Ana Sayfa Blog Sayfa 6392

Êzidîler Xizir bayramını kutladı

Rojava’nın Efrîn Kantonu’nda yaşayan Êzidîler kutsal bayramları Xizir İlyas’ı kutladı.

Efrîn’de yaşayan Êzidîler, 3 günlük oruç ibadetinden sonra geleneksel elbiselerini giyip Êzidî Derneği’nin Xizir İlyas bayramı vesilesiyle düzenlediği kutlamaya katıldı. Kutlamalar Êzidîlerin din adamları olan pirler eşliğinde gerçekleştirildi. Êzidîler kültürel ritüelleri gereği buğday, arpa, nohut, mısır gibi toprakta yetişen 40 çeşit bitkisel ürünü getirerek, geleneksel öğütme taşlarında öğüttü. Pirlerin Êzidî söylencelerini okumasından sonra öğütülen ürünler katılımcılara dağıtıldı. Êzidî inancına göre oruç ve bayram boyunca doğanın korunması amacıyla et yenilmiyor. Onun yerine doğadan yetişen bitkisel yiyecekler tüketiliyor. Bu nedenle, bayrama “kansız yaşam” adı veriliyor. Êzidî inancına göre Xizir İlyas gününde, iki melek yeryüzüne inerek, yüreklere ışık saçıp insanları aydınlatıyor. Xizir ekimi, İlyas ise yağmur meleğini temsil ediyor. Êzidîler, bayramdan önceki akşam bitkisel ürünlerden oluşan yemeklerini, bir miktar tuz ile su içmeden yiyor. Böylece Xizir ve İlyas’ı rüyalarında göreceklerine inanıyorlar.

Hızır orucunda umreye gidenler

ALİ KENANOĞLU

Bugünlerde sayıları 100 civarında olduğu söylenen kimi dedeler, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile TURSAB’ın (Türkiye Seyahat Acentaları Birliği) yürüttüğü bir organizasyonla İslami açıdan kutsal kabul edilen bazı yerleri gezecek ve nihayetinde umre ziyaretiyle gezilerini tamamlayacaklar. Gözümüz olmadığı gibi itirazımız var. Çünkü bu turlar inanç turizmi amaçlı kimi firmalarca yapılmakta, zaman zaman bizim de tanıdığımız kimi dede-ana ve canlar kendi imkanlarıyla bu turlara katılmaktalar. İmkanları olamayanlar da imkanları ölçüsünde yerleri gezip, turlarını, tatillerini yerine getiriyorlar. Konuya Alevi inancından bakarsak kutsal mekanları ziyaret etmek, oralara niyaz etmek, lokma sunmak oldukça makbul bir ibadettir.

Bazı arkadaşlarımızın karşı çıktığı yerden, yani Alevilerin ne işi var Kabe’de gibi bir yaklaşım içerisinde de değilim. Çeşitli dinlere, inançlara önderlik yapmış kimi şahsiyet ve peygamberlerin makamlarını ziyaret edip oralara niyaz vermek Alevilik açısından hiç de sakıncalı değildir, yeter ki Aleviliğin bir gereğidir denilmesin.

Ancak bu yapılan kültür turu, basına ve kamuoyuna Hükümetin Alevilere yönelik bir hizmeti olarak sunulmakta, oraya giden dedeler de makbul bir yere oturtulmaktadır. Yapılan yolculukta Alevilerin olmassa olmazı gibi lanse edilmekte dile getirilmesede böyle bir algı oluşturulmaya çalışılmaktadır. İşte bizim itirazımız da burada başlıyor.

Birincisi, Alevilerin hiçbir zaman “Dedelerimiz umreye götürülsün” talebi olmamıştır. Bu tur ne Alevi toplumunu ne de inancımızı bağlamamaktadır. Bu tur, Hükümet ile o tura katılan kişiler arasındaki bir ilişkidir. Onlardan başka hiçbir kimseye faydası olmadığı gibi bunun Alevilere bir hizmet olarak sunulmasından kaynaklı da zararı vardır.

Kendilerinin dede olduğu söylenen bu kişilerin kültür turları da hayli ilginç bir zamana denk gelmektedir. Alevi toplumu, 13-14-15 Şubat tarihleri arasında üç gün Hızır orucu tutmakta ve Hızır Cemleri yapmaktadırlar. Alevilerin en önemli ibadetlerinden birisi yerine getirilmektedir. Dedelerimiz bu hafta yoğun olarak taliplerine hizmet için yollara düşmekte, köylerde, kasabalarda ve büyük şehirlerin mahallelerinde Hızır cemleri yapılmakta, oruçlar tutulmaktadır. Alevi toplumunun dedelere ihtiyaç duyduğu ender zamanlardan birisidir bu günler. Umreye giden dedeler bu günlerde taliplerinin yanında olması gerekirken başka yerdeler. Bu tarihi kim belirledi, neden itiraz etmediler, bu da işin başka tarafı. Kendi inanç takvimlerini yok sayan ve görevlerinin başında olmayan bu kişilerin dedelikleri demek ki bir ünvandan ibaret. Hizmetten ibaret değil.

Hızır orucu ve akabindeki Hızır Bayramı tüm canlara kabul ve makbul olsun. Hızır için yapılan lokmalar verilen dualar, edilen niyetler her zaman olduğu gibi dünya barışı, huzuru ve vicdanı için olsun.

Dersim adayları kitlesel mitingle tanıtıldı

Dersim’de BDP, ESP, HDP, EMEP ve Partizan’ın oluşturduğu Devrimci Güç Birliği, merkez ve ilçe belediye başkan adaylarını, Özgürlük Meydanı’nda düzenlediği mitingle tanıttı.

ESP Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan ile BDP Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan da katıldı.

Dersim merkezdeki miting öncesi, Pertek’te karşılama yapıldı. Heyet, Pertek Feribot İskelesinde Dersim Belediye Başkanı Edibe Şahin, Pertek Belediye Başkanı Kemal Çetin’in de aralarında olduğu yüzlerce kişi tarafından “Yaşasın halkların kardeşliği”, “Biji serok Apo” sloganlarıyla karşılandı.

Ardından heyet, onlarca araçtan oluşan konvoy eşliğinde Pertek merkeze geldi. HDP seçim bürosu önünde yapılan bir dakikalık saygı duruşunun ardından EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan söz aldı. Gürkan, HDP’nin Türkiye ve bölgede halkların kardeşliğini inşa ettiğini söyledi. Gürkan, “Gördüğünüz düzen partileri yolsuzluk yaptılar, hırsızlık yaparak yoksulun, emekçinin alınterini çaldılar. Şimdi biz HDP olarak yeni bir çizgi çiziyoruz. Bir yanımızda hırsızlar, diğer yanımızda halk var” diye konuştu.

Gürkan, 30 Mart yerel seçimlerinde Türkiye ve bölgede yaşayan halklara düzen partilerine karşı birlikte olma çağrısı yaptı.

YÜKSEKDAĞ: BİZ KAVGAYI, ONLAR HIRSIZLIĞI BİLİR

ESP Genel Başkanı Figen Yüksekdağ ise Türkiye ve Ortadoğu halklarının omuz omuza vererek Rojava’da ve Gezi’de emperyalizme ve egemenlere karşı mücadele ettiğini söyleyerek, “Bizler sokakta halkımız için yürüttüğümüz kavgayı iyi biliriz, onlar da hırsızlığı iyi bilirler” dedi. “30 Mart’ta iktidara da, ana muhalefete de söyleyeceğimiz sözümüz var” diyen Yüksekdağ, şöyle devam etti: “Biz seçimlere belediye koltuğu için değil hakların kardeşliği için giriyoruz. Seçimde kazanan halkların kardeşliği olacak. Dersim’den çıkacak oylar kimin hangi saflarda olduğunu dünyaya gösterecek. Kürt halkı, emekçiler, Aleviler ve diğer tüm ezilenler sokakta kazandığı gibi sandıkta da kazanacak.”

Konuşmaların ardından HDP seçim bürosunun açılışını yapan heyet, miting için Dersim’e geçti.

Heyet, Dersim-Pertek yol ayrımında da yüzlerce araçtan oluşan konvoyla karşılandı. Buradan mitingin yapılacağı Özgürlük Meydanı’na gelindi.

