Ana Sayfa Blog Sayfa 6381

Kobanê: Halkların onurlu direnişi…

BÜLENT FELEKOĞLU

Hak yolunda, hakikate gark olan Xızır bilgisiyle sırlanmış Alevi canlar; Yezid kültürü Kobanê’de bizlerin gözlerine bakarak katliam yapmak isterken, vicdanımıza her an saplanan hançer misali, yakıyor ciğerimizi. Tarih Hak yolunda hakikat arayıcısı olan biz Alevilere Hz. Hüseyin’in Yezid’e karşı direnişini öğütlemektedir. Hz. Hüseyin Kerbela’da kendine miras bırakılan kültürel İslam’ın değerlerini korumak ve Yezid’in zulmüne karşı halkın sesi olmak, Hak yolunda Hakikatten başka söz olmayacağı gerçeğiyle, Yezid zulmüne ve siyasal (iktidarcı) İslam anlayışına karşı çıkmıştır ve canını Hak yoluna adayarak şehadete ermiştir. Bu şehadet tüm halklaradır, bu şehadet aile efradıyla zulme karşıdır, bu şehadet insanlığa bir öğüttür, bu şehadet Alevi canlara öğüttür. Zulme boyun eğme, zulüm edenin karşısına dikil bunun sonu canın olsa bile; çünkü senin yolun hak yoludur, Hak yolu cümle can ile bir olmaktır. Yanlışa düşene el uzatmak, Zulmedene karşı durmaktır. Darın bekçisi Xızır’ın aşkıyla darda olana derman olmaktır. Her Alevi, Yaresan, Bektaşi, Kakai üzerinde bu farzdır. Gözümüzün önünde bu zulümler olurken sessiz ve sağır olamayız.

Bugün Ortadoğu’da Yezid’in hüküm sürdüğü topraklarda yine aynı anlayışla, IŞİD halkların katili, kültürlerin talancısı haramiler misali, hem İslam’ı kirletmekte, hem de zulüm etmektedir. Bu zulmüne ortaklar da bularak katliamlara girişmektedir. Biz biliyoruz ki Ortadoğu, özelde Mezopotamya tüm inançların merkezi, İbrahim’in, Musa’nın, Zerdüşt’ün, İsa’nın topraklarıdır. Günümüzde ise dünya güçlerinin kendini arındırdıkları ve iktidarların tüm kirleriyle oyun oynadıkları, sistemlerini ve para iktidarlarını kurmak istedikleri bir yer olmuştur. Bunu toplumların inandıkları ve kendini korudukları inançlarını, ahlaklarını kirleterek teslim almak istiyorlar. Hiçbir samimi Müslüman IŞİD’i kabul edemez; Hz. Muhammed’in insanlığa tebliği olan Kur’an’ı da Muaviye’nin mızrakları ucuna taktığı gibi, namlunun uçlarına takarak kirletiyorlar. Müslümanlar bunu kabul edemez, kabul etmek şirk koşmaktır, kabul etmek zulme ortak olmaktır. Hz. Hüseyin bu zülme karşı durduğu için Şehitlerin Şahı’dır. Hz. Hüseyin yalana ve talana karşı durduğu için yüreklerimizin tacıdır. Ve en son başaramadıkları para iktidarlarını, tekrar tekrar halkların binyıllardır taşıdığı inanç ve ahlaklarını, ortak yaşam kültürlerini, yine onların içinden zulüm iktidarları kurarak birbirine kırdırmak ve kalan ahlaklarını güvensizlik tohumları ekerek yok etmek istiyor ve teslim almak istiyorlar. ABD’nin de, Suudlar’ın da, Katar’ında, Türkiye’nin de, İran’ın da, Rusya’nın da niyeti budur. Yıkmak temelden başlar çünkü. Yıkmak en önce toplumsallığı yok etmekle, parçalamakla başlar; önce kültürleri güvensizleştir, sonra komşuları birbirine katlettir, sonra kardeşi kardeşe boğdur, sonra evlada babayı öldürt ve güveni bitir. En son da teslim al, tek kişilik bencil hücrelere doldur ve köle yap. Baktığınızda göreceksiniz; Ezidiler’i komşularına öldürttüler, Süryanileri komşularına öldürttüler, Alevileri komşularına öldürttüler; Ermenileri, Rumları komşularına öldürttüler, Türkmenleri komşularına öldürttüler. Habil ile Kabil’in hikâyesi neden bu coğrafyada doğmuştur anlamak gerek, çözümlemek gerek. Bu coğrafya halklarına bir nasihattir bu kardeşin kardeşi katli, komşunun komşuyu katli, toplumun toplumu katli. Yaşamı köleleştirmekten başka bir işe yaramaz bakın ve ibret alın demektir. Bakın ve tekrar edin değil. IŞİD Ortadoğu’nun taşeron örgütü, İslam’ın Hak söyleyen dilini kirleten, halkların katili, zulümkârın ayak yalayıcısıdır.

Bugün; bu zulme karşı duran teslim olmamış tek güç YPG ve YPJ’dir. Kürtler ve Ortadoğu peygamberler diyarının, ilk tohumun atıldığı ilk köyün kurulduğu, insanlığın beşiği ölümsüzlüğün bilgi taşıyıcısı, dardakinin dermanı Xızır’ın coğrafyasındaki namuslu halkların beraber direnişi Kobanê’dir, Şengal’dir. Hak söyleyip, Hak yolunda bedenlerini siper edenlerin, halklarla kucaklaşanların coğrafyası, toprakları kanla sulanmış felsefe ve inançla arınmış toprakların evlatları; Günümüzün Yezid’i IŞİD’e karşı yek vücut olmak zorundadır. Bu harami ordusu, bu coğrafyanın haram yiyenleri, 13 yaşında kızlara tecavüz edip bunu da “Peygamber 9 yaşında evlendi, bu yüzden mubahtır” diyen ahlak yoksunlarının yaşam hakkı olmadığı bir coğrafyadır. Ve Rojava bu ahlak yoksunlarına ve halk düşmanlarına, inanç düşmanlarına karşı halkların ortak yaşam arzusunun filizlendiği, ulusların ve inançların beraber yaşam ahlakını yeşerten umut olmuştur. Bu umudu boğmak istiyorlar. Baba İshak’ın mirasının doğduğu coğrafyada soya, boya bakmadan zulme karşı paylaşmayı ve ortak yaşamı savunarak mücadeleye tutuştuğu anlayışla Rojava’nın filizlenmesine tahammül etmiyorlar; boğmak istiyorlar. Bedenini bu ortak yaşam anlayışına siper ederek kahramanca direnen Kobanê’de biz Aleviler tarafız; Hak söyleyenin yanında omuz omuzayız. Dün Şengal, bugün Kobanê IŞİD’e karşı direnenlerin yanındayız. Türkiye halkları bu kirli oyuna dâhil edilmek isteniyor. Biz Anadolu’yuz, kırdırdınız bizi birbirimize; bu oyunu biliyoruz. AKP ve onun yardakçıları bu toprakların değerlerini satarak başladınız bizleri kirletmeye. Niyetiniz bizleri tekrar biribirine boğdurmak ise yanılıyorsunuz. Biz Kürdüz, biz Türküz, biz Arabız, biz Ezidiyiz, biz Süryaniyiz, biz Ermeniyiz. Gezi’de de yanıldınız Kobenê’de deyanılıyorsunuz. Bizler toplum olacağız, bizler komşularımızla yaşayacağız, bizler inançlarımızla yaşayacağız ve beraber yaşayacağız Arabıyla, Kürdüyle, Türkmeniyle. Asurisi, Süryanisi, Türkü ve tüm halkları ile.

Yezidlerin zülmüne direnen Kobenê’yi, YPG ve YPJ’yi selamlıyoruz.

 

Türkiye’de Ali, Rojava’da Hüseyin olma zamanı

Serin ama güneşli bir Eylül sabahı, İstanbul Kadıköy’de Kobani’ye doğru yola çıkmak için buluştuk. Aynı anda bir bölüm dostumuz da Alevilerin genel sorunlarının yanı sıra, eğitim sisteminde yapılan yeni düzenlemeler ve uygulamalara karşı başlatılan “Dergâhlardan Ankara’ya” yürüyüşe destek amaçlı toplanmıştı. Sayıları 15’e yaklaşan dergâhtan Ankara’ya başlatılan ve 12 Ekim’de Ankara’da bir mitingle son bulması planlanan yürüyüşle, Aleviler uzun zamandır Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) tarafından düzenlenen dinci ve asimilasyonist eğitim politikalarına karşı ve temel insan haklarına sahip çıkarak dünyaya seslerini duyurmak istiyorlar. Onlar Ankara’ya, biz de Alevi Bektaşi Federasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri, Alevi Kültür Dernekleri, Zülfikar Gazetesi, TV 10 ve Levh-i Kalem Fikir topluluğu temsilcileri olarak, Kobani’ye doğru yola çıkacaktık. Amacımız Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) terör çetelerinin uyguladığı mezalime karşı mazlumlarla dayanışma içinde olduğumuzu ve Ezidilerden sonra Kürt halkının da yanında yer aldığımızı yerinde haykırmaktı.

Dostlarımızı uğurladıktan sonra biz de kendi otobüsümüze binip yola çıkmaya hazırlandığımız esnada, otobüsümüzün önü trafik ekipleri ve sivil polisler tarafından kesildi. Maltepe Belediyesi tarafından tahsis edilen otobüsün üzerindeki belediye logosunun mevzuata aykırı olduğu gerekçesiyle aracımızın bağlanacağı söylendi. Tabii hiç birimiz bunun doğru olmadığını, asıl yapılmak istenenin biz Alevilerin Kobani’ye gidişini engellemek olduğunu gayet iyi biliyorduk. Türkiye’deki uygulamaları ve özellikle AKP iktidarına ve onun belediyelerine ait hiçbir araca böylesi bir uygulamanın bırakın yapılmasını, düşünülmesinin bile imkânsız olduğunu bu ülkede yaşayan herkes bilir. Uzun tartışma ve telefon görüşmelerinden sonra nihayet aracımız saatler sonra da olsa hareket edebildi.

Yolumuz uzundu ve oraya gidince nasıl bir tabloyla karşılaşacağımızı (aşağı yukarı tahmin etsek de) bilmiyorduk. Devletin resmi veya özel olup da iktidarın borazanı haline gelmiş medyasının, bölgeye ve yaşananlara dair yansıttıklarının yalan dolan ve saptırma-yönlendirme amaçlı yayınlar olduğunun bilincindeydik. Gece boyunca ağır bir hava eşliğinde aramızda sohbetlerle yolculuk ettik.

Bölgeye vardığımızda karşılaştığımız manzara çarpıcıydı. Kelimenin tam anlamıyla insanlık tarihindeki geri bir aşamada takılıp kalmış bir coğrafyaya girdiğiniz hissine kapılıyorsunuz. Bunun fiziki olarak bir gerçeklik payı da var çünkü parçalanmış bir halkın geri bıraktırılmış toprakları burası. Zaten uzun zamandır verilen mücadele de bunun değişmesi için. Son yıllarda başlatılan çözüm ve barış süreciyle birlikte bölge insanına ve tüm Türkiye’ye verilen demokrasi ve insanca yaşam konularındaki sözlere rağmen, bölgedeki genel manzara hala bir sömürge coğrafyası görünümünde. Devletin ve idarenin görünen ve halkla muhatap olan yüzü despot, fütursuz ve ceberut güvenlik ve kolluk kuvvetlerinden müteşekkil. Sanki 2014 Türkiye’sinde değil, geçen yüzyıldan kalma bir müstemleke coğrafyada dolaşıyorsunuz.

