Ana Sayfa Blog Sayfa 6380

Azadiya Welat çalışanı Bağdu 5 kurşunla katledildi

Adana’da, Ova Mahallesi 44292 sokakta, bu sabah gazete dağıtımı yapan Kadri Bağdu’nun yanına yaklaşan 2 kişi tabanca ile ateş edip kaçtı. Kafasından vurulan Bağdu, kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi. Yapılan otopside Kadri Bağdu’ya arkasından ateş edildiği, kurşunlardan ikisinin kafasına, birinin boynuna, birinin omzuna, birinin de eline isabet ettiği anlaşıldı. Olay yerinde 7.65 çaplı 2 boş kovan da bulundu.

AMELİYATA ALINDI AMA…

Olay yerinden ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan Kadri Bağdu ameliyata alınmıştı. Bağdu’ya saldırıyı öğrenen yakınları ile DBP İl Başkanı Uğur Bayrak hastaneye gelerek yaralının sağlık durumu hakkında bilgi aldı.

Olayı araştıran polisin bir görgü tanığına ulaştığı, bu görgü tanığının, bisikleti ile gazete dağıtımı yapan Kadri Bağdu’nun ara sokaktan çıktığı anda, motosikletle gelen kasklı saldırganın tabancasını arkasından ateşlediğini söylediği öğrenildi.

HDP: 1990’LARDAKİ KONTRA SALDIRILARI GİBİ
HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ, Azadiya Welat Gazetesi çalışanı Kadri Bağdu’nun Adana’da uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetmesi ile ilgili açıklama yayımladı.

Yapılan yazılı açıklamada HDP’liler, gerçekleştirilen silahlı saldırının planlı ve örgütlü olduğunu belirterek, ‘Güpe gündüz bir gazete dağıtımcısının sokak ortasında ensesine kurşun sıkılarak katledilmesi 1990’lardaki kontra saldırılarını hatırlatmaktadır. Bugüne kadar onlarca özgür basın emekçisi devlet destekli kontra saldırıları sonucu hayatını kaybetmiştir. Adana’daki cinayet de aynı yöntemle işlenmiştir. Sokak ortasında bir basın emekçisine kurşun sıkanların belli yerlerden destek aldığı açıktır’ ifadelerini kullandı.

HDP eş genel başkanlarının ortak yaptığı yazılı açıklama şu şekilde: ‘Adana’da bu sabah uğradığı silahlı saldırı sonucu ağır yaralanan Azadiya Welat Gazetesi çalışanı, özgür basın emekçisi Kadri Bağdu’nun hayatını kaybetmiş olduğunu büyük bir üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayız. Kendisine Allah’tan rahmet, ailesine ve Azadiya Welat Gazetesi çalışanlarına başsağlığı ve sabır diliyoruz. Özgür basına yönelik gerçekleştirilen bu karanlık saldırıyı nefretle kınıyoruz. Bağdu’nun Adana kent merkezinde gazete dağıtımı sırasında uğramış olduğu silahlı saldırı sıradan bir cinayet değildir. Bu saldırı planlı ve örgütlüdür. Güpe gündüz bir gazete dağıtımcısının sokak ortasında ensesine kurşun sıkılarak katledilmesi 1990’lardaki kontra saldırılarını hatırlatmaktadır. Bugüne kadar onlarca özgür basın emekçisi devlet destekli kontra saldırıları sonucu hayatını kaybetmiştir. Adana’daki cinayet de aynı yöntemle işlenmiştir. Sokak ortasında bir basın emekçisine kurşun sıkanların belli yerlerden destek aldığı açıktır. Bu cinayetin bütün yönleriyle araştırılması, aydınlatılması ve saldırıyı gerçekleştiren kişi ya da kişilerin derhal yargı önüne çıkartılması gerekir. İçişleri Bakanlığını göreve çağırıyoruz. Adana’daki saldırının hedefi aynı zamanda özgür basındır. Azadiya Welat Gazetesi Kürt halkının anadilinde yayın yapan bir gazetedir. Bugüne kadar defalarca saldırıya uğramış, gazetenin yazıişleri müdürü ve çalışanları tutuklanmış ve onlarca yıl hapis cezasıyla cezalandırılmıştır. Kadri Bağdu şahsında tüm özgür basın şehitlerini saygıyla anıyoruz. Onların mücadelesi, aydınlattığı yol bizlerin de aydınlık yolu olacaktır. Bir kez daha Bağdu’ya Allah’tan rahmet, ailesine, yakınlarına ve tüm Azadiya Welat çalışanlarına başsağlığı diliyoruz”

AVUKAT ÖZKAN: IŞID ÇETELERİ TARAFINDAN HEDEF SEÇİLDİ

Avukat Vedat Özkan’ın verdiği bilgiye göre bugün saat 08.30 sularında Adana’da Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Ova Mahallesi’nde Azadiya Welat gazetesini dağıtan Kadri Bağdu’ya bir motosikletten ateş açıldı. İki kişi oldukları iddia edilen yüzleri maskeli saldırganlar, Bağdu’ya 6 el ateş etti. Sekiz çocuk babası olan 48 yaşındaki Bağdu, Acıbadem Hastanesi’ne kaldırıldı. Kurşunlardan ikisinin kafasına, üçünün de vücuduna isabet ettiği belirtilen Bağdu ameliyata alındı ancak, kurtarılamadı.

Avukat Özkan, bu saldırının Kobani gösterilerinin bir devamı şeklinde, IŞİD’le bağlantılı çetelerce gerçekleştirilmiş olabileceğini iddia etti. Bağdu’nun 15 yıldır Kürt gazetelerinin dağıtımcılığını yaptığını ve Adana kamuoyu tarafından yakinen bilindiğini kaydeden Özkan, şöyle devam etti:

“Ova Mahallesi’nde gündüz vakti abone olan evlere gazete dağıtırken, bir motosikletteki iki kişi tarafından ateş açılıyor. Bunun tamamen IŞID çeteleri tarafından organize, hedef gözetilerek ve kasıtlı yapıldığını düşünüyoruz. Bizim tahminimiz, Kobani olayları nedeniyle olduğu yönündedir. Bu işi yapanlar, 3-4 gündür devam eden Kürtlere yönelik saldırıları yapanlarla aynıdır. Savcılıkla görüştük. Ne bir gözaltı ne de olayın aydınlatılmasına yönelik ciddi bir çaba var. Olayın olduğu noktada kamera yoksa bile geçiş güzergahında olması gerekir. İstenirse failler iki saat içinde yakalanabilir. Yakalanmaları, bu işin devletin koruma altında yapıldığını gösteriyor.”

radikal – diha

Asuriler de IŞİD’e karşı ‘savunma birlikleri’ kuruyor

IŞİD’in katliam tehdidiyle karşı karşıya kalan Irak’taki Hıristiyanlar da silahlı birlikler kurmak için harekete geçti. Duhok yakınlarındaki Alqoş’taki Asuriler, kendi imkanları ile ‘öz savunma birlikleri’ kurmaya başladı.

Almanya ’nın Sesi Radyosu (DW), 6 bin nüfuslu Alqoş beldesinde silahlanan Asurileri yerinde takip etti.

Asurilerin yaşadığı Alqoş beldesine yakın olan Tel İskof’ta Peşmergelerin sadece kontrol noktası bulunuyor ve olası bir saldırı halinde beldenin güvenliğini sağlama görevi de yine halka düşecek. Asuri Demokratik Hareketi ise, Peşmerge’nin olası bir IŞİD saldırısında tümüyle geri çekilme ihtimaline karşın, eldeki imkanlar ile halkı silahlandırmaya çalışıyor.

