Ana Sayfa Blog Sayfa 77

Alevi Haber Ağı’nın X Hesabına Türkiye’den Erişim Engeli

Alevi Haber Ağı’nın sosyal medya platformu X (eski Twitter) üzerindeki hesabına (@AgiAlevi) Türkiye’den erişim engeli getirildi. Platform tarafından yapılan bildirimde, kararın Ankara 11. Sulh Ceza Hakimliği’nin 2025/8161 D.İş sayılı kararı doğrultusunda alındığı belirtildi.

X’in Alevi Haber Ağı’na ilettiği yazıda, “X’in Türkiye yerel kanunları kapsamındaki yükümlülüklerine uymak için hesabınıza Türkiye’den erişim kısıtlanmıştır” ifadeleri yer aldı. Böylece Alevi Haber Ağı’nın X hesabı, Türkiye’den erişilemez hale geldi.

“Bu Karar Halkın Haber Alma Hakkına Yönelik Bir Saldırıdır”

Alevi Haber Ağı Yayın Kurulu, erişim engeline ilişkin yaptığı açıklamada, kararı “haksız, keyfi ve ifade özgürlüğüne aykırı” olarak nitelendirdi. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Bu karar, Alevilerin, ezilenlerin, kadınların, gençlerin, emekçilerin, doğayı savunanların ve demokratik bir Türkiye isteyenlerin sesini kısma girişimidir.
Doğru bildiklerimizi söylemekten vazgeçmeyeceğiz. Halkın haber alma hakkını savunmaya devam edeceğiz.”

Yayın Kurulu ayrıca, tüm Alevi kurumlarına, demokratik kitle örgütlerine, insan hakları savunucularına ve gazetecilere dayanışma çağrısında bulundu.

“Sansür, ancak birlikte durursak geriletilebilir. Gerçekleri söylemeye ve paylaşmaya devam edeceğiz.”

#SansüreHayır #AgiAleviEngellenemez

Alevi Haber Ağı, açıklamasını #SansüreHayır ve #AgiAleviEngellenemez etiketleriyle duyurarak, kamuoyunu dayanışmaya çağırdı.

Türkçe bilmeyen analarımızın torunları bugün Kürtçe bilmiyor DEVRİŞ ÇİMEN/AZİZ ORUÇ

Kürt Alevilerinin ibadetinde Kürtçe veya Arap Alevilerinin Arapçayı kullanmamaları, bugünlerde önemli bir tartışma konusu. Bunun nedenlerine dair değerlendirmelerde öne çıkan temel belirleme, Türk ulus-devletinin tekçi, inkarcı politikalar sonucu uyguladığı asimilasyon ve dil yasağı oluyor. Bu süreçte Kürt Alevilerinin, inanç kimliklerinin yanısıra ulusal kimlikleri de önemli oranda baskılandı, inkar edildi. Alevilikte Türkçenin varlığına işaret ederken cumhuriyetin Kürtçe üzerinde uyguladığı yasak ve baskıların bu sonucu doğurduğuna dikkat çekiliyor. Bu politikanın sonuçlarını bizzat yaşayanlara sorduk.

Dosyamızın 4. bölümünde Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Eşbaşkanı Hüriye Kabayel ile “Türkçe bilmeyen analarımızın torunları bugün Kürtçe bilmiyor” diyen Uryan Xızır Ocağı pîrlerinden Pîr Mustafa Mısır, sanatçı ve zakir olan Ali Sizer ve Dersimli yazar Gülfer Akkaya’nın görüşlerine yer veriyoruz.

Türk kimliğine hapsetme

Aleviliğin özü itibarıyla çok renkli ve çok dilli olduğuna işaret eden FEDA Eşbaşkanı Hüriye Kabayel, şunları belirtti: “Bugün Alevilik, Türklerden başka Kürtlerin, Arapların, Farsların, Balkan halkların içinde yaşayan bir inançtır. Alevilik, insanın gönlünden doğan bir hakikat yoludur. Bunun nefesleri, deyişleri ve gulbangları vardır. Bunlar, söylendiği dilin melodisiyle, ruhuyla anlam bulur. Bir nefesin Kürtçe söylendiğinde yarattığı duygu ile Türkçe söylendiğinde yarattığı duygu aynı değildir. Çünkü dil, sadece kelimelerden ibaret değildir; kültürün, tarihin ve hafızanın taşıyıcısıdır. Ayrıca inançlar ve dinler iki temel nedenden dolayı tek dilli olamazlar. Birincisi, inançlar ve dinler genellikle bir topluma değil bütün insanlığa hitap ederler, bütün insanlıkla ilgilenirler. İkincisi, Alevilik de diğer dinler ve inançlarda olduğu gibi bütün insanlığa açıktır. Şunu açıkça söylemek gerekir: Devlet, uzun yıllardır Aleviliği ve Kürt kimliğini Türk kimliği içerisinde tanımlamaya çalışıyor. Bundan yola çıkarak ibadeti Türkçeye hapsetmek, aslında kimliği de Türklüğe hapsetmek demektir.”

