Ana Sayfa Blog Sayfa 761

Yeni bir dönemin habercisi Newrozlar

Wan Newroz’u ve diğer Newrozlardan gelen bilgiler yeni bir dönemi haber veriyor. Kitleler böyle baskı dönemlerinde rastlanmayacak bir coşku ile gösterilere katılıyorlar. Bu Newroz, yeni Kurdistan’ı, yeni bir Türkiye’yi müjdeliyor

Hüseyin Kalkan

Ahmed Arif’in 33 kurşunla ilgili dizleri hiç eskimez, çünkü aynı zulüm sürmektedir. Şiir düne dairdir. Ama bugünü de anlatır. Bu şiirin mekanı Wan’dır. “Bu dağ Mengene dağıdır/Tanyeri atanda Van’da/Bu dağ Nemrut yavrusudur /Tanyeri atanda Nemruda karşı /Bir yanın çığ tutar, Kafkas ufkudur/Bir yanın seccade Acem mülküdür/Doruklarda buzulların salkımı/Firari güvercinler su başlarında/ Ve karaca sürüsü/ Keklik takımı” General Mustafa Muğlalı 33 Kürt köylüsünü ‘kaçakcılık’ bahanesiyle katletmişti. Ahmed Arif onun hesabını sormaktadır. Dünya durdukça onunu yazdığı şiir hesap sormayı sürdürecek. Bu mekanın sahibi Wanlılar bütün bu olanların ve tarihi gerçeklerin farkında olduklarından ‘Tanyeri atanda’ Wan’da Newroz alanına akmaya başladılar. Gençler, kadınlar ve çocuklar başta olmak üzere. Biz alana vardığımızda saat daha yeni 9 olmuştu. Wan Kalesi’nin eteklerinde bulunan alanda henüz kimse yoktu. Hava son derece soğuk ve yağmurluydu. Bir Newroz için hiçte umut verici bir hava değildi. Sonra insanlar grup grup gelmeye başladılar. Saat 11 olmadan alan dolmuştu. Wan’da birçok Newroz izlemiş bir gazeteci arkadaş, “Wan’da gördüğüm en kalabalık Newrozlardan biri, soğuğa ve yağmura rağmen” diyordu. Saat ilerledikçe hem hava düzeldi hem insanlar akın akın alana aktı. Alan dolmaya başladı. Newroz alanını dolduran kitle genç ve kadın ağırlıklıydı. Kadınlar bebekleri ile gelmişlerdi alana. Alanda birçok bebek arabası vardı. Bu Newroz’un bebeklerinin ilk Newroz’u olduğunu söylüyordu kadınlar.

Artık özgürlük

Wan Newroz’unda önplana çıkan üç tema vardı. Tecrit, deprem ve seçimler. Kutlama boyunca PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü için sloganlar atıldı ve sahnede Öcalan’ın özgürlüğünden söz edilince coşku doruğa çıktı. Alana Abdullah Öcalan’ın posterlerini sokmak ve lehine pankartlar açmak yasaktı. Kontrol noktalarında sıkı aramalar vardı. Ama buna rağmen alanda Abdullah Öcalan lehine pankartlar açıldı. Posterleri taşındı. Bunların alana nasıl girdiği ise Kürt Z kuşağının bir sırrı olsa gerek. Kürtler artık PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü için ayağa kalkıyor. Denilebilinir ki bu Wan Newroz’una Öcalan’ın fiziki özgürlüğü damgasını vurdu.
Wan da depremi yaşamış bir kentti. Depremin acılarını iyi biliyorlar. Konuşmacılar depremden her söz ettiğinde her alanda olduğu gibi Wan’da da ‘Hükümet istifa’ sloganları yükseliyordu. Wanlılar depremden kimi sorumlu tutacaklarını iyi biliyorlardı. Hala yakınları kayıp olan, enkaz altında kalan veya enkazla birlikte çöplüklere dökülenlerin acısını iyi tanıyorlardı. Kutlama boyunca iktidara deprem için gösterilen öfke bir an için bile dinmedi. Bu Newroz’a damgasını vuran başka önemli bir tema da 14 Mayıs’ta yapılacak olan seçimler. Alanlar bu seçimlere herhangi bir seçim olarak bakmıyorlar. Alanlara akan halk bu seçimi bu hükümeti göndermek için bir fırsat olarak görüyor ve seçim gününü bekliyor. Seçimle ilgili konuşmalara verilen tepkiler AKP-MHP iktidarının artık yolcu olduğunu gösteriyor.

Demokrasinin eşiğinde

Wan Newroz’u ve bölgedeki diğer Newroz’dan gelen bilgiler yeni bir dönemi haber veriyor. Katılım bakımdan, katılanların coşkusu bakımdan ve verilen mesajlar bakımdan yeni bir dönemin eşiğinde olduğumuzu gösteriyor. Kitleler böyle baskı dönemlerinde rastlanmayacak bir coşku ile gösterilere katılıyorlar. Gençler ve kadınlar artık daha çok inisiyatif alıyor ve gereken tepkiyi gösteriyorlar. Ancak konuşmaların belli bölümlerinde verdikleri tepkilerle neyin kendileri için önemli olduğunu belli ediyorlar. Genç insanlar iktidarın örmek istediği korku duvarını aşmışlar. Demokratik haklarını kullanmakta tereddüt göstermiyorlar. İnsanların hakları ile insan olduğu desturu bir kere daha önplana çıkıyor. Önümüzdeki yeni dönem tecridin kırıldığı, demokratik hak ve özgürlüklerin önemini önplana çıktığı ve insanların en doğal haklarını kullanmaktan vazgeçmeyecekleri bir dönem olacaktır. Deprem, siyasi bir depreme yol açacaktır. Kitlelerin durumu, iktidarın durumu buna işaret ediyor. Bu Newroz, yeni Kurdistanı, yeni bir Türkiye’yi müjdeliyor.
Son not Newroz alanı ile ilgili. Newroz alanı Bekir Kaya’nın Belediye Eşbaşkanlığı döneminde özel olarak Newroz kutlamaları için yapılmış. Wan Kalesi’nin hemen yanı başında. Sabit bir sahnesi var. Sadece bir miting alanı değil. Yılın diğer zamanlarında bir dinlenme alanı, bir çocuk oyun parkı olarak düzenlenmiş.