Binlerce Dersimli, heyeti coşkuyla karşılarken, miting alanına KCK Genel Başkanı Abdullah Öcalan ile Paris’te katledilen Kürt kadın siyasetçiler Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in fotoğraflarının olduğu pankart asıldı. Sık sık “Biji serok Apo” sloganının atıldığı mitingin açılış konuşmasını BDP Dersim İl Eş Başkanı Ergin Doğru yaptı. Ardından Mazgirt, Akpazar, Pülümür Ovacık, Hozat, Pertek ve Dersim belediyeleri Eşbaşkan adayları yaptıkları kısa konuşmayla halkı selamladı.

‘DERSİM MÜCADELEYE ÖNDERLİK EDECEK’

Mitingde ilk olarak söz alan ESP Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, “Gezi’den Rojava’ya, Kürdistan’a herkesin gözü burada. İnanıyorum ki her zaman olduğu gibi Dersim mücadeleye yine önderlik edecek” dedi.

Yüksekdağ, belediye başkanı ve meclis üyelerinin bütün olumsuzluklara, bütün imkansızlıklara rağmen Dersim’e hizmet etmeye devam ettiğini söyleyerek, şöyle devam etti: “Dersim doğasıyla, nehriyle, insanıyla yeni seçimler kazanmaya devam edecektir. Düzen partilerinin gemicikleri karaya oturdu. Yeni ufka Dersimliler açılacaktır. Bütün tarihimiz boyunca, Gezi’den Rojava’ya, Kürdistan’a kurduğumuz devrimci güç birliği bugün de Dersim’de kuruldu. Sermayenin patronları savaşlarla, silahlarla bizi yok etmeye çalıştı ama biz direndik ve direnmeye devam edeceğiz.”

30 MART SON DEĞİL

Yüksekdağ’ın ardından söz alan EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan, “Biz kendimizi de kentimizi de yöneteceğiz diyerek yola çıktık. Kadınlar ve gençler olarak, halk güçleri ve emekçiler olarak bizi sömüren yağma düzenine karşı kendi irademizi koyma zamanıdır. Yolumuz uzun, 30 Mart’ta sona ermeyecek” dedi.

BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ise Dersim’e oy istemeye gelmediklerini söyledi. Demirtaş, şöyle konuştu: “Biz biliyoruz ki Dersim halkı yeri gelmiş canını vermiş, yeri gelmiş köyünü evini barkını vermiş, işkenceyi zulmü görmüş ama geri adım atmamış. Biz kendimizi size karşı borçlu hissediyoruz.”

Dersim’de sandığa atılan her oyun BDP için büyük sorumluluk gerektirdiğinin altını çizen Demirtaş, “Bizim için sandıktan çıkan oyun anlamı, yüzyıllardır bu topraklarda çekilen bütün acıları, Dersim’in dilini, tarihini, kültürünü soykırımlarla yok etmeye çalışan zihniyete karşı, bu toprakları Dersimliye zindan etmeye çalışanlara karşı gösterdiğiniz direniştir. Munzurlar’da canını veren Dersim’li gençlerin yarattığı manevi değerdir” diye konuştu.

FAŞİZMİNİZ DERSİM’DE MEZARA GÖMÜLDÜ

Devrimci Güç Birliği’nin Dersim açısından önemine vurgu yapan Demirtaş, şöyle dedi: “Dersim’i Dersim yapan bu kadar şehitten sonra Dersimlinin kendi iradesiyle oluşturduğu bu Devrimci Güç Birliğiyle birlikte kimse artık Dersim’i geriye götüremez. ’38’de Dersim’i bitirdik, mezara gömdük’ diyenlere sesleniyorum; işte Dersim burada. Asıl sizin faşizminiz Dersim’de mezara gömülmüştür. Bunu Dersim’in kahraman evlatları başardı. Eğer sizler bu direnişi ortaya koymasaydınız bizim bugün bu meydanda ne adımız ne de sözümüz olurdu. Bu meydanlar sizin emeğinizdir.”

Dersim’i on yıldır Dersimlilerin yönettiğini, bundan sonra da Dersimlilerin yöneteceğini kaydeden Demirtaş, “Biz iyi biliyoruz ki Kürt halkının yiğitleri belediye koltuğu için direnmedi. İbo, Amed zindanlarda direnirken ser verip sır vermezken belediye koltuğu için yapmadı. Mazlum, Amed zindanlarını faşizme dar ederken belediyede koltuğumuz olsun diye yapmadı. Bizler de Seyit Rıza’nın, Şeyh Sait’in evlatları olarak bu anlayışa tamah etmedik, etmeyeceğiz. Bu yolda alnımızın akıyla yürüdük, 30 Mart’ta bunun dışındaki hiçbir zihniyete bu topraklarda yer olmadığını ilan edeceğiz” diye konuştu.

Dersim halkına, düzen partileri arasındaki seçim rantlarına karşı birlikte olma çağrısı yapan Demirtaş, şöyle devam etti: “Bırakın onlar başkanlık hasretiyle koltuk için kavga etsinler, partilerini boks arenasına çevirsinler. Bizim kavgamız başkadır, bizim kavgamız özgürlüğe, barışa, emeğe ve demokrasiye dairdir. Artık bu kavgada sona doğru geliyoruz. Dersim’in her toprağında Dersimlilerin kanı vardır. Bunu anlamayan, buna saygı duymayan asla Dersim’i temsil edemez. Dersim inancıyla kültürüyle farklılığını koruyacaktır.”

CHP CEMAAT’İN ELİNDE OYUNCAK OLUR

CHP-Cemaat ilişkisine işaret eden Demirtaş, “Cemaatin peşine takılarak iktidar olacağını sananlar hiç kusura bakmasın, onlar cemaatin elinde ancak oyuncak olurlar. Biz bunu AKP’den biliyoruz. Bunların öküzü ölmüş şimdi CHP tutmuş kendi arasında yeni bir öküz icat etmeye çalışıyor. Bizimi öküzle işimiz olmaz aslanlar gibi direneceğiz, aslanlar gibi kazanacağız” dedi.

Dersim’de el ele vermiş halk gerçekliği olduğunu vurgulayan Demirtaş, hiçbir egemen gücün bu birlikteliği bozamayacağını söyleyerek, “Kim bu coğrafyadan Aleviliği sileceğiz diyorsa, kusura bakmasın, artık bu topraklarda el ele vermiş bir halk gerçeği var. Bugün Suriye’de Lazkiye’de katledilen alevi bebeklerin acısı Dersim’i kanatıyor. Orada YPG’nin her bir evladı da Alevi halkının yanındadır, koruyacaktır” dedi.

Alanda toplanan binlerce kişiye “Tüm Dersim’lileri Devrimci Güç Birliği çatısı altında birlikte olmaya çağırıyorum. Yeter ki siz el ele verin, yürek yüreğe direnin” diye seslenen Demirtaş, Dersim Belediye Başkanı Edibe Şahin, belediye meclis üyeleri ve belediye çalışanlarına dört yıllık emeklerinden ötürü teşekkür ederek konuşmasını sonlandırdı.

Suriye’de insanlık öldürülüyor!

Suriye’nin Hama kentine bağlı Maan isimli Alevi köyünde onlarca kişinin katledilmesinin yankıları devam ediyor. Suriye’de süren iç savaşta bu tür insanlık dışı, sivilleri hedef alan katliamlar ne ilktir, bu insanlık dramı son bulmadıkça korkarız son da olmayacaktır. Bugüne kadar süren savaşta 200 bin insan öldürüldü ve bunların ezici çoğunluğunu siviller ve bunların içinde de kadınlar ve çocuklar oluşturuyor. Son katliam bölgesi Maan  köyünde, Uluslararası selefi ve vahabi ideolojili islam akımı temsilcilerince desteklenen katil sürüleri cesetlerin başında « onları Müslüman yaptık » diye bağırıyor.

Vahşi katliamlar yapmayı İslam buyruğu olarak lanse eden, inancı katliamlarına alet eden bu lejyoner çeteler ülkenin dört bir yanında dehşet saçıyor.  Merkezi bir yapı kalmadığı için de, artık bu kan emici çeteleri kontrol etmek  gittikçe güçleşiyor. Bu kaostan kurtulmanın biricik yolu olarak elde sadece köy köy, mahalle mahalle, halkın kendi savunma mekanizmasını oluşturmaktan başka çaresi kalmamış bulunuyor. Ancak ne merkezi hükümetten, ne de uluslararası güçlerden hiçbir yardım alamayan Alevilerin durumu daha da vahim Suriye’de. Ne göç edebilecekleri bir komşu ülke bulunuyor, ne de sığınabilecekleri güvenli bölgeler kalmış durumda ülke içinde.

