Ana Sayfa Blog Sayfa 6397

Türk Hükümetiyle Aleviler arasındaki “gerilim arttığı” yorumları yapılıyor.

Amerika’nın Sesi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı “Demokratikleşme Paketi”nin Aleviler arasında “büyük hayal kırıklığına neden olduğu”nu öne sürdü.

Amerikan’ın Sesi, Aleviler’in dini haklarının tanınmasının “Demokratikleşme Paketi”nde yer alması beklentisinin karşılanmadığını belirtirken “Başbakan Erdoğan demokratikleşme paketini açıklarken reformların ne bir ilk ne de son olduğunu söylemişti. Erdoğan’ın Aleviler’in dini hakları hakkında sözü de, bu konunun daha fazla incelendikten sonra ele alınabileceği oldu” diyor.

Ancak Alevi haklarının Türkiye’de çok tartışma yaratan bir konu olduğunun kaydedildiği haberde “Dindar Sünniler’in önemli bir bölümü camide ibadet etmeyen Aleviler’i kafir olarak görüyor” savına yer veriliyor.

Amerika’nın Sesi, Erdoğan’ın sunduğu “Demokratikleşme Paketi”nde Nevşehir Üniversitesi’nin adının Hacı Bektaş-ı Veli olarak değiştirilmesi dışında Aleviler’e yönelik bir yenilik yer almadığına işaret ediyor.

Alevi önderlerinin hükümetin taleplerine karşılık vermemesini sert şekilde eleştirdikleri belirtilirken de “Aleviler demokrasi paketinin öncesinde de hükümetin Suriye ile ilgili yorumlarından rahatsızdı” deniliyor. Haberde şöyle devam ediliyor: “Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği başkanı Ali Kenanoğlu, Erdoğan’ın Suriye ile ilgili konuşmalarında Beşar Esat’ı Alevi olarak nitelendirmesinin Türkiye’de Aleviler’in Suriye’deki katliamdan sorumlu olduğu gibi bir izlenim yarattığını ve ülkede Sünniler’le Aleviler arasında zaten gergin olan ilişkileri daha da gerdiğini söylüyor.”

Amerika’nın Sesi’nin haberinde son bölümünde de “Alevi önderleri gelecek ay İstanbul’da toplu gösteri çağrısında bulunurken hükümet de Alevi haklarını inceleme sözü verdi. Ancak hükümetin iki yıl önce tamamladığı bir incelemenin önerileri henüz hayata geçirilmedi” dedikten sonra uzmanların seçim dönemine giren Türkiye’de Erdoğan’ın Aleviler’le ilgili reform yapma konusunda isteksiz olabileceğini söylediklerine de dikkat çekiliyor.

haberx

Türkiye’de Konuşulan Diller

Türkiye’de konuşulan diller Güvenilir kaynaklardan olan “Ethnologue”nin Türkiye’de konuşulan dillere ilişkin verdiği bilgilerin çoğunun 1965 genel nüfus sayımına ait olduğuna dikkati çeken Uzun, şöyle konuştu:

“Sonraki yıllarda çeşitli araştırmacılar tarafından ortaya atılan rakamlara da yer veren Ethnologue’a göre Türkiye’de Türkçe dışında en çok konuşulan dil, Kürtçe. 2009 yılına ait bilgiye göre 15 milyon kişi tarafından Hakkari ve Şırnak’ta yoğun olmak üzere Türkiye’nin pekçok ilinde konuşulan Kürtçe, bir Hint-Avrupa dili.

Bu dili, 1998 yılına ait tahmine göre 1 milyon 640 bin kişi tarafından ağırlı olarak Tunceli, Erzincan, Bingöl, Sivas, Diyarbakır ve Elazığ illerinde konuşulan Zazaca takip etmekte.

Bu dillerin ardından 2005 yılına ait verilere göre ağırlıklı olarak Kayseri, Samsun, Amasya ve Çorum illerinde 1 milyona yakın konuşanı olan, bir Kafkas dili Çerkesçe geliyor. Bu sayıya bir başka Çerkes dili olan Adigeceyi ekleyebiliriz. Bu dili konuşan 278 bin kişi, 2000 yılındaki verilere göre başta İstanbul olmak üzere Samsun, Sinop, Tokat, Balıkesir, Bolu, Aydın, Sakarya, Çanakkale, Kayseri, Tokat, Çorum ve Amasya illerinde yaşamakta.”

Abhazca’nın 1980′deki bir veriye göre 4 bin kişi tarafından İzmit, Adapazarı, Düzce, Bolu, Bursa-İnegöl, Kütahya, Bilecik ve Eskişehir’de, bu dile çok benzeyen Abazaca’nın, Bilecik, Eskişehir, Samsun, Amasya, Tokat, Yozgat, Sivas, Kayseri ve Adana’da konuşulduğunu anlatan Uzun, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Arapça, Türkiye’de konuşulan diller arasında önemli bir yer tutmaktadır. 1992′de Arapça’nın iki ayrı lehçesini konuşan toplam 500 bin kişinin yaşadığı Mardin, Siirt, Diyarbakır ve Hatay, bu dilin konuşulduğu başlıca iller. Yerel olarak Mardin, Antakya, Şanlıurfa illerinin bulunduğu yörelerde konuşulan ama 1994 yılı için Türkiye’de 3 bin kadar konuşucusunun bulunduğu belirtilen Süryanice de Arapça ile akraba olan Arami dillerdendir.

Yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan Hertevin aslen Siirt’te ama sonradan Türkiye’nin batısında dağınık olarak yaşayan toplam 1000 kişi tarafından konuşulan ve Arapça ile akraba olan bir Sami dilidir.

Bulgarca en fazla kişinin konuştuğu göçmen dili olarak Edirne ve Bursa’da 300 bin kişi tarafından konuşulmakta.

Arnavutça 30 yıl önceki bilgilere göre Türkiye’nin batı illerinde dağınık olarak 15 bin, Sırpça ise 20 bin kişi tarafından konuşulan bir dildir.

Yine 25 yıl önceki verilere göre Balkan Romancası Trakya Bölgesinde 25 bin kişi, aynı dilin doğu lehçesi olan Domari ise 28 bin kişi tarafından Türkiye’nin batısında dağınık olarak konuşulmaktadır.

Yahudi İspanyolcası olarak da bilinen Ladino, bugün çoğunlukla İsrail’de konuşulan karma bir dildir ve 2007 yılına ait bilgiye göre bu dili konuşan yaklaşık 10 bin kişi İstanbul ve İzmir’de yaşamaktadır.

‘Ethnologue’da Yunanca konuşan kişi sayısı İstanbul ve İzmir’de 1993 yılı için 4 bin kişi olarak verilmektedir.

Pontus Rumcası (Pontic) ise 2009 yılında verilen bir bilgiye göre Trabzon ve Doğu Karadeniz yörelerinde 300 bin kişi tarafından konuşulan ve Yunanistan’da konuşulan Yunancaya göre çok farklılaşmış bir dildir.

Ermenice 1980 yılına ait veriye göre 40 bin kişi tarafından çoğunlukla İstanbul’da, dağınık olarak da Türkiye’nin doğu bölgelerinde konuşulmaktadır.

Aynı yıla ait veriye göre Gürcüce 40 bin kişi tarafından Artvin, Ordu ve Sakarya illerinde konuşulmaktadır.

Gürcüce ile aynı dil ailesinden olan Lazca yerel olarak Rize ve Artvin’de konuşulmaktadır. 2007′ye ait bir veriye göre bu dil, toplamda 20 bin kadar kişi tarafından konuşulan bir dildir.”

Türkiye’de konuşulan diller arasında çok sayıda Türk dili de bulunduğunu belirten Uzun, “Bunlar arasında Tatarca, Kırım Tatarcası, Uygurca, Özbekçe, Azerice, Gagavuzca, Kazakça, Kırgızca gibi diller yer almaktadır. Yunancanın bir kolu olan Kapadokya Yunancası, bir Kafkas dili olan Ubıhça ve bir Süryani dili olan Mlahsö Türkiye’de artık konuşucusu olmayan ölü dillerdir” diye konuştu.aa

ZERiQÎLER

Asimilasyon mikrobunun 90 yıldır tüm Kürtlerin, özelikle de Qoçgıri’lilerin beyninde, yüreğinde, dilinde, kimliğinde yaratığı derin tahribatın etkisini kırmanın kolay bir iş olmadığının farkındayım. Ve bu hastalığın gençlerimizi ne müzmin bir kimlik bunalımına soktuğunu görenlerdenim. Bu gidişe seyirci Kalmamak için uzun yıllarımı vererek hazırladığım, Qoçgıri bölge kültürü ile ilgili merak edilen her şeye cavap veren ansiklopedi değerindeki 400 sayfalık bu araştırma kitabım 90 yıldır asimlasyon presinin tek dil, tek Millet tek kültür kalıbından geçirilerek benliğinden uzaklaştırılan Kürtler içindir.

Özelikle de; Qoçgıri, Dêrsım, Malatya, Erzincan, Erzurum, Çorum, Maraş, Antep, Adıyaman kökenli olup; 1960′lı yıllarından itibaren Ankara, İstanbul, İzmir, Bursa, Adana, Antalya metropollerine göç edip hayata tutunmaya çalışan, ekmek parası derdinde iken asimilasyoncular tarafından sinsice zehirlenen milyonlarca Kürt ve Alevi Kürtlerin kültür ve kimliğini inkar edenlere bir cevaptır.

Gençlerimizin kafasını bulandırarak onlara sahte soy ağacı ve kimlik yamamaya çalışan, “Alevinin Kürdü olmaz, Alevi öz be öz Türktür ve Müslümandır” safsatasını yayan kimlik-kültür hırsızları ve istismarcılarına, asimilasyon merkezinin birer şubesi gibi çalışan parti odaları, bazı cemevleri, vakıflar, dernekler, değişik isim ve kisve altında, asimilasyoncuların gönüllü emir erliğini ve bayraktarlığını yapan bazı sivil toplum kuruluşları, sözüm ona bazı araştırmacı –gazeteci –yazar –çizer geçinen misyonerler, tv, gazete, dergi ve internet sitelerine inat olarak bu kitabı; Anasının ak sütü gibi helal ve temiz olan Ana dilini okumak, öğrenmek, araştırmak, yaşamak ve yaşatmak isteyen kendi öz kültürünü, kimliğini, geçmişini merak eden, asimilasyonun manasını, ne olduğunu ve nasıl uygulandığını, asimilasyon kurbanlarını.

