Ana Sayfa Blog Sayfa 6394

Kerbela Katliamı, hakikat ve zulmat

Miladi 10 Ekim 680’de, İmam Hüseyin ve yarenleri Yezit tarafından Kerbela’da katledildi! Kerbela Katliamı Yezit Bin Muaviye’nin insanlığa karşı işlediği suçtur! Kerbela, mazlum ile zalimin karşı karşıya geldiği meydandır. Katliam sadece İslam coğrafyasını etkilememiştir! Ortadoğu, Mezopotamya ve Anadolu coğrafyasında yüzyıllardır psikolojik, inançsal, kültürel, sosyal etkileri devam eden Kerbela Katliamı’nı bu kadar unutulmaz kılan nedir?

İmam Hüseyin’in babası Şahı Merdan Ali, Muhammet Mustafa’nın “Tebliği” ile İslam’ı kabul eden ilk kişidir. O’nun için destansı söylenceler vardır. İrat ettiği hutbeler, mektuplar, emirler Nechcül Belaga (Belagat Yolu, Muhammed Bin Hasan Musevi) adlı kitapta toplanmıştır. Ali’ye ithaf edilen hikmet, marifet ve kerametler bilinmektedir. Yeni kundaklanmış bebeği “Kabe’de kucağına alıp eve getiren” ve Ali Haydar ismini veren İslam Peygamberi’dir. Ali Haydar doğmadan İslam Peygamberi, Ali’nin babası, kendilerinin amcası Ebu Talip’in yanında kalmaktadır. Dolayısıyla Ali Haydar ile İslam Peygamberi arasındaki bağlar her yönüyle güçlüdür.

İslam müfessirleri Muhammet Mustafa’nın soyunu “Hz. Adem, Hz. Nuh, Hz. İbrahim, İsmail, Adnan’dan” rivayet ederler. Ki bu “Rivayet” kendilerinden nakledilir. İslam tarihindeki “Beni ümeyye” ve “Beni Haşim” oğulları aynı soydan gelir. İslam Peygamberinden sonra Haşim Oğulları “Ehlibeyt” olarak Şahı Merdan Ali ve Fatma Zehra’dan, İmam Hasan, İmam Hüseyin ve dokuz imamla sürer. Ümeyye Oğulları ise Ebu Süfyan ve Hind’den, Muaviye ile Yezit’ten devam eder. İslam öncesi Kabe’yi Ümeyye ailesi kontrol etmektedir. Kabe’de, henüz doğmamış İslam dininin “Kutsal değerleri” yerine, pagan inancın putları vardır. Kabe, ziyaret edilmekte, çevresinde “Panayır” benzeri etkinlikler yapılmaktadır. Ümeyye Ailesi, Kabe’yi, ticareti kontrol eden “Nüfuzlu” bir ailedir. Yaklaşık 570’te doğan İslam Peygamberi yetim ve öksüz bir çocuk olarak amcası Ebu Talip’in yanında büyümüştür. Ümeyye ailesi gibi maddi servet sahibi değildir. “Kervanlarını yönettiği” 40 yaşındaki nüfuzlu ve zengin “Dul kadın” Hatice ile 25 yaşında evlenmiştir. Hatice ile İslam Peygamberi’nin evliliği, kadının yaşama etkileri açısından çok önemlidir. 610 yılında 40 yaşındayken Peygamber olan Muhemmed’ül Emin, “Çobanlık yapmış, inzivaya çekilmiş, tefekküre dalmıştır.” Ümeyye Ailesi’nin saldırıları karşısında yerini Şahı Merdan Ali’ye teslim edip, 622’de Medine’ye (Yesrib) hicret eder. Yesrib’den Kabe’yi ziyaret için Mekke’ye gelen kimi şahsiyetlerle 621 Akabe’de görüşmüş, onları “İslam’a davet etmiştir.” Bu görüşme Akabe Biatı diye bilinir. 73 erkek ve 2 kadın tebliği kabul etmiştir. O’nu Medine’ye davet edip, sahip çıkan bu şahsiyetlere İslam tarihinde “İyiliksever ve yardımcı” anlamında “Ensar” denir. İslam tarihinin ilk “Anayasası” olan “Medine Vesikası” hicretten “hemen sonra” Medine’de hazırlanmıştır. Medine Vesikası bir “Şehir devletinin kuruluş bildirgesidir.” Tarafları, hicret eden Müslümanlar (Muhacir), Müslüman olmayan Medineli Arapların Evs ve Hazreç kabileleri ve Mekke’deki Kureyşlilerle sıkı ticaret ilişkisi olan Yahudi’lerdir. Kendileri, Medine’deki şehir devletinin başkanı olmuş ve burada sekiz yıl kalmıştır. Bu arada “Mekkeli müşriklerle” 624’te Bedir, 625’te Uhud, 627’de Hendek savaşları yapılmıştır. Halit bin Velid ve Muaviye bin Ebusüfyan bu savaşlarda “Müşriklerin” komutanıdır! 630’da on bin kişi ile Mekke’ye dönen İslam Peygamberi şehri savaşsız teslim almış, Ümeyye Ailesinin Kabe’deki putlarını yıkmıştır. Peygamberliğin nazil olduğu 610 yılından, 630 yılına kadar O’na karşı çıkan, hicrete zorlayan ve savaş yapan “Müşriklerin baş komutanı” Ebu Süfyan, Eşi Hind, oğulları Muaviye, Halid bin Velid gibi “Müşrikler” Mekke’nin fethi ile “İslam’ı kabul etmişlerdir!” Aleviliğin İslam yorumuna göre, “Kabul” çıkarcı ve hesapçı bir “Kabuldür!” “Kabul” sonrasında Ebu Süfyan kızı Habibe’yi İslam Peygamberine eş olarak vermiştir. Ancak çıkara ve hesaba dayalı kabul “Davayı” bitirmemiştir!!! 661’de Zulmat zihniyeti Şahı Merdan Ali’yi katletmiştir. Sıffin Savaşı, Hakem olayı, Hariciler, Şia, Muaviye ve İmam Hasan çatışması, Kerbela Katliamı’nın ayrıntıları, Ebu Müslim’in Emevilere son vermesi, Abbasiler tarafından oyuna getirilip katledilmesi konunun detayları açısından önemlidir. Ancak “Yerim dar!”

Aleviliğin İslam yorumuna göre, Muhammet Mustafa ile Ebu süfyan arasındaki Hakikat Davası, Muaviye ile Şahı Merdan Ali, Yezit ile İmam Hüseyin arasında devam etmiştir. Hak ve hakikat ile zulmatın mücadelesi 68 yıl (610-680) sürmüştür. Yezit’in Kerbela’da yaptığı katliam ile İslam Muaviye soylu zihniyetin esaretine girmiştir. Kerbela’da İmam Hüseyin ve yarenlerinin katledilişinden beri yaşanan İslam değil, Muaviye soylu zihniyetin zulmatıdır!

Maraş’ta katledilen Alevilerin mezarları kayıp!

34 yıl önce Maraş’ta katledilen Alevilerin mezarlarının kaybedildiği ortaya çıktı. Katledilenlerin yakınları gerçeği Maraş Belediyesi’ne başvuruları ardından öğrendi.