Suruç’un sokaklarına ilk adım attığımızda ortada olağanüstü bir durum yaşandığını hemen hissediyorsunuz. Günlerdir süren IŞİD saldırıları ve vahşetinden kaçıp gelmek zorunda kalan Kobanililer ve durumu yerinde görmek için dünyanın her yerinden gelenlerle birlikte, kentin nüfusu bir anda üç katına yaklaşmış durumda. Her tarafta canlı bir hareket ve koşturma hali hâkim. Başta Suruç Belediyesi olmak üzere, halk Kobani’den gelen mağdurlara yardım etmek için seferber olmuş vaziyette. Bunun yanı sıra, Türkiye’nin çeşitli yerlerinden yardıma ve desteğe gelmiş birçok sivil toplum kuruluşu ve bireysel çaba gösterenler, bir o kadar da bunları izlemeye gelen ve ne olup bittiğini takip eden resmi devlet görevlileri…

Batıda özellikle medya aracılığıyla gelenlere devletin yardım ettiğine dair yapılan haberlerin aksine, orada sadece Suruç Belediyesi ve halkın candan çabası dışında yapılan bir çalışmaya tanık olmadık. Gelen savaş mağduru konukların durumları oldukça perişan. Kalacak yer, barınma, temizlik ve beslenme noktalarında ciddi sıkıntılar var ve bu konuda sadece belediye, sivil toplum kuruluşları ve akrabalık bağı bulunan yerel halk dışından mücadele eden kimse yok. İnsanlar sokaklarda, parklarda ve boş işyeri ya da düğün salonu gibi mekânlarda imkânsızlıklar içinde yaşam mücadelesi veriyor. Çocukların bırakın eğitim, oyun, sağlık gibi ihtiyaçlarını, giyecek ve yiyecek gibi temel gereksinmeleri dahi yok. Zaten bir kısmı da büyükleri tarafından bırakılıp gidiliyor. Çünkü büyükleri onların en azından can güvenliğini sağladıklarını düşünüp, tekrar IŞİD ile savaşmak için Kobani’ye dönüyorlar…

Kobani’ye destek ziyaretimizde, başta HDP Mersin Milletvekili Etuğrul Kürkçü ile DBP Eş Genel Başkanı Kamuran Yüksek olmak üzere, bizi karşılayanlar ve orada görüştüğümüz kurum ve temsilciler başka bir tablo anlattılar. Daha sonra gelen mağdurlar ve sınır boyunca yaptığımız görüşme ve incelemeler de bunu doğrular nitelikteydi. Türkiye Cumhuriyeti ve AKP Hükümeti eli kanlı IŞİD çetelerine açık ve gizli destek vermekle kalmıyor, savaş mağdurları ve gelenlerin sayısını oldukça abartarak sınırda istediği bir güvenli ya da tampon bölge inşasına yönelik uluslararası kamuoyunu yönlendirmeye çalışıyor. Amacın bu vesileyle her türlü yardım çabasına dönük iyice izole ettiği ve ağır silahlarla teçhiz edilmiş IŞİD’in sürekli saldırdığı Suriye Kürdistanı Rojava’daki Kürt oluşumunu yok etmek olduğu anlaşılıyor.

Sonuç itibariyle, Aleviler olarak, her nerede olursa olsun ezilen ve şiddete, katliama uğrayan mazlum halkların yanında yer aldığımızı ve insanlık davasında taraf olduğumuzu göstermek amacıyla yaptığımız ziyarette, temaslarımızın yanı sıra sınır boyunda farklı köylere de uğradık. Bunlar sırasıyla sınıra sıfır noktasında bulunan Alizer köyü, mültecilerin barınmaya çalıştığı Kop köyü, Devşan köyü ve Mürşitpınar Sınır Kapısı olmak üzere dört ayrı noktaydı. Suruç merkez ve buralarda edindiğimiz izlenimler, devlet ya da hükümetin sınırdan geçenlere hiç bir yardım yapmadığı, gelenleri de Suruç dışına gitmeye zorladığı yönünde. Çatışmaların çok yoğun olduğu bölgelerin sınıra çok yakın olduğu ve gözle izlendiği, burada güvenli olmayan ve çok az insanın barınabileceği boş çadırlar gördük. Ayrıca sınırda bekletilen ve eziyet edilen, çoluk çocuk çok sayıda Kobanili sığınmacı var. Geri gidişlerinde bile ciddi sıkıntı yaşatılıyor ve en ufak bir toplu harekette gaz bombalarıyla müdahale ediliyor. (Bu yolculuğumuzu gerçekleştirip döndükten sonraki günlerde, IŞİD barbar çeteleri –yine Türkiye ve dünyanın seyirci kalmasıyla- saldırılarını alabildiğine yoğunlaştırdı. Buna mukabil PYD ve YPG güçlerinin bu şiddetli saldırıya karşılık kısıtlı imkânlarla ölümüne direnişleri hala devam etmekte. Ek olarak AKP Hükümeti bölgeye yönelik olarak bir askeri harekât amacıyla kullanabileceği ve müdahalenin yolunu açan sınırötesi tezkereyi Meclis’ten geçirmeyi başardı. Gelişmeleri ve yaşanacakların seyrini önümüzdeki günlerde izlemeye devam edeceğiz.)

Bütün bunların ışığında ve Rojava bölgesinin Kürtlerin kontrolüne geçtiği günden bu yana gerek Davutoğlu, gerekse de Recep Tayyip Erdoğan’ın bu duruma izin verilmeyeceği yönündeki açıklamaları, aslında Türkiye Cumhuriyeti’nin arzusunu net açıklıyor. Türkiye kendi topraklarındaki Kürt sorununu çözmek bir yana, ülke toprakları dışındaki Kürt bölgelerinde bile onların lehine bir duruma tahammül gösterememektedir.

Çok sıcak gelişmelerin yaşandığı ve çatışmaların şiddetli ve had safhada seyrettiği bölgemizde yaşananlar bizleri çok yakından ilgilendirmektedir. Yanı başımızdaki sınırların yeniden düzenlenerek, yeni dengelerin oluşturulmaya çalışıldığı bir zalimler ve mazlumlar savaşının göbeğine düşmemiz an meselesi. Burada Alevi toplumu olarak bilmemiz gereken öncelikli gerçek, yolumuzun ve inancımızın gereği mazlumun yanında yer almamız gerekliliğidir.

Ülke sınırları içinde başta eğitim olmak üzere, her zeminde bizleri asimile ve yok etmek için her türlü sinsi yola başvuran yezitlere karşı, Şah-ı Merdan Ali ve Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin işaret ettiği bilim ve eğitime sahip çıkmak; dışarda her türlü şer odağının beslemesi olarak azgınca insanlığa saldıran IŞİD ve benzeri barbarlara karşı, mazlumların yanında Şah-ı Kerbela Hüseyin gibi dimdik durmak yolumuzun gereği, boynumuzun borcudur.

 

Düsseldorf’ta KOBANİ yürüyüş korteji 3 km’ye ulaştı

Almanya’nın Düsseldorf kentinde Kobanê ve Şengal ile dayanışmak amacıyla organize edilen yürüyüşe onbinlerce kişi katıldı.

ANF’nin haberine göre Almanya, Belçika ve Hollanda’dan gelen onbinlerce kişi bu sabah saatlerinden itibaren Düsseldorf’ta Rhein nehri kıyısındaki Kaiser-Wilhelm alanında bir araya geldi.

30’u aşkın organizasyonun çağrısıyla düzenlenen yürüyüş saat 12.00 itibariyle başladı. Eylemciler, Kuzey Rhein Vestfalya Eyalet Meclisi önünde bir miting yapacak.

Eyleme Kürtler ve dostları katılırken, Alevi, Êzîdî, Müslüman ve Hıristiyan dini topluluklar, Kürt, Ermeni, Türk, Alman, Keldani ve diğer halklardan katılımlar var.

Açlık grevi eylemcileri önlükleriyle, geleneksel kıyafetli kadınlar, dev bir sarı-kırmızı-yeşil bayrak ve büyük bir Öcalan posterinin dikkat çektiği yürüyüşte, farklı örgütler ve halklar kendi bayrakları ve renkleri ile yer aldı.

Yürüyüş korteji üç kilometreye ulaşırken, organizatörlere göre 100 bini aşkın kişi bir araya geldi. Eylemciler Batılı hükümetleri DAİŞ vahşet örgütüne karşı Kobanê direnişinin yanında aktif yer almaya çağırırken, YPG güçlerine ağır silahlar verilmesi ve PKK’nin Almanya’daki yasak listesinden çıkarılmasını talep ediyor.

Alevi kurumlarından sert açıklama “Bu miting yapılacaktır!”

HACI BEKTAŞ VELİ ANADOLU KÜLTÜR VAKFI VE ALEVİ KÜLTÜR DERNEKLERİ’NDEN

TÜM ŞUBELERİMİZE, ALEVİ ÖRGÜTLÜLÜĞÜNE, BASINA VE KAMUOYUNA

12 EKİM 2014 ANKARA MİTİNGİ’YLE İLGİLİ ZORUNLU AÇIKLAMA

Bu miting yapılacaktır!

Baştan beri üç Alevi örgütünce (Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı –HBVAKV, Alevi Kültür Dernekleri-AKD ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği-PSAKD) hazırlıkları yürütülen ve adı geçen örgütlerin zorunlu din dersine, eğitimin dinselleştirilmesine, eğitimde hak ihlallerine karşı başlattıkları yürüyüşlerin sonunda, 12 Ekim 2014 tarihinde Ankara’da yapılması planlanan mitingin yapılacağı tarih yaklaştıkça, kamuoyunda mitingin ertelendiği, iptal edildiği gibi söylentiler dolaşıma sokulmuştur. Bu, söylentiler eğer bir kara propaganda ürünü değilse, söylenti kaynaklarının niyeti ne olursa olsun, açıktır ki mitinge gölge düşürmeye, mümkünse yaptırmamaya ve bunun da başarılamadığı yerde mitinge katılımı olabildiğince zayıflatmaya ve bu yolla kurumlarımızı kamuoyu nezdinde küçük düşürmeye, saygınlığını zedelemeye ve bir bütün olarak Alevi hareketine sokakları kapatarak pasifize ve saf dışı etmeye yönelik olduğuna ilişkin kuşku yoktur!

Kamuoyuyla açıkça paylaşmak isteriz ki miting tarihi yaklaştıkça, son iki haftadır HBVAKV ve AKD genel başkanlarına yönelik tehdit telefonları giderek sıklaşmış, nihayet tehdit mektupları gönderilmeye başlanmıştır. Tehditler artarken, aynı zamanda gizli-açık, dost-düşman kimi kaynaklardan; yapılacak mitingin büyük bir provokasyonla kana bulanacağı, mitingin yeni bir Sivas katliamı için vesile yapılacağı, mitinge gelecek kitlenin can güvenliğinin kesinlikle olmadığı, bu nedenlerle mitingin kesinlikle yapılmaması gerektiği, iptal edilmiyorsa en azından ertelenmesinin zorunlu olduğu biçiminde telkinler ve doğrudan-dolaylı baskılar, mitingi organize eden üç kurumun temsilcilerine de yönelmiştir. Mitingi düzenleyen kurumlar olarak çok çeşitli kaynaklardan gelen her tür bilgi ve duyumu, elimizdeki tüm olanakları seferber ederek, hak ettiği ciddiyet içinde değerlendirdik. Bu tartışma ve değerlendirme süreci içindeyken, henüz Bingöl Emniyet Müdürü’ne yönelik suikast, Gaziantep’te Kürt nüfusun yoğun olarak yaşadığı mahalleye yönelik linç ve katliam girişimi gibi ihmal ve göz ardı edilemez kaygıları büyüten eşikler aşılmamışken, PSAKD güvenlik gerekçesiyle mitingten çekilmeye karar vermiştir.

Özellikle PSAKD’nin güvenlik gerekçesine sığınarak miting organizasyonundan çekildiğini beyan etmesiyle mitingin iptal edildiği, ertelendiği biçimindeki bu kara propagandaya hız verilmiş, PSAKD kendi şubelerinin mitinge katılmaması için mitingin iptali ya da ertelenmesi gibi bir durum söz konusu olmadığı halde, mitingin ertelendiği duyurusu yapmıştır. Dahası, özellikle bir önceki yönetim döneminden başlayarak bu dönemde de sürdürülen bir anlayışla, siyaseten içi tümüyle boşaltılan, demokratik Alevi hareketinin Muharrem iftarları ucubesi gibi kırmızı çizgilerini açıkça ihlal eden, sözde Alevi örgütlerinin birliği adına, Tuzluçayır cami-cemevi ucubesini polis-cemaat-hükümet işbirliğiyle halkımızın canı pahasına dayattığı bile unutturulmaya çalışılan İzzettin Doğan’ın Alevilere karşı işlediği suçlarla yüklü tarihini temize çekmeye uğraşan, Doğan’ın kuyruğuna takılarak Avrupa’da ve ülkemizde onu Alevi kitleler nezdinde parlatmayı biricik iş edinen, Sivas Katliamı karşısında bir gün bile Madımak’ın adını ağzına almamış, Madımak’ın önünde görülmemiş Doğan örgütlerine bütün kürsüleri açarken Avrupa Alevi örgütlülüğüne konuşma hakkı bile tanımayan, baştan beri mitingi düzenleyici kurumlar olarak bizleri etkisiz hale getirmeye çalışarak ele geçirmeye çalışan, bunu başaramadığı ölçüde de mitingi engellemeye yönelen ABF (Alevi Bektaşi Federasyonu ve en büyük iki bileşeninden biri PSAKD’dir) devreye girerek kurumlarımızın şubelerine mitingin ertelendiği, iptal edildiği yolunda gerçek dışı duyurular yaparak mitinge katılımın önünü kesmeye çalışmıştır.

