Ana Sayfa Blog Sayfa 65

Alevilikte Kadın Erkek Ne Kadar Eşit? DR. ZEYNEP ARSLAN

Bu Yazı http://www.zeynemarslan.com adresinden alınmıştır.
Alevi kadınlarını çeşitli halk hareketlerinin içinde ve hatta anahtar ve öncü rollerde görebiliyoruz. Kürt hareketlerinin önemli kilit isimleri Alevi kadınlarınada aittir. Sol eksenli çeşitli hareketlerin içinde yine Alevi kadınlarının kimi önemli rolleri üstlendiğine tanık oluyorduk.[1] Lakin tam tersine giderek daha fazla gündeme gelen Alevi hareketlerinin içerisinde ise devasa bir erkek merkeziyetçi ve erkek egemen tablo ile karşılaşıyoruz.[2] ‘‘Devasa‘‘ kelimesini neden kullanıyorum? Çünkü kadın-erkek eşitliğinin kendi içlerinde var olduğunu yüksek seslerle savunan Alevilerin ve Alevi kitle hareketlerinin içinde yapılan bu propagandanın asla gerçeği yansıtmadığını görmek, oldukça ilginç bir durumdur. Bu 93 yıllık Türkiye Cumhuriyeti‘nde son derece ırkçı, şöven, ultra-milliyetçi ve tekçi bir diskursa rağmen ısrarla „Türkiye Cumhuriyeti laik ve demokratik bir hukuk devletidir“ demeye benziyor. Eğer ortada bir yalan varsa, bunun aksine inandırmak için, daha fazla hatta agresif ve enflasyoner bir biçimde ifade edilir aslında varolmayan. Yalanın gereği budur.

Sosyalist Feminist bilim insanları, eğer toplumdaki eşitsizlikler ve toplumun parçası olduğu sistem degişecekse, bunun toplum katmanlarının en alt halkasında bulunanların uyanması ve bilinçlenmesi ile gerçekleşebileceği tezini savunuyorlar. Donna Haraway ve Sandra Harding özellikle kadınların hiyerarşinin en alt sıralarında bulunarak, buradan yukarıya, yani kompleks güç ve etki ilişkilerine (Macht- und Interessenkonstellationen) bakarak, daha iyi görüş açılarına sahip olabileceklerini ve çözüm üretebileceklerini savunuyorlar. Çünkü kadınlar bulundukları noktadan itibaren baskı ve şiddeti en bariz biçimlerinde hissederler. Baskının nereden ve nasıl geldiğinin bilincine varan (consiousness/farkındalık) ve dünyada kendi varlığının pozisyonunu kavramış (to-be-in-the-world) kadınlar ise, kendi kaderlerini kendileri değistirebilecek evreye geçebilirler. Bu anlamda her işçi bir ‘‘proleter‘‘ değildir mesela ama her proleter bir ‘‘iş gücünü satandır‘‘[3]. Proleter olabilmenin önkoşulu emeğini satanın mevcut dünya sistemi içinde kendi pozisyonunun farkında ve bilincinde olmasıdır.

„Kadın erkek eşittir“ cümlesi „Alevilik nedir?“ sorusuna gelen ilk cevaplardandır herzaman. Bunu Alevi erkekleride Alevi kadınlarıda daima savunurlar. Toplum yaşamının pratiğine bakıldığında ise kadın-erkek eşitliğinin nerede olduğunu sormak ve hatta büyüteç ile aramak gerekiyor çoğu zaman ki, çok kısa bir süre sonra, böyle bir eşitliğin genel dünya toplumlarında olmadığı gibi, Alevi toplumunun pratiğinde de asla var olmadığını anlamak zorunda kalınıyor. Peki nereden geliyor bu iddia?

Alan çalışmalarımda kadınlar ile konuştuğumda ve onlara şu soruyu sorduğumda „Sizce Alevilikte kadın ve erkek eşitmidir?“ ve „Siz bir kadın olarak toplumdaki erkekler ile eşit olduğunuzu düşünüyormusunuz?“ – aldığım cevap sürekli şu oldu: „Tabi. Eşitiz biz!“ Yüzlerinde bir şaşkınlık ifadesi ile yanıtladılar bu sorularımı hep. Sanki böyle bir sorunun sorulması bile kanıksanmış bu ‘‘Alevilikte Kadın-Erkek eşittir!‘‘ algısı karşısında abes olmuş oluyordu ve sorulması yersiz, belkide hakaretti. Sorularıma ısrarla devam ettiğimde ise Alevi kadınlarındanda, Alevi erkeklerindende genel olarak kendilerini Sünni kitlesiyle ve kadınlarıyla kıyaslamaları ve bir takım önyargıları içeren cevapları alıyordum.

