Ana Sayfa Blog Sayfa 68

Türk Devletinin Değişen Yapısal Özellikleri AZİZ TUNÇ

0

Osmanlı devleti, 1912’de İTF’lilerin yaptığı ve Babıali Baskını olarak bilinen darbe ile niteliksel bir değişimin ilk adımını atmıştır. Bu darbe ile Osmanlı padişahının gücü sınırlandırılmış İTF’liler iktidarın güçlü ortağı olmuşlardır.

İTF’liler Almanların safında girdikleri birinci emperyalist savaşta yenilmişler ve ülkeyi terk ederek kaçmışlardır. Zaten gücünü kaybetmiş olan padişah ve çevresi ülkeyi yönetemez duruma düşmüştür.

Bu koşullarda bir kısmı ikinci derece İTF’lilerden ve bir kısmı da padişahın çevresindekilerde oluşan iki sosyo- politik fraksiyon tarafında oluşan grup devleti kurtarma çabasına girmiştir.

Birkaç yıllık bir süreçten sonra 1923’de Lozan’da emperyalistlerin gücü ve desteğiyle Kemalist Türk Devleti kurulmuş oldu.

Türk devletini oluşturan Kemalistlerle padişahçı ve İslamcı iki temel sosyo- politik fraksiyon, 1923’ten önce 1923 ten sonra devletin içinde sürekli çatışma halinde olmuşlardır. Devlet içindeki iki gruptan Kemalistler devletin hâkim gücüydüler. Ancak Osmanlıcı ve İslamcı grup da sürekli varlığını korumuş ve değişik düzeylerde iktidar mücadelesini sürdürmüştür.

Kendilerini devletin sahibi kabul eden bu İslamcı Osmanlıcı- İslamcı kesim, Bu çatışmayı daha uygun koşullarda sürdürmek ve devleti Kemalistlerin elinde almak için 1970’lerde MNP adlı partiyi kurdular. Bu kesim MNP ile başlattıkları süreci, MNP, Refah Fazilet partileriyle sürdürmüşlerdir.

En son Erdoğan’ın bir grup arkadaşıyla AKP’yi kurarak yola koyulmuştur.

Erdoğan 2002’de seçimlere girerken, o döneme kadar sürdürülen klasik Kemalist devletin bütün zorbalıklarına bütün baskılarına karşı çıkan sahte demokrat liberal bir görüntü vermiş, böyle bir maske takınmıştı.

Erdoğan’a bu sahte demokratik görüntü vererek devleti ele geçirme taktiğini, eski “komünizme karşı mücadele dernekleri”nin yöneticisi, MİT ve CİA adına faaliyet yürüten muhterem hocası FETÖ vermişti.

Çünkü Gülen bu taktikle yıllardan beri devletin en özel kurumları olan ordu polis ve MİT içinde örgütlenmiş ve önemli bir güç edinmişti.

Bunu bilen Erdoğan, devleti ele geçirmenin, F. Gülen ile birlikte olmaktan FETÖ’ye biat etmekten FETÖ’nün taktiklerini uygulamaktan geçtiğini görmüştü.

Böylece hükümeti ele geçen Erdoğan “ayağını yerleştirdikten sonra” devletin tamamına hâkim olmanın hazırlıklarını başlamıştır.

Gerçek demokratik kamuoyu, bir bütün olarak Aleviler, Kürtlerin yurtsever kesimi Erdoğan’ın bu sahte demokratlık maskesi altına sürdürdüğü gerici, faşist ve ırkçı faaliyetlere karşı mücadele etmişlerdir. Bu sahte demokratlığa pirim vermemişler, teşhir etmişlerdir.

Buna rağmen yalan propagandalarla ve sahte demokratik görüntüyle Erdoğan 2002’de hükümeti ele geçirmiştir. Erdoğan ilk birkaç yıl bu sahte demokrat görüntüyü sürdürerek hükümetini güçlendirmeye çalışmıştır.

