Ana Sayfa Blog Sayfa 724

Kadınlar yine Amara’ya akacak

Amed Newroz’una katılan kadınlar, bu yıl da yine Amara’da olacaklarını söyledi

Bu yıl “Her der Newroz, her dem azadî” şiarıyla 40 merkezde Newroz ateşi yakıldı. Newroz’un finali Amed’de görkemli bir şekilde yapılırken, PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik kesintisiz devam eden 23 yıllık mutlak tecride de Newroz alanlarından tepki gösterildi. PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın doğum günü olan 4 Nisan’ı bir kez daha Abdullah Öcalan’sız geçireceklerini belirten kadınlar, her şeye rağmen Riha’da (Urfa) Amara köyüne giderek Abdullah Öcalan’ın doğum gününü kutlayacaklarının mesajını verdi.

Özgürlük talebi

Amara’ya giderek Öcalan’ın doğum gününü kutlayacaklarını ifade eden Heybet Kurami, “Yıllardır tüm baskılara rağmen gidiyoruz. Bu yıl da tüm baskılara rağmen Amara’ya gideceğiz. Artık önderimizin özgür olmasını istiyoruz. Bu yıl önderimizin doğum gününü birlikte kutlamak istiyoruz. Her 4 Nisan’da önderimizin bizden ayrı olması canımızı yakıyor. Duygusallaşıyoruz, önderimizi artık aramızda görmek istediğimiz için. Her 4 Nisan bizim için yeni bir gün anlamına geliyor” diye belirtti.

Barışa verile olsun

PKK Lideri’nin doğum gününün barışa ve özgürlüğe vesile olmasını dileyen Edibe, “Bu yıl dileğimiz önderimizin özgür olmasıyla beraber cezaevinde yaşanan sorunların son bulmasıdır. Önderimiz sayesinde şu an bu duruma geldik, önderimiz özgür olmadan Kürt halkı da özgür olmayacak” dedi.

‘Kimse güneşimizi karartamaz’

Amara’ya gitmeyi çok istediğini vurgulayan Adile Geçer de, “Her sene gittim, bu sene de gitmeyi düşünüyorum. Her 4 Nisan’da önderimizin aramızda olmasını istiyoruz. Önderimizin bir an önce cezaevinden çıkmasını istiyoruz. Ne olursa olsun kimse güneşimizi karartamaz. Tüm baskılara rağmen Amara’ya giderek önderimizin evinde doğum gününü kutlayacağız. Tek dileğimiz önderimizin özgür bırakılması” diye konuştu. 4 Nisan bir yanlarının hep buruk geçtiğini belirten Ayşen Bulak da “Önderimizin serbest bırakılmasını istiyoruz. Kürt halkı da önderimizin de istediği tek şey barış. 4 Nisan’da yeni bir dünya kuruluyormuş gibi geliyor. Önderimizin yanında olmak istiyoruz. Önderimizin üzerindeki tecridin bir an önce kaldırılması gerekiyor” dedi.

Çalıştı için Amara’ya gidemediğini ama her yerde Öcalan’ın doğum gününü kutlayacaklarını ifade eden Faike Bulak, “4 Nisan’da bir yanımız burukken bir yanımız da heyecanlı. Önderimizin derhal serbest bırakılmasını istiyoruz. Ama en yakın zamanda önderimizin mücadelemizle serbest bırakılacağını düşünüyoruz. Önderimizin doğum günü kutlu olsun.”

‘Hep birlikte kutlayacağız’

Fatma Timur ise, “4 Nisan günü benim için çok önemli. Doğum gününü canı gönülden kutluyorum. 2 yıl oldu ondan haber alamıyoruz, ailesi ile görüşmesine izin verilmiyor. Ne durumda olduğunu bilmiyoruz. Bundan dolayı da çok üzgünüz. Meydanları dolduranlar tecridi kıracak ve hep birlikte 4 Nisan’ı kutlayacağız. Ve ‘Bijî Serok Apo’ diyerek kazanacağız” şeklinde konuştu.

CPT görevini yapmıyor

4 Nisan’ın bütün Kürt halkına kutlu olması temellisinde bulunan Rasime ise, “Newroz coşkusu o güne de yansısın. 2 yıl oldu haber alamıyoruz, CPT görevini yapmıyor. Görüşme sağlandığında barış ortamı da sağlanır. Onun özgürlüğü hepimizin özgürlüğüdür. Kürt halkı da tecridi kırmak için elinden geleni yapmalı” ifadelerini kullandı.

AMED

#Kadınlar #yine #Amaraya #akacak

Efrîn’de halkın öfkesi devam ediyor

Gazeteci Hesen, Newroz kutlamasında 4 sivilin katledilmesiyle başlayan protestolara ilişkin,’Efrîn’de Kürtler korku duvarını yıktı’ dedi

Efrîn’in Türkiye ve himayesindeki paramiliter grupların 24 Mart 2018 tarihinden bu yana işgal edilmesiyle kent, şiddet, tecavüz, katliam, hak ihlalleri, saldırı, gasp, tecavüz ile anılır oldu. Son olarak 20 Mart’ta Efrîn’in Cindirês ilçesinde bir aileden 4 kişi, Newroz kutlamak istedikleri için katledildi, 2 kişi de yaralandı. Türkiye’ye bağlı Ehrar El Şerqiye grubu tarafından gerçekleştirilen katliam, Efrîn halkını sokaklara döktü. İşgal altındaki Efrîn’de 5 yıl sonra ilk defa sokaklara dökülen halkın, bu saldırılara karşı öfkesi devam ediyor.

