılan yazılı açıklamada HDP’liler, gerçekleştirilen silahlı saldırının planlı ve örgütlü olduğunu belirterek, ‘Güpe gündüz bir gazete dağıtımcısının sokak ortasında ensesine kurşun sıkılarak katledilmesi 1990’lardaki kontra saldırılarını hatırlatmaktadır. Bugüne kadar onlarca özgür basın emekçisi devlet destekli kontra saldırıları sonucu hayatını kaybetmiştir. Adana’daki cinayet de aynı yöntemle işlenmiştir. Sokak ortasında bir basın emekçisine kurşun sıkanların belli yerlerden destek aldığı açıktır’ ifadelerini kullandı.

HDP eş genel başkanlarının ortak yaptığı yazılı açıklama şu şekilde: ‘Adana’da bu sabah uğradığı silahlı saldırı sonucu ağır yaralanan Azadiya Welat Gazetesi çalışanı, özgür basın emekçisi Kadri Bağdu’nun hayatını kaybetmiş olduğunu büyük bir üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayız. Kendisine Allah’tan rahmet, ailesine ve Azadiya Welat Gazetesi çalışanlarına başsağlığı ve sabır diliyoruz. Özgür basına yönelik gerçekleştirilen bu karanlık saldırıyı nefretle kınıyoruz. Bağdu’nun Adana kent merkezinde gazete dağıtımı sırasında uğramış olduğu silahlı saldırı sıradan bir cinayet değildir. Bu saldırı planlı ve örgütlüdür. Güpe gündüz bir gazete dağıtımcısının sokak ortasında ensesine kurşun sıkılarak katledilmesi 1990’lardaki kontra saldırılarını hatırlatmaktadır. Bugüne kadar onlarca özgür basın emekçisi devlet destekli kontra saldırıları sonucu hayatını kaybetmiştir. Adana’daki cinayet de aynı yöntemle işlenmiştir. Sokak ortasında bir basın emekçisine kurşun sıkanların belli yerlerden destek aldığı açıktır. Bu cinayetin bütün yönleriyle araştırılması, aydınlatılması ve saldırıyı gerçekleştiren kişi ya da kişilerin derhal yargı önüne çıkartılması gerekir. İçişleri Bakanlığını göreve çağırıyoruz. Adana’daki saldırının hedefi aynı zamanda özgür basındır. Azadiya Welat Gazetesi Kürt halkının anadilinde yayın yapan bir gazetedir. Bugüne kadar defalarca saldırıya uğramış, gazetenin yazıişleri müdürü ve çalışanları tutuklanmış ve onlarca yıl hapis cezasıyla cezalandırılmıştır. Kadri Bağdu şahsında tüm özgür basın şehitlerini saygıyla anıyoruz. Onların mücadelesi, aydınlattığı yol bizlerin de aydınlık yolu olacaktır. Bir kez daha Bağdu’ya Allah’tan rahmet, ailesine, yakınlarına ve tüm Azadiya Welat çalışanlarına başsağlığı diliyoruz”

AVUKAT ÖZKAN: IŞID ÇETELERİ TARAFINDAN HEDEF SEÇİLDİ

Avukat Vedat Özkan’ın verdiği bilgiye göre bugün saat 08.30 sularında Adana’da Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Ova Mahallesi’nde Azadiya Welat gazetesini dağıtan Kadri Bağdu’ya bir motosikletten ateş açıldı. İki kişi oldukları iddia edilen yüzleri maskeli saldırganlar, Bağdu’ya 6 el ateş etti. Sekiz çocuk babası olan 48 yaşındaki Bağdu, Acıbadem Hastanesi’ne kaldırıldı. Kurşunlardan ikisinin kafasına, üçünün de vücuduna isabet ettiği belirtilen Bağdu ameliyata alındı ancak, kurtarılamadı.

