Ana Sayfa Blog Sayfa 6385

Aleviler Kobanê sınırına gidiyor

 Heyeti taşıyan araç Kadıköy’de polis tarafından engellenmeye çalışıldı

Levh-i Kalem Alevi Fikir Topluluğu ve Alevi Bektaşi Federasyonunun çağrısı ile Alevi Pirlerinin öncülüğünde oluşturulan heyet Kobanê sınırına doğru yola çıktı. Yapılan açıklamanın ardından, İstanbul’dan Kobane’ye doğru yola çıkan heyeti taşıyan araç Kadıköy’de polisin engellemesiyle karşılaştı.

Çağrıcılar, yaptıkları açıklamada “IŞİD terör örgütü ve arkasındaki güçlere karşı, masum ve mazlum Ortadoğu ‘nun ötekileri sayılan halkların yanında olduğumuzu bildirmek için biz Aleviler Kobani sınırına yürüyoruz” dedi.

Açıklamada, Alevilerin ve Ezidilerin katledilmesiyle devam eden, kadim orta doğu halklarına tek tip bir şeriat dayatan, Rojava gibi bir demokrasi alanını yok etmeye çalışan ve giderek Türkiye’ye sıçrama olasılığı yüksek kanlı bir savaşla karşı karşıya olunduğuna dikkat çekildi.

Açıklamanın ardından İstanbul’dan Kobane’ye doğru yola çıkan heyeti taşıyan araç, Kadıköy’de polisin engellemesiyle karşılaştı. Alevilerden oluşan heyet, polisin herhangi bir gerekçe göstermeksizin aracın Kadıköy’den çıkışını engellediğini belirtti. Heyet uzun bir bekleyişin ardından yola çıkan heyete Ankara’dan da Alevi kuruluşlarının temsilcileri katılarak Kobane sınırına doğru yola çıkacak.

Aleviler Kadıköy’den yola çıktı

Eğitimde yaşanan hak ihlalleri, ayrımcılık ve asimilasyona “dur” demek için 15 merkezden Ankara’ya yürümeyi planlayan Aleviler, Kadıköy’den yola çıktı. Yeni eğitim yasasının Alevi gençlerin üniversitelerden uzaklaştırmak için oluşturulduğunu belirten PSAKD Kadıköy Derneği Başkanı Feti Bölükgiray, “Bu Aleviliği bitirme girişimidir” dedi.

İSTANBUL- Alevi Kültür Dernekleri, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin çağrısıyla Ankara’ya yürümeyi planlayan Aleviler Kadıköy’den yola çıktı.

İskele Meydanı’ndan başlayan yürüyüşe, HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, ESP Genel Başkanı Sultan Ulusoy ve CHP Kadıköy Belediye Başkanı da destek verdi.

‘BU MÜCADELE TÜRKİYE HALKLARININ ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİDİR’

Yürüyüş öncesi PSAKD Kadıköy Derneği Başkanı Feti Bölükgiray açıklama yaptı.

Bölükgiray, Alevilerin, yoksulların düz, anadolu ve fen liselerinden alınarak imam hatiplere mahkum edildiğini söyledi. AİHM’e göre zorunlu din dersinin insan haklarına aykırı olduğunu belirten Bölükgiray, AKP hükümetinin politikalarıyla din dersinin sözde seçmeli fiiliyatta ise zorunlu hale getirildiğini kaydetti.

Bölükgiray, bunun sadece Alevilerin değil özünde Sunnilerin ilgilenmesi gereken, onların özgürlüğünü kısıtlayan bir uygulama olduğunu kaydetti. Bölükgiray bu mücadelenin Türkiye halklarının özgürlük mücadelesi olduğunu söyledi. Yeni eğitim yasasının Alevi gençlerin üniversitelerden uzaklaştırmak için oluşturulduğunu belirten Bölükgiray, “Bu, asimilasyon ve izolasyon Alevilere saldırmaktır. Bu Aleviliği bitirme girişimidir” dedi.

Kobane’de verilen mücadeleye de dikkat çeken Giray, IŞİD’e direnen halkların yanında olduklarını duyurdu, Alevilerin de Kobane’ye gitmek için yola çıktığını kaydetti.

‘GELİN BİRLEŞELİM’

7 kişilik yürüyüş grubu içerisinde de bulunan Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir ise Alevilerin sadece hak mücadelesi değil aynı zamanda var olma mücadelesi verdiğini söyledi.

Demir, hükümetin bir taraftan Avrupa Birliği söylemleriyle öne çıkarken, öte yandan insan hakları suçu işlediğini belirtti. Demir, AB’nin, AKP ve işbirlikçi emperyalistlerin insan hakları gözetmediğini ifade ederek, Sünnilerin Alevilere destek vermesi gerektiğine işaret etti, “Gelin birleşelim” dedi.

Açıklamanın ardından “Zorunlu din dersi kaldırılsın”, “Gün gelecek devran dönecek AKP halka hesap verecek”, “Katil ABD, işbirlikçi AKP” ve “İmam da hatip de olmayacağız” sloganlarıyla Ankara’ya yürüyüş başladı.

Tuzla, Gebze, Kocaeli güzergahı boyunca devam edecek yürüyüş, 12 Ekim’de Ankara Sıhhiye Meydanı’nda yapılacak büyük mitingle son bulacak.

etkin ajans

Kobanê’ye destek için Suruç’a gidenlere polis engeli

Kobanê direnişine destek vermek amacıyla İstanbul’dan Suruç’a gitmek isteyenler bir çok ilçede engellenirken, birçok kentte de Rojava için yardımlar toplanıyor.

İSTANBUL

Kobanê direnişine destek vermek amacıyla İstanbul’dan Suruç’a gitmek isteyen HDP ve HDK’liler birçok ilçede engelleniyor. İlçelerde araçların toplanacağı noktalarda polis tarafından yoğun önlemler alınırken Esenler, Küçükçekmece, Avcılar ve Çekmeköy’de otobüsler polis tarafından bağlandı. Esenler’de polis engellemesi oturma eylemi ile protesto ediliyor.

HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, ESP Genel Başkanı, EMEP, SDP, ESP ve SYKP, HDP ve DBP üye ve yöneticilerinin de aralarında bulunduğu çok sayıda kişinin eski Salı Pazarı’nda toplanarak Suruç’a gitmek üzere bekleyen otobüslerin bulunduğu alana yürümek istemesi polis tarafından engellendi. Engelleme HDP ve DBP’li yöneticilerin polislerle görüşmelerinin ardından kalktı.

Suruç’a gidecek otobüslerin bulunduğu alana geçenlere hitaben bir konuşma yapan HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, “Bu yolculuk Kobanê’yi sahiplenme yolculuğudur. Haramilerin saltanat kuramayacağı aksini ilan etmenin yolculuğudur bu. Vahşiliğin, barbarlığın Ortadoğu ve dünyada galip gelemeyeceğine olan inancımızı bu noktada gösterdiğimiz iradenin yolculuğudur bu” dedi. Kobanê ile dayanışmayı bütün dünya kamuoyunun görmesi gerektiğini ifade eden Yüksekdağ, ancak bunun hala sağlanamadığını söyledi. Türkiye’nin IŞİD’e destek verdiğini ifade eden Yüksekdağ, bu çetelere karşı mücadele edenlerin ise Türkiye tarafından önlerinin kesildiğini söyledi. Yüksekdağ polisin kendilerini engellemesine ilişkin ise “Çetelerin ellerini kollarını sallayarak dolaştığı alanlarda çetelere karşı mücadele edenler devlet güçleri tarafından engelleniyor. Devlet Suruç’a gitmek isteyenlerin otobüslerinin önü kesti. Ezilmişlerin ve halkımızın direnişi engellenemeyecektir. Bu bizim kimseye sormadan kullanacağımız en meşru hakkımızdır” dedi.

Basın açıklamasının ardından onlarca kişi İstanbul’da kalan yurttaşlarla vedalaşarak otobüslere bindi. Ardından HDP’lilerin otobüsü İstanbul’un diğer ilçelerinden gelecek 35 otobüsle buluşmak üzere Kurtköy’e doğru hareket etti.

Öte yandan Beyoğlu Dolapdere Caddesi üzerinde Suruç’a gitmek üzere otobüslerine binmek isteyen yurttaşlar da polis tarafından engellendi. Sivil polisler, yola çıkmak üzere araçlara yönelen kitleyi engelledi. Araçların “muayene” işleminin yapılmadığını gerekçe gösteren polisler, araçları bağladı. Duruma tepki gösteren kitle, burada bir süre oturduktan sonra, ” Rojava faşizme mezar olacak”, “Katil IŞİD işbirlikçi AKP ” sloganları atarak DBP İstanbul il binasına doğru yürüyüşe geçti. Kitlenin DBP İstanbul il binası önündeki bekleyişleri sürüyor. Şirinevler’de otobüslerine binerek Suruç’a doğru yola çıkmak isteyen yurttaşlar da polis tarafından “Urfa valiliğinin kararı var kente girişler yasak o yüzden yola çıkmanıza izin vermeyiz” denilerek engellendi.

ALEVİLER DE ENGELLENDİ

Levh-i Kalem Alevi Fikir Topluluğu ve Alevi Bektaşi Federasyonu‘nun çağrısıyla Kobanê sınırına doğru yola çıkan heyeti taşıyan araç da, Kadıköy’de polisin engellemesiyle karşılaştı. Alevilerden oluşan heyet, polisin herhangi bir gerekçe göstermeksizin aracın Kadıköy’den çıkışını engellediğini belirtti. Heyet, polisin tüm engellemelerine karşın Kobanê sınırına doğru yola çıkmak için sonuna kadar bekleyeceklerini de kaydetti.

DİYARBAKIR

Kobanê’de direnen YPG ve YPJ’nin direnişini büyütmek için Diyarbakır’dan sınıra doğru yola çıkan yurttaşlar, kent çıkışında polislerce durdurulup GBT kontrolünden geçirildikten sonra yola devam etti. Sabah saatlerinde DBP il ve ilçe örgütlerinin önünden kalan araçlarla Kobanê’ye doğru yola çıkan yurttaşların içinde bulunduğu araçların önü, toplanma merkezi olan kent çıkışındaki Ava Petrol yakınında durdurularak yurttaşlar tek tek kimlik kontrolünden geçirilmişti. Zırhlı araçlar eşliğinde yol üzerinde kurulan kontrol noktasında durdurduğu araçlar da arama yapan polisler, Siirt’den gelen ve içlerinde Barış Anneleri Meclisi üyelerinin yer aldığı iki aracın evrakları eksik olduğu gerekçesiyle bağladı. Bunun üzerine bu araçlarda bulunanlar Diyarbakır’dan kalkan diğer araçlara binerek yollarına öyle devam etmek zorunda kaldı.

VAN

Van Büyükşehir Belediyesi bünyesinde oluşturulan Rojava ile Dayanışma Koordinasyonu tarafından Rojava halkıyla dayanışmak amacıyla başlatılan kampanya çerçevesinde Organize Sanayi Bölgesinde bulunan Pazarbaşı Un, Yem ve Gıda ve Beslen Ekmek Fabrikası sahibi Halil Pazarbaşı tarafından Rojava’ya bir TIR un gönderildi. Komisyona 500 torba unu teslim eden Pazarbaşı, dayanışmaya ihtiyaç duyuldukça kendilerinin de buna katkı sunacaklarını ve herkesin bu duyarlılığa sahip olması gerektiğini söyledi. Rojava Yardım Koordinasyonu üyesi Cevdet Altındağ ise Van halkı tarafından yapılan yardımların koordinasyona ulaştırılması gerektiğini, bunun dışında da yardımların kimseye teslim edilmemesini istedi.

BİTLİS

Bitlis’te, HDP ve DBP’nin Rojava ve Şengal için başlattığı kampanya çerçevesinde toplanan bir kamyon gıda bölgeye gönderildi. Kuru gıdadan oluşan yardımları kamyona yükleyen DBP’li yöneticiler adına konuşan Rauf Akbulut, kampanyanın devam edeceğini belirterek, duyarlılık çağrısında bulundu.