#Yeni #bir #dönemin #habercisi #Newrozlar

İstanbul’da Newroz ateşi

Bu yıl “Her der Newroz, her dem azadî” şiarıyla gerçekleştirilen 2023 Newroz’u kapsamında Kürt halkı ve dostları Yenikapı Meydanı’nda diriliş ve direnişin bayramı olan Newroz’u 6 Şubat’ta yaşanan depremden dolayı buruk da olsa kutladı

Soğuk ve yağmurlu havaya rağmen öfkesini haykırmak ve faşist iktidardan hesap sormak için yüzbinlerce insan Yenikapı Meydanı’na akın etti. Geçtiğimiz yıla oranla daha kalabalık geçen İstanbul Newrozu’na katılanların büyük bir bölümü gençlerden oluşuyordu.

Demirci Kawa’nın bıraktığı diriliş ve direniş mirasına en çok sahip çıkan gençler oldu. Hal böyle olunca gün boyu “Genç başladık, genç bitireceğiz” diyen PKK Lideri sayın Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü için sloganlar atıldı ve İmralı adasında yürütülen tecride karşı öfke dile getirildi. İstanbul Newrozu’nun gerçek anlamda Öcalan Newrozu’na dönüştüğünü söylemek gerekir. Tecrit ve izolasyon politikalarıyla Öcalan’ın halkın yüreğinden, zihninden ve dilinden sökülüp atılamadığı açığa çıkmış oldu. Devletin bu mesajı güçlü bir biçimde alması ve defalarca denediği politikalardan vazgeçmesi gerekir.

8 Mart’ta kadınların açığa çıkardığı güçlü duruşun Newroz’a güçlü bir biçimde yansıdığını da belirtmek gerekir. Başta kadınlar olmak üzere İstanbul Newrozu’na katılanların tamamı AKP/MHP faşist ittifakının yolun sonuna geldiğinin farkında. Uzun zamandır bir heyula gibi toplumun üzerine çöken bu faşist zihniyeti durduracak tek gücün gençlerin kendisi ve özellikle de kadınlar olduğu bilinciyle alanlara akan yüzbinler Newroz vesilesiyle iktidara “Êdî Bese, Zalimliğine Son veriyoruz” mesajı verdi.

Newroz’a katılanlar yıllardır siyasi iradelerine karşı yürütülen soykırım politikalarına karşı büyük bir öfke kusarken aynı zamanda ne kadar kararlı ve inançlı olduklarını gösterdi. Alandaki kararlı duruşu günümüzün Dehakları olan faşist AKP/MHP rejiminin 14 Mayıs seçimlerinde kaybedeceğinin işareti olarak algılamak gerekir.

Newroz bitiminde daraltılan geçiş koridorlarında yüzlerce gencin gözaltına alınması ve darp edilmesi, devletin alana akan yüzbinlerden ne kadar korktuğunun ifadesi. Korkmakta haklılar çünkü o gençlerin 14 Mayıs’ta kendilerinden hesap soracağının farkındalar. Korkmakta haklılar çünkü maruz bırakıldıkları her türlü insanlık dışı saldırılara rağmen böylesine direnen bir halkı susturamadıklarını ve susturamayacaklarını bir kez daha gördüler.

Yandaş medya her zamanki gibi İstanbul Newrozu’nu görmezlikten geldi. Sözde kimi muhalif medyanın ise Newroz’u bağlamından çıkarıp sıradan bir bahar bayramı olarak lanse etmesi oldukça gülünç. Sanki milyonlarca insan sadece yumurta tokuşturmaya gitmiş gibi…

Tüm baskılara rağmen Newroz’a bu denli katılım AKP/MHP faşist ittifakını kesinlikle şok etmiştir. Özellikle İstanbul’da yaşayan Kürtlerin ve Türkiye demokrasi güçlerinin Newroz’a katılımındaki kitleselliğin anlamı büyüktür. Bunun sonuçları olacaktır.

7 Haziran 2015 seçimlerinden bu yana Kürt halkı her türlü insanlık dışı yöntemlerle sindirilmeye çalışıldı ama bu Newroz ne olursa olsun teslim alınamayacaklarını gösterdi. Muhtemelen Erdoğan ve Bahçeli’yi en çok da zorlayan da halkın büyüyerek siyasal iradesinin arkasında durmasıdır.

Öte yandan Halkların Demokratik Partisi’ne dönük açılan kapatma davasına karşı seçime Yeşiller Sol ve Gelecek Partisi ile girileceği açıklanmıştı. Bu gelişme halkta müthiş bir heyecanı açığa çıkartmış olmalı ki Newroz alanının tamamında Yeşiller Sol ve Gelecek Partisi’nin bayrakları vardı. Bu vesileyle her türlü komplo ve entrikaya cevap veren Kürtler alternatifsiz olmadıklarını tüm dünyaya göstermiş oldu.

HDP uzun bir zamandır kapatılma kıskacı altında. İktidar HDP’yi kapatabilmek için sinsice her türlü entrikaya başvuruyor ama Kürt aklını küçük gören sözde AKP ve MHP’li stratejistler Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin halkta bu denli hızlı kabul görmesine şaşıracakları kesindir.