Ve

Qoçgıriyi, Qoçgırinin manasını, ülke coğrafyasının neresine Qoçgıri dendiğini ve nasıl bir yer olduğunu, Qoçgırideki aşiretleri, Qoçgıri Kürtlerinin tarihini, inancı, dili, kültürünü, kimliğini, yemeklerini, türkülerini, ağıtları, Qoçgıri isyanınının nedenlerini, Qoçgıri isyanını ve katliamını, isyanın öncüsü Alışer ve Zarifeyi merak edenlerin ilgi ve eleştirilerine sunuyorum.

Y.zeri İletişim: Kalanyayinlari@mynet.com  Tel:0312-3240420-Ankara

İnternet üzerinden temin edilecek yerler: – www.eren.com.

kitap.antoloji.com

Alevi mültecilere tehdit: Ya gidersiniz ya da çocuklarınızı öldürürüz

Suriye’de savaştan kaçarak İstanbul’a göç eden Suriyeli Alevi mülteciler, dün gece saat 01.00 sularında çadır kurdukları Şirinevler’de bir grubun saldırısına uğramıştı. Mültecilerin çadırlarını ateşe veren grubun sözlü saldırısı bugün de devam etti. Bazı mahalle sakinleri de mültecilere bölgeyi terk etmeleri tehdidinde bulunurken, mültecilerden Gülcan Demir, saldırıyı yapan grupların kendilerini, “Siz Suriye’de pislik içindesiniz. Terk edin burayı dediler. Çadırlarımızı yıkıp baskın yaptılar. Bize ya gidersiniz ya da çocuklarınızı çalıp öldürürüz” diye tehdit ettiklerini söyledi. Demir, “Çadırları yırtarak bizi kovaladılar. Akşam yattığımızda gelip çocuklarımızın üstünü açtılar, ama bizim uyanık olduğumuzu görünce kaçtılar” diye anlattı. Saldırının ardından mültecilerin sorunları ile ilgilenmek amacıyla çadırlarının bulunduğu bölgeye gelen HDK Yürütme Kurulu üyesi Hatice Altınışık’ın devreye girmesinin ardından ise mülteciler cemevlerine gönderildi.

Altınışık, saldırıda bulunan mahalle sakinleri ile tartışarak, “Siz bir buçuk ay burada insanları barındırmayıp, çadırlarını kestirdiniz. İnsanlar sersefil sokaklardaysa bu ülkenin utancıdır. Senin de benim de hükümetin de utancıdır” dedi. Saldırı hakkında bilgi veren Altınışık, “Suriyeli Alevilerin hangi ortamda yaşadığını gördünüz. Vatandaşlar buraya gelip sözlü tacizde de bulunabiliyorlar. Evvelki akşam fiili tacizde bulunmuşlar. Çadır caminin önündeki parktayken saldırı yapılmış ve insanlar şimdi yolun kenarındaki derme çatma barakalarda yaşıyor” dedi. Altınışık, göçmenlerin can güvenliğinin olmadığını belirterek, bunun tek sorumlusunun hükümet olduğunu söyledi. Altınışık, “Az önce polisler geldi. Dün akşamki olayla ilgili herhangi bir zabıt tutup tutmadıklarını sordum, fakat herhangi bir zabıt tutmamışlar. Bu tür olayların çok yaşandığını ve dolayısıyla hangisiyle baş edebileceğini o bana sordu. Belediyenin zabıta müdürü de gelip ‘bu insanları alın buradan götürün’ dedi. Hiç kimse sorumluluğu üzerine almıyor. Ne belediye ne emniyet ne de devlet ilgileniyor. Bu insanlar onlar için ne mülteci ne misafir ne göçmenler hiçbir şey değiller. Buradakiler sokakta gasp edilebilirler, öldürülebilirler fakat bunun için bir şeylerin yapılamayacağını pratikte gördük” dedi.(diha)

PİR Sultan Abdal…

Aleviliği var eden, yaşatan, tarifi mümkün olmayan bedeller ödeyerek bugüne getiren ulular, veliler, aşıklar, sadıklar, ermişler, dervişler, erenler ve evliyalardır. Onlara aşk olsun, aşkı niyaz olsun.

Pir Sultan Abdal, Alevi inancında bu kutsal değerlerin toplamıdır.

Pir Sultan Abdal, Alevi inanç ve erkanında, Alevi tarihçesinde geçmişten geleceğe bitmez tükenmez bir hakikattir. Pir Sultan Abdal sadece Aleviler için değil, dünya insanlığı için hakkın, hakikatin, ilmin, irfanın ve adaletin timsalidir. Hiç kuşkusuz Alevi inancında yol ve erkanında Pir Sultan Abdal’ı tek başına ele almak doğru değildir. Pirimiz Pir Sultan Abdal Ebul Vefa’nın, Dede Kargın’ın, Baba İlyas ve Baba İshak’ın, Hünkar Hacıbektaş’ın, Yunus Emre’nin, Şah Kalender Çelebi’nin, Şeyh Bedrettin, Torlak Kemal, Börklüce Mustafa ve Pir Seyit Rıza’ya kadar tüm kutsal değerlerimizin yürütücüsü, temsilcisidir… Pir Sultan Abdal yaşamı, kişiliği ve var ettiği kutsal değerler açısından Alevi inancının temel değerlerinden olan Şahı Merdan Ali ve Şahı Şehidan Hüseyni Kerbela’nın davasını yürüten mukaddes bir kişiliktir.

Pir Sultan Abdal adı geçtiğinde tüm Aleviler niyaza dururlar. Zira O Alevi inancının kutsal değerlerini ifade etmenin damladan deryaya, deryadan hakikate billur bir ummanıdır. Alevi inancının temel ibadeti olan cemlerimizde bağlamanın teli, zakirin dili Pir Sultan Abdal ile başlar, Pir Sultan Abdal ile devam eder.