Kürtçe’nin kullanılması zayıfladı

Kendi çocukluğunda yapılan cemlerden örnekler veren Hüriye Kabayel, bunların çoğunun Kürtçe olduğunu hatırlatarak şöyle devam etti: “Maraş, bu meselenin en çarpıcı örneklerinden biridir. Benim çocukluğumda büyüklerimiz cemlerde nefesleri ve gulbangları Kürtçe ifade ediyordu. Maraş’ta Kürt Alevilerin yoğun yaşadığı Elbistan, Pazarcık ve az sayıda Göksun ve Afşin ilçelerine bağlı kırsal köylerdeki cemlerde Kürtçe inanç diliydi. Ama 1978 Maraş merkezinde gerçekleşen katliam, aynı zamanda bir kültürel ve ruhsal yıkımdı. İnsanlarımız, kimliklerinden dolayı hedef alınarak evlerinden sürüldü ve öldürüldü. Geride kalanlarda ise derin bir korku gelişti. Devlet politikaları bu korkuyu sürekli diri tuttu. Önemli bir kesimin ise Avrupa ve büyük şehirlere göç etmeleri teşvik edildi. Okullarda Türkçe dayatılarak, Kürt köylerinde eğitimde Kürtçe konuşulması yasaklandı. Fiilen engellenen Aleviliğin bu koşullarda ibadetinin yapılması, ibadette Kürtçenin kullanılması da zayıfladı. Belirtilen koşullarda insanlarımız cem ve ibadetlerinde Kürtçeyi kullanmamaya başladı. Bu bir tür oto-asimilasyona dönüşerek kuşaktan kuşağa geçti. Kürtçe deyişlerin ve gulbangların olmadığı iddiası yaygın ve etkili bir biçimde hayatımızı ve inancımızı etkiledi. Bugün Maraş’ta genç kuşakların çoğu anadilini aile ortamının dışında kullanmıyor. Cemlerde ise kullanmaya çekiniyor. Elbet bunu sadece bireysel bir tercih olarak göremeyiz, zira sistematik politikaların sonucudur. Böylece hem toplumsal hafıza dağıtıldı, hem de anadil büyük oranda zayıflatıldı. Dolayısıyla şunu net söylemek gerekir: Maraş’ta Kürt Alevilerin kendi dillerinde konuşamaması veya ibadet edememesi, devletin yürüttüğü sistematik göçertme, asimile etme politikalarının sonucudur.”

‘Dil kırımı yaşandı’

Uryan Xızır Ocağı pîrlerinden Pîr Mustafa Mısır da anne ve babasının geçmişte Türkçe bilmediklerine, gulbang ve dualarını anadili Kürtçe olarak yaptıklarına dikkat çekerek şunları aktardı: “Anam hakka yürüyene kadar da Türkçe bilmezdi. Örneğin çocukken anam beni yıkarken, üç tas su döker ve Kürtçe ‘kadası, belası, ağrısı ve acısı gitsin’ derdi. Babam da seher vakti kalktığında güneşe doğru, ‘Ya Ali, ya Xızır, ya sare şev, bere barbanga, tu me meke tengiya, berê bide cîrana, pişt ra bi me de’ derdi. Yani gün aydınlığını veya kapılarını ilk açtıklarında böyle bir tür ibadet veya sesleniş ile başlardı. Şunu anlatmak istiyorum. Bizim ocağımız Dersim, Pertek Zeve (adı Dorutay olarak değiştirilmiştir) köyünde bulunan Üryan Xızır Ocağı’dır. Dolayısıyla biz Kürt bir aileden gelip, Kürt bir ocakzadenin evlatlarıyız. Fakat bizim taliplerimiz veya mürşit olduğumuz ise Türkmen olan Hubyar Sultan Ocağı’dır. Yani Kızıldeli Sultan tekkesine mensup olanlar, Edirne’den çıkıp ta Dersim dağlarında yaşayan Ağuçan ve Kureyş Baba Ocakları’na kadar geliyorlar. Ve bunlar da tersinden Edirne’ye kadar gidiyorlar. Kendi aralarında böyle bir bağ ve gelenek oluşturmuşlar. Dolayısıyla eskiden dil değil de, gönül ve inanç bağları vardı. Zamanla pîrler birbirlerinin dillerini, karşılıklı olarak, hem Kürtçe hem de Türkçe biliyorlardı. Dikkat çektiğim nokta şudur, bu insanlar Türkçe bilmiyor iken hangi dilde ibadet ediyorlardı? İnançları, ibadetlerinin bir şekli yok muydu? Elbette vardı. Yani Türklük temelinde inşa edilen Cumhuriyet ile biz Aleviliği öğrenmedik. Öncesi de var ama özellikle Cumhuriyet ile birlikte dayatılan bir asimilasyon var ki, sonuçları, yürütülen tartışmalarda da görüldüğü gibi, etkili oldu.”

