Ana Sayfa Blog Sayfa 6424

Katliamını Nefretle Kınıyoruz!

18. Yıldönümünde Gazi-Ümraniye Katliamını Nefretle Kınıyoruz! 

12 Mart 1995 yılında egemen devlet anlayışının tarihsel düşmanlığının tezahürü olan bir katliama tanıklık ettik.

Kürt Alevi devrimci kimliği ile bilinen Gazi Mahallesine devletin kontra güçlerinin başlattığı saldırı ile yaşanan katliamda 22 özge canımız hayatını kaybetti. Koçgiri, Dersim, Maraş, Çorum, Sivas’da olduğu gibi yine cumhuriyetin yok sayılan ve muhaliflerine yani Kürt, Alevi devrimcilere yönelmiştir.

Gazi Mahallesi sıradan bir yer değil, bir kimliğin adıdır. Halkların kardeşliği şiarının hayat bulduğu, yoksul emekçilerin farklı olan kimlikleri ile yaşadığı, egemen resmi ideolojinin tekçi kimliğine muhalefetin adıdır.

Gazi katliamı ile yok edilmek istenen Gazi mahallesinin bu muhalif kimliğidir. Tüm milliyetçi kışkırtmalara rağmen ırkçılık zehrine bulanmadan devrimci dayanışma ve ezilen kimliklerin ortaklaştığı Gazi Mahallesi sistemi rahatsız etmiştir. Katliamla yok edilmek istenen, sindirilmek istenen Gazi Mahallesinde yaşayan halklarımızın bu ilerici kimliği ve yarattığı değerlerdir.

Katliamcılar sanmasın ki göstermelik mahkemelerde katilleri akladılar. Halklarımız, 22 canın karşılığı olarak katilleri 1 yıl ile “cezalandıran” katil zihniyetini iyi tanıyor. Egemenler üstünü örtmeye çalışsa da bu ülkenin ezilenleri, emekçileri, ötekileştirilenleri katilleri iyi tanıyor.

Gazi mahallesindeki katiller askerinden, polisine, bürokratindan siyasetçisine kadar yabancısı olmadığımız zihniyetin temsilcileridir. Dersim’de, Sivas’ta tanıdık olan bu zihniyetle ne kavgamız ne de hesaplaşmamız bitmemiştir. Bu ülkede kimliklerin ve halkların özgürlük demokrasi ve barış mücadelesi sürdükçe de devam edecektir.

Bugün Kürt halkının özgürleşme mücadelesini tasfiye etmek isteyenler, çözüm yerine savaş çığırtkanlığı yapanlar, Alevilerin hak alma mücadelesini karalayanlar, ibadet evlerini kültür merkezi gören, yoksululuğu kader gibi dayatanlar, emekçilerin sendikal mücadelesini ve hak alma mücadelesi yok sayanlar Gazi Mahallesinin katilleridir.

Herkes bilmelidir ki Dersim 38 soykırımında, Madımakta, Maraş’ta katledilerek ile bitirilmeyen halklarımızın özgürlük mücadelesi ve umudu sürüyor ve sürecek. Gazi katliamında yitirdiğimiz tüm özge canlarımız, geleceğimizin karartılmasına izin vermeyen kahramanlarımızdır.

Katliamlarda kaybettiğimiz özge canlarımız ve kahramanlarımız Muaviye soylu zihniyetlere, Hızır paşalara karşı yürüttüğümüz davamızın ışıklarıdır. Onların bedenleriyle aydınlattıkları onurlu yol rehberimiz olacaktır.

18 yıl önce bu katliamı yapan ve yaptıranları şiddetle kınıyor, katilleri adilce yargılanacağı güne kadar özgürlük mücadelemizi sürdüreceğimizi, başta Gazi Mahallesi olmak üzere özgürlük mücadelesinde kaybettiğimiz tüm canlarımıza söz veriyoruz.

Dersim, Koçgiri, Gazi unutulmaz hiçbiri!

Yaşasın özgürlük ve demokrasi mücadelemiz!

ÖZGÜR DEMOKRATİK ALEVİLER DERNEĞİ – ÖDAD

Düzen partileri ve Aleviler

Can KASAPOĞLU

Alevilerin yoğun olarak yaşadıkları coğrafyada hemen her gün Aleviler, İnançları, Cemevleri, Hak talepleri vb konularda çeşitli gelişmeler yaşanıyor.

Alevilere saldırıların ve linç girişimlerinin yanı sıra küçümseme, aşağılama ve hakarete varan yaklaşımlar bizzat ülkenin önde gelen siyasetçileri ve hatta başbakanı tarafından yapılıyor.

Örneğin başta AKP, CHP ve MHP gibi aşırı dinci-gerici, ırkçı, faşist, ulusalcı, tekçi ve tamamen Sünni, Türk-İslam Sentezli partiler Alevilere ve değerlerine adeta birbirleri ile yarış edercesine saldırmaktadırlar.

Bu partiler devletin ve dolayısıyla kendi çıkarları için on yıllardır Alevilerin sırtından, onların verdiği vergilerden her seçim döneminde arka bahçeleri görerek aldıkları oylardan ötürü varlıklarını sürdürmektedirler.

Hem varlıklarını sürdüren ve hem de Alevileri katlederek, tutuklama, gözaltı, işkence, sürgün ve her türden asimilasyonu dayatan birer siyaset izlemektirler.
AKP hükümetinin lideri ve Ülkenin başbakanı ikide bir ‘Aleviler şöyledir-böyledir’ diyerek hakaret eden açıklamaları bizzat yaparak hem suç işlemekte ve hem de ilke nüfusunun dörtte birini oluşturan Alevi toplumunu rencide etmektedir..Cumhuriyetin kurucusu CHP ise zaten başından beri Aleviler üzerinde bir korku siyaseti sürdürmekle kalmayıp, Koçgiri Katliamı ve Dersim Soykırımı başta olmak üzere, Maraş’ta, Sivas’ta, Gazi gibi, Kürt-Alevilerin katledildiği tarihsel vahşetlerin yaşandığı dönemlerde ya iktidardadır ve bizzat içinde yer almıştır yada iktidar ortağı olarak seyirci kalmıştır..

Genç cumhuriyetin ilk yıllarında ‘Diyaneti biz kurduk’ diyen CHP ve onun şimdiki genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun kendisidir..
İşte bundan ötürüdür ki CHP zihniyeti o gün-bu gündür Alevileri ve Aleviliği yok saya gelmiştir.Aynı parti ve kurumları, onların gelmiş geçmiş ve şimdiki genel başkanları, yetkilileri ise her dönem Alevilere reva gördükleri, Soykırım, Katliam, Sürgün asimilasyon politikalarını Kürt halkına ve kurumlarına karşıda uygulaya gelmişlerdir..

Bir başka deyimle gerek Kürt halkı ve gerekse Aleviler üzerindeki baskılar tek bir merkezden-cepheden ve aynı amaç, aynı hedeflerle yapıla gelmiştir..

Bu çevrelerin amaçları ve hedefleri, yine kendi ırkçı, tekçi, Türk-İslam sentezli ve ötekileştirerek ve hem de yok sayarak imha ve inkar ettikleri Kürt halkını ve Alevileri yok etmektir..
MHP’nin bozkurtçu, faşist yaklaşımı, AKP’nin her türden gerici ve dinci, inkarcı siyaseti ve CHP’nin ulusalcı, tekçi ve korku siyaseti yapan altı ok politikası, hepsinin de sonuç olarak hedefi aynıdır.Hedefte Kürtler ve Aleviler vardır. Kısa ve öz olarak ‘Eğer fiziksel olarak yok edemiyorsan inkar etmelisin, yok saymalısın, sürgüne göndermeli veya asimile vs etmelisin’ diyerek adeta ağız birliği etmişleridir. Görünürde birinin altı oku, diğerinin Ampulü, bir diğerinin ise üç hilal’i’nin hepsi Kürtler ve Aleviler için sadece ve sadece acı, gözyaşı, soykırım, katliam, sürgün, inkar ve imha anlamına gelmektedir..

Bu her üç parti ve gelmiş-geçmiş bütün düzen partileri, adları ne olursa olsun, (Kürt, Kürdistani ve gerçek muhalif partiler hariç) ortaya çıkaran, bir başka deyimle onlara hayat veren, üreteni ve doğuranı,-çekirdeği ise yine CHP’dir.. Demokrat Parti’den AP’ye, MSP’den AKP’ye, Milli Nizam Partisinden MHP’ye kadar hepsinin anası CHP’dir..

CHP, Yarın-öbür gün ortaya çakacak benzeri partilerinde ilham kaynağı olacaktır..Peki, bütün saldırılar karşısında ve adeta bir cephede birleşen düzen partileri, kurumları ve onların siyasetine karşı Aleviler ve kurumları ne yapmalıdırlar?

Aleviler, bunca organizeli, inkarcı ve imhacı, yok sayan, katleden ve iktidarını her alanda sürdüren bu zalimler cephesi karşısında ne kadar örgütlüdürler?
Kızılbaş Aleviler, devlete ve onun düzen partilerine yıllardır verdikleri vergileri ve katkıları ile yapılan Sünni din hizmetlerinin, Cemevlerini yok sayan siyasetine daha ne kadar sessiz kalacaklardır?Aleviler, asker ocağı denilen yerde ‘askerde kaza ile öldü’ denilip ama aslında kafasından kurşunlanmış ve sözde şehit gösterilen evlatlarını, canlarını askere göndermemeyi düşünüyorlar mı?

Mezopotamya’da yaşayan Kürt-Kızılbaş Alevilerin yanı sıra Anadolu’da ve diğer bölgelerde yaşayan Aleviler, Bektaşiler, Tahtacılar, Çepni’ler ve Türkmen Aleviler’de acaba Türkiye’nin toplumsal-sosyal ve siyasal, etnik, inanç sorunları karşısında yeteri kadar duyarlımıdırlar?

Kendi hak ve özgürlük taleplerini ancak ve ancak diğer mevcut hak ve özgürlük mücadelesi ile birleştirildiğinde sonuca gidebilecek Alevilerin önünde bir tek yol vardır.

Aleviler, Mart ayı içinde Koçgiri Katliamının yaşandığı, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar gününü, 12 Mart Darbesini, Gazi olaylarını ve elbette yeniden doğuşun, Direnişin ve baharın adı olan 21 Mart Newroz’u nu birleştirerek mazlum Kürt halkı ile ortak bir dayanışma içinde zalimlere karşı mücadele etmelidirler.Aleviler, cemlerinde adlarını andıkları, dar’ı na durdukları, nefesler okudukları ve ikrar verdikleri Seyid Nesimi, Hallac-ı Mansur, Pir Sultan, Seyid Rıza’ların gittikleri yolu unutmamalı ve içinden geçtiğimiz tarihsel-kutsal günlerde zalimlere karşı mazlumlar cephesinde yer almalıdırlar.

Her şeyden evvel Aleviler, 35 yıldır devam eden ve 50 bin insanın canını alan savaşın bitmesi, akan kanın durması için ağır-aksakta olsa başlatılan süreci yakından takip etmekle kalmayıp, bir an önce barış ortamının gelmesi için bütün güçleri ile içinde sürecin yer alarak katkı sunmalıdırlar..

18. Yıldönümünde Gazi-Ümraniye Katliamını Nefretle Kınıyoruz!

Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun Basın Açıklaması:

18 yıl önce 12 Mart 1995 yılında yine o bildik senaryolarla bir katliam yapıldı. 18 yıl önce yapılan katliam sonucu yașamını yitirmiş Canlarımızı bir kez daha saygı ve hasretle aynıyoruz.

Maraş, Çorum, Sivas’da olduğu gibi yine Alevilerin yoğun yaşadığı Gazi Mahallesine yapılan saldırı Alevilere ve Dervrimcilere yönelik yapılan bir katliyamdır.

Gazi Mahallesi inancıyla, siyasi kimliğiyle ve mevcut düzene biat etmeyerek sürdürdüğü kararlı mücadeleyi hazedemeyen eğemenlerin bir yok etme, imha etme projesidir. Gazi mahallesinin gösterdiği direniş, tüm Türkiye’ye yayılması eğemenlerin ve mevcut düzenin kaçınılmaz korkusu haline gelmişti. Yapılan tüm baskı ve tehditin karşısında inancından,siyasi görüşünden başka silahı olmayan masum, savunmasız insanlara acımasızca ve tam bir faşist uygulamayla müdahale edilmiştir.

Bu katliamı yapanlar, yaptıranlar unutmasınlarki Gazi Mahallesi’nin haklı direnişi ve mücadelesi bir gün Türkiye’de barbarların,insanlık düşmanlarının, canilerin en büyük korkusu olacaktir. Çünkü mazlumdan yana, zalime karşı mücadele eden Gazi Mahallesi’nin dünya görüşü bir gün Türkiye’de de kazanacaktır.

18 yıl önce bu katliamı yapan ve yaptıranları tekrar şiddetle kınıyor ve er ya da geç bir gün suçlular hak ettikleri cezayı çekeceklerdir.