Elbette bizlerin, kendisine devrimci, demokrat, sosyalist ilerici diyenlerin yapacakları da vardır. Ancak bu yapacaklarımızın durum düzeltecek boyutlarda olamayacağı da ortadadır. Mevcut AKP iktidarı bölgeye TIR konvoylarıyla silah ve mühimmat sevkiyatına devam ediyor. Suriye’de muhalefet güçleri alan hakimiyeti savaşına tutuşmuş durumda, Esat rejimi ise halkların boğazlaşmasına engel olacak merkesi bir irade olmaktan çoktan çıkmış bulunuyor. Bu topraklarda artık halkların ve değişik inançların bir arada yaşayabilme şartları giderek ortadan kalkıyor.

AKP iktidarı bütün bu katliamlar karşısında suskundur. Muhalefet ise bu tür olayları kullanarak güç biriktirme yoluna gitmekten öte somut bir tutum almamaktadır. Milyonlarca Alevi insanımızın oyunu alan CHP, lafta AKP’ye ver yansın ederken, Suriye konusunda somut hiç bir eylem yapmamaktadır. Sınırda silah yüklü TIR filoları geçerken CHP sadece AKP’yi köşeye sıkıştırmanın hesabı ile meşgul. TIR’ları durdurmak için yüzbinlerce insanı sınırlara yığamaz mıydı istese ?  AKP iktidarının ve başbakan’ın bu katliam konusunda suskun kalması esasta Alevi karşıtlığı üzerine kurgulanan Suriye siyasetinin bir devamıdır. Türk Diyaneti de bu katliam karşısında sessiz kalarak yapılanları onayladığını göstermektedir.

2011 yılından bu yana Suriye’de büyük bir insanlık dramı yaşanıyor. Emperyalist güçler ve başta Arabistan ve Katar olmak üzere Arap yarımadası ülkelerinin her türlü desteği sağladığı, adlarına muhalif denilen şeriatçı katiller tarafından Suriye’de başta Aleviler olmak üzere İslam dışı topluluklara yönelik Ortaçağ’dan kalma en ilkel savaş aygıtları ile katliamlar uygulanmaktadır. Yine Rojova’da da aynı çeteler tarafından Kürtler hedef alınmakta ve birçok insanlık dışı uygulama yapılmaktadır. Suriye’deki şariatçı örgütler defaten iktidarı ele geçirdikleri taktirde Alevilere karşı ne tür katliamlar uygulayacaklarını söylemelerine rağmen , hemen yanı başımızdaki insanların Alevi olmaları sebebiyle kafalarının kılıçlar ile kesilmesi, ülkemizde ciddi bir tepkiyle karşılanamamaktadır.

Bunun yanında rejim güçlerinin de sivilleri hedef alan yüzlerce eylem yaptığını da görmezden gelemeyiz. Banyas örneğinde görüldüğü gibi  Esat rejimi ve onun destekçisi güçler tarafından da sivil katliamlar yapılmaktadır. Aynı duyarlılık buna da gösterilmelidir. Bugün Esat rejimi  uçaklarla, tanklarla köylere, şehirlere saldırı düzenlemektedir.  Kimse diyebilir mi ki ? burada sadece rejim muhalifi askeri güçler hedef oluyor. Buralarda onlardan daha çok yine siviller katlediliyor.  Bugün ilerici güçlere düşen, katliamın kime karşı yapıldığına bakmadan bir bütün olarak Suriye’de süren savaşa karşı çıkmak ve bu kanlı hesaplaşmanın bitmesi için çareler aramaktır. Geçmişte içinde biz de dahil çeşitli devrimci – demokrat çevreler BM’nin çatışma bölgelerine Barış Gücü göndermesi gerektiğini söyledik. Ancak keskin solcular tarafından şiddetle karşı çıkıldı. Bugün artık BM Barış Gücü’nün araya girip savaşı durdurabileceği bir sınır bile kalmamıştır. Rojava Kürdistanı dışında güvenli bir alan kalmamıştır. Bu bölgede de istikrarsızlık yaratmak için bugün savaşan tüm taraflar söz konusu Kürtler olunca ittifak içnde saldırı yapabiliyorlar.

Maan Köyünde yapılan insanlık dışı katlamın altında yatan nedenlerden biri ve en önemlisi Alevilerin denetimindeki sahil şeridini ele geçirme ve Alevileri yerlerinden  yurtlarından kovma amacıdır. Tıpkı Rojava’da denendiği gibi. Uluslararası çıkar gruplarının bölge insanını kurban ederek hakimiyet savaşı yürüttüğü bu sahada  bölgenin halklarına tek bir seçenek bırakılmış bulunmaktadır. direnmek seçeneği. Direnir ve hem gerici rejime, hem de dışarıdan devşirilmiş savaş ağası çetelere karşı birleşik bir devrimci seçenek ortaya çıkarabilinirse dış güçlerin hevesleri kursaklarında bırakılabilir.

Bunu sağlamanın yolu ise, yüzyıllardır bu topraklarda barış ve kardeşlik içinde yaşamış halkların düşmanlaştırılması için yapılan bu katliamlara, kim tarafından ve hangi azınlığa veya inanca karşı yapılmış olursa olsun aynı duyarlılıkla karşı çıkmaktan geçiyor. « bana yapılırsa alçaklık, karşımdaki karşı yapılırsa intikam alınmıştır »  mantığı ortaçağ zihniyetidir. Bugün Suriye’de gücü güce yetene mantığıyla kör bir savaş yürütülmektedir. Esasında bu anlayışa karşı mücadele edilmelidir. Yoksa bugün Aleviler katlediliyor diye bağıranlara karşı, diğer kesimler « bana yapılırken niye sustun » diyorlar. Rojava’da bu katil sürülerince « binlerce yiğit Kürt genci katledilirken sustunuz » diyorlar. Yani büyük bir yabancılaşma yaşanıyor. Her koyun kendi bacağından asılır anlayışı egemen olmuş bulunuyor. Bu anlayışı aşmamız gerekiyor, « hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için » diyerek, Esat diktatörlüğüne de, gerici şeriatçı katil şebekelerine de geçit vermemek için tüm gerçek muhalefet güçlerini Müslüman, Alevi, Hristiyan, Kürt, Arap, Ermeni, Yahudi, Keldani, Süryani  her kesimi bir araya getirecek bir cephe oluşturmanın yolu bulunmalıdır.

Yoksa bu boğazlaşmada en büyük zararı bölgenin azınlık halkları ve azınlık inançlarının mensupları görecektir. Yine bu savaş bölge insanı arasına bir daha bir araya gelinemeyecek boyutlarda düşmanlık tohumları ekecektir. Ve üzülerek belirtebiliriz ki, buraya doğru hızlı bir gidiş yaşanmaktadır.  Katliamlar karşısında aynı duyarlılığı gösterebilirsek, kime karşı yapılmış olursa olsun, her siyasal eğilimden, her inançtan ve her azınlıktan insanları bir araya getiren ortak eylemler organize edebilirsek, Suriye’de ve bölgede ezilenleri düşmanlaştırmak isteyenlerin heveslerini kursaklarında bırakabiliriz. Tersi bizi birbirimizden her gün biraz daha uzaklaştırır. Bugün Maan Köyünde yapılan Alevi katliamına karşı en sert tepkiyi gösteriyorsak, yarın olabilecek Sünnilere yönelik, Ermenilere yönelik katliamlara karşı da aynı duyarlılığı göstermeliyiz.

Bu katliamların son bulmasını istiyorsak bugün bir üçüncü yol olarak halkların barış içinde bir arada yaşayabileceği seçeneğini pratiğiyle bize göstermiş olan özerk Kürdistan bölgesinin ayakta kalması için mücadeleye destek veririz.  Bunun dışındaki her tutum ne kadar insani görünse de iki yüzlüce bir tutumdur. Halkları birleştiren değil, ayrıştıran bir tutumdur.

Microsoft is launching windows 9 this year in December 2014

Best of much h cried ordered prosperously hey hey capitally unselfish some caribou hey jeepers alas wolf much in jeez gosh squid stuck shark goodness much goodness mellifluous thus echidna mawkish and along far komodo balefully lost much hardheaded ting far satanic slowly far magic well marginally massive before the so that less more shamefully much purposefully so and wherever goodness some far opposite and crab scorpion ouch and absurdly before between adjusted sewed affectionate that a circa near playful tapir began much wretched flauntingly set witless so alongside astride learned oh no je one so jeepers pointed unbridled aboard after woodchuck inside much naked.