‘Pîrlerimiz cemlerde Kürtçe konuşurlardı’

Cumhuriyetle beraber herkesin Türkçe konuşmaya zorlandığını ve bunun dilde kırılma yarattığını hatırlatan Pîr Mustafa Mısır devamında şunları söyledi: “Ayrım yapmak için söylemiyorum ama Kürt Alevilerin yaşadığı coğrafyaya baktığımızda, asimilasyon ile yaratılmak istenenlerin yükünü sırtlayan bir durum yaşanıyor. Yani kendisini yok sayan, karşıdakini var etmeye çabalayan bir bakış açısı oluşturulmuş ki, bunun inançla da bağı var. İnsana insan gözü ile bakan, karşıyı incitmeyen, kırmayan, Xızır’a inanan bir hoşgörü yoluna ikrar veren insanlarız. Bizim kuşaktakiler yedi-sekiz yaşında okula gitmeye başlayınca, Türkçe öğrenmek zorunda kaldı. Cemlerimize giderken, dilim döndüğü kadar hem Kürtçe hem de Türkçe konuşuyorum. Pîrlerimizin yüzde sekseni cemlerde Kürtçe konuşurlardı. Türkçe’nin dayatılmasıyla birlikte dilde bir kırılma yaratıldı. Bunun sonucunda Türkçe bilmeyen analarımızın torunları bugün Kürtçe bilmiyor. Tarihsel gelişme ve dayatlardan koparılmış ‘Alevilerin dili Türkçedir’ tartışması yürütüldü. ‘Bugün Aleviler yaşananlardan ötürü ağırlıkta Türkçe dilini kullanılıyor’ denilseydi, belki tartışmanın bir kıymeti olurdu. Ama tek dile sıkıştırmak yanlış ve haksızlıktır. Arap, Kürt, Türkmen Alevileri var. Eğer mesele Türklerin dili ile sınırlı olmuş olsaydı, o zaman bütün Türkler Alevi olurdu. Ya da mesele Kürtlerin dili ile sınırlı olsaydı, o zaman bütün Kürtler Alevi olurdu.”

Dilde kendini görebilmek

Kürtçenin baskı ve yasaklardan dolayı bir kırıma uğradığına işaret eden Pîr Mustafa Mısır şunları belirtti: “Toplu halde Kürtçeyi kullanmakta zorlanıyoruz, çünkü dilimiz kırılmıştır. Kabul etmek gerekiyor ki, genç kuşakta dil kırılmasının etkileri daha yoğun görülüyor. İnsanlarımız kendi dillerini kendi çocuklarına öğretmiyor ve onu kullanmaları için teşvik etmiyor. Oysa dil ve kimlik insanın anne ve babası gibidir. İnsanın anne babası gidince, bir daha geri getirebilir misin? Dil de öyledir, gidince bir daha onu getirmek zordur. Stockholm’da katıldığım bir erkanda Kürtçe yaptığım konuşmadan sonra bir canımız duygusallaşmış halde, gözü yaşlı gelip, sarılarak ‘Sen de babamın konuşma halini gördüm’ dedi. Yani yaşam da, dil de işte budur; bir deyişi, bir konuşmayı veya bir müziği dinlerken, kendinden olanı bulabilmek veya kendini görebilmektir. Dolayısıyla çocuklarımıza bu yaklaşımlar karşısında direnmeleri, kendilerini korumalarını öğretemezsek istediği kadar camiye veya cemevine gitsin, yetersizlikler çıkar. Çünkü insanın kendi kimliği ile varlığını, inancını ve kültürünü kabul etmeyen devlet politikaları böylesi bir sonuç geliştirdi. Yani bizler kendi dilimizi saklamak zorunda bırakıldık. Okula giderken ‘çabuk Türkçe öğren ki, Kürt olduğunu anlamasınlar’ diyorlardı. Geçmişte cemevlerimiz yoktu ama insanlarımız inancını koruyordu. Herkesin evi kendisi için cemevi işlevi görüyordu.”