Rojava TV muhabiri Nurhat Hesen, Cindirês ilçesindeki katliam ve Efrîn halkının devam eden protestolarıyla ilgili Mezopotamya Ajansı’na (MA) konuştu.

 ‘Halkın göç etmesini amaçladılar ‘

Hesen, Efrîn’de onlarca kişinin Türkiye’ye bağlı paramiliter gruplar tarafından katledildiğini söyledi. 20 Mart’ta Newroz kutladıkları için Türkiye’ye bağlı Ehrar El Şerqiye üyeleri tarafından 4 sivil yurttaşın katledilmesiyle ilgili konuşan Hesen, “Bu katliamların en büyük amacı halkı göç ettirerek demografyayı değiştirmek. Depremden etkilenen Cindirês’te Türk devleti halkın göç etmesi için elinden geleni yaptı, ancak halk evleri yıkılmasına rağmen göç etmedi ve kendi kurdukları çadırlarda kaldılar. Halkın göç etmemesi, onların amaçlarına ulaşmasını engelledi. Bu nedenle de çeteler eliyle 4 sivili katlettiler. Newroz ateşi zalime karşı gelmenin sembolü, onlar da zalim olduklarını biliyorlar. Bu nedenle de Newroz ateşi zorlarına gidiyor, halkın kutlamasını istemiyorlar” ifadelerini kullandı.

‘Efrîn’de hiçbir kanun yok’

Efrîn’de Kürt halkına yönelik bir soykırım olduğuna dikkat çeken Hesen, şöyle devam etti: “Türk devleti Cindirês’te katledilen sivillerin ailelerini ölümle tehdit ediyor. ‘Bu protestoları durdurmazsanız sizi de öldürürüz’ diyorlar. Bu nedenle Efrin’de yaşananlara sadece işgal diyemeyiz. Efrîn’de Kürt halkına karşı bir soykırım uygulanıyor. 5 yılda 7 binden fazla Kürt zindanlara atıldı, birçok kişi katledildi. Yaşlı bir kadın ile adam zindanda katledildi. Kürt kadınları zindanlarda tecavüze uğradı. Yani işgalin de kendine göre kanunları var, ancak Efrîn’de hiçbir kanun yok. Bu nedenle Efrîn halkına yönelik bir soykırım gerçekleşiyor” dedi.

‘Katliamlardan Türkiye sorumlu’

Bu katliamlardan Türkiye’nin sorumlu olduğunu belirten Hesen, Türkiye çetelerin Efrîn’e girmesine izin verdi. Aynı şekilde bu çetelerin Efrîn’de katliamları yapmasına izin veriyor. Uluslararası devletler de diyor ki, biz Türkiye’nin bu katliamı yapanları yargılamasını istiyoruz ama bu katliamları asıl yapan Türkiye, kendisini nasıl yargılayacak? Uluslararası devletlerin de böyle bir çelişkisi var. Efrîn halkı da bu katliamların asıl sorumlusunun Türk devleti olduğunu biliyor. Efrîn yeni işgal edildiğinde Türk devleti çetelerle bir toplantı yaptı. Toplantıda çetelere Kürtleri bu bölgeden çıkarın diye emir verilmiş” diye belirtti.

‘ENKS işgali meşrulaştırıyor’

Türkiye ve ENKS iş birliğine de değinen Hesen, ENKS’nin geçmişten beri Türkiye ile ilişki içerisinde olduğunu belirtti. ENKS’nin Türkiye’nin Efrîn’deki işgalini meşrulaştırdığının altını çizen Hesen, “Türk devleti Barzani Yardım Vakfı’nın depremden etkilenen Cindirês ilçesine girmesine izin verdi. Çünkü Türkiye ile Güney hükümetinin arası iyi. Fakat depremden etkilenen Cindirês halkı, yardım istemediklerini belirtip, çetelerin bölgeden çıkmasını istediler. ENKS ise halkın protestolarını engellemek istiyor. Halka sürekli evlerinize girin, protestoları durdurun diyorlar. Türk devleti de katledilen 4 sivilin ailesini tehdit ederek ‘bu protestolar durmazsa sizi de öldürürüz’ diyorlar. Fakat buna rağmen protestolar devam ediyor. ENKS Türk devletinin Efrîn’deki işgalini meşrulaştırıyor. Türk devleti ENKS’yi kullanarak, ‘biz Efrîn’i işgal etmedik, bakın bir Kürt partisi burada’ diyerek işgalini meşrulaştırıyor. Kürt halkının bu tür partilerden uzak durması gerekiyor” dedi.

‘Sadece Özerk yönetim işgale karşı’

Türk devleti Özerk Yönetimin Efrîn’e girmesine izin vermediğini belirten Hesen,  “Düşünün, Suriye sınırları içerisinde bir yönetimin yardımı dışardaki bir devlet tarafından engelleniyor. Çünkü Özerk Yönetim dışında hiç kimse Efrîn’deki çetelere ve Türk devletinin işgaline ses çıkarmıyor” şeklinde konuştu.

Efrîn’liler  ‘artık korkmuyoruz’

4 sivilin katledilmesiyle 5 yıl sonra Efrîn halkı ilk kez sokaklarda ‘Şehitler ölmez, Efrîn Kürtlerindir, ey şehit kanın yerde kalmayacak’ sloganları atıyor. Efrîn’de Kürtler korku duvarını yıktı. Efrîn’de bir anne ‘sokaklarda öldürülüyoruz, artık korkmuyoruz’ diyor. Efrîn’de bir baba bu konuşmadan sonra ‘öldürüleceğimi biliyorum’ diyor ama yine de ‘konuşacağım’ diyor. Bu protestolar sonlasa dahi yine halk sokaklara çıkacak. Artık korku duvarı yıkıldı” dedi.