PSAKD mitingten çekilme kararını kamuoyuna duyururken bile olası katılımcıların kafasını karıştıracak şekilde “12 Ekimde Ankara’da yapılacak bir mitingle sonlandıracağımız yürüyüşümüz, ülkemizde yaşanan son gelişmelerde göz önünde bulundurularak ileriki bir zamana ertelenmiştir” ibaresine yer vermekten kaçınmamış, hemen ardından da “Yürüyüşü birlikte planladığımız diğer kurumlarımız ile mevcut süreci yorumlama ve yapılacaklar konusunda meydana gelen görüş ayrılığımız neticesinde diğer kurumlarımız mitinge devam kararı almışlardır” demektedirler. PSAKD diğer kurumların mitingi yapacağını söylüyorsa, kendilerinin ertelendiğini duyurduğu hangi mitingtir? Yok, ertelediklerini beyan ettikleri miting bu mitingse, biz, diğer kurumların yapacağı hangi mitingtir? Mitingten çekilerek kendi tabanında da büyük bir hayal kırıklığı ve öfke yaratan PSAKD, en azından kendi örgütlülüğüne karşı, elbette bu basit sorunun yanıtını vermekle yükümlüdür! Ayrıca eminiz ki, mitingin resmi prosedürü tamamlandığı anda, Ankara Emniyeti’ne dilekçe vererek mitingin içinde yer almadığını ve olası gelişmelerden sorumlu olmayacağını beyan PSADK, bu dilekçesinin bir örneğini de kamuoyuyla paylaşacaktır!

Mitingin yeni bir Sivas katliamına yol açacağı iddialarıyla daha baştan travmatize edilmesi, mitingin hiç de güvenli olmadığı yönündeki telkin ve baskıların çoğalması, ülkemiz sokaklarının ipi devletin ve hükümetin elinde olan çete saldırılarıyla kan gölüne çevrilmesi ve PSAKD’nin güvenlik gerekçesiyle mitingten çekilmesi birleşince açıktır ki herkesin kafasında güvenlik kaygıları başlı başına bir soru işareti olarak öne çıkmıştır. PSAKD de işte bu soru işaretine kendince bir yanıt vermiştir: Çekilme! Bu kararı ve bunu duyurma biçimiyle de en başta PSAKD mitingin provokasyona açık, güvenliksiz ve tehlikeli olduğunu kamuoyu nezdinde onaylamış ve ilan etmiştir! PSAKD, her ne kadar bizim de saygı duyduğumuz mücadele tarihine atıf yaparak “ülkemizi ve halklarımızı bir savaş ortamından ve devlet teröründen korumak temelinde tüm demokrasi güçleri ile bir karşı duruşu örgütlemek üzere girişimlerde bulunmaya” başladığını duyursa da, belli ki bu girişiminin ilk örneği meydanları hükümet ve devlet destekli çetelere, onların kanlı eylemlerine terk etmek, Alevileri evlerinde oturmaya çağırmak olmuştur!

Sokakları kan gölüne çevirenler, ülkemizi iç şavaş provalarına sokanlar, demokratik haklarını kullanarak sokağa çıkan Türkler, Kürtler, Aleviler, Sünniler, dindarlar, dinsizler, kadınlar, erkekler, çocuklar, yaşlılar değildir! Tüm bölgemiz için büyük bir dramın yaşandığı Kobane için, kameraların karşısına geçip “Kobane düştü düşecek” diye ellerini ovuşturanlar kimlerse, “misliyle karşılık görecekler” diyerek kendisinin bir siyasetçi ve devlet adamı, sorumluluğunun da yurttaşa karşı olduğunu unutarak tüm halkı şiddetle rehin alıp tehdit etmeye kalkanlar kimlerse, sorgusuz sualsiz karanlık operasyonlarla insanları katledip “iki saatte cezalandırdık” diyenler kimlerse; işte onlardır sokakları kan gölüne çevirenler! Tam bu ortamda Sivas travmasını bütün Alevilere, bütün topluluklara yayarak Alevileri sokaktan evlerine çağıran zihniyet açıktır ki kendi mücadeleci tarihinden söz etmeye en az hakkı olan zihniyettir! Kimse unutmamalıdır ki bu tarih kimsenin hovardaca saçıp savurabileceği babasından kalmış sermayesi değildir! Tarih bu; tam da böyle büyük karar ve kırılma anlarında, vezir de eder, rezil de! Ve tarih, tam da şimdi, bizleri büyük bir sorumlulukla karşı karşıya bırakmıştır!

Tam bu tarihsel anda herkes kendine sormalıdır: Bugün ülkemizde bin hücresi olduğunu açıkça ilan ederek, arkasında büyük bir tarihsel mirası taşıyan koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni açıkça tehdit eden, adına IŞİD denilen katiller sürüsü bu bin hücreye nereden ve nasıl eleman devşirmektedir? Tüm dünyada, en başta tüm Sünni Müslümanları Müslümanlığından utandırarak, dünya karşısında başını yerden kaldıramaz hale getirip utanç içinde bırakan bu caniler güruhu ve onların yerli işbirlikçileri gökten zembille mi inmiştir? “Çocuktan katil yaratan” bu karanlık neyin eseridir; bu karanlık, en başta eğer tüm bir toplumsal hayatı devletluların çıkarları doğrultusunda sözüm ona dinselleştiren zorunlu dinsel eğitimin, hukuksuzluğu uluslar arası mahkemelerce tüm dünyaya ilan edilen dersleriyle, sözde seçmeli özde zorunlu kılınan dizi dizi din dersleriyle, okullarda küçücük çocukların başının örtülmeye zorlanmasıyla, anaokullarından camilere bebek yaşta çocukları taşıyan eğitim sisteminin değilse neyin eseridir bu karanlık? Dün Irak’ta, Suriye’de vahşi katliamlara imza atmış, bölgemizin kadim halklarına karşı acımasız cinayetlerin sorumluluğunu üstlenmiş bu ve benzeri örgütlerin yarattığı karanlık kimin eseridir? Kobanede’de, Rojava’da Kürt, Ermeni, Ezidi, Türkmen, Alevi, Şii… kim varsa tümünü katliamla tehdit eden bu karanlığa giden yol neyin taşlarıyla döşenmiştir; en başta eğitimin değilse? Hatırlansın: 4+4+4 sistemi kimden alındı, selefi Suudi Krallığından değil mi? Öyleyse bugün Kobane’yi savunmak nasıl ki yalnızca komşumuzu, akrabamızı, kardeşimizi, dostumuzu, yoldaşımızı savunmak değilse, bu karanlığa karşı çıkmak da yalnızca Alevilerin sorunu değildir! Artık bu miting yalnızca Alevilerin mitingi değildir. Bu nedenle de hiç kimsenin sokakları devletin ve hükümetin bir işaretiyle kan gölüne çeviren çetelere terk edip, bu ülkenin onurlu tüm insanları gibi barıştan, birlikte yaşamaktan ve demokratik hakların genişletilmesinden yana olan, şiddetle uzak ara ilgisiz Alevileri evlerine kapatmaya hakkı yoktur! Sokaklar ve meydanlar katliamcı çetelerin değil, bu ülkenin en demokratik temel haklarını kullanan, vicdanlı, onur sahibi yurttaşlarınındır!

Öyleyse bu miting yapılacaktır!

Mitingin düzenleyicileri olarak bizler dosta düşmana ilan ederiz ki mitinge gelmeyi düşünen, gelebilecek, gelecek her bir canımızın bir saç teli bile bizler için değer biçilemez! Mevcut gelişmeler karşısında ne hükümete, ne herhangi bir devlet kurumuna güveniyoruz! Çetelerin saldırıları ve mitingimiz hakkında dedikodu çarkları dönerken, Alevi topluluklar Sivas tehdidi ve travmasıyla evlerine çekilmeye zorlanırken bu mitingin tümüyle güvenliksiz olduğunu ilan ediyoruz! Bu güvenliksizliğin ve yine şimdiden ilan ediyoruz ki, miting meydanında düşünmek bile istemediğimiz en küçük bir provokasyonun gerçek sorumlusu, demokratik haklarını demokratik usüller içinde kullanan yurttaşlarını koruma görevini tümüyle terk ederek yurttaşını düşmanlaştıran devlet, hükümet ve onların kurumları, kişileri olacaktır! Ancak devletin ve hükümetin sorumluluğunu işaret etmek, bizlerin muhtemel riskleri, tehlikeleri gözetmeyeceğimiz, gözetmediğimiz anlamına gelmez! Biz, miting kararlılığını sürdüren kurumlar olarak dostlarımızın, canlarımızın sırtından ucuz kahramanlığa soyunmayı reddederiz! Bu nedenle bizler, HBVAKV ve AKD olarak, tüm şubelerimizi, tüm üyelerimizi mitinge katılıp katılmamak konusunda serbest bırakıyoruz! Kimse adına onun yerine geçip sorumluluk üstlenmiyoruz! Aynı şekilde, mitingimize destek vereceğini söyleyen tüm dost örgütlenmelere, inisiyatiflere yönelik destek ve katılım çağrımızı geri çekiyoruz! Mitingimizle ilgili olarak Kendi üyeleri ya da bileşenlerine yönelik olarak yapacakları her tür çağrı ilgililerin kendi sorumluluğundadır.

Ancak ister iki kişi, ister iki yüz, ister iki yüz bin… Bizler o meydanda, o saatte olacağız; bembeyaz flamalarımızla, bayraklarımızla, sözcüklerimizle, şarkılarımızla Sıhhıye’de olacağız; inat ettiğimiz için değil, bu miting artık yalnızca Alevilerin mitingi olmaktan çıktığı için…Yalnızca bembeyaz flamalarımızla: Bu miting baştan beri karanlığa karşı aydınlığın savunusu olduğu içindir ki…bu miting katliamcılara, asimilasyonist zihniyete karşı demokratik bir birlikteliğin haykırılması ve bunun en temel şartının mevcut eğitiminin sistemine yalnızca din dersleriyle değil, tüm boyutlarıyla karşı çıkılması gerektirdiği içindir ki…IŞİD karanlığına karşı beyaz bayrakların, eğitimde yeni bir başlangıç için beyaz sayfaların, bağırıp çağırmayı höykürmeyi haklılık sayanlara karşı beyaz suskunluğun, ülkemizde,bölgemizde kanı canice dökülen tüm kardeşlerimiz için beyazlara bürünmüş bir saygının mitingi olacaktır; biz tarihten silinsek de yenilmez umudun ve ortaklaşalığın mitingi!

Tekrar ederek vurguluyoruz bizler iki kişiyle de olsa, iki bin kişiyle de olsa, beyaz flamalarımızla sokakta, miting meydanında yerimizi alacağız!

Öyleyse bu miting yapılacaktır!

Tüm şubelerimize, Alevi örgütlülüğünün bütün bileşenlerine ve mitingimize destek olan tüm kurumlara ve inisiyatiflere sesleniyoruz: Karşı karşıya olduğumuz bu özel durum ve özel gündem nedeniyle, mitingimize hiçbir bayrak ve flama, biz düzenleyici kurumların bayrak ve flamaları dahil, hiçbir pankart, afiş, poster kabul edilmeyecektir. Mitingimize katılan her canımıza meydan girişinde beyaz flamalar kurumlarımızca sağlanarak dağıtılacaktır. Bu nedenle mitinge katılacak olanların, en başta kendi üyelerimiz olmak üzere, kendi şubelerimizin bayrak ve flamaları ya da pankartlarıyla da olsa miting alanına gelmemelerini; kurumlarımızın dışındaki inisiyatiflerin aynı şekilde, pankartsız, bayraksız, flamasız olarak gelmesini bekliyoruz! Bembeyaz flamalarımız: Çetelere karşı, IŞİD karanlığına karşı, katliamlara karşı, Kobane’deki, İstanbul’daki, Antep’te, Adana’da, Dersim’de, Rize’de… dünya nereden kanıyorsa oradaki dostlarımızla barışın büyük beyaz gelincik tarlasında hemhal olmak için! Bembeyaz çünkü Kobane kan ağlıyorken sokakları kanın kırmızısına değil, barışın beyazına boyamak için! Kerbela’nın matemiyle yoğurulmuş biz Aleviler, yas-ı matemin yaklaştığı bugünlerde evlerimizin kapılarını kapatıp devletin bir parmağıyla sokağa fırlayan palalı çetecilerin kapımızı çalmasını beklemeyeceğiz!