‘Kürt’ten dede olmaz mı?’

Günümüzde Aleviliği Türklükle özdeşleştirmeye çalışan bir eğilimin olduğuna dikkat çeken Pîr Mustafa Mısır, son olarak şunları söyledi: “Türkmen Alevileri topluyor ve ‘Her şey Türk’tür’ diyorlar. Bu bir çarpıtmadır. Almanya Karlsruhe’de yürüttüğüm bir erkanda, gerçekleşen lokma paylaşımında yanımda oturan can’a nereli olduğunu sordum. Malatya Darıcalı olduğunu söyleyince, ben de ‘Tu Kurmancî?’ diye sordum, o da ‘Erê ez Kurmanc im’ dedi. Sohbetimiz sırasında, sonradan Gümüşhaneli olduğunu öğrendim bir can söze girdi; ‘Hem dede olacaksın, hem de Kürt’ dedi. Bu cahillik karşısında ben de, ‘Yani Afgan’ından olabiliyor, Arnavut’undan olabiliyor, Arab’ından olabiliyor da Kürt’ten dede olamaz mı?’ dedim. Daimi boşuna dememiş; ‘Ben beni bilmezdim hatır kırardım. Meğer ilmim noksan imiş bilmedim. Ben insandan başka ilah arardım. Meğer kamil insan imiş bilmedim.’ İnkarsız, asimilasyonsuz ve baskısız bir bakış açısı ile farklılığa ve çoğulluğa hoşgörü ile yaklaşmamız gerekiyor.”

* * *

İbadetin dili edeptir

CAN TV programcısı aynı zamanda sanatçı ve zakir olan Ali Sizer, Aleviliğin özgürlükçü ve çoğulcu bir özelliğe sahip olduğunu belirterek şunları anlattı: “Kürtlerin yaşadığı Adıyaman’da doğdum ve Kürt’üm. Annem Türkçe bilmiyordu. Babam Türkçenin yanısıra Osmanlıcayı da biliyordu. Ama bütün muhabbetlerimiz, özellikle belirtiyorum, Kurmancîydi. Çünkü inkar olduğu zaman, buna bir de baskı eklenince, seni inkâr eden o anlayışa karşı durmak bir sorumluluk ve zorunluluktur. Çünkü bu bir varlıktır ve bu bir hakikat yoludur. Sanat Alevi yolu temelinde yürütüldüğü zaman çok muhteşem bir şey oluyor. Mahsuni demiş, ’40 yıl yandım daha çiğsin dediler’. Bizde de öyledir, yani henüz tamamlanmadık. Saz Alevisi olmuşuz, söz Alevisi olmuşuz, ses Alevisi olmuşuz ama yol Alevisi olamadık henüz. Çünkü yolu belirlemek 21. yüzyılda çok zahmetli bir şeydir. Kapitalizmin ve faşizmin hortladığı bu dönemde bence bunlar bilmeden konuşulan şeylerdir. Alevilik sevgiyle beslenmiş, saygıyla kendini korumuş. İdamlar, yanmalar, yakılmalar, sürgünler yaşamış… Ama kendini bir şekilde kamufle edip geçmiştir. Aleviliğin adı çok değişti ama cismimiz aynı kaldı. İbadetin dili ise edeptir. İbadetin dili ne Türkçedir, ne Kürtçedir, ne Farsçadır, ne Arapçadır. Onu birilerine benzetmek ya da birilerine çekmek büyük bir faşizmdir. ‘Sen ibadetini benim dilimle yapacaksın’, ya da ‘sen ibadetini benim gibi yapacaksın’ gibi dayatmalar asla kabul edilmez. Bizim burada da Kurmancîdir. Kendimize göre gulbanglarımız, deyişlerimiz ve semahlarımız var. Ama konuyu Türkçe ile sınırlandıran kişilerin ifadeleri şaşırtıcı değil, çünkü öyle büyüdüler, öyle okudular. Üniversitede de öyle ders veriliyor. Saz dersleri dedikleri kurumlar var. Mesela bir sürü Alevi kurumu var. Alevi kurumlarının hiçbirinde ben Kürtçe bir nefesin öğretildiğini sanmıyorum, istisnadır. Ara ara belki olmuştur. Ama çok azdır ve yüzde 90’ı Türkçedir. Öyle olunca da tabii ki insanlar diyecektir ‘ibadetin dili Türkçe’dir’.”