Avukat Özkan, bu saldırının Kobani gösterilerinin bir devamı şeklinde, IŞİD’le bağlantılı çetelerce gerçekleştirilmiş olabileceğini iddia etti. Bağdu’nun 15 yıldır Kürt gazetelerinin dağıtımcılığını yaptığını ve Adana kamuoyu tarafından yakinen bilindiğini kaydeden Özkan, şöyle devam etti:

“Ova Mahallesi’nde gündüz vakti abone olan evlere gazete dağıtırken, bir motosikletteki iki kişi tarafından ateş açılıyor. Bunun tamamen IŞID çeteleri tarafından organize, hedef gözetilerek ve kasıtlı yapıldığını düşünüyoruz. Bizim tahminimiz, Kobani olayları nedeniyle olduğu yönündedir. Bu işi yapanlar, 3-4 gündür devam eden Kürtlere yönelik saldırıları yapanlarla aynıdır. Savcılıkla görüştük. Ne bir gözaltı ne de olayın aydınlatılmasına yönelik ciddi bir çaba var. Olayın olduğu noktada kamera yoksa bile geçiş güzergahında olması gerekir. İstenirse failler iki saat içinde yakalanabilir. Yakalanmaları, bu işin devletin koruma altında yapıldığını gösteriyor.”

radikal – diha

Asuriler de IŞİD’e karşı ‘savunma birlikleri’ kuruyor

IŞİD’in katliam tehdidiyle karşı karşıya kalan Irak’taki Hıristiyanlar da silahlı birlikler kurmak için harekete geçti. Duhok yakınlarındaki Alqoş’taki Asuriler, kendi imkanları ile ‘öz savunma birlikleri’ kurmaya başladı.

Almanya ’nın Sesi Radyosu (DW), 6 bin nüfuslu Alqoş beldesinde silahlanan Asurileri yerinde takip etti.

Asurilerin yaşadığı Alqoş beldesine yakın olan Tel İskof’ta Peşmergelerin sadece kontrol noktası bulunuyor ve olası bir saldırı halinde beldenin güvenliğini sağlama görevi de yine halka düşecek. Asuri Demokratik Hareketi ise, Peşmerge’nin olası bir IŞİD saldırısında tümüyle geri çekilme ihtimaline karşın, eldeki imkanlar ile halkı silahlandırmaya çalışıyor.

2 BİN SAVAŞMAYA HAZIR GÖNÜLLÜ VAR

Asuri Demokratik Hareketi öncülüğünde örgütlenen silahlı savaşçıların sayısı şimdilik yüz civarında iken, 2 bini aşkın gönüllü ise ihtiyaç halinde savaşmak için hazır halde bekliyorlar. Asuri Demokratik Hareketi’nin çabalarının yanı sıra, silah ihtiyacını bizzat kendileri karşılayan Asuriler de bulunuyor.
Asuri hareketine bağlı silahlı birlikler sabahın erken saatlerinden itibaren Alqoş içinde ve çevresinde devriye gezerken, geceleri de belde çevresinde nöbet tutuluyor.

‘SAYIMIZ 1.5 MİLYONDAN 400 BİNE İNDİ’

DW’ye konuşan Saint Georg Kilisesi din görevlisi Wadah Sabih, 2003’te yılında 1,5 milyon civarında oldukları tahmin edilen Irak Hristiyanlarının sayısının bugün 400 bine kadar gerilediğini söyledi. Irak ordusunun dahi IŞİD çetelerine karşı etkisiz kaldığını hatırlatan Sabih, kendilerinin IŞİD’e karşı durmalarının zor olduğuna dikkati çekti.

Asuri Demokratik Hareketi temsilcilerinden Yakub Yago ise, DAİŞ’in Sincar (Şengal) katliamlarından sonra Ezidilerin kendi savunma birliklerini kurduklarını hatırlattı. Yago, “Ezidiler, öz savunmaları söz konusu olduğunda Sincar’da kimseye güvenmiyorlar. Kendi kendilerini savunmak istiyorlar. Bizler Irak’ın bölünmesini istemiyoruz. Ancak sadece kendi bölgemizde kendi kendimizi yönetmek istiyoruz” dedi.