Alevilikte bir çok konuda olduğu gibi Kadın-Erkek eşitliği konusunda da Sünni toplumu referans alınıyor. Temel argümanlar şöyle sıralanabilir: “Sünni kadınlarının başlarının örtülü“ olması, “Karar mekanizmalarının hep erkeklerde olması“ . Dahası: “Sünni erkekleri eşlerine hiç yardımcı olmuyorlar“; „Bütün yük Sünni kadınlarının üzerinde“; “Sünni erkekleri kahvelerden çıkmıyorlar“; “Kimisi eşlerine ‘‘kuma‘‘ getiriyor“, “Kadınlarının çalışmalarına izin vermiyorlar“; “Çocukların sorumlulukları hep Sünni kadınlarının üzerinde“… şeklinde devam ediyor ifadeler.

Alevi kitlesinin ‘‘Türkiye’nin modern yüzü‘‘ olduğu propagandası Kemalistler tarafından sürekli yapılmıştır ve bu konuya ilişkin çeşitli yorum ve araştırmalar gerçekleştirilmiştir. Haksöz Haber’e yazan Kenan Alpay‘ın bu konuda ki fikri şudur:

Söz konusu Alevilik tartışmaları başka bazı tali amaçlar dışında elbette yükselen İslami hareketleri bloke etme niyetiyle Kemalizm kadar sol-sosyalist hareketler ve liberal çevreler açısından da kullanıma elverişli görüldüğü oranda gündemde tutuluyor.[4]

Buradan hareketle Avrupa diasporasında da devam eden (herzaman Sünnilik ile kıyasla) ‘‘Alevilik moderndir‘‘, iç ve dış algıda entegrasyon tartışmalarına dek ‘‘Aleviler entegre olmaya açık ve istenilen göçmenler‘‘ şeklindeki siyasi propaganda ve amaçlara alet olmaya ve aslında sınıfsal açıdan baktığımızda, toplumsal ayrışmaya su taşıyıcılık yapmaya tekabül ediyor – ki burada da kimi Aleviler kendilerine aslında dışarıdan dayatılmış olan bu kıyaslama siyasetini sorgulamaksızın kullanarak, ‘’72 Millet’e bir bakarız‘‘ diyen Alevi öğretisine yoz durmaktadırlar.

Alevi aile yapılanmalarına baktığımızda kadın-erkek cinsiyet rolleri (gender roles) tüm dünyada olduğu gibi Alevi hanelerindede mevcuttur. Alevi ailelerinde de ataerkil bir yapıyı bariz görüyoruz. Erkek evin reisidir, erkek toplumda aileyi temsil edendir, Soyisim erkek üzerinden yürür, düğün davetiyelerinde erkeğin ismi ve bazen ek olarak „ve ailesi“ diye hitap edilir, çocuk doğduğunda isimini genelde evin reisi belirler; Alevi kadını anne olarak çocuklarının beslenmesinden, büyütülmesinden, eğitiminden sorumludur, yuvayı yine bu dişi kuş yapar, ev işlerinin çok büyük bir kısmı bu Alevi kadının sorumluluğundadır, çalışan bu Alevi kadını işten eve geldiğinde yine ev işlerini yapmak ile yükümlüdür, yemeği bu Alevi kadını yapar, çamaşırı bu Alevi kadını yıkar, aile ziyaretlerinde bu Alevi kadınları Alevi erkeklerine hizmet ederler, ve sayre. Peki bu Alevi kadınları tüm bu işleri ve dahasını yaparlarken Alevi erkekleri nerededirler? Genelde işten eve gelen Alevi erkekleri dinlenmeye koyulurlar, kitap okurlar, haberleri takip eder, derneklere gider ve sosyal faliyetlerde bulunurlar. Klasik feodal ve ataerkil kadın-erkek denklemlerine Alevi toplumunun içinde de bu denli rastlıyorken, ısrarla kadın-erkek eşitliği propagandasını yapmak hangi aklın ürünü olabilir?

Alevi ailelerinde kız ve erkek çocuklarının yetiştirilme kültürlerine gelelim; Alevi ailelerinde kızlarında eğitimlerine çok önem verilir genelde. Alevi kızları okurlar, çoğu zaman kayda değer bir eğitim alırlar, ekonomik özgürlükleri olur, ancak söz konusu evlilik geleneği olduğunda, kadının üzerindeki baskının ve yasakçı kurallar silsilesinin – sürekli kendilerini kıyasladıkları – Sünni toplumunun içinde bulunduğu kıstaslardan hiç bir farkının olmadığını görüyoruz. Bu noktada ‘‘Aleviler bir nevi Sünnileşiyorlar‘‘ diyebiliriz. Dolayısıyla iyi eğitim almış Alevi kadınlarını feodal cinsiyet rollerinin gereğini yerine getirir halde görüyoruz. ‘‘Modern‘‘ görünümlü bu Alevi kadınlarının eğitimleri, feodal çekirdek aile şeklinin yürümesi adına yine kendileri tarafından yapılan ‘‘fedâkarlıklar‘‘ sayesinde geri plana atılabiliyor. Nede olsa Alevi ailelerinde de büyük oranda erkeğin sözü geçer ve toplumsal iki yüzlüğümüz buradada tekabül eder.