18. YILINDA GAZİ KATLİAMI’NI UNUTMADIK, UNUTTURMAYACAĞIZ..

Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu

Dersim’den Kılıçdaroğlu’na mektup

Dersimli belediye başkanı, aydın ve sanatçılar, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na bir mektup yazarak, Kürt sorunuyla ilgili çözüm tartışmalarında “yapıcı” olmasını ve barıştan yana tutum almasını istedi.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’la İmralı’da yapılan görüşmelerle birlikte kamuoyunun çözüm beklentisi artarken, CHP’nin görüşmelere karşı çıkması tepkiyle karşılandı. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun tanınmış hemşehrileri Kılıçdaroğlu’na “sürece katkı sun” çağrısını yaptı.

Aralarında BDP Dersim Belediye Başkanı Edibe Şahin’in de bulundu, Dersimli belediye başkanları, aydın ve sanatçılar Kılıçdaroğlu’na mektup göndererek, “Dağa taşa, kurda kuşa, ‘insanım’ deyip elini vicdanına koyanlara ayandır ki; toprağımız sayısız acılara tanıklık etti; insansızlaştırıldı, ormanlarımız yakıldı, ekmeğimiz karneye bağlandı, 1938 Katliamı’ndan geriye kalan nüfusumuzun yarısı dört bir yana dağıtıldı. Bir halk ki hâlâ Pepug Kuşu gibi paramparça bir yürekle dolaşıyor, atlasları” dedi.

‘SAVAŞ COĞRAFYASI OLMAKTAN ÇIKSIN…’

“Dünyanın sayılı vadilerinden Munzur, Harçik ve Pêri Vadileri’nin barajlar nedeniyle kendi sularında boğulmak üzere olduğunun” hatırlatıldığı mektupta, şöyle denildi: “Düzgün Baba, Sultan Baba, Munzur Baba ve nice ziyaretgâhımız sazdan ve sözden mahrum. Dilimiz UNESCO kayıtlarına göre yok olmak üzere. Göçmen kuşlar gibi dünyaya dağılmış insanlarımız; köylerine, ormanına, dağına ve rüzgârına dönmek isterler. Ama biliyorsunuz ki ölüm kapımızdan ayrılmadı hiç. Hani ‘Dersime Sefer Olur, Zafer Olmaz’mış ya. Bu anlamda Hızır Paşalar’ın seferleri de bitmedi hiç. Virane bir yurda döndürüldü, topraklarımız. Sizin de bildiğiniz dillerimiz var orada; her kimlikten. Sizin de bildiğiniz dualarımız, ibadetlerimiz, itikatlarımız var; her inançtan. Yok sayılmaksa, sayıldık yeterince. Kovulmaksa kovulduk. Acı çekmekse, çektik Osmanlı’dan bu yana. Doğup, büyüyüp yaşadığımız o yerler, artık ‘savaş coğrafyası’ olmaktan çıksın istiyoruz. Çocuklarımıza korkusuz ve kaygısız bir yurt bırakmak istiyoruz.”

‘BARIŞI ENGELLEYEN BİR İMAJ YARATIYORSUNUZ’

Belediye başkanları, aydın ve sanatçılar, son günlerde barış için çözümlerin konuşulduğuna dikkat çekerek, Kılıçdaroğlu’na, “Başta destek verdiğiniz bu sürece karşı son dönemlerde farklı bir tutum sergilediğiniz algısı oluştu. Hükümetin, muhalefete ‘yeterli’ bilgiyi vermemiş olması, gelişmelerin şeffaf yürümemesi, çözüm sürecinin önünde durmayı gerektirmez. Aklımızın ve vicdanımızın sesine kulak verelim” diye seslendiler.

“Başta Kürt halkı olmak üzere, savaştan payına düşen acıları alan herkesin umutlanmak istediğinin” kaydedildiği mektupta, “Dersimliler olarak sizin ve Genel Başkanı olduğunuz CHP’nin, barış sürecini engelleyen bir imaj yarattığınızı düşünüyoruz. Hem Dersim Katliamı tartışmalarında hem de milliyetçilik tartışmalarında kamuoyu önünde iyi fotoğraf vermediğinizi de görüyoruz. Bütün bunlardan büyük endişe duyduğumuzu bilmenizi istiyoruz. İçinde yer aldığınız ve bugün Genel Başkan olarak başında olduğunuz fikriyatın, Türkiye gerçeklerini yok saymakla bugünlere gelindiğini ve bunun Türkiye’ye çok pahalıya ve büyük acılara neden olduğunu kendiniz de bilmektesiniz. Değişen dünyada, değişen Türkiye’nin iklimini barıştan yana büyütmesi için çaba ve katkılarınızı bekliyoruz” ifadeleri yer aldı.

‘1938’İN ACISINI YAŞAMIŞ BİRİ OLARAK BARIŞA ŞANS VERİN’

Barışın çaba sarf edildiği takdirde gerçekleşebileceğini kaydedilen mektubun sonunda Kılıçdaroğlu’na ‘barışa şans verin’ çağrısında bulunuldu. “Sizden ve başında bulunduğunuz partiden gayret göstermenizi istiyoruz. Bunu da başta kültürümüzün bir parçası olan Dersim için, sonra da Türkiye’de yaşayan halklar için yapın. Barış insani ve vicdani bir çığlıktır. Bir Dersimli, bir Alevi ve 1938’in acısını yaşamış toplumun bir ferdi olarak, barışa bir şans verin. Yoksa ne tarihin ne de 1938’de toprağa verdiğimiz insanlarımızın vebalinden kurtulabileceğiz.”

İMZACILAR

“Edibe Şahin (Dersim Bld. Bşk.) Cevdet Konak (Hozat Bld. Bşk.), Tekin Türker (Mazgirt Bld. Bşk.), Kenan Çetin (Pertek Bld. Bşk.), Aynur Doğan, Celalettin Can, Ferhat Tunç, Hasan Sağlam, Kazım Genç, Erdoğan Emir, Umut Hozatlı, Ali Çalışkan, Aysun Karadoğan, Bülent Akdağ, Dilara Bıçakçı, Emir Ali Yağan, Ergin Doğru, Hasan Ali Kılıç, Hüseyin Ayrılmaz, İbrahim Karakaya, Kubilay İğit, Mesut Özcan, Nesimi Aday, Resul Yıldız, Sinan Kırmızıçiçek, Yalçın Çakmak, Sabit Menteş, Ahmet Can Akyol, Ali Ekber Coşkun, Barlas Beyaztaş, Ercan Geçgin, Hatice Altınışık, Eylem Yüksel, Hüseyin Elçi, İsmet Demirdöğen, Makbule Çerimli, Metin Kılıç, Nimet Tanrıkulu, Sayme Koşar, Tevfik Taş, Yaşar Kılavuz, Akın Yanardağ, Aslan Sultan, Belgin Cengiz, Cemal Taş, Kemal Yüksel, Fadıl Öztürk, Heval Ali, Hüseyin Özan, Mehmet Çakmak, Murat Işık, Nihat Öz, Selman Yeşilgöz, Gürbüz Solmaz, Ali Baran, Aydın Öztürk, Burhan Gündoğan, Cemil Koçgiri, Doğan Munzuroğlu, Özgür Fındık, Hüseyin Aygül, Hüseyin Şahin, Kemal Mutlu, Mehmet Çetin, Mustafa Yerlitaş, Nihat Sarı, Özgün E. Bulut, Vedat İlbeyoğlu, Mazlum Doğan..”

Munzur büyük bilge piri: Pir Firik Bav

Haydar MUNZUR

Bir şafak vaktiydi kalbimi bıraktığım Munzur un sonsuzluğuna. Alıp götürmüştü beni gezdiğim diyarlarda. Nice dağların derin vadileri ve yüksek yaylalarında güller toplamış tim sana biliyormuşsun…

Gecenin ıssızlığında, turnaların yüzerek geçtiği gökyüzünün suskun maviliğinde bir tek kalbimle dinlemiştim, sesiz ötüşlerini. Ve gelip geçmişlerdi Munzurlardan kanat çırparak Arguvan kalesine doğru…

Yeniden Munzur gitmek, onun görkemli akısında isyankâr dağlarından. Pirim seyit Rıza”nın Gagan yaylasındaki ateşgahında konaklamak. Hatıralarıyla ölümsüzlüğe yürüyenlerin mekânında… Yeniden özgürlük ateşini yakmak ve sana olan isyanımla tarihin suskun dilleri ne zaman konuşacaktır. Ve sıra ne zaman gelecektik çilekeş halkıma. Sen yinede bekle dağların kuytularından doruklarına yükselen yetim anaların özgürlük savaşçıların çığlıkları yıla onurun temsileri konuşacaktır can pahasına. Nice şehit düsen dava yoldaşlarının anılarını tazelemek. Dersim tarihin kendisine yüklediği şehitlerimizin nasihatnamelerindeki özgürlük anıtını, geçmişin anılarından geleceğimizi yaratmak. Seyit Rızadan, Beseler, Ali ser, Zarifiler, Sahan ağalardan Ana tanrıçamız Zilan a. Ve bütün özgürlük şehitlerimize Bu soylu tarihsel değerlerimizin ürünü olan cümle halk şehitlerimizi Dersim asla unutmayacaktır…

Deryalara acılan kayıp umutlarını, ummanın derinliklerinden yatan, sesiz yarınların bilinmez sevinci kalmıştı yıkılan harabelerinde…

Kelebekler dönmüştü, gecenin yanan kor alevinde, yanmaya hasret kalarak… Nasılda özledim seni Munzur. Doruklarında buz salkımları saklıdır simdi. Tarihin adil tanığı elleri koynunda yetim anaların çığlıkları saklıdır doruklarında ey Munzur.

Cemler bağlamıştı Pirimiz Seyit Rıza, Mansur darında, bilgeler toplanmıştı. Erenlerle semah dönmüşlerdi, doruklarındaki mağaraların gizemliliğinde, yoluna ikrar verilmişti, dava dan asla dönülmemek üzere.

Tarihin emaneti saklıdır Zuhal yıldızında. Her gece vakti Munzurların doruklarında izlemiştim parlayan yıldızların yansıyan sessizliğini ve birde dağların bilgeliğiyle. Dağlarında taşıdığı özgür geleceğin hayallerini… Ve birde gelecekten habersiz, yaşamın umudu dolu çocukların sevinci, Panzerlere saldıran küçücük yüreklerden koca uyanışından korkmalısın. Mor menekşenin suskun güzelliği yeniden yaşama umudunu vermişti. İşte her gün ülkemin sevinci zafere götürecek yeniden bir başlangıç olacaktır….

Bilemem ki kaç asırdan beri büyük umutla açan ve her sonbahar rüzgârlarına kaptırdığı yaprakların sayısını… Ve her bahar yeniden açacaktı toprağında sakladığı gizemli kökleriyle mor menekşem…

Dersimin güzel sevdası, Yarın yine geleceğim, sana türkülerin en güzelini dorukların da yankılanıncaya kadar… Gönül bir gemidir sen dümenisin, Yelken açmak ister bu Devreşlerin Bilgemiz Pir Firik Bava…

Bir tarihe tanıklık etmiş Dersim bilgelerinden Pir Firik Bava yi kaybettik anisi önünde saygı ile eğiliyoruz. Bir asırlık bir ömrünü Kızılbaş Alevi geleneğine adayan ve yola göre yasayan bunu kişiliğinde taşıyarak topluma mal eden, Pirimiz Firik bava Dersimin Ovacık ilçesinin Munzur dağ silsilesinin bir sur gibi ördüğü, Ovacık ilçesinde yasamış olup Devreş Cemal ocağında bir cağın temsilcisi olan Firik dede kendi yıkık evinde 106 yasında hakka yürümüştür. Tarih gibi kalmasını başaran en değerli bilgelerimizden biri olmuştur. Belki de yaşadığı süreç içerisinde kimseler onu fazla tanıyamamışlardı, bunun çok özel nedenleri olmuştur.

Ülkemiz tarihinde ve son uygarlığında tanıklık etiği, 1980 Eylülünde Faşist generaller vatan millet elde gidiyor bahanesiyle tüm ülke yönetimlerine el koyarak, ülkede boydan boya faşist terörün en acısını, Ovacık“ta kendi köyünde pirimiz Firik dede tanık olmuştur. O dönem genç devrimci düşünceyle tanışan, Behzat Firik, Abisinin gözleri önünde ağaca bağlanıp, işkence yapılarak katledilmiştir. Kendisini tanrı kral yerine koyan, kulaksız yüzbaşı tarafından diri diri yakılan, Behzat Fırik“in de babasıdır. O günden beri unutamadığı bu vahşetiyle oğlunun acısıyla yas tutan Firik Dede, sakallarını bir daha hiç kesmedi. “Mücevheri yerinde satın, tenekecilere vermeyin, sarrafını bulursanız verin” diye kendisini ifadelendirmişti. Bir dahada hiç konuşamadı. „Firik dedenin sözünü anlayacak sarrafa mı rastlamadı bu bir sessiz protestomuydu içinde taşıdığı bu sırrı kimsede fazla anlayamadı…

12 Eylül 80 cuntası toplumumuza ait tüm kutsal değerleri kökünden söküp atmayı hedeflemişti. İnsanin kendisine ait kültürü ve şekillendiği ulusal sosyal tarihsel değerleri ülkemizdeki kanlı faşizmin en ağır darbesine maruz kalmıştı. Devlet adına tüm yöneteni ele geçiren bu dikta rejim tarihin en barbar felaketini insanlığa yaşatmasına herkes şahit olmuş, kendi ülkesinde hic bir can güvenliğinin olmadığı bir gelecekle karsı karsıya bırakılmıştı.