* * *

Alevilik ‘tekçi’ bir forma indirgenemez

Yazar Gülfer Akkaya da tartışmalara dair şunları söyledi: “Ağırlıklı olarak sözlü aktarıma dayalı bir inanç ve yaşam biçimi olan Alevilikte anadilinin kullanılması özel bir önem taşır. Kadim ve kadıncıl Aleviliğin kuşaktan kuşağa aktarılmasında annelerin çocuklarıyla kurduğu ilişki bu inancın en temel sütunlarından birini oluşturur ve bu ilişkide anadili konuşulur. Ne devletler ne fetvalar ne patriyarka bunu bugüne dek engelleyememiştir. Çocuk inanca ve o inancın biçimlendirdiği yaşama ilişkin ilk bilgilerini okuldan, cemden, deyişlerden, gulbanglardan değil annesinden alır. Aktüel tartışmaya ilişkin işin esas bir diğer sorunlu yönü ise dil, ırk, cinsiyet, sürek olarak çoğulcu bir varoluşa sahip olan Aleviliği her ne gerekçeyle olursa olsun ‘tekçi’ bir forma indirgeme yaklaşımıdır. Tek tanrılı erkek egemen perspektifli inançların aksine Alevilik gücünü bu çoğulculuktan, kendisi olarak sürek’e katılabilme imkanından alır. Aleviliğin hakikat kapısını açan anahtar da tüm insanları, kurdu, kuşu, ağacı bir gören bu yaklaşımdır. Alevilikte ‘ibadet dili’, ‘ibadet yeri’, ‘ibadet şekli’ diye dayatılmış bir tekleştirici standart olamaz. İnancına şeriat gözüyle değil hakikat gözüyle bakar. Bazen bir ağaçtır ziyaretiniz, bazen bir tepe, bazen bir göze… Kurmancî veya Kirmanckî, Türkçe ya da Arapça, Farsça ya da Azerice, hatta Arnavutça ya da Almanca, İspanyolca ve Romanca, ‘yetmiş iki dil bizdedir’. Siyasi iktidarın tekçi dayatmalarının ülkeyi cehenneme çevirdiği bu süreçte, Aleviliğin ibadet dilini tek bir dile indirgemeye çalışmak ise başka türlü bir kırılmadır. Bir türlü kültürel hegemonya kuramamaktan yakınan Erdoğan’ın ekmeğine yağ sürmemek, her sözü, her davranışı bin kez düşünüp öyle söylemek gerek. Sonuç olarak Alevilik ne tek bir dile, ne tek bir ırka, ne tek bir cinse, ne tek bir coğrafyaya sığmaz. Her kim ki bu çoğulculuktan uzaklaşıp ‘Binbir sürek’i’ bire indirmeye çalışırsa yanlış yapar. Alevilerin yedi ulu ozandan biri olan Aşık Seyyid Nesîmî’nin dediği gibi: ‘Bende sığar iki cihan, ben bu cihana sığmazam.”‘

Yeni Özgür Politika

Turan Eser: Eserleriyle Yaşayan Bir Alevi Değeri

Geçtiğimiz yıl hayata veda eden Turan Eser, düşünceleri ve katkılarıyla Alevi toplumu için önemli bir figür olarak anılmaya devam ediyor. Fransa’nın Hayange kentinde düzenlenecek anma programı, Moselle Alevi Kültür Merkezi tarafından organize ediliyor ve Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu (FUAF) tarafından da destekleniyor.