2 BİN SAVAŞMAYA HAZIR GÖNÜLLÜ VAR

Asuri Demokratik Hareketi öncülüğünde örgütlenen silahlı savaşçıların sayısı şimdilik yüz civarında iken, 2 bini aşkın gönüllü ise ihtiyaç halinde savaşmak için hazır halde bekliyorlar. Asuri Demokratik Hareketi’nin çabalarının yanı sıra, silah ihtiyacını bizzat kendileri karşılayan Asuriler de bulunuyor.
Asuri hareketine bağlı silahlı birlikler sabahın erken saatlerinden itibaren Alqoş içinde ve çevresinde devriye gezerken, geceleri de belde çevresinde nöbet tutuluyor.

‘SAYIMIZ 1.5 MİLYONDAN 400 BİNE İNDİ’

DW’ye konuşan Saint Georg Kilisesi din görevlisi Wadah Sabih, 2003’te yılında 1,5 milyon civarında oldukları tahmin edilen Irak Hristiyanlarının sayısının bugün 400 bine kadar gerilediğini söyledi. Irak ordusunun dahi IŞİD çetelerine karşı etkisiz kaldığını hatırlatan Sabih, kendilerinin IŞİD’e karşı durmalarının zor olduğuna dikkati çekti.

Asuri Demokratik Hareketi temsilcilerinden Yakub Yago ise, DAİŞ’in Sincar (Şengal) katliamlarından sonra Ezidilerin kendi savunma birliklerini kurduklarını hatırlattı. Yago, “Ezidiler, öz savunmaları söz konusu olduğunda Sincar’da kimseye güvenmiyorlar. Kendi kendilerini savunmak istiyorlar. Bizler Irak’ın bölünmesini istemiyoruz. Ancak sadece kendi bölgemizde kendi kendimizi yönetmek istiyoruz” dedi.

SİLAH, EĞİTİM VE KOORDİNASYON İHTİYACI VAR

DW’ye konuşan Hristiyan siyasetçiler de, Ninova bölgesinde yaşayan Hristiyanların yanı sıra Ezidi ve diğer azınlık halkların kendi savunmalarını yapmalarından yana olduklarını dile getirdiler. Birçok siyasetçi, azınlık halkların kendi kaderlerini belirlemelerinin önemine dikkat çektiler.

radikal

Alevilerin Birliği Üzerine

ALİ ÖZCAN

Değerli canlar Aleviler bugünlerde çitti provokasyonlar ve oyunların cenderesindedir. Dolaysıyla hepimizin çok daha dikkatli ve uyanık olmamız gerekiyor gerek birey ve gerek kurumsal olarak Üzerimize düşeni yapmalıyız.

Kısa süre önceleri Aleviler ya bir Köyde yada bir Şehirde saldırıya uğruyor yada katliam yaşıyordu. Şimdi öyle değil ülke çapında değil dünya Çapında bir anda saldırıya uğruyoruz, ondandır ki şimdi her zamankinden daha çok Birliğe beraberliğe ihtiyacımız var. Bilindiği gibi bu gün Kobani’de bir canımızın Canı yansa bu acıyı Canada’da yaşayan diğer bir canımızın canı acıyor tıpkı Kırklar Cemindeki gibi.

Daha öncede yazdım 12 Ekim eyleminin ne kadar çok önemli olduğuna değindim. Dün Yaşananlar hepimizi derinden üzmüştür, bizler Örgütlenme konusunda çok yeniyiz ve diş saldırılara karşı direngen davranamıyoruz Bunun yanına kişisel egolarımızı da katarsak sorunlarımız dağ gibi büyütüyoruz. Bu gün yanlız ülkemizdeki saldırılara karşı değil Ortadoğu’da başta Aleviler olmak üzere tüm mazlum halklara karşı yapılan katliamlara karşıda Üzerimize çitti bir görev ve sorumluluk düşmekte. kurumlarımızın bütün bu sorunlarla mücadele etme konusunda yetersiz kalması Aramızdaki sorunları dahada derinleştirdi. Bu gün her zamankinden daha çok Birliği ve beraberliği sağlamalıyız. Başta biz kurum Yöneticileri olmak üzere kendine Alevîyim diyen her birey çabalarını birlik ve beraberlik üzerine yoğunlaştırmalı.

Hepimizin bildiği gibi 15 Eylül 2014 tarihinden bu yana canlarımız dergahlarımızda pirlerimize niyaz olup rızalık alarak yollara çıktılar, amaçları seslerini duyurmak ve yapılan Haksızlığa karşı Alevice duruşlarını sergilemektir. Zorunlu Din Dersi bu gün benim senin değil sadece Alevilerin değil bu ülkede yaşayan tüm azınlıkların sorunu. Yinede her zamanki gibi Aleviler başkaldırı konusunda öncülük yapmıştır. Yalnız bizler bu öncülüğün bize yüklediği Sorumluluğa karşı bize düşeni yapmak konusundan yetersiz kaldık. Neden mi? Kurum yöneticileri kendi kişisel sorunlarından ve egolarını tatmin etmekten öteye gidemediler. Bir aydır canlarımız yollarda ve bir aydır en üst kurumumuzdan en alta kadar birlik ve beraberliğimizi sağlayamadık, ne Alevilere karşı olan görev ve sorumluluğumuzu nede ezilenlere karşı olan görev ve sorumluluğumuzu hatırladık, nede bize bunca sorunu yaşatan Faşit TC devletini. Dünkü konuşmalara baktığımızda sanki tek düşmanımız kendi kurumlarımızmış gibi birbirimize saldırdık. Ne Bize zorunlu din dersini dayatanları nede katliamları yapan İŞİD ‘i kendi kurum ve kuruluşlarımıza ver yansın yaptık. Taşı havaya atıp kafamızda taşın altına koyduk. Yaptığımız bozgunculuktan dem vurduk, bu Bozgunculuğu yaparken yalnız olmadığımız Avrupa’da kişisel çıkarlar için Alevileri peşkeş çekmekten kaçınmayanlar ile el ele vererek gövde Gösterisi yaptık, Ankara’da Alevilerin eylemleri yüz binlerle yapılıyordu bunu on binle yapınca çokta iyi bir iş yapmışız gibi haykırdık, az olsun, küçük olsun ama yalnızca benim olsun demekten kaçmadık.

Beğenelim beğenmeyelim üst Kurumlarımızı hiçe saymak gibi bir lüksümüz olamaz ve böyle bir halkımızda yok. Hatalar var mı var eksikler var mı var sorunlarımız dağ gibi, parcalayarak mı bu sorunlara cevap olanağımızı düşünüyorsak en büyük Hatay’ı yapmış oluruz.

Not: bu benim kendi kişisel düşüncemdir hiç bir kurumu bağlamaz.

Zülfikar Gazetesinden Kobani İçin Özel Sayı

“Yezitlere karşı Hüseyni duruş”

Alevi cephesinin önemli gazetelerinden Zülfikar; Alevi Pirleri, dedeler ve kurum önderlerinin Kobani ile ilgili görüşlerini paylaşan bir özel sayı çıkardı.

Günümüzün Yezitlerine karşi Kobanide Hüseyni duruş manşetiyle çıkan gazetede Alevi Bektaşi Federasyonu, Hacı Bektaş Veli Alevi Kütür Vakfı,Garip Dede dergahı,Özgür Demokratik Alevi Derneği ve birçok kurumla birlikte, Alevi düşünce insanları da IŞİD zulmüne dikkat çektiler.

Alevi Bektaşi Federasyonu Fevzi Gümüş, Zülfikar’a verdiği demeçte: “IŞİD’in saldırıları karşısında kendi öz savunmalarını oluşturan Kobani halkını selamlıyorum derken, Hacı Bektaş Veli Anadolu Vakfı genel Başkanı Ercan Geçmez’de Aleviler olarak Kobani halkının yanında olacaklarını belirtti.

Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir, AKP’nin IŞİD’le birlikte hareket ettiğini, Alevilerinde bunun farkında olduğunun altını çizerken Özgür Demokratik Alevi Derneği eşbaşkanı İmam Balsever Kobaninin yeni bir Kerbela olmaması gerektiğini vurguladı.

