Ana Sayfa Blog Sayfa 6431

Derviş ,ozan, Perişan Ali,hakka yürüdü, sır oldu

Perişan Ali’nin Hakka yolculuğu devam ediyor.Devri alemin sırladığı yeni bir mekana yol alırken, insan donunda geçirdiği bu kısa zaman içinde, varlığın birliğine inanmış bir yol eri olarak dile geldi,nefes oldu,söz oldu,her derviş gibi turab oldu,nefsin yenip öz oldu.Bir Dost ile, bir Post’a yar oldu.Kızılbaş alevi inancının değerlerini pazarlayanların çoğaldığı bir dönemde ürettikleriyle bir çok sözde ozana sermaya oldu.Ama gerçeğin demine hü diyenlere ilham veren ,yol gösteren göz oldu.

Ozanın harman olduğu Binboğaların kadimden gelen kültürünün nefesi olarak ,”işte geldik gidiyoruz, kalanlara selam olsun” ,diyenlere el sallayıp yoldaş ve haldaş oldu.

Onun değerini , görünür alemdeyken farkedemeyen alevi toplumu, onu Sırr-ı Hakikata yürüdükten somra daha iyi anlayacaktır. O da tüm yol erenleri gibi kendi ektikleri ile yaşayacaktır.

PERİŞAN HALLERİM

perişan hallarım aşkın elinden
gel buna bir çare bulmadan gitme
çaresiz dertlerin dermanı sende
derdime dermanı vermeden gitme

çaresiz dertlerim derman bulmuyor
neden gönül neden sensiz olmuyor
azdı yaralarım iyi olmuyor
ne olur yaramı sarmadan gitme

canım bağlı yar zülfünün telinden
mecnun gibi geçtim aşkın çölünden
bir garibim kaldım gurbet elinden
şu garip halımı görmeden gitme

Toprağı bol,Devri daim ,sedası kadim olsun.
DEMOKRATİK ALEVİ FEDERASYONU BAŞKANI

Ali Köylüce

Hakikat aşığı Perişan Ali hakka yürüdü

Ozan diyarı olan Kaşanlı’ya bağlı Örenli köyünde hakka yürüyen Perişan Ali yarın Afşin ilçesine bağlı Örenli köyünde son yolculuğuna uğurlanacak.

Asıl adı Ali İspir olan ve Perişan mahlasıyla şiirler yazan Perişan Ali ozanı ve Kürt Alevi Pirleri’nin bol olduğu Kaşanlı’da 1944 yılında dünyaya geldi. Küçüklüğünden beri yöre geleneği olarak bağlama ile tanıştı. Perişan Ali, Aşık Mahzuni, İsmail İpek, Emekçi, Vicdani gibi yüz yılın önemli ozanlarına ustalık yaptı.

1978 yılında Aralık ayında yaşanan Maraş katliamından çok etkilenen Perişan Ali, uzun yıllar bağlamasına elini sürmedi. Maraş Katliamında köyünde olan Perişan Ali, uzun bir suskunluk döneminin ardından birkaç yıl önce yeniden bağlamasını eline aldı ve deyişler söylemeye başladı.

Aynı yatakta büyüdükleri ve aynı okul sıralarında okudukları Aşık Mahzuni Şerif’in bir eserinde ustası Perişan Ali için “Felek fukarası dağlar çobanı” der. Yaşamının son yıllarında Nurhak’taki Kürt Alevi köylerinde düzenlenen cemlere katılan Perişan Ali, deyişlerinde ekmeğe yapılan zamdan, garip mansurun dara düşüşmesinden, sürgünlerden ve katliamlardan söz eder.

Kürtçe eserler de vermiş olan Perişan Ali, Gurgum bölgesindeki Kürt Alevi kültürü içindeki öneminin yanı sıra halk edebiyatı için de önemli bir kaynak kişiydi.

“Bu dünyanın adı nedir /

İnsan olmadığı yerde /

Lezzeti tadı nedir /

İnsan olmadığı yerde” gibi çok sayıda eser vermiş olan Perişan Ali, bugün Afşin ilçesine bağlı Örenli köyünde son yolculuğuna uğurlanacak.

Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu kuruldu

2 yıllık bir çalışmanın sonunda 5 dernek ve 13 komitenin katılımıyla 9 Şubat 2013 tarihinde Almanya’nın Frankfurt kentinde 46 delegenin katılımıyla yapılan kongrede tüzüğün kabul edilmesiyle Almanya Demokratik dersim Birlikleri Federasyonu kuruldu.
Kongreye katılan Demokratik Alevi Federasyonu temsilcisi de bir konuşma yaptı.
Kongereye katılan misafirlerin ve delegelerin konuşmasının ardından faaliyet raporunun okunması ve oylanmasından sonra Tüzük üzerinde madde madde oylamaya gidildi.
Tüzüğün oylanmasının ardından Almanya Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu yönetim kurulu belirlendi. Yönetim Kurulu üyeliklerine
Erkan Karakaplan, Hıdır Kocamış, Hayri Karagöz, Ali Tacer, Salman Çimen, Yakup Ateş, Sevgül Gel, Zülfü Güneş, Şivan Hanoğlu, Haydar hambayat seçildiler.
Avrupa ülkelerindeki Dersimlilerin etnik kimliğine, kültürel ve, tarihsel değerlerine ve diline sahip çıkmak, korumak, geliştirmek ve yabancı kamuoyuna tanıtmak, Dersim’in ekolojik ve demografik yapısına yönelen tehlikelere karşı durmak amacıyla kurulan federasyon, Dersim’deki sözlü kültürün korunması ve yazılı hale getirmesini sağlayacak çalışmalar yapacak ve Dersimlilerin anadillerinde basın, radyo, televizyon yayınları ve arşivlemesinin yanı sıra Dersim’de konuşulan yerli dillerin gelecek nesillere aktarılması için akademik çalışmalar yürütecek.

