Ana Sayfa Blog Sayfa 832

Şubat ayında en az 10 kadın katledildi

JINNEWS Şubat Ayı Kadınlara Yönelik Şiddet çetelesini yayınladı. Deprem gündeminden şiddettin basına fazla yansımadığı belirtilen rapora göre, Şubat ayında en az 10 kadın, 2 çocuk katledildi

JINNEWS her ay yayınladığı kadına yönelik şiddet çetelesini yayınladı. Buna göre depremin yaşandığı Şubat ayında en az 10 kadın, 2 çocuk katledildi, 10 kadın şüpheli şekilde hayatını kaybetti.
Kurdistan ve Türkiye’den basına yansıyan olaylardan hazırlanan ve Yeim Oruç tarafından derlenen raporda, özellikle cezasızlığın şiddeti arttırdığı belirtildi.

Faillerin çoğu ‘tanıdık’

Raporda, 3 kadın katledilme girişimine uğradığı belirtilerek, katledilen kadınlardan 3’ü boşandığı, 2’si evli olduğu, 1’i babası, 1’i kardeşi, 1’i arkadaşı olan erkek tarafından katledildiği belirtildi. 2 kadının failinin yakınlık derecesi bilinmezken, yine faillerden biri boşanma aşamasındayken kadını katletti, bir diğeri hakkında da uzaklaştırma kararı bulunuyordu.

En çok ölüm İstanbul’da

Yine çetelede illere göre verilen bilgilerde, İstanbul 2, Adana 1, Aydın 1, Manisa 1, Samsun 1, Antalya 1, Kocaeli 1, Ankara 1, Konya 1 kadının katledildiği belirtildi.

Erkek devlet erkek yargı

Şiddet çetelesinde ayrıca yargı kararlarına da yer verilerek, cezasızlığa dikkat çekildi. Yargı örneklerinin yer aldığı raporda, Wan’ın İpekyolu ilçesinde 15 Mayıs 2022’de evli olduğu Suna Pek’i katleden Yunus Pek’in Van 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davanın karar duruşmasında mahkeme heyetinin faile “iyi hal” indirimi uygulayarak 20 yıl hapis cezası verdiği belirtildi.

Yine Muğla’nın Yatağan ilçesinde 40 yaşındaki Figen Çoban’ın evinde şüpheli bir şekilde ölü bulunduğu, Figen Çoban’ın evli olduğu Mehmet Çoban’ın ve onun kardeşi Süleyman Çoban gözaltına alınarak mahkemeye sevk edildiği ancak şüphelilerin çıkarıldıkları mahkemece yurt dışına çıkış yasağı konularak adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığı ifade edildi.

Yansımayan çok var

Raporda 6 Şubat’ta yaşanan deprem gündemi dolayısıyla şiddet olaylarının basına yansımadığı vurgulanarak, tahmin edilen şiddet olaylarının çok daha fazla olduğu belirtildi.

HABER MERKEZİ

 

#Şubat #ayında #kadın #katledildi

Leyle-t el-shaban buruk kutlandı: Bugünler de geçecek

Hatay bölgesindeki Arap Aleviler için kutsal gün olan Leyle-t el-shaban, depremin gölgesinde buruk kutlanarak, herise dağıtıldı. Yurttaşlar, ‘Bugünler de geçecek’ diyor

Depremin yerle ettiği kentler yaşayan Arap Aleviler kendileri için kutsal olan Leyle-t el-shaban’ı buruk karşıladı. “Şaban Ayı’nın Orta Gecesi” olarak da bilinen Leyle-t el-shaban, her yıl Şaban Ayı’nın 14’üncü günü kutlanır. Çoğunlukla Antakya, Samandağ ve Defne ilçelerinde yaşayan Arap Aleviler için bu gün oldukça kutsaldır. Sabah erken kalkılır, türbeye gidilir, yemekler yapılmaya başlanır, eski günler yad edilir, imkanı olanlar olmayanlarla dayanışır.

Yemekler pişer, paylaşılır

Bu günün vazgeçilmezi ise, bölgede herise ya da hirisi olarak bilinen yemektir. Buğday, et ve kuyruk yağı, büyük kazanlarda tamamen bütünleşene kadar pişirilir. Uzun bir uğraş sonucu hazırlanan yemek, daha sonra komşulara, yakınlara ikram edilir. Yemekler hem ikram edilir hem de yenir. Uzun süre birbirini görmeyen akrabalar bir araya gelir, gece saatlerine kadar hasret giderir. Esnaflar ise ya hiç iş yerlerini açmaz ya da erkenden evlerinin yolunu tutar.

Tüm acılara rağmen kazanlarını kurdular

Arap Alevilerin yoğunlukta yaşadığı Samandağ’ın kırsal mahallesi Cilli (Tekebaşı) de, yaşanan tüm acılara rağmen akrabalar bir araya gelerek, pişirdikleri heriseleri birbirleriyle paylaştı.

Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Azad Altay ve Müjdat Can ‘ın haberine göre, depremde zarar görmeyen Eryılmaz ailesinin evinde herise için büyük kazanlar kuruldu. Pişirilen heriseler daha sonra akrabalara ve mahalleliyle paylaşıldı. Yaşanan yıkım ve can kayıplarının hüznünü yaşayan aile fertleri, ilk defa kutlamaların bu kadar sönük geçtiğini belirterek, ekliyor; “Bugünler de geçecek.”