Gazatenin özel sayısında görüşlerini ifade edenlerden Garip Dede dergahı Başkanı Celal Fırat “Gün IŞİD’de karşı, Kobaninin yanında olma günüdür” tespitini yaparken ayrıca eski Bakanlardan Ziya Halis, Kamil Ateşoğulları, Kemal Bülbül, Şükrü Yıldız ve Dede Baki Düzgün’le birlikte birçok Alevi önderi de görüşlerinde Kobani halkının direnişini selamladıkları belirttiler.

Öte yandan Alevi dünyasına yeni bir gazete daha dahil oldu. 12 adıyla yayın hayatına başlayan gazetenin genel yayın yönetmeni Vedat Kara gazetenin çıkışıyla ilgili verdiği demeçte
“Alevilerin sesi olmak için çıktıklarını hiç birini dışlamadan Alevilerin değişik süreklerini, değişik renklerini yansıtacaklarını” iddia etti.

Kara ayrıca Alevileri, çıkan tüm kendi gazetelerini sahiplenmeye çağırdı.

Zorunlu Din Derslerine Karşı Sürekli Eylem

“İmam da hatip de olmayacağız”

PİR Sultan Abdal Kültür Derneği İstanbul Şubeleri’nden bir grup, zorunlu din derslerinin kaldırılmaması ve okulların imam hatip liselerine çevrilmesini protesto etmek için 3’üncü kez Kadıköy’de, boğa heykeli önünde oturma eylemi yaptı.

‘İmam da hatip de imam hatipli de olmayacağız’, ‘Zorunlu din dersi kaldırılsın’, ‘Eşit, çağdaş, laik eğitim’ şeklinde slogan atan grup, basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasında “Laik devletler hem her dine eşit mesafede durması gereken hem de yasama, yürütme ve yargıyı dinden, inançlardan bağımsız olarak sürdürmesi gereken organizasyonlardır. Din ile devlet, din ile siyaset, din ile sosyal hayat işleri birbirine karıştırılmaz. Kavgamız dindar ve kindar nesil yetiştirmek isteyenlere ve çocuklarımızı çürük nesiller diye aşağılayanlaradır. ” denildi.
Basın açıklamasının ardından oturma eylemine geçen grup, daha sonra sloganlarla alandan ayrıldı.

Artık Her Yer Kobanê, Her Yer Direniş

ROHAT EMEKÇİ

Sınır nöbeti sırasında durmaksızın gelen saldırıların ortasında, bir yandan nöbetin gereklerini yerine getirirken öte yandan egemenlerin insanlığı hiçleştiren ahlaksız uygulamalarına lanet okuyarak gaza havan topuna toma panzer ve zırhlılara karşı dururken sağlıklı düşünmeye/davranmaya çalışarak geçen günler… -Bugün 23.gün.-

Derede, karşıda Kobanê’ye isabet eden topları izlerken, öfkelerden sıyrılıp sessizliğe sığındık. Tekrar tekrar boğulup canını dişine takmış onurlu insanların tek yürek olmuş direniş coşkusuna karıştık.

Dünyanın bütün kuşatmaları, sürgünleri gelip geçti yüreğimızden. Duyduğumuz, tanık olup gördüğümuz, filmini çektiğimız  küçük kentlerin büyük kuşatmaları ve büyük dünyanın büyük, derin sessizlikleri dersım…maraş  corum zılan sıvas roboskı Başkale.. Çukurca  Beyrut.. Sabra-Satilla.. Gazze.. Bosna.. Sonra, dünyanın izini bilmediği köyler…… başka co ğrafyalarda, başka zamanlarda, başka başka binlerce.

Bu yerlerin yalın hayatları içinde, kendi özgün kültürel kodlarıyla huzurdan başka bir şey istemeyen insanlarının vahşice talan olmuş düşleri, bu kez de yaratılan IŞİD canavarıyla Kobanê’de boğulmaya çalışılmıyor muydu?

Ve sonra sanki sebep bu egemenler değilmişçesine dünya güçlerine sesleniş çağrılarımızı düşündüm… Önce duymazdan gelişleri; geniş kalabalıkları söyledikleri büyük yalanlarla uyuşturuşları; giderek mecbur kalıp iki cümle laf edişleri; sonra, vahşeti beslemeye devam ederken giderek sadaka niyetine destek sözleri… Maskeler düşmeye yakın bir-iki ikircikli adım atmaları… Oyun hep aynı oyun değil miydi? Ve tümünde de, sonunda lanet okuyup kendi öz gücümüzle, öz savunmamızla başımızın çaresine bakmamış mıydık? Ve her yenilgiden insanlık onurunun yüceldiği unutulmaz zaferlerle çıkmamış mıydık? Dünya halkları, koruduğu bir lokma temiz soluğunu bu direnişlere borçlu değil miydi?…

Sonuçta; Masumiyet; çıplak, yalın ve yalnızdır.. Ve cesurdur. Zulüm; kaba, -dolambaçlı laflarla, silahla, vahşetle- kalabalık ve korkaktır. Perdelerin, maskelerin arkasından oynar.

Ve kentler düşer, tekrar kalkar; direnenler düşer, tekrar doğar… bugün Kobanê …

İşte bugün, yeniden masumiyet her yerden ses veriyor, dünya çın çın çınlıyor; Her Yer Kobanê Her Yer Direniş…

Halklar; erk sahiplerine, devletlere, devletleşmiş bireylere sesleniyor; Kobanê ve Kobanê ile sembolleşmiş özerk yaşam biçimi özgür olmadıkça, savaşın acısını herkesin tadacağını, kimsenin yerinde rahat oturamayacağını haykırıyor.

IŞİD ve egemenlerin bütün oyunları, bir kez daha burada, masumiyetin bu isyanında, Kobanê’de gömülecek.

Eril gücün, devletlerin çürümüş tarihleri ne sonuç ilan eder, hiç önemli değil. Düşleri uğruna ölebilenlerin, yaşamdan yana öz gücüyle direnenlerin bahar kokulu tarihi Kobanê’de çoktan yazıldı bile.

Kobanê sadece Kobane değildir!

Tarihte az sayıda olay ve gelişme vardır, cereyan ettiği zaman ve mekanın ötesine büyük anlamlar ve pratik sonuçlar bırakan. Kobanê’ nin bugün kendi fiziki sınırlarının dışına taşan bir muhteva içerdiği tespitini yapmak için gelecek uzun zamanı beklemeye gerek yok. Bugün Kobanê’de ki mücadeleye bakıldığında  tarihselliğini görmemek körlük değilse ancak bilinçli bir  tarafgirlik olabilir. Bugün Kobanê’ yi bütün tarihi an’ların gelip biriktiği yer olarak görmek gerekiyor. Aynı zamanda orda verilen mücadelenin, tarihin bütün ezilenleri adına büyük bir tarihsel hesaplaşma ve mücadele anı olduğunu.

Kimler için tarihi bir hesaplaşma ve kurtuluş hattıdır? Genel olarak Ortadoğu’da ortaya çıkarılan her türlü gerici sömürgeci uygulamalara maruz kalmış bütün kesimler için.

ALEVİLER, bu toprakların gelmiş geçmiş her türlü iktidarının, zulmünün hedefi haline gelmiş, yaşattığı acıların gelecek nesillerce dahi unutulamayacağı bir barbarlığa maruz kalmış, cemde civatda bir olmuş, tüm dualarını 72 milletin, kurdun kuşun hakkı adına okumuş kadim toplum. Değil bir insan, ismi cismi dahi belli olmayan bir canlının hakkı yendiğinde dahi önce kendisini dar’a tutmuş, bundandır ki her görüldükleri yerde katli vacip kılınmış, sayısız katliam ve sürgünlere maruz bırakılmış bu toplumun bugün Kobanê’yle büyük bir tarihi ve ahlaki bağı vardır. İnsanlığın utancı bu zulüm yazgısının kök saldığı bu topraklarda büyük bir direniş sergileniyor. Kobanê kendisi için değil, tüm insanlık için bugüne kadar hakkı yenmiş, yer ile gök arasındaki tüm canlılar için  savaşıyor.