Pirimiz, kimilerine göre bir şairdir. Kimilerine göre ozan. Kimilerine göre düşünür, kimilerine göre bir eylemci, direnişçi, kimilerine göre bir ermiş… Pir Sultan Abdal saydığımız bu değerlerin toplamından çok öte değerlere haiz kutsal bir kişiliktir. Kutsal sözcüğünün ifade etmek istediğimiz anlam karşısında biraz yalın kaldığını biliyoruz. Pir Sultan Abdal bir hak aşığıdır hak ve hakikatin kendisidir. Pirimizi ifade ederken, Hak aşığı kavramına özel bir vurgu yapmak gerekir. Alevi Hak aşıkları Aleviliğin kutsal metinlerini üreten, ortaya çıkaran kişilerdir. Alevilikte aşık olmak hak ve hakikat mertebesine varmak, sırrı hakikate vasıl olmak demektir. Pir Sultan aşkın, aşk ile varılan hakikatin ve hakkın sırrına ermiş pirimizdir.

Pir Sultan Abdal sadece yaşadığı çağın insanı ve kutsal değeri değildir. Pirimiz tüm insanlık tarihinin, tüm zamanların kutsal değeridir. O’nu tarihin hangi çağına koyarsanız koyun o çağ ile buluşan, çağın yaşamsal, kültürel, inançsal değerlerine yanıt veren bir özelliğe sahiptir. Çünkü yaşamın hakikati insan mutluluğu, doğal denge ve evrenin doğal döngüsü açısından neyi gerektiriyorsa Pir Sultan Abdal odur.

Pir Sultan Abdal Aşkın kendisidir dedik. Burada, pirimizde anlamını bulan aşk kavramı dar anlamda anlaşılmamalıdır. Pir Sultan Abdal’da aşk külli varlığın insandaki tezhürü ve bu külli varlığın derin anlamına ulaşmaktır. Alevilikte var olan “Kainat sureti haktandır” kavramı bunu ifade etmek açısından en belirleyici örnektir. Alevilikte “Kainat ve kainatta bulunan her şey sureti Hak’tan tecelli etmiştir.” Bu tecelli insanda tezahür eder, yani yansır. Ama insanın, bu yansımayı fark etmesi, yansımanın somut halini kendinde tezahür ettirmesi gerekir. Bunun birinci basamağı tevazudur. Şahı Merdan Ali der ki “Ne kadar yücelik aradımsa tevazuda buldum.” Tevazu insanlaşmanın, aşka ulaşmanın, sırrı hakikate vasıl olmanın ilk basamağıdır. Alevi ermişleri ve pirimiz Pir Sultan Abdal lafz ile değil bir eylem ile aşka ulaşırlar. Hallacı Mansur der ki “Kainat büyük bir insan, insan küçük bir kainattır!” İşte Pir Sultan Abdal’ı ve eylemini, aşkını ifade edebilecek en yalın cümle bu olmalı. Alevi ermişleri kendilerinde mevcut olan “Vahdeti mevcudatı” ortaya çıkarmak için önce kendi kendilerine karşı bir eylem yaparlar. Benlik denen varlığı yok eder, benlikten sıyrılır ve çoğul olurlar. Çoğul olmak demek insanın kendindeki tüm değerleri ve bu değerlerin yaşam, insan, doğa ilişkisini kavramasıdır.

Pir Sultan Abdal yaşamında, eyleminde, yürüdüğü hak ve hakikat yolunda hakikate dair hiçbir şeyi eksik bırakmamıştır. Pirimizden bize miras kalan deyiş ve nefeslere, yaşamına dair söylencelere baktığımızda bunu görürüz. O Hızır Paşa’ya ve egemen inkarcı Osmanlı despotizmine karşı başı dik, onurlu bir eylemcidir. Asla Hızır Paşa’ya ve Osmanlıya taviz vermez, önünde eğilmez.

Özellikle yaşadığımız bu dönemde Pir Sultan Abdal’a ne çok ihtiyacımız var değil mi? Onu anlamaya, anladığımızı yaşama aktarmaya, yaşamı donatmak için onun var ettiği kutsal değerleri içselleştirmeye ne de çok ihtiyacımız var.

Pir Sultan Abdal’ı anlamak kolay değil. Ama egemen zihniyet tarafından kirletilen yaşamımızı paklamak, zihnimizi aklamak ve barış içinde özgür ve eşit yaşama ulaşmak için pirimizi anlamamız gerek. İnancınız, kültürünüz, etnik kimliğiniz, cinsiyetiniz hasılı sizi insan yapan değerleriniz ne olursa olsun, kim olursanız olsun ama Pir Sultan Abdal’dan yoksun kalmayın. Pirimiz sadece Aleviler için değil, tüm insanlık için gerekli ve kutsaldır.

Pir Sultan Abdal’ın yolundan gidenlere aşk olsun. Sırrı hakikate vasıl olup HAK İÇİN HAK İLE HAK OLAN PİR SULTAN ABDAL’A AŞKI NİYAZ OLSUN.

Demirtaş : Pakette Kürt ve Alevi sözcüklerinin ağza alınmaması siyasi korkaklıktır

BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, partisinin grup toplantısında konuştu.