Newroz vesilesiyle Kürtler, sözde “Türkiye Yüzyılı” masalları ile halkı dinci, milliyetçi ve cinsiyetçi bir biçimde yüz yıl daha yönetmeye çalışan AKP ve MHP’ye, bir yüz yıl daha statüsüz yaşamayacaklarının mesajını da net bir şekilde vermiş oldular.

Kürt halkının dostları da düşmanları da şunu net bir şekilde bilmelidir ki Newroz umudun, direnişin ve dirilişin adıdır. Newroz Dehaklardan hesap sormanın günüdür. İstanbul Newrozu, her zalim Dehak’a karşı her zaman Kawalar çıkacağının somut bir ifadesi oldu. Bu Kawalar 14 Mayıs’ta Dehakları karanlığa gömmeye hazır.

#İstanbulda #Newroz #ateşi

Bursa’da HDP il eşbaşkanına gözaltı

HDP Bursa İl Eşbaşkanı Mehmet Dilek, evine yapılan polis baskını sonrası gözaltına alındı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) İl Eşbaşkanı Mehmet Dilek’in sabah saatlerinde evine polis baskın düzenledi. Baskında gözaltına alınan Dilek, emniyet işlemleri için İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Dilek’in gözaltına alınma gerekçesi öğrenilemedi.

Dün, Yıldırım ilçesinde bulunan Arabayatağı Pazar Alanı’nda gerçekleşen Newroz sonrası ilçede çok sayıda gözaltının olduğu öğrenildi.

Kaynak: MA

#Bursada #HDP #eşbaşkanına #gözaltı

Uyarılar dikkate alınmayınca 16 kişi öldü

Cavşak Deresi yatağına, ‘taşacak’ raporuna rağmen yapılan projeler nedeniyle 16 kişinin öldüğü Riha’da Şehir Plancıları Odası Riha İl Temsilcisi Selim Açar, asıl sorumluların Abide Kavşağı’na imar verenlerin sorumlu olduğunu söyledi

Mereş (Maraş) merkezli yaşanan depremlerde etkilenen kentlerden olan Riha’da (Urfa) 14 Mart Salı akşamı başlayan ve 15 Mart Çarşamba günü sele neden olan sağanak yağış nedeniyle 16 yurttaş hayatını kaybetti.

Ölüm kavşağına dönüştü

Hayatını kaybedenlerden 5’i bir bodrumda mahsur kalan Suriyeli bir aile olurken, diğer yurttaşlar Eyyübiye ilçesine bağlı Mance, Dedeosman, Akabe ve Buhara mahalleleri ile Abide Kavşağı Tüneli’nde sele kapılarak hayatını kaybetti.

Şiddetli sağanağın etkili olduğu Hewag (Bozova) ilçesinde Yalıntaş Deresi de taştı. İlçeyi Curnê Reş’e (Hilvan) bağlayan kara yolu su altında kaldı. Seyir halinde olan TIR şoförü Emin Ergün sel sularına kapıldı. Ergül’ü arama çalışmaları sürüyor.

Proje AKP tarafından değiştirildi

Abide Kavşağı projesi, Ocak 2009’da AKP’den istifa edip bağımsız aday olarak Belediye Başkanı seçilen Ahmet Eşref Fakıbaba tarafından “dört yapraklı yonca” şeklinde ve trafik ışıksız olarak yapılsa da, maliyetli bulunduğu için AKP’li Urfa eski Milletvekili Faruk Çelik talimatıyla değiştirildi. Proje, 20’nci Zıhlı Tugay Komutanlığı yönünden gelen şehrin tam ortasından geçip, şehri ikiye bölerek devam eden ve hala aktif olan Cavsak Deresi’nin yatağına 2012 yılında alt geçit, üst geçit ve kavşak olarak hayata geçirildi. Kavşak ve üstgeçidin açılışı ise 3 ay önce AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından yapıldı.

Dereler taşabilir uyarısı yapılmış

Öte yandan İl Afet Risk Azaltma Planı (IRAP) Raporu, olası sel felaketini daha önceden uyarmıştı. Olası bir afette kentin etkileneceği yerlerin yazıldığı raporda Cavşak, Karakoyun, Akpınar (Akipa) derelerinden bahsediliyor ve sel olacak yerler derecelendiriliyor. Ancak uyarılara ve rapora rağmen hiçbir önlem alınmadı.

Uyarılar dikkate alınmadı

Projeye dair konuşan Şehir Plancıları Odası Riha İl Temsilcisi Mehmet Selim Açar, 12 yıl önce yapılan Abide Kavşağı projesine ilişkin yapılan uyarıların dikkate alınmadığını hatırlatarak, oda olarak projenin insan hayatına mal olabileceğini söylediklerini ancak uyarılarım dikkate alınmadığı için böyle bir sonucun ortaya çıktığını söyledi.

Dere etrafında yapılaşmaya kim izin verdi

Taşan Karakoyun Deresi’ne ilişkin konuşan Açar, burada yapılaşmaya imar izni verenler, mecliste onaylayanların suçlu olduğunu, yağan yağışın betonun deşar etmediğini bu nedenle yeşil alanlara ihtiyaç olduğunu söyledi. Dere etrafındaki yapılaşmaya da dikkat çeken Açar, “Karakoyun Deresi’nin yanına AVM yapılmış, o da yetmemiş etrafı gecekondulaşmış, o da yetmemiş derenin üstüne 7-8 katlı iş merkezleri yapılmış. Bu planlamaya kimler dahil olduysa hepsi yaşanan ölümlerden sorumludur” dedi.