20-24 Aralık 1978 tarihleri arasında Maraş’ta Alevi yurttaşlara karşı gerçekleştirilen katliamın acısı aradan geçen 34 yıla rağmen dinmiyor. Resmi rakamlara göre 150’den fazla kişinin yaşamını yitirdiği Maraş katliamında katledilen Aleviler dönemin Cumhuriyet Savcılığı’nın defin izni ile Maraş Belediyesi tarafından Şeyh Adil Mezarlığı’na defnedildi.

Özgür Gündem gazetesinin haberine göre mezarlığa defnedilen onlarca Alevinin mezarlarının kaybedildiği ortaya çıktı.

Maraş katliamında yaşamlarını yitiren Kamil Ün, Gülşen Ün, Zekeriya Ün, Ali Ün, Yusuf Lakap, Hasan Öztaş, Hatice Görür, Ali Aslan, Cemal Bayır, Fatma Baz, Yılmaz Baz, Zeynep Aydoğdu, İmam Ergönül, Hüseyin Ergönül, Güley Ergönül, Hacı Bektaş Bozkurt, Mahmut Ünal, Malik Ünver, Mitat Bozkurt ve daha pek çok kişiye ait mezarlar kaybedildi.

Avukat Seyit Sönmez’in müvekkili Veli Bozkurt’un kardeşi Bektaş Bozkurt ve yine katliamda yaşamını yitiren müvekkili Salman Bayır’ın babası Cemal Bayır’ın mezar yerlerinin bildirilmesi için Maraş Belediyesi’ne yaptığı başvuru korkunç gerçeğin açığa çıkmasına neden oldu.

Maraş Belediyesi Başkan Yardımcısı Av. Hasan Kaya imzasıyla Av. Sönmez’e 13 Haziran 2013 tarihinde gönderdiği 10623512-010.05-637-11046 sayılı resmi yazıda, katliamda yaşamını yitiren adı geçen kişilerin mezar yerlerinin tam olarak bilinmediği bildirdi. Belediye Başkan Yardımcısı Kaya’nın yazısında şu ifadeler dikkat çekti: “Bahse konu cenazelerin mezar adası belli olmakla birlikte, definden sonra cenaze yakınları tarafından mezar üzerine herhangi bir baş taşı vs. dikilmediği için mezar yerlerinin tam olarak neresi olduğu tespit edilememiştir.”

Katliamda iki yakınını kaybeden Veli Bozkurt ise defin sırasında kendilerine bir numara verildiğini, bu numara ile birlikte 1986 yılında mezar yerini aradıklarını, ancak o zaman Mezarlıklar Müdürlüğü’nün kendilerine, mezar yerinin bilinmediğini söylediğini ifade etti. Bozkurt, katliam sırasında kendi köyleri olan Kaşanlı’da 16 kişinin katledildiğini belirterek, devletin mezarlarını bulmasını istedi. Bozkurt, “Biz mezarlarımızın bulunmasını istiyoruz” dedi. Maraş katliamında annesini, babasını, ağabeyini yitiren Hayri Ergönül ise, cenazeleri kendilerinin defnettiklerini belirterek, yıllar sonra cenazeleri köylerine götürmek için başvurduklarında ise Belediyenin kendilerine mezarların kayıp olduğunu söylediğini ifade etti.

Defin sırasında kendilerine mezar yerlerini belirten bir numara verildiğini ifade eden Hayri Ergönül, “Maraş katliamında annem Güley, babam İmam, ağabeyim Hüseyin ve evde misafir olan Adıyamanlı bir öğretmen Mahmut Ünal ile Hacı Bektaş Bozkurt bizim evimizde katledildi. Biz o zaman cenazelerimizi kendimiz defnettik. Şimdi mezarlarımızı kendi köyümüze taşımak istiyoruz. Bunun için müracaat ettiğimizde bize mezarlarımızın kaybolduğunu, yerlerinin bilinmediğini söylediler. Biz mezarlarımızın bulunmasını istiyoruz. Bunu için ne gerekiyorsa yapacağız” dedi. Hayri Ergönül, mezarları kaybolan 50-60 kişi daha olduğunu belirtti.

Belediyeden verilen yanıtta, Bektaş Bozkurt’un 29125, Cemal Bayır’ın ise 29165 mezar sıra numarasıyla defnedildiğinin fakat bugün mezar yerlerinin bilinmediğinin ifade edildiğini belirten ailerin avukatı Seyit Sönmez, “Maraş Belediyesi’ne aileler adına yeni başvurular yapacağız, ancak sonuçtan pek umutlu değiliz. Burada manevi bir zarar söz konusudur. Sonuç alamazsak, Anayasa Mahkemesi’ne gerekirse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuracağız. Aileler en azından yakınlarının kemiklerinin bulunmasını talep ediyorlar” dedi. Avukat Sönmez mezarları kaybolan diğer aileler adına da başvuru yapacaklarını söyledi.

5 ülke, 21 kentte Seyit Rıza etkinliği

Demokratik Aleviler Federasyonu ve Dersim Yeniden İnşa Cemiyeti Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edilişinin 76. yılında 5 ülke, 21 kentte anma etkinliği düzenliyor. Yassı-Muharrem ayına denk gelen anmalarda Kerbela’da katledilenler de anılacak. Anmalar 12 İmamlar Orucu’nun son gününe denk geldiği için Aşure ve lokma da dağıtılacak.

Demokratik Aleviler Federasyonu (FEDA) ve Dersim Yeniden İnşa Cemiyeti Avrupa’da yaşayan halkı anma etkinliklerine katılmaya çağırdı.

15 Kasım 1937’de Dersim Halk Önderi Seyit Rıza, oğlu Resık Usen, Use Seydi, Fındık Ağa, Hesene Demenıj, Hesene Kuresız ve Aliye Mırze Sıl idam edildi. Bir süre kentin içinde teşir edilen cesetleri yakılarak bilinmeyen yere götürüldü.

Aileleri ve Dersim halkı mezarların bulunması için kampanyalar başlatmıştı. 1937-38 Dersim soykırımında 70 ile 90 bin arası insan öldürülmüş, on binlerce insan sürgüne yollanmıştı. Devlet halen Dersim Soykırımıyla yüzleşmiş değil.

Kızılbaş Alevi toplumu Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam yıldönümünde Kürdistan, Türkiye ve Avrupa’da ama etkinlikleri düzenliyor.

Avrupa’da anma etkinliklerinin öncülüğünü FEDA ve Dersim Cemiyeti yapıyor.

Hamburg

Kürt Alman dostluk derneğinde yapılacak etkinlik; 17 Kasım Pazar, saat:15:00’de başlayacak.

Dortmund

17 kasım Pazar, saat:14:00’de Dortmund Alevi Kültür Merkezi binasında yapılacak. Etkinliğe gazeteci Kamer Söylemez ve Pir Mustafa konuşmacı olarak katılacak.

Bruchsal

17 Kasım Bruchsal Alevi Dergahı’nda Seyit Rıza ve arkadaşları için düzenlenecek anmada lokma ve aşure dağıtılacak.

Giessen

17 Kasım’da saat 14:00’da anma düzenlenecek ve anmada aşure dağıtılacak. Etkinlikte yazar Haşim Kotlu bir konuşma yapacak.