Öyle böyle değil,  Kerbela’da Muaviye’ye boyun eğilmediği gibi boyun eğmiyorlar, çünkü biliyorlar bugün direnilmezse bir daha kolay kolay bir araya gelinmeyeceğini. İnsanlığın tarihi direniş bayrağını 7 den 70 e canlar ellerinden taşıyor. Bugün Rojava üzerinden, Kobanê üzerinden estirilen kara bulutlar Yezid’den devralınmış bir zalimliktir. Bu toprakları bir zulumat deryasına çeviren dünya gericiliğine karşı canları pahasına Ali’nin adaletini savunan Kobanê savaşçılarının bugün değil de ne zaman yanında durulacak. Kobanê’ de boğulmak istenen, Salman-i Farsi’nin bir üzüm tanesini kırk eşit parçaya bölüp paylaştığı, ulusunun veli velisinin ulu olduğu, yarısı kadınlardan oluşan kırklar divanıdır. Bugün yapamadıklarımızla dar olup, yapacaklarımızla didar’a duracağımız gündür. Çünkü Rojava, Alevilerin tarihsel mazlumiyetinin ve direnişinin, insanlığın hak arayışının en büyük kalesidir. Bu kalenin yıkık surları üzerinden ağıt değil tarihsel hesaplaşmalarımızı yapabilmek için hak yolunun biricik tecelligahıdır.

EZİDİLER, Ölümcül göç yollarına Ermenilerin hemen ardından düşmek zorunda kalmış Êzidîler. sengal katliamından sonra Artık başka toprakların güneşlerine yakarıyor Êzidîler. Kendi güneşlerine, kendi topraklarına dönebilmek için. Ölenlerinin mezar taşlarına dokunabilmek için. Yas tutabilmek için. Zira bütün bu dualar acı gerçeği değiştirmedi, değiştirmiyor: Şimdi terk edilmiş Êzidî köylerinde sayısı her gün artan sahipsiz mezarlar, insansız evlerin matemini tutuyor Mezopotamya’nın kadim halkı.Melek Tavus’un müritleri.Güneşin çocukları yeniden kentlerine dönebilmek için yönlerini Rojava’ya döndüler çünkü rojava  halkların  yeniden özgürleşmesinin adıdır

Hıristiyanların, Ermenilerin, Süryanilerin, Türkmenlerin, Şiilerin inançlarını özgürce yaşayabilecekleri ötekileştirilmeden yaşayabilecekleri yeni bir dünyanın adıdır Rojava

Kadınlar; tarihte muktedirin kendi hükmünü tescillemek için ilk nesneleştirdiği kesim. Tüm dinlerin rüştünü üzerinden ispatlamaya çalıştığı, tarlada öküzünden sonra kıymet sırasına konulan, evde hizmetçi, tarlada ırgatlık dışında başka bir yaşam tahayyülüne layık görülmeyen, kapitalizmin birer tüketim nesnesine dönüştürdüğü bedeniyle her gün yeniden üretime tabi tutulan ve tutuldukça her gün yeniden öldürülen, bitirilen kadın. Oysa yaşam, ilk olarak kadının öncülüğünde niteliksel sıçramasını yapmış, ilk onun ellerinden yaşamın temel faaliyetleri can bulmuştu… İşte bundandır Kobanê’ye tüm güçleriyle saldırmalarının sırrı. Tarihsel ihanetten hesap sorma zamanı şimdi değilse ne zaman,bunun yeri Kobanê/Rojava değilse nere?

İktidar mağdurları; muktedirin sesinden, nefesinden, bakışından, çatışından rahatsız olan Türkiye ve dünya halkları. AKP hükümetinin başbakanının, son bakanının Türkiye halklarına seslenişinden, buyurganlığından bıkmış, kendisi gibi olmayanlara karşı kullandığı yöntem ve  dile karşı ‘artık yeter’ diyerek sokaklara dökülen, kendisini padişah sananların buyurgan otoriter, aşağılayıcı dilinden, hakaret dolu her kelimesinden tiksinip onuruna sahip çıkanlar bu ülkenin en onurlu tarihi anlarından birini ortaya çıkardılar. Gezi direnişi bu ülkede otorite adına, muhafazakarlık adına, tekçilik adına ortaya çıkarılmış en büyük ve başı dik direnişlerinden biriydi. Ancak hiç bir başkaldırı kendisiyle sınırlı kalmayı hak etmez. Çünkü ezme ezilme, yok sayılma, horlanma, ötekileştirilme ilişkileri lokal değil kökleri dünyanın öbür uçlarına yayılarak gelmiş geçmiş bütün diktatörlere, krallara, zalimlere bağlanarak, ordan beslenen bir sistemdir. Yanı başınızda vücut bulan Rojava’ da tam da istediğiniz bir dünyanın ilk adımları atıldı. Bütün halkların eşit ve özgür bir şekilde, kendi renkleri ve kimlikleriyle yaşayabileceği, hiç bir muktedirin kendisinden olmayanı horlamadığı, dışlamadığı, yaşamına müdahale etmediği, çünkü bir muktedirin olmadığı yerin adıdır Rojava. Dünya gericiliğine karşı halkların demokrasi atağıdır.

Evet; Chiapas’dan Dersim’e, Tahrir’den Gezi’ye bütün başkaldırıların somutlaştığı yegane yerdir Kobanê.

Eğer, ortak gelecek tahayyüllerimize sahip çıkmakta kararlıysak; ŞİMDİ DEĞİLSE NE ZAMAN.

Birlik, birlik ve yine birlik…

RECAİ AKSU

Aleviler yıllardır hak mücadelesi veriyor ve bu mücadelenin içinde, örgütlenme sürecinde emek veren, gecesini gündüzüne katan, maddi ve manevi varlığıyla Alevi hareketinin bizzat içinde yer alan yüzlerce adlı-adsız saygın insan var.

Aleviler yıllardır “Sosyal, siyasal, kültürel ve inançsal alanda eşit yurttaşlık” başlığı altında; “Aleviliğin Anayasal güvence altına alınması, cem Cemevleri’nin ibadet yeri olarak kabul edilmesi, zorunlu din derslerinin kaldırılması, Alevi köylerine zorla cami yapılmaması, tüm inançlara saygılı olunması, Diyanet İşlerinin kaldırılması, Madımak Oteli’nin müze olması, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarının uygulanması ve demokratik bir Anayasa yapılması”nı dile getirdiler ve hakları için mücadele ettiler.

Bugüne kadar kimliği, inancı, kültürü inkâr edilen, katliamlara uğrayan; bütün bunlara karşın eşit haklar mücadelesinden dönmeyen Alevilerin içinde bulunduğu durum, pek açıkça dillendirilmese de düşündürücü.

Sorun tüm kurum ve kurallarıyla işleyen tam demokratik ve laik bir Türkiye’nin varlığı ve sürekliliği sorunudur. Tam demokratik ve laik Türkiye’nin gerçekten hiçbir tartışmaya yer bırakmayacak biçimde yaşam bulması ise, düşünce ve inanç özgürlüğü çerçevesinde Alevilerin sorunlarının da içtenlikle ele alınıp çözülmesine bağlıdır. Dil, din, ırk farkı gözetmeden, içinde yaşanılan toplumun sorunlarını çözen, sivil toplum örgütlerinin, siyasi partilerin, toplumun bütün katmanlarının üzerinde uzlaştığı sivil bir anayasa. Türklerin, Kürtlerin, Lazların, Çerkezlerin değişik kökenlerden gelen tüm yurttaşların kardeşçe, barış içinde yaşadığı laik ve tam demokratik bir Türkiye…

Peki, tam demokratik ve laik Türkiye nasıl gerçekleşecek?

