Ana Sayfa Blog Sayfa 6418

Kürtlerin Alevi sorunu

Murat ÇOŞKUNER

Hükümet çözüm sürecinde önemli adımlar atarak Kürt ve azınlıklar sorununda önemli gelişmeler kaydediyor. Buna karşın, Alevilerin çözüm bekleyen sorunları, bir şekilde gündem dışında tutulup görmezden gelinmeye çalışılıyor. Alevilerin sorunlarının görmezden gelinmesi ise Alevilerin nazarında, hâlâ Sünni devlet anlayışının Türkiye Cumhuriyeti’ne egemen olduğu, Aleviliği ve Alevileri gerek iç politikada gerek dış politikada bir ayak bağı olarak gördüğü kanısını uyandırıyor. Dolayısıyla, Aleviler sorunlarına çözüm beklerken, Alevilerin devletle olan sorunlarının yanında bir de devletin Alevilerle olan sorunu gibi bir durumla karşı karşıya kalıyor.
Bu yazı, daha ziyade “Kürtlerin bir Alevi sorunu var mı?” sorusu üzerinde düşünmeyi amaçlıyor. Ancak bunun üzerinde düşünürken Aleviliğin, devlet ve merkeze konumlanmaya çalışan toplumsal kesimlerin karşısına sorun olarak dikilmesine yol açan birkaç önemli talebine de değinmek gerek. Bu talepleri, Öcalan’ın Nevruz’da okunan mektubundan önce kabaca siyasal ve teolojik sorunlar olarak iki şekilde özetlemek mümkün görünüyordu. Mektubun kamuoyuna okunmasından sonra ise Alevilerin sorunlarının bu ayrım ile ifade edilebilmesinin mümkün olmadığı anlaşıldı. Alevilerin siyasal sorunlarının çözümünü büyük oranda Kürt meselesinin demokratik yollardan çözülmesine bağlı olarak gören pek çok Alevi varken, mektuptan sonra siyasal sorunların aslında o kadar da siyasal olmadığı ve bu meselelerin teolojik sorunlardan ayrı düşünülemeyeceği ortaya çıktı.

Süreç kurultayı

Öcalan’ın mektubunda yaptığı “İslam birliği” vurgusu ve mektubunda Alevilere yönelik bir ibarenin bulunmaması, sorunlarının çözümünü Kürt meselesinin demokratik çözümünde gören Alevilerde bir rahatsızlık oluşturdu. BDP Tunceli İl Başkanı Şerafettin Halis’in istifası da dikkatleri Alevilere çevirdi. Spekülasyonların yanında, kimliğini önemli bir ölçüde hatırlayışlar üzerine dayandıran Alevilerin hafızasında, Şeyh Sait ve Seyit Rıza arasındaki anlaşmazlıktan tutun İdris-i Bitlis ve Yavuz Sultan Selim işbirliği ile Alevilerin katledilmesine kadar Aleviler ile Sünni-Şafi Kürtler arasında gerçekleşmiş pek çok tarihi olay canlandı. Tüm bu olaylar silsilesi, tarihsel bir arka plandan beslenen birtakım önyargıya dayalı görüşlerin yeniden canlanmasına yönelik işlev gördü. Duruma yerinde ve hızlı bir şekilde müdahale eden Alevi örgütleri bir “süreç kurultayı” düzenlemek için harekete geçti ve kurultayın amaçlarından birinin de barış sürecine destek vermek olduğunun altını çizdi (Radikal, 04.04.2013). Ancak bu çabalar yine de kolay kolay kapanmayacak bir tartışmayı da alevlendirmekten geri kalmadı.

Laiklik ve Altan Tan

Kürt hareketinde, Kürtlerle Alevileri birleştiren nokta, hareketin etnik temele dayalı olmasından çok Kürt hareketinin laik niteliğidir. Alevilerin PKK ’ya katılımı büyük oranda örgütün laik yapısından kaynaklanıyor. PKK’ya Alevi destek-katılımı örgütün dinsel bir tutumdan ziyade laik, politik amaçlarından ötürü oluyor. Bu destek, örgüt tarafından sol eğilimli bir siyaset güdüldüğünden dolayı ivmesini de yitirmedi. Bu, Alevilerin Kürt hareketinde dinsel değerlere sahip olan kişileri görmek istememeleri anlamına gelmiyor. Öyle olsa Altan Tan gibi bir milletvekili parti içerisindeki Aleviler arasında bir rahatsızlığa yol açabilirdi. Aleviler daha ziyade hareketin kendini dinsel referanslarla tanımlamayarak, dinin yalnızca bireysel tanımlamalarda bir referans olarak kullanılabileceğine yönelik düşüncesine önem veriyor. Dolayısıyla Alevilerin talepleri, Kürt hareketinin yapısal özellikleri ile uyuşuyor. Ancak, Türkiye’nin dejure laikliği ile defacto Sünniliğinin oluşturduğu Alevi sorunu, Öcalan’ın mektubu ile birdenbire Türk devletinin Alevi sorunu gibi “Kürtlerin de mi Alevi sorunu oluyor?” doğrultusunda Alevileri düşündürmeye başladı. Bu fikir teatisi dahi, kamuoyunda Alevilerin barış süreci karşıtı olduklarını düşündürecek kadar ileri gitti.

