Ana Sayfa Blog Sayfa 708

Yeşil Sol Parti Mersin’de seçim startını verdi

Yeşil Sol Parti ile seçime girecek olan Halkların Demokratik Partisi (HDP), Mersin’de seçim startını verdi

Kapatma davası süren HDP seçime Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi ile girme kararı aldıktan sonra seçim çalışmalarına başladı. HDP il binasında yapılan toplantıya, bileşen partilerin temsilci ve üyeleri katıldı. Toplantıda, seçim sürecinde yapılması gerekenler değerlendirildi.

 ‘Mersin’in her köşesinde olacağız’

Toplantının açılışında konuşan HDP Mersin İl Eşbaşkanı Bedriye Kuş, 14 Mayıs’ta yapılacak seçimin Türkiye açısından son derece kritik bir önem taşıdığını ifade ederek, “HDP olarak yaşadığımız baskılar bu seçim sürecinde bile sürmektedir. Partimiz seçime gidilen bu kritik süreçte kapatılma-kapatılmama muğlaklığıyla karşı karşıya bırakıldı. Ama biz her dönemde olduğu gibi halklarımızın gücü ve tarihsel birikim ve tecrübemizle bu yönelimlere karşı alternatifimizi oluşturmuştuk. Geçtiğimiz günlerde de Yeşil Sol Parti ile seçime girme kararımızı Eş Genel Başkanlarımız kamuoyuna duyurmuştu. Bu seçim bizler için büyük önem atfediyor. Kayyum zihniyetine, kadın kazanımlarını yok sayanlara, demokrasiyi hiç edenlere, özgürlükleri tanımayanlara, dilleri, kimlikleri, inançları ötekileştirenlere karşı güçlü bir örgütlenme ve gönül dayanışmasıyla Mersin’in her köşesinde sahada olacağız. 14 Mayıs gecesi, Yeşil Sol Parti’nin başarısıyla halklarımızla zaferi yaşayacağız” dedi.

Konuşmanın ardından toplantı basına kapalı bir şekilde devam etti.

 MERSİN

#Yeşil #Sol #Parti #Mersinde #seçim #startını #verdi

Savcılık bulunan kemiklere ilişkin inceleme başlattı

Wan’da bir okulun bahçesinde çıkan insan kemiklerine dair inceleme başlatıldı. Baro başkanı Sinan Özaraz ‘Hafriyatın döküldüğü yerde de inceleme yapılacak’ dedi

Wan’ın Rêya Armûşê (İpekyolu) ilçesinde, Cumhuriyet Caddesi üzerinde bulunan Hüsrev Paşa İlköğretim Okulu’nun bahçesinde yapılan kazıda çok sayıda insan kemiği ortaya çıktı. Olay, dün öğlen saatlerinde bir yurttaşın İnsan Hakları Derneği (İHD) Wan Şubesi’ne başvurmasıyla ortaya çıktı. Olay yerine giden İHD yöneticileri, çıkan kemiklere dair tutanak tuttu. Wan Barosu da kazı alanında incelemelerde bulundu. Wan Barosu ve İHD avukatları, daha sonra savcılığa başvurdu.

İnceleme başlatıldı

Wan Baro Başkanı Sinan Özaraz, başvurularına dair, “Savcı olay yerine geldi ve göz kararıyla inceleme yaparak güvenlik önlemi aldı. Savcılık, inşaat durdurdu ve bugün inceleme başlatacak. Alanda ne kadar insan kemiği varsa toplatılıp, çalışma yapılacak. Hafriyatın döküldüğü yer de tespit edilerek inceleme yapılacak” dedi.

2 kafatası bulundu

Öte yandan kazı alanında şimdiye kadar 2 kafatası ve çok sayıda kemik bulunduğu öğrenildi. Yerin 2 metre altına gömülü şekilde bulunan kemiklerin sıralı bir şekilde bulunması dikkat çekti. Yaklaşık 50 yıl önce inşa edilen okulun bulunduğu alanın daha önce ne amaçla kullanıldığına dair net bir bilgi bulunmuyor.

WAN

#Savcılık #bulunan #kemiklere #ilişkin #inceleme #başlattı

Mersin Polisevi iddianamesi de Soylu’yu yalanladı

Mersin’de geçtiğimiz yıl Mersin Polisevi’ne yapılan ve bir polis ile iki PKK’linin hayatını kaybettiği saldırının iddianamesi hazırlandı. İddianamedeki bilgiler İçişleri Bakanlı Soylu’nun saldırıya dair söylemlerini yalanladı

Mersin’de 26 Eylül 2022’de Mersin Polisevi’ne yönelik yapılan ve bir polisin hayatını kaybettiği olaya dair başlatılan soruşturma tamamlandı. Soruşturmada yer alan bilgiler, saldırının hemen ardından eylemi Dilşah Ercan’ın yaptığını iddia eden İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu yalanlıyor.

T24’ten Tolga Şardan, “Soylu ve İçişleri Bakanlığı’nca kamuoyuna yapılan bilgilendirmenin doğru olmadığı, resmen belgelendi” diyerek konuyu köşesine taşıdı.

66 sayfalık iddianame hazırlandı

Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturmayı yürüten Savcı Necmettin Kök’ün 8 Mart’ta bitirdiği iddianame 66 sayfadan oluşurken, saldırının hemen ardından kente giden İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, yaşananları CHP ile bağdaştırarak, eylemi gerçekleştiren kadınlardan birinin Dilşah Ercan olduğunu iddia etmiş ve İçişleri Bakanlığı’nca yapılan açıklamada, kimlik belirleme çalışmaları sonucunda eylemi yapanlardan birinin “Zozan Tolan” kod adlı Dilşah Ercan olduğu belirtilmişti.

CHP’yi hedef aldı

Açıklamaların hemen ardından Ercan’ın CHP’nin 2013’de hazırladığı “tutuklu gazeteciler” raporunda yer aldığı havuz medyası tarafından servis edilirken, Ercan da Fırat Haber Ajansı’nda (ANF) yer alan görüntülü açıklamada Soylu’yu yalanlamıştı.  Ancak Soylu eylem yapan iki PKK’liyi bırakan takside de Ercan’ın parmak izleri olduğunu ve taksicinin Ercan’ı teşhis ettiğini savunmuştu. Ancak biten soruşturmadaki bilgiler de Soylu’yu yalanladı.