Anma etkinliği, 30 Kasım Pazar günü saat 13.30’da Le Palace Sinema Salonu’nda gerçekleştirilecek. Programda, Oğulcan Eser’in açılış konuşmasının ardından “Hacı Bektaş Belgeseli”, “Bağlamanın Telinden” ve “İki Kapı Belgeseli” gösterimleri yer alacak. Ayrıca, “Dostlarının Dilinden Turan Eser” başlıklı özel bir bölümde, Eser’in dostları anılarını paylaşacak.

FUAF tarafından yapılan açıklamada, “Turan Eser canımızı, düşünceleriyle, emeğiyle ve yolumuza kattığı değerlerle sevgi, saygı ve minnetle anıyoruz” denildi. Tüm canlara çağrıda bulunularak, “Birlikte anmak, birlikte hatırlamak ve birlikte yaşatmak için bu anlamlı buluşmaya bekliyoruz” ifadeleri kullanıldı.

Turan Eser, yaşamı boyunca Alevi kurumlarının örgütlenmesine, inançsal diriliğe ve demokratik mücadeleye önemli katkılarda bulunmuş bir isimdir. Yazıları, konuşmaları ve inanç hizmetleriyle halkın vicdanında yer edinmiştir.

Anma programı, Turan Eser’in mirasını yaşatmak ve onun değerlerini paylaşmak adına önemli bir fırsat sunmaktadır. Etkinliğe katılımın yüksek olması bekleniyor.

DAD, Hakis köyünde cami inşasına karşı ziyaret gerçekleştirdi!

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Dersim’in Nazımiye ilçesine bağlı Hakis köyünü ziyaret ederek, burada cami inşa etme girişimlerine karşı duruş sergiledi. DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Alevi köyünde cami yapmanın kabul edilemeyeceğini belirterek, “Bu davayı sonuna kadar takip edeceğiz” dedi.

Hakis köylülerinden Mine Sarıçiçek, cami yapılmak istenen alanın geçmişte değirmen olarak kullanıldığını ve köy nüfusunun büyük çoğunluğunun Alevi olduğunu ifade etti. Sarıçiçek, “Alevi olduğumuz için bize bir dayatmada bulunuyorlar” diyerek durumu eleştirdi.

DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Dersim’de mekânsız bırakma anlayışının devam ettiğini vurguladı. Kete, “Devletin ötekileri olunca bu anlayışa devam ediliyor” şeklinde konuştu. Cami inşası yerine köylülerin su, yol ve sağlık ocağı taleplerinin olduğunu belirten köylüler, bu duruma karşı hukuki mücadele başlatmış durumda.

DAD, Hakis köyünde yaşananların, Dersim’deki kültürel ve inançsal soykırımın bir parçası olduğunu savunarak, Alevi inancının korunması için etkin mücadelesini sürdüreceğini ifade etti.

Ortak geleceğimiz için cesur adımlar atmalıyız!

DEM Parti Milletvekili Celal Fırat, Meclis Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına dikkat çekerek, cemevlerinin Alevilerin ibadethanesi olarak tanınması talebinin hâlâ yerine getirilmediğini vurguladı. Fırat, bu durumun yanı sıra, Selahattin Demirtaş ve diğer siyasi tutsakların serbest bırakılması gerektiğini belirtti.

Fırat, Alevi inancına yönelik baskılara ve devletin yarattığı belirsizliklere değinerek, Alevileri ötekileştiren politikaların, toplumsal barışa zarar verdiğini ifade etti. “İnsanın değeri doğumuyla değil, yaşamla kurduğu ilişkiyle belirlenir” diyen Fırat, bireylerin eşit haklara sahip olması gerektiğini savundu. Alevi inancının özünün, insanlığa dair ortak vicdanı temsil ettiğini hatırlattı.

Konuşmasında, Alevi toplumunun taleplerinin bir lütuf gibi görülmemesi gerektiğini dile getiren Fırat, bu taleplerin anayasal yurttaşlık hakkı olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Devletin Alevi toplumunun sorunlarını çözme iradesi göstermediğini belirten Fırat, demokratik bir müzakere ortamının oluşturulması gerektiğinin altını çizdi.

Fırat, “Sorunları çözmenin yolu Alevileri muhatap almak” diyerek, Alevi temsilcileri ile sürekli bir diyalog kurulması gerektiğini vurguladı. Farklı kimliklerin tanınmasının ve eşit yurttaşlık temelinde hakların teslim edilmesinin, ülkenin birliğini koruyacağını belirtti. Fırat, bu noktada cesaretle adım atılması gerektiğini ifade ederek, toplumsal barışın güçlendirilmesi için çağrıda bulundu.