SİLAH, EĞİTİM VE KOORDİNASYON İHTİYACI VAR

DW’ye konuşan Hristiyan siyasetçiler de, Ninova bölgesinde yaşayan Hristiyanların yanı sıra Ezidi ve diğer azınlık halkların kendi savunmalarını yapmalarından yana olduklarını dile getirdiler. Birçok siyasetçi, azınlık halkların kendi kaderlerini belirlemelerinin önemine dikkat çektiler.

radikal

Alevilerin Birliği Üzerine

ALİ ÖZCAN

Değerli canlar Aleviler bugünlerde çitti provokasyonlar ve oyunların cenderesindedir. Dolaysıyla hepimizin çok daha dikkatli ve uyanık olmamız gerekiyor gerek birey ve gerek kurumsal olarak Üzerimize düşeni yapmalıyız.

Kısa süre önceleri Aleviler ya bir Köyde yada bir Şehirde saldırıya uğruyor yada katliam yaşıyordu. Şimdi öyle değil ülke çapında değil dünya Çapında bir anda saldırıya uğruyoruz, ondandır ki şimdi her zamankinden daha çok Birliğe beraberliğe ihtiyacımız var. Bilindiği gibi bu gün Kobani’de bir canımızın Canı yansa bu acıyı Canada’da yaşayan diğer bir canımızın canı acıyor tıpkı Kırklar Cemindeki gibi.

Daha öncede yazdım 12 Ekim eyleminin ne kadar çok önemli olduğuna değindim. Dün Yaşananlar hepimizi derinden üzmüştür, bizler Örgütlenme konusunda çok yeniyiz ve diş saldırılara karşı direngen davranamıyoruz Bunun yanına kişisel egolarımızı da katarsak sorunlarımız dağ gibi büyütüyoruz. Bu gün yanlız ülkemizdeki saldırılara karşı değil Ortadoğu’da başta Aleviler olmak üzere tüm mazlum halklara karşı yapılan katliamlara karşıda Üzerimize çitti bir görev ve sorumluluk düşmekte. kurumlarımızın bütün bu sorunlarla mücadele etme konusunda yetersiz kalması Aramızdaki sorunları dahada derinleştirdi. Bu gün her zamankinden daha çok Birliği ve beraberliği sağlamalıyız. Başta biz kurum Yöneticileri olmak üzere kendine Alevîyim diyen her birey çabalarını birlik ve beraberlik üzerine yoğunlaştırmalı.

Hepimizin bildiği gibi 15 Eylül 2014 tarihinden bu yana canlarımız dergahlarımızda pirlerimize niyaz olup rızalık alarak yollara çıktılar, amaçları seslerini duyurmak ve yapılan Haksızlığa karşı Alevice duruşlarını sergilemektir. Zorunlu Din Dersi bu gün benim senin değil sadece Alevilerin değil bu ülkede yaşayan tüm azınlıkların sorunu. Yinede her zamanki gibi Aleviler başkaldırı konusunda öncülük yapmıştır. Yalnız bizler bu öncülüğün bize yüklediği Sorumluluğa karşı bize düşeni yapmak konusundan yetersiz kaldık. Neden mi? Kurum yöneticileri kendi kişisel sorunlarından ve egolarını tatmin etmekten öteye gidemediler. Bir aydır canlarımız yollarda ve bir aydır en üst kurumumuzdan en alta kadar birlik ve beraberliğimizi sağlayamadık, ne Alevilere karşı olan görev ve sorumluluğumuzu nede ezilenlere karşı olan görev ve sorumluluğumuzu hatırladık, nede bize bunca sorunu yaşatan Faşit TC devletini. Dünkü konuşmalara baktığımızda sanki tek düşmanımız kendi kurumlarımızmış gibi birbirimize saldırdık. Ne Bize zorunlu din dersini dayatanları nede katliamları yapan İŞİD ‘i kendi kurum ve kuruluşlarımıza ver yansın yaptık. Taşı havaya atıp kafamızda taşın altına koyduk. Yaptığımız bozgunculuktan dem vurduk, bu Bozgunculuğu yaparken yalnız olmadığımız Avrupa’da kişisel çıkarlar için Alevileri peşkeş çekmekten kaçınmayanlar ile el ele vererek gövde Gösterisi yaptık, Ankara’da Alevilerin eylemleri yüz binlerle yapılıyordu bunu on binle yapınca çokta iyi bir iş yapmışız gibi haykırdık, az olsun, küçük olsun ama yalnızca benim olsun demekten kaçmadık.