Kent projelerinde sorumlu kim

Açar, yapılan yanlış projelerin/müdahalelerin can kayıplarına neden olduğunu ekleyerek, “Kent Suçluları Yasası çıkarılsın” dedi. Açar, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bir bina yapıldığında müteahhit, şantiye şefi ve yapı denetimci sorumluluk sahibi. Peki kentlerde insan hayatını etkileyen projelerle ilgi sorumluluk kimde? Bu nokta, karanlıkta kalmamalı. Bu nedenle ‘kent suçluları yasasının’ ülke gündemine gelmesi gerekiyor. Bu tür planlama kararlarını resmi mercilere teklif eden, bunu Meclis’e sunan, Meclis’te onayan herkesin yargılanması gerekiyor.”

Haber: Mahmut Altıntaş / MA

#Uyarılar #dikkate #alınmayınca #kişi #öldü

Kadınlar Newroz alanlarında taleplerini haykırıyor

Denizli’de dün yapılan Newroz programına binlerce kişi katılırken, kadınlar da talepleri için alandaydı. Yeşil Sol Parti Denizli İl Eş Sözcüsü Emine Yalçın, ‘Kadınlar olarak bu kadın düşmanı iktidara karşı isyanımızı büyütmek için de buradayız’ dedi

Bu yıl depremde hayatını kaybedenlere adanan 2023 yılı Newrozu birçok yerde ateşlerin yakılmasıyla devam ediyor. Newroz ateşinin yandığı yerlerden biri de Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Tevgera Jinen Azad ( TJA), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Yeşil Sol Parti öncülüğünde Denizli’de Merkez Efendi İlçesi Esendere Pazaryeri’nde yüzlerce yurttaşın katılımıyla yapıldı.

‘Kimliğimiz için geldik’

Başta PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecridin sonlanması, tutsakların özgürlüğü ve Kürt halkının haklarının talebinin öne çıktığı Denizli Newrozu’nda kadınlar ayrıca, iktidara karşı isyanını da sloganlarıyla haykırdı.
JINNEWS muhabiri Melike Aydın’a konuşan kadınlardan Hediye Kaya, “Newroz’a anadil hakkımız için geliyoruz. Kürt halkına başarı istiyoruz” derken, beraberinde gelen Gule Tok ise, “Partimiz için geldik, özgürlük için geldik, kimliğimiz için geldik. Umarım barış olur ve cezaevindeki tutsaklar çıkar” diye belirtti.

‘Özgür bir yaşam istiyoruz’

Newroz’da alanda olan kadınlardan Zeynep Akarın ise, “Kürt halkına başarı diliyoruz. Başkanımız içeriden çıksın, Selahattin Demirtaş içeriden çıksın. Kadınlar için de özgür bir yaşam istiyoruz. Jin jiyan azadî” ifadelerini kullandı.

Ayağa kalkmak zorundayız

Bu yıl Newroz’un Mereş (Maraş) merkezli deprem sonrası yaşamını yitirenlere adandığını hatırlatan Yeşil Sol Parti Denizli İl Eş Sözcüsü Emine Yalçın da, “İyileşmek zorundayız. Bunu hissettiğimiz için yeniden halklarımızla ayağa kalkmak zorundayız. Ve savaşa karşıyız, savaş hiçbir şey kazandırmaz, savaş olduğunda bir taraf kazanır, bir taraf kaybeder gibi gözükse de her iki tarafta da yoksullar vardır” dedi.

İsyanımızı büyütmek zorundayız

21 Martın direnişin simgesi olduğunu ifade eden Mor Dayanışma’dan Dilan İpek ise, “Sürekli direnen kadınlar olarak kendi taleplerimizle buradayız. Taleplerimiz haklarımızdan ve hayatlarımızdan vazgeçmiyoruz talebi. Seçim sürecindeyiz ve kadın düşmanlığıyla da karşı karşıyayız. Yeniden Refah Partisi bunun somut örneklerinden biri. 6284 sayılı yasa ve LGBTİ+ derneklerinin kapatılması teklifinin AKP’ye sunulması ve kabul edilmesi nasıl kadın düşmanı ve faşist bir iktidar olduğunu bize gösteriyor. Biz kadınlar olarak bu kadın düşmanı iktidara karşı isyanımızı büyütmek için de buradayız” diye konuştu.

DENİZLİ

#Kadınlar #Newroz #alanlarında #taleplerini #haykırıyor

WHO’dan Yemen için uyarı: Kızamık ve çocuk felci arttı

Dünya Sağlık Örgütü tarafından yapılan açıklama Yemen’de kızamık ve çocuk felci vakalarının yayıldığı uyarısı yapıldı

İç savaşın sürdüğü Yemen için Dünya Sağlık Örgütü (WHO), kızamık ve çocuk felci vakalarının yayıldığı uyarısında bulundu. WHO tarafından sanal medya hesabı Twitter üzerinden yapıla açıklamada, kızamığa yakalanan çocukların yüzde 80’inden fazlasının aşısız olduğu kaydedilerek, Yemen’de aşının acil bir ihtiyaç olduğunu vurgulandı.

Çocuk felci arttı

Yemen hükümeti, bir süre önce Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ve Dünya Sağlık Örgütü işbirliğiyle 12 ilde çocuk felci aşı kampanyası başlatmıştı. İran destekli Husilerin kontrolündeki bölgelerde 2021’den bu yana 227 çocuk felci vakasının görülmesinin ardından hükümet, harekete geçmişti.

Hükümet bittiğini belirtmişti

Ülkede çocuk felci vakaları, daha çok Sana, Zemar, Hudeyde, Sada, İbb, Hacce, El-Beyda ve Amran’da görülüyor. Yemen Sağlık Bakanlığı, Mart 2020’de yaptığı açıklamada, ülkede çocuk felci vakalarının 2005’te bittiğini ancak Husilerin sağlık ekiplerinin bölgelere ulaşmasını engellemesi sebebiyle Hacce ve Sada kentlerinde hastalığın arttığını duyurmuştu.