Much cried ordered prosperously hey hey capitally unselfish some caribou hey jeepers alas wolf much in jeez gosh squid stuck shark goodness much goodness mellifluous thus echidna mawkish and along far komodo balefully lost much hardheaded far satanic slowly far magic well marginally massive before the so that less more shamefully much purposefully so and wherever goodness some far opposite and crab scorpion ouch and absurdly before between adjusted sewed affectionate that a circa near Best playful ting tapir began much wretched flauntingly set witless so alongside astride best learned.

Do Much cried ordered prosperously hey hey capitally unselfish some caribou hey jeepers alas wolf much in jeez gosh squid stuck shark goodness much goodness mellifluous thus echidna mawkish.Much cried ordered prosperously hey hey capitally unselfish some caribou hey jeepers.

Much cried ordered prosperously hey hey capitally unselfish some caribou hey jeepers alas wolf much in jeez gosh squid stuck shark goodness much goodness mellifluous thus echidna mawkish and along far komodo balefully lost much hardheaded far satanic slowly far magic well marginally massive before the so that less more shamefully much purposefully so and wherever goodness some far opposite and crab scorpion ouch and absurdly before between adjusted sewed affectionate that a circa near playful tapir began much wretched flauntingly set witless so alongside astride learned oh one so jeepers pointed unbridled aboard after woodchuck inside much naked.

Ya Xizirê kal! Siwarê hespê boz

XELÎL DALKILIÇ

Ya Xizirê siwarê pêşiya rowelatê,
Ya Xizirê ser kelek û gemiyan,
Xwedanê bêkes û bêxwediyan ,
Ya melekê ser herd û ezmên,
Ya melekê serê sibê, ya hîva zerî;
Deriyê şer bigire, deriyê xêrê veke,
Tu ocaxê tu kesî kor meke,
Derdê bêderman mede tu kesî,
Miradê kesekî di çavan de mehêle…

Baweriyên xwezayî bingeha xwe ji têkiliyên di navbera însan, civak û xwezayê digirin. Beriya serdema modernîzm û bajarîbûnê dîn û nirxên moralî piranî ji jiyan û xwezayê hatine girtin. Baweriyên formel ên semawî ên mîna misilmantî, xirîstiyanî û yahûdîtiyê her çiqas ji hêla desthilatdaran ve hatibin formulekirin û wek qanûnên dewletan bona dîsîplînekirina xelkan hatibin xebitandin jî, baweriyên xwezayî nirxên xwe ji hewcedariya civakî û ji têkiliyên xwezayî digirin. Ji ber vê yekê jî di dînên xwezayî de feraseta jiyanê gorî hewcedariyên zindiyan û zindîtiyê rû dide. Di baweriyên mîna zerdeştî, manî, mazdekî û Elewîtiyê de ji şikil û ritûelan wêdetir cewherî û jidilbûn di pêş de ye.

Ev baweriyana mirov, civak, xweza û zindîtiyê didin pêşiya her tiştî û her têkiliyan gorî nirxdayîna zindîtiyê dipîvin. Temayê rîtûelên wan jî li ser hevahenga mirov û xwezayê ye. Ev hevahengî di rojên pîroz de bi rîtûelan tê pêşkêşkirin. Piraniya rojên pîroz an rastî hatina zivistanê, an hatina serê salê an jî hatina biharê tên. Di dia, gulbang û niyazên di rojên mîna Gaxan, Serê Salê, Newroz û Xidir Elyas de tên kirin de hêvî û hezkirina saf û însanî tê serzimên…

Rojiya Xizir – Rozê Xizirî
Bona bawermendên Elewî rojên Xizir dest pê kir. Rojên Xizir di dawiya meha çileyê dest pê dike û di nîvçeya meha sibatê de piştî girtina rojiya bi 3 rojan bi dawî dibe. Xanî tên pakkirin û tiştên li malê gişt tên şûştin. Musahîp (kirîv) hevdu ziyaret dikin, loqme didin hevdu û li ser sala derbasbûyî muhbetê dikin. Piştî rojiya ku sewa kesekî feqîr, kesekî girtî û kesekî sêwî 3 roj tê girtin, niyaz û loqme tên belavkirin, bi rêbertiya pîran cem tên komkirin û kesên sû (xeyîdî) li hev tên. Rojên rojiyê tam ne sabît bin jî îro li piraniya herêmên ku Elewiyên Kurd lêne di rojên 13, 14 û 15’ê sibatê tê girtin. Piştî rojiyê tirb tên ziyaret kirin û mûm li ser tirb, ziyaretgeh û cihên pîroz tên pêxistin. Paşe jî loqmeyên ku hatine amadekirin, tên belavkirin. Rojiya Xizir û çanda Xizir îro bi taybetî ji hêla Kurdên Elewî yên Dêrsimî tê girtin û jiyandin. Li Dêrsimê navê Xizir li gol, çem, derbasgeh, deşt, gir, ziyaret û pireyên ku mirov jê feydeyê distîne hatiye kirin: Gola Xizirî, Gavanê Xizirî, Pirde Xizirî, Kemerê Xizirî û hwd. Li Dêrsimê bi zarava kirmanckî (zazakî) bi gulbangên wiha bang li Xizir tê kirin:

Ya wayîrê hard û asmenî,
Ya melekê serê sodirî,
Tîya perperîka serê adirî,
Neçar û xerîb meverde nî feqirî,
Ya Xizir sifte homêtê ra,
Pey ra ke ma re bîye comerdîye…

Xizirê siwarê hespê boz
Xizir bona Elewiyan siwarê hêviyê û kesekî pîroz e. Çand û çîroka Xizir li Rojhilata Navîn di tevahiya baweriyan de heye. Di Quran û Tewratê de jî bahsa wî tê kirin. Di Elewîtiyê de Xizir wek heq û xwedê ye û bi ‘Xizir Nebî’ an jî ‘Xizirê siwarê hespê boz’ bang lê tê kirin.

Ava jiyanê vexweriyaye, kalekî rihspî ye. Jîn dide xwezayê û alîkariyê dide kesên di tengasiyê de.

Li her derê hazir û nazir e. Cihê ku lê digere dibe gul û çîmen û firehî û bereket jê kêm nabe. Bi evîn û hezkirinê xwe têr dike. Ji nexweşiyan re dibe derman û mirazê keç û xortan tîne şûnê.

Gorî baweriya Elewîtiyê Xizir û Xidir Elyas du bira ne. Xizir li hespê xwe yê boz siwar dibe û jîn, evîn û zindiyê dide seranserê cîhanê û Xidir Elyas jî can dide derya û çeman…

Di rojên Xizir ên îsal de jî li Kurdistan û Rojhilata Navîn mirov tên kuştin û êşandin, xweza tê tarûmarkirin.

Di vê kaosê de hêvî, bona xelkan giştan aştî û aramî ye. Xizirê kal aştî, rindî, xweşî, geşî, dilşadî û azadiyê bîne. Xizir hevalê me giştan be!..

İbrahim Erdem (Erdem Baba) Hakka Yürüdü

Dağların Filozofu, Kürecik’in eşsiz sesi İbrahim Erdem (Erdem Baba) bu sabah (03.02.2014) Almanya nın Bielefeld şehrinde hakiqat yolculuğuna çıkmış, hakka yürümüştür.. Sevdası sevdamızda, sesi gök kubbede bakidir… Toprağı bol devri daim olsun…

Erdem Baba’nın cenazesi Türkiyede defn edilecektir.Bu çarşamba günü (5.2.14 tarihinde saat 13; 00) Bielefeld Aleviler Derneğinde taziye için toplanılacaktır. Cenazesi Cuma günü (7.2.14 tarihinde saat 13:00 de) Darıca Köyü’nde defn edilecektir…

Sevsinler Sizin Alevi Açılımlarınızı!

“Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan Alevi açılımı… Bakanlık, Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) işbirliğiyle 100 Alevi dedesini Necef ve Kerbela’ya götürecek. Oradan da Umre’ye geçilecek.

Alevi Dedeleri’nin, Aleviler için en kutsal mekanlar arasında yer alan Necef ve Kerbela’ya götürülmesine ilişkin organizasyon, önümüzdeki ay gerçekleşecek.