İşkenceden geçmeyen bir tek namuslu onurlu insan kalmamıştı. Halkımızın gözleri önünde en sevdikleri, orta cağ arenalarını aratmayacak en vahşi yönetenlerle, Türk askerleri tarafında halka izletilerek parçalanmıştı. Yani derin bir evlat acısını halka yaşatarak tüm duygularını acılara boğmuştur. İste Büyük Pirimiz Firik Bavanin en sevdiği ciğer Paresi bu dönemde, Türk askerleri tarafında insanların gözleri önünde vahşi yöntemlerle çevresindeki insanlara izletilerek katledilmişti. Önce bir ağaca bağlanır, sonra etrafında büyük ateşler yakılır, kasaturalarla gözleri oyulur, sonrada ateşin içerisine atılarak yakılır…….

Bu değerli halk ve vatan şehidi, Behzat Firik in şahadeti önünde saygıyla eğiliyoruz ve Behzat firik halkımızın kalbinde sürekli Pirimizin sevgisiyle yaşayacaktır…. Tabii ki Pirimiz Firik Bava bu insanlık tarihinde ilk defa tanık olduğu bu faşist devletin vahdeti karsısında daha nasıl konuşacaktı. Köyleri yakılıp yıkılarak talan edilen halkımıza savaşarak direnmekten başka konuşacak bir şey geride bırakılmamış ki.

Bir gün dağ köyünden Pirimiz Firik Dedeyi ziyaret etmiştik. Kendisini yeterli tanımasak ta, Güzel doğal kıyafetlerin arasında nur yüzü, yaslı adamın bizi aşağıdan yukarıya derin süzülmesinden oldukça etkilenmiştik. Gerçekten bize söyleyeceği çok şeylerin olduğunu iliklerimize kadar his etmiştik. Fakat kaldığımız süreç içerisinde de hiç konuşmamıştı. Derin acılar dilsizdir. Çağımızın sade kıyafetleri içerisine gizlenmiş, Bir mühcever dolu yürek, gözyaşlarıyla dinlemişti bizi…

Sıra bir gün halkımızın özgürlük intikam duygular inada gelecektir. 93 sonbaharı Dersim dağlarında Kürt özgürlük savaşçıları zalimden haksızdan hesap sormuşlardı Firik Dedenin torunları… Dersimin kutsal mekanı Munzur bavanin ziyaret köyündeki karakola yapılan bir saldırı eyleminde Ovacıkta panzerin içerisinde takviye gelen Dönemin en barbar işkencecisi olan kulaksız yüzbaşı gelen panzeriyle birlikte imha edilir.

„70“lerin sonlarıydı sanırım. Firik Dede, Piro Newes, Aydınê Heşi, Qeramanê Mırci, Rızaê Berti gibi Ovacık“ın o dönemki insan-ı kâmilleri amcam Weliağa“nın evinde toplanırlardı bazan, önce sohbet, muhabbet, sonra saz-söz, ikram derken sonra uzun bir sessizliğin içinde öylece otururlardı. 6-7 yaş hafızamdan kalan bu görüntüyü de hala merak ederim. Bu bilge adamlar niye susuyorlardı, öyle saatlerce. Bu ve benzeri yanıtlanmamış birçok soru ve sırlarıyla hepsi çekip gittiler aramızdan.” (Eyüp Hanoğlu)…

Bütün acılar ortamında kendisine yabancılaştırılan bir sistemin çarklarıyla boğuşarak bilgece yol almış pirimiz, Arifler ve bilgeler makamının soylu bileşkesi olmuştur. “Yüzü şemsi kamber, gözleri nur” dolu bilge dedemizin hayatını anlatan bir film yapan yönetmen Buket Aydın, izlenimlerini şöyle aktarıyor: “Bir Hızır perşembesinde köhne ama içten hazinesine konuk olmuştum. Bir kat yatak, bir kuzine, bir saz ve dört duvar… Ama içten.. Ama sıcak.. Ama huzur dolu… Ve bütün dünya mallarından arınmış arı bir mekân dı. Evden ayrılırken aklımda tek bir düşünce vardı. Değerlerini kaybedenler bir daha asla kendileri olamazlar, kendileriyle olamazlar. Asla geçmişlerini bilmez ve bu günü yaşayamaz ve yarına hazır olamazlardı.” “ Tam da dört dağ içinde terk edilmiş bir kentte bir asır yaşam… Adımlar ağır ağır, bakışlar tane tane… Ne acelesi var görünürde, ne de geride kalanlara söylenecek son bir sözü… Belki bizim gibilerin aradığı adamdı o… Belki beklediğimiz son klam onun dilinde saklı… Bir sona yaklaşmaktayız hepimiz Sahi kimin sonudur bu? Bizim mi? Yaşlı adamın mı? Yoksa İnsan-ı Kamilin mi…?

Efendim efendim canım efendim
Ben senin kulunum sen benim sultanım

Yüzün şems-i kamer gözlerin nurdur
Aynı hilale benzer kaşların
On sekiz bin âlem hüsniyem kuldur
Lebin kevseri durdur düşleri

Seni sevenlerin can içinde canısın.
Âşıklar katredir sen ummanısın
Gönül bir gemidir sen dümenisin
Yelken açmak ister bu dervişlerin

Hakka yürüyen insan-i kamil, büyük bilgemizin hatırası önünde saygıyla eğiliyoruz yolu bize ışık mekanı nur olsun.

 

Kardeşlik ve yardımlaşma dini; KAKAİLİK

Röportaj Kejé Bémal

Birbirlerine bakmayı unutan bireylerden oluşan toplumların, birbirlerinin acılarını, sevinçlerini, iyilik ya da kötülüklerini görme şansı kalmaz. Birbirlerini görmeyen toplumların, birbirine düşman kesilmesi ve gerekçesiz zulümler yapması da böylece kolaylaşır. Çünkü kimse tanıdığı ve anladığına düşman olmaz. İnsanı korkutan ve yok etme güdüsünü kışkırtan bilinmeyene duyduğu tedirginliktir. Sanırım bu emperyalistlerin bizden çok önce farkına vardıkları bir formül olsa gerek ki, canları ne zaman Ortadoğu’yu birbirine kırdırtıp ve bu karışıklıktan çıkan rantiyeyi yemek istese etnik ve çeşitli dini grupları birbirine düşürmekle işe başlarlar. Buna uygun zemini birazda bizim kendimizin dışındaki her inancı ötekileştirmemizden dolayı bulurlar. Ve düşündükleri gibi gelişen planları Ortadoğu’yu kana bularken, Onlar her seferinde sonuca gitmenin vicdansız pervazsızlığıyla yeni katliam ve rant planlarının peşine düşerler.

Sanırım hep beraber bu gidişe ‘’bu dereden bu kadar balık!’’demenin zamanı geldi. Bir Kürd çocuğu olarak ben isterim ki işe Kürdistan’dan başlayalım. Güney Kürdistan hepimizin ortak düşüydü, aynı zamanda benim baktığım yerden öncelikli olarak Kuzey büyük parçanın ve diğer parçaların özgürlüğünün de habercisi. Bu anlamda hepimizin büyük ve özenle bu müjdeci bebeği büyütüp, binlerce yılın bize kattığı i temel değerlerimiz ve erdemimizle yetiştirmemiz lazım!

Bu anlamda kırmızı çizgilerimizden biri Kurdistan’da ki dinlerimiz olmalı. Ulusal kimliğimizin hemen ardından gelen toprak bütünlüğümüz ve bunun içinde yaşayan çeşitli dinlere mensup popülasyonumuz dokunulmazlıklarımızın arasında olmalı ki, sağlam bir temel üzerinden ülkemizi inşa edip birlikte kardeşçe ve özgürce yaşayabilelim.

Meseleyi bu açıdan ele aldığım için size öncelikle kadim dinlerimizden Ezidi’liği tanıtmıştım. Şimdi de ‘’Kakailikle ilgili bir dosya hazırlığı içindeyim. Ana hatları ile bu dinin felsefesini öğrenmeniz açısından en yetkili ağızlardan biri olan Felakettin Kakayi ile yapılan bu röportajın hepinizin kafasındaki ‘’Kakailik nedir?’’sorusuna öncelikli olarak bir cevap olacağı inancını taşıyorum.

Bu röportaj sayesinde hayatıma giren ve ses tonu dahil tüm varlığı ile insana inanılmaz bir rahatlık ve huzur veren Felakettin Kakayi başta olmak üzere, kendisiyle görüşmemi sağlayan Sayın Mesut Tek’e, (üstelik sadece bu röportajdan dolayı değil varlından dolayı), O olmasaydı asla bu röportaj’ın çevrilemeyeceğine inandığım güzel oğlum Ömer Faruk Kaya’ya, son kırk dakikasının çevirisinde benden yardımını esirgemeyen güzel delikanlım Serhat Ayebe’ye, teşekkür yetmeyeceği için teşekkür etmekten vazgeçtim. Sevgiyle hepsini kucaklarım. E hadi okuyup siz de bana teşekkür edin, müthiş yorucu bir süreçten geçti bu röportaj haberiniz olsun!Yok teşekkür etmeyin bana vazgeçtim. Bunun yerine birbirinizi anlayıp, dinleyin ve işgalcilerin oyunlarına karşı birbirinizi kollayıp yücelin!

Nedir Kakailik?

-Kakailiğin çıkışı sırdır. Senkretik yapıda, heterrodoks bir inançtır. Alevilik öğretisine çok yakın, Temizlik, dürüstlük, iyilik ve affedicilik temelleri üzerine şekillenmiş bir öğretidir.

Kakiliği tanımlayan üç isim vardır;Irak’taki isimleri ‘’kakai’’dir. İran’da resmi isimleri ‘’Ehl-i Hak’’tır. Ama asıl isimleri ‘’Kakai’’ya da ‘’Ehl_i Hak’’değil ‘’Yarsan’’dır. ’’Yar’’arkadaş yada yoldaş, ’’san’’toplanma yeri, iskan, halklar topluluğu…Buraya dikkatinizi çekmek isterim çünkü çok önemlidir. Kakailik dini kardeşlik ve yardımlaşma, yarenlik temelleri üzerine yapılandırılmıştır. Toplumun dirlik düzeni için herkes eşit olmalı, zengin-fakir ayrımcılığı olmamalı, kuvvetli ve zayıf arasındaki fark ortadan kaldırılmalıdır. Kakailikte yardımlaşma esastır. Birinin evi, herkesin evi, malı da herkesin malıdır. Bir Kakai diğer bir Kakainin malına göz dikmez, çalmaz. Helal değildir. Sözlü veya fiili olarak korkutmaz. Üzerinde baskı kurmaz. Kakai yani ‘’kardeşlik’’anlamındadır. Yarsan’da içerik olarak benzer anlamı taşımaktadır. Dolayısıyla kakailer birbirinin kardeşidir ve aralarında kardeşlik hukuku geçerlidir.

Orjininiz, nereye dayanıyor?

-Geriye dönüp baktığımızda günümüze ulaşan belgeleri baz alırsak, Kakailerin köklerinin Zerdüştlüğün ve Miteraizmin köklerine çok yakın olduğunu görürüz.

Bir çok ortak noktaları vardır. Zerdüştlük ve Miteraizim Kürdistan’da İran coğrafyasında ortaya çıkmıştır. Kakailerin diğer bir bölümü de Brahmanizim ya da Hinduizmle alakalandırılıyor. Yani Hinduizm ve Budizme çok yakın. Ama bence bu saydığım inançların tümü Kakailikten kök alıyor.

Dininiz nasıl şekillendi?

-Hicri 120 senesinde Behlül isimli biri çıkageldi. Behlül-i Dana çok büyük bir veliydi. Dışarıdan divane gibi görünse de çok akıllıydı. Behlül cemaate seslenip, ayinleri modernize eder. İlk metin Kürtçedir(Gorani lehçesi ile) ve şu an var elimizde. Behlül-i Dana’dan sonra Şaxûşin isminde başka biri gelir. Şaxuşin nesep olarak Seyyid Rıza’ya dayanıyor. Ondan sonra yeni bir bölüm daha çıkıyor. Kakailik dönemseldir. Dönem dönemdir yani. Her yeni dönem gelen, kendisi ile beraber yeniliklerle geliyor. Ve nitekim bu süreç böyle devam ederken en son Sultan İshak geliyor. Sultan İshak bu dini büyütüp tazeliyor. Şimdiki sistem Sultan İshak’ın getirdikleri üzerine temellenmiştir.