DNA eşleşmedi

İddianameye göre, yapılan DNA analizlerinde PKK’li kadınlara ait verilerin Ercan’la uyuşmadığı anlaşıldı.

Savcılık iddianamesinde elde edilen veriler şöyle açıklandı: “(…) Soruşturma devam etmekte iken https://firatnews.com/ isimli sitede PKK/KCK silahlı terör örgütü tarafından açıklama yapıldığı, açıklamada şüpheli Dilşah ERCAN’ın örgütsel kıyafetle ve yanında silah bulunduğu halde örgüt adına videolu açıklama yayınladığının ve örgüt içerisinde faaliyet yürüttüğünü videoda açıkça ikrar ettiğinin tespit edildiği,

Olay yerinden elde edilen vücut parçalarının otopsi işleminin yapıldığı, yapılan otopsi neticesi parçaların adli tıpa gönderildiği, adli tıp tarafından düzenlenen raporda parçaların iki kadın şahsa ait olduğunun, bir kısmının bir kadına, diğer kısmının başka bir kadına ait olduğunun tespit edildiği,

Şüpheli Dilşah Ercan’ın anne ve babasından DNA örneği alındığı, yapılan karşılaştırmada tespit edilen iki kadına ait vücut parçaları ile Dilşah Ercan’ın anne ve babasına ait DNA örnekleri arasında annelik ve babalık bağı bulunmadığının tespit edildiği (…)”

İtirafçının bilgileri referans alındı

İddianamede, Ercan’la ilgili saldırının ertesi günü Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne giden Ayten Dağtan adlı kadının ifadelerine de yer verildi.

Daha önce PKK içinde faaliyet yürüttüğü iddia edilen Dağtan’ın Ercan’ı tanıdığını iddia ettiği sözleri iddianamede şu şekilde yer aldı: ” 26.09.2022 günü saat:23.00 sıralarında televizyondan Mersin ilinde bir terör saldırısı olduğunu gördüm. Bende cep telefonumdan sosyal medya üzerinden konu ile araştırma yapmaya başladım. Gece sosyal medyada olayla ilgili videolar gördüm. Videoları dikkatle izlediğimde bu videolardaki şahıslardan birisinin daha önceden kırsal alandan tanıdığım ve kırsal alanda faaliyet yürüttüğünü bildiğim teslim olduktan sonra fotoğraftan teşhisini yaptığım Zozan Kod Dilşah Ercan isimli şahıs olduğunu gördüm ve tanıdım (…)”

Soylu ‘sahven’ mi bilgi verdi?

Şardan köşesinde kamuoyuna “Soylu’nun, ‘teröristleri ayakkabı numaralarına kadar tanıyoruz’ açıklaması belleklerdeyken, olaydan dakikalar sonra yaptığı yanlış açıklamayı ‘sehven’ biçiminde değerlendirmek mümkün mü?” sorusunu yöneltti.

Öte yandan Soylu’nun açıklamalarının ardından hedef haline gelen ve Mersin’de yaşayan Ercan ailesi gözaltına alınırken, günlerce gözaltında kalmıştı. HPG de saldırının hemen ardından yaptığı açıklamada olayı üstlenmiş ve Soylu’nun iddialarının gerçeği yansıtmadığını belirtmişti.

İSTANBUL

 

 

#Mersin #Polisevi #iddianamesi #Soyluyu #yalanladı

İYİ Parti İstanbul İl Başkanlığı’na silahlı saldırı

 İYİ Parti İstanbul İl Başkanlığı’na silahlı saldırı düzenlendi. Polis binada incleme yaptı

İYİ Parti İstanbul İl Başkanlığı binasına sabaha karşı henüz kimliği belirlenemeyen kişiler tarafından silahlı saldırı düzenlendi. Saldırıda binanın penceresine kurşun isabet ederken, Merter’deki binada polisin incelemeleri devam ediyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Meclisi İYİ Parti Grup Başkan Vekili İbrahim Özkan, sanal medya hesabından saldırıya ilişkin görüntüyü paylaşarak, “İYİ Parti İstanbul İl Başkanlığımız kimliği belirsiz kişiler tarafından kurşunlandı” dedi.

İSTANBUL

#İYİ #Parti #İstanbul #İl #Başkanlığına #silahlı #saldırı

Yağış rejimi bozuldu, çiftçi ürün değişikliğine gidiyor

Zamanında yağmayan yağmur nedeniyle toprağın nem oranının azaldığını ifade eden TARIM-Sen’den Kocagöz, yağış rejiminin bozulmasıyla oluşan kuraklığa ve üreticinin karşılaştığı zorluklara dikkati çekti 

Kış döneminde yeterli yağışın olmaması, yaz ayları için ciddi bir kuraklık tehlikesini gündeme getirirken, üreticiler kimi bölgelerde ürün deseninde değişikliğe gidiyor. TARIM-SEN yöneticisi Umut Kocagöz, ekolojiyi gözeten önlemlerin bir an önce hayata geçirilmesini istedi.

Son 22 yıllın en kurak Ocak ayı

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün (MGM) Aralık 2022-Şubat 2023 kuraklık haritasına göre, Türkiye’de son 22 yılın en kurak Ocak ayını yaşandı. Yağışlar normaline göre yüzde 52, geçen yıl Ocak ayı yağışlarına göre ise yüzde 62 azalma gösterdi.

Verilere göre; Erzincan, Yalova, İstanbul, Kocaeli, Bursa, Kütahya, Afyonkarahisar, Konya, Ankara, Karaman, Mersin, Osmaniye, Mersin, Bayburt, Agirî ve Mûş olağanüstü kuraklık tehlikesi altında. Haritada en dikkat çeken ise normal şartlarda bol yağış alan Karadeniz bölgesinde son altı ayda Ordu, Giresun, Trabzon, Rize, Gümüşhane ve Bayburt‘ta “şiddetli kuraklık”tan, “çok şiddetli kuraklık” düzeyine geçilmiş olması.