Bdp Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, partisinin grup toplantısında konuştu. Demirtaş, “Bu paket çok daha güçlü, kalıcı ve sorunları kökten çözen anlayışla hazırlanabilirdi. Ancak oluşan bütün bu ortamı heba ettiler. Biz eleştirince ‘vay siz nankörsünüz, demokrasi düşmanısınız, bardağın boş tarafını görüyorsunuz’ diyorlar” diye konuştu. Demokratikleşme Paketi ile ilgili olarak Demirtaş, “Herkes şok olacak, çok şaşıracak, çok büyük sürprizlerimiz var’ diyerek reklamı yapıldı. Bu kadar şatafatla hazırlığı yapılan ürün kundir (kabak) çıktı. Bunu söyleyince kızıyorlar. Gerçekten bütün Türkiye‘yi şok ettiler. Bütün bu pazarlamanın ardından bu kadar ucuz bir ürün çıkınca herkes şok oldu. Başbakan paketi açıklarken, paketin sürpriz yumurta kadar bile heyecan yaratmadığının kendi farkında olacak ki ‘bu son değil’ diyor. Sanırsın ki pazarda ürün pazarlayan işportacı. Ortadoğu’nun kan gölüne döndüğü, çözüm sürecinin en kritik zamanında bir ülkenin başbakanı çıkmış ‘bekleyin daha olacak’ diyor. Niye, neden beklememiz gerektiğini açıklamıyor. Ana dilde bütün hakların kamusal alanda serbest bırakılmasının önünde ne engel vardı? Kürtler, bu kadar uygun koşullar hazırlamışken, bütün Kürt halkı ile Türk halkının önemli bir kısmı süreci destekliyorken, Pkk, sen bu adımları rahat at diye sınır dışına çıkmışken, Bdp olarak bu kadar siyasi risk üstlenmişken ‘cek, cak, yapacağız, edeceğiz’ diyemezsin. Açıklanan paketteki maddeler kötü mü? Değil. Bunlar zaten yıllardır savunduğumuz, olması gereken, bir çoğu zaten fiilen hayat geçirdiğimiz şeylerdir” dedi.

“BU PAKET SORUNLARI KÖKTEN ÇÖZEN ANLAYIŞLA HAZIRLANABİLİRDİ”

“Bu paket çok daha güçlü, kalıcı ve sorunları kökten çözen anlayışla hazırlanabilirdi” diyen Demirtaş şunları söyledi: “Ancak oluşan bütün bu ortamı heba ettiler. Biz eleştirince ‘vay siz nankörsünüz, demokrasi düşmanısınız, bardağın boş tarafını görüyorsunuz’ diyorlar. Bunu söyleyenlere danışmanlarına, Başbakan’ı kendi köşesinde allayıp pullayıp yazma göreviyle maaş alanlara şunu ifade etmek istiyorum: Bu ortamlar kolay yaratılmıyor. Bu öyle Başbakan’ın iki dudağı arasındaki mesele değil. Bu ortamı tek başına Başbakan hazırlamıyor. Milyonlarca insanın emeğiyle, mücadelesiyle hazırlanıyor. Bu temeller öyle kolay atılmıyor. Sana sağlam bir temel hazırlanacak, sen bina yapmak yerine iki tuğla koyacaksın. Bu, oluşturulan imkanların, fırsatların kendi eliye itilmesidir. Bu eleştirilerimizin, kaygılarımızın nedenini anlamak zor mu? Sana sunulan bu fırsatı sen bu kadar ucuz, çıkarcı şekilde değerlendirirsen, çözüm süreciyle ilgili aylardır kendi tabanına verdiğin sözleri bile yerine getirmeyen anlayışınla Türkiye‘yi nereye götüreceksin? ‘Silahlar sussun, siyaset konuşsun’ diyen kendisi değil miydi? Peki pakette demokratik siyasetle ilgili tek madde var mı? seçim barajı bile kendi teknik ve taktik hesaplarına göre üç formül olarak planlandı. Tek bir siyasetçinin serbest kalacağı bir düzenleme yapıldı mı? TMK, TCK, özerkliğin geliştirilmesi, tek bir madde yok. Alevi yurttaşlarımız açısından bir şey yok. Sorsanız ‘Hacı Bektaş Üniversitesi yaptık’ diyecekler. Hakaretin büyüğü budur. Neye karşılık yapıldı biliyor musunuz? Yavuz Sultan Selim‘e karşı. Biri katliamla anılıyor biri hoşgörüyle. Bu üniversitede, Alevi kültürü, inancı da okutulmuyor. Hacı Bektaş ismi altında Alevi asimilasyonunu sürdürecekler. Paketten bu çıktı”

“SUÇU KARŞI TARAFA ATMAK İÇİN FIRSAT KOLLUYORSUNUZ”

“Pakette Kürt ve Alevi sözcüklerinin ağza alınmaması siyasi korkaklıktır” diyen Demirtaş, “Paket ortaklaşarak hazırlanmadığına göre demek ki süreçle ilgili kaygınız yok. Neyi bekliyorsunuz? ‘Süreci karşı taraf bitirdi’ demek için tıpkı birinci Oslo döneminde olduğu gibi, Silvan‘da olduğu gibi, suçu karşı tarafa atmak için fırsat kolluyorsunuz. Yoksa süreci ilerletme niyetinizin olmadığı hem paketten hem heyetlerimize yaklaşımınızdan ortaya çıktı” dedi.