Efrîn Halkına güçlü  destek çağrısı

Efrin’deki hak ihlallerine karşı Birleşmiş Milletler’in (BM) raporlarına da değinen Hesen, raporlara rağmen uluslararası devletlerin Türkiye ile olan çıkarlarından dolayı sesiz kaldıklarını söyledi. Efrîn halkının eylemlerine devam etmesi için güçlü bir desteğe ihtiyaçları olduğunu kaydeden Hesen, halka şu çağrıda bulundu: “Bugüne kadar sokağa çıkan ve eylemlere katılan çok sayıda kişi tutuklandı. Cindirês ve Efrîn’de çok sayıda yurttaş tutuklanıp işkence gördü ama eylemler hala devam ediyor. Rojava bölgesinde de bu katliama karşı çok sayıda tepki, açıklama ve gösteri yapıldı. Bunun yanında güçlü bir tepki görmedik. Avrupa’da eylemciler tepki gösterdi ama yeterli değil. Efrîn halkının çok güçlü bir desteğe ihtiyacı var. Kürt halkının her yerde sokaklara çıkıp bu desteği göstermesi gerekiyor. Kürtlerin de birlik olması gerekiyor. Birlik olursak Efrîn halkının isteklerine cevap olabiliriz.”

HABER MERKEZİ

#Efrînde #halkın #öfkesi #devam #ediyor

Görme engelli yurttaşa ‘örgüt kitaplarını okuyor’ denilerek dava açıldı

Çocuğunun karakolda korkudan ‘örgütün kitaplarını okuyor’ söylemini esas alan savcılık görme engelli baba Hasan Yalçın hakkında dava açtı

Êlih’in Hezo (Kozluk) ilçesinde polislerin tehdidine maruz kalan 14 yaşındaki S.Y, Ağustos 2020 tarihinde götürüldüğü Kozluk Emniyet Müdürlüğü’nde eline tutuşturulan bir metin imzalatıldı. MA’dan Fethi Balaman’ın haberine göre çocuğun ifadesi sonucu evlerine düzenlenen baskınla gözaltına alınan görme engelli baba Hasan Yalçın, 4 gün boyunca karakolda tutuldu.

35 kişi gözaltına alınan

Gözaltına ilk kez alınan görme engelli Yalçın’a da hakları anlatılmadan, avukatı olmadan ve bir kağıda parmak basması istendi.

Emniyetteki işlemlerinin ardından “örgüte yardım” ve “örgüt propagandası” suçlamasıyla mahkemeye çıkartılan Yalçın’a ev hapsi verildi. Yalçın’a imzalatılan ve kendisine okunmayan ifade metnine dayandırılarak bu kez Eylül 2021’de aralarında Hezo Belediyesi Eşbaşkanı Nazime Avcı’nın da olduğu 35 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar daha sonra serbest bırakıldı.

Görme engelli ama okuyor!

Batman Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianamede, Yalçın’ın evinde bulunduğu ileri sürülen sarı, kırmızı yeşil renkli flamalar, Özgür Gündem gazetesi, Demokratik Modernite dergisi, PKK Lideri Abdullah Öcalan ve PKK’lilerin fotoğrafları, üzerinde Sakine Cansız’ın fotoğrafının bulunduğu ve “Erkek vuruyor, devlet koruyor” yazılı dövizler suç delili olarak sıralandı.

İddianame, Yalçın’ın kızı olan S.Y.’nin verdiği öne sürülen “Sürekli örgütün kitaplarını okuyor, gazetelerini alıyor” yönündeki ifadesi üzerine kurgulandı. İddianamenin neredeyse tamamı S.Y.’nin avukat ve pedolog olmadan alınan “ifadesinden” oluşurken, çocuk üzerinden suçlanan kişilerin, kilosundan yaşına ve saç teli rengine kadar tarif etmesi dikkati çekti.

30 Martta ilk duruşma

Yalçın hakkında “Örgüte yardım etmek” ve “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla hapis cezası istenen iddianame Batman 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilirken, ilk duruşma 30 Mart’a verildi.

Bu duruma tepki gösteren Hasan Yalçın, polis ifadesinde parmak bastığı tutanağın kendisine okunmadığını ve neye parmak bastığını dahi bilmediğini söyledi. Kendisinin görme engelli, eşinin ise zihinsel engelli raporunun bulunduğunu vurgulayan Yalçın, “Küçük kızımı kandırıp, üzerime ifade verdirmişler. Yaşı tutmadığı için bizim bir akrabayı da devreye koymuşlar ve üzerime olmayacak şekilde ifade verdirtmişler. Benim de 35 kişi üzerine ifade vermem için oyun oynamışlar. Daha sonra kızımı yetiştirme yurduna verdiler. Orada bir süre kaldıktan sonra haksız oldukları ortaya çıkınca kızımı geri verdiler. Ben engelliyim, 5 çocuk ile yoksulluk içinde yaşıyoruz. Bunu bize niye yapıyorlar?” diye sordu.

ÊLİH

 

#Görme #engelli #yurttaşa #örgüt #kitaplarını #okuyor #denilerek #dava #açıldı

DSG: 2 bin 323 DAİŞ’li yakalandı

DSG Genel Komutanlık üyesi Newroz Ehmed düzenledikleri operasyonlarda 2 bin 323 DAİŞ’linin yakalandığını belirtti.