Öyleyse bu miting yapılacaktır!

Bu miting sessizce değil ama sessizlikle yapılacaktır! Sessizliğimizle barışın gök gürültüsünü dosta düşmana duyurmak için! Bu nedenle mitingimizde hiçbir slogan, hiçbir zılgıt atılmayacak; hiçbir biçimde haykırışlara, çığlıklara, alkışlara yer olmayacaktır! Bu mitingte hiçbir gösterişe, boy göstermeye, kürsüden ve sokaktan rant devşirmeye kesinlikle yer verilmeyecektir. Bu nedenle, kürsüde de, mitingin sorumluluğunu üstlenen iki kurumun logolarının yer aldığı büyük beyaz bayraklarımız dışında da hiçbir şeye yer verilmeyecektir. Aynı şekilde, kürsü üstünde çok çeşitli amaçlarla fotoğraf vermek için itişen bir kalabalığa da mitingimizde yer yoktur! Kürsü, yalnızca sunucuya, bir organizasyon görevlisine ve konuşma sırası gelen konuşmacıya açıktır! Konuşmacılarımız bile, konuşma sırası gelmeden kürsüde bulunmayacaktır!

Mitingimiz ne yazık ki tümüyle provokasyona ve her tür güvenlik tehdidine açık hale getirildiği içindir ki Gar meydanında toplanılarak miting alanına yapılacak olan yürüyüşümüz de iptal edilmiştir! Artık şehrimizin bütün meydanları, bütün sokakları toplanma alanıdır! Her sokaktan, her mahalleden, her ilçeden ve şehirden, herkes dilediği gibi, salına salına, yürüye yürüye, dilediği araçla doğrudan miting meydanımız olan Sıhhiye’de bir araya gelecektir! Bilindiği gibi, mitingimiz saat 12:00’da başlayacaktır. Mitinge katılacak olan tüm canlarımızın en geç saat 11:00’dan itibaren meydanda toplanmaya başlaması yerinde olacaktır!

Bu miting bir ilke imza atacaktır! 12 Ekim’de, Ankara Sıhhıye Meydanı’nda evimiz oturur gibi oturmaya geliyoruz! Sokaklar, meydanlar, caddeler Türkü, Kürdü, Ermenisi, Çerkezi, Gürcüsü, Romanı, Arabıyla; müslimi, gayrı-müslimi, dinlisi, dinsizi, kadını, erkeği, yaşlısı genciyle, saydığımız sayamadığımız kim varsa onurlu insanlarındır! Meydanların evimiz olduğunu, çetelerin kanlı saldırılarının, tehdit ve şantajların, kanlı tarih sayfalarının bizi evimizden çıkarmaya yetmeceğini dosta düşmana göstermek için, mitingimizin başladığı saat 12:00’den itibaren mitingimize katılan tüm canları oturmaya davet ediyoruz! Mitingimiz başladıktan sonra görevliler ve gözbebeğimiz çocuklarımız ile onlara eşlik etmek durumunda olan ebeveynleri dışında, hiç kimse miting alanında hareket halinde ve ayakta olmayacak, miting sonuna kadar, herkes olduğu yere oturarak sokakların evimiz olduğunu bir kez daha dosta düşmana haykıracağız! Şunu herkes bilsin: Aleviler buradadır, Aleviler hiçbir yere gitmeyecektir! Dünyanın tüm sokakları onurlu Alevilerin evidir! Bu sokaklardan Alevileri düşmanın ne kirli ataları sökebildi, ne de şimdi kanlı tarihleriyle övünerek bunu gözümüze sokmaya kalkanların elleri kanlı torunları bunu başarabilecek!

Öyleyse bu miting yapılacaktır!

Mitingimiz belki dünyanın en küçük, tarihimizin en düşük katılımlı mitingi olacaktır! Bir tek insanımızın canı yanacaksa, biz alay edilmeyi, küçümsenmeyi göze alıyoruz ve bunu göğüslemeye hazırız! Mitingi iptal ederek evlerimizin kapısını çekip oturmaktansa, evlerimizin kapılarında çarpı işaretleri, hilal işaretleri görmeyi beklemektense sokakta, meydanda aşağılanmayı ve alay edilmeyi göze alıyoruz! Tam bu kanlı günlerde Alevileri evlerine çağıranların, giderek ağırlaşan ülke ve bölge gündemi karşısında bir daha aynı Alevileri hangi yüzle sokağa çağırmaya cesaret edebileceklerini de onların hanesine soru olarak düşüyoruz! Yukarıda açıkladığımız gerekçeler çerçevesinde, kurumlarımızın hiçbir kuşkusu yoktur ki her bir Alevi canımız, her bir örgütümüz, Alevi örgütlülüğünün her bir bileşeni, gönlümüzün bir olduğu her bir dostumuz, kendi ipini kimsenin eline vermeden, kendi boynunu kimseye kırdırmadan, kendi aklının, vicdanının, muhakemesinin gereğini, kendisine yakıştırdığı neyse onun gereğini yapacaktır! Kim, neyi seçerse seçsin, biz orada olacağız! Gönül kalsın, yol kalmasın! Çünkü yol cümleden uludur! Cümle, bazen bir kişide tecelli eder, bazen bir milyon kişide! Bir kişi de olsak o meydandayız. Çünkü bugün bölgede ve ülkemizde çocuklarımız an be an katledilirken, ulu olan yolumuz Sıhhıye Meydanı’ndan geçmektedir; evlerimizin salonlarından değil!

Medet, Mürvet ya Ali!

Rehberimiz Şah-ı Merdan, Şah-ı Necef, Şir-i Yezdan, ya Ali

Gözcümüz bekçimiz Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli,

Yardımcımız Bozatlı Hızır,

Şu dağların sahibi Bava Düzgin

Demine, devranına Hü! Cümlenin yolu açık olsun!

HACI BEKTAŞ VELİ ANADOLU KÜLTÜR ALEVİ KÜLTÜR VAKFI ADINA DERNEKLERİ ADINA

ERCAN GEÇMEZ – DOĞAN DEMİR

 

Kobani zulmünü en iyi Aleviler bilir

FATİH TUNÇ

Bir zamanlar inançları nedeni ile bin bir türlü zorbalık ve haklarında çıkan katliam emirleri ile bu ülkede dinsiz olarak ilan ettiğiniz Aleviler, bugün dinci geçinen ve bu katliamlara sessiz kalan bir çok dinciye resmen insaniyet dersi vermekle beraber, vicdani kavramların dine bağlı olmadığının en büyük göstergesini Kobani’de ki katliamlara sessiz kalmayarak ve eylemlerde ki samimi ve ciddi duruşları ile ortaya koymuştur. Yıllardır haklarında bin bir türlü çirkin rivayetler ve buna benzer ahlak dışı olaylarla halka Alevilik inancını yanlış anlatan, Bürokratlar, Siyasetçiler ve İlahiyatçılar, Aleviler bugün insanlık için buradalar peki siz neredesiniz?

Yüzyıllardır Alevileri anlamayan Kürt halkı bugün Alevilerin Kürtlere verdiği destekle, İnancın değil insan olmanın ne kadar mühim bir kavram olduğunu anlamış ve yalnızlığına terk edilen Kürt halkının tek destekçisi olarak samimiyetlerini ölerek ve direnerek ortaya koymuşlardır. Geçmişe nazaran Alevilere farklı gözlerle bakan, ibadetlerini sapkın bir şekilde anlatan kesimler, Aleviler Kobani’de, Dersim’de, Gımgım’da, Muş’da, Erzurum’da, Ağrı’da ve Kobani eylemlerinin olduğu her yerde İnsanlık adına direnirken siz neredesiniz?
Türkiye’de yapılan eylemlerde, devlet tam anlamı gönderdiği tomalar, akrepler, panzerler ve diğer zırhlı araçları bugün Kobani’ye göndermiş olsaydı belki Kobani kurtulmuş olur ve Barış sürecindeki samimiyet artar kardeşlik tam anlamı ile sağlanırdı. Ama netice olarak Türkiye Kobani’ye destek olmak yerine Anadolu toprakları üzerinde Kobani’yi aratmayacak katliamlar ve zulümlerin oluşmasına zemin hazırlayarak oluşmaya çalışan kardeşlik tohumlarının üzerine tekrardan zehirli gazlar ve silahlarla saldırarak yeşermemiş barış sürecini kana bulamış ve samimiyetini yitirmiştir. Bugün bu katliamları en iyi Aleviler bilir, çünkü bir zamanlar ateşin içinde diri diri yakılırken, başları gövdelerinden ayrılan “Ali Şer” hikayeleri ile büyüdüler.
Alevilerin geçmişinde çocuklarına anlatabilecek güzel bir hikaye yoktur, çünkü o dönemlerde yaratmış olduğunuz katliamlar ve zulümler tekrarlanırken, geçmişin acılarını Kürtlerle beraber en iyi Aleviler bilmektedir.
Alevilerin Kobani için verdiği destek ve duruş tam anlamıyla ortadadır. Peki dün Aleviler hakkında, yalan yanlış bilgiler vererek ülkede Alevi düşmanlığını artıran dinci diye adlandırılan kişiler insanlık ölüyor, neredesiniz söylesenize? Geçmişte bu tür olayları yaşayan halklardan biri olan Aleviler Anadolu toprakları üzerinde her haksızlığa ve zulme karşı duruyor diye dinsiz sayılıyorsa, kusura bakmayın ama ben de dinsizim. Yıllardır kirlettiğiniz değerler şimdi karşımıza Işid haşhaşilerini çıkarırken, siz neden ortada yoksunuz, yoksa ölmekten mi korkuyorsunuz?! Alevilerin vermiş olduğu mücadele tam anlamıyla Din ve inancın ikinci mertebede olduğu ve en önemlisi İnsan olmanın bu Dünya’da ki en büyük Din olduğunun göstergesi ve kanıtıdır.
Kobani ve Ülkedeki tüm Alevilerin zulüm ve katliamlara verdiği samimi duruş ve cesaretinden dolayı, hepsine saygılarımı sunuyorum.

Kerbela’dan Kobanê’ye

ALİ KENANOĞLU

İşgal mantığını anlamaya çalışmak ve bu işgali destekleyecek aklı, inancı haklı, meşru görmenin neye tekabül ettiğini incelemek-irdelemek gerekir. Düşünsenize sizin yaşadığınız topraklarda kendinizi yönetecek bir sistemi kurmuş yaşayıp gidiyorsunuz, birileri geliyor ve ‘hayır sizin bu sisteminiz yanlış o sistemi ben kuracağım ve ben sizi yöneteceğim’ diyor ve siz bunu reddettiğiniz zaman sizinle savaşıyor, evinizi ocağınızı, kentinizi yakıp yıkıyor. Erkeklerinizi öldürüp kadınlarınıza tecavüz ediyor, kızlarınızı satıyor ve birileri de bunu haklı görüp destekliyor. Bu caniliğe gerekçeler yaratıyorsunuz, kimisi İslamın emri, kimisi ulus devlet anlayışı, kimisi bölgesel bütünlük, ülkemizin sınır güvenliği gibi bir sürü zırvayla bu caniliği haklı meşru görebiliyor, kimisi destekliyor kimisi de çaktırmadan ellerini ovuşturabiliyor.

Biz Aleviler bu caniliğin Kerbela’dan bu tarafa mağdurlarıyız. Dersim bu mantıkla işgal ve imhaya tabi tutulmadı mı? Birileri Dersim’e medeniyet getirmek için çoluk çocuk demeden insanlarımızı mağaralarda topa tutup zehirli gazlarla katletmedi mi? Neymiş; Dersim’de aşiret sistemi varmış, ağalar halka zulmediyormuş, medeniyetin oralara girmesine müsaade etmiyormuş, vergi vermiyormuş gibi bir yığın zırvayla bu katliamlar yapıldı. Sanki siz Dersim’e girip aşiretleri ortadan kaldırdıktan sonra başımız göğe erdi, mutluluktan, huzurdan refahtan ne yapacağımızı şaşıracak duruma geldik!