‘Hüzünlü bir bayram oldu’

Karaçay’dan ziyarete gelen Hasan Gültekin, bu yıl depremin gölgesinde geçen günün önemine işaret ederek, “Kadir gecesi gibi bir özelliği var bu günün. Aynı bu günkü gibi kutlarız. Yemek yapar, dağıtırız. Dostlar gelir, dayanışma sağlarız” dedi. “Bu bayramı eskisi gibi değil, hüzünlü karşılıyoruz” diyen Gültekin, “Bu yıl depremin gölgesinde kaldı. Elimizden geldiğinde yine de kutluyoruz” diye belirtti.

HATAY

#Leylet #elshaban #buruk #kutlandı #Bugünler #geçecek

Gönüllü sağlıkçılar: Özellikle çöpler salgın riskini arttırıyor

Semsûr’da gönüllü sağlık çalışmalarına katılan Colemêrg’ten sağlık emekçileri, kentte özellikle çöp yığınlarının salgın hastalık riskini arttırdığını belirtti

Mereş (Maraş) merkezli depremleri üzerinden bir ay geçmesine rağmen depremin etkilediği 11 kentte hala birçok orun çözülebilmiş değil. Onların başında ise çadır sorunu ve hijyen sorunları geliyor.

Hastalıklara giderek yoğunlaşıyor

Deprem bölgesi olan Semsûr’da (Adıyaman) sağlık hizmeti çalışmalarına katılan Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Colemêrg (Hakkari) Şubesi yöneticileri duruma dikkat çekerek, kentte biriken çöp yığınları nedeniyle salgın hastalıkların baş göstermeye başladığını söyledi.
SES Şube yöneticilerinden Murat Kaya, “Köylerde kaynak suların olması nedeniyle salgın hastalıklar daha az görülürken, kent merkezinde çadırların çok iç içe kurulması ve suyun olmaması salgın hastalıkları daha çok tetikliyordu. Uyuz ve bitlenme gibi hastalıklar daha çok görülüyor ve giderek yoğunlaşıyordu” bilgisini paylaştı.

Temizlik en büyük sorun

Semsûr’da 7 gün boyunca sağlık hizmetine katıldığını ve çalıştığı ekiple birlikte 13 salgın vakası tespit ettiklerine dikkat çeken Kaya, “Hijyen ve temizlik konusunda büyük bir sorun halen yaşanıyor. Sorunların ana kaynağı depremin ilk gününden bu yana bir türlü kurulamayan koordinasyonlardır. Halkın psikososyal desteğe çok ihtiyaç duyduğunu söyleyebiliriz” dedi.

Enkazlar da ciddi tehlike saçıyor

Depremde birçok sağlık kurumunun yıkıldığını ya da hasar gördüğünü ifade eden SES Colemêrg Şubesi yöneticilerinden Mehmet Yalçın da Sağlık Bakanlığı’nın bu anlamda adım atmamasını eleştirdi. Kentlerde biriken çöp yığınları yanı sıra, enkaz kaldırma çalışmalarında yükselen toz bulutlarının da ciddi hastalıklar doğurma tehlikesi yarattığını söyleyen Yalçın, “Enfeksiyon hastalıkları hızla yayılıyor ve daha ağır hastalıkları beraberinde getiriyor. Tetanoz, uyuz, kızamık ve ishal gibi hastalıklar daha da yaygın olmaya başladı. Belediye topladığı hafriyat yığınlarını dere yataklarına dökerek, ileriki günlerde daha büyük bir çevre sorununa yol açacak” dedi.

COLEMÊRG

#Gönüllü #sağlıkçılar #Özellikle #çöpler #salgın #riskini #arttırıyor

Millet İttifakı Cumhurbaşkanı adayını açıklamak için toplanacak

Millet İttifakı, bugün Cumhurbaşkanı adayı ve geçiş süreci yol haritasını açıklamak için toplanıyor

Millet İttifakı’nın 12’nci toplantısında Cumhurbaşkanlığı aday ismi konusunda yaşanan uzlaşmazlık sonrası İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener masadan kalktı.

Cumhurbaşkanı yardımcıları da açıklanacak

Akşenir’in ardından Millet İttifakı, bugün Saadet Partisi’nin ev sahipliğinde saat 14.00’te bir araya gelecek. Toplantı sonrası CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı olarak açıklanması bekleniyor. Ayrıca toplantıda Cumhurbaşkanı yardımcıları ve geçiş süreci yol haritasının da açıklanacağı belirtildi.

Kabine de toplanıyor

Cumhurbaşkanlığı kabinesi de deprem ve seçim gündemiyle toplanıyor. Seçimlerle ilgili daha önce 14 Mayıs’ı işaret eden AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında toplanacak kabinede, seçim sürecinin takvimine dair değerlendirme yapılacak.

ANKARA

 

#Millet #İttifakı #Cumhurbaşkanı #adayını #açıklamak #için #toplanacak

Barış Annesi Unat hayatını kaybetti

Barış Anneleri Meclisi üyesi Hacı Şirin Unat geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti

Amed’de kalp yetmezliği sonucu bir hafta önce kaldırıldığı hastanenin yoğun bakım ünitesinde tedavi gören 78 yaşındaki Barış Annesi Hacı Şirin Unat, dünakşam saatlerinde geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.

Şirin Unat’ın bugün öğlen namazının ardından Yeniköy mezarlığına defnedileceği öğrenilirken, ailesi, Diclekent Bediüzaman Camii Taziye Yeri’nde taziyesini kabul edecek.