Bize biraz Sultan İshak’tan bahseder misiniz

-Bir kere her şeyden önce adının önündeki sultanlık sıfatı dünyevi sulta anlamında sultanlık değildi. Ruhani büyüklük anlamında ‘’sultan’’dı. Manevi ve ruhani bir sultanlıktı onunki. Sultan İshak şu andaki sistemi yaklaşık 700 sene önce oluşturdu ve biz onun oluşturduğu son sistem üzerinden hareket ederiz hala.

Kadim Kitabınız var mı?

-Evet şüphesiz bir çok kadim kitabımız var lakin Kakailiğin asıl kutsal kitabı ‘’Serencam’’dır. Sultan İshak tarafından yazılmıştır. 200 sayfadır. Tamamı Hawrami lehçesinde şiir ve metinlerden oluşur. Anlamak biraz zordur çünkü Zerdeşt’in ‘’Avesta’’sına yakın bir dil kullanılmıştır. Yani Avesta dili ve Kürd dili arasında bir geçiş formudur.

Sır tembihli bir öğretiniz olduğunu bilmekle beraber yine de kendimi tutamayıp sorsam? Serencam şiirler ve metinlerden oluşuyor dediniz. Dininizin kuralları mı yazıyor bu şiir ve metinlerde?

-Evet. (‘’Evet’’in tonundan bu konuda daha fazla soru sorma hakkını kendimde bulamadım. )

Ezidilik dini ile paralelliğiniz var mı? Bana sanki bir miktar yakın geldi öğretileriniz.

– Çok yakın tabii. Aslında Kakailere göre Ezidilik Kakailiğin sonradan kopup ayrı düşen koludur.

Ezidiler de sizin için aynı şeyi söyledi. (Gülüşmeler. )

– Evet bir kısım Ezdiler Kakailiğin Ezdiliğin bir kolu olduğu inancını taşıyor. Ama tabii olarak bazı ayrışmalar yada farklılaşmalar vardır. Birinci farklılık dildir. Ezidi’ler Kurmanci, lehçesini kullanırken biz Gorani lehçesini kullanırız. Bir diğeri Kakailiğin 14 kitabı var. En büyükleri Serencam ama başka kitapları da var. Yine çok büyük farklardan biri Ezdilik inancına göre Ezidi doğulur, sonradan sen istesen bile Ezidi olmazsın, yani Ezdiliğin yolu Ezidi doğmayanlara kapalıdır. Ama Kakailikte böyle bir inanç yok. Yolu açıktır. Dileyen Kakai olabilir.

Evlilik açısından durum nasıl? Örneğin Ezdilerde farklı dinlerle evlilik yasak.

-Aslında başlangıçta böyle bir durum yoktu. Ama tabi toplumsal ve cemaatsel olarak var ve gayet de tabii. Müslümanlarla evlenen bir çok Kakai, öte taraftan Kakailelerle evlenen Müslümanlarda var. Az oluyor ama oluyor. Toplum ilerledikçe, kalabalıklaştıkça bu tür evlilikler görülebiliyor. Tabi bu duruma en büyük etken Kakailiğin bu konudaki esnekliği.

Kakailerin nüfus sayıları ve bölgelere göre nüfus dağılımları hakkında bilginiz var mı?

-Tahmini olarak sizi bilgilendirebilirim. Irak’ta yaklaşık 200 bin civarında. Kakai nüfusunun en yoğun olduğu yer İran. Sanırım 7 milyon civarında Kakai var İran’da. Yine rakamını bilememekle beraber Suriye, Afganistan, Tacikistan, Pakistan, Türkiye ilk aklıma gelenler. Coğrafik koşullar yüzünden net olarak Kakai nüfusunu belirleyemiyoruz. Yine bazıları Kakailiklerini ifşa etmekten korkuyorlar.

Bölgelere göre bazıları da kendilerini başka isimlerle ifade ediyorlar. Bazıları Xaksar, bazıları Sarlo, bazıları Çiltem yada kırklar, kimisi Yarsan, Ehli Hak vs olarak isimlendiriyorlar inançlarını. Toplamda ne kadar çok Kakai nüfusu var lakin kendilerini cesurca tanıtacak özgürlükleri yok. Kimisi söylüyor, kimisi suskun kalıyor. O yüzden net nüfusu kimse bilemez.

Türkiye’mi? Orada hiç Kakai görmedim ben. 
(Gülümseyerek )

-Doğal. Mesela Alevilerin yaşadığı bazı yerler var. Orada onlara Kakai değil ‘’Kırklar’’diyorlar. Asılları Kakai ama. Mesela Azerbeycan’da varlar. orada da onlara ‘’görenler’’diyorlar. Buradaki ‘’gören’’in ‘’Goran’’dan geldiği apaçıktır. Goraniler kimlerdir? Kakailerdir. Göz gezdirdiğiniz zaman Kakailer epey kalabalıklardır. Bazı yerlerde azınlık, bazı yerlerde çoğunluk olmakla beraber oldukça kalabalık ve dağınık bir nüfusa sahiptirler.

Bu dağınıklığın altında dini bir baskı ve zulüm mü gizli? Neden bu kadar dağınıksınız?

-Aslında Kakailer masum ve barış severdirler. Aynı Aleviler gibi. Hiç kimseyle sorunları olmaz. Kendi hallerinde ibadetlerini yapıp, yaşamlarını idame ettirirler lakin buna rağmen olmadık zulüm ve baskı üzerlerinde denenmiştir. Yıllar süren Irak ve İran’daki geçmiş rejimin yanlış politikaları ve hakim olan dini inancın baskı ve etkinliği yüzünden Kakailik tüm azınlık dinleri gibi çok zor zamanlar geçirdi.

Çoğu zaman gizli kapılar ardında ibadetlerimizi ve dini inancımızı yaşamak zorunda kaldık. 2003 yılına kadar görmediğimiz baskı ve zulüm kalmadı. Köylerimiz boşaltıldı. Can güvenliğimiz tehlikeye girdi. Tutuklamalar yaşadık. Yani çok tatsız olaylar yaşandı. Mesela Kakilerde tıpkı Dersim’dekiler gibi jenoside uğradı. Nasıl bu güne gelindi?Kadının koruyuculuğunda. Erkekler düştüğünde kadınlar korudu. Yani Kejê Xan buraya kadar geldiğine göre ortalama yaşanan baskı ve zulümlerden haberin vardır.

Maalesef var. Okuyucularda haberdar olsun istedim. Yoksa geçmişteki acıları sizlere yeniden hatırlatmak değil niyetim. Bu gün durumunuz nedir? Nispeten daha mı rahatsınız yoksa?

-Şimdi çok çok rahatız. Saddam sonrası kurulan dengelerden sonra rahatladık. Üzerimizdeki kimlik baskısı oldukça azaldı. Kurdistan bizim evimiz. Dolaysıyla Saddam döneminde O’nun zulmünden nasibini alıp köyleri boşaltılan Kakailerin çoğunluğu köylerine geri döndü. Her ne kadar işin zulüm boyutu bitse de, azınlıklar açısından işin birde sosyolojik yanı var bilirsin. Türkiye’deki gibi örneğin. Mesela Türk toplumunun gelenekleri oradaki Alevileri de etkilemiş. Burada da öyle. Irak toplumu, İran toplumu, Kurdistan toplumu geleneksel açıdan Kakailere etki etmişler. Normalde jenoside uğrayan tüm azınlıklar ulaşılması zor ve izole coğrafyaları seçmelerine rağmen, Kakiler toplum içinde yaşarlar. Dikkat edin Kurdistan’da yaşadıkları köylerde yol kenarlarında ve orta yerdedir. Çünkü Kakailer halkın içinde yaşıyorlar, onlardan ayrı değil. Halkın içinde yaşayan bir aile, o halkın içtimai adetlerinden doğrudan etkileniyor. Her yönden. Dolayısıyla bu zaman içinde kaçınılmaz asimilasyonu da beraberinde getiriyor. Bu işin sosyolojik boyutu. Bir de işin duygusal boyutu var. Kakai öğretisine göre biz tüm dinlere, ırklara, insanlara saygılıyız. Biz de İnsana sevgi ve değer mutlak olmazsa olmaz koşuldur. Dolayısıyla hiç kimseyi ait olduğu dinden dolayı aşağılamayı, incitmeyi yada yok etmeyi aklımızdan bile geçirmeyiz. Çünkü bizde aslolan İnsandır, dinler yada Irklar değil. Ama bizim birlikte yaşadığımız topluluklarda bu maalesef böyle değil. Örneğin Müslümanlar bizi sevmez. Bu sevmeme sadece sevmeme olarak kalmaz tabii ki. Bunun sosyo-ekonomik boyutları var. Sen Kakai isen örneğin sattığın suyu bile almazlar. Farklılaşmalar, bölünmeler, ötekileştirmeler var tabii ki. Bunun sonucu olarak da ortaya Kakailerin dağınık yaşaması durumu çıkıyor. Bunun iki temel nedeni var. birincisi baskı ve zulüm, diğeri ekonomik.

Bahsettiğiniz bire bir aynı nedenlerden ötürü Ezdiler’in ekonomik durumu oldukça kötüydü. Bir çoğunun düzenli çalıştıkları bir işleri yoktu örneğin. Kakilerin ekonomik durumu nedir?

-Kakailer genel itibarı ile saydığım sosyo-ekonomik nedenlerden ötürü , sosyal açıdan, ekonomik açıdan, maişet açısından fakir bir topluluk. Örneğin sen işe müracaat ediyorsun başka biri ile, sadece Alevi yada Kakai olduğun için sana iş vermezler.

-Ezidi’lerden bazı Müslümanların haram olduğu gerekçesi ile yemeklerini yemediklerini duymuştum. Kakailerde de böyle bir durum var mı?

-Maalesef evet. Bir sürü coğrafyada azınlığa karşı maalesef bu zulümler uygulanıyor. Örneğin Suudi Arabistan’da suni mezhebine tabi olanlar Şiileri parçalara bölüp, zulüm uyguluyorlar. İran’da bu tablo ise tam tersi işliyor. Çoğunluk Şii Sunnilere karşı taraf tutuyor. Mesela Kürdler İran’da iki defa eziliyor. Biri dilleri ve ait oldukları kavmiyetleri yüzünden. Diğeri de suni oldukları için. Mesela Aleviler hem Alevi hem de Kürd oldukları çifte sorunla uğraşmak zorunda kalıyorlar. Hem Alevi, Hem Kürd, üstüne bir de sosyalist.

İşgal edilmiş bir coğrafyada, işgalci bir ulusun üzerimizde uyguladığı her türlü zulüm taktiği yüzünden anlattıklarınız bir Kürd çocuğu olarak hiç de yabancı olmadığım şeyler maalesef. ben bu tanımladığınız üç özelliğin üzerinde biraz fazla durmak isterim. Hem Kürd, hem Alevi hem de sosyalist?Çok sevdim bu tanımlamayı. Buradan her Alevi’nin sosyalist olduğunu mu çıkaralım?(Gülüşmeler)

– Evet öyle. Ben Türkiye’deki Alevilerin büyük çoğunluğunun sol ve sosyalist kökenli olduğunu biliyorum. Evet düşünsel olarak öyleler. İran’da da öyleler. Olmayanlar bile solcular ama sadece solun ne olduğunu bilmiyorlar. (Gülüşmeler)

Yaşadıkları ötekileştirmelerden ve zulümden dolayı kendilerini ifade edebilecekleri en doğru felsefe bu diyorsunuz yani?Adını koyamasalar bile…

– Evet evet tam olarak öyle. Aslında soldan falan haberleri yok ama zulme maruz kaldıklarında pozisyon almak için nerde duracaklar?Örnek olsun diye söylüyorum. Türkiye’de CHP’nin başkanı Kürd ve Alevi ama CHP’nin kendisi Kürdlere muhalif bir parti. Yani neden?Çünkü partinin algıdaki karşılığı solda duruyor. Gözlemlediğim kadar ile bir çok Kürd ve Alevi var ki seçimlerde CHP’yi tercih ediyorlar doğru mu?

Değil demek için her şeyimi verirdim lakin maalesef doğru.