MUŞ

Muş’un Varto ilçesinde DBP ve HDP öncülüğünde IŞİD’in zulmünden kaçan Êzidîler ile ambargo altındaki Rojava halkına destek olmak için başlattığı dayanışma kampanyası sürerken, Kovék (Oğlakçı) köyünde yaşayan yurttaşlar, aralarında topladıkları 2 bin TL ile 68 battaniye satın alarak ilgili merkezine getirerek teslim etti.

DERSİM 

Rojava’nın Kabanê Kantonu’na dönük IŞİD’in saldırılarına karşı Kobanê halkıyla dayanışmak amacıyla Suruç’a doğru yola çıktı. DBP Dersim il binası önünde bir araya gelen ve aralarında Dersim Belediye Eş Başkanı Mehmet Ali Bul’un da bulunduğu yurttaşlar buradan araçlara binerek yola çıktı.

Öte yandan Dersim’de Eğitim Sen Kadın Komisyonu, IŞİD’in Rojava’nın Kobanê Kantonu’na karşı yaptığı saldırılarına ilişkin KESK binasında basın toplantısı düzenledi. Toplantıda konuşan Dersim Eğitim Sen Kadın Temsilcisi Meral Uç, IŞİD’in Kobanê halkına yönelik ciddi saldırılar gerçekleştirdiğini belirterek, Dersim Belediyesi ile ortak olarak Kobanê halkı için 1 haftalık yardım kampanyası başlattıklarını dile getirdi. Êzidî halkı ile bir arada olmak, acılarını paylaşmanın kendileri için önemli olduğunu söyleyen Uç, Dersim halkı olarak bu süreçte sessiz kalmayacaklarının altını çizdi. Uç, başlatılan kampanyaya tüm Dersim halkının destek vermesini gerektiğini belirterek, kampanya kapsamında ihtiyaçlar için Dersimli yurttaşları duyarlı olmaya çağırdı. (DİHA)

TV10’dan açıklama “özgür basına yönelik taciz ve saldırıları kınıyoruz!”

Kobani sınırında televizyonumuz TV10 çalışanlarına yönelik taciz ve saldırıları kınıyoruz!

Toplumun haber alma hakkını gözeten ve bu ilkesinden taviz vermeyecek olan televizyonumuz TV10 ve çalışanları hedef gösterilerek taciz ve saldırılara uğramıştır. Kobani sınırında yaşanan insanlık dramını ekranlara taşıyan, bunu için fedakarca çalışan ekibimiz, polis ve askerin gaz bombası ve tazyikli suyla gerçekleştirdiği saldırılara maruz kaldı.

İki gün önce çalışanlarımızdan biri ayağına isabet eden gaz bombası kapsülü ile yaralandı. Canlı yayın aracımız isabet eden gaz bombası kapsülleriyle hasar gördü. Gaz bombalarıyla, tazyikli suyla ve hedef gözeterek yapılan saldırı sonucunda TV10 aracı dahil, birçok basın aracı tahrip oldu hasar gördü.

Bugün de canlı yayın aracımız ve ekibimiz güvenlik güçlerinin şiddetli engellemeleriyle haber yapamaz duruma getirilmek istendi. Aracımızın anteni tomolardan sıkılan tazikli su ile çalışamaz hale getirildi. Çalışanlarımıza karşı zor kullanılarak gözaltına alma girişiminde bulunuldu. Basın mensuplarının tepkisi üzerine bu girişimleri başarısızlıkla sonuçlandı.

Basın özgürlüğünün özellikle sınıra doğru giderek silikleştiği, orada yaşananların kamuoyundan gizlenmeye çalışıldığı gerçeğini kanıtlamak istercesine yapılan bu saldırılar, basın özürlüğüne, halkın haber alma hakkını engellemeye yönelik girişimlerin parçasıdır.

TV10 olarak bu saldırıları kınadığımızı bir kez daha vurgularken, hiçbir çabanın haber yapma hakkımızı engelleyemeyeceğini duyuruyor ve kamuoyunu duyarlılığa çağırıyoruz.

TV10 Yönetim Kurulu

23 09 2014, İst.

Kobani Sınırında TV10 Ekibine, Özgür Basına Saldırı…

URFA (DİHA) – Suruç’un Dewşen köyünde direnişte bulunan kitleye müdahale eden polis ve asker, hızını alamayarak haber takibi yapan gazetecilere de saldırdı. Gaz bombasıyla gazetecilere saldıran polis ve askerler, gazetecilere hakaretler savurarak gözaltına almaya çalıştı. Ayrıca yaralanan ve gazetecilerin aracına sığınan 60 yaşlarındaki yaşlı bir yurtta da gözaltına alındı.

Kobanê sınırında bulunan Suruç’un Dewşen köyünde direnişe destek veren kitleye müdahale eden polis ve askerler, gazetecilere de saldırdı. Polis ve asker, haber takibinde bulunan gazetecilerin bulunduğu bölgeye yoğun bir şekilde tazyikli su sıkıp, gaz bombası attı. Gazeteciler, gazeteci kimliklerini göstermesine rağmen saldırılarına devam eden polis ve askerler, gazetecileri gözaltına almaya çalıştı.

Saldırıların hedefi olan TV10’a ait canlı yayın aracını durduran askerler, televizyonun çalışanı gazeteci Turabi Kişin’i gözaltına almaya çalıştı. Askerin saldırısına ve gözaltına alma girişimine tepki gösteren gazeteciler, Kişin’in gözaltına alınmasına izin vermedi.

Polisin DİHA kini

Gazetecilere hedef gözeterek gaz bombası atan ve tazyikli su sıkan polis, hızını alamayarak adeta kin kustu. Hızını alamayan polisler, zırhı araçtan DİHA çalışanlarını tehdit ederek, “DİHA kaçma, sana bir şey yapmayacağız, yanına gelince gösteririz sana. Hani propaganda yapıyordun” anonsu yapıldı.