Din ve etnisite

Öyle ki, Ferhat Tunç, süreç karşıtlığının Alevilere bağlanmaması gerektiği yönünde Radikal’de Kürtlerin bir Alevi sorunu olmadığını anlatan bir yazı yazdı. Sanatçıya göre bu kaygılar yersizdir ve bunlar, Aleviler ile Kürtler arasına mesafe koymak isteyen ulusalcı ve Ergenekoncu çetelerin körüklediği yapay bir ayrım. Sanatçı, etnik kimliğin sorunlarından söz edilirken dinsel bir kimliğin sorunlarından söz edilmemesinin gayet normal olduğunu söylüyor (Radikal, 06.04.2013). Bu kendi içerisinde mantıklı bir açıklama teşkil etmekle birlikte Alevi rahatsızlığının dinsel referanslara yapılan vurgudan kaynaklandığını görmüyor. Siyasal ya da dini bütün merkezcil ya da merkeze oynayan güçlerin Alevilikle bir sorun olarak yüzleşecekleri nokta, kendilerini siyasal referanslarla mı yoksa dinsel referanslarla mı tanımlayıp tanımlamamaları olacaktır. Aleviler sürece daha fazla müdahil olmaz ve Kürt hareketindeki dinsel referanslar ağırlık kazanmaya devam ederse, Kürtlerin de bir Alevi sorununun olacağını söylemek kehanet olmayacaktır. Kürtler ve Aleviler arasındaki bu konjonktürel kaygıyı uluslararası politik mücadelelerden de bağımsız okumamak gerek.

Doğru ifadelerin önemi

Tarihin cilvesi o ya, Osmanlı ile Safevi İmparatorlukları arasındaki mücadelede kısmen rol almış ve büyük acılar yaşamış Aleviler, yine aynı coğrafyada yine bir uluslararası krizin içine bu kez bilinçli olarak sokulmaya çalışılıyor ve bunun üzerinden Alevi düşmanlığı üretilmesi amaçlanıyor. Başbakan Erdoğan, Suriye’deki iç savaş ve bu iç savaşın zalim azınlığı olarak Alevileri görmüyor ve iç politikada bunu siyasi bir malzeme haline getirmiyor mu? Suriye’ye yönelik müdahale yine dinsel referanslarla meşrulaştırılmaya çalışılmıyor mu? Burada Kürtler ve Aleviler politik ve insani bir tercih yapıp savaşı meşrulaştırmaya ya da onu engellemeye yönelik dinsel referanslardan uzak durdular. Bu şekilde çarpık bir dinsel referanslar sisteminin hâkim olduğu bir siyasal arenaya sahip Türkiye’de şimdi “İslam birliği” gibi ifadeler, Aleviler ve Kürtler arasındaki olumlu ittifakın çözülmesini beraberinde getirip Kürtlerde bir Alevi sorununu gündeme getirebilme tehlikesini taşıyor. Hiç şüphesiz bu, Kürt hareketinin şimdiye dek kendini tanımladığı siyasal-demokratik, anayasal yurttaşlık hattından bir kaymanın da işareti olacaktır. Bu bakımdan ifadelerin doğru bir şekilde seçilmesi önemli. Her ne kadar Gülten Kışanak’ın, Öcalan’ın mektubunun yanlış algılandığını söylemesi ve Aysel Tuğluk’un, “Demokratik Cumhuriyet projesini bölgenin de ilham alacağı bir çözüm modeli” olarak sunması (Radikal, 10.04.2013), şimdilik Aleviler ile Kürtler arasındaki ilişkiler için güven verici söylemler olsa da, dini referanslı vurguların devam etmesi Kürtleri de bir Alevi sorunuyla yüzleşmek durumunda bırakacaktır.

* Galatasaray Üni., Siyasi Bilimler Enstitüsü

radikal.

‘Alevilik barış inancıdır’

Almanya’nın Köln kenti ve çevresinde yaşayan Aleviler bir gece etkinliğinde buluştu. Demokratik Alevi Federasyonu’nun (FEDA) 14 Nisan Pazar günü Köln’e komşu Bergischgladbach’ta organize ettiği dayanışma etkinliğinde yapılan konuşmalarda barış sürecine destek mesajı verildi.

Binden fazla kişinin katıldığı geceye konuşmacı olarak FEDA Başkanı Ali Köylüce, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Kemal Bülbül, FEDA Pirler Kurulu Başkanı Pir Rıza Yağmur ile Barış ve Demokrasi Partisi Muş Milletvekili Demir Çelik katıldı. Açılış konuşmasında Kürtlerin bugünkü mücadelesinin tarihte mazlumların zalimlere karşı verdiği mücadelenin devamı olduğunu vurgulayan Pir Rıza Yağmur’un okuduğu gulbang ardından Dortmund Alevi Kültür Derneği Semah Grubu da semah gösterisi sundu.

Öcalan’ın başlattığı sürece destek 
Yapılan konuşmalarda Aleviliğin bir barış inancı olduğuna vurgu yapılarak, Türkiye’de Kürt sorununun demokratik çözümü için Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile Türk devleti arasında geliştirilen diyalog sürecinin desteklendiği dile getirildi.
Türkiye’deki en örgütlü Alevi organizasyonlarından biri olan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin Genel Başkanı Kemal Bülbül konuşmasında, Aleviliğin insanlık, eşitlik ve adalet aşkı olduğunu belirterek, Alevilik değerlerinin güncellenmesiyle toplumsal sorunların en insani yöntemlerle çözülebileceğini kaydetti.