SEV-DER İzmir yeni yönetimine kavuştu

SEVGİ VE SAYGI DEĞER SEV-DER LİLER
İzmir şubemiz genel kurul yaparak yeni yönetim seçmiştir .
Yeni yönetim
Başkan : Fahri Kaya
Başkan Yardımcısı : Mehmet Kara
Şube Sekreteri : Aygün Demir
Şube Saymanı : Mustafa Gün
Üye : Levent Demir
Sevgili SEV-DER’liler bizler yukarda isimleri yazılı olan kardeşleriniz olarak SEV-DER’in laik olduğu seviyeye getirmek için yönetime gelir gelmez derneğimiz ara sokadan ana caddeye çıkardık.Esnafımızla ve üyelerimizle görüşerek derneğimizin takvimini bastırıp halkımıza ve üyelerimize dağıttık 24 aralık maraş katliamı ile ilgili panel yaptık yine emekci halkımızı çok yakından ilgilendiren kentsel dönüşüm meselesini bir panel yaparak halkımızı bilgilendirdik artık cenazelerimiz derneğimizde üyelerimiz bir araya gelerek kaldırılıyor son olarak kadın komitemiz katmer günü düzenleyerek üyelerimizle buluşmamızı sağladı sevgili SEV-DER liler daha fazla faaliyet yapmak istiyoruz daha çok sizlerle buluşmak istiyoruz bu anlamda bizlere bu kültürü yaşatmamız için maddi ve manevi desteklerinizi bekliyoruz bizler çok iyi biliyoruzki ÖRGÜTLÜ HALK YENİLMEZ ! ÖRGÜTSÜZ HALK KÖLE HALKDIR . köleliğe hayır diyorsak kültürümüzün yok olmasını istemiyorsak gençliğimizin işsizlik ve pahalılık cehenneminin yarattığı sosyal sorunların (uyuşturucu,fuuş,totocu,lotocu vb.) batağına saplanıp kaybolmasını istemiyorsak örgütlü bir toplum olmamız gerekiyor tüm canlara çağrımız SEV-DER’i yaşatalım .
GELİN CANLAR BİR OLALIM .

SEVDER İZMİR ŞUBESİ YÖNETİM KURULU BAŞKANI

FAHRİ KAYA

Çemişgezek’ te, AKP’ nin “mezhep” baskısını şikayet dilekçelerine savcılık el koydu

“Mezhepsel ayrımcılığı körükleme suçlamasının” da yer aldığı (Alevi-Sünni ayrımcılığı) şikâyet dilekçeleri ilgili makamlara ulaşmadan el konuldu 

Çemişgezek’teki köy muhtarları AKP’li belediye başkanını AKP Genel Merkezi’ne şikâyet etmek isteyince evler ve dükkânlar basıldı, savcı-polis eliyle ‘suçlu dilekçelere’ Ankara’ya gitmeden el konuldu. Şüpheli sıfatıyla gözaltına alınan muhtarların çoğu adliyede şikâyetlerini geri çekmek zorunda kalırken, savcılık muhtarlar hakkında iftira suçlamasıyla soruşturma başlattı.

Cumhuriyet Gazetesi’ nden Aykut Küçükkaya’ nın haberine göre, Tunceli’ye bağlı Çemişgezek ilçesinde köy muhtarları, AKP’li Belediye BaşkanıMetin Levent Yıldızhakkında şikâyet dilekçesi vermek isteyince savcı-polis marifetiyle ilçede evler ve dükkânlar basıldı, “suç delili” dilekçelere AKP Genel Merkezi’ne ulaşmadan el konuldu.

 “Mezhepsel ayrımcılığı körükleme suçlamasının” da yer aldığı (Alevi-Sünni ayrımcılığı) şikâyet dilekçeleri ilgili makamlara ulaşamazken belediye başkanı muhtarlardan “şikâyetçi” oldu. Muhtarlar hakkında hakaret ve iftira suçlamasıyla soruşturma başlatıldı. Tüm bu yaşananlar ilçede 14 saat içerisinde gerçekleşti. Bir anda belediye başkanı, savcı ve polisi karşılarında gören, şüpheli olarak karakolda, adliyede ifadeleri alınan muhtarların büyük çoğunluğu adli emanete alınan şikâyet dilekçelerindeki imzalarını-mühürlerini geri çektiklerini beyan etti. Köy Muhtarları Derneği Başkanı Ali Haydar Polat’sa imzasını geri çekmeyerek ifadesinde, “Bizi nüfuzunu kullanarak baskı ve korkuyla sindirmeye çalışıp anayasal teminat altında olan dilekçe verme hakkını elimizden almaya çalışan belediye başkanı hakkında davacıyım” dedi. Ancak savcılık adli emanete alınan dilekçedeki iddialarla ilgili belediye başkanının evrakını soruşturma dosyasından ayırma kararı aldı.

Cumhuriyet’in ulaştığı “savcılık-polis dosyasıyla ifade tutanaklarına” göre yaklaşık iki hafta önce “18-19 Ocak 2013” tarihlerinde Çemişgezek ilçesinde yaşanan olaylar özetle şöyle gelişti:

18 Ocak 2013, Saat 21.50: Çemişgezek Polis Merkezi Amirliği’ne giden AKP’li Belediye Başkanı Metin Levent Yıldız mağdur-şikâyetçi sıfatıyla şu ifadeyi verdi: “Bugün yani 18 Ocak 2013 günü saat 18.00 sıralarında Cebe Köyü Muhtarı İsmail Acun benim yanıma gelerek ‘Sarıbalta Köyü Muhtarı ve Muhtarlar Derneği Başkanı Ali Haydar Polat’ın kendisine tüm muhtarların imzalaması gereken bir evrakın İsmail Öztürk’e ait markette olduğunu, gidip imzalaması gerektiğini söylediğini, evrakın gideceği makamların AKP Genel Başkanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Tunceli Valiliği’ne gönderileceğinin yazılı olduğunu söyledi. Bu yapılan iftira ve karalama eyleminin delili olan yazılı metnin yok olmadan ivedi olarak bulunmasını…”

 18 Ocak 2013, Saat 23.30: Belediye başkanının şikâyeti nöbetçi savcıAlparslan Türkmen’e iletilir ve savcının talimatı üzerine İsmail Öztürk’e ait işyeri adresi-araç tespiti, Ali Haydar Polat’ın ikamet adresi-araç tespiti yapılarak polis tarafından tutanak düzenlendi.