Yine kimlik kartını gösteren Gün TV çalışanına ise polis, “PKK’nın kanalı” diyerek sinkaflı küfürler ederek terbiyesizlikte adeta sınır tanımadı. Öfkeden adeta kudurmuşa dönen polisler, bazı arkadaşlarımızı tartakladı.

Yaşlılara feci saldırı

Öte yandan kitleye yoğun gaz bombası atılması sonucu yaralanan 60 yaşlarındaki iki yaşlı yurttaş, gazetecilerin araçlarına sığındı. Saldırılarına burada da devam eden polis ve askerler, yaralı yaşlılardan birini gözaltına alırken, diğerini ise darp ettikten sonra saldırı yerinde bıraktı. Gaz bombası etkisiyle bayılmak üzere olan 2 yaşlı yurttaşların basın aracına alınmasına “İnsanları neden kaçırıyorsunuz” diyerek öfkelenen polis, gazetecilere saldırmaya adeta gerekçe üretmeye çalıştı.

Belediye Başkanı’nın aracına saldırı

Batman Belediye Eş Başkanı Sabri Özdemir ve belediye meclis üyelerinin içinde bulunduğu araç da, gazetecileri saldırıdan kurtarmaya çalışırken asker saldırısından nasibini aldı. Asker kirpi aracından, Özdemir’in bulunduğu aracı hedef alarak gaz bombası atıldı. Gaz bombasının sol camı kırarak içeri düşmesi sonucu araçta bulunan kişiler fenalık geçirdi.

(ekip/rp/öç)

Alevi örgütlerini erkek örgütlerine çevirenler…

YAŞAR SEYMAN

Kutup yıldızı olmadan yön bulunur mu?

O, gökcisimlerin aksine gün boyunca yer değiştirmez ve hep kuzeyi gösterir. Ona, Kuzey yıldızı da denir.

Bugün kutup yıldızlarını görmeyen, bakmayan, algılamayan hatta çok kötü değerlendiren Alevilerden söz etmek istiyorum. Onların kutup yıldızları yüzyılları aşarak gelen ve milyonları sözleri, mücadeleleri, duruşları ile etkileyen düşünürler, pirler, dervişler, ozanlardır. Kuşaktan kuşağa duru, berrak, ölümsüz düşünceleri, mücadele sözleri su gibi akanlardır.

Aleviler tartışma kültüründen geldikleri için kolay kolay birine kayıtsız, koşulsuz tapınmayı bilmezler. ‘Biat’ sözcüğüne ve özüne çok uzak yaşarlar. Alevileri tanıyanlar bu yaşam tarzını anlamakta zorlanmazlar. Bende zorlanmıyorum.  Sözünü ettiğim tartışma kültürü değil aksine tartışma kültürünü başlatan “Kıblem insan”, “Okunacak en güzel kitap insandır” diyen, ölüme giderken ödün vermeyen: “Dönen dönsün dönmezem yolumdan” sözleri günümüzün şiarı olan ozanlarını, pirlerini ne denli algılıyorlar.

Aleviler yüzyıllar boyu yasaklarla mücadele ederek bugünlere geldiler. Onlar hem yasaklarla mücadele ettiler hem de inançlarını yasaklar karşısında korumayı, kollamayı, yaşatmayı ölümü pahasına bildiler. Bu uğurda büyük bedeller ödediler ve ödemekteler.

Deyişlerini, nefeslerini, inancını yaşatmayı bilen bu nedenle bağlamaya ‘Telli kuran’ diyen Alevilerin sözcülerini, yöneticilerini dinledikçe öğretiden çok uzak olduklarını görüyorum. Özellikle Anadolu’da örgütlenme süreçleri büyük katliamlar sonrası geniş kitlelere yayıldı. Bugün Alevi örgütlerinin başkanlarını dinledikçe aklıma ünlü sanatçı Genco Erkal’ın ‘Marks Döndü’ adlı oyunu geliyor.

Genco Erkal, “Sol dalgalar gibidir, iniş ve çıkışları vardır. Ben bu dalganın bir gün tekrar yükseleceğine inanıyorum” diyordu. 2009 yılında sahnelenen oyun Marks’ın 150 yıl sonra bile düşüncelerinin, yazdıklarının geçerliliğini koruması, egemen sınıfları ürkütmesi, onun düşüncesini kendince savunanların, yaşama dönüştürenlerin seyri aklıma geliyor…

Oyunun başında Marks’ın söylediği gibi: “Öldüm ama aslında ölmedim de.”  İzleyenler, eski sosyalist tüfekler fısıldıyor: İşte diyalektik!

Hacı Bektaş Veli’nin bu yıl 16 Ağustos 2014 anma törenlerinde konuşan hiçbir Alevi konuşmacı; ‘Hacı Bektaş Veli Dostluk ve Barış Ödülü’nü bir kadın almasına karşın; kadın haklarından söz etmedi. Oysa 13. Yüzyılda büyük Pir ‘kadınlarınızı okutunuz.” diyor. Kendisine yol arkadaşı Kadıncık Ana’yı seçiyor ve  “eşiniz mi?” diye soranlara “Eşim değil eşitim” diye yanıtlıyor. Ve şiirinde kadına bakışını şu dörtlükle taçlandırıyor:

“Erkek dişi sorulmaz, muhabbetin dilinde,

Hak’kın yarattığı her şey yerli yerinde.

Bizim nazarımızda, kadın erkek farkı yok,

Noksanlıkla eksiklik, senin görüşlerinde.”

Pir Sultan’ın çağlar aşıp gelen şiirindeki kadın, dillerde türkü:  

“Benim Uzun Boylu Serv-i Çınarım 

Yüreğime Bir Od Düştü Yanarım

Kıblem Sensin Yüzüm Sana Dönerim 

Mihrabımdır Kaşlarının Aresi”

Aleviler neden bu denli güçlü kutup yıldızlarını görmüyorlar?

Alevi örgütlerini erkek örgütlerine dönüştürenler… İnancında kadın olan bir öğretiyi savunmayanlar, mürşitlerini, pirlerini tanımayanlar, ülkenin bugünlere gelişinde büyük suçu olanlar; işinizin zor olduğunu biliyor musunuz?