Beğenelim beğenmeyelim üst Kurumlarımızı hiçe saymak gibi bir lüksümüz olamaz ve böyle bir halkımızda yok. Hatalar var mı var eksikler var mı var sorunlarımız dağ gibi, parcalayarak mı bu sorunlara cevap olanağımızı düşünüyorsak en büyük Hatay’ı yapmış oluruz.

Not: bu benim kendi kişisel düşüncemdir hiç bir kurumu bağlamaz.

Zülfikar Gazetesinden Kobani İçin Özel Sayı

“Yezitlere karşı Hüseyni duruş”

Alevi cephesinin önemli gazetelerinden Zülfikar; Alevi Pirleri, dedeler ve kurum önderlerinin Kobani ile ilgili görüşlerini paylaşan bir özel sayı çıkardı.

Günümüzün Yezitlerine karşi Kobanide Hüseyni duruş manşetiyle çıkan gazetede Alevi Bektaşi Federasyonu, Hacı Bektaş Veli Alevi Kütür Vakfı,Garip Dede dergahı,Özgür Demokratik Alevi Derneği ve birçok kurumla birlikte, Alevi düşünce insanları da IŞİD zulmüne dikkat çektiler.

Alevi Bektaşi Federasyonu Fevzi Gümüş, Zülfikar’a verdiği demeçte: “IŞİD’in saldırıları karşısında kendi öz savunmalarını oluşturan Kobani halkını selamlıyorum derken, Hacı Bektaş Veli Anadolu Vakfı genel Başkanı Ercan Geçmez’de Aleviler olarak Kobani halkının yanında olacaklarını belirtti.

Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir, AKP’nin IŞİD’le birlikte hareket ettiğini, Alevilerinde bunun farkında olduğunun altını çizerken Özgür Demokratik Alevi Derneği eşbaşkanı İmam Balsever Kobaninin yeni bir Kerbela olmaması gerektiğini vurguladı.

Gazatenin özel sayısında görüşlerini ifade edenlerden Garip Dede dergahı Başkanı Celal Fırat “Gün IŞİD’de karşı, Kobaninin yanında olma günüdür” tespitini yaparken ayrıca eski Bakanlardan Ziya Halis, Kamil Ateşoğulları, Kemal Bülbül, Şükrü Yıldız ve Dede Baki Düzgün’le birlikte birçok Alevi önderi de görüşlerinde Kobani halkının direnişini selamladıkları belirttiler.

Öte yandan Alevi dünyasına yeni bir gazete daha dahil oldu. 12 adıyla yayın hayatına başlayan gazetenin genel yayın yönetmeni Vedat Kara gazetenin çıkışıyla ilgili verdiği demeçte
“Alevilerin sesi olmak için çıktıklarını hiç birini dışlamadan Alevilerin değişik süreklerini, değişik renklerini yansıtacaklarını” iddia etti.

Kara ayrıca Alevileri, çıkan tüm kendi gazetelerini sahiplenmeye çağırdı.

Zorunlu Din Derslerine Karşı Sürekli Eylem

“İmam da hatip de olmayacağız”

PİR Sultan Abdal Kültür Derneği İstanbul Şubeleri’nden bir grup, zorunlu din derslerinin kaldırılmaması ve okulların imam hatip liselerine çevrilmesini protesto etmek için 3’üncü kez Kadıköy’de, boğa heykeli önünde oturma eylemi yaptı.