 19 Ocak 2013, Saat 11.30: Çemişgezek Sulh Ceza Mahkemesi’nce “suçta kullanıldığı iddia edilen tüm köy muhtarları adına imzaya açılmış belgenin ele geçirilmesi halinde söz konusu belgeye CMK’nin 127. maddesi gereğince el konulmasına” karar verildi.

 19 Ocak 2013, Saat 11.50: Arama ve El Koyma Tutanağı’na göre, Sarıbalta Köyü Muhtarı Polat’ın Öztürk’ün işyerine bıraktığı “dört adet dilekçeye” el konuldu. Tutanakta dilekçelerle ilgili aynen, “1- Üzerinde Başbakanlık Makamına Ankara, 2- Üzerinde İçişleri Bakanlığı Ankara…, 3- Üzerinde Valilik Makamına Tunceli…, 4- Üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanlığı’na Ankara başlığı bulunan zımbalı iki sayfalı 16 imzalı 14 adet mühürlü dilekçe…”diye yazıldı…

Savcılık soruşturma başlattı 

21 Ocak 2013 tarihinde Belediye Başkanı Yıldız bu kez Çemişgezek Cumhuriyet Savcılığı’na avukatı aracılığıyla başvurarak muhtarlardan şikâyetçi oldu. 24 Ocak’ta savcılık hakaret ve iftira suçlamasıyla muhtarlar hakkında soruşturma başlattı. Soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcısı Ebru Kavas, muhtarların ve avukatlarının dosyayı incelemelerine ve dosyadan örnek almalarına soruşturma sonuna kadar kısıtlama getirilmesini talep etti. Ancak bu talep reddedildi.

 

Avrupa’da şimdi de Alevi düşmanlığı

Hüseyin ALİ

AKP hükümeti uzun bir süredir Avrupa’daki Kürtleri hedef almıştı. Kürtlerin demokratik örgütlenmelerini dağıtmak için Avrupa devletlerine baskı yapıyordu. Hatta tüm ekonomik ve diplomatik imkanlarını bir şantaj olarak kullanıp, Kürtlerin Avrupa’daki örgütlenmelerini dağıtmaya çalışıyordu. Sanki Türkiye’deki Kürt mücadelesinin esas kaynağı oradaki Kürtlermiş gibi davranıyordu. Bugünkü Meclis Başkanı Cemil Çiçek her fırsatta Avrupa’daki Kürtleri hedef gösteriyordu. Üç devrimci, Sara, Rojbîn ve Ronahî’nin katledilmesi bu zihniyetin sonucu gerçekleşti. Mehmet Ali Şahin bu nedenle Almanya’da da bu tür şeyler olur diyerek bu şantaj politikasını pervasızca dile getirdi. Bu söylem, Kürtlere düşmanlığın ne düzeyde olduğunu göstermektedir.

Şimdi bu düşmanlık Avrupa’daki örgütlü Alevilere yönelik yapılmaktadır. Bölücülük suçlaması içine Aleviler de alınmıştır. Kürtler, tek millet olmaları önünde engel olarak görülürken, Aleviler ise tek inanç yaratma politikaları önünde engel olarak görülmektedir. Türkiye’nin ulusal stratejisi Türk-İslam sentezidir. Tek millet Türklüktür, tek inanç da Sünniliktir. Bu stratejiye karşı çıkanlar, hatta uymayanlar düşman olarak görülmektedir. Özellikle bu stratejiye karşı örgütlü karşı çıkanlar tehlike olarak görülüp, hedef alınmaktadır.

Kürtler on yıllardır örgütlü bir mücadele yürüttüğünden baş düşman Kürtler olarak görülmektedir. Bu nedenle her türlü devlet imkanlarını kullanarak Kürt Özgürlük Hareketi bastırılmak istenmiştir. Günümüzde de bu bastırma ve tasfiye politikası sürdürülmektedir.

Şimdi görülüyor ki Kürtler ile sosyalistlerden sonra üçüncü büyük düşman olarak Aleviler görülüyor. Hatta ikinci düşman demek daha doğru olur. Türk devletinin stratejisine göre; Türkiye sosyalist de olabilir, hatta Suudi Arabistan gibi şeriatçı bir ülke de olabilir; ama Kürtlerin ve Alevilerin kimliklerini ve özgürlüklerini kabul etmek mümkün olamaz. Bu devletin Türk ve Sünni kimliği korunsun da hangi rejim olursa olsun anlayışı vardır. Kuşkusuz sosyalist bir ülkede Kürtlerin ve Alevilerin özgürlüğü de gerçekleşir. Ancak Türk devleti Kürtlerin ve Alevilerin özgürlüğünü düşünmeyen ama kendine sosyalist diyenlere de karşı değildir.

Alevilerin açıkça hedef gösterilmesi örgütlü güç haline gelmeleri nedeniyledir. Aleviler artık örgütlüdür. İki kimlikli karakterleriyle her iki kimliklerinin de özgür olduğu demokratik bir yaşamı hedefliyorlar. Hem Kürt’türler hem Alevidirler. Hem Türk’türler hem Alevidirler. Eğer hem Kürt hem Aleviyseler bu iki kimliğin de özgürleşmesi için mücadele ediyorlar. Hem Türk hem de Alevilerse Türk kimliğiyle ilgili bir sorun yaşamıyor olsalar da Alevi kimliklerini ve ibadetlerini özgürce yaşamak istiyorlar ve bunun için mücadele ediyorlar.