ALEVİLER SİZİN KUTUP YILDIZINIZ YOK MU?

Kantarma Notları İLKNUR KAPLAN

Değerli dostlar sizlerle buluştuğumuz son yazımızda 2 Temmuz’u konu eden bir içerik kaleme almıştım. Bu yazımı ise mesleğim gereği bazı gözlemlerime ayırmak istiyorum.

2-3 Ağustos 2014 tarihlerinde Kahramanmaraş Kantarma’da, Kantarma Doğa ve Kültür Festivalinde sunumlarımla yer alma şansı yakaladım.Aleviliğin doğuşu,yaşanışı ve sürdürülmesi açısından değerlendirildiğinde Kantarma önemli bölgelerden birtanesi.

Alevilik noktasında bir çok araştırmacıyı,yazarı,akademisyeni ve sanatçıyı etkileyen Kantarma bugün korumaya çalıştığı yapısıyla örnek olmayı sürdürüyor.

Bölgeye hizmet etmeyi amaçlayan sivil toplum kuruluşları, bölgenin yurtdışı ve kentlere göç etmiş halkını, kısmi de olsa festivallerde bir araya getirmeyi amaçlıyor.

Bu festivallerden, Akel Vakfı’nın düzenlediği Kantarma Doğa ve Kültür Festivali, alışılagelmiş bir festival değildi.İkinci kez sunumunu gerçekleştirdiğim festival ilkinden daha profesyonel hazırlanmıştı. Sakın kimse yanlış anlamasın,profesyonel derken sorunların dile getirilmesi kapsamındaki profesyonellikten bahsediyorum. Yani türkü söylemek,nefes dinlemek,halay çekmek bir süreden sonra yeterli gelmiyor.

Bilirsiniz ki; araştırmak,düşünmek, konuşmak Aleviliğin vazgeçilmez unsurları arasında yer alır. Yıllardır yaşanan katliamlar, konuşamamaktan ve ifade edememekten kaynaklanmıştır.Alevi toplumu türküleri ve deyişleriyle anılırken, düşünsel aktivitelerden uzak olarak algılanmıştır.Oysaki Aleviliğin tarihsel süreci, siyasi yönetimlerde maruz kaldıkları haksızlıklar, katliamlara kadar giden yaşam tehditleri; çeşitli araştırmacılar ve yazarların kitaplarına konu olmuş ancak detaylarıyla konuşulamamıştır.

1993 dönüm noktası olurken, sonrasında ise Alevilik açık ve net ifadelerle, tüm yanlarıyla, farklı görüşlere rağmen konuşulabilmiştir. Hatta ifade ettiğim gibi Festivallere dahil edilen panellerin sayısı gün geçtikçe artmaktadır.

Kantarmada,Alevilik ve Siyaset konuşan uzmanlar, eminim ki hem bölgenin hem de tüm Türkiye’nin Alevilik hakkında yaşadığı çelişkileri giderebilecek ayrıntıları paylaşmış oldu. Kürt Alevi var mı? Aleviler geçmişte katledilirken bugün siyasi süreç Aleviler açısından nasıl şekilleniyor? Aleviler nerede yanlış yapıyor? Siyasi temsiliyet hakkını nasıl kullanmalılar? Tüm bunlara yanıt veren bir panel izledik evet ama bunun için sadece Kantarma yetmez.

Yaz aylarında herkesin memleketine kavuşma özlemiyle akın ettiği köyler ve buralarda düzenli olarak yapılan festivaller, müzik kutusu olmaktan kurtarılmalıdır.Yazın köylerimizdeki nüfus artışı dikkate alındığında, festival içerikleri daha da önem arz eden bir hal alıyor.

“Algıyı doğru kullanmak” kavramını çok önemsiyorum. İnsanları keyiflendiren müzik şölenlerinin öncesine ya da sonrasına, can alıcı konularda nokta vuruşu yapabilecek, kısa ve etkili konuşmayı bilen akil isimlerin yer alacağı paneller konulmalıdır.Görevin büyüğü, Festival Tertip Komitesine düşmekle beraber izleyici koltuğunda oturan halkımızında duyarlılığını göz ardı etmemeliyiz. Dinleme,okuma ve sorgulama bilinci toplumumuza hızlı adımlarla yol almayı sağlayacaktır.Anadolu insanının inatla korumaya çalıştığı gönül temizliği, değişmeyen insani tavırları,misafirperverliği güvence altına alınmalı ve Aleviliğin insanı merkeze koyan Felsefesi ülke barışı ve huzuru için hızla yayılmalıdır.

Bu arada başka önemli bir konuya daha değinmek istiyorum.”Doğa ve çevresel sorunlar”. Kantarma, İstanbul, Türkiye ve Dünyayı ilgilendiren küresel ısınma, kaynakların doğru kullanılmaması, HES’ler, Termik Santraller, insanoğlunun yaşam kalitesini düşüren faktörler olmaya başladı. Yeni dünya savaşlarının ‘su’ üstüne olacağını öngeren araştırmalar bizi zor günlerin beklediğini gösteriyor.Kantarma Festivalinde bu konu da gözden kaçırılmamış ve bir panelde yaşayacağımız çevre sorunları için düzenlenmişti.Bergama’da Siyanürle Altın Çıkarmaya Hayır’ diyen halkla Kantarma’da ‘Termik Santrale Hayır’ diyen halk arasında hiç bir fark yok inanın.Amaç aynı hedef aynı! İnsanca yaşam…

Küresel sermayeye hizmet eden şirketlerin topraklarımıza zarar vermesini istemiyoruz diyen halklar,yarınları kurtarmak için haykırıyor. Çocuklarına sağlıklı bir dünya bırakmak için bağırıyor.Yeter ki duyalım…

Bir Kantarma değerlendirmesi mahiyetinde son bulan yazım umarım sizi sıkmamıştır. Ancak değiştirebilmek için görmek, gözlemlemek ve yazmak gerekir. Ben de bunu yapmaya çalıştım.Kantarmadan yola çıkarak her nerede olursa olsun kültürümüze ve mirasımıza hizmet eden gönül yoldaşlarına sonsuz şükranlarımı sunuyorum.

