Ana Sayfa Blog Sayfa 79

Dersim Tertelesi: Hakikat ve Yüzleşme Toplantısı Alzey Pir Sultan Abdal Cemevi’nde

Almanya’nın Alzey kentindeki Pir Sultan Abdal Cemevi, Dersim 1937-38 Tertelesi’nin 88. yılı dolayısıyla “Dersim Tertelesi: Hakikat ve Yüzleşme” başlıklı bir anma toplantısı düzenliyor. Etkinlik, 16 Kasım 2025 Pazar günü saat 15.00’te gerçekleştirilecek.

Toplantıda araştırmacı-yazar Kazım Gündoğan konuşmacı olarak yer alacak. Gündoğan, Dersim Tertelesi üzerine yaptığı belgesel ve araştırmalarla tanınıyor. Etkinlikte, 1937-38 yıllarında yaşanan soykırımın tarihsel, siyasal ve toplumsal boyutları ele alınacak; yüzleşme ve hakikat arayışının güncel önemi tartışılacak.

Pir Sultan Abdal Cemevi, anma toplantısına tüm canları davet ederek, Dersim Tertelesi’nin unutulmaması ve tarihsel adalet mücadelesinin sürdürülmesi gerektiğini vurguladı. Cemevi açıklamasında, “Yok edilmek istenen bir halkın, dilin ve inancın hafızasını diri tutmak, hakikatle yüzleşmenin ilk adımıdır” ifadelerine yer verildi.

Bu önemli etkinliğe Bone Ma Der Mannheim, Worms Cemevi, Ezidi Toplum ve Rhein-Main Dernekleri destek veriyor. Toplantıya katılmak isteyenler için etkinlik bilgileri: Yer: Pir Sultan Abdal Cemevi Alzey, Bahnhofstraße 26, 55232 Alzey; Tarih: 16 Kasım 2025 Pazar; Saat: 15.00.

Fransa’daki Alevi kadınlar, dayanışma ve güçlenme için eğitimde buluşuyor

Fransa Alevi Kadınlar Birliği, 14-15-16 Kasım tarihlerinde Dijon şehrinde 3 günlük bir eğitim kampı düzenliyor. Bu yıl altıncısı gerçekleştirilecek olan kamp, Fransa’nın farklı bölgelerinden kadınları bir araya getirecek. Katılımcılar arasında Sosyolog Dr. Latife Akyüz, Psikolog Elif Tuğçe Yiğit, FUAF Eşit Başkanı Semra Ayyıldız ve FUAF Diplomasi Komisyonu Sorumlusu Rozbi Demir gibi isimler yer alacak. Sunum ise Eva Özdemir tarafından yapılacak.

Kamp, “Söz Kadının, Sıra Bizde!” sloganıyla gerçekleştirilecek ve paneller, tiyatro gösterileri, atölye çalışmaları gibi çeşitli etkinlikler içerecek. Üç gün süresince katılımcılar, bilgi paylaşımında bulunacak, tartışmalar yapacak ve kadın dayanışmasının önemini vurgulayacaklar.

Fransa Alevi Kadınlar Birliği, kampın kadınların eşitlik mücadelesine katkı sağlayacağını belirtiyor. Gündüz etkinlikleri bilgi ve tartışma ile dolu geçerken, akşamları ise müzik ve kültürel etkinliklerle dayanışma ruhu pekiştirilecek. Bu kamp, yalnızca bir buluşma değil, aynı zamanda Alevi felsefesi ve özgürlük mücadelesinin bir yansıması olarak değerlendiriliyor.

Demokratik Toplum inşa sürecinde Alevilik ZEYNEL KETE

0

“Tarihi başlangıcında gizlidir. Başlangıcını çözemeyenlerin tarih bilgisi, tüm felaketlerin nedeni olan cehaletin de temelidir.”

Bu hakikatten hareketle; geçmiş, an ve gelecek diyalektik bir bağ içerisindedir.

Alevi inanç diliyle dersek: “Ezel ve ebed anda ikrarlıdır.”

Alevi toplumu, bu tarihsel hakikatten feyz alarak hem sorunlarını çözebilir hem de demokratik toplum inşasına katkı sunabilir.

Tarih, yalnızca geçmişi değil, şimdiyi ve geleceğe doğru akan insanlaşma sürecini de kapsar. Dolayısıyla, “Demokratik Toplum inşasında Alevilerin katkısı ne olabilir?” sorusunun cevabı, Alevi zihin dünyasının ve tarihsel hakikatinin bilince çıkarılmasıyla mümkündür. Alevilik, yüzyıllardır bu coğrafyanın vicdanı olmuş; adalet ve rızalık ekseninde bir yaşam felsefesi üretmiştir. “Demokratik Toplum” perspektifi ise, devlet merkezli olmayan, ahlaki ve katılımcı bir toplumsallığın yeniden inşasını ifade eder.