Dün Kerbela’da nasıl bir vahşet yaşanmışsa, Dersim’e hangi gerekçeyle girilip katliam yapılmışsa bugün de Kobane’ye aynı gerekçeyle girilip Kerbela zulmü yapılmak istenmektedir. Şengal’de yaptıkları gibi.

Rojava halkı işgal kuvveti değildir, kendi topraklarında kendi kurduğu sistemle yaşamaya çalışan ve kimsenin malına, canına, kadınına, çocuğuna, toprağına göz dikmeyen bir yönetim anlayışı içinde yaşamaya çalışan bir halktır.

Adına bugün IŞİD denilen ve tarihin farklı zamanlarında farklı adlarla mazlum halkların malına canına kasteden bu caniler şimdi Kobane’ye girmeye çalışıyor. Kobane artık bir semboldür, tıpkı Dersim tıpkı Kerbela gibi. Kobane zalime karşı mazlumun direnişinin bir sembolüdür, Kobane ağır silahlara karşı yaşam alanını savunan halkın bedenini ortaya koyduğu bir direnişin sembolüdür. Artık Kobane sadece Kobane değildir.

Biz Aleviler sistemin bize ezberlettiklerinden kurtularak Kobane’ye böyle bakmalıyız. Kobane asimilasyona, inkara, imhaya karşı duruştur. Kobane Alevi çocuklarını katleden, sadece Alevi oldukları için boğazları kesilen mazlum halklarımızı katleden IŞİD zihniyetine karşı verilen bir onur savaşıdır. Bu savaşta bizim yerimiz Kobane halkının yanıdır. Bizim yerimiz Türkiye’de içimizde var olan IŞİD anlayışına karşı bir direniş öyküsü yazan Kobane savaşçılarıdır. Kobane düştükten sonra bu caniler daha da şımaracaklar ve daha da canileşecekler. Kürtlerin imhası ile zaten listenin başından hiç düşmeyen Alevilere yönelik saldırı ve katliamları hızlandıracaktır. Öyleyse bu canilere karşı ve onlara destek olanlara karşı birlikte mücadele zamanıdır. 12 Ekim Ankara mitinginin ana konusu olan ‘eğitimde hak ihlallerinin’ de bir parçası olan bu selefi işgalci anlayışa karşı bir duruşa çevirmeliyiz.

12 Ekim Ankara Mitingi Kerbela’dan Kobane’ye süren zihniyete ve onun destekçilerine karşı yapılacak bir miting olacak. Bu canilere bu zihniyete karşı sesimizi daha gür çıkartmak için tüm canları 12 Ekim’de Ankara’ya bekliyoruz.

Alevilik derslerine saygın ödül

Yaklaşık üç yıldır çeşitli okullarda verilen Alevilik dersleri ödüle layık görüldü. Britanya Eğitim Araştırmaları Derneği BERA (The British Educational Research Association)  Alevilik dersleri ve bu konuda akademik bir araştırma yürüten Dr Celia Jenkins’i ve çalışmayı ortak yürüttüğü Cemevi ve Prince of Wales ilk okulu ile Highbury Grove Orta Okulu yöneticilerini ödüllendirdi. Kurum, Westminster Üniversitesi’nde sosyoloji dersleri veren Dr Jenkins’in “Alevi inancı ve Kimlik süreci” başlıklı araştırmasının, Alevi gençler arasında endişe verici boyutlara yükselen intiharlar ve kimlik bunalımına karşın okudukları okullarda inançlarını tanımadıkları ve anlatamadıkları için yaşadıkları sıkıntıya işaret ettiğini kaydetti.

Araştırmada, Alevi toplumu ve Cemevi’nin işbirliği ile Highbury Grove orta okulunda başlayan Alevilik derslerinin, bu inanca mensup çocukların başarı seviyelerini de arttırdığına ve çevreleri ile daha uyumlu olmalarına katkıda bulunduğuna dikkat çekiliyor.

TÖRENE BAF YÖNETİCİLERİ DE KATILDI

İngiliz okullarını ve eğitim sistemini Alevilik dersleri ile tanıştıran projeyi gerçekleştirenlere ödülleri BERA tarafından takdim edildi. Britanya Alevi Federasyonu yetkililerine ödüllerini törenle verdi.Geçtiğimiz günlerde British Enstitüsü binasında 40. kuruluş yıldönümünü kutlayan kurumdan ödülü alan BAF Başkanı İsrafil Erbil ‘Alevilik dersleri’nin diğer inançlarla birlikte okullarda okutulması Alevi çocuklarının özgüvenini artırmaktadır’ derken, Dr Celia Jenkins de okullarda öğretilen kültürler ve inançların eşit olarak öğretilmesi ve her çocuğun kendine ait değerleri öğrenmesi gerektiğini vurguladı.

İngiltere’de Alevilik dersleri ilk kez IAKM-Cemevi’nin girişimleri sonucu, Enfield Princess Wales Primary School’da verilmişti. İngiltere ilokullarında dünya dinleri kapsamında 5 ile 11 yaş grubu çocuklara anlatılmaya başlanan Alevilik daha sonra Highbury Grove Ortaokulu’nda , bu yılda Nottingham’a bağlı Uttoxeter kasabasında sadece 2 Alevi öğrencinin bulunduğu Picknalls First İlk Okulu’nda verilmeye başlanmıştı.

Aleviler Kobani için sokağa çıkıyor

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Demokratik Alevi Federasyonu Kobani’de yaşananları protesto etmek için sokağa çıkacak.

AABK, FEDA ve otuz dört kurum, IŞID’in saldırıları karşısında Kobani direnişini desteklemek, uluslararası güçleri kamuoyunu duyarlı kılmak amacıyla 11 Ekim tarihinde Cumartesi günü Almanya’nın Düsseldorf kentinde miting yapacak.

AABK tarafından yapılan yazılı açıkamada, IŞİD militanlarınca kitlesel katliamın dünya kamuoyunun gözüönünde gerçekleştirildiği, İŞİD’in yıllardan beri Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar tarafından desteklendiği ifade edildi.

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’ndan yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“İŞİD’in yardımıyla Rojava Kürt otonom bölgesi düşürülmek istenmektedir. Burada iki yüzlü bir oyun oynanmaktadır. Bilinen bir gerçek var ki, o da Türkiye’nin Almanya’dan silah satın aldığı. Eğer Türkiye İŞİD’e silah sevkiyatı yapıyorsa bu bir Alman silahı da olabilir. Alman hükümeti bu nedenle Türkiye ve diğer ülkeler gibi büyük bir sorumluluk taşımaktadır.”

Düsseldorf’taki eylemin çağrıcısı 34 kurum ise şunlar: Almanya Demokratik Kürt Toplum Merkezi (NAV-DEM), Demokratik Birlik Partisi (PYD), Avrupa Kürt Kadın Hareketi (TJKE), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Avrupa Ermeni Konseyi, Avrupa Süryaniler Birliği, Almanya Êzîdî Dernekleri Federasyonu (FKÊ), Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Kürdistan Komünist Partisi, Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu (ATİK), Yaşanacak Dünya, Devrimci Proletarya, Avrupa Ezilen Göçmenler Konfederasyonu (AvEG-Kon), Avrupa Demokratik Haklar Federasyonu (ADHK), Mezopotamya Demokratik Değişim Partisi, Nor Zartonk Ermeni İnisiyatifi, Kürdistan İslam Toplumu Federasyonu (FCÎK), Kürdistan Öğrenciler Birliği (YXK), Ciwanên Azad, Avrupa Koçgirililer Birliği, Dêrsim Yeniden İnşa Cemiyeti, Dêrsim Soykırım Karşıtları Derneği, Avrupa Karakoçanlılar İnisiyatifi, Avrupa Kürecikliler İnisiyatifi, Avrupa Maraş Girişimi, Avrupa Karerliler Derneği, Mezopotamya Kültür Merkezi, Asur Kültür Merkezi, Kürdistan İslam Birliği Derneği, Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF), Kurdische Gemeinde Deutschland e.V., Êzîdî Akademisyenler Topluluğu (GEA), Birleşmiş Milletler İçin Kürt Cemiyeti (UNA-KURD), Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi, Avrupa Sürgünler Meclisi (ASM).

Mitingin 11 Ekim tarihinde Düsseldorf kentinde, saat 12:00’de, DGB Alman Sendikalar Birliği binası önünde, Friedrich-Ebertstr.’de gerçekleştirileceği bildirildi.

Aleviler Ankara’ya yürürken!

Her nereye gitsem, yolum dumandır
Bizi böyle kılan, ahd-ü amandır
Zincir boynum sıktı hayli zamandır
Açılın kapılar şaha gidelim (Pir Sultan)

Alevilerin Düzgün Baba’dan başlattıkları Ankara yürüyüşü devam ediyor. Zorunlu din derslerine karşı Alevilerin kutsal mekanlarından başlatılan yürüyüşe karşı medyanın ilgisizliği, devletin ve hükümetin Alevilere karşı olan tavrın kendisi oluyor.

AİHM kararı açık bir şekilde Türkiye’de zorunlu din derslerinin durumunu ortaya koyarken, kamuoyunun bu konuda sessiz kalması, ilgisiz kalması Alevilerin bu toplumda ne kadar tecrit edildiğini de göstermektedir. Davutoğlu ve Erdoğan’ın açıklamalarında yalana ve manipülasyona dayalı bu tecrit, teşhir net görülüyor. Alevilere nefret söylemlerini besleyerek karşı duran siyasal iktidar, Aleviliğin asimilasyonla yok edilmesi konusunda ısrarını ortaya koyuyor. İktidar, IŞİD ittifakıyla anılmaya başlayan ve Alevilere aynı gözle bakan bir noktanın ötesine geçemiyor.

Ortadoğu’daki savaş ve IŞİD’in yürütmüş olduğu siyasete karşı bu kadar net konuşamayanlar konu Kürtler ve Aleviler olunca ağzına geleni söylemekten çekinmiyorlar. Türkiye’de bu bir gelenek haline gelmiş bulunmakta. Nefret söylemleri, hedef göstermeler, bizzat siyasi iktidar tarafından yapılmakta, Aleviler  toplumdaki ahlaksızlar, suçlular olarak gösterilmeye çalışılmaktadır. Sayın Cumhurbaşkanı’nın zorunlu din dersleri ile ilgili yapmış olduğu konuşma utanç vericiydi. Erdoğan; “AİHM geçen haftalarda Türkiye aleyhine bir karar aldı. Zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinden öğrencilerin muaf sayılmasını temin edecek bir düzenleme. Bu karar yanlış bir karar. Batıda bunun uygulaması yok, böyle bir şey olmaz. Dünyanın hiçbir yerinde zorunlu fizik, kimya, matematik dersinin tartışma konusu olduğunu göremezsiniz. Ne hikmetse zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi tartışma konusu olur. Eğer olsun mu olmasın mı diye tartışılacaksa uyuşturucu bağımlılığından, terörden, şiddetten neden şikayet ediliyor? Zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi dersini tartışmaya açarsanız tabii uyuşturucu gelir, şiddet gelir, ırkçılık gelir onun yerini doldurur. Biz manevi değerlerine bağlı bir nesilden söz ettiğimizde hem içeriden, hem dışarıdan sesler yükseliyor…”

Bu ülkede otuz yılı aşkındır zorunlu din dersleri uygulaması vardır. Binlerce cami, binlerce imam hizmet vermektedir. Sayın cumhurbaşkanının temsil ettiği Türk -İslam sentezci cephe yüzde elliler oranında oy almaktadır. Cumhurbaşkanının iddiasına göre o zaman bizim böyle bir sorunumuzun olmaması gerekiyor. Varsa -ki var-  Erdoğan’a sormak gerekir, neden daha önce Türkiye’de uyuşturucu kullanımı bu kadar yayın değildi? 1960’ların 70’lerin Türkiye’sinde yaygın olmayan, 80 sonrası zorunlu din eğitiminin olduğu Türkiye’de yaygınlaşıyor olması ilginç değil mi? Uyuşturucu kullanımını acaba bu eğitimle ilişkilendirmek mi lazım? Yoksa iktidar için menfaat için her şeyi reva gören anlayışın hakim olduğu bir Türkiye’nin yaratılmış olması, bu durumu ortaya çıkarmamış mıdır? Birçok siyasi çevre, JİTEM gibi özel kuvvetlerin adı bu ülkede uyuşturucu ile anılmadı mı? Avrupa’ya uyuşturucunun geçiş güzergahı yolu Türkiye değil mi?

