Ana Sayfa Blog Sayfa 76

İlhan Erdost’dan Hakan Tosun’a: Bir Belleğin İzleri TÜRKAN DOĞAN

Bazı ölümler vardır; sadece bedeni alıp götürmez, bir halkın vicdanını da silip süpürür, kelimeleri eksiltir, düşünceleri yarım bırakır.

İlhan Erdost, Tokat’ın taşlı sokaklarında büyümüş, Anadolu’nun sert ama direngen toprağıyla yoğrulmuş bir aydındı.

Yayınevinin kapısındaki paslı zil hâlâ onun parmak izini taşır, ama o parmak artık yoktu; elleri, düşünceleri dövülerek susturulmuştu.

7 Kasım 1980’de, Ankara’da, işkencenin gölgesinde, bir insanın sesi kesildi; ama sessizlik onun adını silemedi.

Faşizmin karanlığı yalnızca İlhan’ı değil, bir halkın hatırlama ve direnme yetisini hedef almıştı.

İlhan’ın yokluğunda onun sesini duyan, kelimelerini taşıyan yoldaşları oldu.
Her kitap sayfasında, her sözcükte İlhan’ın nefesini hissetti; her satırda faşizmin ürkek ve zalim gölgesine karşı duruşu öğrendi.

Toplumun vicdanı, onun gözlerinde parlayan kararlılıkta, ellerinde yazıya dönüşen öfkede yeniden dirildi.

Çünkü bazen bir insan öldürülür, ama yoldaşları, onun yokluğunda direnişi sürdürür; onun sözcükleriyle yeniden hayat bulur.

Faşizmin hedefi yalnızca bedenler değildir; düşünceyi, sözü, direnişi ve hafızayı da susturmaktır.

Ama bilmediler ki vicdan, tıpkı bir kelime gibi, öldürülemez.

12 Eylül’de teslim olmayan, direnişi mayalayanların önemi büyüktü. Onların varlığı, karanlık günlerde yüreğimize serpilmiş bir su gibi ferahlık verdi; direnmeyi öğretti. Bu gelenek, yalnızca geçmişi anlatmakla kalmadı; ardı ardına sorulan hesaplar, yüreğimize su serpti, umut ve cesaret verdi. Direnme geleneği fedakarlığa dönüştü; sessizliğe karşı yükselen bir davet, söze ve eyleme dönüşen kararlılıkla her yeni kuşağa ışık tuttu.

Yıllar sonra, Hakan Tosun’un adı karşımıza çıktı.

Yine aynı mevsimde, Ekim’in son günlerinde, başka bir köşede, başka bir faşist refleksin kurbanı olarak susturuldu.

Ama Hakan’ın susturuluşu, İlhan’ın susturuluşuyla aynı tarihin farklı sayfalarında yazılıydı; aynı düşünceye vurulan darbeler, aynı toplumsal korkunun yankılarıydı.

Faşizm, insanın insana körleşmesidir; düşüncenin susturulması, kelimenin öldürülmesidir.
Ama bilmediler ki, karanlığın en derin gölgesinde bile vicdanın ışığı yanar.

Hakan, benzer bir sessizlikle karşılaştığında, yoldaşları hâlâ açıktı; kalem, kelime ve düşünce, hiçbir zaman zincirlenemezdi.

Faşizm yalnızca öldürmekle kalmaz; mahalleleri, sokakları, evlerin duvarlarını, insanların yüzlerindeki ifadeyi bile kirletir.

Bir ülkede korku dolaşmaya başladığında, sessizlik bulaşıcı olur.

Komşular birbirini gözetler, öğrenciler öğretmenlerine, işçiler ustalarına susar; kimsenin kimseye bakmadığı, herkesin yalnızlaştığı bir toplumsal çoraklık yaratır.

Ama bu karanlığa rağmen, bir yerlerde bir kalem düşer, yoldaşları bir başka yoldaşın adını fısıldar — ve tarih yeniden yazılmaya başlar.

Bugün biz, İlhan’dan Hakan’a uzanan bu hatıraya bakarken, yalnızca iki insan değil, bir halkın direnişini görüyoruz. Direnme geleneği, feda ile yoğrulmuş bir ışık gibi nesilden nesile aktarıldı; karanlığa rağmen söze ve eyleme dönüştü. Devrimciler, bu ülkede temel hak ve özgürlükleri savunan insanlar olarak her zaman bir taraf olmuşlardır; vicdanı ve cesaretiyle tarih boyunca sessizliği delmiş, baskıya karşı durmuştur. Her adım, her yazı, her hatırlama, direnişin ve fedakarlığın izini taşır; yaşamın kendisi, geçmişin acısını geleceğe dönüştüren bir direniş manifestosudur.