Almanya Baden-Württemberg Alevi Derneği Eş-Başkanı, Ruhan Karakul bu konuya ilişkin şu ifadelerde bulunuyor:

Alevi kızları akademik bir kariyer olmasa bile, mutlaka aileleri tarafından ekonomik bağımsızlık konusunda destekleniyorlar. Ancak yinede özel yaşamlarında Alevi kızları oldukça kısıtlanıyorlar. Erkek çocuklarının kız arkadaşları veya sevgilileri olabilirken, Alevi kız çocuklarına bu konuda çeştili yasaklar konuluyor. Yine aynı şekilde dul bir kadının toplumda yeri oldukça sıkıntılıdır. Genç ve dul kadınların bu konuda toplumdaki durumları hemen aynıdır. Aile çevrelerinin veya tanıdık ve güvenilir erkeklerin bulundukları çevrelerin dışında hareket etmeleri pek mümkün değildir. Bekâr bir kadın toplumda çoğu zaman başka kadınların sevgili veya eşlerini baştan çıkartabilecek potansiyel bir tehlike olarak görülebiliyor. Bu tabular yıkılmadığı müddetçe kadınların kişisel gelişimleri herzaman eksik ve sorunlu olacaktır. Kimi kadınlar ise ‘‘ikiyüzlü‘‘, yani toplumda bilinen ve toplumda bilinmeyen, gizli yaşamlarını sürdürmek zorunda kalmaya devam edeceklerdir. (Röportaj 26.09.2016)

Buraya ek olarak: Bu durumdan faydalanan veya faydalanmak isteyen kimi erkekler ise kadınların toplumdaki bu zayıf pozisyonunu gerektiğinde kullanmaya hazır duracaklardır; mevcut koşullarda en demokrat, aydın, eğitimli ve sosyalist geçinenlerin bile son sloganları herzaman ‘‘Ben erkeğim!‘‘ olmaya devam edecektir.

Almanya Hessen Alevi Derneğinde Başkan Yardımcısı olan Işıl Şanlı, Alevi kadınlarının özel hayat durumlarına ilişkin şöyle diyor:

Son yirmi yılda (örgütsel anlamda; Z.A.) oldukça çok yol kat ettiğimizi düşünüyorum. Ancak ben hâlâ Alevi kadınlarının bağımsız (ve öz-iradeli Z.A.) bir yaşam sürebildiklerini düşünmüyorum. Özellikle, sürekli babanın sözünün geçtiği ailelere bakarsak bu daha bariz bir biçimde görülebiliniyor. Zorunlu evlilikler söz konusu olmasa bile özellike Alevi kadınlarının eş-seçme konusunda büyük bir aile ve toplum etkisine maruz kaldıklarını söyleyebilirim. Toplumda eş-seçiminin genelde aynı köy ve aşiret’ten olmasada, en azından aynı inançtan olması mutlaka talep edilir. Bütün bunların yanısıra cinsellik konusunda kadınlara yapılan baskıları da unutmamak lazım.  (Röportaj 27.09.2016, Tercüme Z.A.)

Peki Alevi örgütlenmelerinde nasıl bir tablo ile karşılaşıyoruz? Bütün yönetici kadroları ağırlıklı olarak ve genelde erkek egemendir. Kadınların karar verme mekanizmalarında ve işleyişlerinde yeri yoktur, varsada semboliktir. Neden yönetici pozisyonlarda kadınlar yok? diye sorduğumda Alevi erkekler genelde „Biz onlara engel olmuyoruz ki? Kendileri gelmiyorlar“ şeklinde kendilerini ifade ediyorlar. Kadınların verdikleri yanitlar ise çok farklı boyutlardadır…

Avusturya Alevi Federasyonu çatısı altında etkin olan Derya Aybay, Alevi kurumlarında kadınların poziysonuna ilişkin şu ifadelerde bulunuyor:

Alevilikte eğitime büyük önem veriliyor ve aslında Alevi kadınlarının bulundukları durum Alevi öğretisinden onlara dayatılan bir durum değildir. Bu daha çok toplum genel kültüründen kaynaklanan bir durumdur. Ev kadınları olsun yada çalışan kadınlar olsun farketmez, büyük oranda ev işlerini yapmak ile yükümlüdürler. Hâl böyle olunca zaman kısıtlılığından vede yorgunluktan kurumlarda aktif rol üstlenmeleri pek mümkün olmuyor. (Röportaj 30.9.2016, Tercüme Z.A.)

Büyük etkinlikler düzenlenilir ve kadın kolları büfe ve mutfaktan sorumludur herzaman, üstelik bu duyuru ve davetiyelerde bu şekilde açıkça da belirtilir: „Menü Alevi Kadın Kolları tarafından hazırlanılmıştır“. Almanya Bergkamen Alevi Gençlik kurulunda aktif olan Işılay Işılar konuya ilişkin şunlari ifade ediyor:

(…) Alevi kurumlarında sanki kadınlar hep arka planda kalıyorlar. Ama kadınlar olmayıncada hiç bir iş yürümüyor. Hiç erkeklerin mutfakta yemek yaptığını gördünüzmü? Ve beni en çok rahatsız edense yine mutfaktaki kadınların kızlardan yardım istemeleri. Erkeklerden yardım istemek bu kadınların akıllarına gelmiyor nedense! Mesela matem ayında hep birlikte kadınlı erkekli derneklere doluşuruz ve orucumuzu birlikte açarız. Peki birlikte ‘‘Can‘‘ olarak Cem’e girdiğimiz erkekler ile neden yiyeceklerimizi birlikte hazırlayıp, yedikten sonrada birlikte toplamayız? (Röportaj 27.09.2016, Tercüme Z.A.)