10 yılda 70 milyar metreküp su azaldı

Yine ülkenin 2000 yılı öncesi yüzde 30 oranına varan yarı kurak iklimi, son 20 yılda yüzde 80’inde görülmeye başlandı. Tarımda vahşi sulamanın yanı sıra özellikle maden ve enerji sektöründe kullanılan yoğun miktarda su bu durumu ortaya çıkarırken Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün rasat ölçüm istasyonlarınca 1980, 2000 ve 2012 yıllarındaki ölçümlere göre; Türkiye’nin su miktarı ortalama 181,49 milyar metreküp olarak ölçüldü. Fakat 2022 sonunda ise toplam su varlığı 112 milyar metreküp olarak belirtiliyor. Son 10 yılda 70 milyar metreküp su varlığı azaldı.

‘Hidrolik kuraklık’

Bir diğer tehlike de hidrolojik kuraklık. Yani barajlarda, nehirlerde ve yer altı su seviyesinde düşüşlerin meydana gelmesi, akarsularda yıllık debi oynamalarının ortalamaların çok üstünde olmaması.

Barajların doluluk oranının ortalaması yüzde 50’nin altında kalırken, özellikle Marmara ve İç Anadolu bölgesinde bu oran yüzde 20’ler düzeyinde. Uzmanlar Türkiye’nin 2025’te su talebinin mevcut tüketimin yüzde 183’ü kadar olacağını tahmin ederken, Uludağ, Trakya, İç Anadolu ve Batı Anadolu’da ciddi su sıkıntıları yaşanabileceğini kaydetti. Özellikle Trakya bölgesinde Şubat ayında 5,2 kg yağış düşerken, Meriç ve Tunca’da su seviyeleri kritik düzeyde seyrediyor.

‘Yağış rejimi bozuldu’

Tarım İşçileri Sendikası (TARIM SEN) Yönetim Kurulu Üyesi Umut Kocagöz, yaşanan kuraklığın boyutlarını ve etkilerini değerlendirdi.

Kuraklığın yaşanan iklim krizinin yansıması olduğunu anımsatan Kocagöz, “Bir yandan da gezegendeki su varlıklarının azalmasıyla ortaya çıkan bir mesele. Belirli bölgelerde kuraklık yaşanırken başka bölgelerde düzensiz ve yoğun yağışlar yaşanıyor. Özellikle Doğu ve Güneydoğu bölgesinde kuraklık dönem dönem yoğun olarak karşımıza çıkıyor. Geçtiğimiz dönemlerde 5-10 yıllık periyotlarda yaşanan kuraklık hadiseleri daha yakın periyotlarda yaşanmaya başlandı. Çok yağış alan Karadeniz bölgesinde bile aynı durum var. Uzun bir kuraklık döneminden sonra sele neden olan yoğun yağışlar oluyor. Böyle bir dengesizlik oluşuyor. Kuraklığın en büyük göstergesi dengesizlik, yağış rejiminin bozulması” dedi.

‘Çiftçiler ürün değişimine gidiyor’

Umut Kocagöz

Zamanında yağmayan yağmur nedeniyle toprağın nem oranının azaldığını ifade eden Kocagöz, bunun sonucunda toprağın su tutma özelliğinin kaybolduğunu aktardı.

Özellikle Ege bölgesinde bir kuraklıktan bahsedilebileceğini kaydeden Kocagöz, “Bundan kaynaklı Aydın ve Denizli’de valilikler sulama sistemlerinde kısıtlamaya gidildiğini açıkladı. Hangi ürün üretiliyorsa üretilsin yılda 2 defa su verilecek düzeye gitti. Bunun üreticiye yansıması ürün deseninde değişme ihtimali. Mesela Menemen’de yoğun pamuk üreten çiftçilerin buğdaya geçmeye çalıştığı görülüyor. Ya da ikinci ürün olarak silajlık mısır üreten çiftçilerin ayçiçeğine döndüğünü görüyoruz. Bunlar üretici cephesinde verim kaybına yol açıyor. Deneysel bir durum olarak da söylenebilir. Pamuk yerine buğday yapılıyor ama onun da yeterli yağış alıp almayacağı belirsiz” diye belirtti.

‘Üretici tasfiye eiliyor’

Ürün deseninde yaşanan değişimin maliyet nedeniyle küçük çiftçinin yapabileceği bir şey olmadığını dile getiren Kocagöz, küçük üreticinin bu yolla üretimden tasfiye edilmek istendiğini dile getirdi. Türkiye’nin uzun süredir sürdürdüğü tarım politikasının da buna hizmet ettiğini kaydeden Kocagöz, “İklime bağlı değişikliklerde bu süreci kat kat arttırıyor. Tarımda emeği geçen büyük çoğunluğun tarımdan kopması yeni bir işsiz kitlenin oluşması anlamına geliyor. Aynı zamanda tarım alanlarının da yapılaşmaya açılmasına da yol açıyor. Tarım alanlarını kaybettikçe başka sektörlerin sermaye birikim sürecine eklemleniyor” ifadelerini kullandı.

‘Önlemler ekolojik olmak zorunda’

“Kuraklıkla mücadelede kısa vadede önlem almak mümkün değil” diyen Kocagöz, şunları söyledi: “Hava olaylarını, su varlıklarını gözeten hem de iktisadi krizi göz önüne alan önlemlerin hayata geçirilmesi gerekiyor. Bunun hem merkezi olarak hem de havza bazında gerçekliğine uygun planlanmak ve hayata geçirmek lazım. Ekolojik olmak zorunda. Doğadaki dönüşümü izleyen, bu değişime adapte olmak zorunda. Sermaye birikiminin karını hedeflememek lazım. Su varlıklarını gözetmek, suyun az olduğu yerde ona göre bir sistem uygulanmalı. Mesela Büyük Menderes havzası kuraklığın yoğun yaşandığı bir yer. Aynı zamanda havza sanayi kuruluşları, jeotermal enerji santrallerinin kirlettiği bir bölge. Bunun gibi örneklerin karşısında ekolojik örnekler koymalıyız.”

Haber: Tolga Güney /MA

#Yağış #rejimi #bozuldu #çiftçi #ürün #değişikliğine #gidiyor

Öcalan’ın avukatından ittifaklara: İmralı’ya dair tutumunuz ne olacak?