İşte bu, ölümün susturamadığı bir yankıdır;bu, yaşamanın, hatırlamanın ve yazmanın direnişidir. Her Kasım’da, her yeni yas gününde, bir kitap sayfası çevrildiğinde, bir insan başını kaldırıp düşünür:

“Bir halk hâlâ direniyor, hâlâ yazıyor, hâlâ hatırlıyor; ve öldürülenlerin adları hâlâ bizi yaşatıyor, hâlâ bize yol gösteriyor, hâlâ geleceğe köprü oluyor.”

Mannheim Cemevi’nde Nefes ve Müzik: Her Nefes Bir İz Bırakır

Mannheim Cemevi, 9 Kasım Pazar günü müzik dolu bir etkinliğe ev sahipliği yapacak. Rhein-Neckar Bölgesi Cemevi ve Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek olan buluşmada, Deniz Bakır yönetimindeki Mannheim Cemevi Halk Korosu, müzikolog Ulaş Özdemir ve sanatçı Ali Tutay ile birlikte sahne alacak.

Etkinlik, “Her söz bir nefes, her nefes bir iz bırakır” temasıyla saat 16.00’da başlayacak. Dinletinin ardından müzikolog Ulaş Özdemir’in katılımıyla bir imza günü de gerçekleştirilecek.

Mannheim Cemevi’nden yapılan açıklamada, bu anlamlı etkinliğe tüm canların davetli olduğu vurgulandı. “Birlik ve paylaşım duygusunun güçleneceği bu buluşmaya tüm canlarımızı bekliyoruz” denildi.

Etkinliğin detayları ise şöyle: Tarih: 9 Kasım 2025 Pazar, Saat: 16.00, Yer: Rhein-Neckar Bölgesi Cemevi ve Kültür Merkezi E.V., Adres: Innstrasse 24–26, 68199 Mannheim.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı’nı Ziyaret Etti

TEKİRDAĞ – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Sultanbeyli Şube Başkanı Erdal Aksoy, Çerkezköy Şube Başkanı Gönül Dündar ve dernek yönetim kurulu üyeleri, Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Candan Yüceer’i makamında ziyaret etti.

Ziyarette, Pir Sultan Abdal’ın felsefesi doğrultusunda halkın birliği, eşitliği ve adaleti için sürdürülen mücadelenin önemi vurgulandı. Dernek temsilcileri, inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık ilkeleri çerçevesinde, cemevlerinin kamusal statüsünün tanınması gerektiğini belirtti.

Heyet, ayrıca inanç hizmetlerinin özgürce yürütülmesi ve yerel yönetimlerle dayanışmanın artırılması konularındaki görüşlerini paylaştı. Bu bağlamda, yerel yönetimlerin destekleyici rolü ve toplumda barış, kardeşlik anlayışının güçlendirilmesi gerektiği ifade edildi.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, bu ziyaretiyle toplumda eşitlik ve adalet arayışını sürdürme kararlılığını bir kez daha gözler önüne serdi.

Kiel Alevi Toplumu’ndan Panel: Kadınların Eşitlik ve Özgürlük Mücadelesi

Kiel Alevi Toplumu Kadınlar Birliği, faşizme karşı kadınların özgürlük ve dayanışma mücadelesini konu alan “Faşizm ve Kadın” başlıklı bir panel düzenledi. Etkinlik, kadınların tarihsel direniş deneyimlerini, toplumsal eşitlik mücadelesini ve faşizme karşı örgütlü dayanışmanın önemini ele aldı.

Panelde, kadınların geçmişte ve günümüzde faşizme karşı verdikleri mücadele örnekleri üzerinde duruldu. Alevi inancında kadının eşitlik ve hakikat öğretisindeki yeri de vurgulandı. Kadınların, toplumsal adalet ve eşitlik mücadelesinin en ön saflarında yer aldığı ifade edildi.

Etkinlik sonunda yapılan açıklamada, “Faşizm ve Kadın” paneline katkı sunan herkese teşekkür edildi. Kadınların özgürlüğün temsilcisi olduğu ve bu mücadelenin kolektif bir güçle yükseldiği vurgulandı.

Katılımcıların yoğun ilgisiyle sona eren panel, kadınların güçlenmesi ve dayanışmasının önemini bir kez daha hatırlatmış oldu.