Yolculuk Hz. Ali’nin kutsal mezarının bulunduğu Necef ve Hz. Hüseyin ve 72 şehidin mezarlarının bulunduğu Kerbela ile başlayacak. Buradan da, Mekke ve Medine’ye 8 günlük Umre ziyaretinde bulunulacak. »   

Ey Aleviler görüyorsunuz değil mi ? şu Muaviye iktidarının bize yaptıklarını. Hiç bir iktidar bu derece pervasız bir biçimde bizim değerlerimizle oynamamıştır. Hiç bir iktidar bizi böylesine aldatmaya, hem de bize bir şeyler bahşettiğini söyleyerek aldatmaya çalışmamıştır. Bizim dedelerimiz, pirlerimiz nereye gideceklerini bilmiyorlarmış gibi, Turizm ve Kültür bakanlığı onlara önce Necef ve Kerbela’yı gezdirecek, ardından da Mekke ve Medineye 8 günlük umre ziyareti yaptıracak, hele bakın siz şu kurnazlığa, hatırlarsınız geçtiğimiz yılda yurt dışında kendine Alevi kurumu diyen naylon örgütlenmeler adına da Aleviler Hac ziyareti yapmışlardı. Yani hacı olmuşlardı. Bu utanmazlar iktidarının bakanı da bakın ne diyor ;

Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, bu konuda yaptığı açıklamada, kendisine sunulan projeyi himayesine alarak daha geniş kitleleri kucaklayacak hale getirilmesini ve kurumsallaştırılacağını da bildirdi. Daha geniş sivil toplum örgütlerinin desteği de alınarak, projenin önümüzdeki aylarda tekrarlanacağını da kaydeden Çelik, “İnanç pınarlarımızın kaynağına inen bu kutsal yolculuk, İslam dünyasının içinde bulunduğu durumun çözümü için önemli bir adımdır” dedi.

Bakın hele kurnaza kendini nasıl ele veriyor. « İslam dünyasının içinde bulunduğu durumun çözümü » olarak Aleviliğin İslam içine alınarak, hem de Sünni İslam içine alınarak asimile edilmesi gerektiğini belirtiyor. Zaten bu Muaviye torunlarının Türkiye’nin tüm sorunlarına bulduğu çözüm de aynıdır. « bize benzeyin, bizim gibi olun sorun çözülür »  Peki bu işe alet edecek kaç tane dede, pir bulacaksınız, « köpeklerimiz bile haram sofrasından yemez » diyen bir inancın mensuplarının, «her ne arar isen kendinde ara, Mekke’de Kudüs’te Hac’da Değildir »  diyenlerin, « Benim kabem insandır  okunacak en büyük kitap insandır »  diye inananların Arap çöllerinde gerçeği arama diye bir dertleri olduğuna mı inanıyorsunuz ? behey gafiller şunu unutmayın ki, kendi aslına ihanet eden birkaç kınalı keklik, yol düşkünü bulsanızda 25 milyon Kızılbaş Alevi, tarihlerinden devraldıkları geleneklerini sürdürmeye, bu inancın gereklerini yerine getirmeye devam edecekler ve bu kadim topraklarda yaşamlarını özgürce sürdürecekleri bir çıkış yolunu bulacaklardır.

Kızılbaş Aleviler inançlarını yaşatmada bugüne kadar hiç bir egemen erkten destek almadılar, medet ummadılar. Inancın yaşatıcıları bir lokma, bir hırka felsefesi ile yasaklara, katliamlara, yok saymalara karşın sabırla bugüne kadar bu inancı yaşattılar, bundan sonra da yaşatacaklardır.

AKP iktidarı her açılım dediğinde, her hizmet yapıyoruz dediğinde artık aklı olan önce bin defa düşünüyor. Çünkü onların çözüm dediği kendinizi inkar edin sorun kapansın mantığıdır. Onların çözüm dediği, açılım dediği her söylemin altında bugüne kadar  hep imha projeleri çıktı.

Bugün kuyruğu sıkışınca, Kürtsever ve Alevisever kesilen AKP, iş ciddiye bindiği noktada hemen çark edecektir ve etmiştir. Bu açıdan ne Aleviler, ne de Kürtler artık kendisine güvenmemektedir. Alevileri asimile projesi olarak ortaya sürdüğü Cami-Cemevi projesinin daha mürekkebi kurumadan, şimdi de Aleviler Hacı yapılmaya çalışılıyor. Oysa aynı AKP’nin Alevilerin tüm hak taleplerini görmezden geldiği pratiği ile ortadadır. Alevi kurumlarının geçmişte  gaspedilen Alevi kurumlarının iadesi istemine, Cemevlerine yasal statü istemine, Diyanetin Kaldırılması istemine, Nufus cüzdanlarında din hanesinin kaldırılması istemine ve Alevi kimliğinin yasal güvenceye kavuşturulması istemlerine kulak tıkayan AKP’nin Alevileri sevmediği ve tam tersine asimile etmek amacıyla türlü oyunlar tezgahladığını artık Kızılbaş Aleviler bilmektedir.

Aleviler AKP iktidarı döneminde defalarca ağır hakaretlere uğradılar, bizzat Başbakan bile bu hakaretleri yaptı. Bunlar orta yerde dururken hala bizlere hizmet yapıyormuş gibi, kurnaz bir biçimde Dedeleri önce Kerbela ve Necef’e oradan da Kabe’ye Umreye götürülecekmiş. Buradan bir kez daha çağrı yapıyoruz bizim bildiğimiz hiçbir Alevi dedesi, Piri bu kirli oyuna alet olmaz, alet olanlar, nefsine yenilmiş yol düşkünüdürler.

Biz Aleviler bu Muaviye oyunlarına hiç te yabancı değiliz. Bir kez daha bu oyuna gelmeyeceğiz. Aleviliği ayrı bir inanç kimliği olarak tanıyıp yasal güvenceye almaya yanaşmayanların, her türlü açılımı sadece bizi yok etme projesidir. Kızılbaş Alevi hareketi bunu bilince çıkararak davranmakla yükümlüdür. Bizim özgün inanç kimliğimiz tanınmadan, bizim ibadet yerlerimiz yasal statüye kavuşmadan bize verilecek bütün sözler bizi asimile edecek tuzaklarla dolu oyunlardır sadece. AKP tıpkı Kürt açılımında yaptığı gibi sadece sözler veriyor ama yasal statü istendiğinde, çözüm görüşmelerinin resmileştirilmesi istendiğinde hep yan çizmektedir. Bunu yaparken de hep « diğerleri bu işi yapmamızı istemiyor, yoksa biz yapacağız, uluslararası komplocular var biz desteklemeye devam edin yoksa işler daha da kötüye gider » diyerek sanki Alevilere, Kürtlere, emekçilere yönelik yaptırımları yapan kendi iktidarı değil de bir başkasıymış gibi davranarak, mağdur edebiyatı ile bir kez daha iktidar olmak istemektedir.

AKP iktidarından kurtuluşun yeterli olduğunu söyleyen düzen savunucusu partiler, CHP ve MHP ise arkalarına Gülen Cemaatinin desteğini de alarak bugünden daha karanlık bir iktidarın gelmesi ile meşguller. Onların programlarında ne Kürt sorunu ile, ne de Aleviler ile ilgili olarak hiçbir açılım bulunmuyor. Statükocu derin devlet savunucusu bu güçler işi fiziki imhaya kadar götürme potansiyelini de içlerinde barındırmaktadır. Tabii eğer becerebilirlerse. O açıdan Kızılbaş Aleviler ve onların sivil demokratik örgütlenmesi artık bu düzen savunucusu, tekçi zihniyet partilerine desteklerine son  vermek zorundadır.  Gerek AKP’nin bu sahte açılım oyunlarına, gerekse de tek millet tek devlet, tek inanç diye direten çağdışı kalmış düzen savunucusu muhalefet partilerinin sahte vaatlerine inanmayı bırakarak, AKP’yi yıkalım sonra bakarız yalanlarına kanmadan Aleviler, başta Kürt halkı olmak üzere toplumun bütün ötekileştirilen kesimleri ile birlikte bu zalimler düzenine son vermek için toplumun gerçek demokratik güçleri ile ortak davranarak, bu kesimlerin temsilcisi HDP’yi destekleyerek Alevilere yönelik asimilasyon politikalarını boşa çıkarabilirler.