PKK Lideri Abdullah Öcalan ile İmralı heyeti arasında 5 Nisan 2015’te gerçekleşen son görüşmeden bu yana yaşanılanlara dikkat çeken avukat Yürekli, seçimlere hazırlanan parti ve ittifaklara, İmarlı tecridine dair tutumlarını sordu

Uluslararası komployla 15 Şubat 1999 tarihinde Türkiye’ye getirilen ve 24 yıldır ulusal ve uluslararası hukuk çiğnenerek, ağır tecrit koşullarında tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan’dan 2 yıldır haber alınamıyor. Abdullah Öcalan ile birlikte cezaevinde tutulan diğer tutuklular Veysi Aktaş, Hamili Yıldırım ve Ömer Hayri Konar’ın da aile ve avukat görüşleri aynı şekilde engelleniyor.

En son kardeşi Mehmet Öcalan’ın 25 Mart 2021 tarihinde yaptığı kesintili telefon görüşmesinden bu yana haber alınmayan Abdullah Öcalan için Asrın Hukuk Bürosu avukatlarının yaptığı 274, ailelerin ise 118 başvurusu ya reddedildi ya da yanıtsız bırakıldı. İmralı tecridine ilişkin Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Komitesi’nin aldığı karar ve Newroz’da Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğüne dair ortaya çıkan iradeye ilişkin Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Cengiz Yürekli, Mezopotamya Ajansı’ndan Mehmet Aslan‘a değerlendirmelerde bulundu.

24 yıldır süren işkence söz konusu

Müvekkillerinin en son 2 yıl önce kardeşi ile teması olduğunu ve bu temasın ardından ise bir daha kendisinden haber alınamadığını hatırlatan Yürekli, son temasın olağanüstü bir sürçte gerçekleşen bir telefon görüşmesi olduğunu, kısa sürdüğünü ve aniden kesildiğini hatırlattı.

Durum dehşet verici

Tecridin ne anlama geldiği üzerinde durulması gerektiğine dikkat çeken Yürekli, “Tecridin ne olduğunu idrak ederek, konuşmak durumundayız. İmralı tecridini birçok kurum işkence olarak tanımlamaktadır. 24 saat boyunca insan teması olmadan daracık bir hücredesiniz. 24 yıllık işkencenin zirvesini yaşamaktayız. 2 yıldır hiçbir şekilde haber alamıyoruz, hangi koşullar altında tutulduklarını bilmiyoruz. Bunun dünyada emsali yok ve bu durum Avrupa hukuk sistemi içerisinde gerçekleşiyor. Bunun bir gerekçesi olamaz. O yüzden bu durumun ne kadar dehşet verici olduğunun farkına varmak gerekiyor. Sıradan bir uygulama olmadığını görmek gerekiyor” dedi.

BM’nin kararı uygulanmadı

Yürekli, AİHM’in çözüm üretmemesi nedeniyle Birleşmiş Milletlere (BM) başvurduklarını, başvurudan sonuç aldıklarını söyledi. BM’nin, 6 Eylül 2022’de tecride dair tedbir kararı aldığını hatırlatan Yürekli, “Esasa ilişkin karar henüz çıkmadı ve tarafların görüşleri sunulacaktır. Ancak tedbir konusunda bir karar verildi. BM dedi ki; ‘Bu incommunicado işkence halidir. Buna derhal son vermen lazım. Orada tutulan kişilerin kendi seçecekleri avukatlarla derhal görüştürülmesini sağlanman gerekiyor.’ Türkiye, sözleşmenin bir tarafıdır ve gereklikleri yerine getirilmelidir. Ancak karar pratikte uygulanmadı. Bunun üzerine BM 19 Ocak’ta aldığı bu kararı tekrarladı” diye konuştu.

HDP Konferansına eleştiri

Yürekli, Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) 4-5 Şubat’ta gerçekleştirdiği Demokratik Cumhuriyet Konferansı’nı hatırlatarak, bu konferansa pek çok çevreden aydın ve hukukçunun katıldığını ancak tartışılan başlığı kavramsal olarak tartışmaya açan Abdullah Öcalan’ın tartışılmadığını dile getirdi. Yürekli, “Bu sırt dönmeyi görmemiz gerekiyor. Kendini muhalif ve demokrat olarak tanımlayanlar tarafından görmeme hali var” dedi.

Çözümün adresi: Öcalan

Kürt halkının “eşit yurttaşlık” talebi olduğunu ve bu nedenle buna karşı bir şiddet durumunun olduğunu dile getiren Yürekli, “Kürt sorununun yegane çözüm adresi Sayın Abdullah Öcalan’dır. Bu, tartışmasızdır. Türkiye’de demokrasinin gelişimi, özgür yaşamın gelişimi konusunda Sayın Abdullah Öcalan’dan başka bunun projesini ortaya koyan bir örnek söz konusu değildir. Avrupa, Asya ve Ortadoğu’ya kadar halklar Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünü haykırıyorsa, bunun etrafında kenetleniyorsa, bu Abdullah Öcalan’ın yaratmış olduğu ideolojiden kaynaklanıyor. Bunun görülmesi, anlaşılması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Siyaset rolünü oynamadı

Millet İttifakı Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun HDP ile gerçekleştirdiği ziyarette Kürt sorununun çözümü için Meclis’e işaret ettiğini belirten Yürekli, görüşmenin ve kullanılan ifadelerin önemli olduğunu ancak tek başına bir anlam ifade etmediğini dile getirdi. Yürekli, “Daha önce Sayın Abdullah Öcalan’da, ısrarla çözümün Meclis’te olması gerektiğini ve Meclis’in karar alması gerektiğini ifade etti. Hatta bunu dayattığını da söyleyebiliriz. Ancak muhalefette bulunan ve şu an bu vaatlerde bulunan siyasetçiler eğer Sayın Abdullah Öcalan’ın bu çağrılarına kulak vermiş olsalardı 10 yıldır yaşanan bu kaotik durumda olmazdı” diye sordu.

Öcalan çözümün muhatabıdır

Sorunun Meclis’e gelmesi halinde Abdullah Öcalan’ın da taraf olarak esas alınması gerekliğine dikkat çeken Yürekli, “Bu gün meydanlar Sayın Öcalan’ı işaret ediyor. Sayın Öcalan olmadan bu konu nasıl tartışılacak? ‘Yoktur’ denen Kürt sorununu görünür kılan ve çözüm noktasına getiren Sayın Öcalan’dır.  Buna dair çözüm gerçekleştiren de O’dur. Öcalansız bir çözümü Kürt halkı kabul edecek mi? Elbette Meclis gereken kararları çıkaracaktır ancak bu konuda muhatap da esas alınacaktır. Başkaca çözüm mümkün değildir” diye belirtti.