Bu iki damar Alevi bilgelik mirası ile Demokratik Toplum paradigması arasında köprü kurmak, Anadolu-Mezopotamya uygarlığının kadim demokratik geleneğini yeniden diriltmek anlamına gelir. İnsan türünün toplumsal gelişimi, uzun bir dönem boyunca hakimiyet ilişkilerine değil, dayanışmaya dayanmıştır. İnsan, doğayı bağrında büyüdüğü bir ana olarak belleğine işlemiş; kendisini onun parçası olarak görmüştür.

Bu tarihsel hakikatten hareketle diyebiliriz ki: İnsanlığın doğal biçimi demokratik toplumdur.

İktidar- devlet biçimleri öncesi döneme bugün “demokratik toplum” diyoruz.

Alevi literatüründe ise bu toplumsal forma “Rıza Toplumu” Toplum, doğayla ve birbirleriyle uyum içinde geliştiğinde, doğal olarak demokratik bir yapıya sahip olur.

Bu, Aleviliğin özündeki “birlikte var olma” felsefesinin tarihsel izdüşümüdür.

Alevilikte birey, toplum ve doğa arasında simbiyotik bir ilişki vardır; özne-nesne ayrımı yoktur.Bütün kâinat Hakk’ın varlığının sembolüdür; bu nedenle “Cümle Can” kavramı kullanılır.

Bilgelik, Özgürlük ve Ahlak

Alevi inanç dünyasının da kendine özgü bir kavram sistemi vardır: Hak, Rıza, Cem, İkrar, İrfan, Kemale ermek, Gönül Bağı, Cümle Can, Ocak, Heq, Cıvat, Pir, Mürşit, Ana Kadın, Dar u Dîdar… Bu kavramlar yalnızca inancı değil, aynı zamanda ahlaki, toplumsal ve felsefi anlamları ifade eder. Dolayısıyla demokratik toplumun kavramlarıyla Alevi zihniyeti arasında doğal bir paralellik vardır. Bu nedenle, demokratik toplum inşasında kullanılacak her kavram, Alevi inanç dünyasının tarihsel hakikatiyle ahlaki-politik bağ içinde yeniden düşünülmelidir.

 Demokratik Toplumun tanımı

Demokratik toplum, ahlaki-politik toplumun çağdaş formudur; yani komünal toplumdur. Toplumsal farklılıkların ikrarlık ve rızalık temelinde bir arada yaşadığı toplum biçimidir.

“Her toplumsal grup, etnik, kültür veya vatandaşlık kalıplarına mahkûm edilmeden; kendi kimliği ve kültürü etrafında özgürce var olabilir.Farklılıklar çatışmadan, birbirini zenginleştirerek bir arada yaşar.”

Bu tanım doğanın çeşitliliğiyle birebir örtüşür.Doğada tekçilik yoktur; uyum içinde milyonlarca kombinasyon vardır. Alevilikte bu anlayış “72 millete bir nazarla bakmak” şeklinde dile gelir. Yani demokratik toplum, Alevi literatüründeki Rıza Şehri’nin çağdaş biçimidir. Aleviler, demokratik ulus perspektifine katkı sunmak istiyorlarsa, tekçi anlayışlara karşı komün gücünü esas almalıdırlar.

Çünkü Rıza toplumu, Kırklar Meclisi ve demokratik toplum meclisi aynı hakikatin farklı tezahürleridir.

Alevilikle Demokratik Toplumun buluşması

Alevi zihniyetinde farklılıklar içinde birliğe ulaşmak hem ahlaki hem politik bir erektir.

“Rıza toplumu” dediğimiz şey, farklılıkların rızalıkla bir arada var olduğu toplum modelidir.Bu yönüyle Demokratik Toplum, Rıza Toplumu’nun günümüz dünyasındaki karşılığıdır. Aleviler tarih boyunca komünal, paylaşımcı, özyönetimci topluluklar olarak yaşamışlardır. Bu deneyim, demokratik toplumun “yerel meclisler, komünler, öz örgütlenme” anlayışıyla birebir örtüşür.

Alevilikteki İrfan, Kemalet, Gönül Bağı, Cümle Can, Ocak kavramları demokratik toplumun etik değerleriyle doğrudan ilişkilidir. Kamilleşen, irfan sahibi her “can”, demokratik insanın özünü temsil eder.

Ocak Sistemi: Alevilik Hafızası ve Komün Geleneği

Ocak sistemi, toplumun doğuşuna, temel bilincine ve inanç kavramlarının gelişimine dayalı bir örgütlenme biçimidir. Sağlıklı bir toplumun dayanağı, doğal çevreye ve kadın gücüne yaslanır. Bu yönüyle her Alevi ocağı, kendi tarihsel hafızasını ve komünal değerlerini güncellediğinde, demokratik toplum inşasına güçlü katkı sunar.

Ocak sisteminde hiyerarşi yoktur; dikey değil, dairesel bir örgütlenme modeli esastır.