DEM Parti Mersin İl Örgütü’nden Mezitli Cemevi’ne Ziyaret

DEM Parti Mersin İl Örgütü, Barış ve Demokratik Toplum Süreci çerçevesinde Mezitli Cemevi’ni ziyaret etti. Ziyaret sırasında inanç özgürlüğü, eşit yurttaşlık ve barışın toplumsal temelleri üzerine önemli değerlendirmelerde bulunuldu. Parti heyeti, Alevi toplumunun temsilcileri ile bir araya gelerek, toplumsal barışın sağlanması için atılması gereken adımları ele aldı.

DEM Parti Mersin İl Eş Başkanı Reşat Aşan, Aleviliğin barış öğretisini içselleştiren bir inanç olduğuna dikkat çekti. Alevilerin bu süreçte özne olması gerektiğini vurguladı. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Sultan Özcan ise, Meclis’in inisiyatif almasının önemine değinerek, ortak vatanda eşit yurttaşlık tanımının sağlanması için tarafların görüşmelerinin gerekliliğini ifade etti.

Milletvekili Ali Bozan, barışın tüm kesimler için bir ihtiyaç olduğunu belirtti. Çatışmalarda kayıpları olan ailelerin barış talebinin önemine vurgu yaparak, herkesin barışa destek vermesi gerektiğini söyledi. Buluşma, Mezitli Cemevi üyelerinin sürece dair önerilerini paylaşmasıyla sona erdi.

Ayten Kordu: “Alevilerin Haber Alma Hakkına Saldırı!”

DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Alevi Haber Ağı’na yönelik erişim engelini sert bir dille eleştirdi. Kordu, bu durumun Alevi toplumunun haber alma hakkına bir saldırı olduğunu vurguladı. Alevi inancının ve kültürünün özgürce ifade edilmesi gerektiğini belirten Kordu, medyanın önemli bir kamu hizmeti sunduğunu ifade etti.

Kordu, “Bu engellemeler, sadece Alevi toplumu için değil, tüm yurttaşlar için bir tehdit oluşturuyor. Herkesin haber alma hakkı vardır ve bu hak, demokratik bir toplumun temel taşlarından biridir” dedi.

Alevi Haber Ağı’nın, Alevi kimliğini ve kültürünü yansıtan önemli bir platform olduğunu dile getiren Kordu, bu tür engellemelerin kabul edilemez olduğunu belirtti. “Haber alma özgürlüğü, inanç özgürlüğü ile ayrılmaz bir bütündür” ifadelerini kullandı.

Son olarak Kordu, tüm yurttaşları bu tür uygulamalara karşı duyarlı olmaya ve Alevi toplumunun haklarını savunmaya davet etti. Alevi toplumu, inançları ve kültürel değerleri ile eşit yurttaşlık haklarına sahiptir.

Alevi kurumları destekledi, ama sürecin öncüsü olamadı!

HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, Alevi kurumlarının Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne yönelik destek açıklamalarının yeterli olmadığını, bu sürecin Alevi toplumu tarafından öncelikli gündem haline getirilmediğini vurguladı. Kenanoğlu, Alevi heyetinin süreci kendi tabanına aktarma konusunda yetersiz kaldığını belirtti. “Toplantılara katıldın diye ‘Biz bu sürecin içindeyiz’ olmuyor” diyen Kenanoğlu, Alevi toplumu içinde sürece yönelik kaygıların bulunduğunu ifade etti.

Alevi kurumlarının, sürece dair çekinceli bir tutum sergilediğini belirten Kenanoğlu, bu durumu “endişe ve korumacı yaklaşım” olarak tanımladı. Alevi inancının barışa yönelik bir tutum benimsediğini hatırlatan Kenanoğlu, bu noktada Alevi kurumlarının daha etkin bir rol alması gerektiğini belirtti. Örneğin, 11 Temmuz’da yapılan silah yakma törenine Alevi kurumlarının katılmaması, bu tutumun bir örneği olarak gösterildi.

Kenanoğlu, Alevi kurumlarının geçmişle yüzleşme konusunda tereddüt etmemesi gerektiğini vurguladı. “Madımak, Roboski, Maraş, Çorum gibi katliamlarla yüzleşmeden kalıcı barış sağlanamaz” diyen Kenanoğlu, Alevi kurumlarının sürecin öznesi olması gerektiğini dile getirdi. “Artık biz eşit yurttaşlık talebinde bulunuyoruz” yerine “Biz bu işin öznesiyiz” denilmesi gerektiğini belirtti.