Öcalan’sız 8 yıla bakın

En son 5 Nisan 2015 tarihinde HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Sırrı Süreyya Önder ve İdris Baluken’in İmralı’da Abdullah Öcalan ile gerçekleştirdikleri görüşmesine de değinen Yürekli, diyalog sürecinde Türkiye’deki demokrasi güçlerinin yanı sıra sol ve sosyalist kesimlerin de en çok örgütlenme zemini yakaladığı süreç olduğuna dikkat çekti.  Sürecin yaşanmasında Abdullah Öcalan’ın rolünün önemine işaret eden Yürekli, “Bir de İmralı kapılarının kapatıldıktan sonraki 8 yılı görmek gerekiyor. Müthiş bir demokrasi yoksunluğuna gidildi. Bir darbe mekaniği devreye girdi. Meclis bombalandı ve feshedilme noktasına getirildi. Sistem değişikliğine gidildi ve sınır dışı operasyonlar yapıldı. Demokrasi bir bütün olarak rafa kaldırıldı” diye konuştu.

Tecride dönük tavrınızı açıklayın

İmralı sisteminin lağvedilmesi için bütün muhalefetin harekete geçmesi gerektiğini söyleyen Yürekli, “Mademki yasadan bahsediyorsunuz, bunu yapmak durumundasınız. İmralı’ya dair tutumunuz ne olacaktır? Her gelen demokrasi ve hukuktan bahsediyor. Tecridin, işkencenin sürdüğü bir durumda hangi yasadan bahsediyorsunuz? İktidar bunu yürütüyor. Peki siz buna karşı ne söylüyorsunuz? Tamamen ulusal ve uluslararası yasalara aykırı olan ve toplumun gözleri önünde cereyan eden bu işkence durumuna ne diyorsunuz? Bunu herkes açık net söylemek durumundadır. Seçimden sonra İmarlı tecrit sistemi devam edecek mi?” diye sordu.

HABER MERKEZİ

 

#Öcalanın #avukatından #ittifaklara #İmralıya #dair #tutumunuz #olacak

Tiryaki: 31 Mart’ta kaybettirdik, 14 Mayıs’ta da kaybettireceğiz

HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Rüştü Tiryaki, yerel seçimlerde olduğu gibi AKP’ye yeniden kaybettireceklerini ifade etti

AKP’nin 7 Haziran 2015 seçimleri ardından ikinci kez büyük kayıp yaşadığı 31 Mart 2019 yerel seçimlerinin üzerinden 4 yıl geçti.

Seçim sonuçlarına göre; CHP ve İYİ Parti’den oluşan Millet İttifakı ülkenin başkenti Ankara ve İstanbul dahil olmak üzere metropol bölgelerinde yönetime gelirken, Adana, Antalya ve Mersin gibi diğer büyükşehirleri de kazandı.

Bu seçimde Millet İttifakı’nın belediyeleri almasında HDP’nin o dönem uyguladığı seçimlerde AKP’ye kaybettirme stratejisinin önemi büyük.

MA’dan Fırat Can Arslan’ın haberine göre HDP Demokratik Yerel Yönetimlerden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Rüştü Tiryaki, 7 Haziran ile başlayan ve yerel seçimlerde gelinen süreçte AKP’ye kaybettirdiklerini, bu seçimlerde de bunu tekrarlayacaklarını söyledi.

AKP’ye kaybettirme stratejisi

AKP’nin 20 yıllık iktidarının en önemli dönüm noktalarından birisinin 31 Mart 2019’da gerçekleşen yerel seçimler olduğuna dikkat çeken Tiryaki, “İlk kez 7 Haziran seçimlerinde tek başına iktidar olma şanslarını kaybetmişlerdi. Çözüm sürecinden, Kürt sorunun barışçıl ve demokratik yollardan çözülmesinden uzaklaşmasının aslında bir bedeli olarak okumak gerekir. 31 Mart 2019’a geldiğimizde ise AKP ikinci büyük yenilgisini almış oldu” dedi.

Metropolleri kaybetmede HDP etkisi

AKP’nin siyasi tarihinin büyük kentlerdeki belediye başkanlıklarının mirası üzerine kurulu olduğunu aktaran Tiryaki, “Büyük kentlerde yaşanan değişimde HDP’nin yürüttüğü siyasetin bunda doğrudan etkisi var. HDP bölgede Kürt illerinde olabildiğince fazla belediyeyi kazanmak kayyım siyasetine bir yanıt vermek, aynı zamanda büyük kentlerde de AKP-MHP ittifakına kaybettirme stratejisi izlemişti ve bu stratejiyi ciddi oranda başarıya ulaştı” diye kaydetti.

Cumhurbaşkanlığı seçimleri

HDP’nin Cumhurbaşkanlığı için adayı çıkarmadığına belirten Tiryaki, 31 Mart seçimlerinin stratejisinin14 Mayıs’ta gerçekleşecek seçimlerde de kazandıracağını ifade ederek, “O gün mesela HDP’nin CHP’li belediyelerden somut bir talebi yoktu. Bugün de bakanlık istemiyoruz, talep etmiyoruz. Biz ne AKP ve MHP’nin temsil ettiği statükocu siyasetin ne de Millet İttifakı’nın restorasyoncu siyasetinin yanında değiliz. AKP ve MHP ile mücadele ediyoruz. Millet İttifakıyla da rekabet ediyoruz” sözlerine yer verdi.

Anahtar parti

Henüz parti olarak bir aday destekleme açıklamasında bulunmadıklarını fakat pozisyonlarının halk tarafından anlaşıldığını söyleyen Tiryaki, “Şu anda HDP bileşenleri ve ittifak partileriyle birlikte en güçlü şekilde parlamentoda temsil edilme siyaseti yürütüyoruz. Birinci önceliğimiz parlamentoda bir anahtar parti olmayı istiyoruz. Ama bu anahtar bir pazarlık anlamında, bir anahtardan söz etmiyoruz. Gerçekten demokrasi kapısını açacak bir anahtar parti olmak istiyoruz” dedi.