2006’ya gelindiğinde Erdoğan yeterince güçlendiğini düşünerek, Türk ordusuna, polisine ve MİT’e yönelik operasyon adı altında ciddi saldırılar geliştirmiştir. Bu saldırıların sonucunda 2012’de Balyoz ve Ergenekon davalarıyla ordunun, polisin ve MİT’in yüzlerce üst düzey yetkilisi yargılanmıştır. Bu saldırılar resmen ve alenen Kemalist devlete yönelik saldırılardı.

. İlk defa böyle bir durum yaşayan Kemalistler Erdoğan’ın saldırılarını püskürtememişlerdir. Erdoğan bu saldırılarla orduda poliste ve MİT’te Kemalistleri ciddi anlamda zayıflatmıştır

Bu saldırlar Erdoğan’ın gücünden kaynaklanmıyordu. Bu saldırıları destekleyen ve kökleri ta Osmanlı dönemine dayanan İslamcı Osmanlıcı bir toplumsal kesim bulunmaktaydı ve söz konusu kesim Erdoğan’a ciddi bir destek vermekteydi.

Bu destekle beslenen ve FETÖ ile kurulan ittifakla büyük bir güce sahip olan Halbuki bu kurumlar hem Kemalistlerin güç odağıydı hem de devletin en önemli kurumlarıydı.

Erdoğan o dönem sürdürdüğü operasyonlarla ve kendisini güçlendirici uygulamalarla kısa süre içinde, orduyu, polis teşkilatını ve MİT’i ele geçirmiş denetimine almıştı. Böylece İslamcı Osmanlıcı siyaseti temsil eden klik adına Erdoğan, FETÖ ve diğer tarikatlarla işbirliği yaparak önce hükümeti ele geçirmiş, sonrada Türk Devleti’nin yapısal özelliğini köklü biçimde değiştirmiştir.

Bu temel stratejik kurumları ele geçiren Erdoğan, faaliyetlerinin ve amacının doğal sonucu olarak, yine yaptığı çeşitli operasyonlarla yargıyı da ele geçirmiştir.

Buraya kadar geçen bu süreç içinde Erdoğan kendisine bağlı bir sermaye grubu da oluşturmuştur. Zaten var olan MÜSİAD adlı kurumda örgütlü bulunan İslamcı sermaye, Erdoğan tarafında başka bir İslamcı partiye değil, doğrudan kendisine bağlı olacak şekilde yapılandırılmıştır.

Devam eden süreçte devletin imkanlarını sunduğu ve “beşli çete” olarak namlanmış soygun- sömürü çetesinden haraç alarak havuz medyası oluşturmuştur.

Böylece Türk devleti 2012’den sonra çok ciddi anlamda Kemalizm’den arındırılmış, sosyolojik ve bürokratik olarak Erdoğan’ın ve FETÖ’nün devleti olarak yeniden yapılandırılmaya başlanmıştır. Elbette henüz her şey tamamlanmamıştı. Ancak yolun büyük bir kısmı aşılmış, devletin kurumları ele geçilmiştir.

Erdoğan için bu aşamada iki sorun vardı. Birincisi bu sosyal ve bürokratik zemini hukuksal siyasal bir çerçeveye kavuşturmak gerekiyordu. Yani devletin artık eski Kemalist devlet olmadığının, Erdoğan ve FETÖ devleti olduğunun tescil edilmesine ihtiyaç vardı. İkincisi FETÖ’nün iktidar ortaklığı Erdoğan’ı rahatsız etmekteydi. Erdoğan, tek başına “padişah, halife diktatör” olmak istiyordu. Ve bu isteğini bu aşamada yapmak zorundaydı.