Otorite toplumsal faydaya dayalıdır. Bu nedenle Ocak sistemi, demokrasinin prototipi olarak görülebilir. Kadın pirlerin, ana ocaklarının ve “Mürşid-i Kâmil” figürlerinin varlığı, kadın özgürlükçü paradigmayla doğrudan örtüşür. Çünkü Alevilikte “Kadın Hak kapısıdır, varlığın nedenidir.”

Cumhuriyet modernitesinin tekçi ulus-devlet anlayışı, Rıza toplumunun komünal değerlerini yok etmiştir.Alevilerin demokratik topluma katkı sunabilmesi için bu zihniyetle hesaplaşması ve komünal direnişçi Aleviliği esas alması gerekir. 

Ahlak, Bilgelik ve Politik Eylem

Demokratik toplumun özünü ahlaki-politik toplum anlayışı oluşturur.

Ahlak burada bireysel değil, toplumsal bir bilgelik biçimidir.

Alevilikte bu, “kemalete ermek”, “üryanlaşmak”, “irfanlaşmak” ve “gönül birliği” olarak ifade edilir.Bir can kemale erdikçe, bilgeleştikçe, üryanlaştıkça topluma katkısı artar.

Bu nedenle diyebiliriz ki: “Demokratik topluma yarar veren her can, yarı yarıya ahlaktır.” Demokratik toplum; iyilik, doğruluk, güzellik ve özgürlükle ilişkiliyken, Rıza toplumu; irfan, kemalet ve gönül bağıyla ilişkilidir.

Alevi inancında 72 milletin bir araya gelerek 73’üncü milleti oluşturduğu söylemi vardır. 73 milletin oluşturduğu topluma demokratik toplum (Rıza toplumu) diyebiliriz.

ilk yeni yaşam gazetesinde yayınlanmıştır

Şimdi de Şam’ın Alevi Kadem mahallesi MİHHRAÇ URAL

Kadem, adeta bir sürgün mekânı hâline gelmiştir; buradaki insanlar, doğdukları ve büyüdükleri yerlerden alınarak Sahil bölgesine zorla yerleştirilmeye çalışılmaktadır. Somariya’dan sonra Kadem’e yönelen bu uygulama, demografik yapının değiştirilmesi uygulamasının tipik bir pratiğidir.

Somariya Mahallesi’nden zorla çıkarılan Aleviler bu kez ikinci büyük mahalleleri Kadem’den sürgün dayatmasıyla karşı karşıya kaldılar. Kadem, yoksulların evidir; askerî ve sivil ortak yaşamın, kader birliğinin mekânıdır. Beşşar Esad’ın çekilmesiyle geride kalan bu mahalleler ölümle yüz yüze kaldılar. Oysa bu mahallelerin tek derdi, güvenlik ve ekmek kavgasıdır. Ancak bu insanların Alevi olması kıyıma tabi tutulması için yetiyordu.

İlk girişimler aylardır sürüyor. Terör şebekelerinin iktidarı gasp ettikleri ilk aylarda kıyım başladı. Kadem’in Annazi mahallesinden bir Alevi aile esir alınıp öldürüldü, Colani’nin çeteleri cesetleri bir kenara atarak bu cürümlerini açıkça ilan ettiler. Bu, iktidarı alır almaz yaptıkları vahşetti. Bu kıyım, sonraki toplu kıyımların bir işaretiydi.

Cihatçı terör şebekeleri, Hama’daki 23 Alevi köyü ele geçirip halkını Sahil bölgesine sürdü; köylerin isimlerini de değiştirmeye başladılar. Örneğin Erzi köyünün adı değiştirilerek Hattap el Cedid konmuştur -Hattap Arapçada Ömer el-Hattap’a atıf yapar ve bu isim değişikliği Alevilere karşı seçilmiş bir tercihtir. Buradan anlaşılıyor ki, kıyılacaklar, parçalanacaklar ve doğdukları yerlerdeki yaşamdan zorla koparılıp toplu sürgünlerle atalarının doğduğu yerlere sürgün edilecekler.

Kadem, adeta bir sürgün mekânı hâline gelmiştir; buradaki insanlar, doğdukları ve büyüdükleri yerlerden alınarak Sahil bölgesine zorla yerleştirilmeye çalışılmaktadır. Somariya’dan sonra Kadem’e yönelen bu uygulama, demografik yapının değiştirilmesi uygulamasının tipik bir pratiğidir. Ama bu kolay olmayacak; halk direnecek, tepki gösterecek ve sonucu ise bu tepkiler belirleyecektir.

Şam’ın Kadem (Arapça: القدم -al-Qadam) mahallesi, Suriye’deki Alevi toplumuyla tarihî ve kültürel bağlarıyla bilinen önemli bir yerleşim yeridir.