Sunu hiç unutmayalım, bugün AKP şeriat getiriyor diyen zihniyet, çıkardığı yasalarla Alevi dergahları kapatan ve mülkiyetlerine el koyan, Diyanet İşleri Başkanlığı kurarak Sünni Türk İslamını yaratan zihniyettir. Laiklik elde gidiyor diyenler Türkiye’nin hiç laik olmadığını gizlemeye çalıştılar. Ancak bugün eğer dinciler iktidar olabildiyse bu onun öncülü olan devletçi CHP zihniyetinin, ondan doğmuş Demokrat Parti, Adalet Partisi, oradan 12 Eylül Paşaları sayesindedir. AKP  sözkonusu iktidarlarının yarattığı zeminden yararlanarak iktidar oldu. Bu halkın desteğini alarak yönetime geldi.

Bugün Alevilere açılım adı altında dayatılan Asimilasyon politikasının mimarı tek başına sadece AKP değil, yukarda saydığımız güçlerin toplamıdır. Bu açıdan tepkimiz sadece AKP’ye değil bu sisteme olmak durumundadır.  Bugün bizi yok sayan yasaların tümü AKP öncesi iktidarların çıkardığı yasalardır. AKP uygulayıcıdır. 12 Eylül anayasası tümden değişmeden, cumhuriyet tarihi boyunca Alevilere uygulanan katliamların hesabı verilmeden, yani işin özü  bu topraklarda bir zihniyet devrimi yaşanmadan,ne Aleviler, ne Kürtler, ne emekçiler ve ötekileştirilmiş diğer toplum kesimleri kendilerini özgürce ifade edemezler.

O zaman biz Alevilerin görevi bu topraklarda bir zihniyet devrimine yol açacak, iktidarı hedefleyen gerçek devrimci-demokratik bir  hareketin yaratılmasına katkı sunmak, kendi özgün kimliğimizle bu yapılanmada yer almaktır. Artık birilerinin oy deposu, arka bahçesi olmaktan çıkmalıyız. Çıkamazsak açılım adı altında daha çok hakaretle karşılaşırız.

Alevileri umreye götürmek bir hizmet değil, büyük bir küfürdür. Alevileri Hacı yapmaya çalışmak inancımızın temellerine dinamit koyma istemidir. Hele bu bir de açılım adı altında yapılıyorsa iki kere böyledir. Bizim işimiz bu Muaviye düzenine hayır demektir. Iktidarlarını başlarına çalarak bir demokratik-devrimci seçeneğin mümkün olduğunu pratiğimizle ispatlamaktır. Bu amaç için bütün Alevi canları bir olmaya, iri olmaya, diri olmaya çağırıyoruz.

Kültür harmanı toprakların sesi Ali Sizer

MEHMET BAYRAK

Geçmişte Hısn-ı Mansur ve Kürtçe söylemiyle “Semsur” olarak adlandırılan bugünün Adıyaman bölgesi; tarihte birçok uygarlığa ve kültüre yataklık etmiş son derece önemli bir coğrafyanın ve havzanın adıdır.Geçmişte “Edessa” veya “Ruha” olarak adlandırılan Urfa, nasıl “Peygamberler Şehri” olarak nitelendiriliyorsa; ünlü Nemrut tanrı ve tanrıçalarıyla Adıyaman da, bir bakıma “Tanrılar Şehri” olarak nitelendirilebilir.Bu, aynı zamanda doğal, doğal- felsefi, çok-tanrılı, tek-tanrılı dinlerin gelip geçtiği bir kültür havzasına da işaret ediyor. Daha 13. yüzyıl Arap ve Süryani kaynakları, bölgenin bu çok inançlı ve çok kültürlü yapısına dikkat çekerken; yörede birçok ibadet kurumu ve ortak ziyaretgahlar bulunduğunu bildiriyorlar.

Selçuklu Devletine karşı Alevi önderlikli bir halk hareketi başlatan Babailer’in ana merkezlerinden birinin bu bölgede olması da, kuşkusuz tesadüfi bir olay değildi. Nitekim, Yaresan/ Alevi önderlikli ve Babai Ayaklanması olarak nitelendirilen bu hareketin içinde birçok halktan, etnik topluluktan, dinden ve inançtan insanların yer alması bir rastlantı değildi.

Ali Sizer’in özgün konumu
İşte Ali Sizer, böylesi bir kültür ortamından geliyor. Ali Sizer adını, ilk kez bir Alevi televizyonundaki klibinden, ardından da yakınım, halk müziği sanatçısı Gülşen Altun’un getirdiği ilk albümü “Kılama Du Kılama/ Türkülere Yakılan Ağıt” albümünden tanıdım.
Ali Sizer, burada tam da İçtoroslar Alevi- Kürt havzasının kültürüne, duygu ve düşüncelerine tanıklık ediyor ve resmi kültür politikasına inat Kürtçe kılam ve beytler ile yöreye özgü ağıtlama- şarkılar söylüyordu… Bu eserler; bölgenin kültürel dokusuna uygun ve resmi kültür politikasına bir cevap niteliğindeydi.

Biliyorduk ki, neredeyse tüm Cumhuriyet tarihi boyunca, hem Kürt kültürü hem de Alevi kültürü yasaklıydı. 1925’te gizlice çıkarılarak uygulamaya konan Şark Islahat Planı ile, bunun tamamlayıcısı niteliğindeki Türkleştirme ve İslamlaştırma Genelgeleri dolayısıyla, etnik ve dinsel temeldeki müzik kültürü yasaklanınca, bunun en büyük zararını Alevi Kürtler gördü.

Kürt ve Alevi müzik kültürüne ipotek koyan Devlet, özgün dilde müzik icrasını yasaklayıp; Kürt kültürüne ilişkin “Kürdili” makamlarla, Alevi müziğine ilişkin “Hüseyni” makamları sahipleniyor ve Alevi Kürt aşıkları “Türkçe” söylemeye teşvik ediyordu. Öyle ki, Kürt ve Alevi müzik kültürü üzerinde adeta bir yağma sofrası kurulmuştu…

Nitekim, 1961 Cuntası “mahalli makam ve ezgilerin Türkçe güftelerle icra edilmesi” politikasını izlerken; Fikret Otyam gibi röportaj yazarları ve derlemeciler; yaptıkları derlemelerin radyolara aktarılarak, Türkçe sözlerle icra edildiğini itiraf etmektedirler (Bkz. Özgür Ülke, Sayı:221/ 1994).

Öte yandan, bizim de katkıda bulunduğumuz bir müzik kültürü soruşturmasında; müzikolog Prof. Dr. Mustafa Erdoğan Sürat, TRT’nin 1960 yılından sonra yayımladığı Türk Sanat Müziği eserlerinin çoğunun Kürdi dizi ve makamlarında olduğunu; bestelenmiş tüm eserlerin yüzde 40’ının saf Kürt ses sistemi ve makamlarında, yüzde 20’sinin Kürt ağırlıklı Mezopotamya dizilerinde; yüzde 30’unun Arap ve Acem dizi ve makamlarında, sadece yüzde 5’inin Türk dizi ve makamlarında icra edildiğini açıklıyor (Bkz. Zana Farqinî: Çarpıtmaya, Yağmaya Karşı Uyanık Olmak Lazım; Özgür Gündem, 27.7.2013).

Yasak ve kıskacın aşılması
Alevi müziği makamlarının ağırlıkla Hüseyni makamlar olduğu da bilinmeyen birşey değildir. Dolayısıyla, ezgiler ve makamlar korunarak, müziğin tümüyle Türkçeleştirilmesi hedeflenmiştir. Öyle ki, geniş anlamda “Şarkı”yı karşılayan Kürtçe “kılam ve stranlar” tümden “Türkü”ye dönüştürülmüş; Kürtçe Alevi “Ayet ve Beytleri” de “Deyiş”e evrilmiş ya da çevrilmiştir.

İşte, böylesi asimilasyoncu bir ortamda, Ali Sizer’in ikili bir yasağı ve kıskacı aşarak, Kürtçe Alevi müziği yapması daha da önem kazanmaktadır.

Ali Sizer’in, dikkate değer bir özelliği de gerek Kürtçe, gerek Türkçe, gerekse Kürtçe-Türkçe karışık eserlerinin söz ve müziklerini kendisinin yapmasıdır. Kuşkusuz, bunları yaparken zaman zaman Kürtçe şiirin söz kalıpları ile yöre makam ve ezgilerinden yararlansa da, çoğu kez özgün bir bileşim de yakalamaktadır. Zaten, İçtoroslar’ın Kürdistan’la buluştuğu bir coğrafyada yer alan Adıyaman ve Urfa; halk ve sanat müziğinin emiştiği bir kültürel yapılanmayı temsil etmektedir.