Bielfeld

17 Kasım’da Bielefeld Kürt Kültür Merkezi’de aşure dağıtılacak ve Dersim soykırım kurbanları anılacak.

Erfurt

17 Kasım’da saat 13.00’da Mezopotamya Kültür Derneği’nde anma etkinliği yapılacak. Etkinlikte FEDA temsilcisinin konuşmasının yanısıra ve sinevizyon gösterimi de yapılacak.

Wipperfürth

15 Kasım’da aşure etkinliği yapılacak, 17 Kasım‘da Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edilmelerinin yıldönümü anma ve cem etkinliği düzenlenecek. Anmaya Pir Hüseyin Bildik katılacak.

Bonn

17 Kasım’daki etkinlik saat 13:00’da Bonn Kültür Merkezi’nde yapılacak. Etkinlikte Pir Veli, FEDA temsilcisi Mehmet Sürmeli de birer konuşma yapacak.

Paris

17 Kasım’da, saat 13:00’da Pazarcıklılar Derneği’nde düzenlenecek etkinliğe Yazar Mete Kalman ve FEDA temsilcisi İrfan Dayıoğlu, Pir Rıza Yağmur konuşmacı olarak katılacak.

Toulouse

17 Kasım’da saat 13:00’da Alevi Kültür Merkezi’nde Seyit Rıza ve arkadaşları anılacak.

Verviers

16 Kasım’da saat 13:00’da Seyit Rıza ve arkadaşları anılacak. Aşurenin de dağıtılacağı etkinlikte, birlik cemi olacak.

ST Gallen

17 Kasım’da saat 13:00’da Kürt Kültür Derneği’nde Seyit Rıza ve arkadaşları anılacak. Etkinlikten sonra lokma olarak aşure dağıtılacak.

Bern

17 Kasım’da saat 13:00’da Dinlerevi Alevi Kültür Merkezi’nde Seyit Rıza ve arkadaşları anılacak. 1 Aralık’ta ise aşure dağıtılacak.

Viyana

17 Kasım’da Avusturya Alevi Kültür Merkezi’ndeki etkinliğe Richard Berger konuşmacı olarak katılacak. Anmada sinevizyon gösterimi de yapılacak.

Düsseldorf

24 Kasım tarihinde düzenlenecek etkinlikte yazar Mehmet Bayrak konuşmacı olarak katılacak.

Bremen

24 Kasım’da saat 14:00’da Bremen Bırati Derneği’nde düzenlenecek etkinlikte Dr. Yaşar ile Pir Hüsnü Kaya da birer konuşma yapacak.

Münih

Seyit Rıza ve arkadaşlarının anılacağı etkinlikte Gazeteci Baki Gül, BDP Eşbaşkan Yardımcısı Yüksel Mutlu ve Ayfer Ber konuşmacı olarak katılacak.

Zürich

24 Kasım’da saat 13:00’da Kürt Kültür Merkezi’nde düzenlenecek etkinlikte Seyit Rıza ve arkadaşları anılacak. Lokma olarak da aşure dağıtılacak.

Basel

24 Kasım’da saat 14:00’da Kürt Kültür Merkezi’nde düzenlenecek anmada Pir Ali Bali ve FEDA temsilcisi birer konuşma yapacak.

Aşk olsun sana Rızo!..

Sarışın Kurt “Şifre” buyurdu “Manevi evlada!” Havada, yerde “Canlı kalmayacak!”

Umum Müfettiş, bir eliyle anlının derin çizgilerinde tortulaşmış nefreti gizleyip, ötekinin işaret parmağını tehditkar titreterek, “Şifrenin” şifresi “Kırım!” dedi.

“Şifreyi” gönderen “şifreden sonra gelecek!”

Sahiden “Şifreye ne hacet, Rayber varken?”, “Her ağacın kurdu kendi özünden olur!”

Bilirdi Evledı Kerbela’nın bilge aklı, Halvori’de kırmızı elma üzerine ahdi kavil ederken çürük elmaların varlığını. Lakin “Ahde vefa için Yol’da cefa çekmek, baş vermek gerekir!”†

“Şifreyi” şifreye şifrelenmiş demir kilitli beyninde çözüp “Toplandı maiyet!”

“Halli cihetine gidilmeliydi, tren gelmeden!

Dersimlinin kanıyla sulanmış dağ çiçeklerinden çelenk yapılıp Mamuretülaziz istasyonunda sunulacaktı trenin penceresinden!

Tren, ziftli dumanıyla, zifiri karanlığı yararak Anadolu Yaylası’ndan bir karayılan gibi akıyordu Harput’ta… Harput’ta bir telaş… Pür telaş…

Gece bitmeden “İpe çekilmeliydi şaki sergerdeler!”

72 idiler Evladı Kerbela ve yarenleri… Tesadüf mü? Kerbelanın şehitleri kadın, çocuk 71, Şahı Şehidan Hüseyin’le 72 idiler!.. Şifreye şifrelenmiş beyinlerde karar verilmişti lakin usulen de olsa mahkeme gerek!

“Tatil” de olsa, “Karanlık” da olsa, “Samiin” olmasa da… “Şifrenin lüzumu üzere!.. Harput’ta varmadan tren, derdest edilen şaki mevta olmalıydı!… “

Hışımla ayağa kalktı “Maiyet”… “Tatil, mesai kılındı şifrenin emriyle!”

“Karanlığa far tutuldu, tek dişi kalmış medeniyetin lütuf-u mazharlarıyla, ışığa gark oldu şifreye kitlenmiş gözler…”

“Mazbut olunmuşlar mezbahalık koyundu maiyettin nazarında!”

“Yaşına tanık” gösterilenler nerden bilir bilgeliğin yaşını? Hak’tan halka giden Yol’dur Evladı Kerbela. Yol’un yaşı mı olur? Şanlı mahkeme kararını verdi! Evladı Kerbela’ya son sözünü sordular! “Sizin oyunlarınızla başa çıkamadım bu bana dert oldu! Ben de sizin önünüzde eğilmiyorum bu da size dert olsun!”

“Şefkat buyurup tomofile konuk ettiler” Evledı Kerbela’yı. Sureti Hakkın sureti gülümsedi celladına! “Seni Ankara’dan beni idam etmek için mi gönderdiler?” Cellat, yüzünü alev sarmış gibi ürperdi, kaçırdı korkak bakışlarını.

Evveli Mansur, ahiri Mazlum, Evladı Kerbela “Yeri sarsarcasına heybetlice yürüdü!” Mansur’un Dar’ı Evladı Kerbelaya niyaz eyledi. Evladı Kerbela yutkundu ve “Evladı Kerbelayıx, bixatayıx, ayıptır, zulümdür, cinayettir!” dedi.

“Sarışın bir Kurda benziyordu!”

“Vatanın yüce menfaatleri” için Sıngeç Köprüsü’nü açmak, asi, sergerdelere medeniyeti öğretmek için gelmişti! “Tek dişi kalmış canavar” Yedi başlı ejderhadan beterdi, kana doymuyordu!