Kadem, Şam’ın güney banliyölerinde yer alır. Şam’ın tarihî merkezine yakın olmasına rağmen kendine özgü bir kimliği vardır. “Kadem” Arapça’da “ayak” anlamına gelir; isminin, bölgede bulunan ve Hz. Hüseyin’in başının defnedildiği rivayet edilen bir türbeden (Makberet-ür-Rasul) geldiği inancı yaygındır. (Bununla birlikte Şii inanç çerçevesinde Hz. Hüseyin’in başının Emevi Camii’nde bulunduğu ve daha sonra Necef’e götürüldüğü kabul edilir; yine de Kadem bu kutsal yere atfen anılmaktadır.)

Kadem, uzun yıllardır özellikle Lazkiye kırsalından göç eden Aleviler için önemli bir yerleşim ve ticaret merkezi olmuştur. Mahalle, Suriye’deki Alevi toplumunun önde gelen figürlerine, ailelerine ve iş insanlarına ev sahipliği yapmıştır; bu durum mahalleye özel bir sosyal ve siyasal önem kazandırmıştır. Kadem, Alevi nüfusun yoğunluğu nedeniyle Şam genelinden farklı bir kültürel ve dinî karakter sergiler; burada Alevi inancına ait ibadethaneler ve toplanma mekânları bulunmaktadır.

Kadem, Suriye İç Savaşı’nda stratejik bir konuma sahip oldu. Savaşın erken dönemlerinde, Şam merkezine yakınlığı ve Alevi nüfusu nedeniyle muhalif grupların hedeflerinden biri hâline geldi. Özellikle 2012–2013 yıllarında mahalle ve çevresinde yoğun çatışmalar yaşandı.

Kadem, Şam Havaalanı’na giden ana yol üzerinde yer alır; bu yol devlet için hayati bir ikmal hattıdır. Muhaliflerin Kadem’i denetlemesi, yönetimin başkentle havaalanı arasındaki bağlantısını koparma potansiyeline sahipti. Bu nedenle bölge, devlet güçleri açısından koruma altına alınması gereken stratejik bir nokta hâline geldi ve savaş sırasında mahalle ağır hasar gördü.

Suriye’de savaşın 2018’de sona ermesiyle birlikte Kadem’de hayat yavaş yavaş normale dönüyordu. Ağır hasar gören binaların onarımı ve altyapının yeniden inşası devam etti. Mahallenin demografik yapısı savaş sırasında değişikliğe uğramış olsa da hala Alevi toplumuyla olan güçlü bağlarını korumaktadır. Kadem, Suriye’deki Alevi toplumunun tarihi varlığının, Suriye İç Savaşı’ndaki mezhepsel dinamiklerin ve stratejik mücadelenin somut bir örneğidir. Tarihi kimliği ve savaştaki rolü nedeniyle Suriye’nin modern tarihinde özel bir yere sahiptir. Bu özelliğiyle bugün iktidarı ele geçirmiş olan Colani ve onun şebekeleri tarafından intikam almak için ellerinden ne gelirse onu yapmaya çalışıyorlar. Savaş, mahallenin başarılı atılımlarıyla kazanılmış, yeniden inşa dönemine girilmiştir. Ancak Colani’nin terör şebekeleriyle yönetim ele geçirildiğinde ikinci kez savaş dayatıldı ve terör yönetiminin ölüm aygıtı mahallenin üzerine çökmeye başladı. İktidar olmanın verdiği avantajla terör şebekeleri tarafından boğulmaya başlanan Kadem halkı direnmeye, ölümü göze alarak yerleştiği yerlerde kalmaya, Sahil bölgesinden yardım almaya devam edecektir.

Kadem’de doğan, üç kuşaktır oraya yerleşik bulunan insanların yurdu şimdi bu özgünlükten koparılarak Sahil bölgesine itiliyor. Somariya’dan koparılan insanlar, bu kez Kadem’den koparılmaya mahkum ediliyor. Elinde silahı, direnebilecek bir aracı olmayan bu insanların, kendini devlet ilan eden terörist şebekelere karşı direnişi çok zorlu ve bedeli ağır olacak. Bu halk, örgütlü silahlı güçlere karşı yurtları olan Kadem’de tutunmaya çalışacaklar. Terör şebekeleri Somariya’yı boşalttığı gibi Kadem’i de boşaltmaya çalışacak. Ama zorbalıklara karşı her araçla mücadele edilecektir. Kadem’de doğan Kadem’i savunacak; bu onun yurdudur, demografi değişikliklerine asla izin vermeyecektir.

Dünya Somariya tehcirini yakından biliyor. İkinci kez Kadem tehciri olmayacaktır. Dünya ve insanlık bilinci buna müsaade etmeyecektir. Suriye yeterince kanlı kıyımları yaşadı.  Bundan sonra evinde oturmuş, itirazı olmayan, uğradığı haksızlığa karşı direnmekten başka sorunu olmayan insanların kanı akıtılamayacaktır. Alevilik kan akıtmaya karşı her zaman dirençli olmuştur. Kan akıtmanın Alevi inancında yeri yoktur. Alevinin, kendisine saldırmayan, toprağına ilişmeyen hiç kimseyle sorunu olmaz. Bu açıdan bakınca kanlı kıyım isteyen terör şebekeleridir. Colani ve tayfası inançları gereği kan dökmek isterler. Kanlı kıyımı isteyen, bunu şarkılarla ufacık çocuklara aşılayan Colani, bu kez Kadem’de oturan Alevi halka karşı harekete geçecektir. Ancak Alevi halkı doğup büyüdüğü bu mahalleyi asla Colani ve çetesi olan katillere teslim etmeyecektir.