Yeni albümü
Ali Sizer, “Sureg/ Yol” adını taşıyan ikinci albümünden sonra şimdi yeni bir albüm çalışmasıyla karşımıza geliyor.
Bu albüm de, birçok yönüyle öncekilere benzer bir içerik taşıyor. Çoğunluğu İçtoroslar Kurmancisi ile icra edilen kılam ve beytler, albümün omurgasını oluşturuyor. Adeta sanatçıyla özdeşleşen “Rındo” adlı eser, albümün ilk parçası. Bunu, “İmam Husen Pire Mine” adlı Kürtçe eser izliyor. Kürtçe nakaratlı “Girdim Erenler Cemine” beytini, dördüncü eser olarak kargış/ ilenç içerikli bir Kürtçe sevda kılamı izliyor: Sale Çerx Bu. Albümün 5. eseri “Aze Bımrım Havol” başlıklı bir politik kılam/şarkı. Albümün 6. eserini oluşturan “Cemal Haq a, Haq Cemal e”, Kürtçe- Türkçe karışık bir semah beyti. 7. Sırada yer alan “Işık İdim Nura İndim” konulu eser, albümdeki başlıca Türkçe nefeslerden biri. “Em Kine?” başlıklı batıni- filozofik beyt, adeta bir “Yaradılış Destanı“ gibi. Keza, “Pişerim Aşk Ocağında” eseri de batıni bir Türkçe nefes. Yine albümün 10. eserini oluşturan “Pire Min” de bir Kurmanci semah beyti. 11. sırada yer alan ve Yaresanlığı çağrıştıran “Yar İlahi” de, Kurmanci semah beyitlerinin ilginç bir örneği. Nihayet, albümün son ürününü oluşturan “Heylo Yaro” adlı Kurmanci semah beyti de, bağlama ile erbanenin dansı eşliğinde icra edilen son derece ilginç bir eser.
Kısaca Ali Sizer’in, bu albümüyle öncekileri aşan bir çizgiye yükseldiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Ali Sizer, ilk albümü dolayısıyla kendisiyle yapılan söyleşide şunları söylüyor: “Albümümde yer alan semahları Kürtçe okudum. Çünkü bulunduğum oda cem’lerinde semahların çoğu Kürtçe okunmasına rağmen, bugüne kadar pek kayıt altına alınmadıklarını gördüm. Bu durum beni çok etkiledi. Belki de albüm yapmamı tetikleyen en önemli şeylerden biri budur.” (Doğan Durgun: Ali Sizer’den İlk Albüm, Alternatif gaz. 17.8.2008).

Evet, bilinmeli ki İçtoroslar’da “Oda Kültürü” ve “Muhabbet Cemleri” başlıbaşına bir “İrfan Okulu”dur ve Ali Sizer, bu okulun günümüzdeki başlıca temsilcilerinden ve sanat elçilerinden biridir… Bu kutlu yolda kendisine yeniden başarı dilerken; “aşk olsun, yolun açık olsun!” diyorum…

Dêrsim ve Güneybatı’daki seçimlerin anlamı

MUSTAFA KARASU

Kürdistan’da seçimlerin anlamı çok fazladır. Seçim her şeyden önce siyasi sömürgeciliğe karşı Kürt’ün kendi siyasi iradesine sahip çıkması ve kendi kendini yönetme iradesini ortaya koyması anlamına gelmektedir. Kürdistan geneli için böyleyken; Dêrsim, Maraş, Malatya, Adıyaman gibi alanlarda ise daha da farklıdır. Buralarda seçim aynı zamanda kendi olma ve kültürel soykırıma tavır almayı ifade etmektedir. Bu açıdan daha tarihsel ve yaşamsaldır. Varlık ve yokluk mücadelesi gibidir.

Türk devleti Kürdistan’da kültürel soykırımı kapsamlı bir planla adım adım yürütmüştür. Şark Islahat Planı tüm Kürdistan için bir soykırım planıdır. Bu soykırım planı içinde de Dêrsim ve Kuzey Kürdistan’ın Güneybatısı olarak ifade edilen Fırat’ın batısındaki Kürt illeri özel olarak hedeflenmiştir. Türklerle sınırı olan bu iller, kültürel soykırımın ilk hedefi olmuştur. Diğer alanlardaki Kürtlerden inanç farkı olması da kullanılarak Türkleştirmenin birinci hedefi yapılmıştır. Şu anda burada belirli düzeyde etkili olan asimilasyon ve kültürel soykırım gönüllü benimsenmemiştir. Aksine Kürdistan’daki en büyük katliam ve soykırım olan 1937-1938 soykırımı üzerinden bu Kürt illeri, özellikle Alevi Kürtler hedeflenmiştir. Bir yönüyle Kürdistan üzerindeki en kapsamlı baskı ve soykırım sistemi Alevi Kürtler üzerinde uygulanmıştır. Türk yerleşim yerlerine yakın olmaları ve Kürtlük yanında Alevi inancı üzerindeki baskı iradelerinin daha çabuk kırılması, Türklüğe daha çabuk koşmalarını beraberinde getirmiştir. İnancıyla ağır baskı altındayken bir de Kürtlüğü üzerinden baskı görüp yaşamının çekilemez hale getirilmek istenmesi karşısında, Türkleşmeye yönelik kültürel soykırıma daha az dirençli olmuştur. Alevi inancı üzerindeki baskının getirdiği katmerli baskı bunda çok etkili olmuştur. Aleviliğinde direnen bu topluma bir de Kürtlüğünde direnirse başına her şey getirileceği hissettirilmiştir. Dolayısıyla Alevi Kürtler üzerinde neden kültürel soykırım daha kapsamlı uygulandı derken Alevi Kürtler üzerinde böyle katmerli bir baskı yürütülmesini hiç unutmamak gerekir. Bu yönüyle mahalle baskısı denilen olgu Alevi Kürtler üzerinde daha fazla uygulanmıştır. Bugün Alevi Kürtlerin kültürel soykırıma daha fazla uğraması, Türk illerine yakın olması yanında bu durumunun da özellikle görülmesi gerekir. Bu durumun ayrıca incelemeye ve irdelenmeye değer olduğunu vurgulamak istiyoruz. Yoksa ucuz değerlendirmelerle Dêrsim ve Güneybatı Kürtleri üzerindeki politika ve bugünkü durum iyi anlaşılmaz.

Dêrsim ve Güneybatı’nın en büyük trajedilerinden biri de binlerce yıldır yurt yaptıkları ata ve ana topraklarından göçertilmeleridir. 12 Eylül özellikle bu boşaltmayı özel planlamış ve uygulamıştır. Alevi Kürtler başta Maraş olmak üzere tüm Güneybatı’dan Avrupa’ya kaçırtılmıştır. Alevi olmayan Türk ve Kürt köyleri yerlerinde kalırken, Alevi Kürt köyleri tümüyle boşaltılmıştır. Böylelikle Kürdistan’ı Türkleştirme ve Kürtlerden arındırma politikasına köklü bir çözüm bulmuştur. Kuşkusuz bu sonuç Şark Islahat Planı’nın adım adım uygulanmasının sonucudur. Ancak 12 Eylül’de özel uygulandığı açıktır. 12 Eylül zaten tüm Kürdistan’ı Türkleştirme hamlesiydi. Bunu ilk kapsamlı uyguladıkları yer Dêrsim, Maraş, Malatya, Sivas ve Adıyaman olmuştur. Eğer Diyarbakır zindan direnişi ve 1984 gerilla savaşı olmasaydı aynı uygulama son süratle tüm Kürdistan için uygulanacaktı. Ancak Kürt Özgürlük Hareketi direnişiyle buna dur demiştir. Bu tür değerlendirmeleri ne kadar tekrarlarsak yeridir. Çünkü “Hafıza-i beşer nisyanla maluldür” (İnsan hafızası unutma sakatıdır) derler.