‘İmam da hatip de imam hatipli de olmayacağız’, ‘Zorunlu din dersi kaldırılsın’, ‘Eşit, çağdaş, laik eğitim’ şeklinde slogan atan grup, basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasında “Laik devletler hem her dine eşit mesafede durması gereken hem de yasama, yürütme ve yargıyı dinden, inançlardan bağımsız olarak sürdürmesi gereken organizasyonlardır. Din ile devlet, din ile siyaset, din ile sosyal hayat işleri birbirine karıştırılmaz. Kavgamız dindar ve kindar nesil yetiştirmek isteyenlere ve çocuklarımızı çürük nesiller diye aşağılayanlaradır. ” denildi.
Basın açıklamasının ardından oturma eylemine geçen grup, daha sonra sloganlarla alandan ayrıldı.

Artık Her Yer Kobanê, Her Yer Direniş

ROHAT EMEKÇİ

Sınır nöbeti sırasında durmaksızın gelen saldırıların ortasında, bir yandan nöbetin gereklerini yerine getirirken öte yandan egemenlerin insanlığı hiçleştiren ahlaksız uygulamalarına lanet okuyarak gaza havan topuna toma panzer ve zırhlılara karşı dururken sağlıklı düşünmeye/davranmaya çalışarak geçen günler… -Bugün 23.gün.-

Derede, karşıda Kobanê’ye isabet eden topları izlerken, öfkelerden sıyrılıp sessizliğe sığındık. Tekrar tekrar boğulup canını dişine takmış onurlu insanların tek yürek olmuş direniş coşkusuna karıştık.

Dünyanın bütün kuşatmaları, sürgünleri gelip geçti yüreğimızden. Duyduğumuz, tanık olup gördüğümuz, filmini çektiğimız  küçük kentlerin büyük kuşatmaları ve büyük dünyanın büyük, derin sessizlikleri dersım…maraş  corum zılan sıvas roboskı Başkale.. Çukurca  Beyrut.. Sabra-Satilla.. Gazze.. Bosna.. Sonra, dünyanın izini bilmediği köyler…… başka co ğrafyalarda, başka zamanlarda, başka başka binlerce.

Bu yerlerin yalın hayatları içinde, kendi özgün kültürel kodlarıyla huzurdan başka bir şey istemeyen insanlarının vahşice talan olmuş düşleri, bu kez de yaratılan IŞİD canavarıyla Kobanê’de boğulmaya çalışılmıyor muydu?

Ve sonra sanki sebep bu egemenler değilmişçesine dünya güçlerine sesleniş çağrılarımızı düşündüm… Önce duymazdan gelişleri; geniş kalabalıkları söyledikleri büyük yalanlarla uyuşturuşları; giderek mecbur kalıp iki cümle laf edişleri; sonra, vahşeti beslemeye devam ederken giderek sadaka niyetine destek sözleri… Maskeler düşmeye yakın bir-iki ikircikli adım atmaları… Oyun hep aynı oyun değil miydi? Ve tümünde de, sonunda lanet okuyup kendi öz gücümüzle, öz savunmamızla başımızın çaresine bakmamış mıydık? Ve her yenilgiden insanlık onurunun yüceldiği unutulmaz zaferlerle çıkmamış mıydık? Dünya halkları, koruduğu bir lokma temiz soluğunu bu direnişlere borçlu değil miydi?…

Sonuçta; Masumiyet; çıplak, yalın ve yalnızdır.. Ve cesurdur. Zulüm; kaba, -dolambaçlı laflarla, silahla, vahşetle- kalabalık ve korkaktır. Perdelerin, maskelerin arkasından oynar.

Ve kentler düşer, tekrar kalkar; direnenler düşer, tekrar doğar… bugün Kobanê …

İşte bugün, yeniden masumiyet her yerden ses veriyor, dünya çın çın çınlıyor; Her Yer Kobanê Her Yer Direniş…

Halklar; erk sahiplerine, devletlere, devletleşmiş bireylere sesleniyor; Kobanê ve Kobanê ile sembolleşmiş özerk yaşam biçimi özgür olmadıkça, savaşın acısını herkesin tadacağını, kimsenin yerinde rahat oturamayacağını haykırıyor.