AMED

#Barış #Annesi #Unat #hayatını #kaybetti

Çewlik’te 4.2 büyüklüğünde deprem

Çewlik’in Solhan ilçesinde sabah saatlerinde 4.2 büyüklüğünde deprem oldu

Çewlik (Bingöl) Solhan ilçesinde 4,2 büyüklüğünde deprem meydana geldi.

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın (AFAD) internet sitesinde yer alan bilgiye göre, saat 07.57’de merkez üssü Solhan ilçesi olan 4,2 büyüklüğünde deprem meydana geldi.
Sarsıntı, yerin 13,29 kilometre derinliğinde meydana geldi.

Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü ise depremin 4.1 büyüklüğünde olduğunu açıkladı. Depremin derinliğinin de 5 kilometre olduğunu belirtti.

ÇEWLİK

#Çewlikte #büyüklüğünde #deprem

Kuraklık geleceği tehdit ediyor

Türkiye’nin bütününde can yakıcı biçimde gelişen kuraklık, Kürt coğrafyasında misliyle yaşanıyor. Kuraklığın tarım üretimlerinde en az yüzde 50 kayıplara yol açması beklenirken, diğer canlılar ise Şirnex’te olduğu gibi yaşam için göç ediyor

Yağışların yeterli olmaması kuraklığa yol açarken kuraklık ise yağışların oluşmamasını tetikliyor. Böylesi kısır bir döngü daha büyük kuraklıkları ortaya çıkaracak. Türkiye’de her yıl yüzbinlerce hektar orman varlığı yok ediliyor. İktidarın kesilen-yakılan daha doğrusu katledilen ağaçların yerine misliyle fidan dikiyoruz açıklamaları ise hiçbir anlam içermiyor. Küresel ve bölgesel iklim şartlarının neden olduğu kuraklık, çölleşme, ormansızlaşma, metropol sayılarının artması, sanayi havzalarının sınırsız su kullanımı, enerji ve maden tesislerinin aşırı su tüketimi ve yine özellikle sanayinin açtığı yeraltı kuyuları ile yine enerji, maden vd.yollarla doğanın sermaye tarafından istilaya uğranması su havzalarının yok olmasına neden olmaktadır.

Su kıtlığı ölümcül düzeyde

Tüm bu nedenlerin toplamı  ise su kıtlığını ortaya çıkarmaktadır. Yaşanan su kıtlığı ekolojik krize bağlı gelişen iklim değişimiyle katlanarak artması ise kaçınılmaz. Tarımsal sulamalarda kullanılan salma su yöntemi aşırı su kullanımına neden olurken, kısa dönem içinde tarımsal alanlarda suya erişememe tehlikesi ortaya çıkmış durumda. Ege, akdeniz, iç Aanadolu, Marmara hatta  karadeniz bölesinde yaşanan kuraklık geleceği tehdit eden boyutlara ulaşmış duurumda. Türm Türkiye’de büyük bir kuraklık yaşanıyor ve barajların bir çoğu kuruma noktasında. Kürt coğrafyasında ise Şirnex, Merdîn, Riha ve Amed’de yaşanan kuraklık tarımsal üretimlerde rekolte düşüşlerine yol açtı. Bölgedeki büyük barajlardan tarım alanlarına yeterli su ulaştırılmaması ise sorunun başlıca nedeni olarak öne çıkarken kuraklık ise ölümcül düzeylere ulaşmış durumda.

Şirnex’te tırtıllar köyleri bastı

Yaşanan kuraklıık aynı zamanda tüm canlıları etkilerken meraalarda yaşayaan tırtıllar kuraklıktan kaynaklı köylerle ve tarım alanlarına göç etmiş durumda. Şirnex’in Cizîr ve Hezex ilçelerinde görülen yoğun tırtıl istilası bölgenin bitki örtüsüne ve tarımsal üretimlere zarar veriyor. Yurttaşlar, evlerine yaklaşan tırtılları fırça ve süpürgeler ile uzaklaştırmaya çalışıyor. Ortaya çıkan tırtılların çam kese tırtılı olduğu belirtilirken son 3 yıldır ağaç katiamlarının yapıldığı bölgede kuraklık geliştş durumda. Bölgede tüm akarsuların üzerine inşa edilen barajlar nedeniyle bölgesel anlamda bir iklim değişimi ağaç katliamlarıyla birlikte büyürken, doğa da yaşayan canlılar suya erişmek için göç etmeye başlamaası dikkat çekiyor.

Riha’da baraj suları verilmiyor

Bu yılın Ocak ve Şubat aylarında yağışların yetersiz olması Riha’da ciddi boyutlarda kuraklığa neden oldu. Tahıl üretim merkezlerinden biri olan Riha’da hububat ekimi yapan çiftçiler, bölgede yaşanan kuraklık nedeniyle zor günler geçiriyor. Yaklaşık 6 milyon 394 bin dekar alanda hububat tarımının yapıldığı kentte, Türkiye’deki mercimeğin yüzde 36’sı, buğdayın yüzde 10’u, arpanın ise yüzde 11’i üretiliyor. Geçtiğimiz yılın Kasım-Aralık aylarında yağışların mevsim normallerinin çok altında olması ve bu durumun Ocak ve Şubat aylarında da sürmesi rekoltede büyük kayıplar ortaya çıkaracak. Bölgedeki çiftçiler hemen yanı başlarında Atatürk Barajı gibi devasa barajların varlığına rağmen suya errişemezken, DSİ’de Harran ve Suruç ovalarına 15 gün içinde mutlaka su bırakmasını istiyor.