“Dörtnala, Uzak Asya’dan gelen” manevi evlatlar “Tunç” dökecek gökyüzünden Dersimin canına! Malazgirt Meydanı’nda Kürde mihman olanların torunu, Ergenekon’da eritilen demirden kalıbını yapacak “Bütünlüğü bölünmez vatanın!” Hasılı… Her şey vatan için! “Sarışın Kurt” köprünün korkuluğuna oturdu. “Huzur içinde, gökte süzülen kahraman kadın, manevi evladın geçit resmini izledi!.. İstikbal göklerdeydi!” Dersimli genç, yaşlı, çocuk canların parçalanmış cesetleri yerlerde! Emre binaen “Kahraman ve şanlı” ordunun evlatları Dersimin kızlarını alıkoymuştu!

“Unut gitsin! Yüzleşmeye ne hacet? Zihin kirliliği Sakallı Nurettin… Muhafız Alay Komutanı olmazdan önce sürülerce katille kırım yapan Topal Osman da nerden geldi aklına?” Deyip sigarasından bir nefes daha çekti! Bir de rakı, beyaz leblebi olsa!..

Hak için, halk için Hakka Yürüyen Pir Seyit Rıza ve Dersim şehitleri aşkına Ulu Divan kuruldu! Kırklar meydana indi!

Pir Sultan Abdal “Sarı tamburasını” inletti, Seyit Nesimi “Gökyüzünden” sedasını yükseltti…

Darı Mansur’dan Hak katına erenler Ulu Divan’da semaha durdular…

Yarenler pervane, Erenler pervaz oldu. Bir derin girdaba dönüştü zaman… Girdabın dehlizi sarmalayıp Evladı Kerbelayı Ulu Divan’a götürdü.

Dolu içti Kırkların elinden Evladı Kerbela… Esrik oldu!

Rıza Şehri’nin Rızası, yareni Bese, yoldaşı Ali Şer, haldaşı Zarife semah döndüler…

Fırat köpürüp kabardı! Dicle Mansur’un küllerini yıkayıp Munzur Dağı’na serpti! Munzur yeşile kesti! Zilan Deresi kan kırmızı, Harran Ovası gün sarısıydı…

Dersimde zaman durdu! Munzur suyu akmadı, yüce dağların rüzgarı ağaçların dallarına takılı kaldı. Cümle Erenler, “Aşk olsun sana Rızo, Aşkı niyaz olsun!” dediler!

“Munzur dağlarının lalesi sensin
Kudreti Kandil’in halesi sensin
Çereğın ateşi, şulesi sensin
Alevde tutuşup sönmeye geldim.”

Seyîd Rıza

Xelîl DALKILIÇ

“Seyîd Riza derket meydanê. Hewa sar bû û li derdorê tu kes tune bû. Wekî ku meydan tijî însan e, ber bi valahiyê û bêdengiyê ve qêriya: ‘Ewladê Kerbelayê ne, bê guneh in, şerm e, zilm e!..’ Ez li hember van gotinan lerizîm. Ev mêrê kal çû sêdarê, celad kaş kir. Ben li stûyê xwe xist û înfaza xwe bi xwe pêk anî…” Nûnerê dewleta Tirk Îhsan Sabrî Çaglayangîl ê ku darvekirina Seyîd Riza organîze kir, nivê şeva 15’ê (hinek dibêjin 16 an 18) mijdar a 1937’an bi van gotinan tîne zimên.

Wekî tê zanîn; piştî damezrandina Komara Tirk dest bi polîtîkayên Tirkkirinê hate kirin. Ev di sala 1925’an de bi navê ‘Planê Islahkirina Şerqê‘ wek planekî tunekirin û asîmîlekirina xelkên ne Tirk bû wek polîtîkaya sereke ya dewleta nû. Jixwe berê di sala 1920-21’an de Kurdên Koçgiriyê rûyê rast ê dewleta nû naskirîbûn. Paşê bi têkçûna berxwedana Kurdan a bi rêberiya Şêx Seîd, êdî feraseta dewleta Tirk bi her awayî aşkere bûbû. Paşê li Agirî, Zîlan û li Dêrsimê dîsa bi dehhezaran zarok, jin, kal û pîrên Kurd di newal û şikeftan de bi metodên hov hatin kuştin û bi dehhezaran jî ji axa bav û kalên xwe hatin sirgûnkirin…

Serok Komarê Tirk Mustafa Kemal di sala 1936’an de, yanî salek beriya qirkirinê di derbarê Dêrsimê de wiha dibêje: “Pirsgirêka Dêrsimê di nava pirsgirêkên hundirîn de ya herî girîng e.Divê em vê kulê ji kokê wê re bibirin û bavêjin…”

Polîtîkaya qirkirina Kurdan gav bi gav kete pratîkê. Komara Tirk, qirkirin, asîmîlasyon, hovîtî, êşkence û sirgûn giş mîna ‘islahkirin û modernîzm‘ binav kir. Belkî li ser wan pirr tişt hat gotin, lê hên jî sewa ‘islahkirina Dêrsimê‘ quweta tu gotinê nîne ku mirov pê bikare hovîtiya dewleta Tirk a li Kurdên Dêrsimê hatiye kirin, bîne zimên.

Şahidê qirkirina Dêrsimê Îhsan Sabrî Çaglayangîl wiha dibêje: “Giştan xwe xistibûn şikeftan. Askeran gazên bi jahr avêtin hundirê şikeftan û ew gişt mîna mişkan kuştin. Ji heft salî heta heftê salî Kurdên Dêrsimê gişt hatin kuştin…”

Di dîroka Komara Tirk de ‘Plana Islahkirina Şerqê‘ wek pirtûka sor a dewletê tim bû çarçoveya feraseta polîtîkayên wê yên li dijî Kurdan. Helbet, bi van polîtîkayan bi dehhezaran Kurd hatin kuştin, bi milyonan hatin sirgûnkirin û yê mayî jî bi hewldanên asîmîlasyonê bi qirkirina çandî re rû bi rû hatin hiştin…

Lê di dawiya ewqas zilmê de encam çi ye? Kî bi serket? Kê wenda kir? Kî bi van hovîtiyan serbilind bû?..

Bersiva van pirsan îro li ber çavan e!.. Li başûrê Kurdistanê Kurd wekî dewletê ne, li Rojava sîstema xwe ya siyasî ya xweser sazdikin, li Bakur dewleta Tirk dîrekt bi Rêberê Xelkê Kurd re sewa çareseriyê mûzakereyan pêk tîne, li qadê navneteweyî Tevgera Azadiyê ya Kurd bi Dewletên Yekbûyî yên Amerîka, Rûsya û Yekîtiya Ewropayê jî di nav de bi dehan dewletan re deriyê dîplomasiyê vekiriye, Kurdên li welat û yên li her çar hêlên cîhanê gişt êdî bi nasnavê xwe organîze dibin.

Rastiya Kurd û Kurdistanê li ser pê ye, nemir û îro ji nû ve jîn dide…

Piştî darvekirina Seyîd Riza 76 sal derbas bûn. Lê dewleta Tirk hê jî bi heman problemên sed sal berê re mijûldar e û polîtîkayên kuştin, qirkirin, sirgûn û asîmîlasyonê kêrî tunekirina rastiya xelkê Kurd nebû!..