İşte Başbakan’ın, dolayısıyla hükümetin Alevileri hedef göstermesinin nedeni bu kimlik ve özgürlük mücadelesi yürütmeleridir. Bu hükümete göre Kürtler ve Aleviler, özgürlük mücadelesi veremez, hak isteyemez. Sadece onlara hangi çerçeve çizilmişse o sınırlarda yaşayabilirler. Devletin istediği Alevilik ya da Kürtlük ne ise Aleviler ve Kürtler ona uymalıdır. Alevi ve Kürt açılımı dedikleri de budur. Eskiden ne Kürtlerden ne de Alevilerden söz edilirdi. Gelinen aşamada bunun imkanı kalmadığı görülünce, bu defa da Alevi ve Kürtlerden söz ederek Alevi ve Kürtlüğü bitirme stratejisi izlemektedirler. Çünkü kendi düşündükleri Alevilikle Aleviler zaman içinde Sünnileşecek, Kürtler de çerçevesini çizdikleri Kürtlükle zaman içinde tamamen Türkleşecektir. İşte şimdi Türk devleti bu politikaların önündeki Alevi ve Kürtleri düşman olarak görmektedir. Yeni politikalarının tuzağına düşen Alevi ve Kürtler ise kendi Alevi ve Kürtleri olarak öne çıkarılmaktadır.

Avrupa’daki Alevileri bu kadar hedef almalarının nedeni denetim dışı kalmalarıdır. Her ne kadar ilk Alevi örgütlenmelerinin bir kısmı Avrupa’daki Türk elçilikleri ve konsoloslukları tarafından teşvik edilmiş olsa da, zaman içinde bu politika etkisiz kalmıştır. İlk başta Kürt örgütlenmelerine karşı bir alternatif gibi görülüp teşvik edilse de zaman içinde Alevi dinamikleri bu ilişkileri aşmış, devlet denetimi dışındaki örgütlenmeler haline gelmiştir. Bunda CHP gerçeğinin görülmesi ve devlete hakim olan eski zihniyetin antidemokratik ve Alevi karşıtı karakterinin anlaşılması önemli rol oynamıştır. Devletin yeni sahiplerinin Türk-İslam karakterinin de Aleviler üzerinde etkili olma imkanı kalmayınca Avrupa’daki Alevi örgütlerinin özgürlükçü ve demokratik karakterleri öne çıkmıştır. Bu karakterleri nedeniyle AKP hükümetinin hedefi haline gelmiştir.

Alevi örgütlenmeleri birkaç yıldır gerçek demokratik karakterleriyle Türk devletinin karşısına çıkmaktadırlar. Gerçek demokrasi mücadelesi içine girmeleri onları başta Kürtler olmak üzere tüm demokrasi güçlerine yakınlaştırmıştır. Çünkü gerçek demokrasi mücadelesi tüm ezilen ve baskı görenlerin mücadelesidir. Tam demokrasi mücadelesi veren Alevi örgütleri, aynı zamanda Kürtlerin de özgürlük mücadelesini vermiş olmaktadırlar. Bu açıdan Aleviler gerçek demokrasi mücadelesi kulvarına girdiklerinden AKP hükümetinin hedefi olmuşlardır.

Alevilerin hedef alınmasının tek nedeni, gerçek demokrasi mücadelesi içine girmeleri ve devletin istediği kalıpta Alevi olmak istememeleridir. AKP, yeni devletin yaklaşımını dışa vurmuştur. AKP’nin bu tutumu Alevilerin daha da bilinçlenmesine hizmet edecektir. “Bir nasihat bin musibetten yeğdir” sözü gibi Başbakan’ın sözleri de devletin gerçek yüzünü Alevilere bir daha göstermiştir.

Alevi hareketi üzerine bir değerlendirme…

Servet DEMİR

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı

Bu sunuşumuzun amacı; Avrupa Alevi Hareketi ile Türkiye Alevi Hareketi arasında 20 yıldan beri gelişen karşılıklı etkileşimi, oluşumları, katkıları, kazanımları, eksiklikleri tespit etmek ve önümüzdeki dönem için yapılacak açılımlar konusunda önermelerde bulunmayı hedeflemektir. Dile getirilen görüşler daha çok örgütsel sorumluluğumuz sürecinde yaşadıklarımızın, gözlemlerimizin bir sentezi niteliğindedir.Ne var ki son 20 yılın bir değerlendirmesini yapmak bir zorunluluk olarak önümüze çıkmaktadır.

Türkiye ve Avrupa Alevi Hareketi 20 yılını dolduruyor. 20 yıl bir insanın ömründe önemli bir süre olmakla birlikte, toplumsal gelişimler açısından uzun bir süreç olarak ele alınamaz. Bu sosyolojik değerlendirme açısına rağmen, bizler bu 20 yılda toplumsal alanda önemli etkileri, kazanımları olan bir dönemi yaşadık. Kişisel yaşamımızı onurlandıran, Alevi toplumumuza tarihinde yaşayamadığı yeni kazanımları sağlayan, onu gururlandıran bir dizi yeni başarıları kazandıran bir süreci yaşamaktayız

20 yılda öğretimizin tarihsel duruşuna uygun, insanlığın tarihsel ilerleyişinin, kazanımlarına denk düşen, gönül ve göz estetiğimizi geliştiren çok sayıda etkinlikler gerçekleştirildi.

Türkiye Alevileri olarak ilk kez bu kadar geniş bir coğrafyada örgütlendik. On binlerce canımız davaya katıldı. Etki alanı yüz binleri hatta milyonları bulan örgütsel yapılar ortaya çıkarıldı.

Türkiye’den, ekonomik, sosyal, eğitimsel, ticari ve politik nedenlerden dolayı Avrupa’nın ve dünyanın değişik ülkelerine yerleşen, yaşamlarını sürdüren 1 milyondan fazla canımız var. Bu insanlarımız bir yandan yaşadıkları ülkelerin kalıcı bir olgusu haline geldiler.

Alevi hareketi bir bütün olarak

Konumlarını sağlamlaştırarak, eşit haklara kavuşma, sosyal, demokratik, laik bir Türkiye ve Avrupa için mücadele ediyorlar. Avrupa’da, dünyanın diğer ülkelerinde Aleviliği tanıtmak, onun değerlerini yaşatmak için dedesi, genci, yaşlısı, kadını, aydını, işvereni ile onurlu mücadelesini yürütüyorlar. Diğer yandan bu insanlarımız tamamlanmayan, güdük bırakılan, hedeflerinden saptırılan Cumhuriyet projesini yaşama geçirmeye çalışıyorlar.