Alevi toplumu ve kurumlarının, Türkiye’nin demokratikleşme sürecinde aktif rol almasının önemine de dikkat çeken Kenanoğlu, “Alevi kurum yöneticilerinin bilgi ve birikimi yüksek. Yeter ki bunda karar versinler” dedi. Türkiye’nin demokratik bir anayasaya ihtiyacı olduğunu vurgulayan Kenanoğlu, bu sürecin Alevi toplumu tarafından sahiplenilmesinin gerekliliğine işaret etti.

Cuma Erçe: “Alevi Haber Ağı’ndaki Erişim Engeli Hemen Kaldırılmalı”

PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, Alevi Haber Ağı’na uygulanan erişim engelinin derhal kaldırılması gerektiğini vurguladı. Erçe, bu engelin Alevi toplumunun bilgiye ulaşma hakkını ihlal ettiğini belirtti.

Erçe, Alevi Haber Ağı’nın, inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık anlayışı çerçevesinde önemli bir platform olduğunu ifade etti. Erişim engelinin, Alevi toplumu üzerindeki baskının bir yansıması olduğunu dile getirdi.

Alevi Haber Ağı’nın, demokratik bir kamuoyunun oluşmasına katkı sağladığını aktaran Erçe, bu tür engellemelerin hakikatleri karartma çabası olduğunu söyledi. Erçe, halkın sesinin susturulamayacağını ve bu tür uygulamalara karşı durulması gerektiğini vurguladı.

Son olarak, Erçe, yetkililere seslenerek, Alevi Haber Ağı’na getirilen erişim engelinin derhal sonlandırılmasını talep etti. Alevi toplumunun sesi olan bu platformun önemine dikkat çekti.

Aydın Deniz: Sansür Hakikatin Sesi Olamaz!

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz’den Sansüre Tepki

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, Alevi Haber Ağı’na uygulanan sansürü kınayarak, “Hakikatın sesi susturulamaz” dedi. Deniz, Alevi inancının ve kültürünün özgürce ifade edilmesi gerektiğini vurguladı.

Deniz, sansürün Alevi toplumu üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekerek, bu tür müdahalelerin inanç özgürlüğüne ve eşit yurttaşlık haklarına aykırı olduğunu ifade etti. Alevi halkının kendi haklarını savunma konusunda kararlı olduğunu belirten Deniz, sansür uygulamalarının toplumu geriye götüreceğini söyledi.

Ayrıca, Deniz, Alevi kültürü ve inancının toplumda hak ettiği yeri bulması için mücadele etmeye devam edeceklerini dile getirdi. “Biz, gerçeklerin peşindeyiz ve sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz” diyerek, her türlü baskıya karşı duracaklarını açıkladı.

Bu açıklamalar, Alevi toplumu içinde birlik ve dayanışma duygusunu pekiştirirken, Aydın Deniz’in liderliğinde gerçekleşen bu tepkilerin, inanç özgürlüğü mücadelesinde önemli bir adım olduğu değerlendiriliyor.

Dersim Ocak Evlatları: Barış mücadelesi en yüce ibadettir

Dersim Ocak Evlatları, Seyit Rıza Meydanı’nda düzenledikleri açıklamada, “Barış için çabalamak en kutsal ibadettir” vurgusunu yaptılar. Barış Süreci’ne destek vermek amacıyla bir araya gelen Dersim Ocak Evlatları, barış için emek verme kararlılıklarından bahsettiler.

Açıklamayı Şıx Çoban Ocağı Piri İbrahim Kete okudu. Kete, barışın kıymetini ve savaşın yarattığı yıkımları dile getirerek, bu topraklarda rızalık, eşitlik ve adalet temelinde bir inançla barış çabalarına destek vermek için toplandıklarını ifade etti.

Pir Kete, tarihi bir örnek vererek Pir Seyid Rıza’nın barış için devlete uzattığı elin geri çevrilmesini hatırlattı ve bu tür acıların bir daha yaşanmaması için barışın şart olduğunu belirtti. “Barış; 72 milletin katıldığı en kutsal cem erkânıdır” diyerek, barışın tüm inançlar için ortak bir değer olduğunun altını çizdi.

Dersim Ocak Evlatları, devletin barışa yönelik olumlu adımlarını umut verici bulduklarını belirterek, sorunların diyalogla çözülmesi gerektiğini vurguladılar. Barışın, insanların eşitliği ve özgürlüğü üzerine kurulu bir toplum için temel bir gereklilik olduğunu ifade ettiler.

Açıklamanın ardından barış adına lokmalar paylaşılırken, analar tülbentlerini savaşın sona ermesi için Seyit Rıza büstüne bağladılar. Bu etkinlik, barışa olan inancın ve kararlılığın bir göstergesi olarak önemli bir anlam taşıdı.