Rejîma ku Seyîd Rizayê kal bi darde kir belkî canê Kurdan pirr êşand, lê di heman demê de bivir li çokê xwe xist. Gotinên Seyîd Riza yên li sêdarê anî zimên di dil û hişê Kurdan de hate neqişandin û helwesta Kurdê azad çi ye, nîşanî me da: “Min nekanî bi derewên we re bikim, ew bi min re bû dersek; lê min li ber we çok dananî erdê, bila ev jî bi we re bibe dersek!..”

13.11.13

Alevi köylere cami götürmenin yeni kılıfı: Cami-cemevi-aşevi projesi

“Kadınız, Kürdüz, Aleviyiz, demokratız, devrimciyiz, sosyalistiz. Bu kimlikler bize zenginlik katıyor. Birini öne çıkartıp diğerini ret etmek zorunda değiliz…”

BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak, ‘Cami-cemevi-aşevi’ projesinin, Alevilerin yaşadığı yerlere cami götürmek için bir kılıf olduğunu söyledi. Kışanak, “Yıllarca Alevilerin yaşadığı yerlere cami yapmaya çalıştılar. Şimdi, ‘Cami ve cemevi yan yana olsun, ne mahsuru var’ denilecek. Bu bir asimilasyon politikasıdır” dedi.
Avusturya’nın başkenti Viyana’da önceki gün yüzlerce kişinin katılımıyla ‘Alevilik direnişin adıdır, teslimiyetin değil!’ siarıyla bir panel gerçekleşti. Panele BPD Eşbaşkanı Gültan Kışanak, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Başkanı Turgut Öker, FEDA Pirler Kurulu Başkanı Pir Rıza Yağmur ve Avusturya Alevi Kültür Merkezi (AAKM) Başkanı Richarde Berger katıldı. Panel Kürt Özgürlük Mücadelesi’nde yaşamını yitirenler anısına yapılan bir dakikalık saygı duruşu ile başladı.

Aynı taleplerde sokaklara çıkılmalı
Panelde ilk sözü alan AABK Başkanı Turgut Öker, Demokratik Güç Birliği’ne dikkat çekerek, “Recep Tayyip Erdoğan’a verilen barış ödülünü 50 bin kişiyle protesto etmemiz üzerine geri çektiler. Böylelikle tek başımıza birşey yapamayacağımızı, ancak birlik olduğumuzda neler yapacağımızı gördük. Aleviler sokağa çıkıyorsa hep birlikte olalım, Kürtler hangi taleple sokağa iniyorsa, biz de aynı taleplerle inelim” dedi.
Öker ayrıca, bundan sonra da Demokratik Güç Birliği bünyesinde kurumlarla ortak hareket edeceklerini söyledi.
Panelin ev sahipliği konumundaki AAKM Başkanı Richard Berger de, Kızılbaş Aleviliğinin Avusturya’da resmileşmesi için bütün Alevi kurumlarının biraraya gelmesinin zorunluğununa dikkat çekti.

Asimilasyonun devamıdır
Daha sonra konuşan BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak da, İzzetin Doğan ve Fettullah Gülen’in ‘cami-cemevi-aşevi’ projesini değerlendirdi. Devletin yıllarca Alevileri asimile etmek için, Alevi köylerine cami inşa etmeye çalıştığına dikkat çeken Kışanak, “Bu ‘cemevi ve camiyi birlikte yapma’ projesi de aslında cami yapılamayan Alevilerin yaşadığı yerlere, cami götürme projesidir. Şimdi, ‘Nasılsa ikisi yanyana, ne mahsuru var. İkisi de olsun’ denilecek. Bu Aleviliği kendi kökünden, felsefesinde koparma ve asimile etme politikasının bir devamıdır” şeklinde konuştu.

‘Pirlerin cepleri dikilidir’
“Kimlikler ne kadar çoğalırsa o kadar zengin olacağımızın farkındayız” diyen Kışanak son olarak, “Kadınız, Kürdüz, Aleviyiz, demokratız, devrimciyiz, sosyalistiz. Bu kimlikler bize zenginlik katıyor. Birini öne çıkartıp diğerini ret etmek zorunda değiliz. Kürt kimliğimizi öne çıkartarak Alevi kimliğimizi de unutmayacağız. Kimliklerimizi yanyana birlikte taşıdığımız gün bu tekçi zihniyetin asimilasyon ve inkar politikasını da boşa çıkartmış oluruz” diye belirtti.
FEDA Pirler Kurulu Başkanı Pir Rıza Yağmur da, ‘cami-cemevi-aşevi’ projesine destek verenlere, “Muaviye sarayında oturup Hüseyin’in davasını sürdüremezsin. Muaviye’ye yakın oturursan, sen de Muaviye olursun. Lütfen bundan vazgeçin” çağrısını yaptı. Yağmur ayrıca, pirlerin ve dedelerin devletten maaş almasına karşı çıkarak, “Bizim (Pirlerin) cepleri dikilidir. Taliplerimizin bile cebimize el koyması yasaktır. Talibin verdiği hak lokmasıdır, maddi değerine bakılmaz” dedi.

Açık bir saldırı var
Öte yandan, ‘Alevilik direnişin adıdır, teslimiyetin değil!’ şiarıyla bir diğer panel de Wels kentinde gerçekleştirildi.
Wels Alevi Kültür Merkezi’nde yapılan panele 500’e yakın kişi katılırken, salonun küçük olmasından dolayı çok sayıda dinleyici de ayakta kaldı. Kışanak, burada yaptığı konuşmada ise, Alevilerin ikinci bir asimilasyonla karşı karşıya kaldığını söyleyerek, Alevileri topraklarından, köklerinden uzaklaştıran sistemin şimdi de şehirlerde dincileştirmeye çalıştığını kaydetti. Kışanak son olarak, “Çok açık yeni bir saldırıyla karşı karşıyayız. Önce bizi dağıtarak ocak sistemimizi bozdular. Şimdi de bilincimizi, beynimizi dağıtmaya çalışıyorlar. Aleviliği dincileştirmek, İslamiyetin içinde bir mezhebin alt konumu haline dönüştürmek istiyorlar” şeklinde konuştu. İki panel de soruların cevaplanmasıyla sona erdi.

ŞAHİN ÖGÜT/VİYANAYENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Meğer TOKİ Cem Vakfı’nı ihya etmiş!

Cem Vakfı Genel Başkanı İzzettin Doğan, TOKİ’nin kamulaştırma işlemi sonucunda, 2009 yılında TOKİ’den 196 daire ve 5 milyon TL para aldı

Son olarak Ankara Tuzluçayır’a yaptırılan, halkın günlerce sokakta tepki gösterdiği, çatıştığı cami-cemevi projesinin mimarı İzzetin Doğan ve Cem Vakfı hakkında çarpıcı iddia!