Muaviye soylu devlet ve AKP
Alevilik felsefesinin gelişiminde büyük katkıları olan Baba Tahirê Hemedanî, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli, Şah Kalender Çelebi, Pir Sultan Abdal, Seyit Rıza ve Mazlum Doğan’ın adalet, merhamet ve kemaleti yaşam pratiklerinde buluşturan keramet sahipleri olduklarını belirten Bülbül, onların temsil ettiği toplumsal değerlerin yaşatılması gerektiğini ifade etti.
“Muaviye soylu devlet ve AKP’yle randevumuz var” diyen Bülbül, Alevileri barış karşıtı göstermeye çalışanların başarıya ulaşamayacaklarını kaydetti. Bülbül ayrıca, Alevilerin Kürt hareketi, emekçiler, sol ve sosyalist güçlerle birlikte demokrasi mücadelesinden yana olduğunu belirterek, “bilinç, cesaret ve birliğimizi yükseltelim” dedi.
Etkinliğin düzenlendiği salona “İnançlara eşitlik, halklara özgürlük” anlamında Kürtçe’nin Kurmancî ve Kirmanckî lehçeleriyle yazılı pankartlar asılırken, sahne ise Mazlum Doğan, Alîşêr, Zarîfe, Sakine Cansız, Seyit Rıza, Hz.Ali ve Pir Sultan Abdal’ın resimleriyle donatıldı.
FEDA’nın dayanışma etkinliğinde sahne alan sanatçılar Pınar Aydınlar, Cihan Çelik, Pınar Yıldız ve Çetin Oraner ise, Kürtçe ve Türkçe eserleriyle katılımcılara keyifli saatler yaşattı.


HALİL DALKILIÇ / BERGISCHGLADBACH

 

Din dersi hocalarından Alevilere saldırılar hız kesmeden devam ediyor!

“Aleviler sapkındır’ diyen din öğretmeni, “Onlar mum söndü yaparlar” diyen felsefe öğretmeni ve şimdi de “Alevilerin ellerinden yemek yenmez” diyen bir başka din öğretmeni… AKP’nin eğitim sisteminde Alevi yurttaşlara hakaret sürüyor.

Kısa süre içinde okullardan 3. kez Alevi yurttaşlara hakaret haberi geldi. Mersin Gazipaşa Ortaokulu’nda sözleşmeli olarak görev yapan din kültürü dersi öğretmeni “Alevilerin ellerinden yemek yenmez” dedi.

Cumhuriyet’in haberine göre din dersi sırasında kurban ibadeti anlatılırken bir öğrenci ailesinin farklı bir zamanda kurban kestiğini söyledi.

Bunun üzerine öğretmen M.K, “Senin ailen Alevidir o zaman” dedi ve Alevilerin Müslüman olmadığını savundu. Öğretmen M.K. ile öğrenciler arasındaki Alevilik konuşmaları daha sonra da sürdü. Bir başka derste M.K, “Alevilerin ellerinden yemek yenmez” gibi ifadeler kullanınca öğrenciler tepki gösterdi. Öğrencilerin durumu ailelerine anlatması üzerine aileler öğretmen M.K. hakkında okula şikâyette bulundu. Velilerin ve bazı öğretmenlerin imzalı dilekçesine rağmen M.K. derslere girmeye devam edince bir grup öğrenci velisi dün okula giderek okul idarecilerine kaygılarını aktardı.

Bunun üzerine veliler ve idareciler Akdeniz İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne giderek dilekçelerinin gereğinin yapılması talebini yineledi. Bunun üzerine ilçe milli eğitim müdürlüğü M.K’nin iş sözleşmesini feshetti ve okulla ilişiğini kesti.

Kısa sürede benzer haberler…
Mersin’de yaşanan bu duruma benzer olaylar kısa süre önce iki ilde daha meydana gelmişti.Gemlik Endüstri Meslek Lisesi‘nde din felsefesi konusunu anlatan bir felsefe öğretmeni Alevilikle ilgili “Ali’ye Allah diye taparlar. Bazıları da peygamber kabul ederler. Onlar mum söndü yaparlar” demiş, bu sözler Alevilerden büyük tepki çekmişti.

İstanbul Fatih Davutpaşa Lisesi‘nde din öğretmeni, ders sırasında tahtaya “Sapkınlar” ve “Doğru yoldakiler” şeklinde iki yol çizip Hristiyan, Musevi ve Alevileri sapkın olmakla suçlamıştı.

Maraş Katliamının Bir Numaralı Sanığına Alevi tazminatı

Beş Alevi Kurum Başkanı ve aktivisti, kamuoyunda ‘Maraş Katliamı’ olarak bilenen ve büyük çoğunluğu Alevi olan yüzün üzerinde insanın vahşice öldürüldüğü olayların sorumluları arasında gösterilen Ökkeş Kenger’e hakaret iddiasıyla cezalandırıldı.

‘Maraş Katliamı’nın bir numaralı sanığı olan Ökkeş Kenger yargılanıp beraat etmiş ve soyadını Şendiller olarak değiştirmişti.