IŞİD ve egemenlerin bütün oyunları, bir kez daha burada, masumiyetin bu isyanında, Kobanê’de gömülecek.

Eril gücün, devletlerin çürümüş tarihleri ne sonuç ilan eder, hiç önemli değil. Düşleri uğruna ölebilenlerin, yaşamdan yana öz gücüyle direnenlerin bahar kokulu tarihi Kobanê’de çoktan yazıldı bile.

Kobanê sadece Kobane değildir!

Tarihte az sayıda olay ve gelişme vardır, cereyan ettiği zaman ve mekanın ötesine büyük anlamlar ve pratik sonuçlar bırakan. Kobanê’ nin bugün kendi fiziki sınırlarının dışına taşan bir muhteva içerdiği tespitini yapmak için gelecek uzun zamanı beklemeye gerek yok. Bugün Kobanê’de ki mücadeleye bakıldığında  tarihselliğini görmemek körlük değilse ancak bilinçli bir  tarafgirlik olabilir. Bugün Kobanê’ yi bütün tarihi an’ların gelip biriktiği yer olarak görmek gerekiyor. Aynı zamanda orda verilen mücadelenin, tarihin bütün ezilenleri adına büyük bir tarihsel hesaplaşma ve mücadele anı olduğunu.

Kimler için tarihi bir hesaplaşma ve kurtuluş hattıdır? Genel olarak Ortadoğu’da ortaya çıkarılan her türlü gerici sömürgeci uygulamalara maruz kalmış bütün kesimler için.

ALEVİLER, bu toprakların gelmiş geçmiş her türlü iktidarının, zulmünün hedefi haline gelmiş, yaşattığı acıların gelecek nesillerce dahi unutulamayacağı bir barbarlığa maruz kalmış, cemde civatda bir olmuş, tüm dualarını 72 milletin, kurdun kuşun hakkı adına okumuş kadim toplum. Değil bir insan, ismi cismi dahi belli olmayan bir canlının hakkı yendiğinde dahi önce kendisini dar’a tutmuş, bundandır ki her görüldükleri yerde katli vacip kılınmış, sayısız katliam ve sürgünlere maruz bırakılmış bu toplumun bugün Kobanê’yle büyük bir tarihi ve ahlaki bağı vardır. İnsanlığın utancı bu zulüm yazgısının kök saldığı bu topraklarda büyük bir direniş sergileniyor. Kobanê kendisi için değil, tüm insanlık için bugüne kadar hakkı yenmiş, yer ile gök arasındaki tüm canlılar için  savaşıyor.

Öyle böyle değil,  Kerbela’da Muaviye’ye boyun eğilmediği gibi boyun eğmiyorlar, çünkü biliyorlar bugün direnilmezse bir daha kolay kolay bir araya gelinmeyeceğini. İnsanlığın tarihi direniş bayrağını 7 den 70 e canlar ellerinden taşıyor. Bugün Rojava üzerinden, Kobanê üzerinden estirilen kara bulutlar Yezid’den devralınmış bir zalimliktir. Bu toprakları bir zulumat deryasına çeviren dünya gericiliğine karşı canları pahasına Ali’nin adaletini savunan Kobanê savaşçılarının bugün değil de ne zaman yanında durulacak. Kobanê’ de boğulmak istenen, Salman-i Farsi’nin bir üzüm tanesini kırk eşit parçaya bölüp paylaştığı, ulusunun veli velisinin ulu olduğu, yarısı kadınlardan oluşan kırklar divanıdır. Bugün yapamadıklarımızla dar olup, yapacaklarımızla didar’a duracağımız gündür. Çünkü Rojava, Alevilerin tarihsel mazlumiyetinin ve direnişinin, insanlığın hak arayışının en büyük kalesidir. Bu kalenin yıkık surları üzerinden ağıt değil tarihsel hesaplaşmalarımızı yapabilmek için hak yolunun biricik tecelligahıdır.