Başta içinde bulunduğu kurumda iktidar hırsı, yönetme, tek adam olma mantığı, kör yandaşlık, düşünce üretme yerine yöneticiyi tekrar etme, birlikte konuşamama, karşıyı dinlememe, yanlışları görememe, yanlışta direnme düşüncenin açıkça ortaya konulamayışı… Ya bendensin ya değilsin anlayışı, öne çıkanın bu eşikte direnmesiyle doğan inandırıcılığını yitirme ve en önemlisi de kökten güvensizlik. İnsanları bütünleştirelim, kucaklayalım, kendimizi aşalım, kendimizi dayatmayalım, diyebilmeliyiz. Kişi değil ilke ve gelecek öngörülerini öne çıkarmalıyız.

Bugün gelinen nokta ise ortada! Bizlere sürekli saldıran bir Erdoğan, bizleri asimile etmeyi gündeminden hiç düşürmeyen Erdoğan var. Alevi-Bektaşi toplumu örgütlenmeleriyle dünden daha çok birbirleriyle kenetlenmesi gerekiyor.

Cumhurbaşkanı seçilen Erdoğan’ın Anayasa’nın 24’üncü maddesinde yer alan “Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.” ifadelerini tınmaması Alevilerin bugün daha örgütlü olmasını dünden daha çok gerekli kılıyor.

Erdoğan’ın Alevileri dışlayan, ötekileştiren, saldırgan tavrı karşısında, güvenilmez anlayışı karşısında, bugün Alevilerin birbirlerine daha sıkı sarılması gerekmiyor mu?

Hakkı yenilmiş Aleviler, haklarını ancak kendileri gündemde tutabilir. Yüzyıllardır sindirilen, çocukları zorunlu din derslerine sokulan, asimile edilmeye çalışılan Alevilerin tarih boyunca insanlık sevgisiyle beslenen sesi dünden daha çok çıkmak zorunda.

Alevi-Bektaşi toplumu temsilcilerinin bir araya gelmeleri, sadece görev değil; tüm Alevi-Bektaşi toplumu için bir zorunluluktur. Alevi örgütleri içinde yıllarca emek veren, çaba harcayan, gücünü ve zamanını Alevi hareketi için harcayanların; nedeni ne olursa olsun, Alevi örgütlülüğü içinde olmayanların da bu örgütlenmelere kazanılması zorunluluktur. Alanlarında onca uzmanı; yetişmiş insanı olan Alevilerin, kendi bünyelerinde kimseyi harcama lüksü yoktur. Yaşanan tüm olumsuzluklardan, en sonunda da Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarından gerekli ders çıkarılarak, insanlar kişisel hırslarını, benlik kavgasını aşmalıdırlar.

Birlikte toplumsal ve hukuksal mücadele sürdürülmeli…

Bugün Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra artık, her şeyi tozpembe göstermek doğru bir yaklaşım olamaz. Seçim sonuçlarını, sadece kendi dışındaki etkenlere bağlamak kendini aldatmaktan öte, geleceğe yönelik yanlış üstüne yanlış yapmayı getirir. Adına “analiz” diyerek, ağdalı ve bulanık saptamalar yaparak kendimizi aldatmayalım. Analizin temel amacı, öncelikle geleceğe yönelik vereceğiniz karar ve izleyeceğiniz yolharitasında tüm verilerin birlikte ve netlikle görülmesini sağlamaktır. 8 Kasım 2009’daki Kadıköy ‘de Ayrımcılığa Karşı Eşit Yurttaşlık Hakkı Mitingi’nde binlerce insanı bir araya getiren ABF bugün neden Alevi-Bektaşi Toplumu içinde, istenilen düzeyde birlik sağlamasın?

Bugün içinde bulunduğumuz noktada ırkçı ve şeriatçı olmayan tüm demokratik güçlerle, aydınlarla bir araya gelmeli. “Kürt Sorunu” da içinde olmak üzere, Alevilerin sorunlarının çözülmesi, Türkiye’nin demokratikleşmesi için Meclis içinde ve dışındaki tüm demokrasi güçleriyle birlikte mücadele verilmelidir.

8 Kasım 2009’da Kadıköy’de, CHP’den, Atatürkçü Düşünce Dernekleri’nden ÖDP ve TKP’ye kadar tüm demokratik kurum ve kuruluşları miting alanına toplayan ABF’nin ortak özelliği insanı odağına alan Aleviliktir.
Bütün bu gelişmelerin sonunda yapılması gereken bir an önce bundan sonraki süreçte birlikte toplumsal ve hukuksal mücadeleyi sürdürmeliyiz.

Gözünüzün önüne IŞİD katillerinden kaçan Ezidileri, Türkmenleri ve Kürtleri getirin, yanı başımızda katliamlar yaşanıyor. Gözümüzün önünde kan gölü haline gelmiş bir Kobani ve Kobani direnişi var. O insanlarımızın en önemli derdi yaşam hakkıdır. Bizler şu anda o durumda değiliz. Bugün Türkiye’de Alevilere karşı uygulanan ayrımcı, ötekileştirici, bölen ve parçalayan politikalar gün ve gün artarak sürüyor ve bizleri çok büyük tehlikeler bekliyor…

Çözüm birlikte olmak, birlikte mücadele etmekten geçiyor…
Sözün özü; birlik, birlik ve yine birlik…

Alevi derneklerinden eğitim ve IŞİD protestosu

Bazı siyasi parti ve sivil cemiyet kuruluşları temsilcilerinin de aralarında bulunduğu kalabalık, IIrak Şam İslam Devleti Örgütü IŞİD saldırıları ve eğitimde hak ihlallerine reaksion göstermek amacıyla Sıhhiye Meydanı’nda bir araya geldi . Mitinge Cumhuriyet Halk Partisi CHP ve Halkların Demokratik Partisi HDP ‘den milletvekilleri de destek verdi.

Zorunlu din dersi ve eğitimde hak ihlallerine reaksion için 15 Eylül’den bu yana 16 Alevi dergahından Başkent Ankara ‘ya yürüyenlerin de katıldığı mitingde kalabalık, ak bayraklar taşıyarak barış taleplerini gösterdi, pankart açıp, sloganlar attı.

Hacı Bektaş Veli Türkiye Kültür Vakfı Başkanı Ercan Geçmez, asimilasyona karşı seslerini duyurmak için mitingler düzenlediklerini ortaya koyarak , “İnandığımız gibi yaşamak istiyoruz” diye belirtti . Din ve inanç özgürlüğünün Sünni inancı özgürlüğü olarak algılandığı ve Alevilere dini faşizm uygulandığını savunan Geçmez, eğitim sisteminin de Sünni inancı dışındaki her inanç ve düşünceyi yok saydığını iddia etti.

Avrupa Alevi Dernekleri Federasyonu Başkanı Turgut Öken de sonradan misafir olarak gittikleri Avrupa’da inançlarını özgürce yaşarken, Aleviliğin doğduğu topraklarda asimilasyona maruz kaldıklarını idda etti . Öken, Avrupa’da dileyenlerin çocuklarına Alevilikle ilgili eğitim verildiğini ancak Türkiye’de Alevi çocuklara zulmedildiğini iddia etti. Öken, Irak ve Suriye’de IIrak Şam İslam Devleti Örgütü IŞİD ‘e karşı direnenlerin beraberinde olduklarını da belirtti .

Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir ise Alevi inancında büyük kavga ve ayrım yapma bulunmadığını ortaya koyarak , “Mitingimizde Sünni kardeşlerimiz de var. Sünniler olmasa biz bu memlekette yaşayamazdık” diye açıkladı .

Saz eşliğinde söylenen türkülerin ardından miting sona erdi ve kalabalık Sıhhiye Meydanı’ndan ayrıldı.