İsviçre’de yetişmiş genç bir Alevi kadını ve yıllarca Alevi kurumlarında çesitli görevlerde bulunmuş, Burçin Tümay ile yapmış oluduğum söyleşide, Tümay’ın ifadeleri şöyledir:

Alevi kurumları olarak farklı alanlarda ilerleme kayıt etmiş olmamıza rağmen, özellikle bir bölümde müthiş bir eksikliğimiz var; Alevi kurumlarında yönetim kadrolarında yüzde 90’a varan bir erkek varlığı hakim. Bu bir gerçek ve abartı yok! Avrupa ve Türkiyede‘ki kadın yönetici sayısı parmakla sayılabilinecek kadar azdır! Bir çok komisyon da tamamiyle erkeklerden oluşmaktadır. Mesela Dedeler Kurulu, adında da belirtildiği üzere, tamamen erkeklerden oluşuyor. Bizim analarımız yok mu? (Röportaj 19.09.2016; Tercüme Z.A.)

Dedeler Kurulu demişken, herkesin „Can“ olduğu Cem ayinlerine bakalım; Post‘ta genelde yaşlı erkekler oturuyor. Cem‘i yine bu erkekler yürütüyorlar. Alevi ailelerinde mutlaka bir kız evlat bağlama çalar ve yüzlerce yıllık beyitleri söyler, ancak nevarki Cemlerde Zakir de hep erkektir. 12 Hizmet‘te ise yine erkek egemenlik söz konusudur. Bir iki hizmette kadın ve erkek nekadar da yanyana dursada, kadın erkeğin tamamlayıcısı olarak görünüyor. Süpürgeciler kadınken, elinde değnek (bir çeşit şiddet aletidir) ile düzeni sağlamak ile yükümlü olan Gözcü hep erkektir mesela. Genelde kadın ve erkek içiçedir Cemler de, lâkin artık kadın başını bağlar olmuş[5]. Köylerde kadınlar yöre kıyafetleri gereği başlarına değişik ve yöreye özel başörtülerini takarlardı, ancak günümüz dünyasında Cemlerde kadınların başlarını örtmelerini neye yormalı?

Yapmış olduğum görüşmelerde daha genç nesil Alevi kadınlarının daha yenilikçi ve eleştirel bir tavır içinde olduklarını gördüm. Yapılan eleştiriler daha çok bireysel ifadelerde yerini buluyorlarken, kadın-erkek eşitliği hakkında organize bir çalışmanın henüz ciddi anlamda söz konusu olduğunu söylemek mümkün değildir. Adaleti sağlayabilme çalışmalarına, ’’rızalık’’ geleneğinin Alevi öğretisinde ana bir hat olduğunu düşünerek, Alevi kadınlarının Alevi erkeklerinden ne denli razı olduklarını sorgulayarak başlanılabilinir. Üstelik bu bir nevi ‘’rızalık platformunun’’ gerçekleşmesi adına Alevi Kadın Kolları’nın organize etmesi gerektiği uzun vadeli bir projedir.

Pek yakında yayınlanacak olan yeni kitabımda (Arslan 2017)[6] öğretide söz konusu olan kadın-erkek eşitliğinin Alevi toplumunda mevcut olup-olmadığı sorusunu araştırma konusu yaptım. Hace Bektaş Veli’nin sözünün[7] içindeki bazı ayrıntıları yine kadını pasifize etmiş olmaktan kurtarmak adına, biraz değiştirerek: ‘’Kadınları aydınlanmamış bir toplumun yükselemeyeceği’’(karanlığa mahkum olduğu) şiyarından hareketle, Alevi toplumunun başkalarından kendisi için talep ettiği demokrasinin en öncelikle ve bilhassa kendi içinde ve kendi sıralarında erişmesi gereken bir toplumsal evre olduğu sonucuna vardım. Bu anlamda Alevilik öğretisinin humanist, anti-savaş, anti-ırkçı, anti-tekçi ve herşeyden önce eşitlikçi ana sütunlarının bireyler tarafından idrak edilmesi ve içselleştirilmesi gerektiğini (re-construction/yeniden yapılanma) ve bunun neden gerektiğini bilimsel bir çalışma ile ortaya koymaya çalıştım. En nihayetinde Alevi toplumunun demokratikleşmesinin ancak ve ancak Alevi kadınlarının aydınlanmasından geçtiğini (empowerment) ve ancak demokratik bir aydınlanma evresine gelmiş, dahası öğretiyi özümsemiş bir Alevi kitlesinin yaşadığı ve parçası olduğu toplumların içinde demokrasi mücadelesine sağlıklı biçimde katılım sağlayabileceği tezini nitelendirdim. Alevi toplumunun vede diğer azınlık gruplarının yaşama şansının olduğu tek siyasi düzenin çogulcu demokrasinin olduğu fikrini savunarak, bu düzenin temel taşlarının ve ilham alınabilinecek kaynağının Alevi öğretisinin kendisinde olduğunu, bu bilimsel çalışmamda değerlendirdim.