Evrensel’in haberine göre CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın TOKİ’ye İstanbul’daki araziler hakkında verdiği bilgi edinme dilekçesine gelen cevap’ta İzzettin Doğan, Cemal Canpolat ve Sedat Doğan’a 2009 yılında kamulaştırma yoluyla 1 milyon 55 bin 616 metrekare taşınmaz verildiği ifade edildi. 2009 yılında kamulaştırma çalışmalarına başlanan, İstanbul Başakşehir ilçesi Kayabaşı Mahallesi Resneli Çiftliği mevkiinde yer alan Eski 1373 parselin bulunduğu 460 hektarlık alan karşılığında Cem Vakfı Genel Başkanı İzzetin Doğan’a 31 milyon 830 bin TL değerinde 196 konut ve 5 milyon TL, Cem Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Cemal Canpolat’a ise 3 milyon 476 bin TL değerinde 29 konut verildiği belirtildi.

CAMİ-CEMEVİ

Aleviler içinde cemaat yanlısı tutumu ve işbirlikçi siyaseti nedeniyle İzzetullah diye de anılan Doğan, Cami- Cemevi projesinde Fetullah Gülen ile işbirliği yapmıştı. Fethullah Gülen’e öneriyi kendisinin götürdüğünü söyleyen Doğan aleviler adına bu projenin hiçbir sakıncası olmadığına da kendisi karar vermiş ve “hoca efendiye” iletmişti. Cem Vakfı hariç neredeyse tüm alevi örgütlerin bir araya gelerek 3 Kasım’da düzenlediği mitingin öncesinde de 6. Uluslararası Anadolu İnanç Önderleri toplantısı düzenlemişti. 2 Kasım’da düzenlediği toplantıya İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu ve Kadir Topbaş’ı da çağıran Doğan, aleviler tarafından protesto edilmişti. Alevi açılımı sürecinin başlarında AKP’nin düzenlediği açılım davetine da katılan Doğan, dedelerin itirazlarına dahi kulak asmamıştı.

Son olarak da Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Irak ziyaretine bir diyanet işleri yetkilisiyle birlikte İzzettin Doğan’ı da davet etti. Irak’a Davutoğlu’yla birlikte gitmeyi kabul eden Doğan, Bakan’a ziyaretleri sırasında eşlik edecek.

Alevilere operasyon yapacaklar

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Kemal Bülbül AKP Hükümeti’nin Alevi meselesinde geldiği noktanın, İslamlaştırılmış sunnileştirilmiş alevilik olduğunu söyledi. Sünnileştirilmiş Alevilik projesinin ortağının Cem Vakfı Başkanı İzzetin Doğan olduğunu belirten Bülbül, “Cemevleri için terörist yuvası deniliyor. Bu tanımlama ile bizlere operasyon yapacaklarını düşünüyorum” diyor.

BURCU CANSU/ANKARA

>>AKP iktidara geldiğinde demokratikleşmeden bahsetti. Alevi Çalıştayı yaptı. Siz bu süreci nasıl değerlendirdi?
AKP Hükümeti ortaya çıktığı konjonktür gereği, küresel güçlerin istediği gibi davranmalıydı. Davrandı da, ancak kendilerine göre şekillendirerek. AKP etnik ve inançsal kimlikleri kabul etmek zorunda kaldı. Kürtleri, Arapları, Alevileri yani bütün ötekileştirilenleri kendi siyasal ihtiyaçlarına göre şekillendiren projelerle hareket ediyor. AKP açılım, paket, demokratik adım paketinden söz etse de bunların gerçekliği olmadığını o zaman da söylemiştik. AKP Hükümetinin Alevi kardeşim söylemi de tehlikeli. Efendi, köle ilişkisi gibi. Bu söylemden eşit yurttaşlık çıkmaz.

>>AKP iktidarıyla birlikte Sünni İslam vurgusu öne çıktı. Aleviler bu konuda ne düşünüyor?
Diyanet eliyle yürütülen devlet dili ve devlet organizasyonudur bu durum. Diyanet’e baktığımız zaman devlet içinde devlet demek yanlış bir tabir olmaz. Bakanlıkları, Başbakanlığı hatta Cumhurbaşkanlığı’nı da aşan bir kurum Diyanet İşleri Başkanlığı. Diyanet bütün kurumlar içerisinde en güçlü kurum. İslamı devletin kuruluşuna göre devleti tasvir eden bir kurum. Aleviliğin ise bu kurumda yeri yok. Yer verilen alevilik şekli AKP Hükümeti’nin kendince şekillendirmek istediği İslamlaştırılmış, Sünnileştirilmiş Alevilik. Böyle bir alevilik istedikleri için İzzettin Doğan ile bir birim oluşturmayı ve Diyanet içerisinde geliştirmeyi düşünüyorlar. AKP Hükümeti’nin Alevilere dair planı olduğunu düşünüyorum.

>>Nedir bu plan?
Gezi’de açığa çıkan irade ile Alevileri ayrıştırarak, bizleri terörist ilan etmek. Başbakan’ın Alevilere dair kışkırtıcı dili, cemevlerine dönük saldırgan dili bunu gösteriyor. Cemevleri için terörist yuvası deniliyor. Alevilik İzzettin Doğan üzerinden tanımlanarak, Diyanet’e bağlanmak isteniyor. Pir Sultan Abdal, Hacıbektaş-ı Veli gibi örgütler dışarıda bırakılıyor. Bizler terörist diye tanımlanıyoruz. Bu tanımlama ile bizlere operasyon yapacaklarını düşünüyorum. İzzettin Doğan’ın temelini atmaya geldiği Tuzluçayır’daki Cami Cemevi projesi ile cemevlerini tanıdığını söyleyen AKP hükümeti Aleviliği gerçekten tanısaydı, temeli birlikte atıyor olurduk. Basın Doğan’ı öne çıkarak Aleviler adına onun sözleri esasmış gibi algılatmaya çalışıyor. Burada da işe demokrasi güçlerine düşüyor.

>>Demokrasi güçlerine iş düştüğünü söylüyorsunuz. Demokrasi güçleri ne yapmalılar?
Yerel seçimlerde demokrasi güçleri ile demokrasi planlanmalı. Algı eksikliği var. CHP hükümetle tersleşeceğim diye, bizim defalarca dillendirdiğimiz demokratik talepleri dillendirmek yerine bu haliyle sürmesi için resmen hükümetle yarış halinde. Alevi sorununun Kürt sorunundan daha ağır bir sorun olduğu anlatılamadı. Can alıcı olma halinin nedeni şiddet sorunu ve inkar sorunudur. Burada çözüm olarak dillendirilmesi gereken zorunlu din dersinin kaldırılması değildir. Toplumsal zihniyet algısı değiştirilmeli, inkarcı ve ötekileştirici dil değişmeli, Diyanet kalkmalı, MEB gözden geçirilerek yazma dili yeniden düzenlenmeli. Bu talepler dillendirilmeli. Algı sorunu var derken tam da bunları kastediyorum.

>>AKP nereye gidecek? Bundan sonrası için AKP’nin konumuna dair ne düşünüyor sunuz?
AKP geldiği yere geldi. Bundan sonra bir adım daha gidecek yeri kalmadı. Bundan sonraki her adımı mevcut durumun tekrarı olacaktır: İnkarcılık ve asimilasyon. Politik olarak 11 yılda hiçbir adım atmayan AKP’nin bunun üzerine koyacağı başka bir şey yok. Bir yandan başörtüsü ile demokrasi getirmekten bahsederken, diğer yandan da kızlı-erkekli aynı evde yaşıyorlar diyebiliyor. Ahlakı da sarıldığı din üzerinden tanımlıyor. Din üzerinden tanımlanan toplumsal yaşam şeriatı getirir. Şeriat geldi zaten ülkemize. Şeriat denildiğinde aklınıza Suudi Arabistan gelmesin, Türkiye’de Suudi Arabistan gibi bir şeriat olmaz zaten. AKP’de istemez bunu. Şeriat gelecekse de biz getirdik derler ve getirdiler de.