“Paramaz Kızılbaş Kobanê devrimci mevzilerinde bayraklaştı”

Kobanê’ye yönelik IŞİD’in kuşatması 29’uncu güne girerken ölüm haberleri de gelmeye devam ediyor. Dün gece ölüm haberi gelen isimlerden biri Boğaziçi’li S. Nejat Ağırnaslı. Babası Hikmet Cur oğlunun ölümü üzerine yayınladığı mesajda “Oğlumu, yoldaşımı, Nejat’ı Kobani’de kaybettim” dedi. Nejat Ağırnaslı’nın dedesi Niyazi Ağırnaslı ise Deniz Gezmişler’in avukatı olarak biliniyor.

Kobani’de YPG güçleri ile IŞİD mensupları arasındaki çatışmalar dün gece Doğu ve Güneybatı Cephesi’nde yoğunlaştı. YPG kaynakları bu çatışmalarda onlarca IŞİD üyesinin öldürüldüğünü duyurdu. Dün gelen haberlerden biri ise IŞİD’e karşı YPG cephesinde savaşan Nejat Ağırnaslı’ya ilişkin oldu. Ağırnaslı’nın hangi noktada ve nasıl yaşamını yitirdiği henüz açıklanmadı. 22 Eylül 1984’te doğan Ağırnaslı, 30 yaşındaydı.

DAHA ÖNCE GÖZALTINA ALINDI

Öte yandan Ağırnaslı’nın Kobani’ye ne zaman gittiği ise henüz bilinmiyor. Boğaziçi Üniversitesi’nde okuyan Ağırnaslı 2011’de de KCK soruşturması kapsamında gözaltına alınmış ve serbest bırakılmıştı.

BABANIN MESAJI: HER ACI BÜYÜKTÜR

Nejat Ağırnaslı’nın babası Hikmet Cur’un oğlunun ölümü sonrası kısa bir mesaj yayınladı. Baba Cur mesajında “Oğlumu, yoldaşımı, Nejatım’ı Kobane’de kaybettim. Önünde çok parlak başka hayatlar varken o devrimci dayanışmayı seçti. Sözünde durdu. Beni yanıltmadı. Bir parçam olduğunu bana hediye etti. Her acı büyüktür. Tekrarı yoktur. Onun önünde saygı ile eğiliyorum” dedi.

Dün gece Kobanê’de öldürülen Ağırnaslı’nın dedesi Niyazi Ağırnaslı ise Deniz Gezmişler’in avukatlığı yanı sıra TİP senatörlüğü yaptı. (Hürriyet)

MLKP Merkez Komitesi adına yapılan açıklamada şöyle denildi:

“O, 22 Eylül 1984’te başlayan ömrünü, 30. yılında, faşist DAİŞ’e karşı savaşmak, sömürgeci bölge devletlerinin ve emperyalistlerin özgürlük iradesini kırma planlarına barikat olmak için Paramaz Kızılbaş adıyla yer aldığı Kobanê devrimci mevzilerinde bayraklaştırdı.

YPG’li yurtsever yoldaşlarımızın kurduğu savaş siperlerine adım atarken seçtiği isim, Suphi Nejat yoldaşın düşünce ve duygu dünyası için yeterince fikir vericidir. Kobanê gönüllüsü olma kararı ve ölümü yenme pratiği bunun en berrak ifadesi oldu.

Partimiz özgürlük ve sosyalizm kavgasının feda bölüğü olarak dövüşmeyi sürdürecek, ölümsüzlerimizin bayraklarını dikmek istedikleri zirvelere ulaştırmak için tüm güç ve yeteneğini ortaya koyacaktır. Devrim yolunda canlarını verenlerin ideallerine bağlılık en temel ideolojik değerimizdir. Bu değeri daima yüksekte tutacağız.”

firatnews – radikal

Günümüzün Yezitlerine karşı Kobani’de Hüseyni duruş

Şer ve insanlık düşmanları üç koldan sarmış Kobaniyi. Zaman durdu bir an… Kerbela’yı üç koldan saran Yezid orduları Fırat’la arasına set oldular, bir damla su için Ehl-i Beyt ailesine kıydılar.

Muaviye’nin ve Yezid’in torunları tekrar tarih sahnesine çıktılar hemen yanı başımızda. El Kaide oldular Afganistan’dan Arap coğrafyasına, El Nusra oldular Irak ve Suriye halklarına, IŞİD oldular Ortadoğu’nun başta Ezidiler olmak üzere mazlum halklarına saldırdılar. O Ezidiler ki tarihleri boyunca 73 kez katliama uğramalarına rağmen, sığındıkları Şengal’de binlerce yıldır hiçbir kültüre ve inanca zerre kadar zararı dokunmamış… Cehennemden fırlamış kuduz köpekler gibi her yana saldıran IŞİD çeteleri, bu mazlum halkı yerinden yurdundan ettiği gibi, binlercesini katledip, binlerce genç kadını da cariye diyerek esir aldı; modern(!) dünyanın gözü önünde. Şimdi aynı barbarlar Rojava bölgesinde kendi özyönetimlerini kuran ve dünyaya gerçek bir demokrasi modeli gösteren Kürtlere yönelik katliam planıyla Kobani Kantonu’na saldırıyor. Başta Türkiye olmak üzere batılı patronlarının gözetiminde yine büyük bir mezalim uygulayarak ve binlerce insanı yerlerinden ederek.

İşte biz Aleviler olarak, mazlum Kürt halkının şahsında bölgedeki bütün masum halkların yanında olduğumuzu göstermek, zamane Yezid’lerinin karşısında Kerbela Şahı Hüseyin gibi mücadelelerine ortak olacağımızı yerinde seslendirmek için Kobani sınırına gittik. Pirlerimizle, Alevi kurum temsilcilerimizle, aydınlarımızla Yezid’in ordusuyla savaşanların safında olduğumuzu, birlikte kuracağımız barış dolu bir gelecekten cemlerimizi tutup birlikte ve semaha duracağımızı haykırmaya…

Kobani’ye giden Alevi canların TV 10 ailesinden Ahmet Bakır’la yaptıkları mülakattan önemli bölümleri aşağıda sizlerle paylaşıyoruz.

Fevzi Gümüş /ABF Genel Başkanı

Değerli arkadaşlar, sevgili dostlar. Bildiğiniz gibi hemen yanı başımızda bir vahşet yaşanıyordu ve biz bu vahşete karşı Alevi toplumunun, Alevi örgütlerinin duyarlılığını gündeme getirmek amacıyla bugün Kobani sınırına geldik. Burada direnişte olan Kobani halkını selamladık, ayrıca onların acılarını paylaştığımızı ifade ettik… Hemen şurada sınırın öte yanında inançlarından dolayı, kimliklerinden dolayı insanlar katledilmektedir; bu terör örgütü tarafından. Ortadoğu için bir bataklığa dönmüş bu terör örgütünün insanların katledilmesini, yerlerinden yurtlarından edip onları sürgüne göndermesini, insanların boğazını kesip katletmesini, genç kızları esir alıp onları cariyeye çevirmesini protesto etmek, yine IŞİD’in saldırıları karşısında öz savunma gücünü gösteren Kobani halkının direnişini selamlamak amacıyla buradayız. Aracılığınızla tüm Türkiye’ye ve bizi izleyen tüm dünyaya sesleniyorum: Mazlum Kobani halkı yalnız değildir. Mazlum Kobani halkının yanında Aleviler her zaman olmaya devam edecek, onların mücadelelerine destek verecektir…

Celal Fırat /Garip Dede Dergahı Başkanı

Gün Kobaniyle dayanışma günüdür; gün benden olmayan herkese ölüm diyen IŞİD’e karşı çıkma günüdür. Alevilerin fıtratında barış vardır, her mezhepten insanlara aynı gözle bakılır. İnanıyorum ki IŞİD Kobani’deki direnişin karşısında yenilecektir. Ancak bunun için dayanışmanın daha da büyütülmesi gerekmektedir.