HABER MERKEZİ

 

#WHOdan #Yemen #için #uyarı #Kızamık #çocuk #felci #arttı

AFAD minibüsü ile otomobil çarpıştı: 1 ölü 9 yaralı

Deprem bölgesi için görevlendirilen Aksaray AFAD İl Müdürlüğüne ait minibüs ile çarpıştı bir otomobil çarpıştı. Kazada bir kişi hayatını kaybetti

Nevşehir- Aksaray yolunun 3’üncü kilometresi Terminal kavşağında deprem bölgesinden görevlendirilen AFAD minibüsü ile bir otomobil dün gece saatlerinde çarpıştı.

Minibüsün çarpmasıyla ortadan ikiye bölünen otomobil metrelerce minibüsün altında sürüklenirken, sürücüsü kaza yerinde hayatını kaybetti. AFAD aracındaki 9 kişi ise yaralandı. İhbar üzerine kaza yerine çok sayıda sağlık ve polis ekibi sevk edildi.

AFAD aracında yaralanan 9 kişi hastaneye kaldırılırken, otomobil sürücüsünün cenazesi ise kaza yerindeki incelemenin ardından morga kaldırıldı.

NEVŞEHİR

#AFAD #minibüsü #ile #otomobil #çarpıştı #ölü #yaralı

Avrupa kentlerinde Newroz ateşi yakıldı

Avrupa’nın birçok kentinde binlerce kişinin katılımıyla Newroz kutlandı

Avrupa kentlerinde bir araya gelen binlerce kişi Newroz ateşini yaktı.
Belçika’da yaşayan Kürtler ve dostları, Newroz için Leuven’de bir araya gelerek, coşkulu bir kutlama gerçekleştirdi. Binlerce kişinin katıldığı Newroz kutlaması, açık bir alan olan Parc des Gayeulles’de yapıldı.

Fransa

Fransa’nın başkenti Paris’te binler Newroz’u büyük bir coşku ile kutladı. Binlerce kişinin katıldığı kutlama, Paris’in Villiers-le-bel banliyösünde gerçekleştirildi. Kutlamalar sırasında Kürt müzikleri çalındı, halaylar çekildi ve Newroz ateşi yakıldı. Devrim şehitleri için bir dakikalık saygı duruşunda bulunulan kutlamada, katılımcılardan Kuzey ve Doğu Suriye Dış İlişkiler Sözcüsü Bedran Çiya, bir konuşma yaptı. Gençler ve kadınların yoğun olduğu kutlamada, 23 Aralık 2022 tarihinde Paris’te katledilen Evîn Goyî, Mîr Perwer ve Abdurrahman Kızıl anıldı.

Kitle, Farqîn Azad, Suna Alan, Helime Omarî, Hozan Faruk, Yakup Adîktî’nın stranları ve TEV-ÇAND Govend Ekibi eşliğinde halay çekti. Son olarak Newroz Tertip Komitesi 14 Mayıs’ta Türkiye’de gerçekleşecek seçimler için halkı seçmen kayıtlarını yaptırmaları için konsolosluğa yönlendirdi.

Mîr Perwer’in stranları seslendirildi

Fransa’nın Rennes ve çevre kentlerde yaşayan Kurdistanlılar, Newroz’u kutladı. Ağırlıkta gençler ve kadınlardan oluşan kitle, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın üzerindeki tecride dikkati çekti. Tüm devrim şehitleri anısına bir dakikalık saygı duruşundan sonra konuşmalara geçildi. Kürt siyasetçiler Serhat Agirî ve Kemal Aktaş günün anlam ve önemine atfen konuşmalar yaptı. Deprem felaketinde yaşamını yitirenler ve Evîn Goyî, Mîr Perwer ve Abdurrahman Kızıl da anılarak Mîr Perwer’in stranları seslendirildi. Yakılan Newroz ateşinin etrafında halaylar çekildi.

Newroz etkinliği Hozan Ali Gül, Çetin Zilan ve Ayfer Düzdaş’ın stranları eşliğinde geç saatlere kadar sürdü.

Marsilya

Marsilya’da “Çağın zafer Newroz’u kutlu olsun” ve “Tecridi kıralım, özgürlüğü sağlayalım” şiarıyla Newroz kutlandı. Binlerin sabahın erken saatlerinde Parc De La Rose alanını doldurmasıyla başlayan Newroz, sanatçı Ferhat Tunç sahne aldı. Tunç’un ardından Xecê, Mehmet Cantepe, Renas Demhat, Kewê Zeraq şarkılarını seslendirdi.

Finlandiya

Finlandiya’nın başkenti Helsinki’de sol örgütler, Demokratik Kürt Tıplum Merkezi, Association for arts (Sanat derneği) temsilcileri ile çok sayıda Kurdistanlı ve dostu Newroz ateşini büyük bir coşkuyla yaktı. “Newroz pîroz be” sloganı ile ateş etrafında halay çeken kitle, aynı zamanda sembolik olarak zalim Dehaq’ın tahtını yaktı.

HABER MERKEZİ

#Avrupa #kentlerinde #Newroz #ateşi #yakıldı

Tükiye’de Ozanlık, Ozanlar-Turani Baba

Anadolu insanı bu ozanları dinledi, söyledi asırlar boyu. Onca zulme, yoksulluğa, savaşa, baskıya rağmen, bu sesler dinmedi. İşte budur bugünkü konumuz.

Hüseyin Cevahir, “Kalın çizgilerle edebiyatımızın dünü, bügünü” adlı makalesinde bakın ne diyor:

“Diyeceğim; bu denli gürültüye, çatırtıya bakarak, Türkiye’de birkaç yazarın, ozanın dışında, sanatın işlevi ve yararlılığı su götürmektedir. Bütün bu yakınmalar, didişmeler, bundan çıkmaktadır. Bunlar çatırtının gürültüleridir.”