Çünkü bundan sonra kendi iktidarının sağlamlaştırmak için yapacağı hukuksal yasal ve siyasal düzenlemeler, FETÖ’nün iktidar ortaklığını daha sağlam hale getirebilirdi. O nedenle Erdoğan, bu düzenlemeler yapılmadan FETÖ’nün iktidar ortaklığında tasfiye edilmesini, kendisinin tek adam olarak iktidara sahip olmasını istiyordu. Bunun için Erdoğan 2016 da erken doğuma zorlanmış darbe ile iktidar ortağı FETÖ’yü devre dışı bırakmıştır.

Bu arada Kemalist muhalefet durumunda olanların yetersizi öngörüsüz muhalefeti de Erdoğan’ın işini kolaylaştırıyordu. Demokrasi güçleri, Kürtler ve Aleviler ise yaptıkları yetersiz muhalefetle, Erdoğan’ı zor durumda bırakmışlar ancak tek adam rejimini engelleyememişlerdir.

Böylece Erdoğan 2016’dan Kemalist Türk devletini ele geçirmiştir. Erdoğan bu avantajı kullanarak Türk devletini kendi istediği doğrultuda yani İslam Osmanlı ve Türkçü devleti yapılandırmaya çalışmaktadır.

Mevcut durumda, ordunun başkomutanı Erdoğan’dır.

MGK Erdoğan’a bağlıdır.

Polis teşkilatı ve MİT Erdoğan’ın emrindedir. Ayrıca Erdoğan’ın SADAT adlı şahsına ve sistemine özgü ayrı bir ordusu bulunmaktadır ki bu olgu başlı başına bir sorundur.

Yargı Erdoğan’ın elindedir.

Medya Erdoğan’ın emir eri durumundadır.

Milli eğitim sistemi doğrudan Erdoğan, tarafından yönetilmektedir.

Dış politika Erdoğan’ın elindedir.

Ekonomi bütün kurumlarıyla Erdoğan’ın emrindedir.

Sağlık sitemi, emeklilik sistemi, sosyal düzenlemeler, akla gelen herşey Erdoğan’ın elindedir.

Nihayetinde Erdoğan, Osmanlı- İslam ve Türk imparatorluğu kurmak amacıyla Tek adam olarak devleti ele geçirmiş ve amacına uygun olarak gerekli bütün örgütlülükleri gerçekleştirmiştir. Hatta bölge egemenliği sağlamak için bir dizi faaliyetin yürütüldüğü de bilinmektedir. Erdoğan’ın bireysel zenginleşmesi de bu değişimin ve düzenlemelerin sonucudur. Çünkü kurallara bağlı bir demokratik devlette kişisel olarak bu kadar keyfiyetçiliktir olamaz. Ama padişahlık gibi bir yönetimde kişisel egemenlik ve keyfiyetçilik çok daha kolay olur.

Erdoğan’ın bütün bunları kişisel olarak kendi ikbali için yaptığını düşünmek fazla safdillik olur. Erdoğan, bir misyonu yerine getirmek, “kindar ve dindar nesil yetiştirmek”, devleti Osmanlıcı- İslamcı ve Türkçü Devlet olarak yeniden yapılandırmak, dolayısıyla Kemalizm’i tasfiye etmek için bunları yapmıştır. Ve Erdoğan istediği Kemalist devleti tasfiye etme sonucunu büyük ölçüde elde etmiştir.

Bu değişimler aynı zamanda tarihsel bir hesaplaşmanın da hem amacıydı hem de nedeniydi.

Devletten meydana gelen bu köklü değişiklikler anlaşılamadan ne olanların doğru anlaşılması mümkün olur ne de geleceğe dair doğru öngörüler geliştirilebilir.

Şu an CHP’ye yönelik saldırılar, eski sistemi tümden. Tasfiye etme, yeni sistemi tahkim etme faaliyetleridir. Yaşanan sorunların bir kısmı burada kaynaklanmaktadır.