Ercan Geçmez / HBVAK Vakfı Başkanı:

Dindar ve kindar bir mesil yetiştireceğiz söylemi IŞİD’de can bulmuştur. Suriye ve Esat düşmanlığının iktidarı kör etmiştir. Türkiye’de bir Türk Sünni faşizmi yaşananıyor, IŞİD’lilerin tedavi edildiği bir ülkeden de başka birşey beklenemez. Aleviler olaraka, demokratik tepkilerle Kobani halkının yanında olduğumuzu göstermeliyiz.

Doğan Demir / AKD Genel Başkanı:

Ortadoğu’da oluşturulacak tek mezhepli şeriat diğer halklar açısından felaket olacaktır. Bu hassasiyetle hareket edilmesi gerekmektedir. Aleviler olarak yalnız IŞİD’e karşı değil, onun ülkemizdeki yansımalarına karşıda dikkatliyiz. Biliyoruz ki AKP IŞİD’le birlikte bir Ortadoğu pişiriyor. Biz Aleviler bunun farkındayız, o nedenle Kobani bizim için önemli bir mevzidir. Bu mevzinin korunması hayatidir.

İmam Balsever /ÖDAD Eşbaşkanı

obani halkının zalim IŞİD terörüne karşı direnişini destekleyiruz. Kobani’ye karşı sesimizi yükseltiyoruz çünkü Alevi inancı bunu gerektiriyor. Kobani yeni bir Kerbela olmasın istiyoruz, IŞİD denen evlad-ı Muaviye örgütünün kanlı saldırıları boşa çıkarılmalıdır. AKP iktidarının, Kobani dayanışmasına bu şiddetle saldırmasının altında yatan IŞİD’le olan siyasal hedef kardeşliğidir. AKP bir an önce Kürt düşmanlığından vaz geçmeli ve bu cinayet örgütüne olan desteğin kesmelidir.

Müslüm Doğan /PSAKD Genel Başkanı

Bugün mazlum bir halkın soykırıma uğramasını engellemek, buradaki o katliamı engellemek üzere tüm Alevi örgütleri olarak, bu yoldaşlarımızın, canlarımızın yanında olduğumuzu belirtmek üzere buradayız… Burada mazlum Kürt halkının içine düştüğü durum, özellikle uluslararası emperyalist sistemin kullandığı paramiliter katil sürüleri tarafından katledilmesine göz yummayacağımızı ve tüm dünya kamuoyunu bu mazlum ulusun, mazlum halkın yanında olması için burada bir çağrı gündeme getiriyoruz. Dost düşman tüm güçlere şunu söylemek istiyorum: Mazlumların kanı yerde kalmaz…

Mehmet Yüksel /Zülfikar Dergisi

Biz Aleviler olarak, dünyanın neresinde ezilen, mazlum bir halk görürsek, orada olmasak bile yüreğimiz onlarla birlikte atar. Çünkü bütün tarihimiz boyunca ezilmenin, mazlumluğun, mağduriyetin, yok edilmenin ne olduğunu çok iyi bilen bir halkız… Uluslararası ve yerli işbirlikçi güçlerin çıkarları doğrultusunda yeni bir paylaşımla karşı karşıyayız ve her zaman olduğu gibi bu durumlarda lokal/yerel savaşlar çıkarılarak yapılıyor bu işler. Ve bu savaşlarda da her zaman maalesef yerli halklar, mazlum olanlar, siviller mağdur oluyor. Zaten bölgemizde uzun zamandır da özellikle Kürtlerin sırtlanmış olduğu, haklı olarak verdikleri bir kimlik, demokrasi ve insan halkları mücadelesi var… Günümüzde gelinen durum da şöyle: artık bu uluslararası güçlerin yaratmış olduğu kontrolsüz bir caniler çetesi söz konusu ve caniler çetesi, bölgedeki, coğrafyada yaşayan bütün halklar açısından bir tehdit unsuru haline gelmiş durumda… Şimdi bu IŞİD kanlı çetelerine karşı uluslararası güç harekete geçmiş gibi görünüyor ama onların harekete geçmesi değil, bu bölgelerde bu anlamda bu tür oluşumların oluşmasında, mümbit topraklar haline gelmiş bu coğrafyanın bu belalardan kurtulması gerekiyor. Bunun için de bu bölgedeki başta Kürtler olmak üzere, Ezidiler, Süryaniler, Araplar, Türkmenler, Aleviler, buradaki bütün halklar, bürün yaşayan kimliklerle ortak bir mücadelenin yürütülmesi gerekiyor. Birlikte, destekle, elele bir mücadelenin yürütülmesi gerekiyor. Ve bu belanın bir an önce defedilmesi gerekiyor. Çünkü bu bela bugün Kürtlerle savaşırken, yarın başka; işte dün Ezidilere kan kusturuyordu, onlara bir sürü mezalim yaşattı. Bugün Kürtlerle savaşıyor çünkü Kürtler şu an direnen tek yapı onların karşısında… O yüzden biz Aleviler buradayız. Hem desteğimizi sunmak, hem de bütün dünyanın buraya ilgisini çekmek açısından, onların yanında olduğumuzu bir kere daha deklere ediyoruz.

Ziya Halis /Çalışma Eski Bakanı

Kobani basit bir mesele değildir, Coğrafyamızın geleceğini belirleyecektir. Alevilerin Kobani Halkının yanındadır, inancımız bunu gerektirir. Türkiye belirsiz cümleler kurarak oyalıyor, tavrını net olarak belirlemeli, ya IŞİD’e desteğini devam ettirerek Ortadoğu’nun kanlı bir yere dönüşmesine yardımcı olacak ya da Kobani halkının yanında olarak bölgenin barışına katkı sunacaktır.

Kamil Ateşoğulları /Eski Milletvekili

IŞİD’in Kobani saldırısı çok stratejiktir ve hedef Rojava’dır. IŞİD emperyalistlerin, Arapların ve Türkiye’nin ortak bir projesidir, ancak bunun onlara da bir hayrı olmayacaktır. Türkiye IŞİD’i değil, Suriyeyi hedef alarak yanlış yapıyor. IŞİD’le komşu olmayı hayal bile etmememiz gerekir; bu yeni Maraşlar, Sivaslar ve Gaziler demektir. Aleviler bulundukları her yerde sokağa çıkmalı ve demokratik tepkilerini vermelidirler.

Baki Düzgün /Dede

Biz buraya yani yüzyılların tarihsel acılarıyla birlikte geldik. Biliyorsunuz Alevi toplumu yüzyıllarca acılar yaşadı, katliamlar yaşadı, sürgünler yaşadı. Ve bugün bu acılarla buradayız, çünkü aynı acıları buradaki canlarımız, dostlarımız yaşıyor. Ve burada yaklaşık altı tane köyü gezdik; hepsine baktığımızda halk kendi savunma güçlerini oluşturmuş aslında, kendi alanlarını, kendi sahasını kendisi savunuyor… Alevilerin, Sünnilerin, Kürtlerin, Türklerin, emekçilerin birleşik gücü olmadan kurtuluş olmuyor. Yani emperyalistlere, kapitalistlere ya da TC egemenlerine güvenerek bir iktidar ya da bir kurtuluş olmayacağını gördük. Buradan şunu söylemek istiyorum: Biz Aleviler olarak nerede mazlumların direnişi varsa orada olacağız ve bugün de Kobani’de bir direniş var.

Ali Köylüce /FEDA Eşbaşkanı

Kobani mücadelesini ve direnişini desteklemek adına geldik, buradayız. Öncelikle bu konuda belirtmek istediğim çok özel bir durum, Kobani halkının verdiği mücadele, Alevilerin katlini vacip gören bir zihniyete karşı verilmekte olan bir mücadele. Bu mücadeleyi Alevilerin desteklemesi değil, bu mücadelenin öznesi olmak durumundadırlar. Bu topraklarda bu çeteyi, bu cinayet şebekesini oluşturan zihniyet, Aleviler ve benzeri inanç gruplarının tümünün düşmanı olan bir politikayı sürdürmektedirler… Ve Alevi olarak bu topraklarda eğer yaşamımızı, inancımızı devam ettireceksek, inancımızla ilgili yasakların kalkmasını sağlayacak mücadelede başarı elde etmek istiyorsak, Kobani halkının davasını ve mücadelesini kazanmamız gerekmektedir. Eğer burada bu mücadele kazanırsa, Türkiye topraklarındaki demokrasi mücadelesi de kazanmış olacaktır.