(……….)

“Ama şunu belirteyim ki, tek tek ozanları, yazarları ele alıp inceledikçe, eleştirdikçe, yazar-okur çelişkisi, değerlendirmelerdeki zıtlıklar, terslikler kendiliğinden ortaya çıkacaktır.” (………….) “Ülkemizde, yapıcı otoritesi, sanat eseri üzerinde inanılır bir değer yargısına varan, kitle-sanatkar ilişkisi kuran büyük eleştirmen yoktur.”

Hüseyin Cevahir bu satırları yazdığında 23 yaşında idi. Aynı yazıda “Güneş topla benim için” satırlarının yazarı Ülkü Tamer’in gelişini de o haber vermiştir.

Gene aynı yazıda, “Sanırız ki, hiçbir zaman Türkiye’nin bu denli çok ve etkin okuyucusu olmamıştır. Gerçekten bilinçli, kültürlü, çağına göre düşünmenin olanaklarına ermiş okur sayısı her geçen gün daha da artmaktadır. Yalnızca önemli bir eksikle: Edebiyat, daha doğrusu sanat kültüründen yoksun olarak” diyerek, okuyucuyu da eleştirilerinin hedefi yapmıştır.

Yazıda bugün de geçerliliğini yitirmemiş olan iki önemli eleştiri vardır:

– “Ülkemizde, yapıcı otoritesi, sanat eseri üzerinde inanılır bir değer yargısına varan, kitle-sanatkar ilişkisi kuran büyük eleştirmen yoktur.”

– Edebiyat, daha doğrusu sanat kültüründen yoksun okuyucu çokluğu.

Bu iki eleştiriyi ele almadan önce, bugünkü konumuz üzerine bir şeyler demek istiyorum:

Yukarıdaki eleştirinin yapıldığı dönemde TR’de renkli TV yoktu. Her evde de yoktu. Sadece radyo ile gazete haberlerinden öğrenilirdi ülke genelinde olanlar. Anadolu’nun birçok köşesinde ise Ozanlar, destancılar, aynı bugünkü Facebook, Twitter, Youtube hangi işlevi görüyorsa öyle idiler.

Sadece bu mu? Onlar, kökü çok öncelerine dayanan bir eleştiri, düşünme geleneğinin de sürdürücüleri idiler. Felsefi görüşlerin yayılmasında önemli bir konumda idiler. İnsanlara belli konuları bir dörtlükte açıklayıverirlerdi. O görüşler kulaktan kulağa, dilden dile yayılırdı.

İsa’dan önce 570-526 yıllarında yaşadığını Herodot’tan öğrendiğimiz Aisopos, yani bizdeki adı ile Ezop, bu geleneğin kurucularındandır. O dönemindeki totaliter iktidarları, halka söyleyeceklerini, hayvanlar aleminden seçtiklerini konuşturarak söyler, anlatırdı. Trakya’da, bugünkü Kdz. Ereğli’den Bodrum’a giden çizgideki o dönemde İonya denen bölgede yazdı, söyledi. Ne yazık ki Anadolu’da yazma geleneği zayıf olduğundan çok sonraları duyuldu. Yeri gelmişken aynı bölgede yaşamış olan Apuleius’u (M.S. 123-170) da anmak gerek. En üretken dönemini Anadolu’da yaşayan Apuleius, “Altın Eşek” adlı eseri ile daha o dönemde zirveye oturmuştur. Asıl adı “Metamorfozlar” yani “Dönüşümler” olan bu kitabında nasıl bir dil ustası olduğunu da göstermiştir. O bugün hala süregitmekte olan “Kızım sana diyorum, gelinim sen anla” deyişi gibi birçok deyişin de ustasıdır. Kitaba “Altın Eşek” adını Augustinus (M.S. 354-430) vermiştir. Bu kitap, ünlü yazar Boccacio’ya da “Decameron” adlı Avrupa’nın ilk erotik romanını yazarken kaynak görevi görmüştür. Bu gelenek, 1200 yıllarda Al Maarri ile devam etti. Ondan Dante’ye, daha sonra da birçok yazara örnek oldu. 1600 yıllarda Fransa’da La Fontaine onu örnek aldı. Eserleri Türkçe’ye çevrildi.

Hatta bu geleneğin, M.S. 800 de Mekke’de yaşadığı sanılan Arap mizahçısı Eş’eb’den, Nobel ödüllü Günter Grass’a kadar gittiğini bile söyleyebiliriz. Onun “Teneke Trampet” adlı romanı da bir destandır aslında.

Ama asıl olan, bu geleneğin doğduğu topraklarda yaşananlar, yaşatılanlar. Avrupa’da şiirin yerini nesir almaya başlatınca, bu ozanlık geleneği de zayıfladı. Eskiler, “Söz gider yazı kalır” derler. Ama Anadolu’da öyle olmadı.

Bedros Dağlıyan’ın deyişi ile, “Anadolu türkülerle ağladı, türkülerle güldü. Bağlamanın tellerine dokundukça dile geldi acılar. Dengbêjler köy köy gezdi anlattı.” (B.Dağlıyan. Yaralı Turna)

Anlattı Pir Sultan, anlattı Karacoğlan, Kaygusuz Abdal, Aşık Dertli, anlattı Dadaloğlu… Ta Aşık Veysel’e varana kadar.

Anadolu insanı bu ozanları dinledi, söyledi asırlar boyu. Onca zulme, yoksulluğa, savaşa, baskıya rağmen, bu sesler dinmedi. İşte budur bugünkü konumuz. Bu yaşama aşkı, bu insan, bu doğa sevgisidir. Bunu yaşatanlardır.