Bunun için bunca imkânı biriktiren ve amacına ulaşmayı ciddi anlamda kolaylaştıran Erdoğan, kolay kolay bu gelişmelere zarar verecek hiçbir davranış içine girmeyecektir.

Erdoğan’ın kurduğu bu devletin yaratacağı sonuçlar, Erdoğan’ın hesapları, başka yazıların konusu olarak ele alınabilir. Ancak şunu söylemek gerekir bütün demokrasi güçleri, Aleviler ve Kürtler, demokrasiyi ve barışı kazanmak için daha çok örgütlenmeli ve daha çok toplumsal- siyasal mücadeleye yönelmelidirler. Çünkü barış ve demokrasi bu devletin inayetiyle gelmeyecektir.

 

 

 

 

 

 

Dr. İrfan Açıkgöz, Moers’te Sağlıklı Yaşam ve Doğa Üzerine Bilgiler Paylaştı

Moers Alevi Kültür Merkezi, 9 Kasım’da düzenlediği kahvaltı etkinliğiyle üyelerini bir araya getirdi. Etkinlikte, katılımcılar hem birlikte kahvaltı yapma imkanı buldu hem de merkezin güncel çalışmaları hakkında bilgi aldı.

Moers AKM Başkanı İmam Vural, kahvaltı sırasında üyeleri, kurumun yürüttüğü projeler ve önümüzdeki dönem için planlamalar hakkında bilgilendirdi. Vural, dayanışmanın önemine değinerek, üyelerin katkı ve katılımlarının merkez için büyük bir güç oluşturduğunu vurguladı.

Kahvaltının ardından, Dr. İrfan Açıkgöz sağlıklı yaşam, doğa ile insan ilişkisi ve yaşam kalitesi üzerine bir konuşma yaptı. Açıkgöz’ün katılımcılarla gerçekleştirdiği sohbet, ilgiyle takip edildi ve üyeler aktif olarak sorular sorarak tartışmaya katkıda bulundu.

Programın sonunda İmam Vural, hem kahvaltıya hem de Dr. Açıkgöz’ün konuşmasına katılan üyelere teşekkür etti. Vural, dayanışma kültürünün önemini bir kez daha hatırlatarak, birlikteliğin değerini vurguladı.

Aleviler, tanınma ve barışla güçlenme talebini sürdürüyor

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şube Eş Başkanı Mevhibe Akdeniz, Alevi toplumunun barış sürecine dair beklentilerini ve taleplerini dile getirdi. Akdeniz, “Demokratik cumhuriyetin inşasıyla birlikte dilimize, inancımıza, kültürel yaşantımıza ve daha aydın yarınlara ulaşacağımıza inancımız tamdır” şeklinde konuşarak, barış sürecinin önemini vurguladı.

Alevilerin geçmişte ağır bedeller ödediğini hatırlatan Akdeniz, “Alevi halkı olarak tanınmayı bekliyoruz. Bu süreçle birlikte anayasal haklarımızın güvence altına alınması gerekmektedir” ifadelerini kullandı. Akdeniz, barışın yalnızca belirli bir kesimin meselesi değil, tüm toplumu ilgilendirdiğinin altını çizdi.

Barış sürecinin ilerlemesi için devletin de sorumluluk alması gerektiğini belirten Akdeniz, “Örgüt kendini feshetti, Türkiye topraklarından çekildi. Barış iki tarafın da elini taşın altına koymasıyla sağlanır” dedi. Cezaevlerindeki tutsakların bir an önce tahliye edilmesi gerektiğini ifade eden Akdeniz, Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünün sürecin sağlıklı yürümesi açısından önemli olduğunu vurguladı.

Alevi toplumunda da bölünmelerin bulunduğunu dile getiren Akdeniz, “Kürt realitesini kabul etmeme durumu var. Barış sanki sadece Kürtlerin meselesiymiş gibi yansıtılıyor” dedi. Akdeniz, bu ayrışmanın üstesinden gelinmesi gerektiğini ve birlikte mücadele edilmesi durumunda sorunların çözülebileceğini belirtti.