Ökkeş Şendiller, AK Parti hükümeti tarafından düzenlenen Alevi Çalıştayı’na konuşmacı olarak çağrılınca kamuoyunda büyük bir infial oluşmuş ve bu durum eleştirilmişti.

O süreçte Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu da tepkisini göstermiş ve bir benzetmeyle “Yahudi Konferansına Hitler çağrılır mı?” diye sormuştu.

Bunun üzerine Ökkeş Şendiller kendisinin Alevi Çalıştayı’na çağrılmasına tepki gösteren beş Alevi Kurum Başkanı ve aktivistine açtığı davaları kazandı.

TEPKİ VAR

Konuyla ilgili açıklama yapan Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Genel Sekreteri Aydın Deniz şöyle dedi:

“Ökkeş Şendiller’i Alevi çalıştayına çağıranlar değil, Ökkeş Şendiller’in Alevi Çalıştayına çağrılmasına tepki gösteren Başkanımız Ali Kenanoğlu cezalandırıldı.

Alevilerin sorunlarına ve hak ihlallerine çözüm bulmak amacıyla Hükümet tarafından bir dizi çalıştay yapılmıştı. Bu çalıştaylar kamuoyunda Alevi Çalıştayları olarak da bilinmektedir. Derneğimiz de bu çalıştaylara katılmış ve çözüm önerilerini sunmuştur. Ancak Aleviler lehinde hiçbir olumlu sonuç alınamadığı gibi derneğimizin hazırladığı 2012 yılı ‘Alevi hak ihlalleri izleme raporu’nda da görüleceği üzere daha da geriye gidilmiştir.

Bu çalıştaylara, Alevilerin katledildiği bir katliam olan 1978 Maraş katliamının bir numaralı sanığı olan Ökkeş Şendiller (Kenger) de davet edilmiştir. Bu davet sonrasında Alevi Kamuoyu ayağa kalkmış, protestolar yapılmış, tepkiler gösterilmiştir. Nitekim bu tepkiler sonucunda Ökkeş Şendiller çalıştaya katılamamıştır.

“YAHUDİ KONFERANSINA HİTLER ÇAĞRILIR MI?”

O süreçte Başkanımız Ali Kenanoğlu da tepkisini göstermiş ve bir benzetmeyle “Yahudi Konferansına Hitler çağrılır mı?” diye sormuştur. Ökkeş Şendiller 1979 dönemde yapılan adil (!) yargılamalar neticesinde beraat etmiştir. Ancak bir Alevi katliamının bir numaralı sanığı olarak yargılanan birisinin Alevilerin sorunlarına çözüm aranan bir toplantıya davet edilmesi de kabul edilemez bir durumdur. Kabul edilmemiştir.

Ökkeş Şendiller bu sözlerden dolayı davacı olmuş ve yargılama sonunda Mahkeme Ökkeş Şendiller’i Alevi çalıştayına çağıranları değil, bu duruma tepki gösteren Başkanımız Ali Kenanoğlu’nu hakaret etmekten dolayı suçlu bulmuş ve tazminata mahkûm etmiştir.

“YİNE ALEVİLER CEZALANDIRILDI”

1978 yılında yapılan Maraş katliamının ‘adil yargı’ kararına benzer bir ‘adil yargı’ kararı daha verilmiş oldu. Aleviler yine suçlu bulundu. Ali Kenanoğlu ile birlikte Ökkeş Şendiller’e tepki gösteren ve isimlerini kendi bilgileri olmadan açıklayamayacağımız dört Alevi Kurum Başkanı ve aktivisti de tazminat cezasıyla cezalandırıldı. Yani yine Aleviler cezalandırıldı.

Dersim’de karakol inşaatı protesto edildi

DERSİM’de karakol inşaatlarının yapıldığı yerde eylem yapıldı.Dersim merkeze bağlı Koçakoç nahiyesi Sinan köyünün 600 metre kadar batısında yükselen tepenin üzerinde geçtiğimiz günlerde başlanan karakol yapım çalışmaları sürüyor. Karakol inşaatını protesto etmek için Dersim’deki demokratik kitle örgütleri ve siyasi partiler karakolun yapıldığı yerde açıklama yaptı.

Dersim merkezden gelenlerin karakolun olduğu bölgeye vardığında, iş makinelerinde çalışanlar iş bırakarak bölgeyi terk etti. Köylülerin de katıldığı eylemde karakol yapımına tepki gösterildi. Açıklama yapan BDP Dersim İl Başkan Vekili Sinan Kırmızıçiçek, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın Newroz’daki mesajı ve sonrasında KCK yöneticilerinin yaptığı açıklamalara karşın Pülümür Vadisi üzerine 21 karakolun yapılmak istendiğini söyledi.

Sinan köyü Pak mevkiinde yapılmak istenen karakolun bulunduğu alanda tarihi mezarların bulunduğu ve kültürel alanları yok edeceğini söyleyen Kırmızıçiçek, karakol yapımının süreci sabote etmeye yönelik olduğunu ifade etti. Kırmızıçiçek, karakol yapımından vazgeçilmesini istedi.