 

Amed’de kuraklık büyüyor

Amed’de kar yağışının olmaması ve yağmurlarında yetersiz olması sonucu göl ve göletlerde su birikimi çok yetersiz düzeyde. Valiliğin bile yaşanan kuraklık karşısında ‘Kuraklık Kriz Merkezi’ kurması tehlikenin boyutunu ortaya çıkarırken, bölgesel kuraklığa neden olan yönetimin ise bu sorunu yeterli seviyede çözmesi ise beklenmiyor. Çiftçiler bahar yağmurlarına bel bağlarken, deprezede durumundaki çiftçilerin bile elektrik borcu var iddiasıyla tarımsal destekleri bölgede adeta baş kesen konumda olan DEDAŞ’a aktarılmış olması üretimlerde büyük kayıpların yaşanacağına işaret ediyor. Kuru tarım yapan bir yurttaş, “Böyle giderse verim çok düşük olacak. Bu yıl neredeyse bölge yağış almadı, ne kar var ne de yağmur. Kurak geçen bu dönemde sulama yapamadığımız için ektiğimiz tohumlar topraktan yüzeye çıktı ve gelişemedi. Bu yıl verim düşük olacak” sözleri yaşanacakların özeti.

Mêrdîn de Mart  bekleniyor

Mêrdîn’de bölgenin diğer illeri gibi kuraklığın kıskacında. Mart ayında yeterli yağış olmaması durumda en yüzde 50 rekolte kaybı yaşanacak. Qoser’de kuraklık ciddi seeviyelere ulaşmış duurmda. Kızıltepe Hububat Merkezi Başkanı Mehmet Şerif Öter yaptığı açıklamada, “Mart ayında yağmur yağmazsa bu sıkıntı devam eder. Mardin kentimizde tarımın yapıldığı 4 tane ilçemiz var. Bunlar; Nusaybin, Kızıltepe, Derik ve Artuklu ilçelerimizdir. Bu bölgelerimizde yüzde 80 ekim gerçekleşti. Çiftçilerimiz kendi imkanlarıyla açmış olduğu kuyularla sulama yapacaklar bu durumda yüksek elektrik maliyetine sebebiyet verecektir” sözleri DEDAŞ gerçeğine işaret ediyor.

Ege’de kuraklık çok arttı

Diğer taraftan Akdeniz, Ege ve Marmara bölgelerinde de büyük bir kuraklık yaşanıyor. Adana, Mersin ve Burdur’da kuraklık gelişirken, derpemin etkilediği Mereşe ve Hatay’da da durum farklı değil. Türkiye genelinde yağışlar, Ege’nin tarımsal üretimde önemli kenti olan İzmir, şubat ayın da uzun yıllar ortalamasının çok altında yağışla geçirdi. Kentte yağışların yetersizliği, içme suyu ve sulama barajlarındaki su seviyesine olumsuz yansırken, çiftçileri de verim konusunda endişelendiriyor. Muğla Büyükşehir Belediyesi Afet Koordinasyon Merkezi binasında açıklama yapan Başkan Gürün, “Kuraklık kapımıza dayandı, yazın bir afet durumu yaşanabilir” diye uyarısında bulundu. Denizli’deki baraj ve göletlerde ise yüzde 20 oranında su kaldı. Benzer bir durum Aydın ve diğer bölge kentlerinde yaşanmakta.

Marmara kuruyor

Marmara Bölgesi’nde Bursa, Balıkesir, istanbul, Çanakkale ve Trakya’daki tüm illerde büyük bir kuraklık ortaya çıkarken, barajlarda yazı geçirebilecek su seviyesine ulaşılması beklenmiyor. 400-500 metrelere kadar gerileyen yer altı sularına mahkum olunacağı ve bu durumun büyük bir çölleşmenin ve felaketlerin nedeni olacağı bugünden belli. Bursa’da barajlar kururken, Uluabat ve İznik Gölü adeta ölüme mahkum edilmiş durumda. Yaşam için çok değerli alanlardan biri olan Kaz Dağları’nda girşilen maden ve enerji yağması sonucu Çanakkale gibi su zengini bir lkentte Nisan ayı sonuna kadar su kullanımında kesintiye gidilmek zorunda kalınması dikkat çekici bir diğer gelişme.

EKOLOJİ SERVİSİ

 

 

#Kuraklık #geleceği #tehdit #ediyor

Sağcıların düellosuna karşılık Üçüncü Yol ve HDP Paradigması: Üçüncü Yol ne değildir?

Üçüncü yol ne aşırı sağcılarca istismar edilebilecek bir kavram, ne de yabancılaşmış siyasetin devamcısı olabilecek bir düşüncedir; ezilen, ötekileştirilmiş bütün toplumsal kesimlerin ortak mücadelesidir

Ilgar Akansel

Bir gerçekliği ifade edebilmek, gerçeklik üzerindeki sanal kişiliği, persona’yı yıkabilmekle başlar. Beş bin yıllık devletçi, iki yüz yıllık kapitalist toplumsal formasyon yalnızca fiili bir tahakküm kurmanın ötesinde, ideolojik bir hegemonya kurarak kitleleri kendi bünyesinde tutmayı başarabilmiştir. Kavramlar iktidarı, iktidarlarsa kavramları betimler, her söylem, retorik gücü aynı zamanda bir bilgi iktidarının ürünüdür. Bacon’ın “bilgi güçtür” özdeyişi esasında resmi ideolojinin zihinler üzerindeki tahakkümünü ve kitleleri bilinçsizleştirme metodunu ifade eder. Bu yazının nesnesi “üçüncü yol” bir fenomen olarak bu çerçevede ele alınacak, hâkim paradigmanın üçüncü yol üzerindeki hegemonyası kırılacaktır. Çünkü gerçekten de “üçüncü yol” kavramı, istismar edilmesi kolay ve tehlikeli bir kavramdır. Persona yıkılmadan hakikat de ele alınamaz.