– Bazen diyoruz mesela, eğer aleviler olmasaydı CHP bu denli oy alamazdı. Madem sen Kürdsün Kürdlükten kaynaklı ulusal hakların var. Orada bir çok Kürd hareketi ve partisi var neden onlara destek vermiyorsun?Burada başka bir mesele açılıyor önümüze işte. Buna ‘’sınıfsallık’’diyorlar. Sağ ve sol diyorlar. İnsanın üç aidiyeti vardır;Sınıfsal, ulusal ve inançsal. Ve birini öncelikli olarak seçeceksin. İran’da da durum aynı. İran’da çoğu sol partilerin başkanları Kakailerden oluşuyor. Ve Kakailerin ezici çoğunluğu sol partiler içinde yer alıyor. Türkiye’deki durumu da biliyorum. Bir çok tanınmış sosyalist parti yöneticisi Alevi. Burada esas olan soru şu;Neden sol düşünce?Burada kökeni tarihe dayanan bir mesele var. Kakailer yaklaşık bin senedir daima Bağdat’taki Abbasi halifesinin karşı pozisyonu içerisindeydiler. Bağdat’ta İslami ve Arabi bir hilafet vardı o zamanlar. Çifte yönden baskı uyguladılar Kakailere hem dinsel hem mezhepsel nedenlerden ötürü. Çünkü Kakailer hem Kürddü hem farklı bir mezhebe tabidiler. Yaklaşık bin sene evvelde Abbasi Halifesi Kakailere karşıydı. Çoğunluğu İran-Irak’ta yaşayan Kakailer (Yarsan-Kakai-Ehl-i Hak tanımlama fark etmiyor. Üç isimde aynı duruma tekabül ediyor)Daima o pozisyon içinde, hep Devrim ve İsyan eğilimindeydiler. Ve her zaman başkaldırı halinde olmuşlardır Bağdat hükümet ve devletine karşı. Ama zulüm başlarından eksik olmuyordu. Hatta İran’da büyük bir Marksist-yazar olan Hesan Tebbari Kakailer için ‘’Kakailik isyana dayalı bir dindir. Düşünsel bir başkaldırıdır’’demiştir. Velhasıl Dağlarda hilafete karşı savaşlar verildi. Başkaldırı oldu. Proleterlerin yaptığı bir başkaldırı. Dağlarda savaşanlar rençberlerdi. Tıpkı Dersim ve çevresinde Seyid Rıza’nın askerleri gibi. Rençber ve fakirlerden oluşuyordu. Ve yaptıkları aslında büyük bir devrimdi. Biz buna ‘’Zagros Alevileri’nin devrimi’’diyoruz. Zagros nedir?Neresidir?Loristanın güneyinden taaaa Dersime kadar uzanan bir dağ silsilesi. O dağ bir çoğumuza mesken olmuş. Alevilere, Bektaşilere ve biz Kakailere. Sonuç itibari ile her Kakai kendini mutlak bir sol görüş içinde ifade etmek durumundadır. İşte Türkiye’deki Alevilerin CHP yanılgısının kaynağını bu durumun oluşturduğunu düşünüyorum.

Kaldı ki bence en üzücü ve hazin olan CHP ‘nin içerik olarak sol parti olmaması. Hatta benim baktığım yerden merkezin çok çok sağında!Neyse…

Şu andaki Kürdistan Hükümetiyle Kakailerin ilişkileri nasıl?

– Kej Xan, sonuçta bizim Ulusal kimliğimiz var. Biz Kürdüz. Ve özgür Kürdistan tüm Kürdler gibi hepimizin ortak düşüydü. Bu günkü şartlar kolay hazırlanmadı.

Biz bugünlere çok büyük mücadelelerle geldik. Sanırım benim eski peşmerge olduğumu biliyorsun. Aynı zamanda KDP’nin basın sözcüsüydüm. Üstelik eski Kültür bakanıyım. (Gülüşmeler). 

Şu an Kürdistan Federe Hükümetinde tüm Kürdlerin durumu bundan önceki dönemlere göre çok çok iyi. Bizim için öncelikli olan Ulusal Kimliğimizdir. Sonrasına gelince yavaş yavaş yapılanıyoruz.

Kürdistan’daki tüm dinler bizim için önemlidir. Mesihilerin vakfı var, Şiaların, Sunnilerin ve Ezidi’lerin vakfı var. Azınlıkların ve Kürdistan’daki tüm dinlerin hakkını korumak için elimizden geleni yapıyoruz. Ha eksiklerimiz yok mu?Mutlaka var?Örneğin Ben Kültür Bakanıyken, Eğitim Bakanlığından kitaplarda azınlıkların dinlerinin de öğretilmesi gerektiğini ve müfredata bunların alınmasını talep ettim. Kürdistan’daki tüm inançları anlatan bir kitaba ve öğretiye ihtiyaç var. İbadet bilimi gibi. İslamın her mezhebinden, şia, sunni, hırıstiyanlardan yine Ezidi’likten bahseden yani ne kadar inanç varsa hepsini inceleyen ve içeren bir ders olmalı. Yani demem o ki tabi ki dinlerimiz konusunda eksiklerimiz vardır ama bunlar hızla giderilecektir. Hiç bir din ve azınlık topluluğu Saddam döneminde yaşadığı acıları bir daha yaşamayacaktır. Ve yaraları hızla sarılmaya başlandı.

-Anlaşıldı soruyu yanlış sordum. Peki Kurdistan’da Kakai’ler ibadetlerini rahatlıkla yapabiliyorlar mı?Bu yönde herhangi bir sıkıntı yada baskı yaşıyorlar mı?Sahi bir de ibadethaneleriniz adı ne ve ibadet biçimiz nasıl? 

İbadethanelerimizin adı ‘’Cemxane’’. Cem zaten Cem. Xane de biliyorsunuz ev demek. Dolayısıyla Türkiye’deki ve Kuzey Kurdistan’daki Alevilerin’’Cemevi’’ile aynı adı taşıyor.

-Sabahtan beri dinlediklerimden sonra hiç şaşırmadım. Peki var mı Kürdistan’da Cemxaneleriniz?-

-Evet.

– İbadetlerinizi serbestçe yapabiliyor musunuz

– Tabi. . Tabi hiçbir sorun yok. Yani hükümet anlamında sorun yok. Yalnız geçmişten gelen travmalardan dolayı hala korkuyorlar o yüzden ibadetlerini gizli yapma taraftarılar. İran’dakiler öyle değil mesela, çünkü orada çoğunluklar. Örneğin İran’da iki bin metrekare üzeri bir Cemxanemiz var. Aşağısı kurban için ayrılmış mesela.

Buradan anlıyoruz ki sizin dininizde de Kurban kesme ritüeli var.

– Evet. Zorunlu bir uygulama değil ama dileyen kesiyor.

Kakai kelimesinin kökeni nereden geliyor?

-Kardeş- ağabey anlamındaki ‘’kak’’tan geliyor. Yarsan’da yardımlaşmadan geliyor. Yani kardeşlik ve yardımlaşma dini. İki bin sene öncede bu cemaatin sistematiği mevcuttu. İnsan kime yardım eder?Kardeşine mesela…Benle sen Kakai isek sana yardım etmem gerekiyor. Çok eski bir birliktelik bu. Cemaat her dağıldığında yardımlaşmalarla derlenip toparlanmış. Mesela bir kadın vardır dul kalmıştır, çocukları yetim, hastalık yoksulluk ve benzeri arızi durumları bertaraf etmek için yardımlaşılır. Yine başkasının sana haksızlık ve zulüm etmesine karşısına geçilmesi için Kakailik kardeşlik esasına dayandırılmıştır. Mesela bu şehri polislik kurumunun olmadığı eski zamanlarda delikanlılar muhafaza ediyorlarmış. Kısacası kökenini kardeşlikten almıştır , tıpkı Alevilikteki gibi şiddetle alakaları yoktur ve herkes birbiriyle kardeş sayılır.

Ezidi’likte ahret kardeşliği vardı. Sizde de benzer bir durum var mı?Hoş siz zaten dünyada kardeş olmuşsunuz. (Gülüşmeler)

-Benzer bir tören var ama ahretten çok dünya kardeşliği için. Cemevinde Cem adını verdiğimiz bir törende töreni yöneten kişi olan ‘’Pir’’in karşısına oturup duasına mazhar olmak sureti ile kardeş oluruz. Bunun adı ‘’Birayi Yari’’yani tam karşılığı yardımlaşma kardeşliği. Belli merasim ve çeşitli dualardan sonra sen benim yardımlaşma kız kardeşim oluyorsun, ben de senin yardımlaşma erkek kardeşin. Pirimiz bize bir mendil veriyor. Ve bize iki tas su getiriliyor. Sularımız tek bir tasa konularak bize içiriliyor. Böylece seninle kardeş oluyoruz.

Oooo oldukça güzel bir ritüelmiş. Ben çok sevdim. Ya sonrası?

-Sen benim kardeşim olduktan sonra sürekli seni görüp gözetmem gerekiyor. Sen de aynen öyle. Yine por var. Porun ne olduğunu biliyor musun?

Hayır. 

-Mesela sen benim porum oluyorsun. Çocuğum gibi. Özellikle küçük yaştaki çocuklarla Por olunuyor. O çocuk hasta düştüğünde, yada başka bir sorun yaşadığında, yada eğitimiyle ilgili her şeyinden mesul oluyorsun ve yardımına koşuyorsun. Durum bundan ibaret. Kakailiğin temeli bu, yardımlaşma ve dayanışma dini.


Bayıldım!Mahsuru yoksa size inanç sisteminizle ilgili birkaç soru sormak istiyorum.

– Tabi. Tabi Buyurun.

Tüm dinlerde bir yaradan ve buna karşılık gelen bir peygamber var. Örneğin Müslümanlıta Allah ve Hz. Muhammet, Hıristiyanlıkta Allah ve Hz. İsa . Ezdilikte Allah, Melekê Tavus ve Şex Adi…Sizde bu tablo nasıl?

– Xwe ismini verdiğimiz Xwewendkar yada başka ismi ile Yezdan var bizde. Ama en büyük temsilcimiz Sultan İshak’tır. Ve bundan 700 yıl önce yaşamıştır. Melekê Tavus’a karşılık Pir Bünyamin var bizde. Bizim inancımızda çok Pir var. Bünyamin var, Davud var, Musa Var. Bir defasında Yahudi bir arkadaş konuşurken David’den bahsetti. David, Davud’un İngilizcedeki telaffuzu. Ezidilikteki Melekê Tavus, Hırıstiyanlardaki İsa Mesih, Zerdüştlükteki Zerdeşt konumuna karşılık Kakailikte Pir Bünyamin gelir. Mesela Alevilikte Pir Bünyamin’in karşılığı Hıdır’dır. Dara Düştüklerinde ‘’Ya Hıdır’’diye çağırırlar. Hıdır müşterek bir isim herkes kullanıyor. Bizim bu tarafta da var ‘’Ya Hıdır Zinduwa’’yani ‘’Ey canlı olan Hıdır!’’Bizim inancımızdaki karşılığı Davuttur. Mesela Dersim’li bir yazar olan arkadaşım Munzur Çem’le bir gün arabaya binerken ‘’Ya Hıdır!’’dediğini işittim. O’nunla sıkı bir kardeşliğimiz var. İşte o sırada ona sordum ‘’bu çağırdığın Hıdır’da kim?’’Bana anlattı. Ben de O’na dedim ki aynı durumda ben Ya Davud! Derdim.

– Kur’an’ da adı geçen kaç melek var?

-Dört.

-Mikail, Azrail, İsrafil, Cebrail değil mi?

-Evet. 

-Bizde de yedi melek var. . Pir Bünyamin , Cebraile karşılık gelendir. Pir Musa İsrafile, Pir Davud’’Mikail’e. Pir Mustafa’’Azrail’e. Birde Razbar var ki Razbar kadındır. . Şah İbrahim, Babayadigar.

Bak sen! Kadın Melek ben bunu sevdim!

-Kadın tabii. Ve daima kadın olarak kalacak. Çok büyük bir melek. Dünya var oldukça bu yedi melek var olacaktır. Mesela Alevilikte Abdal var?Abdalın ne olduğunu biliyorsun sanırım.

-Evet.

-Onlarda dünyada daima yedi Abdal olacağına inanıyorlar yine o yedi Abdal olmadan dünyanın var olamayacağına inanıyorlar.

-Sahi bu yedi rakamının sırrı nedir?Nerdeyse tüm dinlerde bir şekilde var.

-Yedi rakamının sırrı…Kej Xan bak şimdi. Ben Arapça, Farsça, Kürdçe okuyorum. Biraz İngilizce az da Türkçe okuyabiliyorum. Arapça’da büyük bir Derweş, Arif ve mutasavvuf var adı;Muhyeddin İbni Arabi. Bizim inancımıza tabii olan Ezidlerde , Aleviler de kendi hesaplarına kabul ediyor. Çok büyük bir Arif idi. Arif kendini bilen insan demek. Bundan yaklaşık 700 sene önce yaşamış. Şu an Şam’da meftun. bu üçüncü gözden bahsediyor. Hiç duydun mu üçüncü gözü?

-Tabi ki…

-Alevilikte bu Batini göz diye adlandırılmış mesela. Budizmde üçüncü göz. İnsanın görünen iki gözü vardır. Oysa görünmeyen bir göz daha vardır. Tabi açmasını bilene. Alevilik, Ezidilik, Kakailik bunların hepsi tasavvufi ve irfani inançlardır. Başa alacak olursak Tanrı vardır ondan sonra dört melek ve yedi abdal vardır. O yedi Abdal inancımızın esasıdır. Bir evi ayakta tutan sütunlar gibidir. Ve bir de Kırklar var. Yani ‘’Çiltan’’. Kırklarda esastır. Kırklar Tanrının zatının tecellisi olarak var olmuşlardır. Tanrı insan olmaz!İnsan da tanrı olmaz!Ama zatının gücünü yani enerjisinin tecellilerini yeryüzünde görmek mümkündür. Tanrıyı kimse göremez ve O her şeyden büyüktür. Tanrı arzının üzerindedir Serencam isimli kadim kitabımızda O’nun zatından tecelli olan dört melek, yedi Abdal, Kırklar ve yetmiş iki var.