SABOTAJ ETMEYİN

İHD İl Temsilcisi Avukat Barış Yıldırım, 30 yıllık çatışmalı dönemi hatırlatarak, karakol yapmakla sorununun çözülmeyeceğini ifade etti. Başlayan barış sürecinin sabote edilmemesi ve kültürel tabiat alanlarının da yok edilmemesi gerektiğini söyleyen Yıldırım, Anayasada devletin kültürel ve tabiat alanları korumakla yükümlü olduğunu belirtti. Yıldırım, buna karşı duracaklarını belirterek, “Halkımıza yapılan soykırım politikalarınızdan vazgeçin” dedi.

Eyleme Belediye Başkanı Edibe Şahin ve EMEP İl Başkanı Mustafa Taşkale de katıldı. (Dersim/EVRENSEL)

Büyük Alevi Kurultayı 12 Mayıs’ta

Alevi örgütleri, 12 Mayıs’ta Ankara’da düzenleyecekleri Büyük Alevi Kurultayı’nda Kürt sorununda gelinen müzakere sürecini konuşacak.

Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Narlıdere Alevi Bektaşi Derneği, Çamşıhı Hüseyin Abdal Derneği, Sultangazi Pir Sultan Abdal Derneği, Ankara Dersimliler Derneği, Divriği Kültür Derneği ve Kızılırmak Yerel Dernekler Federasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nın çağrısı ile Türkiye’de yaşanan son süreci değerlendirmek üzere Ankara’da bir araya geldi.

Gelinen siyasal sürecin ve Alevilerin son durumununda değerlendirildiği toplantıda, süreçle ilgili bölge toplantılarının yapılması, çıkacak karar ve sonuçlardan sonra 12 Mayıs’ta Ankara’da “Büyük Aleve Kurultayı”nın toplanması kararı alındı.

Demir:Aleviler Barış Sürecine kayıtsız Değil!

Halkların Demokratik Kongresi Kadıköy Meclisi tarafından düzenlenen panelde, müzakere ve barış süreci tartışıldı.

Panele konuşmacı olarak BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, HDK Yürütme Kurulu üyesi Gençay Gürsoy, Bilgi Üniversitesi’nde öğretim üyesi Murat Peker, Ermeni Kadın Platformu’ndan Kayuş Çalıkman Garilof ve Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Servet Demir katıldı.

GÜRSOY: ELEŞTİRİLER KARŞISINDA ÇOK DİKKATLİ OLUNMAK ZORUNDA

Panelde ilk olarak söz alan Prof. Dr. Gürsoy, hükümetin Kürt sorununa yaklaşımına dikkat çekerek, kaygılarını dile getirdi. “Barışın olanaklarının ortaya çıktığı şu günlerde verilen sözler yerine getirilecek mi, endişesi var mı? Ama bu endişeler, bizim kendi aramızdaki endişeler” dedi.

Sürece ilişkin kimi sol çevrelerden gelen eleştirilere dikkat çeken Prof. Dr. Gürsoy, “Bu süreçte eleştiriler karşısında da çok dikkatli çok kavrayıcı olmak zorundayız” diye konuştu.

Akil İnsanlar Komisyonu’nun eksikliklerine, yanlışlıklarına rağmen bütünüyle reddedilmemesi gerektiğini söyleyen Prof. Gençay Gürsoy, şöyle konuştu:

“Gittikleri yerde barış konuşacaklar. Kürt sorunuyla ilgili toplumsal meşruiyet kazandırması bakımından bu çabaların anlamı vardır. Ancak kendi başına bırakmamak gerekiyor. Başbakan’ın aklındakiyle bize gösterdiği proje arasında geniş bir açı farkı var. Bu nedenle heyetlerin yalnız bırakılmaması, yapılan toplantılara aktif bir şekilde katılması gerekiyor.”

PEKER: SÜRECİ ELEŞTİRİLERLE DESTEKLİYORUM

Akademisyen Murat Peker, “Bu süreci eleştirilerle destekliyorum. Ciddi eleştirilere muhtaç olan, eleştirildikçe derinleşecek, gelişecek bir sürece girildiğini düşünüyorum” diye konuşmasına başladı.

Peker, “Kalıcı adil bir barışa ulaşılacaksa, önemli bir mesafe toplumsal yüzleşme sürecine ayrılması gerekir. Desteğin sürdürülebilir olması için bu toplum yakın tarihi ile bu konu üzerinde yüzleşmeli” dedi.

Peker, yüzleşmeyi şöyle tanımladı: “Yüzleşmenin iki temel amacı vardır. Birincisi hakikatin ortaya çıkmasıdır. İkinci amacı da, iki tarafın arasında ilişkisel bir alanın kurulmasıdır. Yüzleşme, uzlaşma dediğimiz pratikteki en önemli şey, kendilik halimizle yüzleşmedir. Türklerin Türklük haliyle, devletin kendisiyle yüzleşmesi. Kürtler açısından yaşadığı mağduriyetlerle yüzleşmesidir.”

‘ERMENİ SORUNU ÇÖZÜLMEDEN KÜRT SORUNU ÇÖZÜLMEZ’

Ermeni Kadın Platformu’ndan Kayuş Çalıkman Garilof, Türkiye’deki Ermenilerin durumunu anlattı, “Bu topraklarda Ermeni olmak kadar Ermenilerin yanında olmak da zordur”  diye konuştu.