özgür politika gazetesi

Korkudan Değil, Umuttan Yana Olmak ÖZGÜR DEMİR

Bu ülke çok şey yaşadı.

Korkunun, sessizliğin ve adaletsizliğin gölgesinde yıllar geçti.

Bir toplumun vicdanı, bir ülkenin adalet terazisi bu kadar uzun süre bu kadar ağır sınavlardan geçmemeliydi.

Ama geçti.

Ve biz hâlâ buradayız.

Konuşuyoruz, sorguluyoruz, vazgeçmiyoruz.

Bugün, yıllardır cezaevinde bulunan siyasetçiler, gazeteciler ve farklı düşüncelerden insanlar için toplumun özgürlük ve adalet beklentisi yeniden yükseliyor.

Toplumun en temel talebi, hukukun üstünlüğünü merkeze alan bir anlayışın oluşmasıdır.

Sayın Selahattin Demirtaş ve Sayın Figen Yüksekdağ başta olmak üzere, yıllardır cezaevinde tutulan siyasi tutsakların özgürlüklerine yönelik atılan adımlar, Türkiye’nin demokrasi mücadelesi açısından son derece önemlidir ve umut vericidir.

Ne var ki, demokrasi halen zorunlu ve baskıcı bir yaklaşımın gölgesinde işlemektedir.
Bu adımlar, bireylerin değil, toplumun tüm kesimlerinin hukukun üstünlüğüne ve demokratik değerlere olan özlemini hatırlatmaktadır.

Son dönemde yaşanan gelişmeler, toplumsal barışın güçlenmesi açısından önemli bir eşikte olduğumuzu gösteriyor.

Toplumsal barış ve kardeşliğin konuşulduğu bugünlerde, siyasetin katı sınırlar ve zorlamalar üzerinden değil, gerçek demokratik kanallarla işletilmesi büyük önem taşımaktadır.

Bu süreç, toplumun demokrasiye olan inancını güçlendirecek ve umut iklimini büyütecektir.

Artık kimse, “hukukun üstünlüğü” kavramını süs cümlesi olarak duymak istemiyor.
İnsanlar adaletin sesini sadece mahkeme salonlarında değil, hayatın her yerinde duymak istiyor.

Bugün ülkenin her yanında yükselen sessiz bir istek var:

Artık yeter.

Yeter; adaletsizliğe, ötekileştirmeye, korku iklimine, sessizliğe zorlanmaya.
İnsanlar özgürlük istiyor.

Sözlerini söyleyebilmeyi, fikirleriyle var olabilmeyi, yanlışları dile getirdiğinde düşman ilan edilmemeyi istiyor.

Bu istek tehlikeli değildir; aksine bir ülkeyi ayağa kaldıran şeydir.

Çünkü umut hâlâ burada.

Her sabah biraz daha büyüyen, her haksızlık karşısında biraz daha güçlenen bir umut bu.

Gerçek değişim, en çok da susmayanların kararlılığında yeşerir.

Ve bugün bu ülkede, adaleti talep eden herkesin sesi, artık yankılanan bir çağrıdır.

Adalet talep etmek suç değildir.

Tam tersine, bir halkın onuruna sahip çıkmasıdır.

Türkiye’nin geleceği, özgürlük ve adalet talebini kararlılıkla savunanların direnci ve ısrarıyla şekilleniyor; bu süreç, umudun yeniden yeşermesi için kritik bir eşiktir.

Çünkü biliyoruz:

Bir gün adalet gerçekten yerini bulacak.

O gün geldiğinde bu ülke nefes alacak.

Devletin ‘100 yıllık resmi‘ ‘Alevi Raporu’! CEMAL TURAN

1

“Aslını inkar eden haramzadedir.“ Hz.Ali

Aleviler asırlardır yaşadıkları badirelere rağmen, inançlarını sürdürmeye devam ediyor. 16. Yüzyılda ‘Celali isyanları‘ adı aldında yok etme girişimi, 1826 yılında II. Mahmud’un Bektaşi Tarikatlarına el koyması ve başına Nakşi şeyhlerini ataması,  30 Kasım 1925’te Dergah,  Tekke ve Zaviyelerin yasağı ile 1937-38’de Dersim’deki kıyımda Alevi ocaklarının dağıtılma girişimleri, 2 Temmuz 1993 Sivas Katliamı gibi olaylar söz konusu badirelerden bazılarıdır.