“DUVARLARI ASLA KABUL ETMEYECEĞİZ” Demirtaş “Rojava sınırındaki duvarları asla kabul etmeyeceğiz. Utanç duvarları örmenize izin vermeyeceğiz. 2 Kasım’da biz de orada olacağız, sınıra yürüyeceğiz. Ambargo kalkmalıdır, duvar örülmesine son verilmelidir, çetelerin geçişine desteğe son verilmelidir” diye konuştu.

PİLOTLARIN SERBEST BIRAKILMASI Pilotların serbest bırakılmasına da değinen Demirtaş, “Büyük bir diplomatik başarı olarak servis edilen bu olayın altında, aslında kirli pazarlıkların görülmesini engellemek vardır. Lübnan‘daki gruplar, Türkiye‘nin Suriye‘deki çeteler üzerinde etkili olduklarını bildikleri için pilotları kaçırdılar. Hükümet kendisinin diyaloğunun iyi olduğu El Nusra, El Kaideci güçlerle pazarlık yaparak pilotları bıraktırabildi, para ödeyerek bıraktırabildi” dedi.

ODTÜ ORMANI’NDAKİ YOL ÇALIŞMALARI

ODTÜ Ormanı’nda devam eden yol çalışmaları ile ilgili olarak Demirtaş, “Bir gece ansızın Odtü‘ye girmek bir yerel yönetimin işi olabilir mi? Odtü‘ye ancak gece korkarak girebiliyorlar başka türlü de giremeyeceklerini biliyorlar. Meseleye kalasa bakar gibi bakıyorlar. Ağaca bakarken odun görüyorlar” diye konuştu.

Diyanetin dine merakı

Metin ÖZDEMİR

Türkiye’nin en yüksek bütçesine sahip kurumlarından birisi olan Diyanet İşleri Başkanlığı, aynı zamanda çok sayıda çalışanıyla, devletin en fazla kadrosuna sahip, halkın tüm kesimlerinden alınan vergileriyle varlığını sürdüren bir devlet kurumudur. Diyanet’in laik bir devlette olmaması gerektiği, yurttaşlardan aldığı vergilerle sadece tek bir inanca, o inancın tek bir mezhebine, koluna hizmet verdiği herkes tarafından bilinmekte fakat hep göz ardı edilmektedir.

Geçtiğimiz Eylül ayı içerisinde Diyanet İşleri Başkanlığı ile Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) iş birliğiyle, ortaklaşa yapılan bir anket çalışması var. Bu anket iki devlet kurumu tarafından Türkiye’nin çeşitli yerlerinde yapıldı. Antalya’da karşılaştığım bu örneği aktarıyorum.

Türkiye İstatistik Kurumu çalışanlarına, ev ev dolaşarak Antalya’nın sokaklarında, Diyanet İşleri Başkanlığı’ nın din sorgusunu yapma görevi verilmiş. Diyanet’in, “Türkiye’de Dini Hayatı Araştırma Anketi” sadece Antalya’da seçilen 37.624 hanede, Türkiye İstatistik Kurumu çalışanları tarafından uygulanıyor.

Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı, Antalya Bölge Müdürlüğü’nün 03.09.2013 tarihli yazısına göre;

Türkiye’de dini hayat araştırması anketi, hane sorumlularına hitaben yapılıyor. Seçilen aileler belli bir yaş grubunun üzerinde. Özellikle aile reisi erkek olan evlerde gerçekleştiriliyor. Örneğin eşi vefat etmiş ve tek başına yaşayan bir kadın ankete katılmıyor.

Yapılan anketin, Diyanet işleri Başkanlığı hizmetlerinde verimliliğin sağlanması ve kuruluş amacına uygun hizmet üretebilmesi için hizmet alanları hakkında doğru ve nesnel bilgileri sunmak, hizmet alanlarının gerçekçi bir resmini çizmek, Türkiye’de dini hayatı bütün çeşitliliği ile inceleyerek gündelik hayatta dinin hangi, statü, sembol ve dillerde var olduğunu tespit etmek üzere “Türkiye’de Dini Hayat Araştırması” tasarlandığı bilgisi, kişilerle paylaşılmaktadır.

Diyanet İşleri Başkanlığı zaten gündelik hayatta ve siyasi alanda gitgide, fazlasıyla etki alanını genişletmektedir. Halkın yaşantısı ile ilgili konularda fetva verdiği gibi, devletin sorunlarını ilgilendiren siyasi ve toplumsal alanlarda da fetva makamı olmaya devam etmektedir. Diyanetin bu yapısı hiç bir şekilde laik sisteme uymadığı gibi, halkın din ve vicdan özgürlüklerinin kısıtlanması anlamına gelmektedir. Devletin, yurttaşının dini yaşantısını merak ediyor olması, onun yaşantısına ve inançlarına müdahale edebileceği anlamına gelmektedir.

Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye İstatistik Kurumu arasında imzalanan protokol uyarınca, araştırmanın alan uygulaması, istatiksel veri analizi ve raporlaması TÜİK tarafından yapılıyor. Eylül ayı içerisinde 37.624 hane halkına yöneltilen bu anket soruları, örneklemeye seçilen 18 yaş ve üzeri yaşta olan fertlere yöneltiliyor. Devletin kurumları halkın dini hayatını, dinin günlük hayatlarında hangi statüde olduğunu, hangi sembol ve dillerde var olduğunu öğrenmek için bir araya gelerek yaptıkları bu anketle, halktan bilgi topladıklarını belirtiyorlar.

Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından, “Türkiye’de dini hayata ilişkin araştırma yapmak amacıyla yaptıkları bu anketin, Türkiye İstatistik Kanunu uyarınca bu toplanan bilgilerin gizli kalacağı, istatistik dışında başka hiçbir amaçla kullanılamayacağı, açıklanamayacağı ve ispat aracı yapılamayacağı belirtilmektedir…”

Peki Diyanet İşleri Başkanlığı bu anket sonucunda topladığı bilgileri hangi alanlarda kullanacaktır. Halkın dini hayatlarına ulaşmaya çalışmak ve sorgulamak bir devlet kurumunun yapması gereken bir iş midir? Din, kişinin kendi içinde yaşadığı, vicdani bir ilişkidir. Devletin bunu sorgulaması her şeyden önce özgürlüklere müdahale, daha sonra ise laik sisteme aykırıdır.

Bu ankete katılan kişilerden, ülke genelinde ve bölge düzeyinde kaliteli ve güvenilir bilgilerin üretilmesi için, doğru cevaplar vermeleri istenmektedir. Kişilere yüzlerce kişi adına cevap verebilecekleri için şanslı olduklarını hatırlatıyorlar. Bu ankete katıldıkları için sorumluluğa sahip oldukları iletilmektedir.

Diyanet İşleri Başkanlığı, yaptırdığı bu anketle halkın dini yaşantısını merak ettiğini yansıtmaktadır. Devletin bir kurumunun, yurttaşlarının dini yaşantılarını ve inançlarını araştırmakla kalmayarak sorguluyor olması kişilerin din ve vicdan özgürlüğünün çiğnenmesi demektir. Devletin maddi gücünü elinde tutan Diyanet, yaşamın tüm alanında söz söyleyerek kişisel alanlarda etki alanı oluşturmaktadır.

Laik devlet sistemiyle, Diyanet’in varlığı ters düşmektedir. Laiklik ilkesi gerçekten uygulanacaksa eğer, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tamamen kaldırılması gerekir. Sadece Alevilerin ve Alevi kurumlarının dile getirdiği bu konuya, toplumun tüm kesimlerinin, ülkedeki bütün demokratik kitle örgütlerinin destek vermesi gereklidir. Çünkü Diyanet, sadece Alevilerin sorunu değil.

Diyanetin dedesi olurlar Alevilerin değil

Çağla AĞIRGÖL

Hükümet 4 Kasım’da başlayacak Muharrem ayı dolayısıyla Alevi dedelerini Avrupa’ya gönderecek. Diyanet’ten Sorumlu Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, gelen talepler doğrultusunda 65 Alevi dedesinin Avrupa’ya gönderilmesi talimatı verdi. Muharrem’de Avrupa’ya gönderilecek dedelerin uçak bileti dahil bütün harcamaları devlet tarafından ödenecek. Dedeler Almanya başta olmak üzere Alevi vatandaşların çoğunlukta olduğu Avusturya, Fransa ve Belçika gibi ülkelere gönderilecek. Dedeler burada Muharrem etkinliklerine katılacak ve yurttaşlarla buluşacak.

MUHTAÇ DEĞİLLER
Alevi örgütleri hükümeti ve diyaneti eleştirerek, bu durumun kabul edilemez olduğunu söyledi.Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu “Bu işin içinde her zaman ki gibi Cem Vakfı var. Diyanet Aracıyla Cem Vakfı’nın organize ettiği bir dede grubu Avrupa’ya gidecek” dedi. Konuyu Cem Vakfı’nın yetkilileriyle görüştüklerini söyleyen Kenanoğlu, vakıftan “Diyanet’in sadece gri pasaport alımına yardımcı olduğu” şeklinde bir yanıt aldıklarını söyledi.
“Alevi toplumu bu kadar aciz değil, dedeleri yurt dışına gönderebilmek için Diyanet’in üç kuruşuna muhtaç değil” diyen Kennanoğlu şöyle konuştu: Alevi toplumunu bu duruma düşürülmemeli. Diyanet, bizim için kabul gören bir kurum değil. Diyanet aracılığıyla Avrupa’ya gönderilen dedeler ‘diyanetin dedesi’ olur ‘bizim dedemiz olamaz.’ Diyanetin vereceği parayla yapılacak dedeliğin alevilik açısından hiçbir geçerliliği yok. Bu olay devletin, Cem Vakfı ile çevirdiği bir oyundur. Dedeleri kendi taktikleri doğrultusunda kullanıyorlar.
Kenanoğlu bunun “Dedeler aracılığıyla Alevileri kontrol altına alma girişimi” olduğunu söyledi.

KİMLİK DAYATILIYOR
Devletin alevi dedelerine yönelik yaklaşımlarını doğru bulmadığını belirten Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Selahattin Özel “Kendileri belirleyip kendileri götürüyorsa turistik geziye götürüyordur. Zaten her yıl Muharrem Ayı’nda yurt dışındaki Alevi Örgütleri Türkiye’de bulunan alevi dedelerini davet ederek, pasaport ve her türlü ihtiyaçlarını karşılıyor. Özel, Hükümet, açılımı renkli göstermek ve şov yapmak amacıyla kendilerine yakın olan alevi dedelerini götürüyor” dedi. “Alevi dedesi devletten maaş alırsa, alevi dedesi olamaz. Pirlik, mürşitlik yapamaz; yolumuza terstir. Alevilerin talepleri göz önüne alınmazken tam tersine istemediği şeyleri yapıyorlar. Bakalım nereye kadar gidecek, göreceğiz” şeklinde konuştu.