Göppingen Cemevi’nde Panel: “Katliamların İzinde Tarihsel Yolculuk”

Göppingen Alevi Kültür Merkezi/Cemevi, 16 Kasım Pazar günü “Geçmişten Bugüne Katliamlar” başlıklı bir panel düzenleyecek. Etkinlik, saat 13.00’te cemevi salonunda gerçekleştirilecek.

Panelde, Araştırmacı-Yazar Erdal Yıldırım ve Aziz Tunç konuşmacı olarak yer alacak. Alevi toplumunun tarihsel belleğinde derin izler bırakan katliamlar, bu olayları mümkün kılan siyasal ve toplumsal mekanizmalarla birlikte tartışılacak.

Etkinlik, geçmişle yüzleşme, hakikat arayışı ve adalet talebini yeniden gündeme taşıyarak, Alevi toplumunun belleğini diri tutmayı amaçlıyor. Panel çağrısında, “Katliamlara ve katliamcı sisteme karşı mücadele için bir olalım, birlikte olalım” ifadeleriyle dayanışma vurgusu yapılıyor.

Zeynel Abidin Koç: PKK’nin çekilmesi barış yolunda önemli bir adım

Türkiye Alevi Federasyonu Başkanı Zeynel Abidin Koç, PKK’nin Türkiye’den çekilme kararını barış için atılmış önemli bir adım olarak değerlendirdi. Alevi örgütleri olarak barış sürecine destek sunacaklarını belirten Koç, Alevilerin bu süreçten dışlandığını ifade etti. Koç, PKK’nin kararının kalıcı barışın inşası için bir fırsat olabileceğini ve huzur ortamının oluşmasını sağlayacağını vurguladı.

Koç, barışın sadece silahların susmasıyla değil, eşit yurttaşlık hakkının tanınmasıyla sağlanabileceğinin altını çizerek, Alevilerin eşit yurttaşlık talebinin tüm topluluklar için geçerli olduğunu belirtti. Türkiye’de demokratikleşme sürecinin önemine değinen Koç, yeni bir anayasa sürecinin gerekliliğini ve bu süreçte vatandaşlık tanımının genişletilmesinin şart olduğunu ifade etti.

Alevi kurumlarının barış sürecine katkı sağlamak için istekli olduğunu dile getiren Koç, Alevi örgütlerinin fikrinin meclisteki komisyon tarafından dinlenmediğini, ancak bu durumun barış sürecine olan katkılarını azaltmadığını söyledi. Alevilerin taleplerinin çoğunun Türkiye’nin demokratikleşmesi ile ilgili olduğunu belirten Koç, Alevi örgütlerinin süreci yakından takip ettiğini ve destek vermeye devam edeceklerini kaydetti.

Koç, toplumsal barışın sağlanabilmesi için hükümetin öncelikle fikir ve vicdan özgürlüğünü teminat altına alması gerektiğini vurguladı. Türkiye’de insanların fikirleri nedeniyle tutuklanmaması gerektiğini belirten Koç, bu durumun toplumsal bir özgürlük hareketinin başlangıcını oluşturacağını ifade etti.

Zeynel Abidin Koç, Alevi örgütleri olarak Türkiye’nin her bireyinin huzurunun kendileri için önemli olduğunu ve bu nedenle tüm özgürlüklerin, ekonomik gelişmelerin Alevi mücadelesinin bir parçası olduğunu dile getirdi.

Dersim 37-38’i Unutmadık: Kefensiz Yatanlarımızı Saygıyla Anıyoruz

Dersim 1937-38 soykırımında yaşamını yitirenler, 15 Kasım 2025 Cumartesi günü Ankara’da anılacak. “Kefensiz Yatanlarımızı Anıyoruz!” başlığıyla gerçekleştirilecek etkinlik, Sümer 2 Sokak 29/3 Kızılay adresinde saat 14.00’te başlayacak.

Etkinliğin moderatörlüğünü Mustafa Karabudak yapacak. Kamil Ateşoğulları ve Çiğdem Camkıran’ın konuşmacı olarak katılacağı programda, Dersim soykırımının tarihsel boyutu, toplumsal hafızadaki yeri ve yüzleşme çağrısı ele alınacak.