Öcalan’ın 21 Mart mesajına dikkat çeken Garilof, şunları söyledi: “Önemli olan umut, sürecin önemi ve devamı. Bir kadın ve Ermeni olarak, her iki kimliğimin de bu sürecin dışında  bırakılmasının süreci de tıkayacağını düşünüyorum. Barış, Türkiye’nin demokratikleşmesine yönelik çabasında bir araç olmalı. Ermeni sorunu, 1905 olayları, hatta 1909 Adana olayları hatırlanmalı. Ermeni sorunu çözülmeden Kürt sorunu çözülemez. Kürt sorunu çözülmediği sürece Türkiye demokratik bir ülke olamaz.”

“ALEVİ TOPLUMUNUN REFERASNLARI İSLAMİ REFERANSLAR OLAMAZ”

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Servet Demir, bazı Alevilerden Öcalan’ın mesajına gelen tepkileri hatırlattı, Kürt halkının haklarının verilmesine Alevilerin hiçbir zaman sırtına dönmediğini belirtti. Demir, “Biz hiçbir zaman demokratik Kürt hareketinin karşısında olmadık, sürekli dayanışma içinde olduk. Hakların verildiği bu sürecin tarafıyız. Kürt halkının taleplerinin kazanmasından yana tarafız” ifadelerini kullandı.

Sürece dair kaygıları olduğunu söyleyen Demir, şöyle konuştu:

“Ancak bu sürece ilişkin kaygılarımız da var. Alevi toplumunun referansları İslami referanslar olamaz. Burada Kürt hareketinin önderi sayılan Sayın Öcalan’la bu konuda ayrışıyoruz. Biz tarihte barışı değil, katliamları yaşadık. İslami referanslarla Alevi toplumuyla buluşma mümkün olmaz.”

Demir, Türkiye’nin demokratikleştirmesi sürecinde Aleviler olarak yer alacaklarını belirtti, “Ancak bize akıl veren tarzda değil, eşit bir tarzda ilişki kurulmasını istiyoruz. Kürt hareketinin de devrimci örgütlerin de arka bahçesi olmadan mücadelede yer alacağız” şeklinde konuştu.

‘HENÜZ BARIŞ ORTAMINA GELİNMEDİ’

BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, Kürt özgürlük hareketinin uzun süredir hakikatleri araştırma ve yüzleşme komisyonu kurulması önerisinde bulunduğunu söyledi, “Ancak Türkiye henüz buna hazır değil” dedi. Henüz barış ortamına gelinmediğini belirten Tuncel, “Ortada, barış için direten bir taraf var” dedi.

PKK’nin daha önce yaptığı ateşkeslerin devlet tarafından imha operasyonlarıyla karşılandığını hatırlatan Tuncel, Oslo görüşmelerinin sona ermesinin ardından askeri ve siyasi operasyonların arttığına dikkat çekti. Tuncel, “Ancak tüm askeri ve siyasi operasyonlara rağmen Kürt özgürlük hareketi, AKP’yi masaya oturttu” dedi.

AKP hükümetine güvenmediklerinin altını çizen Tuncel, şöyle konuştu: “Biz halkımıza, Kürt özgürlük hareketine ve Sayın Öcalan’a güveniyoruz. Kürt hareketi ne yaptığının farkında. Emek, ekoloji, dil sorunlarımız çözülmedi. Daha yolun başlangıcındayız. Demokratik mücadele ile devleti buna zorlayacağız. Kürtler demokratik özerklik talebinden, demokratik Türkiye talebinden vazgeçmiş değildir. Tüm halklara, mücadeleyi bırakma değil, yeni mücadeleyi sürdürme çağrısı yapıyor.” diye konuştu.

Tuncel, Aleviler ile tartışmalara ilişkin olarak, “O metin, Kürt halkına değil, Türk halkına ve dünyaya yazılmış bir metindi. İslam kardeşliği geleceğe dönük bir değerlendirme değildi. ‘Sizin İslam kardeşliği dediğiniz şeyde yok etme yoktur’ demiştir. Mesajı buydu” diye belirtti.

Tuncel, sürecin nasıl gelişeceğinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtti, “Bu mücadeleyi birlikte yürüteceğiz. Barışı hep birlikte kuracağız. Bu barış AKP’ye bırakılmayacak kadar çok önemli bir süreçtir” diye konuştu.

Aleviler çözümü desteklemeli…

Murat AKSOY

Çözüm sürecinin başlaması ile birlikte toplumdaki farklı kesimlerin süreç karşısında pozisyonları tartışılmaya başlandı. Gariptir tartışılan sadece siyasi partilerin duruşları değil. Son günlerde Alevilerin süreçte nerede durdukları konuşulmaya ve tartışılmaya başlandı. Bu, bana seçim dönemlerini hatırlattı. Bilirsiniz her seçimde ‘Aleviler kime oy verecek’ diye sorular sorulur cevaplar aranır. Şimdi de merak edilen soru ‘Alevilerin süreci destekleyip, desteklemediği’. Bu tartışma, Alevilerin kitlesel olarak CHP’ye oy vermesinden kaynaklanabilir.

Gariptir sanki Aleviler siyasal bir kimlik ve partiymiş gibi sürecin karşısında konumlandırılmaya ve bunun üzerinden analiz edilmeye başlandı.