Askeri siyasi ve istihbaratı olarak bir dünya devleti olduğunu iddia eden sayın cumhurbaşkanı bunun önüne geçecek tedbirleri almaktan aciz mi? Kudretli Türkiye bu uyuşturucu, menfaat çeteleri ile baş edemiyor mu? Yoksa Türkiye Ortadoğu batağında bu alanı kendisi için bir menfaat alanı olarak mı görüyor? Asıl sorulması gereken soru bu.

Sayın cumhurbaşkanının din eğitimi almasınlar da uyuşturucu mu kullansınlar tezi Türkiye’de dini değerlerin nasıl istismar edildiğini, toplumun algısının nasıl köreltildiğinin de göstergesi oluyor. Geçmişte İslami kesimin cahiller topluluğu olarak görüldüğü ve bundan dolayı da şikayetçi olduğunu söyleyenler bu söylemi ile Müslümanları cahil mi sanıyor?

Yine belirtmek gerekiyor ki AİHM’in vermiş olduğu karar; hukuki ve temel insan hakları üzerinden verilmiş bir karardır. Sayın cumhurbaşkanının başbakanın ahlaki değerlere bakışı ile ilgili değildir. Şahsi fikirleri devlet ve iktidar fikri olarak ayakta tutulması örgütlendirilmesi, diktatörlüğe tekabül eder. Cumhurbaşkanının bu konuşması tüm Türkiye’yi temsil iddiasında olmadığını bir kez daha göstermiştir. Herkesin değil kendisi gibi düşünenlerin cumhurbaşkanı gibi davranmıştır.

Görünen o dur ki; AİHM’in bu kararı da, benzeri kararlar gibi hayata geçirilmeyecek, dejenere edilecek ve işlevsiz kılınacaktır. Medyadaki Alevilere karşı ön yargıyla beslenmiş yandaşlar Alevileri hedef alan yazılara imza atacaklar. “Siz din eğitimine karşı mısınız?” diye başlayan cümleler bu saldırıların parçası olarak yeniden pişirilecek.

Oysa ki herkes biliyor; sorun karşı olmak değil, eşitlik, hukuk ve adalettir. Başkalarının haklarına saygı gösterebilecek bir kültüre sahip olabilmektir. Başkalarından saygı görebilmek için saygılı olabilmeyi  bilmektir. Zorunlu adı altında din derslerinin verilmesi bu dersi almak istemeyenlere karşı bir saygısızlık dayatma ve irade tanımamaktır. Alevilerin Hıristiyan çocukların ve diğer gayri müslimlerin zorunlu olarak bir inancın, bir mezhebin hem de içi boşaltılarak Türk-İslamcı ırkçı bir derse dönüştürülmüş bir dersin baskısına maruz bırakılması ne kadar insani olabilir? Bunun arkasında durmak ve savunmak ne kadar ahlakidir?

Burada son sözü Altan Tan’a bırakmak lazım. Tan; “Zorunlu din dersini de ben yanlış görüyorum. Bakın, din kültürü dersi ayrı bir şey. Dünyada felsefe, sosyoloji, dinler tarihi, bütün dinlerin ne söylediği, bunlar insanlara öğretilsin. Dinler tarihi veya dinler bilgisi ayrı bir şey ama Sünni İslamlığı öğretmek ayrı bir şey. Ben, Altan Tan olarak çocuklarımın okullarda Kuran-ı Kerim, tefsir ve hadis dersleri almalarını istiyorum. Ama istemeyen ailenin çocuğuna zorla islam dini neden öğretilsin. Ateist bir ailenin çocuğuna zorla İslam öğretmeye hakkımız yok, Alevi bir ailenin çocuğuna zorla sünnilik öğretme hakkımız yok. Kim çocuğuna hangi inancı öğretmek istiyorsa okullarda o öğretilmeli. Bunu zorla yapmak, zorla Sünni İslamlığı öğretmek İslami de değil. Müslümanlıkta kimseyi zorla Müslüman yapmak yok, zorla tebliğ de yok.”

Rojava Anayasası

Rojava Toplumsal Sözleşmesi

Giriş

Din, dil, ırk, inanç, mezhep ve cinsiyet ayrımının olmadığı, eşit ve ekolojik bir toplumda adalet, özgürlük ve demokrasinin tesisi için. Demokratik toplum bileşenlerinin siyasi-ahlaki yapısıyla birlikte çoğulcu, özgün ve ortak yaşam değerlerine kavuşması için. Kadın haklarına saygı ve çocuk ile kadınların haklarının kökleşmesi için. Savunma, özsavunma, inançlara özgürlük ve saygı için. Bizler demokratik özerk bölgelerin halkları; Kürtler, Araplar, Süryaniler (Asuri ve Arami), Türkmenler ve Çeçenler olarak bu sözleşmeyi kabul ediyoruz.

Demokratik Özerk Bölge Yönetimleri; ulus-devleti, askeri ve dini devlet anlayışını, aynı zamanda merkezi yönetimi ve iktidarı kabul etmez.

Demokratik Özerk Bölge Yönetimleri; bütün etnik, toplumsal, kültürel ve ulusal oluşumların kendilerini kurumları aracılığıyla ifade etmeleri için toplumsal mutabakata, demokrasiye ve çoğulculuğa açıktır. Demokratik Özerk Bölge Yönetimleri; ulusal ve uluslararası barışa, Suriye’nin sınırlarına ve insan haklarına saygılıdır.

Toplumsal Sözleşme’nin oluşması, demokratik toplumun inşasının aracı ve toplumsal adaletin güvencesi olan Demokratik Özerkliğin tesisi ve bilimsel bir toplumun inşası için; Demokratik Özerk Yönetimler’deki Kürtlerin, Arapların, Süryanilerin, Ermenilerin ve Çeçenlerin istemleri ile Suriye’nin diğer halklarının istemleri demokratik bir Suriye ve Demokratik Özerk Yönetimler’in siyasi-toplumsal bir sistem olmasında birleşti. Bu amaçlar ve böyle bir yönetim için bu sözleşme kabul edilmiştir.

BİRİNCİ BÖLÜM

Temel unsurlar:

1. Madde: Bu anlaşmanın adı, Demokratik Özerk Kanton Yönetimleri’nin (Cezîrê, Kobanê ve Afrin) Toplumsal Sözleşmesi’dir. Demokratik Özerk Yönetimlerin Toplumsal Sözleşmesi’nin işlemesi ve ilerlemesi bu sözleşmenin bir parçasıdır ve ondan ayrılamaz.

2. Madde:
a) İktidarların kaynağı halktır, halk iktidarın sahibidir, seçimle belirlediği kurumları ve meclisleri aracılığıyla yönetimini sağlar. Demokratik Özerk Yönetimler’in Toplumsal Sözleşmesi’nin dışında kalan yönetimlerin hiçbiri meşru değildir.
b) Demokrasi temeli üzerinde kurulmuş olan meclis ve yürütme kurullarının kaynağı halktır. Bunların tek elde veya zümrede toplanması kabul edilemez.

3. Madde:
a) Suriye özgür, demokratik ve bağımsız bir devlettir. Suriye, parlamenter, federal, çoğulcu ve demokratik bir sisteme sahiptir.
b) Demokratik Özerk Kanton Yönetimleri (Cezîrê, Kobanê ve Afrin) Suriye topraklarının bir parçasıdır ve Qamişlo kenti de Demokratik özerk Cezîrê Kantonu’nun merkezidir.
c) Cezîrê Kantonu ortak kantondur ve içerisinde Kürtler, Araplar, Süryaniler, Ermeniler ve Çeçenler ile İslam, Hıristiyan ve Êzidî inançları birlikte yaşarlar. Bu da kardeşlik ve ortak yaşam temelinde gerçekleşir.
d) Bu sözleşme Demokratik Özerk kantonların Yönetimleri için temel teşkil ediyor ve Geçici Yasama Meclisi tüm kantonların temsilciliğini yapar.

4. Madde: Kantonlarda Demokratik Özerk Yönetim sistemi
a- Yasama Meclisi,
b- Yürütme Meclisi,
c- Yüksek Seçim Komiserliği,
d- Yüksek Anayasa Meclisi,
e- Bölge Meclisleri’den oluşur.

5. Madde: Qamişlo kenti Cezîrê kantonunun merkezidir ve yönetimidir.

6. Madde: Demokratik Özerk Yönetimlerde her şahıs ve oluşum erk ve haklar bakımından yasalar önünde eşittir.

7. Madde: Toplumsal Sözleşme’yi kabul eden Suriye’deki bütün kentler ve bölgeler, Demokratik Özerk Yönetimlerin kantonlarına dahil olma hakkına sahiptir.

8. Madde: Demokratik Özerk Yönetimlerin tüm kantonları; her türlü bölgesel faaliyetlerini yürütme, özgür iradeleriyle yönetim ve meclislerini kurma ve Toplumsal Sözleşme’ye aykırı olmayan her türlü hakkı kullanma hakkına sahiptir.

9. Madde: Cezîrê Kantonu’nun resmi dilleri Kürtçe, Arapça ve Süryanice’dir. Aynı zamanda diğer tüm oluşumların anadillerini kullanma ve anadillerinde eğitim görme hakkı vardır.

10. Madde: Demokratik Özerk Kanton Yönetimleri hiçbir devletin içişlerine karışmaz, komşuluk haklarını savunur ve sorunları da barış yoluyla çözmeyi esas alır.

11. Madde: Demokratik Özerk Kantonlar bayrak, amblem ve marşlarını belirleme hakkına sahiptir. Bunlar ilgili yasalarla düzenlenir.

12. Madde: Demokratik Özerk Yönetim, siyasi merkeziyetçi olmayan, gelecek Suriyesi’nin bir parçası ve örneğidir. Suriye için federal sistem en uygun sistem olduğundan dolayı özerk yönetim ile merkez (merkezi devlet) arasındaki ilişkiler bu temel üzerine kurulur.

İKİNCİ BÖLÜM

Temel unsurlar:

13. Madde: Bu sözleşmede yasama, hukuk ve yönetim erkleri birbirinden ayrıdır. (Güçler ayrılığı ilkesi)

14. Madde: Özerk yönetim; günün adalet ölçülerine göre, rejimin daha önce bölge halkına karşı geliştirmiş olduğu tüm ırkçı projelerini kaldırarak, zarar gören yurttaşların zararlarını telafi eder.

15. Madde:
a- Kürt Halk Savunma Birlikleri (YPG) ulusal bir kurum olarak her üç kantonun güvenliğinden ve toprak savunmasından sorumludur. Halkın çıkarlarına hizmet eder ve halkın güvenliği ile çıkarlarını korur. YPG özsavunma ilkesine göre hareket eder, merkezi ordu ile ilişkilerini Yasama Meclisi’nin çıkardığı yasalar belirler. İç güvenliğe ve merkezi sisteme yönelik tehditlere karşı da sivil yönetimleri destekler. Emirlerini de Halk Savunma Birlikleri’nden (YPG) alır.
b- Asayiş Güçleri İçişleri Bakanlığı’na bağlıdır.

16. Madde: Yönetimleri gözetmeyen, dışarıda bırakan ve adalet ölçülerini aşan yasaların çıkarılması yasaktır.

17. Madde: Toplumsal Sözleşme, tüm yasalarda gençlerin siyasete ve yönetime güçlü bir şekilde katılımlarını güvence altına alır.

18. Madde: Suçlar ve cezalar ilgili yasalarla düzenlenir.

19. Madde: Vergi ve vergilendirme ilgili yasalarla düzenlenir.

20. Madde: İnsan Haklarına dair uluslararası tüm anlaşma ve sözleşmeler Toplumsal Sözleşme’de bir iç hukuk normu olarak geçerlidir.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Hak ve Özgürlükler:

21. Madde: Yönetimler, uluslararası anlaşma ve sözleşmelere göre insan haklarını ve değerlerini güvence altına alır. Yönetimlerde en değerli şey kişi ve grupların özgürlüğüdür.

22. Madde: Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi’nin sivil, siyasi, kültürel, toplumsal, ekonomik maddeleri ve ilgili tüm bildiriler bu Toplumsal Sözleşme’nin bir parçasıdır.

23. Madde:
a) Herkes etnik, dil, cinsiyet, dini, mezhebi ve kültürel kimliğini yaşama hakkına sahiptir.
b) Herkes ekolojik toplum esaslarına göre yaşama hakkına sahiptir.

24. Madde: Her kişi ve grup; düşünce, inanç, karar ve görüşlerinde özgürdür. Alınan kararların toplumsal barışa, ahlaka aykırı olmaması ve diktatörlüğü savunmaması koşuluyla.