102 yılı geride bırakan Cumhuriyet, kimi zaman açık baskı, kimi zaman ise çok yönlü asimilasyon çarkı ile Aleviliği yok etmeye çalışmıştır. Cumhuriyetin ilkeleri (Atatürk ilkeleri) arasında kabul edilen ‘Laiklik’ ise sadece Müslüman-Hanefi mezhebi için geçerli kılınmıştır. Zaten 3 Mart 1924’te kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı ile de ‘sözde laiklik’in temelleri atılmış, ardından Tekke, Dergah ve Zaviyelerin yasağı ile özünde Alevilik resmen de yasak edilmiştir.

Devlet Kürtleri ve azınlık halkları Türk saymasının yanı sıra Alevileri de ‘Horasan’dan gelen Türkler ve hakkiki Müslümanlar’ olarak kodlayarak, Aleviliği inkarın yanı sıra yok etmeye de yönelmiştir. Tarihi süreci uzatmamak amacıyla tarihçi Mehmet Bayrak’ın çok yerinde söylediği-yazdığı, “devlet aklı resmi planda ret ve inkarcı,  gizli planda ise itirafçı ve kabulcu“ tesbitiyle tarihi alıntılardan bugüne gelelim.

Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve asimilasyon

Evet, bunca badireye rağmen yok edilemeyen Aleviliğin başına zaman zaman yeni çoraplar örülmeye çalışılıyor. AKP iktidarı, 2010’lu yıllarda ‘Alevi açılımı‘ adıyla çeşitli çalıştaylar yaptı, istediği sonucu alamayınca da bunları rafa kaldırdı. Ardından AKP-MHP iktidarı Kasım 2022 yılında Kültür Bakanlığına bağlı ‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarak, yeni bir Alevi asimilasyon mekanizmasını devreye koydu. Bu kurumla Alevileri içerden bölme girişimini ise hızlandırdı.

Bazı kesimler, Cemevi Başkanlığı’nın kurulmasıyla ‘Devletin Aleviliği resmen kabul ettiğini’ iddia etmesi, sadece manipülasyondan ibarettir. Nasıl TRT6 kurulduğunda bazı kesimler, ‘Devlet Kürtçeyi resmen tanıdı’ demesinin gerçekçi olmadığı gibi. TRT6’in kurulduğu 2008’den bu yana Kürtçenin yasallaşmadığı bir gerçek, hatta Meclis’te hala ‘bilinmeyen dil’ veya ‘X’ diye tanımlanması da yakın zamanda gündem olması ise herkesin bildiği bir gerçek.

Şimdi gelelim, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi eski Başkanı Ali Rıza Özdemir öncülüğünde kurulan Alevi-Bektaşi Güç Birliği Platformu’nun hazırladığı ‘Alevi Raporu’na. Alevilerden oluştuğu iddia edilen 167 kurum ve kuruluşun imzasını taşıyan rapor, Aleviliği kabul ediyormuş gibi yapıyor, ancak devletin resmi görüşü olan kabul değil, şimdiye kadar yapılan inkara, yeni bir tarif kılıfı giydirmeye çalışıyor.

Rapor, “Alevi-Bektaşi Güçbirliği Platformu, Alevi-Bektaşi toplumunun görüş ve beklentilerini devlet yetkililerine sunmak üzere bir rapor hazırladı“ diyerek giriş yapıyor. Son cümle olarak da, “Alevi toplumunun talepleri siyaset üstüdür; bu bir millet ve devlet meselesidir” diye kapatıyor. ‘Alevilerin talepleri siyaset üstüdür‘ diyerek, allayıp, puladıktan sonra; baştan sonra yaptıkları ucuz siyasetle Alevilerin yeniden 100 yıllık cenderenin içinde kalmasını istiyorlar.

Rapordan bir kaç alıntı ile ne demek istidiğimi açıklık getireyim; Alevi-Bektaşi Güçbirliği Platformu ilk 4 madde ve vatandaşlık maddesi korunması gerektiğini vurguluyor ve yeni anayasa tartışmalarına da işaret ederek şunları sıralıyor: ‘Anayasanın ilk 4 maddesi ve 66. maddesi korunmalı‘, ‘Türk milli kimliği esas alınmalı‘, ‘Etnik ve mezhepsel tanımlara yer verilmemeli‘, ‘Eğitim dili Türkçe olmalı‘… Dedikten sonra da ‘Eşit yurttaşlık‘ maskesini takacaksın.

Anayasanın 5 maddesinin değişmezliğini savunmak, siyaset üstü mü olunuyor! Bu maddelerle aslında raporun Alevi asimilasyonunun sürdürülmesinin yanı sıra Kürt sorunu ile de dirkt ilgili olduğu açıktır. Barış ve Demokratik Toplum sürecinin başladığı bugünlerde bu raporun, başkaca da amacını ortaya koyuyor. ‘Tek, tek…‘ siyasetinin devamı. Aleviler arasında yakın zamanda yapılan ‘Alevilerin ibadet dili‘ tartışmalarına da biçim vermeye çalışıyor. Ancak, Alevilik çok dilli bir inançdır, tek bedene sığmaz.