Akdeniz, “Barışın kaybedeni olmaz” ifadesinin kendileri için yol gösterici olduğunu söyleyerek, barışın gerçekleşmesiyle tüm toplumun kazanacağına inandığını dile getirdi. “Gelin hep birlikte çocuklarımızı değil silahlarımızı gömelim. Barış kazansın” diyen Akdeniz, bu sözlerin kendileri için belirleyici olduğunu sözlerine ekledi.

Belçika’da Alevi Gençliği İçin Kimlik ve Yol Eğitimi Başlıyor

Belçika Alevi Gençler Birliği, Alevilik kimliğini ve Yol öğretisini gençlerle buluşturmak amacıyla bir eğitim programı düzenliyor. Etkinlik, 30 Kasım 2025 Pazar günü Limburg AKM’de gerçekleştirilecek. Programda, Aleviliğin temel öğretisi ve inanç boyutuna dair çeşitli konular ele alınacak.

Etkinliğin konuğu, Alevi yoluna ilişkin birikimiyle gençlerle derinlemesine bir paylaşım gerçekleştirecek. Eğitimde, Alevilikte Tanrı anlayışı, Cem’in ve Kırklar Cemi’nin anlamı, Alevi kimliğinin özellikleri ve Alevilikte iyilik-kötülük gibi önemli başlıklar işlenecek.

Daha fazla gencin katılımını sağlamak için etkinlikte headset sistemi kullanılacak ve Flamanca ile Fransızca canlı simultane tercüme yapılacak. Bu sayede dil engeli olan gençler de programdan tam olarak faydalanabilecek.

Belçika Alevi Gençler Birliği, Aleviliği doğru öğrenmek ve kimlik ile inanç değerlerini tanımak isteyen tüm gençleri bu özel buluşmaya davet ediyor. Program, gençlere güçlü bir kimlik ve geleceğe yönelik bir vizyon kazandırmayı hedefliyor.

Dr. İrfan Açıkgöz, Moers’te Sağlıklı Yaşam ve Doğa Üzerine Değerli Bilgiler Paylaştı

Moers Alevi Kültür Merkezi, 9 Kasım’da düzenlediği kahvaltı etkinliğiyle üyelerini bir araya getirdi. Etkinlikte, katılımcılar birlikte kahvaltı yaparak merkezde yürütülen çalışmalara dair güncel bilgiler alma fırsatı buldu.

Moers AKM Başkanı İmam Vural, kahvaltı sırasında kurumun yürüttüğü projeleri ve gelecekteki planlamaları üyeleriyle paylaştı. Vural, dayanışmanın önemine vurgu yaparak, üyelerin katkı ve katılımlarının kurumun güçlenmesine önemli bir etki sağladığını belirtti.

Kahvaltının ardından Dr. İrfan Açıkgöz, sağlıklı yaşam, doğa ve insan ilişkisi üzerine bir konuşma yaptı. Açıkgöz’ün aktarımı katılımcılar tarafından ilgiyle takip edildi. Sohbet esnasında üyeler, soruları ile tartışmaya katkıda bulunarak etkinliği zenginleştirdi.

Etkinliğin sonunda İmam Vural, kahvaltıya ve Dr. Açıkgöz’ün sohbetine katılan tüm üyelere teşekkür etti. Vural, dayanışma kültürünün önemini bir kez daha vurgulayarak, katılımcılara olan minnettarlığını dile getirdi.

Ulm Alevi Kültür Merkezi’nden 25 Kasım’a Özel İki Anlamlı Etkinlik

Ulm Alevi Kültür Merkezi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında iki önemli etkinlik düzenleyerek kadınların mücadelesine dikkat çekiyor. Bu yıl panel ve tiyatro gösterimi ile kadınların sesini duyurmayı hedefliyor.