Suriye Demokratik Güçleri (DSG) Genel Komutanlık üyesi Newroz Ehmed, 2019 yılının Mart ayında Baxoz’da DAİŞ’e karşı elde edilen zaferin 4’üncü yıl dönümü dolayısıyla ANF’nin sorularını yanıtladı. Baxoz’da “hilafet devleti”ne son verdiklerini belirten Ehmed, DAİŞ’in bölgedeki uyuyan hücre yapılanmaları da halen durduğunu hücreleri yöneten birçok çete başı yakalandığını ve operasyonların halen sürdüğünü söyledi.

2 Bin 323 DAİŞ’li yakalandı

DAİŞ tehlikesinin halen devam ettiğine dikkati çeken Ehmed, sonrasında yaşanan saldırılar ve düzenlenen operasyonlara dair şu bilgileri paylaştı: “Elimize geçen istihbaratı bilgiler doğrultusunda DAİŞ’in kendini örgütlediği Hol Kampı, Til Berak, Til Hemîs, Reqa, Derazor, Tebqa, Sirîn vb. birçok bölgede onlarca operasyon düzenlendi. Özellikle Serêkaniyê ve Girê Spî’ye dönük saldırıların ardından DAİŞ çetelerinin bölgeye dönük Hesêkê Sinaa ve Reqa cezaevlerine dönük düzenlenen saldırılar gibi birçok büyük saldırısı oldu. Bu süre zarfında DAİŞ’in 352 terör saldırısı oldu. Uluslararası Koalisyon ve İç Güvenlik Güçleri’yle düzenlenen operasyonlar sonucunda saldırılar düzenleyen ve çetelere yardım eden 397’si ölü olmak üzere 2 bin 323 DAİŞ’li ele geçirildi. Tutuklanan çetelerin sorgusu halen sürmekte.”

En büyük yük tutuklu DAİŞ üyeleri

Tutuklu DAİŞ’li sayısının 10 binin üzerinde olduğunu belirten Ehmed, DSG ve Özerk Yönetim olarak üzerlerindeki en büyük yükün tutuklu DAİŞ’liler olduğunu söyledi.

Bölgedeki cezaevleri sağlam olmadığını ve mevcut durumdan kaynaklı tutukluların bölgede dağıtılmış durumda olduğuna dikkat çeken Ehmed, “Tutuklu DAİŞ’liler için harcanan sağlık, giyim, güvenlik vb. ihtiyaç harcamaları bize yıkılmış. DAİŞ karşıtı uluslararası koalisyon bu yükün sadece %10’unu üstlenmiş, diğer yük hepsi bize bırakılmış durumda. Uluslararası kuruluşlar özellikle Sinaa Cezaevi sonrasında bölgeye gelse de bu destek mevcut ihtiyaçların çok azı. Yapılması gereken her ülkenin kendi vatandaşını ülkesine götürmekti. Ancak bu çok gerçekleşti. DAİŞ çetelerinin bölgede yargılanması durumu kolay bir şey değil uluslararası bir mahkemenin kurulması gerekiyor. Ancak bu konuda adım atılmadı. Tutuklu DAİŞ’liler ve ailelerinin büyük çoğunluğu Irak uyruklu. DAİŞ’lilerin gönderilmesi için Irak hükümetiyle ortak müzakereler oldu, ancak çok ağır işliyor. Çünkü bölgelerimiz sürekli uçaklarla ve top atışlarıyla bombalanıyor. Bu tutukluların yükü tek başına kaldırılamaz. Tüm dünya için tehlikeler” diye konuştu.

Kaynak: MA

 

 

#DSG #bin #DAİŞli #yakalandı

Yeşil Sol Parti’den sandık güvenliğini sağlamak için ‘görev’e çağrı

Yeşil Sol Parti Merkezi Seçim İşleri Koordinasyonu sandık güvenliği için çalışmalara başladıklarını belirterek, herkesi sandıklarda görev almaya çağırdı

Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinin 14 Mayıs’ta yapılacağının duyurulması ardından siyasi partiler, çalışmalar için kolları sıvadı. Emek ve Özgürlük İttifakı da, seçmen oylarının doğru şekilde sonuçlara yansıması için seçim güvenliği çalışmalarına başladı.

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) Anayasa Mahkemesi’nde süren kapatma davası nedeniyle listelerinde seçime gireceği Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti), seçim hazırlıklarını sürdürüyor.

MA’dan Ergin Çağlar’a konuşan Yeşil Sol Parti Merkezi Seçim İşleri Koordinasyonu Marmara Bölgesi Eş Sözcüsü Ela Hasanoğlu, sandık güvenliği için halka çağrıda bulundu

Marmara’da 50 bin sandık kurulacak

Henüz Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) sandıklar için herhangi bir rakam vermediğini belirten Hasanoğlu, bölgedeki son seçimleri hatırlatarak, bu yıl ki seçimler için İstanbul’da 30 bin, Marmara Bölgesi’nde ise toplam en az 50 bin sandığın kurulacağını düşündüklerini aktardı. Hasanoğlu, tüm hazırlıklarını da bu yönde sürdürdüklerini ifade etti.