Dün, Aşık İhsani, Aşık Mahsuni, Baba Muharrem Ertaş, daha dün kaybettiğimiz Neşet Ertaş, adını anmadığımız niceleri bu geleneği devam ettirdiler. Onları da sevgiyle saygıyla anıyoruz.

Ozanlarımız, yukarıda Hüseyin Cevahir’in biraz umutsuzca dile getirdiği iki eleştirinin hedefi değillerdir. Onlar, benimsedikleri, içselleştirdikleri eleştiri, düşünme, felsefe yapma geleneğini devam ettirdiler. Olan, sadece araya giren teknoloji oldu(!). Bu sanal ormanda, gençlerimiz, bazen onların varlıklarını unutur gibi oldular.

Aşık dertli, şikayetini:

“Tellei sazdır bunun adı

Ne Ayet dinler ne kadı

Bunu çalan anlar kendi

Şeytan bunun neresinde” diyerek, saz çalmayı “şeytan işi” gören yobazlara seslendi.

Karacoğlan:

“Şu yalan dünyaya geldim geleli

Tas tas içtim ağuları sağ iken

Kahpe Felek vermez benim muradım

Viran oldum mor sümbüllü bağ iken” deyip kadere isyan eder,

Köroğlu:

“Yürün aslanlarım savaş edelim

Buna kavga derler bey ne paşa ne?” der,

“Mert dayanır namert kaçar

Meydan gümbür gümbürdenir

Şahlar şahı divan açar

Divan gümbür gümbürdenir” deyip şahlara beylere meydan okur,

Gevheri, sanki bugünkü bugünü anlatır:

“Hey ağalar zaman azdı

Düşmüşe il üşer oldu

Küllükte sürünen eşşek

Cins atla yarışır oldu.”

Aynı bugün gibi, o dönemde de Kadıların, yani Yüksek Hakimler Kurulu Başkanlarının bile rüşvet yediği dönemler olmuştur.

İşte Dertli bunlara:

“Abdest alsan aldın demez

Namaz kılsan kıldın demez

Kadı gibi haram yemez

Şeytan bunun neresinde?” diye sormuştur.

Kaygusuz Abdal ise:

“Bir kaz aldım ben kadıdan

Boynu da uzun borudan

Kırk abdal kanın kurudan

Kırk gün oldu kaynadırım kaynamaz” diyerek yolsuzluğun boyutunu sergilemiştir.

Tekrar Hüseyin Cevahir’e dönersek: Evet sevgili Hüseyin, haklısın. Okuyucu sayımız çoğaldı. Dediğin düzeyde eleştirmenler de henüz yok; ama ozanlarımız var. Onları dinleyenler var. Önemseyenler var. Okumaya yazmaya devam ediyoruz, edeceğiz.

Bu çalkantıda çıkan gürültü bizi yıldırmıyor.

Gene Kaygusuz Abdal’ın deyişi ile:

“Bu adem dedikleri

El ayakla baş değil

Adem manaya derler

Suret ile kaş değil.”

Yaşantımıza anlam veren, umudumuzu yeşerten ozanlarımıza sahip çıkacağız.

Onlardan biri de Turani Baba. Sessiz sedasız yazıyor eserlerini. Dadaloğlu soyundan. Arif Sağ, Musa Eroğlu, daha niceleri ile saz çaldı, söyledi. Bana göre Ozanlık Geleneği’nin günümüzdeki en güçlü sesi.

Turani Baba, ülkemizdeki kargaşayı nasıl gördüğünü:

“Gelin hele büyük konser oluyor

Sazı alan toplanmışlar ormana

Katır tempo tutmuş köpek uluyor

Hızı olan toplanmışlar ormana” diyerek dile getiriyor.

Ülkesinde olup bitenler onu derinden etkiliyor. “İnançlı” denen toplumların, nasıl olup da haksızlıklara göz yumduğuna bakıp, Tanrı’ya soruyor:

“Yaradan dedik yücelttik,

Gerçek sayın bir mi senin?

Asırlardır secde ettik,

Eğilmeyen ser mi senin?

Hani tektin, eşin yoktu,

Sıfatın yok, kaşın yoktu.

Ortağın yok, başın yoktu,

Yoksa işin sır mı senin?”

Bir şiirinde dediklerini okumama izin verin:

Engelleri aşıp geçtim evrimi

Nihayet toprakta yaptım devrimi

Yaşadıkça değiştirdim seyrimi

Her yönde okudum insan oğlunu

Gezdim tüm âlemi aklın sözüyle,

Çok şey inceledim beynin hızıyla

Neler neler gördüm ilmin gözüyle,

İzanda okudum insanoğlunu”

Evet, iyi ki ozanlarımız var. İyi ki bir Hüseyin Cevahir’imiz olmuş da edebi eksikliğimizi bize duyurmuş.

İyi ki Turani Baba aramızda, hala yazıyor, derdimizi, tasamızı, sevincimizi, umudumuzu dizeleriyle dile getiriyor.

Turani Baba’ya selam olsun.

Ölenlerin anısına saygı ile.

#Tükiyede #Ozanlık #OzanlarTurani #Baba

Kader yerine TCK’ye bakmak: Depremin sorumluları

Maraş merkezli depremin üzerinden 40 günden fazla bir zaman geçti. 10 ilde etkili olan depremin verdiği zararlar bugün hala tam olarak bilinmemektedir

Ahmet Baran Çelik

Maraş merkezli depremin üzerinden 40 günden fazla bir zaman geçti. 10 ilde etkili olan depremin verdiği zararlar bugün hala tam olarak bilinmemektedir. Zira yetkili makamların verdiği bilgiler pandemi deneyimi de düşünülünce pek güvenilir bulunmamaktadır. Ancak yüz binlerce yapının yıkılmasına, on binlerce insanın ölümüne ve yaralanmasına neden olduğu, bazı şehirlerin neredeyse tamamen yok olup milyonlarca insanın evsiz kaldığı aşikar.