İzzettin Doğan nereye koşuyor?

Dr. Ahmet H. KEPEKÇİ

Son günlerde barış projesi adı altında ‘cami-cemevi’ projesinin gündeme getirildiğini görüyoruz. Fakat nasıl bir Sünni-Alevi barış anlaşması ki, Alevileri bile kendi içinde bölmeye başladı.

Cem Vakfı bünyesinde olanlar dahil olmak üzere Alevi kuruluşları İzzettin Doğan’ı protesto ediyorlar.

Peki, bütün bu protestolara karşı İzzettin Doğan ne diyor?

İtiraz edenlerin Alevi olmasının mümkün olmadığını iddia ediyor. Yani Sayın Doğan, kendisi gibi düşünmeyenleri ‘Alevi’ kabul etmiyor. Bu tavrı bile, Sayın Doğan’ın misyonunun Alevileri hükümet eksenine çevirmek olduğunu gösteriyor.

Peki, Sayın Doğan hangi akıbete doğru koşuyor?

Cevap: Alevi aydınlar ve dedeler İzzettin Doğan’ı ‘düşkün’ ilan etmeye hazırlanıyor.

* * *

Barış, kalbi bir olaydır, akli bir kabuldür; barışın cami ve cemevlerinin mesafesinin birbirine yakın olması ile ilgisi yoktur. Bilakis bugüne kadar birbirine yabancılaşmış olan Alevi ve Sünnilerin ibadet mekânları içiçe olursa, bu iki kesim arasındaki ayrılıklar daha da kökleşecektir.

* * *

Fethullah Gülen’in Alevilere bakışını bilmeyen var mı?

Sayın Gülen, ‘Dersimli Aleviler dinsizdir’,

‘Ebu Talip kafirdir’ demektedir. Buna rağmen Fethullah Gülen’i barış elçisi gibi gösterme gayretinde olan İzzettin Doğan ne yapmaya çalışmaktadır?

Fethullah Gülen ‘Küresel barışa doğru’ kitabında, Muhammeden Resullullah demeyenlere de rahmet nazarıyla bakılmalı derken ne demek istiyor. Mesaj gayet açık Hz. Peygamber Efendimize inanmanız şart değil diyor.

Peki, Ehli Beyt’in buna karşı cevabı ne?

Allah’u Teâlâ hazretleri Âl-i İmrân Suresi 61. Ayeti kerimesinde “Artık sana gelen bunca ilimden sonra, onun hakkında seninle çekişip tartışmalara girişirlerse de ki: Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım; sonra karşılıklı lanetleşelim de Allah’ın lanetini yalan söyleyenlerin üstüne kılalım.”

Neticede Peygamberimize inanmanın şart olmadığını iddia eden Necefli Hıristiyanlar korkuyor ve iddialarından vazgeçiyorlar.

Gayrimüslimleri dahi cennetlik ilan edecek kadar ileri giden Fethullah Gülen ve avanesine Ehl-i Beyt’in vereceği cevapla ilgili ayetin nüzul günü, Şii dünyası tarafından bayram olarak kutlanıyor. Sanırım İzzettin Doğan bunu da bilmiyor.

* * *

İzzettin Doğan ‘cami-cemevi’ projesinde, Fethullah Gülen bütün masrafları kabullendi diyerek Alevileri ikna etmeye çalışıyor. Aleviler bugüne kadar kendi cemevlerini yapmaktan aciz miydi, Alevilerin Fethullah Gülen’in parasına mı ihtiyacı var acaba?

* * *

Bütün bu yapılanlar, Alevilerin arkasından dolanma operasyonudur.

yeni mesaj

İstanbul mitingi ve sonrası

Aleviler ilk defa meydana çıkmıyor. Şahı Merdan Ali’nin hakikat ışığından kör olan Muaviye soylular, Pir Sultan Abdal’ın özgürlük çığlığından sağır olan Hı(n)zır Paşalar, Hünkar Hacıbektaş Veli’nin adaleti karşısında dili tutulan riyakarlar, hakikati duyacak, bilecek, Alevilerin teleplerini kabul edecek. Bundan başka seçenek yoktur.