Sandık güvenliğini sağlamak için çalışıyoruz

Yeşil Sol Parti’nin Meclis’te temsili olarak bulunmamasından dolayı sandık kurullarında görev alamayacaklarını dile getiren Hasanoğlu, bu durumun güvenlik anlamında sorun oluşturacağını bildiklerini ancak buna karşı da önlem aldıklarını söyledi. Hasanoğlu, “Tabi geçmiş yıllara oranla bir fark var. Sandık kurulu resmi üyeliğinden müşahitliğe geçtik. Bu seçimlerde hedefimiz her sandıkta bir müşahitle partimizi temsil etmek, her okulda en az bir okul sorumlusu bulundurarak, koordinasyonu sağlamak. Onun ötesinde avukatlarımıza destek birimleri oluşturmak, il, ilçe seçim kurullarında temsilcilerimizle itirazlarımızı yapabilecek örgütlenmeyi sağlamak üzere hazırlanıyoruz” dedi.

İtiraz hakkımız var

Seçim güvenliği için müşahitliğin önemini hatırlatan Hasanoğlu, “Müşahit olduğumuzda tüm haklarımızı yitirmiyoruz. Seçim kurulunda sadece oy hakları farkı var. Müşahitlerimizi ve okulda bulunan okul sorumlularımızı mümkün olduğunca itirazı yetkili kişi belgesiyle donatıyoruz. İtiraz ve müdahale hakları var. Hatta ‘Emin değilim bir daha sayın?’ deme hakkı da var. Bu seçimde tüm muhalefet partileri aynı amaçla bulunduğumuz için o itirazın seçim kurumlarında da karşılığını bulacağını düşünüyoruz. Sandık meselesinde Türkiye’de bir takım oyunların yapıldığını hepimiz biliyoruz. Yapılma ihtimallerini de biliyoruz ve inanıyoruz. Bunu göz ardı eden bir yerden elimiz kolumuz bağlı duramayız. Sahip çıkacağız.” ifadelerini kullandı.

Güvenliği kendimiz sağlayacağız

Sandık güvenliğinin sadece sandıkların açılmasından ibaret olmadığını vurgulayan Hasanoğlu, buna dair şunları belirtti: “‘Sandık güvenliği’ dediğimiz olay sandıkların açılmasıyla başlamıyor. Aslında güvenlik seçim sabahında saat 06.00’da başlıyor. Sabah saatinde tüm görevlilerin orda olması, görevin başlangıcından itibaren konuya hakim olması, akşam sandıklar sayılırken, herkes için seçmenin iradesini yansıtan sonucun doğru olması gerekiyor. Çoğu yerde en büyük hatalarımızdan biri akşam ıslak imzalı tutanaklarımızı aldığımızda ‘işi yaptık’ zannediyor olmamızdır. Torbaların, tutanakların değiştirildiği bilgileri her seçimde oldu. Devlet seçim güvenliğini sağlamıyorsa kendimiz sağlayacağız.”

İSTANBUL

 

#Yeşil #Sol #Partiden #sandık #güvenliğini #sağlamak #için #göreve #çağrı

Aile bireyleri dışındakilere mektup yazdığı için tahliye edilmiyor

Eskişehir H Tipi Cezaevi’nde tutulan Fevzi Esen aile bireyleri dışında kişilerle mektuplaştığı gerekçesiyle İdare Gözlem Kurulu tarafından tahliye edilmiyor

Cezaevlerinde tutukluların maruz kaldığı hak ihlalleri, infaz süresi tamamlanmalarına rağmen tahliyeleri  engelleniyor.  Amed’te 1992 gözaltına alındıktan sonra çıkarıldığı Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nce (DGM) tutuklanan Fevzi Esen’e, müebbet hapis cezası verildi. Eskişehir H Tipi Cezaevi’nde tutulan Esen, 30 yıl 8 aydır tutuklu olmasına rağmen tahliye edilmiyor.

Esen, gönderdiği mektupla, infazını tamamlamasına rağmen Cezaevi İdare Gözlem Kurulu’nun verdiği rapor gerekçe gösterilerek tahliyesinin engellendiğini aktardı.

‘Tarafsız koğuş’ dayatması

Son 10 yılı Eskişehir Cezaevi’nde olmak üzere 30 yıl 8 aydır tutuklu bulunduğunu belirten Esen, 30 Mayıs 2022 itibariyle “koşullu salıverilme” tarihinin geçtiğini belirtti. Cezaevi İdare Gözlem Kurulu’nun ilk olarak verdiği “iyi halli” raporuna rağmen tahliye edilmediğini kaydeden Esen, ikinci raporda ise “tarafsız” koğuşta kalmadığı ve aile bireyleri dışında kişilerle mektuplaştığı gerekçeleri öne sürülerek tahliyesinin engellendiğini aktardı.

Aynı kurul, farklı iki karar

Esen, İdare Gözlem Kurulu’nun iki ayrı raporunda yer alan gerekçeleri de sıraladı. İdare Gözlem Kurulu’nun 12 Mayıs 2022 tarihli raporunda Esen’in “iyi halli” olduğu kanaatine varan ancak puanın 48,75 olmasını tahliyeye engel olarak öne süren kurul, 9 Kasım 2022 tarihli raporunda şu gerekçeleri sıraladı: “Tarafsız koğuşta kalmamak, örgütten tarafsız olduğuna dair irade göstermemek, aile üyeleri dışındaki kişilerle mektuplaşmak, başka cezaevlerinde bulunan siyasi tutuklular ile mektuplaşmak, örgüt ile bağının devam etmesi, mahkemeye çıkarılırken tek tip elbise giyme uygulamasını protesto etmek ve sessiz direnişte bulunmak, kendisine verilen hakları iyi niyetle kullanmaması, açlık grevine girmesi, ‘sakıncalı’ mektup, açlık grevi gibi gerekçelerden 5 kez disiplin cezası alması.”