EZİDİLER, Ölümcül göç yollarına Ermenilerin hemen ardından düşmek zorunda kalmış Êzidîler. sengal katliamından sonra Artık başka toprakların güneşlerine yakarıyor Êzidîler. Kendi güneşlerine, kendi topraklarına dönebilmek için. Ölenlerinin mezar taşlarına dokunabilmek için. Yas tutabilmek için. Zira bütün bu dualar acı gerçeği değiştirmedi, değiştirmiyor: Şimdi terk edilmiş Êzidî köylerinde sayısı her gün artan sahipsiz mezarlar, insansız evlerin matemini tutuyor Mezopotamya’nın kadim halkı.Melek Tavus’un müritleri.Güneşin çocukları yeniden kentlerine dönebilmek için yönlerini Rojava’ya döndüler çünkü rojava  halkların  yeniden özgürleşmesinin adıdır

Hıristiyanların, Ermenilerin, Süryanilerin, Türkmenlerin, Şiilerin inançlarını özgürce yaşayabilecekleri ötekileştirilmeden yaşayabilecekleri yeni bir dünyanın adıdır Rojava

Kadınlar; tarihte muktedirin kendi hükmünü tescillemek için ilk nesneleştirdiği kesim. Tüm dinlerin rüştünü üzerinden ispatlamaya çalıştığı, tarlada öküzünden sonra kıymet sırasına konulan, evde hizmetçi, tarlada ırgatlık dışında başka bir yaşam tahayyülüne layık görülmeyen, kapitalizmin birer tüketim nesnesine dönüştürdüğü bedeniyle her gün yeniden üretime tabi tutulan ve tutuldukça her gün yeniden öldürülen, bitirilen kadın. Oysa yaşam, ilk olarak kadının öncülüğünde niteliksel sıçramasını yapmış, ilk onun ellerinden yaşamın temel faaliyetleri can bulmuştu… İşte bundandır Kobanê’ye tüm güçleriyle saldırmalarının sırrı. Tarihsel ihanetten hesap sorma zamanı şimdi değilse ne zaman,bunun yeri Kobanê/Rojava değilse nere?

İktidar mağdurları; muktedirin sesinden, nefesinden, bakışından, çatışından rahatsız olan Türkiye ve dünya halkları. AKP hükümetinin başbakanının, son bakanının Türkiye halklarına seslenişinden, buyurganlığından bıkmış, kendisi gibi olmayanlara karşı kullandığı yöntem ve  dile karşı ‘artık yeter’ diyerek sokaklara dökülen, kendisini padişah sananların buyurgan otoriter, aşağılayıcı dilinden, hakaret dolu her kelimesinden tiksinip onuruna sahip çıkanlar bu ülkenin en onurlu tarihi anlarından birini ortaya çıkardılar. Gezi direnişi bu ülkede otorite adına, muhafazakarlık adına, tekçilik adına ortaya çıkarılmış en büyük ve başı dik direnişlerinden biriydi. Ancak hiç bir başkaldırı kendisiyle sınırlı kalmayı hak etmez. Çünkü ezme ezilme, yok sayılma, horlanma, ötekileştirilme ilişkileri lokal değil kökleri dünyanın öbür uçlarına yayılarak gelmiş geçmiş bütün diktatörlere, krallara, zalimlere bağlanarak, ordan beslenen bir sistemdir. Yanı başınızda vücut bulan Rojava’ da tam da istediğiniz bir dünyanın ilk adımları atıldı. Bütün halkların eşit ve özgür bir şekilde, kendi renkleri ve kimlikleriyle yaşayabileceği, hiç bir muktedirin kendisinden olmayanı horlamadığı, dışlamadığı, yaşamına müdahale etmediği, çünkü bir muktedirin olmadığı yerin adıdır Rojava. Dünya gericiliğine karşı halkların demokrasi atağıdır.

Evet; Chiapas’dan Dersim’e, Tahrir’den Gezi’ye bütün başkaldırıların somutlaştığı yegane yerdir Kobanê.

Eğer, ortak gelecek tahayyüllerimize sahip çıkmakta kararlıysak; ŞİMDİ DEĞİLSE NE ZAMAN.