Kapitalist modernite içerisindeki çelişki yumağında aşırı sağcılar üçüncü yol kavramını benimsemişler, ve topluma kutuplaşmış yapının ortadan kaldırılarak milli değerler etrafında birleşilmesini önermişlerdir. Yakın zaman diliminde Doğu Perinçek’in Vatan Partisi tarafından gündemleştirilen “Ne Ak Parti ne 6’lı Masa” retoriği bu açıdan değerli bir örnektir. Dünyada da aşırı sağın bu söylemi kullandığına, ve siyaset üstü mitolojik bir anlatıyla devleti tanımladığına şahitlik ediyoruz. Almanya’da AfD, Fransa’da Le Pen’in Ulusal Birlik’i, İtalya’da İtalya’nın Kardeşleri; Avrupa’da ekonomik krizin de etkisiyle yükselen bir aşırı sağın varlığından ve bu varlığın kendisini “üçüncü yol” doktrini üzerinden tanımladığından söz edebiliriz. Bu partilerin birçoğunun ortak paydası toplumu sınıflardan veyahut çelişkilerden arındırarak yekpare kabul etmesidir, büyük çoğunluğu sarı sendikacılığa dayanan bu anlayış ulus tanımlaması üzerinden sınıfları görmezden gelen bir yaklaşımla hareket eder. Bu sebepten ötürü üçüncü yol kavramını kullanır, zira “parlamentodaki partiler bürokratik çıkarlarını düşünüyordur, ülkeyi ‘ayrılıkçı’, ‘sınıfçı’ yaklaşımlarla bölüyordur, aslolan vatandır.” Türkiye özelinde Ümit Özdağ’ın Zafer Partisi’yle, Muharrem İnce’nin Memleket Partisi bahsedilen tanımlamayla büyük ölçüde paralellik arz etmektedir, bu siyasi akımda yer alacağı iddia edilen Tanju Özcan’ı da dahil edebiliriz. Bahsedilen kesim tarafından iktisadi kriz mültecilere, Kürtlere ve diğer azınlık sosyal gruplara mal edilir, Ümit Özdağ’ın LGBT aktivizminden nefret ettiğini beyan etmesinin yanında, siyasetini birçok kez yalan olduğu anlaşılan dezanformasyon bilgilerle mültecileri kriminalize etme üzerinden inşa edişi bu bahsedilen olgunun tezahürüdür, hatta öyle ki konut krizinin mültecilerin gönderilmesiyle çözüleceği dahi iddia edilebilmektedir. Almanya’da Üçüncü Yol adında neo-nazi bir siyasi parti mevcuttur. Bu partilerin ortak özelliği temsili demokrasiyi ve liberal demokrasiyi küçümsemek, sınıflardan özerk bir devlet anlatısı ortaya koymaktır. Piyasacı kapitalizm eleştirisi birçoğunda mevcuttur, fakat eleştirinin temelinde sermaye değil uluslar, kötü sermayedarlar vardır; cumhuriyetin kuruluşu bu açıdan gerçekten de değerli bir örnektir. İzmir İktisat Kongresi’nde işçilerin tek bir talebi kabul edilmiyor, Kongre’ye işçilerin temsilcilerinin katılımı engelleniyor, sendikalar ve grevler yasaklanıyor, işçiler günlük 13-14 saati aşkın çalışma koşullarına mahkûm ediliyor, devlet eliyle bir sermaye yaratılıyor; fakat kapitalist üretim ilişkilerinin bu şekilde ilerlediği bir rejim kendisine “anti-emperyalizm”, “üçüncü yol” nosyonunu çiziyor.

Üçüncü Yol nedir?

Buraya kadarki anlatının uzunluğunun sebebi üçüncü yolun büyük çoğunlukla aşırı sağ ve devlet kapitalizmi yanlıları tarafından kullanılmasıdır, neo liberalizm karşıtlığına dayandığı iddia edilen bu akımın temel arzusu kapitalizmin ulus devlet ve milli burjuvazi etrafında rejenere edilmesi, yeniden yaratılmasıdır. Yüzde 90’ının üzerinde bir oyla kendini başkan belleyen, iktidarı babasından alarak saltanatı kurumsallaştıran, Kürtleri kimlik haklarından mahrum bırakan Esad ailesinin; ABD desteğiyle İran’a karşı paravan olarak kullanılan, aynı ülkenin desteğiyle yüz binlerce Kürt’ü kimyasallarla katleden Saddam’ın; Batılı emperyalistlerin arzusu doğrultusunda komünist partileri kapatan, sosyalist aydınları cezaevine atan Mustafa Kemal’in Türkiyeli sosyalistler tarafından desteklenmesi bu durumun göstergesidir. Hatta bazı kendini “sol” addeden partilerin NATO askerleri tarafından gerçekleştirilen, Çevik Bir’in İsrail için gerçekleştirdiğini itiraf ettiği, başından sonuna kadar Batı medyasının ve Avrupa’nın desteklediği 28 Şubat Darbesi’ni destekleyecek kadar ileri gittiğini görüyoruz. Burada “sosyalistler”i faşistlerle birleştirilen temel husus aldanılan kapitalizme karşı üçüncü yol söylemi, statükoculuğu ve devlet kapitalizmini anti-emperyalizm olarak görmektir. Esad’ın LGBT karşıtı söylemleriyle, Erdoğan’ın, Orban’ın LGBT karşıtı söylemi arasında bir farklılık var mıdır, TKP’nin yayın organı Sol Haber’in Greta’yı kriminalize edişiyle Trump’ın iklim krizi karşıtı açıklamaları arasında bir farklılık var mıdır? Bizce cevap hayır olacaktır, üçüncü yol kavramı yanlış anlaşılıyor olacak ki bu kavramı kullanan güruha kanarak birçok “sol” parti statükoculuğu, kamucu kapitalizmi desteklemektedir.