25. Madde:
a) Birey özgürlüğü esastır ve korunur, hiç kimse yasadışı olarak gözaltına alınamaz.
b) İnsan onuru esastır ve korunur, hiç kimseye fiziki ve psikolojik işkence yapılamaz. İşkence yapan kişi cezalandırılır.
c) Tutuklu ve hükümlüler için insani yaşam alanı azami şekilde düzenlenir ve cezaevleri, cezalandırma yerleri değil eğitim ve rehabilite yerleri olarak düzenlenir.

26. Madde: Toplumsal Sözleşme’de siyasi hayat (görüş) hakkı güvence altındadır ve idam cezası kaldırılır (yoktur).

27. Madde: Kadınların siyasi, toplumsal, ekonomik, kültürel ve her türlü yaşam hakkı vardır (güvence altına alınır)

28. Madde: Kadınlar, özsavunma ve her türlü cinsiyet ayrımını kaldırma, reddetme hakkına sahiptir.

29. Madde: Toplumsal Sözleşme, çocuk haklarını güvence altına alır, çocukların çalıştırılması, çocuklara fiziki ve psikolojik işkence yapılması ve çocukların küçük yaşta evlendirilmesini yasaklar.

30. Madde: Toplumsal Sözleşme’de her yurttaşın şu hakları vardır:
1) Güvenlik, huzur ve istikrar hakkı
2) Temel eğitim hakkı (zorunludur)
3) İş, ev, sosyal sigorta ve sağlık hakkı
4) Anne ve çocukların korunması ve beslenmesi hakkı
5) Yaşlıların ve engellilerin sağlık, korunma ve sosyal hayat hakları güvence altındadır.

31. Madde: Dini inançların yaşanması hakkı güvence altındadır, dinin siyasete alet edilmesi, din üzerinden karşıtlık ve ayrımcılık yaratılması kabul edilemez.

32. Madde:
a) Toplumsal Sözleşme’de parti, dernek, sendika ile sivil toplum örgütü kurma hakkı ve bunların yönetime katılımı yasalarca güvence altına alınır.
b) Toplumsal Sözleşme’de bölgelerdeki toplumun çok renkliliği, zenginleşmesi, kültürel gelişimi, siyasi özgürlüğü ve ekonomik edinimleri güvence altına alınır.
c) Êzidîlik inancı ayrı bir inançtır. Êzidîler her türlü toplumsal ve dini inançlarını yaşama hakkına sahiptir.

33. Madde: Toplumsal Sözleşme’de basın özgürlüğü, iletişim, yayıncılık ve gazetecilik faaliyetleri güvence altına alınmıştır ve düzenlemesi ilgili yasalarla yapılır.

34. Madde: Yurttaşlar görüşlerini ifade etme, grev ve barışçıl eylemler yapma hakkına sahiptir. Bu hak ilgili yasal düzenlemelerle belirlenir.

35. Madde: Herkes bilgi edinme, bilimsel faaliyet yürütme, kültürel ve sanatsal faaliyet yürütme hakkına sahiptir.

36. Madde: Herkesin seçimlerde bütün kurumlara aday olma hakkı vardır. Bu hak ilgili yasal düzenlemelerle belirlenir.

37. Madde: Herkesin siyasi göç (sığınma) hakkı vardır. Siyasi sığınma isteyen hiç kimse isteği dışında geri çevrilemez.

38. Madde: Toplumsal Sözleşme herkese fırsat eşitliği tanır ve güvence altına alır.

39. Madde: Yeraltı ve yerüstü tüm zenginlikler bütün toplumundur. Bunların kullanımı, harcanması ve işletilmesi ilgili yasalarca düzenlenir.

40. Madde: Demokratik Özerk Yönetimler’deki tüm emlak ve topraklar halkındır. Bunların kullanımı ve dağılımı ilgili yasalarca düzenlenir.

41. Madde: Mülkiyet ve özel mülkiyet hakkı güvence altına alınır. Yasadışı olarak hiç kimse mal ve mülklerini kullanım hakkından mahrum bırakılamaz. Hiç kimsenin toprağı ve mülkü elinden alınamaz. Kamu çıkarı için alınması gerekiyorsa da karşılığı ödenmelidir.

42. Madde: Demokratik Özerk Yönetimler’deki ekonomik sistem; toplumsal gelişim, adalet ve üretimin devamı üzerine kuruludur ve bilimsel-teknolojik imkanlara dayanır. Üretimin geliştirilmesi ve ekonomik icraatların amacı insan ihtiyaçlarını karşılamak ve onurlu bir yaşamı tesis etmektir. Demokratik Özerk Yönetimler “Herkes çalışmasına göre kazanacak” esasına göre ortak bir ekonomi ve meşru bir yarışı kabul eder, tek elde toplamayı (stoklama) yasaklar ve toplumsal adaleti tesis eder. Ulusal üretim araçlarının mülkiyeti tesis edilir, yurttaş, işçi ve doğa hakları korunur ve ulusal egemenlik güçlendirilir.

43. Madde: Her yurttaşın seyahat, yer ve ikamet değiştirme hakkı vardır.

44. Madde: Toplumsal Sözleşme’de belirtilen hak ve özgürlükler -kişiye ve menfaatlere göre- yorumlanamaz.

 

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Yasama Meclisi

45. Madde: Yasama Meclisi, Demokratik Özerk Kanton Yönetimleri’nin yüksek meclisidir. Halk tarafından 4 yılda bir seçimlerle belirlenir.

46. Madde: Yüksek Seçim Komiserliği seçim sonuçlarını açıkladıktan 16 gün sonra, meclisin birinci oturumu gerçekleşir. Oturum çağrısını, Yürütme Meclisi Başkanı yapar. Eğer bazı olağanüstü durumlardan dolayı gerçekleşmezse, Yürütme Meclisi Başkanı 15 gün içerisinde meclisin salt çoğunluğunu (50+1) sağlayarak meclisi toplar. İlk oturuma en yaşlı üye başkanlık yapar. İlk oturumda Meclis Eşbaşkanı ve divanı seçilir. Olağan durumlarda (meclis içtüzüğüne göre) açık oturum yapılır.

47. Madde: Demokratik Özerk Yönetimlerin üye sayısı kentlerin ve bölgelerin nüfusa sayısına (oranına) göre belirlenir ve cinsiyet kotası yüzde 40’tan (%40) az olamaz. Aynı zamanda seçim yasasına göre; Süryani ve gençlik temsiliyeti kotası da özel olarak belirlenir.

48. Madde:

a) Meclis üyeleri (milletvekili, parlamenter) iki defadan fazla meclis üyesi olamaz.

b) Olağanüstü durumlarda; meclisin süresi, meclis üye tam sayısının dörtte birinin (1/4) isteği

ya da meclis divanının üye tam sayısının üçte ikisinin (2\3) oylamasıyla altı (6) ay uzatılabilir.

49. Madde: Seçme (seçmen) yaşının 18’den, seçilme (parlamenter seçilme) yaşının da 22’den küçük olmaması gerekir. Seçme, seçilme ve seçim koşulları ilgili yasalarca düzenlenir.

50. Madde: Meclis üyeleri parlamenterlik süresi boyunca, yüz kızartıcı suçlar dışında, düşüncelerinden dolayı yargılanamaz. Meclis onayı dışında yargılanamaz.

51. Madde: Meclis üyesi, meclis işleri dışında herhangi bir işi yapamaz, meslek icra edemez.

Mecliste yemin ettikten sonra o kişinin diğer işleri ve vazifeleri dondurulur. Meclis üyeliği öncesindeki tüm erkleri ve hakları saklıdır, meclis üyeliği sonlandığında eski haklarını ve erklerini kullanabilir.

52. Madde: Demokratik Özerk Kanton Yönetimleri’nin her bölgesi, bölge meclisi temsilcilerini seçim yoluyla belirler.

53. Madde: Yasama Meclisi’nin erkleri: o Meclisin tüzüğünü, işlerini ve sistemini hazırlar.

Bölge komiteleri ve meclisleri tarafından sunulan yasaları düzenler.

Yürütme kurullarının işlerini gözetler ve soruşturmalarını yürütür.

Uluslararası anlaşma ve sözleşmeleri onaylar.

Yürütme Meclisi’ne ya da bir meclis üyesine yürütme (kabine kurma) yetkisi verebilir.

Savaş ve barışa karar verir.

Yüksek Anayasa Mahkemesi’nin üyelerini belirler.

Genel bütçe kararı verir.

Genel siyaset ve ekonomik gelişim planlamasını belirler.

Genel af kararı verir

Yürütme Meclisi’nin ilanını (tebligat) yapar.

Demokratik Özerk Bölgeleri’ni belirler ve onların merkez (merkezi hükümet) ile olan ilişkilerini ilgili yasa ile belirler.

 

BEŞİNCİ BÖLÜM

54. Madde: Kanton Yöneticisi:

a) Kanton Yöneticisi ve Demokratik Özerklik Yönetimi’nin Yürütme Meclisi Yöneticisi, Toplumsal Sözleşme’de belirlenen ölçülere (yasalara) göre halk adına yürütme görevini yerine getirir.

b) Konton Yöneticiliği’ne aday olacak kişinin;

1- 35 yaşını geçmiş olması gerekir.

2- Suriye yurttaşı olması ve aday olduğu kantonun içerisinde yaşaması gerekir.

3- Herhangi bir yüz kızartıcı suç ile yargılanmamış olması gerekir. İtibarı iade edilmiş olsa bile.

c) Kanton adaylığı şu şekilde gerçekleşir:

1- Meclisin birinci oturumunun ardından 30 gün içerisinde, Yasama Meclisi Başkanı kanton yöneticisinin seçilmesi çağrısı yapar.

2- Adaylık dilekçeleri Yüksek Mahkeme’ye yapılır, mahkeme de 15 günlük soruşturma süresinin sonunda dilekçeleri ya onaylar ya da reddeder.

3- Kanton yöneticisini Yasama Meclisi seçer. Meclis üye tam sayısının salt çoğunluğunun oyunu (50+1) alan aday kanton yöneticisi olur.

4- Hiçbir aday yeterli oyu alamazsa en çok oy alan adayların katıldığı ikinci oylamada meclis üyelerinin en çok oyunu alan aday kanton yöneticisi olur.

5- Kanton yöneticiliği süresi 4 yıldır ve yeminden sonra başlar.

6- Kanton Yöneticisi göreve başlamadan önce Yasama Meclisi önünde yemin eder.

7- Kanton yöneticisi vekilini/vekillerini ve görevlerini belirler. Vekil/vekiller Yasama Meclisi’nin onayını da aldıktan sonra kanton yöneticisinin önünde yemin eder.

8- Kanton yöneticisinin görevlerini yürütemediği durumlarda vekillerden biri onun yerine bakar.

d) Kanton yöneticisinin görev ve yetkileri

1- Kanton yöneticisi, Toplumsal Sözleşme’ye saygılıdır, yönetim bölgelerinin işlerini yürütür, ulusal birlik ve egemenliği savunur.

2- Kanton yöneticisi, Yürütme Meclisi’nin başkanını belirler.

3- Kanton yöneticisi, Yasama Meclisi’nin kararlarını onaylar, yasalara göre karar verir.

4- Kanton yöneticisi, seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından Yasama Meclisi’nin toplanması çağrısını yapar.

5- Kanton yöneticisi, hediye ve nişanların verilmesine karar verir.

6- Kanton yöneticisi, Yürütme Meclisi’nin önerisi doğrultusunda genel af kararı alır.

e) Kanton yöneticisi, halkın Yasama Meclisi’ndeki temsilcilerinin aracılığıyla halka karşı sorumludur. İhanet, yolsuzluk ve yüz kızartıcı suçlarda, halk onu Yüksek Anayasa Mahkemesi’nde yargılayabilir.

Yürütme Meclisi (Hükümet)

Yürütme Meclisi, kantonda yönetme ve yürütme sistemidir, Yasama Meclisi’ne karşı sorumludur ve Yasama Meclisi ile adalet kurumlarının kanunlarını uygular. Yürütme kurumları arasında çalışmaları koordine eder.

55. Madde: Yürütme Meclisi; başkan, Yasama Meclisi’nin belirlenen üyeleri ve kurullarda (bakanlık) oluşur.

56. Madde: Yasma Meclisi’nde çoğunluğu sağlayan parti ya da grup, bir ay içerisinde Yürütme Meclisi’ni hazırlamakla görevlendirilir. Yürütme Meclisi, Yasama Meclisi’nin üye tam sayısının salt çoğunluğu (50+1) tarafından görevlendirilir.