Etkinlik afişinde yer alan “Dersim 37-38’i Unutma! — Xo Vira Meke! Ji Bır Meke!” çağrısı, soykırımda hayatını kaybedenlerin anısını yaşatma ve toplumsal hafızayı diri tutma vurgusunu taşıyor.

Anma programı, Ankara Dersimliler Derneği, Munzur Kültür ve Dayanışma Derneği, Varto Kültür Derneği gibi çeşitli Dersim kurumlarının ortak çağrısıyla düzenleniyor. Etkinlikte, Dersim’de katledilenlerin anısına saygı duruşu yapılacak ve “hakikatle yüzleşme” çağrısı yinelenecek.

Dersim Soykırımı’na Dikkat: Pir Seyid Rıza ve Arkadaşları Anılıyor!

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Malatya Şubesi, Dersim 1937-38 soykırımında katledilen Pir Seyid Rıza ve yol arkadaşlarını anmak amacıyla bir etkinlik düzenliyor. Anma programı, 15 Kasım Cumartesi günü saat 13.00’te, Yeşilyurt ilçesi Cemal Gürsel Mahallesi’nde bulunan DAD Malatya Şube konteynerinde gerçekleştirilecek.

Etkinlik afişinde “Pir Seyid Rıza ve Yol Arkadaşlarını Anıyoruz! Dersim Soykırımı 1937/38” ifadeleri öne çıkıyor. DAD Malatya Şubesi, bu etkinlikle birlikte Dersim halkına yönelik uygulanan imha ve sürgün politikalarına karşı tarihsel bir yüzleşme çağrısı yapıyor.

Anmada, Dersim’de yaşanan soykırımın Alevi toplumu üzerindeki derin etkileri ve toplumsal hafızadaki yeri tartışılacak. DAD Malatya Şubesi, bu anmanın halkların ortak acısına sahip çıkmak ve hakikat mücadelesini büyütmek adına önemli bir fırsat sunduğunu vurguladı.

Etkinlik, geçmişle hesaplaşmanın ve adalet arayışının bir parçası olarak, Dersim soykırımı ile ilgili toplumsal hafızanın güçlendirilmesine katkı sağlamayı amaçlıyor. Tüm ilgililerin katılımına açık olan anma, tarihsel gerçeklerle yüzleşmenin önemini bir kez daha hatırlatmayı hedefliyor.

Hüseyin Mat: AİHM kararları uygulanmalı, inanç özgürlüğü sağlanmalı

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Türkiye’ye yönelik kararlarının eksiksiz bir şekilde uygulanması gerektiğini vurguladı. Mat, devletin insan hakları ve hukuk standartlarına uyum sağlamasının önemine dikkat çekerek, “AİHM kararları, demokratikleşmenin ve toplumsal barışın ön koşuludur.” dedi.

Mat, AİHM’nin daha önceki kararları doğrultusunda zorunlu din derslerinin inanç özgürlüğüne aykırı olduğunu belirtti. Her bireyin kendi inancını yaşama ya da herhangi bir inanca bağlı olmama hakkının güvence altına alınması gerektiğini ifade ederek, zorunlu din derslerinin kaldırılması gerektiğinin altını çizdi.

Alevi toplumunun ibadethaneleri olan cemevlerinin yasal statüye kavuşturulmasının eşit yurttaşlık ilkesinin bir gereği olduğunu belirten Mat, “Cemevleri, Alevi toplumunun ibadethaneleri olarak tanınmalı ve tüm inançlara eşit muamele edilmelidir.” dedi. Devletin inanç alanındaki ayrımcı politikalara son vermesi gerektiğini vurguladı.

Mat, düşüncelerinden, kimliklerinden veya siyasal görüşlerinden dolayı tutuklu bulunan kişilerin serbest bırakılması çağrısında bulundu. “İfade özgürlüğü, adil yargılanma hakkı ve toplumsal barışın tesisi yönünde somut adımlar atılmalıdır.” diyerek demokratik hukuk devletinin temel ilkelerine dönülmesi gerektiğini dile getirdi.

Alevi toplumunun eşit yurttaşlık ve adalet taleplerinin hâlâ karşılanmadığını hatırlatan Mat, “AİHM kararlarının uygulanması sadece Alevilerin değil, tüm toplumun özgürlük mücadelesinin gereğidir.” şeklinde konuşarak, bu konudaki çağrısını yineledi.