Kaynak: MA

#Aile #bireyleri #dışındakilere #mektup #yazdığı #için #tahliye #edilmiyor

GGM’de tacize işlem yapılmadı: Faillerle aynı yerde tutuluyor

Iğdır GGM’de cinsel saldırıya uğrayan Afganistanlı S.F.A. suç duyurusunda bulunmasına rağmen, failler hakkında işlem yapılmadı

Iğdır Geri Gönderme Merkezi’nde (GGM) tutulan Afganistanlı 18 yaşındaki S.F.A., aynı yerde tutulan N. A., H. A. A.G. ve B.M.’nin cinsel saldırısına uğradı.

6 ve 7 Mart’ta yaşanan iki ayrı cinsel saldırı olayından sonra S.F.A., yaşadıklarını Türkçe bilen bir arkadaşı aracılığıyla GGM’deki memurlara anlattı.

GGM memurları tarafından tutulan tutanak, aynı gün jandarma ekiplerine bildirildi. Bildirim üzerine GGM’ye gelen jandarmalar, Türkçe bilmeyen mağdur S.F.A. ile tercüman olmadan bir görüşme yaptı ve “mağdur şikayetçi değil” raporu tutarak, oradan ayrıldı.

Failler serbest

Yaşanan cinsel saldırıdan haberdar olan avukatlar, S.F.A. ile görüştükten sonra Iğdır Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. S.F.A., ifadesinde N. A., H. A. A.G. ve B.M. tarafından cinsel saldırıya uğradığını ve tehdit edildiğini belirtti.

S.F.A.’nın ifadesi üzerine faillerden A.G. ve B.M., jandarma ekipleri tarafından ifadeye çağrıldı. A.G. ve B.M., jandarmadaki ifade işlemlerinin ardından, savcılık talimatıyla tekrar haklarında hiçbir işlem yapılmadan GGM’ye gönderildi.

S.F.A., cinsel saldırı failleriyle aynı yerde tutuluyor.

IĞDIR

#GGMde #tacize #işlem #yapılmadı #Faillerle #aynı #yerde #tutuluyor

Depremzedeler: Erdoğan’ın neyine güveneceğiz

Erdoğan’ın kendilerinden oy istemesini değerlendiren Bazarcixli depremzedeler, “Bu iktidar artık gitmeli, iktidarın neyine güveneceğiz” dedi

Mereş merkezli depremin üzerinden 50 gün geçmesine rağmen depremzedelerin ihtiyaçları hala karşılanmış değil. AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğanın deprem sonrasında “yetersiz kaldık” itirafında bulunarak helallik istemesine rağmen seçim sürecinden dolayı depremzedelerden oy talep etmesi tepki ile karşılandı.

Hakkımızı helal etmiyoruz

Depremin merkez üssü Bazarcix’ta Ayşe Çevik, AKP iktidarına tepki göstererek, “Sen olsan, sana sahip çıkmayana oy verir misin?” diye sordu. Önce depremden etkilendiklerini, ardından sağanak yağmurla birlikte çadırlarının su aldığını belirten Çevik, deprem zamanı gelip yardım etmeyenlere oy vermeyeceklerini, hiç kimsenin bu iktidara hakkını helal etmeyeceğini vurguladı.

İktidar gitmeli

Halime Doğru da yağışlarla birlikte havaların soğuduğunu, kendilerine dağıtılan elektrikli sobaların “yangın çıkma ihtimaline” karşı geri alındığını belirtti. Depremden sonra iktidarın kendilerine hiçbir yardım gelmediğine dikkat çeken Doğru, yardımların sadece Silopi Belediyesi ve Kürt illerden geldiğini, iktidarın kendilerinden oy istemeye yüzü olmaması gerektiğini bu nedenle iktidarın gitmesi istediğini söyledi.

İktidarın neyine güveneceğiz

İktidarın 20 senedir ülkeyi yönettiğine dikkat çeken Vakkas Polat ise, AKP’ye tepki gösterdi. Erdoğan’a “Artık bu işi bırak” diye seslenen Polat, içinde bulundukları belirsizliği Erdoğan’a oy vermeyerek netleştireceklerini söyledi. Depremzedelere ev vaatlerine de değinen Polat, ”Van depremini yaşayan insanlardan duyuyoruz; hala evleri yok. Artık iktidarın neyine güveneceğiz” diye sordu.

Haber: MA / Rukiye Adıgüzel

 

 

 

#Depremzedeler #Erdoğanın #neyine #güveneceğiz

Tutuklular yetersiz beslenmeden kaynaklı kilo kaybediyorlar

Ahlat T Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan hasta tutuklular 6 aydır ilaç alamıyor. Samsun Kavak T Tipi Kapalı Cezaevi’nde ise yeterli oranda yemek verilmediği için tutuklular kilo kaybediyor

Cezaevlerinde tutuklulara dönük işkence, saldırı, baskı ve kötü muamele her geçen gün artarak devam ediyor. Ahlat T Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan hasta tutuklu Naif İşçi ve Samsun T Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan Yaşar Savcı aileleriyle yaptıkları haftalık telefon görüşmesinde maruz kaldıkları hak ihlallerini aktardı.