-Yetmiş iki?

-Evet yetmiş iki de kutsal bir rakamdır. Mesela rivayete göre yetmiş iki Pir Hewreman’da iskan etmişlerdir. Hepsinin ismi var. Bunların hepsinin dünyanın farklı bölgelerinden geldiği rivayet olunur. Ruhsal anlamda tabi. Mesela Çin2den gelen var. Yine Anadolu’dan, Zazaların arasından gelenler olmuş. Mesela ben Zazaların Şehrinden gelmişim.

-Zazaların Şehri?

-Duymadın mı Zazaların Şehrini? Dersim…

-Dersim mi?

-Evet. Dersim’den bahsediyorum işte o Zaza şehrinden yaklaşık 700 sene evvel gelinmiş. Neyse yetmiş ikilerden bahsediyorduk. Bunlar dünyanın dört bir yanından Hewreman’a gelip toplanmışlar. Tabii gelmişler derken ruhsal anlamda. Sonrada fikir birliği yapıp dini kaidelerimizi belirlemişler. İşte dünyanın dört bir köşesindeki dini benzerlikler bu yüzden. Örneğin aynı devirde görev yapan Dersim’deki Hızır, Hewreman’da Davud olmuş. İşte dini ritüel benzerlikleri sırf bu yüzden. Mesela bizim Pirimiz Araplarda Seyide karşılık geliyor. Bazı babalara Seyid denir mesela. Seyid Arapça bir kelimedir ve mana olarak Büyük İnsan anlamına gelir. E Pir de büyüktür. Bütün dinlerde ve tarikatlarda Pirler vardır. Ve herkesin istisnasız bir piri olmalı. Kakailikte herkes bir Pire tabi olmalı.

-Alevilerde olduğu gibi. Onlarında tabi oldukları Pir’leri var.

-Evet. Pir aslında köken olarak Zerdüştlükten gelmedir. Zerdüştlükle ilgili çok şey okudum. Soranice hatta Latin harfleri ile basılmış çokça kaynak var bu konuda. Zerdeşti bir tanımlamadır. Ve Mürşid insan büyük insan anlamına gelir. Yani hastalara ve dara düşenlere yol gösteren kimse. Pir de öyle yol gösterici. Manevi anlamda yaşamının gelişmesi için. Kakailik ve diğer bütün dinler bu felsefeden türemiştir.

-Yoruldun mu Kejê Xan?Kahve molası verelim mi?

-Kahveye evet ama molaya hayır. Çok uzun zamandır bu anı beklediğim için eğer sizi yormadıysam enine boyuna konuşmayı istiyorum. Benim için Kürdistan’daki tüm dinler çok önemli ve ulusal birlik temelinde bu dinler hepimizin kırmızı çizgisi olmalı. O açıdan sizi yakalamışken Kuzeydeki Kürd çocuklarına sizi ne kadar tanıtırsam o kadar kar. Eminim bu röportajda Kakailikle tanışan arkadaşlar kısa sürede bu konuda daha derin araştırmalar yapacaktır. Ve Kürdistan bir gün benim düşlediğim gibi bağımsız ve birleşik olduğunda eminim öncelikli olarak azınlıkların haklarını koruyacaklardır.

-Okullarda Kakilikle ilgili eğitim veriliyor mu?

-Henüz değil. Ama yakında okutulacak.

-Peki Kakai çocuklar için özel okullar yok mu?

-Yok ama zamanla o da olacak. Önce ilkokulu bitirecekler sonra kendi okullarında okuyacaklar. Hıristiyanların, Müslümanların ve Ezidilerin var. Kakilerin yok. Aslında bu Hükümetin değil Kakailerin kendi gayretsizliği. Gelin diye davet ettiler, gitmediler korkudan. Nerdeyse bütün dünya dillerinde Kakailik üzerine kitaplar yazılmış. Ama Kakailik daha yeni yeni kendisinden söz ediyor. İran’daki Kakailer çoğunluk oldukları için bu konuda çok cesur ve konuşkanlar. 6-7 milyona yakın cemaatleri var. Orada çok büyük kocaman Cemxaneleri var. Onlara iyi rehberlik edecek iyi Pirlere sahipler. Pirleri çok bilgin bir o kadar da olgundurlar.

-Bişey sormak istiyorum. Ezdilere orjinleri sorulduğuna hilafsız kendilerini Kurmanc diye tanıtıyorlar. Yine Zerdüştlüğü de bizler Kürdlerin kadim inancı olarak kabul ediyoruz. Kkailikta bu konuda biraz karışıklık var gibi?Örneğin Türkmen olduklarını idda edenler var. Ne dersiniz?Orjini net ve kesin olarak nedir sizce?

-Kakailer köken olarak Kürdtürler. Misolojimiz eski Kürdçeye dayanıyor. Burada eskiden bu kabul edilmiyordu. Ama şimdi Selehaddin ve Süleymaniye enstitüsünde master ve doktora tezi konusu olarak işleniyor. Bu Kürdçe için büyük bir kazançtır esasen. Çünkü şimdiye kadar kabul edilen en eski yazılı Kürdçe eserler Ehmede Xani ve Meleye Cizire’ye dayandırılıyordu. Oysa 1200 sene öncesinde Bab Tahire Hamedani var. . Kendisi Kakai idi örneğin…

-Ah bilmezmiyim?’’Delal , her du çavên min qesra te ne. /Nav her du çaven min cihên piyên te ne/Ditirsim tu xafil gav bavejî û bı mijangê min biêşin piyên te…Ah bilmez miyim? Ben bölmeyeyim buyurun. .

-Kakailikte var olan eski Kürdçe metinler başka hiçbir yerde yok. Akid olarak Alevilikte, Bektaşilikte var elbet ama Kürdçe metin olarak Kakailiğin dışında hiçbir yerde yok. Bu metinler Hewrami ve Gorani lehçesinde yazılmıştır. Kakailik coğrafi olarak da Kürddür.

-Kesin?Yani bu gün bu tartışmayı burada bitiriyoruz.

-Evet tamamına yakını Kürddür . Kürd olmayanlarda evlilik yoluyla yada kendi isteği ile Kakailiği kabul edenlerdir. Loristan, Şarezor, Kermanşah…En önemlisi bu akidin metinlerinin dili Kürdçedir. Kendisi de diyor kitapta ‘’ben Kürdlerin ibadetlerini modernize ettim’’diye. Bunun bir anlamı da şu. Bu inanç zaten baştan beri vardı ben yeniliyorum. Kakailik 1200 sene önce Loristan’da başlamış. Ordan Kermenşah’a, Hewreman’a, Hamedan’a azerbeycana derken taaa Kerkük, Bağdat, Musul ve telafera kadar yayılmış. Ordan da doğuya doğru Afganistan, Pakistan Ve Hindistan’a doğru yayıldı. Hindistan da çok fazla Kakai var. Afganistan’da Kakailere Zikri deniliyor. Mesela orda Mezarı Şerif diye bir şehir var orada çoklar zikri olarak biliniyorlar ama tabi köken olarak Kakailer. Daha öncede dedik ya siyasal, sosyal, ekonomik sebeplerden ötürü dünyanın her yanına farklı isimlerde dağılmışlar. Kim bilir daha nerelerde hangi isimlerle varlar. Gelenek görenek ve dini ritüelleri incelendiğinde benzerliklerden dolayı kökenlerinin Kakai olduğu apaçık görülebilir…

-Anladım. Teşekkür ederim. Peki Hac anlamında ziyaret edip Hacı olduğunuz bir yer var mı?

-Hac yerimiz Pîrdiwar’da. Pirdiwar köprü anlamına gelen ‘’Pîr’’. Oradan bir nehir geçer. Adı Sirwan. Sultan İshak Sirwan nehrinin üzerindeki köprünün yakınlarında yaşamış. Orada manevi bir payitahtı karargahı varmış. Orada vefat etmiş. Kimi diyor öldü, kimi diyor öldürüldü bu konuda kesin bilgi yok. Yaklaşık 300 sene yaşadığı rivayet edilir. Pirdiwar Hewreman’da Şêxan ismi verilen bir köye çok yakın. Irak ve İran sınırının üzerinde. Bu sınır Hewreman’ı ikiye ayırmış durumda. İki tarafta da Kakailer var. Newroz günü Pirdiwar’a ziyeret için gidiliyor.

-Tarihi ilginçmiş. Yani sizde de Newroz kutsal.

-Evet Biz Sultan İshak’ın 21 martta doğduğuna inanırız. Zerdüşt’ün de aynı tarihte doğduğuna inanılıyor. Bu tarihte dünyanın her yerinden bazen on binlerce bazen yüz binlerce Kakai buraya ziyarete gelir. Dersim’de nasıl Munzur Baba için ziyarete gidiliyorsa öyle. Bir vadi var Hawar ismi verilen. Halepçe’den başlayıp İran-Irak sınırına Pirdiwar yakınlarına kadar uzanıyor. Munzur Çem ziyarete geldiğinde gözlerine inanamamış, Dersim’le olan müthiş coğrafik benzerliğini ‘’bir an kendimi Dersim’de sandım’’diyerek açıklamıştı. Yolu çok bozuk. Ben bakanlık dönemimde yaptırdım ama kış mevsiminde nasıl olduğunu bilmiyorum. Hewreman dağları sarp dağlardır. Yolu zorludur tıpkı Dersim gibi. Kar yağışı çoktur. Çok güzel bir yerdir ama…Her insanın yaşamayı hayal edebileceği çok güzel bir yer.

-Anlaşıldı Newroz’da bize Hewreman yolu göründü. Sahi Dersim’den her bahsettiğinizde gözleriniz ışıldıyor. Dersim’i gördünüz mü?

-Ah sormayın. Hiç görme fırsatım olmadı. Resimlerden ve anlatılanlardan tanıyorum. Festivale davet ettiler gitmeyi çok istedim ama o günkü şartlar çok uygun olmadı. Başka bir tarihte mutlaka ama mutlaka gitmek isterim. Dersimden Zaza arkadaşlar geldi . Dilleri bizimkine çok benziyor. Her konuda müthiş benzerliklerimiz var. Görmeyi çok istiyorum.

-Duydunuz Dersimliler. Bundan sonrası size ait. Benim memleketimi bu kadar öven ve özlemle kucaklamak isteyen birini tanısam sırtımda götürürdüm. Sizden ses çıkmazsa ben alıp götürmenin bir yolunu bulacağım haberiniz olsun!

-Son olarak sizi eğer çok yormadıysam birkaç Dininizle ilgili birkaç konu üzerine daha konuşmak isterim. Örneğin bildiğim kadarı ile sizi Alevilik, Bektaşilik ve benzer inanç guruplarından ayıran temel iki öğretiniz var. Bunları sizden dinleyebilir miyiz?

-Ne demek rica ederim. Tabi ki birini zaten yedi melek hususunda anlatmıştım ki adı Hulul dur. Tanrının zatından tecelli olduğuna inandığımız şahsiyetler vardır. Örneğin Hacı Bektaş bunlardan biridir. Ve size anlattığım diğer melekler, Abdallar, kırklar ve yetmişikiler. .

İkincisi ‘’Tenasüh’’tür. O da ruhun bir bedenden başka bir bedene intikalidir.

-Duymuştum. Sanırım reenkarnasyona inanıyorsunuz.

-Dediğim gibi bizdeki adı Tenasühtür. Bu olay ölümden yedi gün sonra gerçekleşir. Kakailik akidesine göre bu ruh sadece insana değil üstelik doğadaki her şeye intikal edebilir. Ruhani devri binbirkere de tamamlanır. Tenasüh devresi biten bir kimsenin ilahlık mertebesine yükseldiğinden Allah’ın ruhunun içine dolduğuna inanırız.

-Bu durumda siz ölüm diye bileye inanmıyorsunuz anladığım kadarıyla.

-Doğrudur Kej Xan. Bizim inancımızda ölüm diye bir şey yoktur. İnsan ölmez. Beden gider ama ruh kalır. Ve her zaman dönüşüm içerisindedir. Bir çok insan ölünce geri dönüşümün olmadığını sanır oysa bu büyük bir yanılgıdır.

-Peki bu durumda siz ölüm merasimlerinizi nasıl yapıyorsunuz?

-Ha bak bu size ilginç gelebilir. Bize göre esas yaşam ölümden sonra başlar. Örneğin çok genç birisi öldüğünde daha doğrusu örneği şöyle vereyim kim ölürse ölsün biz onu arkasından tambur çalıp uğurlarız. Asla ağlamayız.