“E o zaman gerçek üçüncü yol nedir?” sorusu sorulacaktır bu satırlardan sonra, gerçek üçüncü yol statükoculuğu ve kamucu kapitalizmi desteklemek değil, sıkışmış iki siyasete alternatif üretebilmektir. ABD’de Demokratlar ve Cumhuriyetçiler, Türkiye’de CHP-İYİP (otokratik milliyetçilik) ve AKP-MHP (Türk İslam Sentezi), Suriye’de otoriter Esad hükümetiyle ÖSO, Fransa’da Macron ve Le Pen; bu şekilde her ülkede ana iki akımdan bahsedilebilir. Çoğunlukla varolan iki çelişik akım üretim ilişkilerinden ötürü değil yalnızca retorik farklılıklarıyla ayrışmaktadır. Esad hükümetine özgürlük talebiyle karşı çıktığını iddia eden ÖSO Efrîn’i işgal ettiğinde ilk iş Kürtçe anadilde eğitimi yasaklamış, Kürt nüfusunu yüzde 90’lardan 20’lere indirmiş; Esad’sa YPG’nin iyi niyetini her koşulda suistimal ederek uzlaşmayı reddetmiş, kendisini yüzde 90’ının üzerinde oyla başkan ilan etmiştir; Türkiye’de otokratik milliyetçi akımların hâkim olduğu dönemlerde binlerce köy boşaltılmış, on binlerce insan katledilmiş, tek bir ulus tanımı üzerinden hareket edilerek Kürt, Arap, Ermeni raporları çıkartılarak asimilasyon sürecini perçinlenmiş, kamusal alanda farklı dillerin konuşulmasına engel olunmuştur, bugünkü AKP-MHP yönetimindeyse Kürt Dili ve Edebiyatı bölümünde Kürtçe tez yazmak yasaklanmış, Kürtçe mevlüt okuyan insanlar cezaevinde ölüme terk edilmiş, seçmeli ders talebinin çok az miktarında öğretmen atanmış, Kürt illerine kayyumlar atanmıştır.
Üçüncü yol statükoya ve devlet bürokrasisine veyahut piyasacılığa yenik düşmeden yeni bir alternatif geliştirebilmektir. Analoji kurmaya gerek duymadan ülkemizden, bölgemizden örnek vermek ve tezimizi somutlaştırmak daha doğru olacaktır. Türkiye özelinde 6’lı Masa’yla AKP-MHP-Vatan-Hüda Par ittifakı arasında reel bir farklılık yoktur, veyahut Suriye’de cihatçı muhalif gruplarla Esad arasında bir farklılık yoktur, üçüncü yol Suriye’de Rojava, Türkiye’de HDP olabilmektir. Suriye’de birden fazla resmi dilin ve eğitim dilinin, öz savunma örgütünün, kadın komünlerinin, kadın ordulaşmasının, doğrudan demokrasi mekanizmasını geliştirecek yerel meclislerin, ekonomi kooperatiflerinin olduğu Rojava her iki kapitalist modernitenin yüzüne karşı demokratik modernitede ısrar etmektedir. Türkiye’de de Emek ve Özgürlük İttifakı ve HDP paradigması İstanbul Sözleşmesi’nden, Kürt sorunundan, sermayenin yarattığı krizden bahsedemeyen 6’lı masaya ve AKP-MHP iktidarına karşı direnmek, üçüncü yol olabilmek demektir. HDP’nin tüzüğünde sınıfsız, sömürüsüz, imtiyazsız bir toplum arzu edilmekte, Çözüm Bütçesi Programı’nda elektrik, su, doğalgaz gibi temel ihtiyaçların, şehir içi ulaşımın, sağlık ve eğitim hizmetlerinin ücretsiz olmasından; şehir hastanelerinin, otoyolların, enerji kaynaklarının kamulaştırılmasından, zenginlere yönelik vergi imtiyazlarının ve aflarının son bulmasından, imara göre artan rant vergisinin getirilmesinden, zenginliğe göre oranı artan bir vergi sisteminin getirilmesinden bahsedilmektedir; ulusal soruna demokratik cumhuriyet perspektifiyle yaklaşılarak halkların anadilde eğitim ve kültür taleplerini karşılayan ortak bir vatan tanımından, doğrudan demokrasiden, LGBT haklarından, kadın meclislerinden söz edilmektedir. Türkiye’de üçüncü yol programını ve paradigmasını çizebilecek devrimci irade HDP’nin iradesidir, HDP ne statükoculuk ne piyasa diktatörlüğü bunlara karşılık ekolojik, emekten, kadından yana bir alternatifin geliştirilmesi demektir.