Bizler aynı zamanda, demokratik, laik, halkların kardeşliğinin yaşandığı, düşünce ve inanç özgürlüğünün, sosyal eşitliğin sağlandığı, dış dünya ve komşularıyla eşit paydada işbirliği yapan, ülkede huzuru sağlayan, dünya barışına katkısını sunan, Anadolu’da yaşayan medeniyetlerini ve onların tarihlerini kabul eden, içselleştiren bir yaklaşımı benimseyen, bunu bir toplumsal proje olarak kabul eden, bu anlamda Cumhuriyet projesine gerçek anlamını kazandıran çağdaş bir Türkiye’nin Avrupa Birliği içinde onurlu yerini alması için, bu toplumsal proje doğrultusunda Aleviliğin tanınması, kurumlarının yasal güvenceye kavuşturulması için de yılmadan Türkiye’deki ve dünyadaki demokrasi güçleri omuz omuza kararlı ve onurlu mücadelemizi örgütsel yapılarımız içinde sürdürmeye devam ediyoruz.

Alevi öğretimizde, toprak, su, ateş ve güneş kutsaldır. Yaşamın simgesi olan bu semboller ışığında doğa ile insanoğlunun dengesini sağlayan adil ve yaşanır bir dünya, demokratik, laik, çağdaş ve sosyal eşitliğe dayalı bir Avrupa ve Türkiye projesi ve insani olan her şey bizimdir, dava insanlık davasıdır diyen biz Alevilerin vazgeçilmez değerleridir. Bunlar, uğrunda tarih boyunca mücadele ettiğimiz insani olan toplumsal projemizdir. Bu dava için savaşan, mücadele yürüten dünyada ve Türkiye’deki insanlar biz Alevilerin musahibi, dostu ve yol arkadaşıdır.

İşte yirmi yılda bu kadar geniş bir coğrafyada onurlu mücadelesini sürdüren Alevi Hareketi, Alevileri onurlandıran ve genelde insanlığa hizmet eden bir dizi başarılara da imza attı.

Her şeyden önce Alevilik Avrupa da hukuksal olarak tanınmaya başlandı. Avrupa ve dünyanın diğer bazı ülkelerinde toplam 17 ülkede yani:

Avrupa’da; Almanya, Fransa, Avusturya, İsviçre, Belçika, Hollanda, Danimarka, İsveç, Norveç, İngiltere, İtalya, Romanya, Kıbrıs ülkelerinde olduğu gibi Amerika, Kanada ve Avustralya’da örgütlülüklerini tamamlayarak pirlerimizin, öğretimizin desturları doğrultusunda BİRLİKLERİNİ yaşama geçirdiler. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu çatısı altında toplandılar. Toplam olarak dünyanın 250 kentinde alevi örgütlülüğünü yarattılar.

Türkiye’de Alevilerin en üst büyük çatı örgütü Alevi-Bektaşi Federasyonunu kurdular, geliştirdiler. Dergahlarımızı özellikle İstanbul da bir araya getiren Alevi Dernekleri Federasyonunu oluşturdular. Vakıf mödeli üzerindeki yapıları bir araya toplamaya çalışan Alevi Vakıflar Federasyonunu yaşama geçirdiler. Bu kurumlar Alevilerin temel talepleri konusunda birleştiler. Ortak etkinlikler gerçekleştirmeye başladılar.

ALEVİ HAREKETİNİN BAĞIMSIZ ÇİZGİSİ

İnsanlığın tarihsel yürüyüşü sürecinde bugüne dek elde ettiği ve yarattığı evrensel değerler ve bu değerlerle tamamen örtüşen öğretimizin ilkeleri ışığında hiç bir devlete, siyasi oluşuma, dinlere bağımlı kalmadan, bağımsızlık çizgisini kararlılıkla sürdürmeye devam ediyor. Bundan böyle de bu ilkesel duruşuNU devam ettireceKTİR. Bu duruşumuz ve çizgimiz, tarih boyunca zalimlere biat etmeyen pirlerimizin, ozanlarımızın duruşudur. Kerbela’da Yezit’e ve taraftarlarına karşı direniş gösteren Hazreti Hüseyin’in, Hallacı Mansur’un, Nesimi’nin, Hınzır Paşa’ya boyun eğmeyen pirimiz Pir Sultan Abdal’ın, yakın çağımızda emperyalizme karşı mücadele verenlerin, Mustafa Suphilerin,Nazım’ların, Deniz Gezmiş’lerin, İbrahim Kalpakkaya’ların, Ruhi Su’ların, Ape Musa’ların, Mahsuni’lerin, Veysel Babaların çizgisidir.

Onlar nasıl biat etmeyerek boyun eğmediyseler, Alevi Hareketi olarak aynı duruşu ve kararlılığı sergilemeye devam edecektir.

ALEVİ HAREKETİNİN KAZANIMLARI

İşte bu tarihsel duruşa sadık kalan bağımsız çizgimizle Alevi toplumumuzu onurlandıran bir dizi kazanımlara imza atıldı.

Milyonu aşan insanımızın katılımı “Alevilerin inanç merkezi CEM EVLERİ dir” ve “zorunlu din dersleri kaldırılsın” kampanyalarını yürütüldü.

Yüz binlerin katıldığı ve demokrasi güçlerini bir araya getiren mitingler gerçekleştirildi.

Pirimiz Pir Sultanın diyarı Sivas’ta, T.C devletinin karanlık odakları, şeriatçı ve faşist güçler tarafından Madımak otelinde ülkemizin gururu olan aydınlarımızın, sanatçılarımızın ve canlarımızın katledilmesine karşı mücadeleler sürdürüldü sürdürülmeye kararlılıkla devam ediliyor. Sivas Madımak otelinde gerçekleştirilen kitlesel mitingler sayesinde Lanetli et lokantasını kapattırıldı. Madımak otelinin insanlık müzesi olması istemi, sürdürülen kampanyalar sonucunda, Alevi toplumunun ve kamuoyunun ortak bir istemine dönüştürüldü.

Avrupa’da, ülkeler, devletler, hükümetler, dini kurumlar ve sivil yapılar nezdinde Alevilik resmiyet kazandı. Tanınır oldu. Kurumlarımız resmi olarak tanınmış ve temsil yetkilerini elde ettiler.