Mevcut iktidar her felakette olduğu gibi işi yine kadere bağlayıp sorumluluktan sıyrılmış gibi görünmekte. Yine deprem nedeniyle kendisine yöneltilen eleştirileri de “Bu konunun siyasete alet edilmemesi gerektiğini” söyleyerek muhataplarını suçlamaktadır. Deprem ve yaşanan yıkım siyasetin konusu mu değil mi tartışması başka yazı ve yazarların işi diyerek, konuyu onlara bırakalım ve biz depreme hukuk penceresinden bakalım. Bu yazıda yıkılan yapılar nedeniyle hayatını kaybeden ve yaralananlar bakımından müteahhitler, yapının inşasından ve denetiminden sorumlu olanlar özelinde birinci dereceden sorumlu olan bu şahısların cezai sorumluluklarını tartışmak isterim.

Deprem nedeniyle bir yapının yıkımı söz konusu olduğunda, yıkım nedeniyle yaşanan ölüm ve yaralanmalardan, yıkımda etkili derecede kusuru bulunanların cezai sorumlulukları söz konusudur. Türk Ceza Kanunu (TCK) 2. kısım, 1. ve 2. bölümde hayata (İnsan öldürme) ve vücut dokunulmazlığına (İnsan yaralama) karşı suçlar düzenlenmektedir. Bu suçları işlemek her zaman bir silah ile yapılmak zorunda değildir. Yine bu suçları işlemek için belirli bir kişiyi hedef alarak onu bilerek ve isteyerek öldürmek veya yaralamak da gerekmez. Bir binayı depreme dayanıksız yaparak da bu suçları işlemek mümkün. Nitekim TCK’de yer aldığı üzere bu suçların kasten veya taksirle gerçekleşmesi mümkündür.

Ülke coğrafyasının büyük bir bölümünün deprem kuşağında yer aldığı ve depremlerin hayatın bir gerçeği olduğu dikkate alındığında; deprem gerçeği ve bu gerçeğin gerektirdiği kurallara uygun yapılaşma zorunludur. Bir yapı inşa edileceği zaman; inşa edilecek yapıya ilişkin plan ve projenin hazırlanması, özellikle statik hesapların doğru yapılması, kullanılacak malzemenin de hazırlanan bu plan ve projeye uygun olarak, kalite ve miktar bakımından da asgari düzeyde koşulları sağlaması suretiyle inşa edilmesi gerekir. Bir yapı inşa edilirken ilgili kişilerin mevzuata uyması zorunlu olup aksi halde bu kişiler meydana gelecek zararlardan hem hukuken bu zararları tazmin için hem de cezai olarak sorumludur.

Bu nedenle depremde yıkılan her bir bina için ilgili binanın müteahhitleri, binaları mevzuatın belirlediği standartlara, projelere uygun yapmayarak, eksik veya kalitesiz malzeme kullanarak binaların yıkılmasına sebep olarak ölümlere, yaralanmalara yol açmış olmaları halinde bu suçlardan sorumludurlar.

Yine depremde yıkılan ve insanların ölümleri veya yaralanmalarına neden olan binaların yapımında yer almış, mimari ve betonarme projelerini yapan mimar ve mühendisler ile yapı denetim firmaları yetkilileri de; görev ve yetkileri nedeniyle bu suçlardan sorumludurlar.

Depremin yıktığı bütün il ve ilçelerin belediye başkanlarından, mevzuata aykırı olarak yüksek katlı binalara imar izni veren, projeye aykırı olarak inşaat yapılmasına göz yuman, kısacası projeye uygunluğunun denetiminden binanın iskana açılmasına izin aşamalarına kadar, hukuka uygun olmayan hallerde onay verenler de bu binalarda yaşanan ölüm ve yaralanmalardan sorumludurlar.

Bütün illerde belediye başkanları ile birlikte valilerin de cezai sorumlulukları vardır. İmar Kanunu’ndan kaynaklı belediyelerle birlikte sorumluluklarının olması nedeniyle valiler de mevzuata aykırı olarak yapılan yapılarda, yaşanan ölüm ve yaralanmalardan sorumludur. İmar Kanunu’na göre kural olarak bütün yapıların belediye veya valiliklerden alınan ruhsata uygun şekilde yapılması gerekir. Bu nedenle belediye ve valiliklerin ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapıları tespit etmesi ve kanunda öngörülene aykırı inşaatı mühürlemesi, ruhsatların iptal edilmesi, yapının yıkılması gibi tedbirleri uygulaması, genel güvenlik ve asayiş bakımından tehlike arz eden yapıları yıktırmaları gerekmektedir. Belediye başkanları gibi valiler de yasaların kendilerine yükledikleri yükümlülükleri yerine getirmedikleri için gerçekleşen can kayıplarından ve yaralanmalardan birinci derecede sorumludurlar.

Evet depremler doğa olaylarıdır. Fakat afete dönüşmesine neden olan insan eliyle yapılmış yapılardır. Yukarıda saydığımız kişilerin daha çok kazanmak adına, rant ve siyasi saiklerle mevzuata uymamaları, görev ve yetkilerini kötüye kullanarak veya ihmal ederek inşa edilen yapılar nedeniyle binlerce insan yaralanmış ve hayatını kaybetmiştir. Bu nedenle binlerce insanı doğa değil, kader değil, olsa olsa rant öldürdü diyebiliriz. Ve bu nedenle bu kişilerin bu ölümlerden sorumlu olup yargılanmaları ve ceza almaları gerekmektedir.

*Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) İstanbul Şube Yöneticisi

#Kader #yerine #TCKye #bakmak #Depremin #sorumluları