AKP-MHP dönemi bitti

Erdoğan’ın ve AKP’nin seçim sonuçlarını kabul etmeyeceği ve seçimi iptal ettireceği gibi spekülatif görüşlerin olduğunu dile getiren Tiryaki, “Doğrusunu söylemek gerekirse, örnek gösterilen İstanbul seçimleri iptal edilmiş olsa da yenilenen seçimleri kabul etmek zorunda kaldığını hep birlikte gördük. Yani bu farkın açılmasıyla İstanbul seçimlerinde 16 bin olan fark 800 bine çıkmıştı. Ben böyle bir adım attıkları takdirde çok daha büyük bir farkla seçimi kaybedeceklerine inanıyorum. Halkımızın bu konudaki ferasetine güvenmek gerekir. AKP ve MHP’nin tarihsel olarak dönemi sona erdi. Tarihin bu sayfası çok yakın bir süre içerisinde kapanacak ve bu ülkede yeni bir sayfa açılacak” diye belirtti.

Seçim güvenliği çağrısı

Millet İttifakını oluşturan partilere seçim güvenliği konusunda birlikte çalışma çağrısında bulunduklarını vurgulayan Tiryaki, “Cumhuriyet Halk Partisi ile bu konuda görüşmelerimiz oldu. Seçim güvenliğiyle ortak neler yapabileceğiz, neler yapabiliriz anlamında fakat bir bütün olarak Millet İttifakı’yla, Millet İttifakı’nı oluşturan partilerle ortak bir çalışma yürütüyor değiliz. Sonuçta etkili olduğumuz yerlerde seçim güvenliğini sağlamaya çalışacağız. Onların da etkili oldukları yerlerde bu görevlerini yerine getireceklerine inanıyoruz” ifadelerinde bulundu.

112 vekile kadar çıkabiliriz

Tiryaki, 7 Haziran seçimleri sonrası parlamentoda 80 milletvekiliyle temsil edildiklerin hatırlatırken, önümüzdeki seçimde ise ittifak güçleriyle birlikte daha fazla milletvekiliyle temsil edilme potansiyeli taşıdıkları iddiasında bulundu. Tiryaki, “100 milletvekili bizim açımızdan inandırıcı bir hedef. Aslında sadece 100 vekil değil, çalışmalarımızı planladığımız gibi yürütebilirsek, 112 vekile kadar çıkabileceğimizi düşünüyoruz. Tabi bu diğer siyasi partilerin seçime nasıl gelecekleriyle de ilgili bir şey” şeklinde aktardı.

Halk Yeşil Sol’a hazır

HDP içerisinde siyaset yapan herkesin Yeşil Sol Parti’yi çok yakından tanıdığını söyleyen Tiryaki’ye göre, Türkiye ve Kurdistan’daki seçmenler Yeşil Sol Parti’yi desteklemeye hazır.

ANKARA

#Tiryaki #Martta #kaybettirdik #Mayısta #kaybettireceğiz

Doğu Kürdistan’da bir ölümsüz lider: Qazi Muhammed

‘Bugün Qazi Muhammed idam ediliyor, ama inanın bana, yarın Kürdistan’da binlerce Qazi Muhammed ayaklanacak’… Bunlar işgalci zihniyete karşı çıkan Mahabad Cumhuriyeti lideri Qazi Muhammed’in son sözleri

Qazi Muhammed, Kürdistan Cumhuriyeti’nin ilk lideri, Kürtlük bilincine sahip, çağının fedakarlık ve mücadele sembollerinden biriydi.

75 yıl önce Kürdistan Cumhuriyeti’nin başkenti Mahabad’daki Çarçıra Meydanı’nda idam edildi. Qazi Muhammed, Kürtlere büyük bir mücadele mirası bıraktı.

Qazi Eli’nin oğlu Qazi Muhammed, 1 Mart 1893’te Doğu Kürdistan’ın (İran Kürdistan’ı) Mahabad şehrinde dindar ve Kürt yurtsever bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Orada dini ve bilimsel eğitim aldı. Babasının vefatından sonra hakim oldu. Bu nedenle Qazi Muhammed olarak bilinir. Arapça ve Farsça dışında, Fransızca, İngilizce ve az derecede Rusça biliyordu.

Kürdistan Cumhuriyeti ilan edildi

22 Ocak 1946’da Çarçıra Meydanı’nda Kürdistan Cumhuriyeti ilan edildi. 11 Şubat 1946’da Meclîsa Millî ya Kurdistanê (Kürdistan Ulusal Meclisi-MMK) ilk kez toplandı. Aynı gün devletin resmi dili Kürtçe ve ‘Ey Reqîb’ Kürdistan marşı olarak ilan edildi.

Kürdistan Cumhuriyeti sadece 11 ay sürdü. Qazi Muhammed, Kürdistan Cumhuriyeti’nin, özgürlükleri engelleyecek bir devlet sistemine sahip olmasını istemiyordu. Diğer kültürler inkar edilmesin diye ulus devlet mantığı ile ilerlemedi. Kürdistan Cumhuriyeti’nin kendi kendini yönetmesini istiyordu.

Qazi Muhammed, Cumhuriyetin sadece Doğu Kürdistan’la sınırlı olmasını da istemiyordu, aynı zamanda diğer parçalardaki Kürtleri de üst düzey idari görevlere atadı. Atananlar Cumhuriyette Kürdistan’ın diğer bölgelerinin temsilcileri olarak atandılar. Federe Kürdistan’dan cumhuriyete katılanlardan biri Qazi Muhammed tarafından generallik rütbesi verilen Mela Mustafa Barzani oldu.

Qazi Muhammed, Kürtlerin kaderinin bir olduğunu, isyanları bastırılsa da başka bir yerde yeni bir ayaklanma başladığını birçok kez dile getirdi.

Qazi Muhammed’in Kürtler’e vasiyeti

Qazi Muhammed, idamından önce Kürtlere bıraktığı mektubunda ulusal birliğin önemine vurgu yaparak şunları söyledi:

“Ey Kürt halkı, sevgili kardeşlerim, mazlum halkım ben son günlerimi yaşıyorum. Allah aşkına siz birbirinize düşmanlık yapmayın, birbirinize sırt çevirmeyin, zalimlere ve zorbalara karşı birlik olun. Birbirinizi satmayın. Kürtlerin zorba ve gaddar bir çok düşmanı var. Her millet için başarının simgesi birlik, beraberlik ve dayanışmadır. Birliğini sağlamayan, dayanışma içinde olmayan toplumlar düşman üzerine geldiğinde hep bastırılır. Kürtlerin dünyadaki diğer halklardan eksiği yok. Üstelik siz baskıdan kurtulan diğer halklardan gösterdiğiniz kahramanlık ve fedakarlıkla öndesiniz. Düşman kendi çıkarları için sizi kullanır, sizinle işi bittiğinde gaddarlaşır ve sizi asla affetmez. Düşmanın zulmünden kurtulan halklar da sizin gibiydiler ama sizden farklı olarak onlar özgürlük için birlik olmuşlardı. Dünyadaki diğer tüm halklar gibi siz de ezilmeyin.”