Bu yanlış. Çünkü Aleviler şu anda yüzde 70-80 çoğunluğu CHP’ye oy veren ve potansiyel CHP seçmeni bireyler. İçlerinde cemaatsel hareket edenler olsa da bu durum değişmiyor.

Alevilerin, çözüm sürecinde siyasal bir özne olarak görülmesi, Alevilerin gündelik hayatta yaşadıkları sorunlardan kaynaklanıyor. Dahası Aleviler, bu sorunlar üzerinden siyasi taraf olmaya zorlanıyorlar. Yaşadıkları sorunlar üzerinden pozisyon almaya zorlanıyorlar.

Öcalan’ın 21 Mart’taki çağrısında ‘Alevileri’ saymamasını bazıları Alevilerin sürece karşı çıkması için araç olarak kullanılıyor. Yine çözüm sürecinde ortaya çıkan ‘İslam’ vurgusu da aynı şekilde kullanılıyor. Kabul edelim ki, bunlar siyaseten doğru bir tutum değildir. Bu söylem yüzünden Alevileri çözüme karşı göstermek haksızlıktır.

BARIŞA DESTEK ÖNEMLİ
Bireysel olarak tek tek Alevilerin bu süreci desteklemeleri vicdani sorumluluklarıdır. Çünkü Aleviler, Alevi olmaktan gelen insani duruşlarından dolayı bunu yapmalılar.

Kabul edelim ki, Alevilik dinsel yorum ve pratikleri itibari ile kültürel bir kimliktir, siyasal bir kimlik değil. Aleviler siyasal tercihlerini bu kültürel kimlikleri üzerinden yapmaktadırlar.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başına geçmesi öncesi Alevi oylarında göreli farklılık ortaya çıksa da bu Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkan olması ile son bulmuştur.

Alevilerin çoğunluğu (etnik kimliği Türk/men olan ve kendilerini etnik kimlikten çok Alevi olarak tanımlayanlar için geçerlidir) için siyasi adres CHP olmuştur.

Gerek 12 Eylül 2010 referandumunda ‘hayır’ oyu vererek gerekse 12 Haziran 2011 seçimlerinden ‘CHP’ye’ oy vererek bunu göstermişlerdir.

Örneğin Tunceli gibi, her iki kimliğin yoğun yaşandığı ilde 12 Haziran 2011 seçimlerinden CHP oylarını 2007’ye göre yüzde 26’dan yüzde 52’ye çıkarmıştır. Üstelik bu değişim 2009 yılında Onur Öymen’in ‘Dersim çıkışına’ rağmen olmuştur.

Kılıçdaroğlu’nun ‘Kürt ve Alevi’ kimliğine hiç siyasal atıf yapmamasına rağmen tablo budur.

Bugün Aleviler, çözüm süreci karşısındaki tavırları bu açıdan kritiktir.

Burada Alevilerin çoğunluğunun bu sürece desteği yine Kılıçdaroğlu ve CHP’nin duruşuna bağlıdır. CHP eğer bu sürece açıkça karşı çıkarsa Aleviler arasında bir ayrışma yaşanabilir. Bu ayrışma ise daha çok kimi Alevi kurumlarının BDP, HDK ile kurmuş oldukları ilişki üzerinden olabilir.

Yok eğer CHP bu sürece ‘sessiz’ kalarak destek verirse Alevilerin CHP ile ilişkisinde bir değişim olmaz. Burada Aleviler için belirleyici tercih ‘sorun’ değil ‘siyasal aidiyet’ tercihidir.

AK PARTİ’NİN SORUMLULUĞU
Burada şu soru sorulabilir; Bugün Alevilerin büyük bir kısmı neden CHP dışında bir partiye yönelmiyor?

Mesela çözüm sürecini destekleyen ve tarafı olan BDP, Alevilerin siyasal tercihi olabilir mi?

Alevilerin gerek BDP’ye olan mesafesi gerekse çözüme olan mesafeleri CHP’nin sol, özgürlükçü, ilerici olmasından değil, iktidarda AK Parti olmasından kaynaklanmaktadır. Çünkü Aleviler için CHP tercihi bir irade değil ‘ehven-i şer’ durumudur.

Bu algıyı kırmak Alevi Açılımı’ndaki siyasal başarısızlığa rağmen AK Parti’nin elindedir.

Alevilerin kamusal alanda, gündelik hayatta karşılaştıkları ayrımcılıkların önlenmesi konusunda AK Parti’ye büyük sorumluk düşüyor. Çünkü ‘büyük Alevi dernek ve vakıflarının’ sıkça dile getirdikleri gibi Alevilerin hayatlarının öncelikli etkileyen sorunları ‘Din derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılması’, ‘Cem evlerinin ibadethane olması’ değildir. Bunlar sembolik açıdan önemlidir kabul. Aleviler açısından daha temel sorun, Alevilerin kamusal alanda ve gündelik hayatta uğradıkları ayrımcılık ve dışlanmadır. Sorun bunun nasıl aşılacağıdır.

Bunun bir yolu Alevilerin siyaseten bireyselleşmeleri ve siyaseti keşfetmeleri , diğer bir yolu da Alevileri kazanmak isteyenlerin kendilerini Alevilere açmasındadır. Bu açılım, Alevilerin kamusal alanda eşit katılımı onlara arasında var olan heterojenliğin ortaya çıkmasının yolunu açacak ve onları özgürleştirecektir. Sürece destek bu açıdan ilk adım olabilir.