Bu raporu hazırlayanlar, yüzyıldır devrede olan halkların, inançların inkarını, imhasını isteyen mantıktır. Kendileri Alevi kökenden gelmiş olabilirler. Asıllarını inkar eden haramzadeler olabilirler. Ancak, önemli oranda Alevi, tarihsel gerçekliğini biliyor ve bu zihniyete pirim vermeyecektir.

Raporun, Alevilerin bazı taleplerini kendi talepleriymiş gibi sıralamaları ise kendilerini meşrulaştırma girişiminden başka bir şey değildi. Aleviliği “İslam’ın özü“ olarak kabul ettikten sonra, kuruluş amaçlarını ise şöyle sıralanıyor; “Devlete Alevilik konularında doğru muhatap oluşturmak, Alevilerin taleplerini devlet yetkililerine ve Türk toplumuna doğru şekilde anlatmak ve Aleviler ile Sünniler arasında milli birlik ve beraberliği pekiştirmek.“ Bu söylemlerle de ‘Cami, Cemevi birlikteliği‘ projesine yeni alan açılmaya çalışılıyor.

Platform raporda, 167 olan bileşenini, “2026 yılı sonuna kadar bu sayıyı 600 ile 750 bandına oturtmayı hedefliyor. Nihayetinde ise Alevi-Bektaşi toplumunun makul çoğunluğunu temsil noktasında söz sahibi olmayı amaçlıyor.“ Diyerek, mevcut Alevi örgütlülüğüne meydan okuyor.

“Platformun hazırladığı raporda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin son dönemde attıkları adımlar önemli ve değerlidir“ diye ifade edilerek, iktidarın hazırlamakta olduğu söylenen değişikliklere ilişkin de ‘resmi zemin‘ hazırlanıyor.

Bu raporda gösteriyor ki, devlet ve devletle iltisaklı kurumumların hazırlamakta olduğu ‘Alevi açılımı, çalışması‘, Alevileri yeni açmazların içine sürükleyecek. Çoğulculuk üzerine şekillenerek günümüze gelen Alevilik şimdiye kadar dar kalıplara sığdırılamadı, bundan sonra da sığdırılamaz. Ancak Alevilerin devşirilmesi, asimilasyona uğratılması ise devam ediyor. Bu konuda ocaklar, inanç önderleri, kurum yöneticileri doğru bir tartışma ve stateji ile bu dalgaya karşı dalga kıran oluşturabilir. Başta yazdığım Hz.Ali’nin “Aslını inkar eden haramzadedir“ sözünü inkarcılara hatırlatarak ve çocukluktan itibaren bize öğretilen “eline, beline, diline sahip ol“ özüne sadık kalma dileğiyle…

 

Alevi örgütleri ve muhtarlar iki bölgede bir araya geldi

Doğu ve Güneydoğu Anadolu Alevi Örgütleri ve Muhtarlar Toplantısı, ilk olarak Maraş’taki Tilkiler Köyü Cemevi’nde, ikinci olarak ise Antep’teki Yunus Emre Cemevi’nde gerçekleştirildi. Toplantılar, Alevi örgütlerinin bölgedeki sorunları ve inanç merkezlerinin güçlendirilmesi konularındaki çalışmalarını ele almak amacıyla düzenlendi.

Tilkiler Köyü Cemevi’nde düzenlenen ilk toplantının moderatörlüğünü Eren Ovayolu üstlenirken, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz ve çeşitli Alevi derneklerinden temsilciler katıldı. Antep’teki ikinci toplantıda ise yine benzer isimler bir araya gelerek bölgedeki Alevi toplumu için önemli konuları masaya yatırdı.

Toplantılarda, bölgede yürütülen örgütlenme çalışmaları ve yerel inanç kurumlarının güçlendirilmesi üzerine yapılan değerlendirmelerde, Alevi toplumunun hak mücadelesinde birlik ve dayanışma vurgusu ön plana çıktı. Katılımcılar, ortak akıl ile hareket etmenin önemine dikkat çekerek, yerel sorunların çözümünde dayanışmanın gerekliliğini ifade ettiler.

Bu buluşmalar, Alevi toplumu için önemli bir adım olarak değerlendiriliyor ve bölgedeki Alevi örgütlerinin güçlenmesi için ortak hareket etme kararlılığını ortaya koyuyor.

Avustralya Alevileri 32. Abdal Musa Festivali’nde bir araya geliyor

Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu, Avustralya Toplum Konseyi ve Dandenong Alevi Kültür Merkezi, 16 Kasım’da 32. Abdal Musa Festivali’ni düzenliyor. Festival, Coburg Gölü Koruma Alanı’nda 11.00-18.00 saatleri arasında gerçekleştirilecek.