Qazi Muhammed mektubunda Kürtlere güçlü durmaları gerektiğini ve düşmanlarına güvenmemeleri gerektiğini söyleyerek düşmanın oyunları hakkında “Sizi birbirinize kırdıracaklar, yalanla, parayla birbirinize düşman edecekler. Düşmanlarınız arasında en zalim, en kötü olanlar vahşi Acemlerdir (İran)” demiştir.

Qazi Muhammed yine Kürt birliğinin önemini yineleyerek şunları söylemiştir: “Ey Kürt halkı, birbirinizin arkasında durmadıkça başaramazsınız. Birbirinize zulmetmeyin.”

Cumhurbaşkanı Qazi Muhammed, Başbakan Haci Bab Şêx ve Savunma Bakanı Mihemed Hisên Xan Seyfİ 31 Mart 1947’de cumhuriyetin ilan edildiği yerde Çarçıra Meydanı’nda idam edildi. İdam edildikten sonra Mahabad’da binlerce kişi tarafından Mela Cami mezarlığına defnedildi.

İdamından önce gözlerini bağlamak için bir bez getirildiği ancak Qazi Muhammed’in onlara; “Gözlerimin kaptılmasını istemiyorum. Gözlerimin son anıma kadar güzel ülkeme bakmasını istiyorum” dediği söylenir.

Kaynak: RojNews

#Doğu #Kürdistanda #bir #ölümsüz #lider #Qazi #Muhammed

Lîce’de işkence edilen Y.D. davası: Hakim işkenceyi görmedi

Lîce’de Y.D’ye işkence yapan polislerden 2’sinin serbest bırakılmasını eleştiren Amed Barosu Başkanı Nahit Eren, hakimin işkence suçunu görmezden geldiğini ve 5 polisin de suçlu olduğunu söyledi

Amed’in Lîce ilçesinde 21 Mart Newroz günü evine dönerken 5 polisin işkencesine uğrayan 14 yaşındaki Y.D.’nin faillerinden ikisinin serbest bırakılması Kurdistan’da kolluk kuvvetlerinin yaptığı işkenceyi ve cezasızlık politikalarını tekrar gündeme getirdi. Mezopotamya Ajansı’ndan Mehmet Güleş’e konuşan Amed Barosu Başkanı Nahit Eren, çocuğa işkence yapan polislerin serbest bırakılmasını ve cezasızlık politikalarını değerlendirdi.

‘Bırakılan polisler için itiraz ettik’

Çocuğun hem fiziksel hem de psikolojik şiddete maruz kaldığını hatırlatan Eren, ilk andan itibaren Lice Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyusunda bulunduklarını vurguladı. Eren, “Bunun üzerine Lice Cumhuriyet Başsavcısı 5 polis hakkında bir gözaltı kararı verdi. Polislerden 3’ü Ankara’da 2’si ise Licê’de gözaltına alındı. Polislerden 3’ü yaralamadan tutuklanırken, diğer 2 polis ise herhangi bir suç şüphesi olmadığı gerekçesiyle serbest bırakıldı. Bırakılan polisler için gerekli itiraz süreçlerimizi yaptık” dedi.

‘Hakim işkenceyi görmek istemedi’

Bölgede kamu görevlilerinin işlediği suçlara karşılık cezasızlık politikasının süregeldiğine dikkati çeken Eren, “Bildiğimiz bir pratik, maalesef bu dosyada da gördük ve emareleri yine karşımıza çıktı. Özelikle savcılığın işkence suçundan polisleri sevk etmemiş olması sadece yaralama ve hürriyeti taltif suçlarından polisleri tutuklamaya sevk etmesi aslında yine perdelenmek istenen ve kamu görevlilerin suçu örtme çabasıdır. Her ne kadar 3 kişi tutuklanmış olsa da aslında bir koruma mekanizması var. Dosyada tipik bir işkence suçu var,  fiziki bir müdahale var ve ruhen eziyet çekici bir müdahale var. Bunlar insanlık onuruyla bağdaşmayan filler. Ancak savcılık ya da sorgu hakimi işkenceyi görmek istemedi” diye belirtti.

‘Hukuka aykırı’

Bu kararlardan sonra itirazlarda bulunduklarını ifade eden Eren, “İki polis hakkında Asliye Ceza Hakimliği tarafından bir tutuklama kararı verildi. Tutuklama kararını verdikleri halde usule aykırı bir şekilde yeniden bir ifade ile adli kontrol kararı verdi. Hukuk ve ceza usulü açısından kabul edeceğimiz bir karar değil. Bu konuda aklımıza ‘acaba yeniden bir müdahale mi var’ sorusunu getirdi. Nitekim serbest bırakılan iki polisten biri emniyet amiri ve o araçta da asıl sorumlu tutulması gereken kişi ama yine de biri bunu kolluyor” diye konuştu.

‘Newroz etkinliğine katılmak suç değil’

İşkence yapan 5 polis ve işkenceye maruz bırakılan çocuğun ifadelerine işaret eden Eren, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu tarz suçlar işlendiği zaman o işin içerisinde olan polis memurları bir an önce yaptıkları hukuksuzlukların hesabını vermemek için kendilerince bir perdeleme geliştiriyor. Yaptıkları savunmada, çocuğun kendilerine taş attığı, Newroz kutlamalarına katıldığı ve bu nedenle alındığı söyleniyor. Kaldı ki Newroz etkinliğine katılmak suç değil. Bir kişi suç şüphesiyle gözaltına alındığında yapması gereken yasal prosedürü işletmektir. Ancak siz ne yaptınız? 5 polis 14 yaşındaki bir çocuğu alıyor, saatlerce korkutuyor. Psikolojik bir şiddetle şehir içinde bir zırhlı araç içerisinde şehir içi gezdiriliyor, şehir dışına çıkartıyor, bir daha şehir içine getiriliyor yine bir daha şehir dışına götürülüp, kimsenin olmadığı bire yere eli kolu bağlı bir şekilde bırakılıyor. Bundan daha kötü insanlık onuruna karşı nasıl bir suç işlenebilir?”