Saygılarımla

CHP’nin demokrasiyle imtihanı

ALİ ÖZCAN

Alevilerin bin yıllık acılarının hala kanıyor olmasında egemen inancın sorumluluğu ne kadarsa, Alevileri kendi arka bahçesi sayan partilerin oyalamasının da o kadar payı vardır.

Ölgün bir suskunluk olsa neyse, beceriksiz sayar gidersin ancak bu bilinçli bir görmeme halidir.

Bu partiler “Biz ilke partisiyiz, günlük politiklara ilkelerimizi feda etmeyiz” deseler de, yerel seçimlerde gösterdikleri adayların büyük bölümü, “ilkelerin günlük politikalara feda edilmesi”nin göstergesiydi.

Sağdan, muhafazakarlardan topladıkları devşirme adaylarla günü kurtarma derdindeydiler.

Ancak olmadı, olamazdı da.

Yerel seçimlerdeki sağcı adaylara, başta Aleviler olmak üzere, demokratların teveccüh göstermemesini, “daha sağa kaymadık ondan seçimi yitirdik” diye algılayan bir zihniyetin kayaya toslaması, hiç de yadırgatıcı olmamalıydı.

Ekmeleddin İhsanoğlu gibi, Ortadoğu coğrafyasını Sünni şeriata dönüştürmek için kurulmuş İslam Kalkınma Örgütü’nde kendini kanıtlamış birini aday göstermek tam da buydu.

Tayyip Erdoğan’ın ulusalcı muhafazakarlığına karşı daha uluslararası bir muhafazakar adayı rakip göstermek, artık sadece kağıt üstünde kalmış “ilkeler”den iyice uzaklaşmak anlamına gelmiyorsa, ne anlama geliyordu peki?

Zira İhsanoğlu, “Altı ok”un sadece bir ilkesine uyuyordu.

İhsanoğlu “devrimci” değildi!

İhsanoğlu “halkçı” değildi!

İhsanoğlu “devletçi” değildi!

Avrupa Birliği (AB) için, “AB’nin şeriat konusu içinde yer alan recm ve benzeri ceza uygulamalarını insanlık dışı diye nitelendirmesini kınıyoruz. Bu ülkelerin iç içişlerine karışmaktır” diyen İslam Kalkınma Örgütü’nden gelen birinin “Laik” olması da olanaksızdı.

O halde sığınacakları İki ilke kalmıştı geriye; milliyetçilik ve cumhuriyetçilik.

Cumhuriyetçilik tek başına bir anlam ifade etmediğini İran’dan, Kongo’ya bir dizi demokrasi dışı devletlerin isimlerindeki “Cumhuriyet” kelimesinden biliyoruz.

“Bir Türk dünyaya bedeldir”, “Türk’ün kanı asildir” şeklindeki milliyetçilik ise artık modern dünyada ırkçılıkla birlikte anılmaktadır.

Bütün ilkeleri milliyetçiliğe kurban etmek, günümüz Türkiyesinin “trend”i olsa da, bu yanılsama ülkemizde yaşayan ve bir dizi kıyımlara uğrayan ötekilerin kabusu olmaktan öteye bir işe yaramamaktadır.

Alevilerin feryadına kulak tıkamak ise bir aymazlıktır.

“Ben mezhep siyaseti yapmıyorum” demek; Alevilerin inkarına, asimilasyonuna ve kıyımlarına sessiz kalmak ve bu kıyıma, asimilasyona ortak olmaktan başka bir anlam ifade etmemektedir.

Kurtla kuzu arasında bir ayrım yapmamayı politika sayanların yarattığı atmosferdir asıl iklimi zehirleyen.

Partilerin merkeziyetçiliğine ve demokrasi dışı yöntemlerine alıştık artık. Peki basının tek sesli hükümranlığı ne anlama gelmektedir?

Üstelik kendine “demokratım” diyen gazetelerin, iktidara yakın basın organlarıyla bu anlamda yarışmasına ne demeli?

Ya da, özellikle gazetenin ideolojik ve siyasi çizgisine azami özen gösteren yazarlarının, sadece “Ekmeleddin İhsanoğlu iyi bir tercih değildir” dediği için, kapıya konulmasını nasıl anlamak gerekir?

Bir dizi ırkçı yazıları “Yurt gazetesi demokrattır, yazarın görüşüne karışmayız, o onun görüşüdür” ezberiyle savunan gazete, sıra Necdet Saraç gibi bir Alevi yazarın, oldukca özenli ve kibar bir dille yazdığı ve “Ekmeleddin İhsanoğlu’nun uygun bir aday olmadığını” ifade eden yazısına tahammül edememesi basın özgürlüğü ile nasıl açıklanacaktır?

Anlaşılıyor ki CHP ve onun yarı-resmi gazeteleri gelecek günlerde daha da sağa kayacaklardır.

Ancak biz, “bu kendilerinin bileceği iştir” demeyeceğiz, zira CHP’ye oy verenlerin büyük kısmı ve “Yurt” gazetesinin okuyucu kitlesi, bu sağcılaşmadan rahatsızdır ve tabandan gelen eleştiri hakkını da, protesto hakkını da kullanacaklardır.

 

Zorunlu din dersleri meselesi

Okumaktan murat ne
Kişi Hak’kı bilmektir
Çün okudun bilmezsin
Ha bir kuru emektir  (Yunus Emre)

Yeni eğitim yılının başlamasıyla birlikte Aleviler içinde “zorunlu din dersleri” tartışması da yeni bir boyut kazanarak gündemdeki yerini aldı. PSAKD, AKD ve HBVAK Vakfı’nın çağrısıyla Alevi kurumları kutsal mekanlarından Ankara’ya uzanacak bir yürüyüşe geçti. 12 Ekim’de Ankara’da büyük bir miting ile taleplerini kamuoyuyla paylaşacak olan Alevilerin Düzgün Baba’ya niyaz ederek giriştikleri bu yolculuğa AİHM’den de bir destek geldi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi zorunlu din dersleri uygulamasını, insan hakları açısından ihlal olduğuna ve eğitim müfredatının Türkiye’nin iddia ettiği gibi etik bir içerikte olmadığına hükmetti ve gerekli önlemlerin alınarak eğitimde yeni düzenlemeler yapılmasına karar verdi.