Üçüncü Yol esnekliktir

Üçüncü yol kolektif iradeyi inşa ederken toplumsal ve siyasal koşullara da adapte olmak demektir. Son zamanlarda yaygınlaşan ve manicilikten başka bir anlama tekabül etmeyen yaklaşımlar, özgün farklılıkları görmezden gelerek hareket etmeye çalışmakta. Dünyadaki hiçbir farklı siyasal parti ve akım ikiz kardeş değildir. Türkiye üzerinden herhangi bir analoji kurmadan ilerlemek gerekirse Millet İttifakı’nın askeri operasyonlara destek açıklaması57, dokunulmazlığın kaldırılmasına evet oyu verilmesi 58, af konusunda “terör” suçlarının muafiyetinden bahsedilmesi 5?, İyi Parti’nin HDP’ye bakanlık verilmesi durumunda masadan çekileceğini söylemesi6°, HDP’nin kapatılmasının hukuki mümkünatından bahseden söylemleri6¹, açıklanan son mutabakat metninde Kürt sorununa dair tek kelam edilmemesi tenkit edilebilir noktaların birkaçıdır; belediyelerindeki rant uygulamalarına, ve Kürt karşıtı faaliyetlere (müzik festivalinde Kürtçe şarkı söylenmesinin yasaklanması, Kürtçe tiyatroya onay veren kişinin görevden alınması, Atsız Parkı’nın yapılması 6²,6³,64) tam olarak değinilmeden birçok tenkit edilebilir nokta ortaya çıkıyor. Fakat mutabakat metninde barajın yüzde 3’e indirilmesi, kayyum uygulamalarının son bulması gibi görece demokratik vaatler de bulunmaktadır; dolayısıyla üçüncü yol perspektifini Türkiye somutunda gerçekleştirme bakımından yapılması gereken üçüncü yolun temsilcisi Emek ve Özgürlük İttifakı’nın baskısıyla Millet İttifakı’nı mutabakata zorlamak, emek, ulus, doğa, kadın hakları gibi meselelerde ezilenlerin ve ötekilerin lehine hamleleri topluma kazandırabilmektir. CHP-İYİP propagandasının ve iradesizce teslimiyetin kimseye faydası olmayacağı gibi, manici bir yaklaşımın da toplumsal bir yararı, dahası üçüncü yol açısından bir etkisi olmayacaktır.

Neler yapılmalı?

Üçüncü yolu büyütmek için temel yapılması gereken, ortak mücadele alanlarını büyütmek ve ortak mücadele alanlarını üçüncü yol perspektifiyle büyütürken yeni bir paradigma, toplumsal formasyon örebilmektir. Evrensel bir gerçeklik parametresiyle yurttaş olarak anılabilecek ve doğrudan demokrasi mekanizmasının birimleri olacak ulus, gençlik, doğa, kadın, emek, göçmen, azınlık dini kimlikler gibi konu başlıklarının kolektif mücadeleler etrafında birleştirilerek ezilenlerin ve ötekilerin sesini dillendirmek en elzem olan unsurdur. Bugüne kadar siyaset; erkeklerin, sermayedarların, heteroseksüellerin, baskın ulusal kimliklerin ve bir bütünen kapitalist modernitenin siyaseti olmuştur; üçüncü yolu ördüğünü deklare eden bir siyasal veyahut sivil toplum yapısı ezilen uluslara, emekçilere, LGBT bireylere, doğa aktivistlerine ve kapitalist modernitenin azınlık tahakkümüne karşı çoğunluk arz eden devlet dışı toplumsal kesimlere dayanmak zorundadır. İktidarların baskı aygıtları aracılığıyla ördükleri korku iklimi, ancak ezilenlerin, ötekilerin oluşturduğu majör iktidarla def edilebilir. Kapitalist modernite toplumsal mücadele alanlarını birbirinden kopararak iktidarını daha da sağlamlaştırmaya çalışmaktadır, ezilen ulusları emeğine, emekçileri kimliğine yabancılaştırarak ortak mücadele alanlarının örülmesini engellemektedir. Fakat bilinmelidir ki emeğin, kadının, etnik ve dini azınlığın, LGBT bireyin kolektif mücadelesi mevcut hiyerarşik siyasal yapılanmanın yıkılarak yeni bir toplumsal formasyonun oluşturulması neticesindeki yıkım ve yaratım gücüdür. Ortak mücadele alanlarını ulus (etno-sentrizm), sınıf ve emek (dar pozitivist yaklaşım), cinsiyet (cinsiyetçi yaklaşım) merkezli biçimde değerlendirmek verilecek mücadeleyi zayıflatacağı gibi yaratım noktasında da eksik kalacaktır, zira herkesin özgür olmadığı bir toplumsal yaşamda kimse özgür değildir.

Sonuç

Üçüncü yol, ezilenleri, ötekileri, bürokratik siyasi mekanizmanın barındırmadığı toplumsal grupları örgütleyebilmek; dikey hiyerarşik, otoriter, cinsiyetçi, emek ve doğa karşıtı yapının lağvedilmesi üzerine mutabakata varılarak ortak bir mücadelenin verilmesi, mevcut siyasal sistemin yapı söküme uğratılması demektir. Herhangi bir mücadele ayağının merkezi düsturu oluşturması sakıncalı bir yaklaşım olacağı gibi, mutabakatı bozacak, siyaseti bürokratikleştirecek ve toplumdan kopuk bir hâle getirecektir; bununla beraber yürütülen siyasetin kolektif irade inşasında esnek olması gerekmektedir. Üçüncü yol ne aşırı sağcılarca istismar edilebilecek bir kavram, ne de yabancılaşmış siyasetin devamcısı olabilecek bir düşüncedir; ezilen, ötekileştirilmiş bütün toplumsal kesimlerin ortak mücadelesidir.