MİSYONERLİK ÇALIŞMASI
Pir Sultan Abdal Derneği ve Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Kemal Bülbül ise “Bu bir misyonerlik çalışmasıdır. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Çin, ABD, Güney Afrika ve Sibirya’ya kadar geniş bir çalışma alanı var.
Bu çalışma alanıyla Türk-İslamcılığını dünyada yaygınlaştırmak istiyor. Çalışmalarının alt başlıklarından biri ise Alevileri Sünnileştirmek. Bu çerçevede yapılmış bir çalışmadır” sözleriyle projeye karşı çıktı.
“Dedelerimizin böyle bir şeyi kabul etmeyeceğini düşünüyoruz” diyen Özel, “İzzettin Doğan ve Hoca Efendi, bunu kabul eder etmez, bunu bilmiyorum. Ama bizim demokratik alevi hareketi olarak tabir ettiğimiz ve Cem Vakfı dışında kalan kurum ve kuruluşlardaki dedeler böyle bir şeyi kabul etmeyeceği açıktır. ‘Alevi açılımı’nın geldiği noktadır bu. Açılımla, paketle olmaz bu işler “ şeklinde konuştu.

Mersin’de Aleviler ‘hak’ta buluştu

Aleviler, hükümetin inkarcı ve asimilasyoncu politikalarına karşı Mersin’de binlerin katıldığı eşit yurttaşlık mitingi yaptı

Çukurova bölgesinde yaşayan Aleviler, dün “Cami-Cemevi Projesi, savaşa hayır ve eşit yurttaşlık” sloganıyla Mersin’de büyük bir miting gerçekleştirdi. Binlerce yurttaşın katıldığı mitingde, “Muaviye soyundan gelen AKP’yi tanımıyoruz” denildi

Muaviyelere karşı birlik ve mücadaleye

Mersin’de binlerce Alevi yurttaş, Alevi Kültür Dernekleri, Hacı Bektaşı Veli Anadolu Kültür Vakfı ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği öncülüğünde düzenlenen “Cami-Cemevi Projesi, savaşa hayır ve eşit yurttaşlık” mitinginde bir araya geldi. Teyfik Sırrı Gür Stadyumu önünde yapılan mitinge, Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir, Hacı Bektaşı Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanı Ercan Geçmez ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Kemal Bülbül, Çukurova bölgesinde Alevi kurum ve derneklerinin üye ve yöneticilerinin yanı sıra binlerce Alevi katıldı.

Eşit yurttaşlık olsun

Kitleyi, Kürtçe ve Kîrmanckî (Zazaca) lehçesi ile Türkçe selamlayarak konuşmasına başlayan Kemal Bülbül, “Türkiye’deki demokrasi güçleri, emekçiler, solcular, sosyalistler, Kürt siyasal demokratik hareketi, Aleviler bir araya gelmek zorundayız. Bu Muaviye soylu sistemle başa çıkmanın başka bir yolu yoktur. Bize düşen tek bir görev vardır; o da mücadele, daha fazla mücadele” diye kaydetti. “Cami-Cemevi” projesinin ise bir “asimilasyon projesi” olduğunu ifade eden Bülbül, “Faruk Çelik, madem cemevine saygı duyuyorsun niye cemevinin yasal güvencesini kabul etmiyorsun. Pakete ve çözüme gerek yok. Bunun bir tek yolu var; o da 12 Eylül anayasasını ortadan yırtın, yeni bir anayasa yapın. Bu anayasada tüm kimlikleri eşit ve tüm kimlikleri tanıyan bir tanım yapın. Bunun üzerinde eşit yurttaşlığı oluşturalım. Mücadelemizi engelleyen AKP ırkçılığını, Muaviye soylu AKP iktidarını tanımıyoruz. Onlara hizmet edenleri de tanımıyoruz” diye konuştu.

Ercan Geçmez de, Alevilerin sorunlarının devam ettiğini belirterek, “Bu sorunun çözümü bizim ellerimizdedir. Bir olduğumuzda, diri olduğumuzda, merkezimize insanı koyduğumuzda, bu sorunu bizler çözeceğiz” dedi.

Miting, Kürtçe ve Türkçe ezgiler ile son buldu

Alevilerden Akgündüz’e tepki

Rotterdam’daki Uluslararası Kadın Vakfı, Den Haag Kürt Kadın Meclisi, YEK-SAV’dan kadınlar ve Rotterdam Alevi Derneği, Rotterdam İslam Üniversitesi Rektörü Prof. Ahmet Akgündüz’ü Alevilere hakaret içeren açıklamalarından dolayı protesto etti. Akgündüz, Rotterdam İslam Üniversitesi’nde verdiği derste “Alevilerin yaptığı hiçbir şey yenmez, Alevilerden kız alınır, ama kız verilmez, kadın ve kızları istenildiği gibi kullanılabilir, çünkü Alevilerde ar-namus yoktur” biçiminde söylemlerde bulunmuştu. Hollanda’da yayınlayan ‘Son Haber’ isimli gazeteye de Eylül ayında demeç veren Akgündüz, “İslam’ın şartlarına uymayan Alevilerin kestiği yenmez. Malları ve kadınları helal, katledilmeleri vaciptir” fetvalarıyla 40 bin Aleviyi katleden Osmanlı imparatoru Yavuz Sultan Selim’in tarihte yaptıklarının doğru olduğunu savunmuştu.

gündem