[1] Konuyu dağıtmamak adına burada sadece dipnotta değineceğim: Kadınlar kimi siyasi ve örgütsel oluşumlarda aktif rol yüklenmişlersede, oralarda kadın kimlikleri ile ön planda olmamış genelde en fazla kadın-ana profilinde farklı amaçlar için enstrumentalize edilmişlerdir (Ent-Sexualisierte Mitstreiter*innen). Kadın erkek eşitsizlik sorunu her halukarda sınıf sorununun veya ulusal sorunun çözüldüğü taktirde, otomatikmen gerçekleşebilecek bir durum olarak dayatılmıştır.

[2] Benzer bir tabloyla çeşitli Dersim Derneklerinde de bariz biçimde karşılaşmak mümkündür, ki son zamanlarda giderek daha fazla kadın bu duruma tepkisini göstermeye başlamış bulunmaktadır.

[3] ‘‘İşçi sınıfı‘‘ artık tartışılması ve yeniden kavramsallaştırılması gereken bir terimdir günümüzde.

[4] Alpay, Kenan (25.7.2013):

Kemalizmin Bekasına Koşulan Alevilik ve Sosyalizm. In Haksöz haber: http://www.haksozhaber.net/kemalizmin-bekasina-kosulan-alevilik-ve-sosyalizm-27230yy.htm[12.9.2016]

[5] Günümüzde Hâremlik-Selamlık adına Cem meydanlarında kadın ve erkeklerin oturma düzeni de bazı Alevi kesimlerinde – Kadının alehine vede cinsiyetçi anlamda – ciddi değişimler göstermektedir.

[6] Arslan, Zeynep (2017): Demokratisierung durch Selbstermächtigung! Historische Prozesse, Optionen und widersprüchliche Strategien zur Entwicklung des Empowerments alevitischer Frauen* aus der Türkei. Masterarbeit. Universität Wien. (publication forthcoming soon).

[7] Kadınlarınızı okutunuz, kadınları okumayan millet yükselemez.

Kumluca’da Yıllar Sonra Birlik Cemi Gerçekleşti

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Kumluca Şubesi, uzun yıllar aradan sonra ‘Birlik Cemi’ gerçekleştirdi. Cem, Alevilerin tarih boyunca yaşadığı katliam ve soykırımlara rağmen mazlumdan yana duruş sergilediği mesajıyla dikkat çekti. Yalıcak Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Sevim Yalıncakoğlu, Alevilik inancında kadınların da cem yürütme hakkı olduğuna vurgu yaptı ve tarihsel olarak kadınların bu alanda geri planda kalmasının yanlış olduğunu belirtti.

Kadıncık Ana ve Senem Bacı’nın Alevilikteki önemine değinen Yalıncakoğlu, cemevinin kapısından içeri giren herkesin kimliklerini dışarıda bırakması gerektiğini ifade etti. “Bizim yolumuzda hiçbir can diğerinden üstün değildir” diyen Yalıncakoğlu, Aleviliğin inanç özgürlüğü gerektirdiğini ve herkese saygı gösterilmesi gerektiğini vurguladı.

Yol yürütücüsü Zakir Süleyman Demir, Alevi toplumunun desteklenmesi gerektiğini ifade ederek, yeni açılan PSAKD Şubesi’nin önemine dikkat çekti. Hüseyin Abdal Ocağı evlatlarından İlyas Şimşek ise Aleviliğin tarih boyunca süzüle süzüle geldiğini, asimilasyona uğramış olsa da asla yok olmadığını belirtti. Alevi toplumunun tarihindeki zorluklara rağmen, mazlum kalmayı başardığına ve hiçbir zaman zalim olmadıklarına dikkat çekti.

Cem sırasında gülbengler okundu, deyişler ve nefesler söylendi, semahlar dönüldü. Çerağların sırlanmasının ardından lokmalar paylaşıldı. Bu anlamlı etkinlik, Alevi toplumunun birlik ve dayanışma ruhunu pekiştirdi.

Hayatro, Köln Cemevi’nde “Sessizliğin Çığlığı” Oyununu Sahneledi

Hayatro Tiyatro Grubu “Sessizliğin Çığlığı” Oyununu Köln’de Sahneledi

Köln’de, 22 Kasım 2025 tarihinde Alevi Kültür Merkezi–Cemevi’nde sahnelenen “Sessizliğin Çığlığı” adlı tiyatro gösterisi, toplumsal adaletsizlikler ve kadınların yaşadığı zorluklara dikkat çekti. Hayatro tiyatro topluluğunun hazırladığı bu oyun, 200’den fazla izleyici tarafından büyük bir ilgiyle izlendi. Oyun, kadınların maruz kaldığı şiddet, eşitsizlik ve özgürlük mücadelesi temalarını güçlü bir anlatımla sahneye taşıdı.