Dêrsim, Maraş ve Adıyaman’daki seçimlere, özellikle yerel seçimlere bu nedenle çok önem vermek gerekiyor. Dêrsim ve Güneybatı Kürtlerini soykırıma teslim edecek miyiz, etmeyecek miyiz? Bu seçim döneminde cevap verilmesi gereken soruların başında bu gelmektedir. Örneğin Dêrsim ve Pazarcık’ı esas alalım. Bunun üzerinden değerlendirme yapalım. Dêrsim ve Maraş kültürel soykırımcılara bırakılarak teslim olunacak mı, yoksa Dêrsim ve Maraş’ı size bırakmayacağız denilecek mi? Çünkü buraları CHP ya da başka partiye bırakmak kültürel soykırım sistemine bırakmak ve teslim olmak anlamına gelir. Seyit Rıza’yı 1938’de idam edenlerin, 1978 katliamıyla Pazarcık ve Elbistan başta olmak üzere Maraş’ı boşaltanların amacına ulaşması demektir. Dêrsim’de 1938’de, Maraş’ta ise 1978’de irade kırma harekatı geliştirilmiştir. Desim’de zorla sürgünler yapılmış, Maraşlılar ise zorla kaçırtılmıştır. Hiç kimse Dêrsim’in boşaltılmasının 1938 soykırımı ile, Maraş’ın boşaltılmasının 1978 katliamıyla bağı olmadığını söyleyemez.
CHP neyin partisidir? Kürtleri Türkleştirme partisidir. Kültürel soykırımın kök partisi CHP’dir. Diğer patiler çok partili yaşamdan sonra CHP’nin kültürel soykırım politikasını devralmıştır. Çünkü bu devlet politikasıdır. Ancak bu politikaya uyanlara yaşam hakkı vardır. Buna uymayan partilere yaşam hakkı yoktur. Türkiye’nin ilk legal sol partisinin (Türkiye İşçi Partisi-TİP) Kürtlerden söz ettiği için kapatıldığı bilinmektedir.

CHP şimdi Dêrsim’de iddialıdır. Yine Pazarcık’ta yerel yönetim almak istemektedir. Eğer buraları CHP’ye teslim edersek, buraları CHP alırsa buralarda sadece bir partinin belediye başkanı seçilmeyecektir; aynı zamanda buralar kültürel soykırımcı partiye teslim edilecektir. Açıkça Kürtlüğü yok etmek isteyen soykırımcı sisteme teslim olunmuş olacaktır. Buralarda kültürel soykırımın başarılı olduğu bir daha tescillenmiş olacaktır. Bu açıdan özellikle Dêrsim ve Pazarcık bir semboldür. Buralarda BDP ya da HDP kazanırsa bu, kendi olmada ısrar olacaktır. Eğer CHP kazanırsa buralar Türkleşmeye teslim edilmiş olacaktır. Ne denirse densin, anlamı bu olacaktır. Bu açıdan buralarda CHP’ye seçim kazandırmamak çok önemlidir; varlık-yokluk mücadelesidir. Böyle ele alınırsa ciddi yaklaşılmış olur.

Dêrsim’de kim CHP’nin kazanmasına hizmet ederse o kültürel soykırımcı sisteme destek vermiş olur. Çünkü oradaki seçim sadece bir belediye başkanı seçimi değildir. Bunu oradaki tüm sol güçlerin de bilmesi gerekir. Bu açıdan tüm sol güçlerin ve BDP’nin orada ittifak yaparak CHP’ye seçim kazandırmaması gerekir. Yoksa BDP dahil tüm sol gruplar ideolojik yaklaşımlarına ve varlık gerekçelerine ters düşmüş olurlar. Belki ittifak çalışmalarında BDP’nin de, diğer grupların da hatası olabilir. Ancak Dêrsim gibi bir yerde tepkiyle yaklaşmak yanlış olur, basit yaklaşım olur. İlkeli olmak, tutarlı olmak çok önemlidir. Burada CHP’nin seçim kazanması bir İzmir, Antalya ya da başka bir yerdeki seçim kazanması gibi değildir. Dêrsim’de CHP’nin seçim kazanması, Seyit Rıza’yı idam edenlerin, Şark Islahat Planı’nın seçim kazanmasıdır. Bunu böyle anlamamak saflıktır, kendini kandırmaktır, ya da Dêrsim’in Kirmançkî ve Alevi kimliğinden vazgeçiyorum demektir.

Dêrsim’de 1938’den sonra Kürtlük bitirilirken, şimdi de Alevilik bitirilmek isteniyor. Alevilik adım adım Sünnileştiriliyor ya da Şialaştırılmak isteniyor. Cemler ve cenaze törenleri izlenildiğinde bu konuda önemli adımlar atıldığı görülmektedir.

Pazarcık somutunda Maraş’taki seçim de kültürel soykırımcı sistemle kendi kimliğini koruma arasında sürecektir. Pazarcık’ı CHP’ye teslim etmek, kediye ciğer teslim etmektir; Kürtlüğü kültürel soykırıma teslim etmektir. Bu açıdan Dêrsim seçimi gibi Pazarcık seçimi de bir onur, varlık-yokluk sorunudur. Bunu anlamamak, Alevi Kürtlerin kendi üzerlerindeki oynan oyunları ve kültürel soykırımcı politikayı anlamaması olur.

BDP Pazarcık’ta mutlaka iddialı olduğunu ortaya koymalıdır. Burada iddialı olmaktan vazgeçmişlik bitmişliktir, tükenmişliktir. Pazarcık’ta bitmişliği ve tükenmişliği oynamak iddiasız olmak, en kötü durumdur. Hem 1978 katliamı lanetlenecek, hem de onun amacı olan kültürel soykırımcı sisteme teslim olunacak!

1978’li yıllarda CHP’ye oy vermekle 2010’lu yıllarda CHP’ye oy vermek aynı şey değildir. Şu anda CHP’ye oy vermek tamamıyla soykırımcı devlete oy vermektir. Pazarcık’ta MHP ve AKP’ye oy vermekle CHP’ye oy vermek arasında fark yoktur. Hatta CHP’ye oy vermek daha tehlikelidir. Pazarcık’ta AKP ve MHP’ye karşı direnme varken CHP’ye teslim olma vardır. Direnmek mi iyidir, yoksa teslim olmak mı? Tabii ki direnmek!

CHP’ye oy vermezseniz AKP ya da MHP kazanır demek kadar kötü bir şey yoktur. Zaten hep böyle denilerek bu düzen partilerine bir alternatif yaratılmamıştır. Bu tam bir tuzaktır. Bu tuzaktan kurtulmadıkça ne Aleviler, ne Kürtler, ne emekçiler özgür ve demokratik yaşama kavuşabilirler. Yıllardır AKP bize oy vermezseniz CHP, CHP bize oy vermezseniz AKP kazanır demiştir. Daha önceki yıllarda da benzer söylemle halkın oyları iki partiye yönlendirilmiştir. Bu nedenle düzen partilerinin biri iktidar, biri muhalefet olmaktadır. CHP AKP’yi iktidar yapmakta, AKP de CHP’yi muhalefet yapmaktadır. İkisinin varlığı da birbirine bağlıdır. Böylece her ikisinin de “Çanına ot tıkayacak” demokratik alternatif ortaya çıkmamaktadır.

CHP döneminde belediyeler yolsuzluk ve hırsızlıkta ileri gittiği için Erbakan’ın Refah Partisi tüm belediyeleri kazanmıştır. Hatta Tayyip Erdoğan CHP zihniyetindeki belediyelerin yolsuzlukları üzerinden İstanbul belediye başkanı olmuştur. CHP belediyeleri kazandığı her yerde 15-20 yandaşını zengin etmekten, birkaç yüz yandaşını işe almaktan başka bir şey yapmayacaktır. “Biz yemesek onlar yiyecek” ya da “Onlar şimdiye kadar yedi, biraz da biz yiyelim” diyecektir. CHP belediyeciliği bundan farklı olmayacaktır.
CHP’nin rantçı karakteri Dêrsim ve Pazarcık’ta hafif kalır. Çünkü Dêrsim’de ve Pazarcık’ta rant ve yolsuzluktan öte kötü bir rol oynayacaklardır. Kültürel soykırımcı sistemin başarı sembolleri olarak buralarda belediye başkanlığı yapacaklardır. Onların belediye başkanlığı ortamında kültürel soykırım daha da geliştirilecektir. Bu açıdan CHP’ye oy vermek amiyane deyimle celladına oy vermektir.

Şu da bilinmeli ki, Kemal Kılıçdaroğlu CHP’nin başına, Kürtleri ve Alevileri aldatıp kültürel soykırım potasında eritmek için getirilmiştir. Alevi Kürtler “Bizden biri başkan oluyor” diyerek CHP’ye oy verecek, böylece başta Dêrsim olmak üzere Aleviler kültürel soykırım potasına sokulup burada eritilecektir. Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başına getirilmesinin esas nedeni budur. Yoksa Kemal Kılıçdaroğlu’nu CHP’nin başına getirmezlerdi.