Aleviliğin ve Alevi Hareketinin toplumsal dokularda, kamusal alanlarda etkinliği artmıştır. Saygınlığı ve itibarı yükselmiştir.

İnsanlık davamızın daha da toplumsallaşması, alevi toplumumuzun isteklerinin yaşama gelişmesi ve çağımızın koşullarına uygun haberleşme ve iletişimin sağlanması için boyutları ve etki alanları küçümsenmeyecek bir Alevi Medyası yaratıldı. Tek tek federasyonlarımızın ve Alevi Kültür Merkezlerimizin internet ağları, yazılı ve görsel malzemeler yaratıldı. Sayıları giderek artan yüzlerce CEM EVİ yaptırıldı.

Federasyonlar ile Alevi kurumları gerçekleştirdiği kültürel etkinliklerle, Alevi öğretimizin tanınmasında, yaşatılmasında ve yeni kuşaklara aktarılmasında önemli roller oynamıştır.

Ama hepimizin ortak eseri gurur abidesi, Alevi öğretimizi ve tarihsel çizgisinin gelişimini bilimsel, estetik, evrensel değerlerle donatarak sanatsal şaheserlere dönüştüren, dünya rekorlar kitabına geçen “Bin Yılın Türküsü”, “Kadının Türküsü”, “Acıdan Umuda Doğru”, ayrıca Fransa Federasyonumuzun gerçekleştirdiği “Aşk Ola” gibi eserlerdir. Bu eserler insanlığın ortak kazanımlarına dönüşmüştür.

Bu şaheserlerin gerçekleşmesini sağlayan, katkı sunan yönetmenlerimize, sanatçılarımıza, yazarlarımıza, üyelerimize kısaca tüm canlarımıza sağ olun var olun diyoruz, iyi ki varsınız. DAVA ORTAK, ESER ORTAK, GÜZELLİK ORTAK, EMEK ORTAK.

Ana hatlarıyla özetlemeye çalıştığımız ve 20 yıldan beri Alevi Hareketinin sürdürdüğü insanlık davasını daha toplumsal boyutlara kavuşturmak, toplumsal projelerimiz ile taleplerimizi gerçeğe dönüştürmek için bağımsızlık çizgimize ve öğretimize uygun bir şekilde sahip çıkıldı.

ALEVİ HAREKETİNE YÖNELİK NİFAK GİRİŞİMLERİ

Davamıza, öğretimize uygun düşen, toplumsal desteği sürekli gelişen Avrupa Alevi hareketiNİN Türkiye’ye yönelik etkilerini sınırlamak, yalıtmak için Türkiye Cumhuriyeti devleti, farklı ağırlıkta da olsa siyasi partiler, özellikle hükümet çevreleri, Avrupa’da sergiledikleri tutumları ile, Alevi çalıştayları sürecinde sürekli olarak Avrupa Alevi Hareketini sürecin dışında bırakma içerisinde olmuşlardır.

Bu çevreler, hareketi karalamak için Yurt dışında özellikle Avrupa da ki Alevi topluluğunu ve kurumlarını diaspora güçleri olarak değerlendirmekte ve dış mihraklı bir misyoner hareketi olduğu şeklindeki karalama kampanyalarını sürdürmekteler.

Bu güçler, Pirlerimizin, dergahlarımızın, ocaklarımızın yol evlatları olarak, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları olan Avrupa da bulunan Alevilere karşı tek ırk, tek millet, tek din tespitine dayandırılan asimilasyoncu, inkarcı, katliamlarla dolu ideolojik kampanyalar yürütülmektedirler. Avrupa ve Türkiye Alevi hareketleri arasına nifak tohumları ekmektedirler. Alevilerin güçlerimizi bölmek istiyorlar. Her ağaç kurdunu içinde barındır deyiminden hareketle, insanlık davasını değil çıkarlarını ön plana çıkaran dava düşkünleri ortaya çıkmakta ve bu çıkar çevrelerine hizmet etmektedir.

Bu anlamde bu olumsuz girişimleri boşa çıkarma da, Davamız ve insanlık için önem taşıyan bu dönemde ocaklarımıza, dergahlarımıza, pirlerimize, sanatçılarımıza, aydınlarımıza, her düzeydeki yöneticilerimize ve tüm canlarımıza büyük sorumluluklar düşmektedir. Gün, güçlerimizi birleştirme günüdür. Bu karalama kampanyalarına karşı toplumumuzu, değerlerimizi, davamızı, kurumlarımızı sahiplenme günüdür. Bu kampanyaları boşa çıkarma günüdür.

ALEVİ HAREKETİNDE DÖNEMSEL GELİŞME EVRELERİ

20 yıldan beri gelişen Alevi hareketini üç döneme ayırmak mümkündür.

Birinci dönem, 1990-1998 yılları arasındaki dönemdir. Bu dönem, Alevi hareketinin doğuşu, oluşumu dönemidir.

İkinci dönem, 1998-2006 yılları arasındaki dönemdir. Bu dönem, merkezi birliklerin oluşması dönemidir. Ortak akıl doğrultusunda, ortak talep ve projelerin hayata geçirilmesi dönemidir. En geniş kapsamda Alevi aktörlerini dava için harekete geçirme, Aleviliği uluslar arası platformlara taşıma, Avrupa ülkelerinde yasal konumlar kazandırma, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde kazanılan davalarla Türkiye’de Alevi toplumuna ve hareketine kazanımlar elde edilen dönemdir.

Üçüncü dönem, 2006 dan günümüze olan dönemdir. Bu dönem, Alevi hareketinin yatay olarak genişlediği, dikey olarak durağan kaldığı dönemdir. Buna rağmen, Avrupa’da ve özellikle Türkiye’de hareketin kitleselleşmesidir. Tamamlanamayan kurumsallaşmanın her boyuta kendisini dayatması dönemidir.

Önümüzdeki dönemde eksikliklerimizi giderme, kurumsallaşmamızı tamamlama, eğitimsel çalışmalarımıza her boyut ve alanda ağırlık verme, enerjilerimizi, güçlerimizi farklılıklarımıza, özgünlüklerimize saygı temelinde ortak projeler için harekete geçirme dönemidir.