-Nasıl yani. Ölülerinizin arkasından tambur çalıp şarkı mı söylüyorsunuz? Yemin ederim sizler eğer ölümü bu şekilde kavramışsanız hayat bizim gibi ölümlülere verdiği acıyı asla size veremez!(Gülüşmeler)

-Ölü olan evde cem düzenlenir. Kabristandan eve kadar tambur çalarız. Bazen elli kişilik gruplar halinde tambur çalıp stran söyleriz. Biz zaten dünyaya türlü acılar çekmeye geldiği için doğarken ağlamak zorunda kalan insana, onu bu eziyetlerden kurtulup hafiflediği bir günde uğurlarken böyle davranmamız gerektiğini düşünürüz. Annesinden bu zorluklarla dolu dünyaya gelene ağlamalı!Ölüm Özgürlüktür!Böyle algıladığımız için bizde ölüme ağlamak yoktur!

-E şimdi reenkarnasyona pardon Tenasühe inanıyorsanız cennet- cehennem kavramınızda yoktur sizin?

-Bizim inancımıza göre daimi bir döngü vardır. Ruh önceki bedende bulunduğu sürece o insanın yaptıklarına göre değerlendirilip mutlu yada mutsuz bir bedene göçer. İnsan mutlaka toplam 1001 defa tecessüd aşamalarından geçer. Yaptıklarının cezai muhasebesini de bulur. Eğer iyiysen ruhun iyi bir insana, yada iyi bir mekana yada mutlu bir yaşama geçer. Kötüysen tam tersi. Kısacası ölüm yoktur yaşam değişim döngüsündedir dolayısıyla cennetini de cehennemini de insan bu dünyada kendisi yaratır.

-İyiymiş. Böylelikle bu felsefe insanı yaşarken maksimum dikkate yönlendirir değil mi?

-İnsanın fikirlerini şekillendiren hafızasıdır. Bu hafıza bilgisayar hafızasına benzer. Kaydettiğiniz bilgileri geri çağırdığınızda bu bilgiler yaşamınızı kolaylaştırır. Hafızanızı kapattığınızda yaşama dair anlam sorunu yaşarsınız. Nerde doğarsanız doğun, herhangi bir ülkede yada ailede, o kültürü öğrenir ve o yaşamdan besleniriz. Örneğin benim Avusturya ve Almanya’da Budizm’i seçmiş dostlarım var. Ben bunların bir önceki yaşamlarından gelen hafızayla Budizmi seçtiklerine inanıyorum. Bazen hiç görmediğiniz bir kente gittiğinizde daha önce gitmiş gibi olursunuz. Rüyalar ve Deja vu örneğin bunun en güzel tanımıdır. Bazı insanları ilk görüşte sever ve benimseriz. Bazılarında ise tam tersi etki vardır. Bunların hepsi geçmiş hafızamızla ilgilidir.

-E siz bu paralelde düşünürseniz tabi ki kimseye kötülük yapamazsınız?Bu felsefeye göre kötülük yapacağınız kişinin geçmiş yaşamda yakınınız olma olasılığı yüksek?

-Ve gelecekte aynı zamanda!

-Ha pardon tabi döngü. . 

-Evet aynen öyle… Ben sizi nasıl incitebilirim ki, sizin geçmiş yaşamda benim kızım olmadığınız ne malum?Yada gelecek yaşamda annem olmayacağınız.

-Bayıldım ya. Çok sevdim ben bu fikri…. Bundan sonra maksimum dikkat ederim artıkJ)

Biliyorum çok fazla zamanınızı aldım ama söz son bir şey daha sorup sizi rahat bırakacağım artık. 

-Olur mu Kejê Xan…Sen anlattıklarımdan hiçbir şey çıkarmadın mı şimdiye kadar bizim felsefemiz yardımlaşmayı ve İnsan’ı temel alır. Ta oralardan çıkıp bizi tanımaya gelmişsin. Evimizde misafirimizsin. Dilediğin kadar kalabilir ve istediğin her şeyi sorabilirsin…

-Teşekkür ederim ya. Harikasınız. Yalnız baştan söyleyeyim bu kadar yüz vermeye gelmem ben gitmem kalırım buralarda o olur. (Gülüşmeler)Şimdi toparlayacağım ve bitireceğim. Alevilikte Kadın çok önemli ve değerli. Bir o kadarda özgür. Siz de kadının durumu nedir?

-En büyük meleklerimizden biri kadın olduğuna göre sence nedir?

-Sormam hataydı tabii. Bu kadar insan değer veren bir toplumda kadın hakları tabiî ki gelişkindir. Buyurun. .

-Bizde kadının öncelikle üç temel hakkı vardır.

Birincisi ve en öncelikli olanı:Her insan gibi Yaşam Hakkıdır.

İkincisi; tamamen eşittirler. Çünkü bizde kadın ve erkek ayrımı olmaksızın ‘’İnsan ‘’hakkı vardır.

Üçüncüsü; Eğitim hakkıdır.

Örneğin Türkiye+de Aleviler sanat ve kültür alanlarında toplumun diğer katmanlarından daha ileridedirler. Bunun temel sebeplerinden birinin kadın-erkek eşitliği ve kadının bu toplumda diğer toplumlara göre daha özgür ve hak sahibi olmasının getirdiği kültür ve sanata sunduğu katkıdır diye düşünüyorum. Kadınlar bizim toplumumuzda tüm karalara ortak katılacak kadar değerli ve özgürdürler.

-Evlilik hukuku nedir?

Tüm dünyada olduğu gibi yaşadıkları devletlerin hukuksal yaptırımlarına uygunluk ve bunun dışındaki dini evlilik ritüelleri vardır. Yine kendi sosyal anlayışlarına göre evlilik törenleri vardır.

-Boşanma?

Haz edilmeyen bir durumdur. Yaşanılan yerin sosyal yapısıyla da alakalıdır. Sizde Urfa’da yaşayan bir kadınla, İstanbul’da yaşayan bir kadının sosyal yapısı nasıl birbirinden farklıysa bizde de bazı bölgelerde bu durum böyledir.

-Peki çoğul evlilikleri

-Asla! Kakailik tek eşliliği öğütler.

-Sünnet?

-Evet sünnet Kakailikte vardır.

-Ezdiler dini ritüellerinde Çıra yakardı. Sizde de var mı Çıra?

Öncelikle şuna bakmak lazım. Çıra’nın orjini nerden geliyor. Çıra Zerdeştlikten gelmedir. Zerdeştin sönmeyen bir ateşi vardı. Kürdistan ışık ve aydınlık ülkesidir. Çıra’da ışığı ve aydınlığı temsil eder. Alevilerde, Kakilerde, Ezidlerde vardır. Kur’an da Nur’a tekabül eder. Yani Müslümanlıktaki karşılığı Nurdur. Kürtlerin bir bölümü inanç biçimi olarak Müslümanlığı seçmiş olabilirler ama geçmiş hafızalarında Zerdeştlik vardır!Ve dikkatli baktığınızda bunun bu güne yansımalarını görürsünüz.

-Oldukça yordum sizi biliyorum ama uzun zamandır sizi görmek için çabalıyordum. Burada olmak ve sizi dinlemek beni o kadar mutlu etikti hiç bitiresim yok. Zaten birazdan kaydı kapatıp sizinle uzun uzun sohbet edeceğim. Daha size sormam gereken o kadar çok şey var ki. (Gülüşmeler. )Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?

-Öncelikle Kuzey Kürdistan’daki kardeşlerime sizin vasıtanızla sevgi ve selamımı iletmek isterim. Başta da söylediğim gibi Ulusal Kimliğimize öncelik vererek, Kurdistan’nın içinde yaşayan tüm dinlerle ve azınlık gruplarla bir bütün olduğunu unutmadan size Kakailik dinini ana hatlarıyla tanıtmaya çalıştım. Özetlersek;Kakailik İnsanı en büyük değer olarak temellendirip bunun üzerine şekillenmiş bir felsefedir. İlkesel olarak yeryüzünde yaşayan hiç kimseyi, hiçbir yaşam deneyimini, hiçbir ırkı, rengi, yada dini yargılamaz. Dünyanın tüm insanları ve dinleriyle barışık yaşarız. Çünkü biz evrensel bir inanca sahibiz. Bu felsefemiz yüzünden her sofrada yiyecek ekmeğimiz mutlaka vardır. Tıpkı Alevilik felsefesinde olduğu gibi bizim de Kabemiz insandır!

-Çok çok teşekkür ederim. Benim için oldukça verimli ve keyifli bir sohbetti umarım okuyucularda da aynı etkiyi yaratmıştır.

-Ben teşekkür ederim. Benim yerime Dersim’e gitmeyi unutmayın olur mu?

-Ben en kısa zamanda birlikte gideceğimizi düşünüyorum. 

-Dersim’i görmeyi çok isterim. Tekrar teşekkürler.

(Denge Kurdistan)

‘Ankaralı tayfası’na tepki

Usta sanatçılar, ‘Arabada 5 evde 15’, ‘Dondurmamı yalan mı?’ gibi sözler içeren şarkıları ‘gerçek kültürümüzün yozlaşması’ olarak gösterdi.

Halk müziği sanatçısı Sümer Ezgü, düğünler başta olmak üzere çeşitli festival ve şenliklerde dejenere kadroların sahneye çıkarıldığını belirtip, “Belden aşağı sözlerin olduğu bir ‘Ankaralı tayfası’ çıktı” diyerek bu tür müzik yapanları geçen günlerde eleştirmişti. Ezgü, “Kültür ve sanat festivali adı altındaki etkinliklerde o kadar dejenere kadrolar çıkıyor ki olmaması lazım. Belden aşağı sözlerin olduğu bir Ankaralı tayfası çıktı. Şaşkınlıkla karşılıyorum. Kızı ile annesi, babasının önünde bu belden aşağı sözlerle karşılıklı oynuyor. Böyle bir bozulmayı bu halk hiç hak etmiyor” ifadelerini kullanmıştı. Sanatçı Sümer Ezgü’nün düşüncelerine halk müziğinin usta isimleri de destek verdi.

SEKS İÇERİKLİ SÖZLER
Müziğin her türlü yozlaşmasına karşı olduğunu belirten CHP İstanbul Milletvekili ve Türk halk müziği sanatçısı Sabahat Akkiraz, müziğin sadece bir eğlence unsuru olmadığını söyledi. Müziğin hem halkı birleştiren hem de kültürümüzü artıran en önemli kaynaklardan biri olduğunu belirten Akkiraz, “Son dönemde özellikle anonim eserlerin üzerine uygunsuz, kültürel olarak anlamsız ve seks içerikli sözlerin konularak icra edilmesi hem kültürümüz hem de kültürümüzü taşıyan müziğimiz açısından utanç vericidir. Anadolu insanı hiçbir zaman sevgisini, aşkını ya da arzularını bu tip söz ve müziklerle anlatmaz” dedi.

SOSYAL YAPI BOZULMUŞ
Bu müziklerin geleneklerimizde olmadığını belirten ünlü sanatçı Musa Eroğlu da toplum bir taraftan yozlaşmaya başladığı zaman onun nerede duracağının kestirilemeyeceğini kaydetti. Önemli olanın bunlara çanak tutulmaması olduğunu söyleyen Eroğlu, “Sümer’in söyledikleri doğru. Ancak beriye doğru geldiğimizde bunalan bir toplum var. Nerede eğlenecek? İşte o tür yerde eğlenecek ve bu bir sektör artık ve kültürel boyutunun çok ötesinde. Sözlerin müstehcenliğinin yanı sıra Moldova’dan getirilen kızların 50 lira karşılığı barda oynatılmasını, bozulan toplumu düşünelim. Demografik yapı bozulmuş ve onları konuşmak gerekiyor” diye konuştu.

HASSAS DAVRANILMALI
Yıllardır halkın türkülere, müziğine gönül verdiğini belirten ünlü sanatçı Belkıs Akkale ise yapılan her tür müziğe saygı duyduğunu ama konu türküler olunca çok hassas davranılması gerektiğini vurguladı. Türkülerin ortak değerimiz olduğunu belirten Akkale, şöyle konuştu, “Bunları çok hırpalamadan gelecek kuşaklara aktarmalıyız. Yeni türküler toplumun değer yargılarını henüz tam içine alamamış. Hepimiz çok dikkatli olmak zorunda ve sağlıklı aktarmalıyız. Sümer’e çok katılıyorum. Evet son senelerde artık her şey ticari düşünülmeye başlanıldı. Biz bu kadar hassas düşünürken, birtakım insanlar bunların ticaretini yapmaya başlamış. Sözlerin müstehcenliği, anonimlerde de vardır ama o kadar güzel, saf, terbiyeli ifade edilir ki anlayamazsınız bile.”

‘BUNUN ADI YOZ KÜLTÜR’

Sümer Ezgü’nün eleştirilerinde haklı olduğunu belirten CHP Muğla Milletvekili sanatçı Tolga Çandar, kültürün bizim kimliğimiz, kendimizi ifade tarzımız olduğunu belirterek, “Ama birileri bunu yapıyor. Belden aşağı şarkıları yapıyorlar ama ben de dinlemem geçerim. Bir gün bir minibüste denk geldim. ‘Taze kavrulmuş çıtır çekirdek gibisin sevgilim’ diyor. Sevgilisini çekirdeğe benzeten böyle bir tarif olabilir mi? Yoz kültürdür bunun adı ve bunlara karşı yıllarca mücadele ettim” dedi.