 ‘Üzerlerinde yoğun bir baskı var’

Şirnex’ın Cizîr (Cizre) ilçesinde yaşayan Nebahat İşçi, 12 yıldır tutuklu olan oğlu Naif İşçi’nin yaşadığı hak ihlallerini anlattı. Anne İşçi, oğlunun bacağında platin olduğunu, tedavilerinin yapılmadığını belirtti. Oğlunun ilaç istediğini ancak 6 ay önce dilekçe vermesine rağmen ilaçlarının verilmediğin belirterek, “Oğlumla son görüşmemde son üç aydır üzerlerinde yoğun bir baskının olduğunu söyledi. Gardiyanlar gazete ve kitaplarına el koyup bir daha geri vermiyor. Oğlumun ve yanındaki arkadaşlarının ciddi sağlık sorunları var ona rağmen tedavi edilmiyorlar” dedi. Hasta tutukluların serbest bırakılmasını isteyen anne İşçi, “Oğlum zaten bacağından sakat, midesinde de rahatsız. Buna rağmen oğlum tedavi edilmiyor. Bu işkenceyi durdursunlar artık” diye konuştu.

Ayakta sayım ve saygı duruşu dayatması

Hezex (İdil) yaşayan Hanife Savcı ise 2 yıldır Samsun Kavak T Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan oğlu Yaşar Savcı’nın yaşadığı hak ihlallerinin son bulması için çağrıda bulundu.

Oğluyla 10 dakikalık bir telefon görüşmesi yaptığını belirten Savcı, “Gardiyanlar ayakta sayım dayatıyor ve saygı duruşunda bulunmalarını istiyor. Bunları kabul etmediklerinde de darp ediyorlar. Önceleri koğuşlarda 10 kişi kalıyorlardı, son uygulamalarla her bir koğuşta 4 kişi kalıyorlar. Tutuklara az yemek verildiğinden hepsinin zayıflama başlamış. Eskiden giydikleri kıyafetlerin iki beden küçüğünü gönderiyoruz ona rağmen büyük geliyor” ifadelerinde bulundu. Anne Savcı, kamuoyuna duyarlılık çağrısında bulunarak, cezaevlerine ses olunmasını istedi.

Kaynak: MA

#Tutuklular #yetersiz #beslenmeden #kaynaklı #kilo #kaybediyorlar

Askerlerin ifadeleri Şiban ve Turgut’ın helikopterden atıldığını doğruladı

Askerlerin ifadeleri Servet Turgut ve Osman Şiban’ın helikopterden atıldığını kanıtlıyor. Askerler ifadelerinde Şiban ve Turgut’un helikopterden düştüğünü iddia etti

Wan’ın Şax (Çatak) ilçesinde operasyona çıkan askerler tarafından gözaltına alındıktan sonra helikopterden atıldıkları belirtilen köylülerden Servet Turgut’un ölümü, Osman Şiban’ın da ağır yaralanmasına neden olan olayın üzerinden 2,5 yıl geçtikten sonra askerlerin o güne ilişkin ifadeleri ortaya çıktı.

MA’dan Adnan Bilen’in haberine olaya ilişkin heyet kurulduğu ve üst düzey askeri bir yetkili tarafından o gün operasyona çıkan 40 askerin ifadelerine başvurulduğu ortaya çıktı. 16 Eylül 2021 tarihinde alınan ifadeler üç bölümden oluşuyor.

Belgelerde, operasyonda yer alan, helikopter pistinde bulunan ve Şiban ile Turgut’la birlikte helikoptere binen askerlerin ifadeleri yer alıyor. İfadelerin neredeyse tümünde Şiban ve Turgut’un helikoptere sağlam bindirildikleri, helikopter piste inmeden orada bulunan askerlerin ifadelerine göre; yüzlerce askerin ortasına atıldıkları, o anda bir kargaşanın olduğu, askerler dağıldıktan sonra Turgut ile Şiban’ın pistte ağır yaralı bir şekilde yattıkları, yani ağır işkenceye uğradıkları anlatımlarla ortaya çıktı.

Operasyonu yöneten asker Turgut kayalığa düştü dedi

Operasyonu yöneten üst düzey bir askerin verdiği ifadede, çıkan çatışma sonrası bir kişinin kayalık bölgede kıyafetlerini değiştirerek şüpheli hareketlerde bulunduğunu savunarak, “Servet Turgut adlı şahıs temas sonrası kaçmaya çalıştı. Kaçarken Masîro Deresi’nde yer alan büyük kaya bloklarından düştüğü gözlemlendi. Kendisinin yanına gittiğimizde yaralandığı tespit edildi. Yaralıyı timin bir unsuru ile birlikte helikopterin inme-binme bölgesine gönderdik. Çatışma bölgesinde daha önceden işbirlikçi (milis) olarak bilinen hatta bir gün öncesinde evinde teröristlere görüşme yaptığı duyumu alınan Osman Şiban adlı işbirlikçinin gözaltına alınması için bir ekip gönderdim. Onunla beraber çatışma bölgesinden kaçarken, diğer şüpheli Servet Turgut ve bir örgüt üyesinin cesedi helikopter faaliyeti ile bölgeden tahliye edildi” iddiasında bulunarak, Turgut’un yaralı olduğunu iddia etti.

Helikoptere sağlam bindiriliyorlar

Yine ondan fazla askerin verdiği ifadelerden birinde Şiban ve Turgut’un helikoptere sağlam bindirildiği ancak içlerinden birinin yaraları olduğu söyleniyor.