Dava, insanlık davasıdır. İnsani olan her şey bizimdir Şiarı ile ORTAK AKIL, ORTAK DURUŞ VE ORTAK EYLEMSELLİK öne çıkarma dönemidir.

Dedelerimizin eli kanlı özür dilerim

DTK Eşbaşkanı Türk, 1915’te Ermeniler, Süryaniler ve Ezidilere uygulanan politikalara Kürtlerin de dahil olduğunu söyleyerek, “Burada Kürtlerin de payı var. Dedelerimiz, bu halklara zulmetti. Torunları olarak özür diliyoruz. Bu özrü kabul etmek önemlidir” dedi

Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı, Mardin Bağımsız Milletvekili Ahmet Türk, 1915’te Ermenilerin büyük acılar yaşadığını söyleyerek, “Propagandalarla Kürt halkı da Ermenilere zulüm etti” diyerek Ermenilerden, Süryanilerden ve ezidilerden özür diledi.

Türk, İMC TV’de yayınlanan ‘Azı Karar Çoğu Zarar’ programında Hayko Bağdat ve Roni Margulies’in sorularını yanıtladı.

Başbakan’a çağrı yaptı
Türk, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a, “Siz milliyetçi kesimlere mesaj vererek bu sorunu götüremezsiniz. Bir Müslüman olarak, bir insan olarak, barışa inanan bir insan olarak devreye girin, müdahale edin. O zaman Başbakan olmazsınız bu ülkenin lideri olursunuz” diye seslendi.
Türk, bir soru üzerine Kürtlerin 1915’te Ermeni, Süryani ve Ezidilere yönelik katliamlarda kullanıldığını söyledi. Türk, şöyle devam etti:

‘Türkler de özür dilesin’
“1915’lerde Ermeniler büyük acılar yaşadı. Burada Kürtlerin de payı var. Kürtler kullanıldı. Buradaki halk bir zulümle karşı karşıya kalmış. Hem Süryaniler, hem Ezidilerle ilgili hem de Ermenilerle ilgili dedelerimiz, babalarımız kullanıldı, bu halklara zulmetti, onların eli kanlıdır dedik. Bu halkların, bu grupların kanı ile elleri kirlidir, dedim. Biz evlatları olarak, torunları olarak özür diliyoruz. Bence özrü kabul etmek önemlidir. Biz Kürtler olarak diyoruz ki evet irademiz dışında kullanıldı. Propagandalarla Kürt halkı da Ermenilere zulüm etti. Bundan ızdırap ve acı duyduğumuzu çok rahat ifade edebiliyoruz. Türkiye’nin de bu büyüklüğü göstererek Ermenilerden, Ezidi ve Süryani halkından özür dilemesi gerekiyor. Bu olaylar cumhuriyetten önce olmuşsa bu sıkıntıya ne gerek var?”

NAMIK DURUKAN Ankara Milliyet

Tuğluk: Kürdistan ve Alevi kelimesini beraber söylemek çok önemli

DİYARBAKIR- DTK tarafından düzenlenen ve Demokratik Alevi Federasyonu, Özgür Demokratik Alevi Derneği, Pir Sultan Abdal Derneği Diyarbakır Şubesi, BDP milletvekillerinin katıldığı ’Kürdistan 1’inci Alevi Konferansı’ merkez Kayapınar İlçesi Belediyesi Kültür Merkezi’nde başladı.

Demokrasi ve Kürdistan mücadelesinde şehit olanların anısına bir dakikalık saygı duruşundan sonra başlayan konferansta, Türkçe’nin yanısıra Kürtçe’nin Zazaki, Kurmanci ve Sorani lehçeleriyle konuşmalar yapıldı. Salona PKK kurucularından olan ve 1980’lerde Diyarbakır Cezaevi’nde yaşamını yitiren Mazlum Doğan ile Paris’te öldürülen Sakine Cansız, TKP/ML ile Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu’nun (TİKKO) kurucularından olan ve 1973’te işkencede ölen İbrahim Kaypakkaya, Dersim isyanının liderlerinden Seyit Rıza ile Ali Şer’in eşi Zarife’nin fotoğrafları asıldı.

BAYDEMİR: KÜRTLER BİRLİK OLALIM

Konferansın açılış konuşmasını Kürtçe yapan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, son 100 yıldır bu topraklarda kültürlerin, dillerin, büyük bir zorluk ve baskı altında bırakıldığını söyledi. Halkın 30 yıllık direnişiyle bu topraklarda yeni bir anlayışın filizlendiğini söyleyen Baydemir, şöyle dedi: “Ancak, Allaha şükürler olsunki, bu mazlum halkın 30 yıllık direnişiyle, Şeyh Sait’ten Seyid Rıza’ya, Mazlum Doğan’a (PKK kurucusu) bu halkın yürüyüşüyle yeni bir anlayış yeşerdi, filizlendi. Zalim ve zulümkarlar kendi etkilerini göstermek için bu halkı, bu kültürü parçalamak, dağıtmak istiyorlar. Bizler Mezopotamya halkı olarak, Kürdistan halkı olarak her şeyden önce halkımızın özgürlüğü için birlik olmalıyız. Bizi topraklarımızda birbirimize düşman etmek isteyenlere karşı ben inanıyorumki, bu halk birbirinin kardeşidir, birbirine düşman değildir. Bizi birbirimize karşı düşman etmek isteyenlerin oyunlarını Kürt halkı Seyit Rıza’dan ta Mazlum Doğan’a kadar boşa çıkarmıştır. Gelin canlar bir olalım, gelin canlar birliğimizi oluşturalım. Allahtan dileğim bu konferansın Kürt halkının birliğini oluştursun.”