29 Kasım’da gerçekleştirilecek panelde, oyuncu Füsun Demirel ve müzisyen Berivan Canbolat, kadınlara yönelik şiddetin görünmez yönlerini tartışacak. Sanatçıların deneyimlerinden yola çıkarak, toplumsal farkındalığı artırmayı ve dayanışmayı güçlendirmeyi amaçlayan bu etkinlik, kadınların yaşadığı acıları daha görünür hale getirecek.

7 Aralık’ta sahnelenecek “Kocamı Gömme Töreni” adlı tiyatro oyunu ise, kadınların hayatlarını, öfkelerini ve direnişlerini mizahi bir dille ele alıyor. AKM Ulm Tiyatro tarafından sahneye konacak bu gösterim, kadınların özgürlük arayışını güçlü bir performansla izleyiciye aktaracak.

Ulm Alevi Kültür Merkezi, düzenlediği bu etkinliklerle sanatın dayanışma ve toplumsal değişim için ne denli etkili bir araç olduğunu vurguladı. Merkez, “Kadınların hikâyelerinin sahneye taşındığı her an, şiddetsiz bir geleceğe atılmış bir adımdır” mesajını paylaşıyor.

Merkez, herkesi bu anlamlı etkinliklere katılmaya davet ederek, 25 Kasım ruhunu büyütmeye çağırıyor.

Fransa Alevi Kadınlar Birliği’nden 5. Kadın Eğitim Kampı’na büyük ilgi!

Fransa Alevi Kadınlar Birliği, Dijon’da düzenlediği 5. Kadın Eğitim Kampı ile kadın mücadelesine yeni bir ivme kazandırdı. Üç gün süren bu etkinlik, atölyeler ve sunumlarla zenginleştirilerek katılımcılara dayanışma ve bilgi paylaşımı fırsatı sundu. Kamp, Genel Başkan Nurhayat Mordoğan’ın açılış konuşmasıyla başladı ve FUAF Diplomasi Komisyonu Başkanı Rozbi Demir’in kurumsallaşma konusundaki sunumuyla devam etti.

İkinci gün, Hüsniye Kumçur ve Nazlı Akgüç Ana’nın gülbeng okuyarak başlattığı etkinlikte, kadınların toplumsal görünürlüğü üzerine Sosyolog Dr. Latife Akyüz’ün gerçekleştirdiği sunum dikkat çekti. Psikolog Elif Tuğçe Yiğit, gizli depresyon ve anksiyete konularında katılımcılara bilgi vererek, bu sorunların günlük yaşam üzerindeki etkilerini ele aldı. FAKB Genel Sekreteri Hatun Çakıcı, Alevi kadınlarının tarihsel hafızasını geleceğe taşımayı hedefleyen “Sesli Tarih Projesi”ni tanıttı.

Kampın son günü, FUAF Eşit Başkanı Semra Ayyıldız tarafından verilen ilk yardım eğitimi ile başladı. Kadınlar, “Dilek ve Temenniler” bölümünde daha özgür ve eşit bir yaşam için mücadelelerini büyütme çağrısında bulundu. Katılımcılar, bir sonraki kampın daha geniş katılımla yapılması gerektiği konusunda ortak görüş belirtti. Etkinlik, “Jin, Jiyan, Azadî – Kadın, Yaşam, Özgürlük” sloganlarıyla sona erdi.

Söke Alevi Kültür Derneği’nden Antalya’ya anlam dolu bir kültür yolculuğu

Söke Alevi Kültür Derneği, Alevi kültürünü tanıtmak ve yaymak amacıyla Antalya’da bir kültür yolculuğu düzenlendi. Bu etkinlik, derneğin faaliyetleri çerçevesinde Alevilik inancının değerlerini ve geleneklerini paylaşmayı hedefliyor.