Gösterinin afişinde yer alan “Her şey insanca olmalı… Sevmek de, yaşamak da, ölmek de.” ifadesi, oyunun ana mesajını gözler önüne serdi. Hayatro ekibi, kadınların seslerinin bastırıldığı dönemlerde sanatın gücünü kullanarak toplumsal sessizliği yırtmayı amaçladı. “Sessizliğin Çığlığı,” kadınların kendi seslerini bulma mücadelesini, izleyicilere çarpıcı bir gerçeklikle sundu.

Oyun, kadınlara yönelik şiddeti ve baskıyı güçlü bir dille sahneye taşıyarak, emekçi kadınların gündelik yaşamlarındaki sessiz acılarına ışık tuttu. İzleyiciler, her sahne geçişinde oyuncuların performansını coşkuyla karşıladı ve oyunun derin toplumsal mesajları üzerinde düşündü.

Gösterinin ardından, AKM–Cemevi Köln Başkanı Gökhan Berk, Hayatro ekibini tebrik ederek sanatın toplumdaki önemli rolüne vurgu yaptı. Berk, sanatın dönüştürücü gücünün toplumsal yaralara dokunduğunu ifade etti ve oyunculara çiçek takdim etti.

Dersim Kadın Platformu, 25 Kasım Yürüyüşü İçin Hazırlıklarını Sürdürüyor

Dersim Kadın Platformu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında gerçekleştirilecek yürüyüş için hazırlıklarını sürdürüyor. Platform, PTT aracılığıyla mahpus kadınlara kart gönderdikten sonra Moğultay Mahallesi’nde kadınlara bildiri dağıtarak yürüyüşe davet etti.

25 Kasım tarihinde saat 17.30’da Sanat Sokağı’ndan başlayarak Seyit Rıza Meydanı’na kadar sürecek yürüyüşte kadınlar, haklarının savunulması ve kadına yönelik şiddetin sona ermesi için seslerini yükseltecek. Yürüyüş sırasında, katılımcılar sık sık “Jin Jiyan Azadi” sloganı atarak dayanışma ve eşitlik vurgusu yapacaklar.

Bu etkinlik, kadınların haklarını savunmak ve toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda farkındalık yaratmak amacıyla düzenleniyor. Kadınların bir araya gelerek güçlenmesi ve seslerini duyurması adına önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

Humus’ta Alevi, Hristiyan ve Ermenilere Yönelik Planlı Saldırılar!

Suriye İnsan Hakları Ağı, Humus’ta Alevilere, Hristiyanlara ve Ermenilere yönelik gerçekleştirilen şiddet eylemlerinin planlı bir şekilde yapıldığını duyurdu. 23 Kasım 2025 tarihinde Alevilerin yoğun olarak yaşadığı El Muhacirin semtine düzenlenen saldırılarda, Beni Halid aşiretine mensup kişilerin rol oynadığı ifade edildi. Saldırganların, ağır silahlarla donanmış olarak savunmasız bireylere yönelik kundaklama, vandalizm ve silahlı saldırılar gerçekleştirdiği belirtildi.

Açıklamada, Alevi, Hristiyan ve Ermenilerin karışık olarak yaşadığı El-Firduss ve Bab el-Dreyb mahallelerinin de hedef alındığı kaydedildi. Saldırganların, eylemlerini “El-Faza’a” sloganları altında gerçekleştirdiği ve bu süreçte birçok ev, araç ve dükkânın hedef alındığı vurgulandı. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin raporuna göre, birçok kişi yaralanırken, Suriye ve Diaspora Yüksek Alevi İslam Konseyi en az iki kişinin yaşamını yitirdiğini açıkladı.

Saldırganların hazırlık aşamasını gösteren videolar, silahlı kişilerin sivillere ateş açması ve saldırıların planlandığı anları ortaya koydu. Suriye İnsan Hakları Ağı, bu tür saldırıların Alevileri ve diğer azınlık topluluklarını yerinden etme, mallarına el koyma ve ürünlerini yok etme amacı taşıdığına dikkat çekti. Ayrıca, benzer saldırıların daha önce kıyı bölgesinde binlerce Alevinin ölümüne yol açan soykırım bağlamında değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi.

Suriye İnsan Hakları Ağı, mevcut rejimi bu saldırılardan sorumlu tutarak, uluslararası topluma çağrıda bulundu. Birleşmiş Milletler’in Humus ve çevresine bağımsız bir araştırma heyeti göndermesi, saldırılar hakkında kapsamlı bir rapor yayınlaması ve sivilleri koruma görevini yerine getirmesi talep edildi. Batılı ülkelerin de rejimi Alevilere ve diğer azınlıklara yönelik şiddeti durdurmaya çağırması gerektiği vurgulandı.

Antalya’da 25 Kasım: PSAKD Kadın Platformu sokaklarda güç birliği yaptı!