1993 yılından bu yana süregelen festival, bu yıl da Melbourne ve diğer şehirlerden gelen Aleviler ile farklı kültür ve inanç topluluklarından binlerce katılımcıyı ağırlamayı hedefliyor. Katılımcılar, zengin bir kültürel mirası paylaşma fırsatı bulacaklar.

Festival boyunca deyişler, türküler, Aborjin müziği, semah, halaylar ve geleneksel yiyecekler gibi birçok etkinlik yer alacak. Ayrıca çocuklar için özel aktiviteler düzenlenecek ve Abdal Musa adına tığlanan lokma paylaşılacak.

Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu, sosyal medya üzerinden festival çağrısında bulunarak, katılımcıları müzik, dans, sergiler ve lezzetli yiyeceklerle dolu bu kültürel şöleni paylaşmaya davet etti. Alevi toplumunun zengin çeşitliliğini kutlamak için herkesin davetli olduğu vurgulandı.

Bielefeld ve Rheda-Wiedenbrück’te Alevilik Sempozyumu ve Konseri Gerçekleşti

Bielefeld ve Rheda-Wiedenbrück Alevi Kültür Merkezleri, 2 Kasım 2025 tarihinde Bielefeld’deki Kultur- und Kommunikationszentrum Sieker’de düzenledikleri “Alevilik Sempozyumu ve Konseri” etkinliğiyle Alevilik hakkında derinlemesine bir tartışma ve kültürel paylaşım imkanı sundu. Etkinliğe yüzlerce kişi katıldı ve Alevilik inancının felsefi, tarihsel ve sosyal boyutlarına dair önemli sunumlar gerçekleştirildi.

Sempozyumda, Alevi ocak ve dergâhlarının işlevleri, analık ve dedelik gibi kavramların toplumsal önemi ele alındı. Gazeteci Hüsnü Mahalli, yazar Kemal Bülbül, AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat ve diğer önemli isimlerin katıldığı oturumlarda, Alevi örgütlenmesi ve medyasının rolü hakkında kapsamlı tartışmalar yapıldı. Moderatörlüğünü Birsen Temir Saraç’ın üstlendiği etkinlikte, katılımcılar Alevilerin toplumsal ve siyasal hayattaki yerini yeniden değerlendirme fırsatı buldu.

İlk konuşmayı yapan Rheda-Wiedenbrück Alevi Kültür Merkezi Başkanı Cihangir Altunöz, etkinliğin önemine vurgu yaparak, toplumsal özgürlük mücadelesinde yaşamlarını yitirenleri anmak için bir dakikalık saygı duruşu çağrısında bulundu. Ardından Bielefeld AKM Başkanı Murat Türker, Alevilerin örgütlenmesine dair güçlendirme mesajları verdi. AABF İnanç Kurulu Başkanı Hasan Ali İçlek Dede, Alevi inancının temel unsurlarını ve gelecek nesillere aktarımını anlatan bir sunum gerçekleştirdi.

Etkinliğin ilerleyen saatlerinde AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat, Alevi hareketinin tarihsel gelişimi ve günümüzdeki durumu hakkında bilgi verirken, Alevilerin kurumsal yapılarını güçlendirmeleri gerektiğini vurguladı. Konuşmalar, Alevi toplumu içindeki farklı kesimlerin bir arada bulunmasının önemine dair mesajlarla devam etti. Konferansın sonunda, Sadık Gürbüz, Hacı Bolat ve Pınar Aydınlar gibi sanatçıların sahne aldığı konserle birlikte katılımcılar, Alevi kültürünün zenginliğini ve dayanışma ruhunu bir arada yaşadı.

Can Dündar, Kiel Alevi Toplumu’nda Türkiye’nin Geleceğini Tartışacak

Kiel Alevi Toplumu, ünlü gazeteci ve yazar Can Dündar’ı konuk ederek “Türkiye Nereye Gidiyor?” başlıklı bir panel düzenliyor. Etkinlik, 9 Kasım 2025 Pazar günü saat 14.30’da Alevitische Gemeinde Kiel e.V. Cemevi’nde gerçekleşecek.

Panelde, Türkiye’deki güncel siyasal gelişmeler, demokrasi, ifade özgürlüğü ve toplumsal değişim gibi önemli konular ele alınacak. Katılımcılar, Dündar’ın deneyim ve değerlendirmelerini dinleyerek, Türkiye’nin mevcut durumu hakkında bilgi sahibi olma fırsatı bulacak.

Etkinlik sonunda Can Dündar’ın kitapları temin edilebilecek ve katılımcılarla imza buluşması gerçekleştirilecek. Kiel Alevi Toplumu, bu anlamlı etkinlikte tüm dostları aralarında görmekten mutluluk duyacaklarını ifade etti.

Etkinlik yeri: Alevitische Gemeinde Kiel e.V., Preetzer Straße 300, 24147 Kiel. Tarih: 09 Kasım 2025, Pazar. Saat: 14:30.