“Mahkememiz, Türk eğitim sisteminin, din eğitimi konusunda, ailelerin inançlarına saygı gösterecek uygun metotları halen yürürlüğe koymadığını tespit etmiştir. 1 No’lu Protokol’ün 2. maddesi ihlal edilmiştir” denilen AİHM kararında ayrıca “öğrencilerin, anne ve babalarının dini ya da felsefi görüşlerini açıklamadan din ve ahlak derslerinden muaf olabilecekleri bir sistem sunmalıdır” denmiştir.

Aleviler lehine daha önce de benzer -Hasan Zengin davası gibi- kararlar almış olan AİHM’in bu kararının Türkiye’de ne kadar hayat bulacağı tartışmalı bir durum arz etmektedir. Türkiye bu yönde alınmış mahkeme kararlarına karşı yıllardır uygulamamak için direnmektedir. Alevi kuruluşlarını geçmiş dönemde yaptıkları mitinglerin talepleri arasında “AİHM’nin vermiş olduğu kararların uygulanması” da vardı ki bugüne kadar uygulanmadı. Başbakan Davutoğlu’nun konuyla ilgili yapmış olduğu açıklama AİHM kararın uygulanmayacağını ve karara Türkiye’nin direnç göstereceğinin işaretlerini vermektedir.

Klasik algı yöntemine başvuran ve olayı çarpıtan Sayın Davutoğlu bildik Kemalist söylemin de arkasına sığınıyor. Dinin ve dini eğitimin kontrol edilmesi gerektiğini, eğer bu yapılmazsa sonuçlarının diğer Ortadoğu ülkelerinde görüldüğü gibi sapmalara yol açacağına atıfta bulunuyor. Din eğitimin devlet kontrolünde olmasının önemli olduğunu söylüyor. Avrupa’da öğrencilerin Kiliselere götürülmesine atıfta bulunuyor.

Başbakan Davutoğlu çok iyi biliyor ki; zorunlu din dersleri gayri Müslimleri ve Alevileri hedef alan bir uygulama olmaktadır. Büyük çoğunluğu Müslüman olan Türkiye’de dini eğitim okullarda değil, camilerde ve sayıları yüz binleri aşmış olan kuran kursları aracılığıyla yapılmaktadır. İsteyen herkes bu kurslara gidebilmekte, aile ve cemaatler aracılığıyla dini eğitimlerini tamamlayabilmektedirler. Geriye bu eğitimlere katılmayan, camiye gitmeyen kesimler kalmaktadır. Bu kesimlere de okullar ve eğitim gerekçe gösterilerek zorla Türk-İslamcı bir asimilasyon dayatılmaktadır. Zorunlu din dersi Türkiye’de Türk-İslam sentezinin ideolojik temsili olmaktadır. Din eğitiminden ziyade cumhuriyetin kuruluşunda esas alınan Türk-İslam örgütlenmesinin parçası olarak işletilmektedir.

Aleviler din eğitimine karşı bir duruş içinde değildirler. Zorunlu din derslerine karşı oluşu, dini eğitime karşı, din düşmanları gibi sunmaya çalışan çevrelerin olması ve iktidarın olayı böyle yansıtmaya çalışması yaptıklarını gizlemek istemesindendir. Aksine Alevilerin kendi inançlarını öğrenmek ve öğretmek gibi talepleri vardır. Avrupa’da örnekleri olduğu gibi İslam derslerinin yanında Alevilik dersleri vardır. Aleviler çocuklarını kendi inançlarının gereklerini öğrensinler diye bu derslere göndermektedir.

Karşı olunan, tam da Sayın Başbakan’ın söylediği devletin dini kontrol altına alması ve kendince yönetmesine itirazdır. Devletin inançları tanımlamasına ve idare eder, müdahale eder pozisyonda tutmak istemesinedir. İslam’ın devlet eliyle Türk ırkçılığına kurban edilmesinedir. Diğer inançlara düşman edilerek, tüm kesimleri bir birine düşürmek üzerinden siyaset yapmayı kolaylaştırıcı duruma karşı bir koyuştur. Zorunlu din derslerine karşı duruş, dine karşı bir tavır değil, özgürlüklere yönelik bir çaba ve mücadeledir.

Din dersleri bütün dünyada iki şekilde verilmektedir. Birincisi dinler tarihi de diyebileceğimiz, tüm inançların tarihsel ve temel algılarının işlendiği etik derslerdir. Bu dersler ve ders kitapları tarihçilerin katkıları ile modern dünyanın tarih anlayışı ile hazırlanır. Dersleri eğitim kurumlarının sorumluluğunda atanan öğretmenler tarafından verilir. Bu dersler kimi yerlerde zorunlu kimi yerlerde seçmelidir. İkincisi ise dini eğitimdir. Dini eğitim mensubu olunan dinin veya inancın temsilcileri ve kurumları tarafından ön görülen çerçevede hazırlanan eğitim müfredatıyla ve yine o inanç temsilci kurumlarının ön gördüğü, önerdiği ve bazen de kendisinin finanse ettiği öğretmenler tarafından verilir. İkisini bir birinden ayıran temel unsur, birinin etik ders diğerinin ise dini ders olmasıdır. Dini içerikli dersler genelde tercihle gidilen dersler olmaktadır. Almanya, İsviçre, Avusturya örneklerinde olduğu gibi İslam dini dersi, Alevilik dini dersi, Hıristiyanlık dini dersi vardır. Herkes kendi inanç dersine katılabilmektedir ya da katılmama hakkını kullanmaktadır. Ve yine bu dersler uygulamalı bölümler de içermektedir. İslam dersinde namaz, Alevi dersinde cem, semah, Hıristiyanlık dersinde kilise ziyareti yapılmaktadır. Bu inancın doğasında vardır, olandır.