Kemal Bülbül /PSAKD Eski Başkanı

Em jı boy geli Kobani, jı boy geli Kurd lı vırın. Ez vek bı xwa Alevi dı bejım “ez jı Kobani me, Kobani ji jı mıne”. Jı boy we em hemu gere lı tevli tekoşine bıbın; tevli meşe bıbın. Ma lı vır dit kul ı gundan, lı bajaran hemu insane me jı awe dıtırsın. Dı bejın şer peşwe bıçı, jı boy we gelek xemginin. Ez dıbejım lı vır wek Alevi: Lı ard u azman, lı dıl u can, Xwade i mezın, tu Kobani bıparezı; tu şerwanen Kobani bıparezı. Ya Xızır i kelek i sar gemiyan, ya şehiden Kerbela, ya Seyit Nesimi u ya Suhreverdi. Ya Xwade jı ruye van ma bıpareza. Em serkeftın bıbın, em bıkışin serkeftıne. Jı boy we ez geli Kobani sılav dıkım, tekoşıne xwa sılav dıkım. Bı hürmeten xwa jı wan ra sılave xwa dışınım. Ser seran…

Yücel Özdemir /Gazeteci

Avrupa Barış ve Demokrasi Meclisi (ABDM) içerisinde Avrupa’nın en büyük Alevi örgütü olan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu var, Demokratik Alevi Hareketi var, Ezidi hareketi var, Süryaniler var. Yani Anadolu ve Mezopotamya’da bulunan bütün inançlar, bütün kimlikler ABDM içerisinde. Biz Avrupa’dan bu mücadeleye destek vermek için iki gündür buradayız. Gödüklerimiz şu: Bir taraftan tabii ki IŞİD’in saldırılarından kaçıp buraya gelen insanların dramı var, ama bir taraftan da sınırda ve Kobani’de büyük bir direniş var. Bizim görevimiz bu direnişi Avrupa’da yaşayan Alevilere, Süryanilere, bütün kimliklerdeki insanlara duyurmak birincisi; ikincisi de tabii ki Avrupa halklarına Kobani’deki direnişi, Kobani’deki mücadeleyi ve insanların durumunu anlatmak. Orada büyük bir uluslararası dayanışmayı gerçekleştirebildiğimiz taktirde bu alçak terör örgütünün baskılarını, saldırılarını hep birlikte püskürtür ve Rojava’nın sonuna kadar özgür bir yer olacağına inanıyoruz.

Cemo Doğan /Sanatçı

bölge gerçekten emperyalist bir kuşatmanın altında. Bölge insanları, halklar yalnız bırakılmış durumdalar. Özellikle Rojava bölgesinde yaratılan, Ortadoğu’nun örnek devrimi bu noktada boğulmak isteniyor… Bu noktada Alevilerin fikir üretmekten, analiz yapmaktan başka çareleri yok. Pratik anlamda da bunu sergilemek zorundalar ve dayanışmak zorundalar çünkü Ortadoğu’nun göbeğinde Aleviler yaşıyorlar. Ehl-i Hak’tan tutun Kakayilere kadar, Kürt Alevilerden tutun da bölgenin içerisindeki Arap Alevilere kadar birçok etno kimliğin yanında Alevi kimliği bir çatı olarak duruyor… Kürt halkı özellikle Rojava devrimiyle birlikte şu anda yine yalnız bırakılmış durumda… Ve tarihin görmediği bir devşirme paralı askerlerle başlayıp, Suriye’yi iç çatışmaya sürükleyen, peşi sıra da Kürtlere yönelen bir terörist hareketle karşı karşıyayız ve bunu bir korku kültürüyle yayıyorlar. Hatırlayacaksınız, Musul’daki gibi Türkmenlere yapılan gibi, yine Arap bölgesinde yapılan gibi… Tam bu noktada Alevilere hem fikirsel anlamda, analiz anlamında, hem de bu noktada pratik anlamda çok iş düşüyor. O gün başımıza gelenler bugün de başımızda, yarın da başımızda olacak ve Aleviler bu noktada bugün çok önemli bir duyarlığı gösteriyorlar. Bütün bileşenleriyle buradalar ve bütün güçleriyle de onların yanında olduklarını söylediler… Bugün de bütün güçleriyle birlikte buradalar ve burada Kobani halkı yalnız değil; Kobani direniyor, Kobani bunu aşacak. Bütün Kürtleri ve onların musahiplerini, Alevileri burada dayanışmaya aktif bir şekilde gelip burada dokunmaya davet ediyorum.

Sezgin Kartal /PSAKD Yeşilkent Cemevi

Ortadoğu ve Türkiye’de radikal, gerici İslami bir toplum yaratılmak isteniyor. Bu manada da Rojava’ya ciddi bir saldırı var çünkü Rojava, orada her türlü halkların, inançların bir arada yaşadığı ve kendi iktidarını kurduğu bir yer… Burada son derece büyük bir insan katliamı yaşanıyor, bir Kerbela yaşanıyor. Yıllardır Kerbela’ya gözyaşı dökerken yanı başımızdaki bir katliama seyirci kalamazdık. Ve Alevi kurum başkanlarımızla buraya yol boyu birlikte geldik ve iki günümüz neredeyse yolda geçti. Hepimizin ortak sloganı, ortak söylemi şuydu: biz 72 millete bir nazarla bakıyoruz. 72 milletin birine bir zarar geliyorsa, birinin kanı akıyorsa bizim kanımız akmış demektir. Orada insanlar açlıktan, susuzluktan ölürken, orada insanlar boğulmaya çalışılırken, orada bir devrim boğulmaya çalışılırken Alevilerin arzu ettiği, özlemlediği bir yaşam boğulmaya çalışılırken biz orada duramazdık. Ve Türkiye’nin dört bir tarafından Alevi canlarımızın temsilcileriyle birlikte buradayız. Kobani direnişine sahip çıkıyoruz.. Bu temsili bir geliştir ama çok fazlaca anlam yüklü bir geliştir. Bu gelişlerimizi daha da sıklaştıracağız ve buradan gittiğimizde Alevi canlarımıza ve diğer insanlarımıza buradaki durumu, buradaki vahşeti anlatmak bizim birinci görevlerimizden bir tanesidir.

Meral Akan /PSAKD Yeşilkent Cemevi

Aranızdaki kadın arkadaşlarınızdan biriyim ancak burada tüm Alevi kadınlarının iradesi olarak bulunuyorum. Biz kadınıyla erkeğiyle, Kürdüyle Türküyle, Alevisiyle Sünnisiyle burada bu direnişi sahiplenmek sorundayız; mecburuz. Rojava devrimi emperyalistlerin korktuğu, ürktüğü bir devrimdir… Biz yaklaşık bir gündür buradayız ama bölge kadınının korkusuz, adeta “aslan aslandır, dişisi erkeği sorulmaz” sözünün bir timsali olarak burada var olduğunu görmek bizlere de, ben ve iradesini burada temsil ettiğim değerli kadın arkadaşlarıma da aynı biçimde umut vermiştir. Rojava’da direnen kadın yoldaşlarımız da aynı biçimde bizlere umut vermektedir. Burada olmamız önemlidir, çünkü Rojava devrimi önemli bir devrimdir; demokratik özgür halkların inşası adına önemli bir devrimdir ve biz Aleviler bu coğrafyanın da insanları olarak sahipleniyoruz Rojava devrimini… Daimi olarak yoldaşlarıyız, musahipleriyiz. Hem kadınlar olarak, hem gençler olarak, tüm Aleviler olarak biz Kobani direnişinin de Rojava devriminin de yanındayız, önemsiyoruz.