AKP hükümeti 11 yıl önce 3 Kasım 2002 erken genel seçimle, uluslararası güçlerin “Ilımlı İslam Projesi” çerçevesinde iktidara geldi. Bu güç, AKP hükümetine neo liberalizmin çıkarlarını koruma, Ilımlı İslam politikaları ile Türkiye’yi ve Ortadoğu’yu “Düzenleme” görevi verdi. Başbakan, verilen bu görevin sınırlarını aştığı için şimdilerde oldukça sıkıntılı günler yaşıyor. Türkiye Cumhuriyeti, kurulduğundan beri devlet zihniyeti, etnik, inançsal, kültürel olarak “Tek kimlik” yaratma paranoyası peşinde. Türkiye, demokrasi, laiklik ve özgürlükleri yaşayamadı. Laik, demokratik Türkiye hala ulaşılması gereken bir özlemdir. “Türkiye Cumhuriyeti, laik, demokratik, sosyal bir hukuk devletidir” ibaresi anayasaların giriş bölümünde süslü bir söz olarak kaldı. Türkiye Cumhuriyeti, tekçiliği egemen kılmaya çalışan zihniyetin devletidir. Devlet, 90 yıldır Alevilere “Siz laikliğin ve cumhuriyetin güvencesisiniz” diyor. Aleviler, Dersim’de mağaralara doldurulup “Fareler gibi” yakıldı! Maraş’ta toplu katliama uğradı! Çorum’da evleri, iş yerleri yağmalandı, katledildi! Tüm dünyanın gözleri önünde Madımak’ta 33 can yakıldı! Gazi’de, Ümraniye’de polis katliamı! “Cumhuriyetin ve laikliğin güvencesisiniz!” diyen zihniyet neredeydi? Neden Alevilerin yaşam güvencesi olmadı? Devlet, katliamları bizzat organize etti, yönlendirdi ve uyguladı. Katledenler devletten ödül aldılar, rütbeleri yükseltildi, milletvekili oldular! Koçgiri’den bu yana devlet eliyle işlenen katliamların davaları yeniden görülmelidir! İnsanlık vicdanında mahkum olan katiller, insan hak ve özgürlükleri temelinde, adil bir ortamda yeniden yargılanıp mahkum olmadan bu dava bitmez! Türkiye 11 yıldır AKP’nin “İleri demokrasi” yalanıyla zaman kaybediyor. Neo liberalizmin “Kriz yarat, krizi yönet” talimatıyla, Muaviye zihniyetini, Osmanlı oyunlarını ustaca güncelleyen bir siyasi kurnazlık projesinin adı “İleri Demokrasi.” Hani 12 Eylül darbecilerini yargılanacaktı? 12 Eylül anayasası değişecekti? AKP zihniyetinin darbelerle bir sorunu yoktur. 12 Eylülün generalleri işkenceden, katliamdan dolayı yargılandı mı? “Ergenekon, Balyoz” darbecileri Kürdistan’da köy yakmadan, faili meçhul cinayetten, Uğur Mumcu, Musa Anter, Hrant Dink cinayetinden dolayı yargılandı mı? AKP darbeleri yargılamıyor. Darbecilerin yerine kendi iktidarını kuruyor! 2 Temmuz 1993’ten beri gelip geçen iktidarlar ve AKP neden Madımak Oteli’ni utanç müzesi yapmadı? AKP’de bakanlık ve milletvekilliği yapan Madımak katillerinin avukatları cevap versin! Bir numaralı katil Cafer Erçakmağı 19 yıl kim sakladı? Madımak katliamı davası için “Zaman aşımı kararı” vermek yeni Madımak katliamı değil midir? 3 Kasım aynı zamanda Susurluk’ta bir kamyona toslayan araçtan ortalığa saçılan rezaletin yıl dönümüydü. Susurlukta ortaya çıkan kirli devlet, polis, mafya rezaletinin üstü örtüldü. “Bin operasyon yaptık” diye itirafta bulunan Mehmet Ağar aklandı şimdi sahil kasabasında huzur içinde güneşleniyor! Başbakan’ın iktidarını “Çıraklık, kalfalık, ustalık” diye üçe ayırması doğru bir tanımlamadır. Başbakan 11 yıllık iktidarında, demokrasi, eşitlik, adalet konusunda değil ama siyasi kurnazlıkta “Usta” olmuştur. “Ustalık” siyasetinin en çarpıcı örneği “Demokrasi paketidir.” Toplumun haklı, meşru mücadeleyle edindiği kazanımları kırparak topluma “Demokrasi paketi” diye sunan Başbakan başörtüsünün altına sığınarak ne yapmak istiyor? Yıllardır Türkiye gündemini başörtüsüne endeksleyen, mağdur siyaseti yapan AKP hükümeti 20 milyonluk Alevi toplumunun eşit yurttaşlık ve inanç özgürlüğü talebini bir üniversiteye Hacıbektaş Veli adı vererek karşılıyor! Diyanet fetvaları ile yol alan AKP hükümetinin siyasi yol haritasında Aleviliğin yeri yoktur. Başbakan, iki kıtayı bağlayan 3. Boğaz Köprüsü’ne Yavuz’un adını verdi! “Ecdadı” Yavuz, 500 yıl önce Alevileri kuyulara gömerek Aleviliği bitirmek istedi beceremedi! 500 yıl sonra Başbakan bir Alevi katilinin adını 3. köprüye verip, Aleviliği köprünün temeline gömmek istiyor! Her fırsatta “%99’u Müslüman ülkede yaşıyoruz!” diyerek “Tek dincilik!” yapanlardan inanç özgürlüğü beklenemez. Sokak ortasında polis saldırısı ile linç edilen Ali İsmail Korkmaz’ın katilleri nerede? Tüm dünyanın gözleri önünde Kızılay Meydanı’nda polis kurşunu ile katledilen Ethem Sarısülük’ün katili Urfa’ya kaçırıldı. Katliamcı polisler için de “Destan yazdılar!” diyen Başbakan, senin destanında gençlerin kanı ve yaşamı var. Gezi eylemleri sırasında katledilen gençlerin tamamının Alevi olması bir tesadüf değildir!…

Başbakan, iktidar olduktan 7 yıl sonra 3 Haziran 2009’da “Alevi açılımı” yapıyoruz dedi. “Alevi açılımı” Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ilahiyatçılarına emanet edildi. Diyanet, AKP ve Pensilvanyalı Hoca Efendi üçgeninde Aleviliği ılımlı İslam’ın ihtiyaçlarına göre tarif ettiler. Bu üçgene İzzettin Doğan Hoca Efendi de eklenince kare tamamlanmış oldu! 12 Eylül Askeri Darbesi’nden bu yana derin devletin işleriyle uğraşanlar aynı karede buluştular. Bu dörtlünün “Cami Cemevi Projesi” Aleviliği bitirme projesidir. Madem o kadar “Hoşgörülüsünüz!” gelin cami, cemevi, kilise ve havrayı aynı meydana yapın! Cemevinin bahçesine Madımak’ta yakılan canların, Kerbela Şehitlerinin, Dersim, Maraş, Çorum şehitlerinin anıtını olsun. Havranın bahçesine Hitler Faşizminin soykırımına uğrayan Yahudiler anısına bir anıt yapılsın. Kilisenin bahçesine 1915’te katledilen Ermeni canların ve sevgili Hrant Dink canın anıtını olsun. 6/7 Eylül saldırısıyla yurdundan, yuvasından sürülenlerin hazin anılarını bulunsun. Caminin bahçesine de dönemin halifesine zulüm ve katliam için fetva vermeyen, zalime karşı direndiği için katledilen “İmamı Azam” Ebu Hanife’nin yapılsın!

AKP’nin “Yeni Osmanlıcı” Ortadoğu politikası savaş ve katliam demektir. Bunun en bariz örneğini Suriye’de Alevilere, Rojava’da Kürt Halkına karşı yürütülen vahşette görüyoruz!

Cemevlerine ibadethane statüsünü vermemek için bin bir dolap çeviren AKP hükümeti “Cemevi Caminin Alternatifi olamaz!” diyerek Muaviye siyaseti yapıyor. Cemevi hiçbir ibadethenenin “Alternatifi” değil Alevilerin ibadethanesidir. Bırakın laf ebeliğini, ipe un sermeyi de hakikati kabul edin! Aleviler, inancını sizlerin siyasi ihtiyaçlarına göre tanımlayamayız! Pirler tarih boyunca devletin memuru olmadılar. Bugün, ne İzzetin Doğan Hoca Efendi’nin ne de devletin memuru olmazlar! Laik, demokratik, bilimsel, ana dilde eğitimi yaratacak olan bizleriz. Kamusal yaşamdan, ekonomik yaşama, okullardan, iş yerlerine, sokaklardan, meydanlara kadar ırkçı, gerici zihniyet tarafından kuşatılmış bir yaşamla karşı karşıyayız. Eğitim programının tamamı “Din dersi” oldu!

Çözüm!… 12 Eylül anayasasını yırtıp, çöpe atmak ve laik, demokratik Türkiye’de, eşit yurttaşlığı birlikte yaratmaktır. Ama birlik gerek! Yerel yönetimler demokrasinin, halkla buluşmanın ve kamusal hizmetinin temelini oluşturur. Tam da yerel seçimlere giderken, demokratik yaşam, eşit yurttaşlık ve özgürlük sorununun ilacı bu ortak paydalarda birliktir. Bu kuşatma karşısında dost siyasi partilerin tek başına davranma lüksü yoktur!

Yası Kerbela Orucu başladı! Hak için Hakka yürüyen Şahı Şehidan İmam Hüseyin ve yarenleri için oruç tutanların niyeti ‘Hak Divanı’na yazılsın…