Van Bağımsız Milletvekili ve DTK Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk, Kürdistan ve Alevi kelimelerinin bir arada zikredildiği bu konferansın çok önemli olduğunu belirterek, “Sistemin en çok çekindiği şey ezilenlerin birliğidir. Çünkü onlar ezilenlerin birlikteliğinin kendilerinin sonu olduğunu çok iyi bilirler. Türk egemen sistemi yıllarca Kürt özgürlük mücadelesi ile Alevilerin eşitlik mücadelesinin birleşmemesi için elinden gelen her şeyi yapmıştır. Kimi zaman tarafları birbirine karşı kışkırtmaya kadar götürmüş ve Kürt halkının özgürlük mücadelesi ile Alevilerin eşit yurttaşlık mücadelesinin son tahlilde aynı anlama geldiğini bilerek, engellemeye çalışmıştır” dedi.

KÜRT VE ALEVİ OLMAK DEVLET İÇİN ÇOK TEHLİKELİ
Alevilerin özgürlüğünün Kürtlerin özgürlüğü, Kürtlerin özgürlüğünün ise Alevilerin özgürlüğü olacağını söyleyen Aysel Tuğluk şunları söyledi:
“Bunu böyle bilmeli ve ortak mücadele etmeliyiz. Çünkü bu inkarcı ve imhacı sistemin yöneldiği iki temel hedef var Kürtler ve Aleviler. Yüz yıllardır Kürtlere uygunanan imha sistemi Alevilere de aynen uygulanmıştır. Selçuklularla başlayan Alevilere yönelik uğursuz politikalar cumhuriyet döneminde de devam ettirildi. T.C., sadece Kürtler için değil Aleviler için de büyük bir inkar ve imha pratiklerini ortaya koymuştur. Kürtler ve Aleviler hiçbir zaman bu ülkenin eşit ve asli yurttaşları olarak görülmemiştir. Yıllarca korku politikaları temelinde Kürt, Kızılbaş, Komünist, kadın düşman, iç mihrak olarak görülmüştür.”

Tuğluk, Ak Parti hükümeti döneminde de değişen bir şey olmadığını iddia etti. Tuğluk, “AKP yöneticileri ve Başbakan farklı inançların ismini küfürmüş gibi kullanıyor. Aşağılamak maksadıyla Ezidi, Zerdüşt ve Alevi diyor. Bu açıkça nefret suçudur. Bu AKP’nin zihniyetini ortaya koyuyor” diye konuştu. Tuğluk, AK parti’nin kendi Alevisini yaratmak istediğini iddia etti.

Tuğluk, Türklerin Kürtlerden, Sünnilerin Alevilerden üstün olduğunu savunanlara karşı mücadele ettiklerini söyleyerek, “Bunun için demokratik özerklik diyoruz. Aleviler eşit yurttaşlık istiyor, Kürtler de. Aleviler hor görülmek istenmiyor, Kürtler de, Aleviler de kendi kimliklerinin özgürçe kullanmak istiyor. O zaman Alevi yurttaşlar bu mücadele sizin mücadeleniz, bizim mücadelemiz, hepimizin mücadelesidir. Egemenlerin yıllarca Kürt özgürlük mücadelesi ile Alevilerin eşitlik mücadelesini ayrıştırma, karşı karşıya getiren politikalarını boşa çıkarmalıyız” dedi. (dha/Ramazan YAVUZ)(RADIKAL)

Türkiye’nin utancı: “Cemevi ibadethane değildir!

Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin, “Cemevi ibadethanedir” şeklindeki kararı ikinci kez temyiz edilerek, Türkiye’de Alevilere bakışın gerçek yüzü bir kez daha ortaya çıktı.

Çankaya Cemevi Yaptırma Derneği hakkında, tüzüğündeki “cemevlerini ibadethane” olarak niteleyen maddesi nedeniyle açılan kapatma davasını ikinci kez reddetmesi, savcı tarafından temyiz edildi. Davayla ilgili son kararı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu verecek.

Cumhuriyet Savcısı İsmail Akdoğan’ın temyiz dilekçesinde, “Aleviliğin din, cemevinin ibadethane olmadığı” savunuldu. Aleviliğin, Mevlevilik gibi İslamın alt tasavvufi yorumu olduğu kaydedilen dilekçede, “Cemevleri ile Mevlevi dergâhı aynı mahiyette ve değerdedir. Her ikisi de hayat tarzıdır. Aleviliğin yeni bir din, cemevinin yeni bir ibadethane olduğu düşünülemez” ifadesi kullanıldı. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin bozma kararındaki, “677 sayılı yasa ile getirilen sınırlandırmaların anayasal güvence ile sürdürüldüğünün anlaşıldığı, bu nedenle 633 sayılı yasa ve düzenlemeler karşısında cami ve mescit dışında bir yerin ibadethane olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı” bölümü aktarılan dilekçede, davanın reddinin, “insan hakları, temel hak ve özgürlükleri sınırlayıcı mahiyette olmadığı”belirtildi.

DİLEKÇEDEKİ İFADELER

Aleviliğin, Mevlevilik gibi İslam’ın alt tasavvufi yorumu olduğu kaydedilen savcılık dilekçede, “Cemevleri ile Mevlevi dergahı aynı mahiyette ve değerdedir. Her ikisi de hayat tarzıdır. Aleviliğin yeni bir din, cemevinin yeni bir ibadethane olduğu düşünülemez” ifadesi kullanıldı. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin bozma kararındaki, “677 sinsayılı yasa ile getirilen sınırlandırmaların anayasal güvence ile sürdürüldüğünün anlaşıldığı, bu nedenle 633 sayılı yasa ve düzenlemeler karşısında cami ve mescit dışında bir yerin ibadethane olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, kişilerin sivil toplum örgütü olarak yasal mevzuatın sınırları içinde serbestçe dernek kurarak, dernek çatısı altında faaliyetlerini devam ettirmelerinin mümkün olduğu kuşkusuzdur” bölümü aktarılan dilekçede, davanın reddinin, “insan hakları, temel hak ve özgürlükleri sınırlayıcı mahiyette olmadığı” belirtildi.

TÜZÜK AYKIRI SAVUNMASI

Dilekçede, “derneğin tüzüğünün, yasaya aykırılık teşkil eden maddelerinin değiştirilmemesi sonucu kanuna aykırı hale geldiği” kaydedildi ve davanın kabulü gerekirken, reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu savunuldu. Dilekçede, bu nedenlerle mahkemenin kararının bozulması istendi. Davayla ilgili son kararı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu verecek.