Antalya, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü dolayısıyla kadınların sokağa çıkacağı bir etkinliğe ev sahipliği yapacak. Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD) Antalya Şube Kadın Sekreteri Hatice Demir Aksoy, Antalya Kadın Platformu bileşenleriyle birlikte 25 Kasım saat 18.00’de Kapalı Yol Halk Bankası önünde toplanarak Attalos Meydanı’na yürüyeceklerini ve burada basın açıklaması yaparak taleplerini dile getireceklerini açıkladı.

Aksoy, 25 Kasım’ın, 1960 yılında Dominik Cumhuriyeti’nde Mirabel Kardeşler’in katledilmesine karşı verilen mücadelenin ardından, kadın örgütlerinin çabasıyla 1999 yılında Birleşmiş Milletler tarafından “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü” olarak kabul edildiğini hatırlattı. Bu önemli günde, toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadınların hakları için seslerini yükseltmeyi amaçladıklarını vurguladı.

Etkinlikler kapsamında PSAKD Antalya Şubesi olarak düzenledikleri etkinliklerde kadın üyeler ve kadın meclisi ile birlikte “Bu Kalabalığa Bak” adlı belgesel filmi izlediklerini belirten Aksoy, filmin özellikle 6284 sayılı yasa ve İstanbul Sözleşmesi hakkında bilgi verdiğini ifade etti. Aksoy, bu etkinliklerin katılımcılar açısından son derece keyifli geçtiğini sözlerine ekledi.

Demir, Antalya Kadın Platformu çerçevesinde tüm kadınları dayanışmaya davet ederek, 25 Kasım Salı günü yapılacak yürüyüşe katılım çağrısında bulundu. Kadınların birlik ve beraberlik içinde taleplerini haykırmasının önemine dikkat çekti.

Humus’ta Alevi, Hristiyan ve Ermenilere Yönelik Saldırılar Sistematik!

Suriye İnsan Hakları Ağı, 23 Kasım 2025 tarihinde Humus’ta Alevi, Hristiyan ve Ermenilere yönelik düzenlenen saldırıların planlı bir şekilde gerçekleştirildiğini açıkladı. Saldırıların, Beni Halid aşiretine mensup kişiler tarafından gerçekleştirildiği belirtilirken, özellikle Alevilerin yoğun olarak yaşadığı El Muhacirin semtinin hedef alındığı ifade edildi.

Açıklamada, ağır silahlı saldırganların, savunmasız Aleviler, Hristiyanlar ve Ermenilere karşı kundaklama, vandalizm ve ayrım gözetmeksizin ateş açma gibi eylemler gerçekleştirdiği vurgulandı. Saldırganların, Alevilerin yaşadığı mahallelere odaklanmasının yanı sıra, Alevi, Hristiyan ve Ermenilerin karışık olarak yaşadığı El-Firduss ve Bab el-Dreyb mahallelerini de hedef aldığı kaydedildi.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin raporuna göre, saldırılarda birçok kişi yaralanırken, Suriye ve Diaspora Yüksek Alevi İslam Konseyi en az iki kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi. Gözlemevi, saldırganların evler, araçlar ve dükkanlar üzerinde yoğunlaşarak ayrım gözetmeksizin ateş açtığını da aktardı.

İnsan hakları ağı, bu saldırıların Alevileri ve diğer azınlık topluluklarını yerinden etmeyi, mallarına el koymayı ve ürünlerini yakmayı amaçlayan daha geniş bir şiddet ortamının parçası olduğunu belirtti. Saldırıların, Mart 2025’te kıyı bölgesinde binlerce Alevi’nin ölümüne yol açan soykırım faaliyetleri bağlamında değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi.

Suriye İnsan Hakları Ağı, saldırıları kınarken, bu eylemlerin sorumlusunun mevcut rejim olduğunu vurguladı. Ayrıca, Birleşmiş Milletler’den bağımsız bir araştırma heyeti göndermesini, saldırıların detaylı bir raporla ortaya konulmasını ve sivillerin korunması için gerekli önlemlerin alınmasını talep etti.

Seyit Rıza’nın ailesi: Nihai Barış’a destek veriyoruz!

Seyit Rıza’nın ailesi, barış sürecine dair önemli bir açıklama yaparak, nihai barışın inşası için geçmişle yüzleşmenin şart olduğunu vurguladı. Aile, “Gelecek, ancak hakikate sadakat ile inşa edilir. Evet, barış olsun! Ama onurlu, adil ve hakikate yaslanan bir barış olsun istiyoruz” dedi.

Seyit Rıza’nın torunlarından Süleyman Polat, barışın yalnızca bir suskunluk anlaşması olmaması gerektiğini belirtti. Polat, geçmişte yaşanan acıların ve yaraların üstünün örtülmesinin barışa katkı sağlamayacağını, aksine ortak yaraların birlikte iyileştirilmesi gerektiğini ifade etti. “Hakikat komisyonları kurulsun, yaşanan mağduriyetler şeffaf biçimde araştırılsın” çağrısında bulundu.