İfadede ilgili bölüm ise şöyle: “Bölgede gözetleme yaparken aşağıda bulunan dere yatağında yaklaşık 500 metre ilerde bir şahıs gördük. Bir unsurumuz şahsı yakalamak için şahsın arkasından gitti. Biz şüpheli şahsı yakaladık. Şahsa herhangi bir darp, vurma, dövme, hakaret vb. bir girişimimiz kesinlikle olmadı. Uzaktan gördüğüm kadarı ile ikinci alınmış olan şahsın vücudunda herhangi bir yaralanma vb. bir durum olmadığını gördüm ama ilk alınan şahsın kollarında ve yüzünde yara izleri olduğunu gördüm”

Helikopterden düştüler

Helikopterin indiği Van İl Jandarma Komutanlığı pistinde o gün görevli olan ve yine o gün Turgut ve Şiban’ı helikopterle götüren askerlerin ortak ifadelerinde olayın iç yüzü de ortaya çıkıyor. “Helikopter yaklaştığı sırada iki şüpheli şahıs yere düştü” açıklaması ise Turgut ve Şiban’ın helikopter piste inmeden atıldıklarını anlatıyor.

İfadelerde şu dikkat çekici cümleler kullanılıyor: “Gözaltına aldığımız iki şahsı ve personellerle helikoptere bindik. Her iki şüpheli şahıs da yürüyerek kollarında iki personel olduğu halde helikoptere bindi. Helikopter içerisinde şahıslara karşı bir darp olmadı. Helikopterle İl Jandarma Komutanlığı’nın pistine indik. Helikopter yere indi. Biz çanta, silah ve diğer malzemelerimizi hazırlarken pistte bulunan ve bize yardım edecek personeller bizim yanımıza doğru yaklaşmaya başladı. Hava karanlıktı ve kimlerin geldiğini görmedik. Bu esnada helikopterden ilk olarak örgüt üyesinin cesedi indirildi. O esnada her iki şahıs da ‘yere’ düştü. Bu esnada Osman Şiban yaralandı. Bize yardıma gelen personel tarafından ezilme tehlikesi geçirildiler. Daha sonra iki şüpheli şahıs ambulansla hastaneye götürüldü.”

Bir başka askerin ifadesinde ise kargaşa çıktı iddiası var

O gün pistte bulunan bir asker daha yine Turgut ve Şiban’ın piste getirildikleri sırada bir kargaşanın olduğundan söz ediyor. İfade şöyle: “Olay günü operasyon bölgesinden gelen helikopter içerisindeki JÖH timini, etkisiz hale getirilen örgüt üyesi cesedi ve gözaltı işlemi yapılacak olan 2 şüpheli şahsı karşılamak amacıyla pistte bulunuyorduk. Helikopter piste indikten sonra, kapısının açılmasıyla ceset ve tim personeline ait çantaların tahliyesi esnasında helikopter etrafında bir kargaşa yaşandı. Pistte bulunan personel sayısının fazla olması ve havanın karanlık olması nedeniyle ne olduğunu görmedim. Daha sonra kalabalığın dağılmasıyla yerde yatan iki şahıs hazır bekleyen ambulanslarla hastaneye sevk edildi.”

‘Yerde yaralı iki sivil gördüm’

Aynı alanda bulunan bir başka asker de yine, “Helikopter piste indiği esnasında pervaneden gelen rüzgar sebebiyle o tarafa bakamıyordum. Helikopter durduktan sonra o tarafa kafamı çevirdiğimde orada bir kargaşanın olduğunu gördüm. Hava karanlık olduğundan dolayı kimlerin orada bulunduğunu görmedim. Kalabalık dağıldığında yerde iki sivil yaralı şahsı gördüm. Devamında bu iki yaralı şahıs hastaneye götürüldü” ifadelerini kullanıyor.

Ne olmuştu?

11 Eylül 2020 günü operasyona çıkan askerler, 7 çocuk babası Servet Turgut (55) ve 8 çocuk babası Osman Şiban’ı (50) gözaltına aldı. Helikoptere bindirilen iki yurttaşın, iki gün sonra Van Bölge ve Eğitim Araştırma Hastanesi yoğun bakımında olduklarını öğrenildi. Daha sonra Servet Turgut hayatını kaybetti.

Mezoptamya Ajansı’nın yaptığı haberlere göre Şiban ve Turgut helikopterden atılmış ve darp edildikleri ortaya çıkmıştı.

Haberler nedeniyle MA Muhabirleri Adnan Bilen ile Cemil Uğur, Jinnews muhabiri Şehriban Abi ile gazeteci Nazan Sala’nın evleri 6 Ekim tarihinde basıldı. Gözaltına alınan gazeteciler 9 Ekim’de çıkarıldıkları Sulh Ceza Hakimliği tarafından “Devlet aleyhine toplumsal haber yapmak” iddiasıyla tutuklanarak cezaevine gönderildi. 6 ay cezaevinde tutulan gazeteciler, 2 Nisan’da çıkarıldıkları mahkemece serbest bırakıldı. Yaşanan olaydan bir yıl sonra ise yargılandıkları davadan beraat etti.

Mahkeme süreci

Yaşamını yitiren Servet Turgut ile birlikte helikopterden atılan Osman Şiban, 9 ay sonra ifade verdi. Hakkında “örgüt üyeliği” iddiasıyla açılan soruşturma kapsamında Van Cumhuriyet Başsavcılığı’na ifade veren Şiban, olay günü yaşadıklarını anlattı. Daha sonra ise, Van Cumhuriyet Başsavcılığı Osman Şiban hakkında, “örgüt üyeliği” iddiasıyla iddianame hazırladı. Van 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi, Şiban’ın ikametgahı nedeniyle “yetkisizlik” kararı vererek, dosyayı Mersin’e gönderdi.

WAN

#Askerlerin #ifadeleri #Şiban #Turgutın #helikopterden #atıldığını #doğruladı