‘5 polis de sorumludur’

“Yapılan işkence uluslararası tüm belgelerin tarif ettiği bir işkencedir” diyen Eren, sözlerini şöyle tamamladı: “‘Ben sadece döveni tespit ettim onu tutukluyorum’ demekle bu işin içinden hukuken sıyrılamazsınız. Burada toplu, birlikte işkence suçunu işleme konusunda oluşmuş bir irade var. Birlikte hareket etmişler. Birlikte bütün bu sürecin içinde olan 5 polis var, 5’i de sorumludur.”

Ne olmuştu?

Amed’in Licê ilçesinde 21 Mart’ta 14 yaşındaki Y.D.’yi kaçırılarak işkence yapan polislerden İsmail Akkuş, Emre Özcan ve Gökhan Bay, hakkında “kasten yaralama” suçlamasıyla 26 Mart’ta tutuklama kararı verilirken, diğer 2 polis ise, önce serbest diğer 2 polis için itiraz üzerine verilen tutuklama yeniden kaldırıldı. Cumhuriyet Başsavcılığı ve müşteki vekillerin itirazı üzerine serbest bırakılan Emniyet Amiri Aykut Oral ve polis Hayrettin Çakmak’ı tutukladı ancak Lice Sulh Ceza Hakimliği, adli kontrol şartıyla serbest bıraktı.

HABER MERKEZİ

#Lîcede #işkence #edilen #Y.D #davası #Hakim #işkenceyi #görmedi

Ayşe Efendi: Ortadoğu’daki sorunlar Öcalan’ın fikirleriyle çözülebilir

PKK lideri Abdullah Öcalan ile 1980’de Suriye’de tanışan Ayşe Efendi, ‘Abdullah Öcalan’ın paradigmasının Ortadoğu’daki sorunları çözeceğine inandığını’ söyledi

Uluslararası komployla 9 Ekim 1998’de Suriye’den çıkarılan ve 15 Şubat 1999’da Türkiye’ye teslim edilen PKK Lideri Abdullah Öcalan, İmralı Yüksek Güvenlikli F Tipi Cezaevi’nde ağır tecrit koşulları altında tutuluyor. Abdullah Öcalan’ın Suriye’den çıkartılması 25 yılı geride bırakırken, aradan geçen sürede Suriye’de birçok değişim yaşandı. 2011 yılında başlayan iç savaştan sonra, Kürtler ve bölge halkı büyük bir direniş göstererek, Abdullah Öcalan’ın paradigmasını esas alarak yeni bir yaşam inşa etti.

1980 yıllında Halep’te okuduğu sırada Abdullah Öcalan ile tanışan, Fırat Bölgesi Şehit Aileleri Meclisi Eşbaşkanı Ayşe Efendi, onunla tanışma sürecini ve halkın onun düşüncelerinden nasıl etkilendiğini anlattı.

22 yaşındayken Halep’te okuduğu sırada, Abdullah Öcalan’ın Halep’te bir halk toplantısına katılacağını öğrenmeleri üzerine toplantıya katıldıklarını belirten Efendi, “Başkanı gördüğüm için kendimi çok şanslı hissediyorum. Başkan, Kürt kültürü ve sanatı üzerine konuşuyordu. Kürt kültür ve sanatının ne kadar önemli olduğunu, gelişmesi ve korunması gerektiği üzerine değerlendirmeler yapıyordu. Onu görmeden önce, gördüğümde neler konuşacağımın provasını yapıyordum. Fakat Başkan’ı gördüğümde onunla konuşamadım. Başkan konuştuğunda çok etkileyiciydi, salona dikkatlice göz gezdirip, insanları birer birer tanımak istiyordu” dedi.

Abdullah Öcalan’ın paradigması ile gelişmek istiyoruz

Ayşe Efendi

Abdullah Öcalan’ın paradigmasının Kurdistan’ın dört parçasını birleştirdiğini belirten Efendi, Araplara Öcalan’ın paradigmasını anlattıklarında kendilerine ‘neden daha önce bize anlatmadınız. keşke onunla tanışsaydık’ dediklerini aktardı. Efendi, PKK Lideri Öcalan’ın demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü paradigması ve öğretileriyle kendilerini geliştirmek ve derinlik kazanmak istediklerini söyledi.

Paradigma Kürtlerin mirası

Abdullah Öcalan’ın paradigmasının tüm dünya halkları için bir çözüm olduğuna vurgu yapan Efendi, Rojava’da bu paradigmanın hayat bulduğunu, bu proje ve paradigmanın bütün dünya halkları için bir çözüm olduğunu söyledi. Paradigmayı Kürt halkının mirası olarak gören Efendi, “Ortadoğu’daki sorunlar Önderliğin fikirleriyle çözülebilir. Onun felsefesiyle kendimizi eğitebiliriz” ifadelerini kullandı.

Komplo boşa çıkarıldı

PKK Lideri Öcalan’a yönelik uluslararası komplonun Kürtlerin birliği ve direnişiyle boşa çıktığını vurgulayan Efendi, “Bütün dünya Önderliği yakalamak için bir oldu. Planlar yaptılar ve son olarak Türklere teslim ettiler. Ama buna karşı Kürt halkı da bir oldu, direniş başlattılar. Büyük bir yankı uyandırdı. Onlarca kişi bu komploya karşı kendini ateşe verdi. Kürt halkının zindanlarda ve dışarda büyük direnişi sayesinde bu komplo boşa çıktı. Fakat yine de Önderliğin fiziki özgürlüğünü henüz sağlayamadığımız için özeleştiri vermemiz gerekiyor” şeklinde konuştu.

Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanması için her yerde eylem ve etkinliklerin güçlü bir şekilde yapılması gerektiğinin altını çizen Efendi, Kürt halkına Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü için mücadele etme çağrısında bulundu.

Haber: Mahmut Altıntaş / MA

#Ayşe #Efendi #Ortadoğudaki #sorunlar #Öcalanın #fikirleriyle #çözülebilir