57. Madde: Yürütme Meclisi başkanlığının görev süresi 4 yıldır ve Yürütme Meclisi başkanı iki defadan fazla başkan olamaz.

58. Madde: Yürütme Meclisi Başkanı, Yasama Meclisi’nin bazı üyelerini kendisine danışman olarak belirleyebilir.

59. Madde: Danışmanlar aynı zamanda yürütme kurularından (bakanlık) birinin başıdır.

60. Madde: Yönetim ve yönetim ile diğer kurumlar arasındaki ilişkiler ilgili yasalarca düzenlenir.

61. Madde: Yürütme Meclisi kurulduktan ve onaylandıktan sonra bir bildiri ile programını (hükümet programı) açıklar. Hükümet programı Yasama Meclisi tarafından onaylandıktan sonra, yürütme meclisi zamanında programını uygulamaya koymalıdır.

62. Madde: Özel görevlendirmeler, bakanlık vekilleri ve Demokratik Özerklik Yönetimi; seçim yoluyla ve Yürütme Meclisi ile Yasama Meclisi’nin onayı ile olu(şu)r.

 

Bölge Meclisleri Yönetimi

1- Demokratik Özerk Kanton Yönetimleri de yönetim birliğinden oluşur, yönetim onları korur ve ihtiyaçlara göre değiştirir.

2- Yönetim Birliği merkezi olmadan görev ve sorumluluklarını yerine getirir. Buna ilişkin düzenlemeler ilgili yasalarca yapılır.

3- Bölgesel Yönetim Birlikleri meclislerini oluşturur. Meclis, gizli genel oylama ve doğrudan seçimle kurulur.

 

Adalet Meclisi

63. Madde: Bağımsız yargı adaletin temelidir, o halkın vicdanının ve ahlakının temsiliyetini yapar.

Yargılama hızlı ve özel mahkemeler yoluyla yapılır.

64. Madde: Suçlanan kişinin cezası onaylanmadığı sürece o kişi masumdur (masumiyet karinesi)

65. Madde: Mahkemelerdeki temsiliyette de yüzde 40 (%40) cinsiyet kotası uygulanır.

66. Madde: Soruşturma ve yargılamaların tüm aşamalarında savunma hakkı kutsaldır ve güvenceye altına alınmıştır.

67. Madde: Adalet Divanı’nın kararı olmaksızın hiçbir yargıç görevden alıkonulamaz.

68. Madde: Mahkeme kararları halk adına alınır.

69. Madde: Mahkeme kararlarının uygulanması veya engellenmesi suçtur ve yasalarca belirlenen cezai müeyyide (yaptırım) gerektir.

70. Madde: Sivil insanlar askeri mahkemelerde yargılanamaz, özel mahkeme ve olağanüstü hal mahkemeleri kurulamaz.

71. Madde: Konut ve özel mekânların dokunulmazlığı vardır, bu çiğnenemez ve mahkeme kararı olmaksızın arama veya kontrol yapılamaz.

72. Madde: Herkes açık ve adil bir şekilde yargılanma hakkına sahiptir.

73. Madde: Kişinin özgürlüğünden alıkonulması haklı gerekçeler dışında suçtur ve ilgili yasalarca cezalandırılır.

74. Madde: Yönetici ve hukukçuların yanlışlık ve dikkatsizliğinden ötürü zarar gören herkes ilgili mahkemelerde zararının karşılanmasını isteyebilir.

75. Madde: Adalet Meclisi ilgili yasa ile kurulur.

 

ALTINCI BÖLÜM

Yüksek Seçim Komiserliği

76. Madde: Bağımsız bir kurumdur ve genel seçim işlerini yürütür. Her kantondan belirlenen üyelerle 18 üyeden oluşur. Üyeler Yasama Meclisi tarafından belirlenir.

1- Komiserliğin kararları 11 üyenin oyuyla alınır.

2- Komiserliğin üyeleri Yasama Meclisi’nin üyesi olamaz.

3- Yüksek Seçim Komiserliği, seçim tarihlerini belirler, tarihleri karara bağlar ve adaylık dilekçelerini kabul eder.

4- Toplumsal Sözleşme’nin 51’inci maddesinde belirlendiği şekliyle Yüksek Seçim Komiserliği adayların dilekçelerini inceler. Aynı zamanda seçimler hakkındaki suç duyurusu ve davalara bakar.

5- Yüksek Seçim Komiserliği’nin çalışmaları; mahkemeler, sivil toplum örgütleri ve Birleşmiş Milletler’in gözetimine açıktır.

6- Yüksek Seçim Komiserliği, Adalet Divanı’nın yardımıyla belirlediği bir tarihte bir toplantı düzenleyerek, adaylıkları Yasama Meclisi tarafından onanan bütün bölge ve ilçe adaylarını açıklar.

 

YEDİNCİ BÖLÜM

Yüksek Anayasa Mahkemesi

77. Madde:

a- 7 üyeden oluşur ve bunlardan biri başkandır. Üyeler Yasama Meclisi Başkanı tarafından önerilir.

Üyeler yargıç, avukat ve dürüst ve uzman akademisyenlerden seçilir. Uzmanlık süreleri 15 yıldan aşağı olmamalıdır.

b- Yüksek Anayasa Mahkemesi üyesi, aynı zamanda başka bir görevde bulunamaz, Yasama Meclisi’nin üyesi olamaz. Bunlar ilgili yasayla düzenlenir.

c- Yüksek Anayasa Mahkemesi üyelerinin görev süresi dört yıldır, yalnızca bir defaya mahsus olmak kaydıyla uzatılabilir.

Yüksek Anayasa Mahkemesi’nin görevleri:

1- Anayasa’yı yorumlar.

2- Yasama Meclisi’nden çıkarılan yasaların anayasaya uygunluğunu inceler, karara bağlar.

3- Yürütme Meclisleri, Yasama Meclisleri ve kurumlar arasındaki anayasal sorunlara bakar.

4- Kanton yöneticisi, Yasama Meclisi üye ve yöneticilerinin Toplumsal Sözleşme’ye aykırı fiillerinin olması durumunda yargılama yapar.

5- Kararlarını oy çokluğuyla alır.

78. Madde: Yolsuzluk ve ilgili suçlar dışında Yüksek Anayasa Mahkemesi üyeleri görevlerinden uzaklaştırılamaz. İşleri kendi iç tüzüğüne göre yürütülür.

79. Madde: Yüksek Anayasa Mahkemesi, anayasaya aykırı yasal düzenlemeleri şu şekilde belirler:

1) Anayasaya aykırı yasalar hakkında kararların alınması:

a- Bir yasa çıkarılmadan önce eğer Yasama Meclisi’nin üyelerinin yüzde 20’si o yasaya karşı çıkarsa, Yüksek Anayasa Mahkemesi 15 gün içerisinde söz konusu yasa hakkında kararını vermelidir. Eğer yasa aciliyet arz ediyorsa bu süre 7 gündür.

b- Kararname (yasa teklifi) Yasama Meclisi’ne sunulup okunduktan sonraki 15 gün içerisinde eğer meclis üyelerinin yüzde 20’si karşı ise, mahkeme 15 gün içerisinde bunu da karara bağlamak zorundadır.

c- Yüksek Anayasa Mahkemesi, yasanın tamamının ya da bazı bendlerinin (fıkralarının) anayasaya aykırı olduğuna karar verdiyse; anayasaya aykırı olan tüm maddeleri reddedilir/geri çevrilir.

2) Anayasaya aykırı olan yasalarda aykırılık tespit edildikten sonra şu şekilde karar verilir:

a- Bir davada taraflardan biri savunmasında herhangi bir yasanın anayasaya aykırı olduğunu belirtirse Yüksek Anayasa Mahkemesi bunu hemen görmeli ve bunun hakkında kararını vermelidir. O mahkeme de davayı durdurup dosyayı Yüksek Anayasa Mahkemesi’ne havale etmelidir.

b- Yüksek Anayasa Mahkemesi bu savunma hakkında 30 gün içerisinde karar vermelidir.

 

Genel Kararlar

80. Madde: Bu Toplumsal Sözleşme Demokratik Özerklik Yönetimi’nde geçerlidir. Yasama Meclisi’nin üçte ikisinin (2\3) oylarıyla değiştirilebilir.

81. Madde: Bu sözleşme Yasama Meclisi’nin değerlendirilmesi ve kabul edilmesi için sunulur.

82. Madde: Suriye kimliği dışında herhangi bir kimliğe sahip olanlar; kanton yöneticiliği, meclis başkanlığı, danışmanlık ve Yüksek Anayasa Meclisi üyeliği yapamaz.

83. Madde: Bu sözleşme bir yasayla kararlarını ve olağandışı yasaları düzenler.

84. Madde: Bu sözleşme, Yasama Meclisi tarafından onaylandıktan 4 ay sonra, Yasama Meclisi bu sözleşmenin gözetiminde/güvencesinde ilk seçimlerini de yapar. Şu anda görev gören Geçici Yasama Meclisi şartlara göre bu tarihi uzatabilir.

85. Madde: Demokratik Özerklik Yönetimi’nin hukuki yemini: Tanrı (Allah) adına yemin ederim ki bu Toplumsal Sözleşme’ye ve onun yasalarına saygı duyacağım. Ben halkın özgürlüğü ve çıkarlarını savunacağım. Demokratik Özerklik Yönetimi bölgelerinin güvenliğini, öz savunmasını ve demokrasisini koruyacağım. Demokratik ulusa olan inancımla toplumsal adalet için mücadele edeceğim.

86. Madde: Kadın temsil oranı tüm kurum, yönetim ve kurullarda yüzde 40’tan az olmamalıdır.

87. Madde: Suriye’nin var olan ve toplumsal sözleşmeye aykırı olmayan yasaları (idari ve ceza) kullanılır.

88. Madde: Özerk Yönetim ile merkezi yönetim yasaları arasında uyuşmazlık çıktığı durumlarda konu Yüksek Anayasa Mahkemesi’ne havale edilir.

89. Madde: Bu sözleşme yurttaşların da yardımıyla doğa haklarını savunur ve doğanın korunmasını ahlaki, ulusal ve erdemli bir görev olarak görür.

90. Madde: Eğitim yöntemleri ve müfredatında da siyasetten uzaklaştırma, ırkçı ve şoven kavramları kaldırılır. Bunların yerine toplumsal çok renklilik ve çok kültürlülüğü koyar.

a- Yeni eğitim müfredatında özerk bölgelerin tarihi, kültürleri, halkları, coğrafyaları ve zenginlikleri tanıtılır.

b- Eğitim yöntemleri; iletişim araçlarını, bilimsel kurumları, insan hakları kültürünü ve demokratik, bilimsel kültürü esas alır.

91. Madde:

a- Din ve devleti işleri birbirinden ayrıdır.

b- İnanç özgürlüğüne sınır tanınamaz. Yönetimler tüm din, inanç ve mezheplere saygılıdır. Yönetimler ibadet özgürlüğünü savunur.

92. Madde: Kültürel, toplumsal ve ekonomik düzeni sağlamak ve ileriye götürmek yönetimlerin birincil görevidir.

93. Madde: Olağanüstü durumlar: Kanton Yöneticisi’nin belirlendiği Yürütme Meclisi toplantısında üyelerin üçte iki (2/3) oyuyla olağanüstü hal belirlenebilir veya kaldırılabilir. Fakat kararın Yasama Meclisi’nin ilk oturumunda sunulması gerekir ve özel hükümleri de bir yasa ile belirlenir.

94. Madde: Yürütme Meclisi Kurulları (Bakanlıklar)

1-Dışişleri Bakanlığı

2-Meşru Savunma Bakanlığı

   – İçişleri Bakanlığı

   – Adalet Bakanlığı

   – Bölgesel, Belediye, Nüfus ve Şehircilik Bakanlığı

   – Maliye Bakanlığı

   – Çalışma ve İşçi Yerleştirme Bakanlığı

   – Eğitim bakanlığı

   – Tarım Bakanlığı

   – Elektrik, Sanayi ve Yeraltı 4Kaynakları Bakanlığı

   – Sağlık Bakanlığı

   – Ticaret ve Ekonomi Bakanlığı

   – Şehit Aileleri Bakanlığı

   – Aydınlanma ve İletişim Bakanlığı

   – Ulaştırma Bakanlığı

   – Gençlik ve Spor Bakanlığı

   – Turizm ve Arkeoloji Bakanlığı

   – Din Bakanlığı

   – Kadın ve Aile Bakanlığı

   – İnsan Hakları Bakanlık’larından oluşmaktadır.