‘MİLLET REFLEKS GÖSTERMELİ’
Kullanılagelen ezgilerin üzerine erotik resim sergilemiş kişilerden bunun hesabını milletin sorması gerektiğini dile getiren İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı’ndan Prof. Dr. Can Etili, “Bu refleksi milletin göstermesi lazım. Sümer Bey de önemli bir refleks göstermiş. Kültürünüzü ticari veya popülist yaklaşımlara alet ederseniz, asimile olursunuz, yok edilirsiniz, sizi o zaman Anayasa bile kurtarmaz” diye konuştu.

SEĞMEN ARSLANER: CAN YAKAN ACI BİR ŞEY
Ankara’nın 30 yıllık seğmeni ve Ankara Kültürünü Yaşatma Derneği Genel Sekreteri Murat Arslaner, hangi kente gidilse düğünlerde misket gibi bir Ankara havası duyulacağını söyledi. Misket ve Hüdayda gibi havaların aslında birer eğlence aracı değil, ağıt olduğunu ve orijinalinde kadınların bunları oynamadığını kaydeden Arslaner, bu kültürden maalesef uzaklaşıp, oyun havası haline sokulduğunu kaydetti. Arslaner, şunları söyledi: “Biz bu işi bu hale getirenlerle şiddetle mücadele etmeye devam edeceğiz. İlgili bakanlarımıza bu bozulmuşluğu arz ettik. Ne idüğü belirsiz yarı çıplak bir sürü kızcağızı çıkarıyorlar, bir sarhoşluk, berduşluk rezaleti Ankara havaları diye. Maalesef tüm Türkiye’de duymaya başladık ve çok can yakan acı bir şey. Bizimle uzaktan yakından hiçbir ilgisi yoktur. Seğmenler ne kaşıkla ne zille oynar ne gerdan kırar ne de kalçasını oynatır. Çok ciddi bir kültür bozulması var.” (Mehmet ÇINAR/DHA) RAdikal

Meclis ve Alevi örgütleri birlikte çalışacak

“Alevi yurttaşların insan hakları, ayrımcılıkla mücadele ve eşitlik için hareketlenmesi” için yeni bir proje hayata geçiyor. Projenin diğerlerinden farkı ise bu projede Meclis, Alevi örgütleri ve akademiyle birlikte çalışacak. Proje direktörü Cahit Korkmaz, “Meclisteki 4 partiyle temas kurduk hepsinden de olumlu cevap aldık” dedi.

YENİ BİR ANLAYIŞ
Temel hak ve özgürlüklere dayanan yeni bir anlayışın başlatılması ve sürdürülmesi amacıyla çok boyutlu bir çalışma yürüttüklerini söyleyen Korkmaz, “Alevi örgütleri ve diğer din-inaç gruplarıyla çalışmalarımız var. Akademisyenler ve bilim çevreleriyle yürüteceğimiz çalışmalar var. Çalışmaların bir boyutu da siyasilerle yürütülecek. Bu, bizim için çok önem taşıyan bir proje. Yeni bir anlayışın oturmasının en önemli ayaklarından biri de parlemento. İlk temasımızı gerçekleştirdik ve 4 parti de olumlu yaklaştı” diye konuştu.

“BU PROJEYİ ÇOK ÖNEMSİYORUM”
CHP Bursa Milletvekili ve TBMM AB Uyum Komisyonu Üyesi Aykan Erdemir projeyi çok önemsediğini söyledi. Erdemir, “Yönetişim anlayışıyla, partiler üstü bir anlayışla meclisin sivil toplum ve akademiyle diyaloğunun gelişmesi için önemli bir adım olarak görüyorum. Milletvekilleri proje konsorsiyumunun ortağı değil. Proje yönetiminin yasama organı ile ilişki kurması için yardım edecek Proje yürütücüsü takvimi, hedefleri hangi paylaşımlarda bulunmak istiyorlar bunları vekillere aktaracak. Vekiller katılıp katılmayacaklarına kendileri karar verecek, ama çok olumlu bir tavır sergilediler” dedi.

PROJENİN AMACI
Projenin genel amacı, “Türkiye’de din ve inanç özgürlüğü alanında, inanmama hakkı dahil olmak üzere, temel hak ve özgürlüklerin herkes tarafından etkili bir şekilde yararlanmasını sağlamak amacıyla, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ile uyumlu bir hukuki çerçevenin oluşturulmasına katkıda bulunmak” olarak tarif ediliyor. Projenin hedef grupları ise, Alevi Bektaşi Örgütleri, Gayri Müslimler dahil örgütlü din ve inanç grupları, başta din ve inanç alanında olmak üzere insan hakları ve ayrımcılıkla mücadele alanında faaliyet gösteren STÖ’ler, Hükümet, Siyasi Partiler, ilgili ve yetkili devlet kurum ve kuruluşları,Akademi ve Üniversitelerin İnsan Hakları Merkezleri ve ilgili diğer birimler, Medya, Uluslararası Kamuoyu ve Kuruluşlar (AB, BM, AGİT, vs.).

ÇALIŞMAYA SICAK BAKAN VEKİLLER
Meclis’te yapılan görüşmeler sonrası proje yönetiminin Meclisle ilişkilerinde rol almaya olumlu yaklaşan vekiller ise AKP ’den Mehmet Tekelioğlu, Haluk Özdalga, Nursuna Memecan; CHP’den Ayşe Eser Danışoğlu, Aykan Erdemir, Hüseyin Aygün; MHP ’den Zuhal Tapçu, Kenan Tanrıkulu ile BDP’den Nazmi Gür, Erol Dora.

Haber: Mehmet BİLBER
ANKARA-Radikal

Alevi sanatçıdan suç duyurusu: İşaretlendim!

Halk Müziği Sanatçısı Pınar Aydınlar, 3 Mart 2013 tarihinde aracına kırmızı boya ile çarpı (X) işareti konulduğu, bu olay öncesinde ise kimliğini bilmediği kişilerce evine kadar takip edildiği iddiasıyla Çağlayan ‘daki İstanbul Adalet Sarayı’na gelerek suç duyurusunda bulundu.

“FAİLLER TESPİT EDİLSİN, CEZALANDIRILSIN”

Aydınlar’ın avukatlarının savcılığa sunduğu suç duyurusu dilekçesinde, Aydınlar’ın Alevi , muhalif ve sanatçı kimliğiyle kamuoyunda tanınmış biri kişi olduğu belirtildi. Aydınlar’ın bu davranışlar nedeniyle büyük bir tedirginlik yaşadığının belirtildiği dilekçede “Bu olay aynı zamanda düşünce, kanaat ve ifade özgürlüğünü ihlal suçunun vücut vermesine neden olmuştur” denildi. Şikayet edilenin, ‘Faili meçhul olarak belirtildiği dilekçede, “Faillerin tespit edilerek haklarında soruşturma başlatılarak kamu davası açılmasını ve kişilerin cezalandırılmasını talep ediyoruz” ifadelerine yer verildi.

“DAVAMIZIN TAKİPÇİSİYİZ”
Pınar Aydınlar’a destek olmak için adliye önünde toplanan bir grup ise basın açıklaması yaptı. Açıklamayı grup adına okuyan avukat Zeycan Balcı Şimşek, “Konuyla ilgili suç duyurusunda bulunduğumuzu bir kez daha hatırlatarak, ezilen ve muhalif kimliklerin tamamına yönelik saldırıların tamamında olduğu gibi bu saldırıda asli failin devlet olduğu gerçeğine yabancılaşmaksızın da failler bulunup cezalandırılana kadar davamızın takipçisiyiz. Pınar Aydınlar yalnız değildir” diye konuştu.

“BASKILAR BİZİ YILDIRAMAZ”
Pınar Aydınlar ise, “Hiçbir şekilde moralimizi bozmamamız gerekiyor. Tarihte bu tür gerçeklere hep tanık olduk. Dün evlerimiz bugün arabalarımız işaretleniyor. Bize ‘ayağınızı denk alın biz sizlerin kim olduğunu çok iyi biliyoruz’ diyorlar. Bu baskılar bizi yıldıramaz” diye konuştu. Aydınlar kadınların 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutlayarak sözlerini tamamladı. (Cem TURSUN/DHA) Radikal

Alevilere AB iftirası

Ali KENANOĞLU

Avrupa’da Alevi örgütlenmelerinin gelişmesi büyümesi ve daha önceki yazılarımda belirttiğim şekilde Türkiye’deki Alevi örgütlenmelerine ve hak arama mücadelelerine destek olmaları birçok kesimi rahatsız etmiş durumdadır. Bunların başında AK Parti Hükümeti ve bizzat Başbakan Recep Tayyip Erdoğan gelirken, Aleviler içinden de Tayyip Erdoğan’ın bu rahatsızlığına ortak olanlar bulunmaktadır. Bu konuda Tayyip Erdoğan’la hemfikir olanlar Ulusalcı bakış açısına sahip olan Alevilerdir. Bu canlar zaman zaman toplantılarda, Alevi TV’lerindeki programlarda ve yazılarında Türkiye’deki Alevi kurumlarından bazılarını Avrupa Alevi örgütlenmeleriyle ortak çalışıp AB ile ilişki içerisinde olduklarını söylemektedirler. AB’nin Türkiye üzerindeki emperyalist emellerine hizmet ettiklerini ve bu nedenle de AB tarafından fonlar aracılığıyla desteklendiklerini kimi zaman ima etmekteler kimi zaman ise doğrudan söylemektedirler.

AB fonlarının ne olduğunu ve Türkiye’de hangi kurumlar tarafından kullanıldığına şöyle bir bakalım. AB fonları sanıldığının aksine STK’lere doğrudan nakit para olarak verilmeyip, AB’nin ilgili birimi tarafından oluşturulan konularda hazırlanan projelere, ilgili projenin mali giderlerini karşılamak üzere, fatura vb. şekilde belgelendirmek koşuluyla verilir ve proje denetime tabidir. AB’nin bu fonları, Türkiye’de birçok kesim tarafından kullanılmaktadır. En çok da belediyeler ve diğer kamu kurum ve kuruluşları AB’ye proje sunup fon kullanmaktadırlar.

Sayın Başbakana ve ulusalcı Alevi canlara önemli bir bilgi aktarayım. Türkiye’de AB fonlarını en çok kullanan kurumlar arasında Genelkurmay Başkanlığı gelmektedir. Hem de Yaşar Büyükanıt, İlker Başbuğ ve Işık Koşaner döneminin Genelkurmay Başkanlığı, o dönemde, yani 2007-2010 yılları arasında ‘Siyasi Kriterler’ kapsamında ‘Mehmetçik Projesi’ için AB’den 12.7 milyon avro hibe almıştır.

AB fonlarından proje kapsamında son 10 yılda tüm Alevi kurumlarının aldıkları bütçe bir milyon avroyu bulmaz. Bu kısıtlı Fonu kullanma becerisini gösterebilen kurumların başında da Ulusalcılıkta Ulusal TV ile yarışan bir yayın yapan kanalıyla da bilinen bir Alevi kurumumuz bulunmaktadır. Keşke daha fazla Alevi kurumumuz bu fonlara uygun projeler yapıp toplumumuzun faydasına olacak bu AB fonlarında faydalanabilme becerisi gösterebilseler. Çünkü bu fonları kullanmanın kriteri öyle iftira edildiği gibi siyasi yandaşlık değil, uygun proje üretebilmek ve uygun bir formatta bunu uygulayabilmektir.

Genelkurmay Başkanlığının bile kullandığı AB fonlarını Aleviler için suçlayıcı bir şekle dönüştürmeyi Tayyip Erdoğan yapıyor, hadi onun Alevilere olan kinini, öfkesini biliyoruz da bizim Alevi canlara ne oluyor? Siz niye bu oyuna geliyorsunuz? Kendisini Devletin sahibi olarak görenler ile devletin her türlü nimetinden faydalanan diğer STK’ler, bu AB fonlardan faydalanırken bir sıkıntı duymuyorlar da, Devletin her türlü imkanlarından mahrum bırakılan Alevilerin AB fonlarından faydalanması neden sizi rahatsız ediyor? Yoksa siz öğretilmiş bir çaresizlikle mi bunu yapıyorsunuz? Zıplayamayan pireler örneğinde olduğu gibi; deney yapan bir kişi, ilk önce pireleri içine koyduğu kavanozun kapağını kapar ve kavanozu ısıtır. Pireler 30 cm’lik kavanozun kapağına şiddetle çarparlar ve yere düşerler. Birkaç denemeden sonra pireler o kadar yükseğe sıçramaktan vazgeçerler, daha sonra kavanozun kapağı açıldığında bir tek pire bile kavanozun dışına çıkamaz.

Bu pire örneğinde olduğu gibi yıllardır Alevilerin altına ateş yakılıp kafalarına da balyoz vuruldu. Cumhuriyetin efendileri her türlü nimetleri kendileri için seferber ederken bizi de cumhuriyetin bekçisi olarak kapıya koydular. Bekçiliği bırakıp kapıdan içeri girmek isteyenlere ise “kafeste beş maymun” deneyindeki gibi başka bir öğrenilmiş çaresizlik tepkisi gösteriliyor.