Fakat etik din dersi verdiğini iddia eden Türkiye’de AİHM kararında bir kez daha ortaya çıktığı gibi herkese dini ders verilmektedir. Devletin sınırlarını belirlediği ve Türkçülükle içini boşalttığı bir uygulama söz konusudur. Bu uygulamaya son verilmesi konusunda alınan kararın hayata geçirilmesi büyük önem arz etmektedir.

Ana dilde eğitim ve zorunlu din dersleri mücadelesi, Türkiye’deki demokratikleşmenin de temel sorunu olarak önümüzde durmaktadır. Türk-İslam sentezli eğitime karşı direnmek önümüzdeki dönemin temel konularından olacağı bugünden artık beli olmuştur.

Maraş, güzelleşmiştir!

“Ceryana, zincire boyun eğmedik
Direndik direndik işkencelerde
Halk uğruna bundan daha evveli
Ölenleri andık işkencelerde”
(Emekçi)

Aleviler, binlerce yıldır itikatlarını, doğdukları mekanları kutsayarak onlara anlamlar yükleyerek, kendi değerlerini yaratmışlardır. Birçok Alevi kurumu, bu mekanlar, ziyaretler, ocaklar üzerinden bugüne gelmiştir. Asimilasyona karşı da hala bu mekanlar direnmektedir. Kimi ziyaret ve dergah Alevilerin yaşadığı bölgeler içinde olmasa da varlığını sürdürmekte ve diğer inançtan kesimlerin kutsalı olarak kendi yaşamını idame ettirmektedir. Bunlardan bir tanesi de Elazığ-Keban’ın Piran beldesindeki Akgömlek Köyü’ndeki Sultan Sinemilli Türbesi’dir -ki hala bölgede işlevini korumaktadır-.

Aleviliğin hakikatçi kolundan keramet ocakları diyebileceğimiz mekanlarda, emek, direniş ve ortak yaşam kutsanmaktadır. Pazarcık’ta Elif Ana, Ali Kute, Tıllo Hake, Emedhazi gibi keramet sahiplerinin emekleri etrafında Alevilik varlığını sürdürmektedir. Dağın taşın suyun kutsallığına atfen emeğin kutsanması, ortakçı yaşamın kutsanması, şimdilerde şehit mezarlarının kutsanmasıyla yeni bir boyut kazanmıştır. Aleviliği temel değeri olan insanın yüceltilmesi ve bu yücelik temsilcilerinin kutsanması ana fikri, bugün Mazlum Doğan’ın, Sakine Cansız’ın mezarları başında yakılan mumlar, Fidan Doğan’ın mezarına bırakılan teberiklerde kendini göstermiş; onların artık Aleviliğin vazgeçilmezleri arasında yer aldıklarını  ortaya koymuştur.

Bu yıl Sevdilli’de Fidan Doğan anısına yapılan Sev-Der Halk Festivali bu bütünleşmenin ve sahiplenmenin hak ile hakkaniyet içinde olduğunu göstermiştir. Alevilerin kutsalına Şeyh Bedrettin gibi Fidan Doğanlar eklenmiştir. Binlerce kişi, yaşlısı genci Fidanların gölgesinde şarkılarını söylemiş, semaha durmuş, varlığını kendi kökleri üzerinde haykırmıştır. Yüzyıllardır yasaklı olan Kürt kimliği, Alevi kimliği ve sol duruş varlığını hissettirmiştir.

Eskiden gizli odalarda sessizce dinlenen şarkılar mikrofonlardan, sahneden herkes tarafından dinlenmiştir. Sevdilli’de Fidan Doğan festivalinde Şehit Sefkan’ın “Kürdün Gelini” bölgenin ilk şehidi Mustafa Bozkurt’un anısına çalınmıştır. Toprak uyanmıştır. Artık kurbanlar ve adaklar bu toprakların kahraman çocuklarınındır. Dualar ve semahlar, bu çocuklarındır.

Aynı Engin Sincer gibi bu toprakların yetiştirmiş olduğu kahraman evlatları “hakkı verilmiş yaşam” etrafında binlerce kişi Maraş’a yüzünü dönmüş ve kendisini haykırmış; “Biz varız” demiştir. Tüm baskılara, zulme, katliama rağmen topraklarını terk etmemiş olanların güç aldığı, dara durduğu bir mekan olarak artık Alevilerin kutsallarındaki yerini almıştır. Aleviler, Maraş’ta hakkın ve hakikatin mekanında, Engin Sincer huzurunda ceme durmuştur. Pirin huzurunda aklanmıştır. Aklanmak için kutsal mekanlarını ziyaret eden binlerce kişi, hakikat yolculuğunun bir kez daha şahitleri olmuştur.

Geçmişten günümüze kutsanan ve kutsal olan mekanlarımızın gücüyle ayakta duran Aleviler, bu duruşlarıyla kendilerine sahip çıkabilmenin mutluluğunu Maraş’ta yaşamışlardır. Maraş, güzelleşmiştir. İnsanları, kadınları ve çocukları güzelleşmiştir. Maraş katliamının yaratmış olduğu korku siyaseti bu yıl Maraş’ta çökmüştür. Maraş’ın Kürtçe ağzıyla, deyişler, semahlar yeniden söylenmeye başlamış, televizyonlarda programlar yapılarak, yazılar yazılarak, albümler çıkarılarak hakikatin huzurunda yeniden diriliş, emekle örülmeye başlanmıştır.

Görünen odur ki; hak ile hakikat yolculuğu kendi kökleriyle buluşup güçlenmektedir. Daha güçlü bir birliktelik için önümüzdeki dönem içerisinde özellikle de Maraş katliamı yıldönümü öncesinde toplantılar, konferanslar yapılarak daha hazırlıklı bir şekilde Maraş’a Maraş’ın içine gidilecek, Yörük Selim’de Maraş katliamı şehitleri anılacaktır. Onun için bugünden hazır olmak, hazırlanmak Alevi kurumlarının önemli bir görevi olmalıdır. Hak ve hakikat ışığı bizi Maraş’a çağırıyor. Gerçeğin demine…