Antalya’nın farklı bölgelerinde gerçekleştirilen etkinliklerde, Alevi kültürüne dair çeşitli sunumlar ve atölyeler yapıldı. Katılımcılar, Alevi inancının temel unsurlarını ve toplumsal yaşamda nasıl yer aldığını öğrenme fırsatı buldular.

Bu kültürel yolculuk, Alevi bireylerin inançlarını ifade etme ve kültürel miraslarını yaşatma adına önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Dernek yetkilileri, etkinliğin amacının sadece Alevi toplumu için değil, aynı zamanda toplumun tüm kesimleri için bir entegrasyon sağlamak olduğunu vurguladılar.

Etkinlik boyunca katılımcılar arasında yapılan sohbetler ve paylaşımlar, farklı inanç ve kültürlerin bir arada nasıl barış içinde yaşanabileceğine dair önemli mesajlar taşıdı. Söke Alevi Kültür Derneği, gelecekte de benzer etkinlikler düzenleyerek kültürel etkileşimi artırmayı planlıyor.

Bu tür etkinlikler, Alevi toplumu için olduğu kadar, toplumun tüm bireyleri için inanç özgürlüğünün ve eşit yurttaşlığın önemini pekiştirmek açısından büyük bir fırsat sunuyor.

Alevi evlerine işaret: Şam gruplarından boşaltma tehdidi!

Suriye Geçici Hükümetine bağlı silahlı gruplar, Şam’ın Alevi nüfusun yoğun yaşadığı Someriyê Mahallesi’nde halkı 24 saat içinde evlerini boşaltmaları yönünde uyarılarda bulundu. Bu gruplar, Alevi ailelerin evlerini yeşil boya ile işaretleyerek, bölgedeki tedirginliği artırdı.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), bu uygulamaların hükümete bağlı silahlı grupların bölgede kontrolü artırma çabalarının bir parçası olduğunu belirtti. Özellikle mahalleyi çevreleyen izolasyon duvarlarının giriş-çıkışlarını daha da kısıtladığına dikkat çekildi. Bu durum, bölgede zorunlu göç hazırlıklarına işaret edebilir.

Alevilerin yaşadığı bölgedeki bu gelişmeler, Suriye’deki etnik ve dini gruplar arasındaki gerilimi daha da artırma potansiyeline sahip. Alevilerin inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık haklarına yönelik tehditler, uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmesi gereken önemli bir konudur.

Bern Alevi Dergahı’nda Seyit Rıza ve Yol Arkadaşları Saygıyla Anıldı

İsviçre’nin Bern Alevi Dergahı’nda, Seyit Rıza ve yol arkadaşları, idam edilişlerinin 88. yılında anıldı. Anma etkinliğinde, DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu, Dersim’deki katliamları ve kendi aile geçmişini paylaştı. Mutlu, “Türkiye Cumhuriyeti devleti tarihinin en vahşi katliamını gerçekleştirdi” diyerek, resmi kayıtlarda 11 bin olarak belirtilen ölü sayısının Dersimlilere göre 70 bin civarında olduğunu ifade etti.

Anma, gülbeng ve çerağların uyandırılması ile başladı. Etkinlikte belgesel gösterimleri ve ağıtların okunmasının ardından konuşmalar gerçekleştirildi. Yüksel Mutlu, Dersim’deki aşiretlerin devletin silah teslim çağrısına güvenerek silahlarını teslim ettiğini, ancak sonrasında yaşananların geri dönüşü olmadığını anlattı. “Babaannem, ‘Çocuğu ağlamasın diye emzirerek çocuğunu öldüren kadınlar vardı’ diyordu” diyerek, o dönemde yaşanan acıları dile getirdi.

Etkinliğe katılanlar, tarihsel hafızanın önemine vurgu yaparak, Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının anısını yaşatmanın gerekliliğini dile getirdi. Anma, katliamların unutulmaması ve toplumsal hafızanın sürdürülmesi açısından kritik bir öneme sahip.