Akil İnsanlar içinde olan Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan’ın ‘akil insanlar yetmez, muhalefet de bu sürecin parçası olmalıdır’ açıklaması önemli bir hatırlatmadır. CHP’nin çözüm sürecin parçası olması bir yönüyle Aleviler için de kamusal alanda eşitlik yolunun açılması anlamına gelir.

Çorum Katliamı Direnişçilerinden İbrahim Satılmış Hakka Yürüdü

Çorum katliamında direnişiyle tanınan ve 1994 yılında 24 sayısı çıkan “Alevi Halk Gerçeği” dergisinin kuruculuğunu ve yayın yönetmenliğini yapan İbrahim Satılmış hakka yürüdü. Satılmış ayrıca, Almanya’nın değişik kentlerinde çok sayıda Alevi derneğinin açılmasına da öncülük etti. Bir dönem Hedef Gazetesi Avrupa Temsilciliği de yapan İbrahim Satılmış, uzun bir süre inşaat işçiliği ve büfe işletmeciliği yaparak hayatını sürdürdü. Türkiye Almanya İnsan Hakları Derneği (TÜDAY)’ın da yönetim kurulu üyesiydi. Fatoş Satılmış ile evlendi, Sinan isminde bir de oğlu vardı.

Satılmış, çalıştığı iş yerinde kalp krizi geçirerek yaşama veda etti. Evli ve bir çocuk babası Satılmış, Çorum’da 1980 Mayıs-Temmuz aylarındaki Çorum Katliamı sırasında direnişi ile tanınan bir simaydı.

12 Eylül darbesi sonrası yaşanan baskılardan sonra Avrupa’ya çıkan Ibrahim Satılmış uzun yıllardan bu yana Köln şehrinde yaşıyordu. Bir çok devrimci, yurtsever kurumda yöneticilik yaptı.

Satılmış’ın ağabeyi Rıza Satılmış ise, 1994 Siirt/Kurtalan‘da TDP gerillası iken TSK tarafından gerçekleştirilen operasyonda hayatını kaybetmişti.

 

Almanya’da Alevi Kültürü dersleri

Almanya’nın Kehl kentide Falkenhausenschule İlkokulu’nda Alevi kültürü ve din dersleri önümüzdeki çarşamba günü başlıyor.

Alevi kültürü ve din dersinin verileceği ilkokulda cuma günü tanıtım programı düzenlendi. Programa Baden Württemberg Eyaleti Alevi Kültür ve İnancı Eğitim sorumlusu Hasan Öğütçü, Bühl Alevi Kültür Merkezi (AKM) Başkanı Rıza Yeşilgül, derneğin gençlik kolları başkanı Zelal Aksu, Falkenhausenschule İlkokulu Müdiresi İmogen Remmert, Kehl eğitim müdür yetkilisi Gottfried Böhler, Kehl belediye ve kilise temsilcileri, Alevi kültür din dersi öğretmeni Sevda Kayataş’la beraber 100’e yakın davetli katıldı.

Alman katılımcılar yaptıkları konuşmalarda “Öğrencilerin kendi inanç ve kültürünü öğrenmeleri en doğal hakkıdır. Öğrenciler anadilini çok iyi öğrensinler, eğitimde başarının ve yabancı dil öğrenmede kilidin anahtarı anadildir” dediler. Anadilin önemine vurgu yapan konuşmacılar farklı inanç ve kültürlerin toplumlarını zenginleştirdiğini, renklendirdiğini, bu sayede herkesin çok mutlu olduğunu söyledi ve herkese başarılı çalışmalar diledi.

Okulun müdiresi Remmert, “Okulumuzda 10 yıldır iki dilli, Almanca-Fransızca, eğitim veriyoruz. Okulda 15 sınıfta 24 ülkeden 350 öğrenci bulunuyor. Alevi toplumunun özlemle beklediği Alevi din dersleri farklı kültür ve inançlarda eğitim veren okulumuzu daha da zenginleştiriyor” dedi.

Eyalet eğitim ve inanç sorumlusu Hasan Öğütçü davetlilere Alevi felsefesini, inancını ve kültürünü anlattı. Baden Württemberg Eyalet sorumlusu Öğütçü, Almanya’da 2006 yılında başlayan Alevi din derslerinin 8 eyalet okulunda verildiğini hatırlattı. Baden Württemberg Eyaletinde 33 okulda 450 öğrenciye Alevi din dersinin öğretildiğini söyledi ve 2013 yılının sonuna doğru Weingarten Eğitim Fakültesinde alevi eğitim kürsüsünün açılacağını müjdeledi.

Kehl ve çevresinde yaşayan 400’e yakın Alevi vatandaşa hizmet veren Bühl AKM Başkanı Rıza Yeşilgül ve eski başkan Ali Cevat Pektaş, “Bu gün bizim mutlu günümüz. Kültürümüzü genç nesillere aktarmak için hep özlem duyduk. Eskiden öğretmen yoktu, öğrenci vardı. Şimdi eksikler giderildi” dedi.
 Kehl kentinde ilk Alevi din dersi önümüzdeki çarşamba günü saat 16.00’da 16 öğrenciye verilmeye başlanacak