Aile, 10 yüzyıldır süren mağduriyetlerin giderilmesi gerektiğini, etnik farklılıkların tanınmadan ve önder şahsiyetlerin itibarı iade edilmeden kalıcı barışın mümkün olamayacağını vurguladı. “Bu ülkenin, ortak geleceğine güvenmek istiyoruz. Şimdiki nesillerin taşıdığı acının, sonraki kuşaklara taşınmamasını istiyoruz” şeklinde ifadelerde bulundular.

Seyit Rıza Ailesi, toplumsal sorumluluk ve insani bir hak olarak barış talebini yineleyerek, “Hakikatle kurulmadığı sürece hiçbir barış kalıcı olamaz” diyerek tüm aktörlere çağrıda bulundu. Bu süreçte herkesin üzerine düşen görevleri yerine getirmesi gerektiğini belirttiler.

Humus’ta Alevi ve Hristiyan mahallelerine saldırı: 1 ölü, 10’dan fazla yaralı

Suriye’nin Humus kentinde, Şam yönetimine bağlı silahlı grupların Alevi ve Hristiyan mahallelerine düzenlediği saldırıda bir sivil hayatını kaybetti, en az 10 kişi yaralandı. Olay, sabah saatlerinde Alevi ve Hristiyan nüfusun yoğunlukta bulunduğu Muhacirin ve Alarman mahallelerinde gerçekleşti. Açılan ateşler sırasında Nofel El Ebas adlı bir sivilin yaşamını yitirdiği, çok sayıda ev ve aracın da zarar gördüğü bildirilmektedir.

Orta ve Batı Suriye Siyasi Konseyi, saldırıları kınayarak, “Mahalle sakinlerine yönelik bu tür saldırılardan fiili hükümet sorumludur. Bu olaylar, uluslararası hukuk ilkelerini açık bir şekilde ihlal etmektedir” açıklamasında bulundu. Konsey, Alevi halkının Suriye toplumunun ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulayarak, bu tür saldırıların sorumlulukları araştırılmadan gerçekleştirilemeyeceğini ifade etti.

Bölgedeki gerginliğin devam ettiği ve yerel kaynakların saldırganların konut alanlarını yağmaladığını, çok sayıda aracı tahrip ettiğini bildirdiği öğrenildi. Kuzey ve Doğu Suriye’de saha çalışmaları yürüten gazeteci Doğan Cihan, olayların detaylarını aktararak, bölgeye gelişigüzel ateş açıldığını belirtti.

PSAKD Kadın Meclisi’nden 25 Kasım Çağrısı: “Kadınların Sesi Sınır Tanımaz!”

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kadın Meclisi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü öncesinde yaptığı açıklamada, Suriye’de kaçırılan Alevi kadınlardan Türkiye’deki ekonomik krize ve gerici politikalara kadar geniş bir yelpazede kadınlara yönelik şiddetin sistematik hale geldiğine dikkat çekti. Meclis, “Kadınların çığlığı sınır tanımıyor” diyerek, kadınları 25 Kasım’da alanlarda buluşmaya davet etti.

Açıklamada, Suriye’de Alevi kadınların kaçırılması ve bölgede yaşanan ağır hak ihlalleri vurgulanarak, “Kaçırılan, alıkonulan, sessizleştirilen her kadının acısı yüreğimizdedir. Bu düzenin adı sömürü, adı emperyalizmdir; ezilen halklara ve kadınlara düşmanlık bu düzenin değişmeyen yasasıdır” denildi.

Türkiye’de kadınların yoksulluk, işsizlik ve ekonomik krizle mücadele ettiği, gerici politikalarla yaşamın her alanında şiddete maruz kaldıkları ifade edildi. PSAKD Kadın Meclisi, evde, işte, sokakta ve savaş koşullarında kadınların aynı şiddet düzenine tabi tutulduğunu belirtti.

Meclis, Alevi kadın öğretisinin ve dünya kadın direniş tarihinin öncü isimlerini anarak mücadele çağrısını güçlendirdi. “Biz Zeynep Ana’nın, Kadıncık Ana’nın, Fatma Ana’nın, Bacıyan-ı Rum’un mirasını taşıyan kadınlarız” ifadeleriyle geçmişteki direnişçilerin mirasına sahip çıktıklarını vurguladı.

Yargı Paketi’nde yer alan düzenlemelerin kadın haklarını gasp etmeye yönelik olduğu belirtilirken, boşanma süreçlerinde “arabuluculuk” uygulamasının kadınları yeniden şiddet döngüsüne mahkûm edeceği ifade edildi. Ayrıca, Diyanet’in kadın mirası ve ekonomik özgürlüğüne yönelik açıklamaları eleştirildi. Kadın Meclisi, “Kadınlar savaş, yoksulluk ve gericilik istemiyor. Kadınlar eşit, özgür ve onurlu bir yaşam istiyor” diyerek taleplerini yineledi.

25 Kasım’da alanlarda buluşma çağrısında bulunan PSAKD Kadın Meclisi, kadın özgürlük mücadelesinin sınırları aşan bir dayanışma yarattığını belirterek, “Kadın, Yaşam, Özgürlük – Jin, Jiyan, Azadî” sloganıyla sonlandırdı.