#Sağcıların #düellosuna #karşılık #Üçüncü #Yol #HDP #Paradigması #Üçüncü #Yol #değildir

14 barodan Amedspor’a yönelik ırkçı saldırılara ilişkin açıklama

14 baro, Amedspor-Bursaspor maçındaki ırkçı saldırıların Amedspor şahsında Kürt halkı başta olmak üzere tüm toplumsal kesimlere karşı işlendiğini belirterek, ‘İhmali olan sorumlular ile faillerin cezalandırılmasını talep ediyoruz’ dedi

Bugün oynanan Amedspor maçında, Bursaspor taraftarlarının Amedsporlu futbolcularına gerçekleştirdiği organize ırkçı saldırılara karşı Agirî, Êlih,Çewlîg, Bedlîs, Dersîm, Amed, Çolamêrg, Qers, Mêrdîn, Mûş, Sêrt, Riha, Şirnax ve Wan baroları yazılı açıklama yaptı.

14 baronun açıklamasında, ırkçı saldırıların Amedspor kafilesinin kaldığı otel önünde başladığına işaret edilerek, “Bugün oynanan müsabaka esnasında da tribünlerde ırkçı taraftar grupları tarafından aynı nefret saldırıları devam etmiş, tribünlerde Kürtlere yönelik işlenen yoğun cinayetlerin faili olan JİTEM’cilerin posterleri ile 90’lı yıllarda gerçekleştirilen faili meçhul cinayetlerin ve zorla kaybettirilmelerin sembolü olan beyaz torosların pankartı açılmıştır. Bu saldırılar, içeriğinden de anlaşıldığı üzere sadece Amedspor’a karşı değil, Amedspor temsiliyetinde başta Kürt halkı olmak üzere tüm toplumsal kesimlere karşı işlenmiştir” ifadelerine yer verildi.

Sorumlular cezalandırılsın

Saldırıların nefret saldırıları olduğunun altı çizilen açıklamada, “Nefret saldırılarına maruz kalan Amedspor ile dayanışma içerisinde olduğumuzu, yetkililerin her türlü ırkçı ve ayrımcı yaklaşım ile nefret söylemine karşı önleyici tedbir almasını, toplumsal barışı zehirleyen bu fiillere karşı etkin bir soruşturmanın yürütülerek ihmali olan sorumlular ile faillerin cezalandırılmasını talep ediyoruz” denildi.

#barodan #Amedspora #yönelik #ırkçı #saldırılara #ilişkin #açıklama

Eş Genel Başkanlar: Her türlü faşizan siyasete karşı çıkalım

HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar, Amedspor’un Bursa’da uğradığı ırkçı saldırılara dair yaptığı açıklamada ‘Bugün kontra yapılara ve Beyaz Toroslara sığınan acziyete karşı da dimdik ayaktayız, mücadeledeyiz, buradayız’ dedi

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar, yaptıkları yazılı açıklama ile TFF 2. Ligi Beyaz Grup’ta mücadele eden Amedspor’un Bursa’da uğradığı ırkçı saldırılara tepki gösterdi.

Dünden bu yana TFF 2. Ligi Beyaz Grup’ta mücadele eden Amedspor’un Bursa’da organize linç edilme görüntüleriyle karşı karşıya kalındığını belirtildiği açıklamada, Öncelikle bu kabul edilemez örgütlü linç ve faşizme maruz kalan herkese geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor, onların yanında olduğumuzu belirtiyoruz. Gece otel önünde kolluk güçlerinin gözü önünde ırkçı tezahüratlarla başlayan ve otele havai fişeklerle devam eden saldırılar, gündüz de durmamış, sahaya tüm yönleri ile yansımıştır. Irkçı slogan ve sözler yetmemiş olacak ki örneğine az rastlanır bir rezillik olarak tribünlerde Kürt sivillerin kaçırılıp katledilmesiyle bilinen Beyaz Toros aracı ile yine JİTEM tetikçilerinden “Yeşil” kod Mahmut Yıldırım’ın fotoğrafları açılmıştır” denildi.

JİTEM artıklarına da onların ağa babalarına da boyun eğmedik

Irkçı, kesif faşizm ve nefret ikliminin sıradan bir avuç taraftarın planı olmadığına vurgu yapılan açıklamada, şunlar kaydedildi: “Buna yol veren başta Valilik ve Emniyet olmak üzere, maçın oynanmasına izin veren TFF, o suç unsurlarının sahaya taşınmasına izin veren ve sahada dahi önlem almayan tüm görevliler açık şekilde suçludur, suça bulaşmıştır. Derhal istifa etmelidirler. Hükümet istifa seslerine bir kaşık suda fırtına koparanlar, açık ırkçılık karşısında sus pus olmuşlardır. Dün ‘Çocuklar Ölmesin, Maça da gelebilsinler’ dedikleri için bir takıma ceza yağdıranlar; bugün adeta sınıflandıran, insandışılaştırılan bir tedhiş pratiğinin sergilenmesine tek bir şey diyememektedirler. Bu nefret iklimi ve hamasî milliyetçi şovenizm mevcut iktidarın ve rejimin can suyudur. Arzuladıkları yegâne ortam budur. Tüm toplumu paramiliterleştirme girişimine asla müsaade etmeyeceğiz. Herkes iyi bilmelidir ki 90’ların JİTEM artıklarına da onların ağa babalarına da boyun eğen bir gelenek olmadık. Bugün kontra yapılara ve Beyaz Toroslara sığınan acziyete karşı da dimdik ayaktayız, mücadeledeyiz, buradayız.”

Açıklamanın sonunda kamuoyuna sağduyu çağrısı yapılarak, “Pervasızca yerleştirilmek istenen bu organize ırkçı ve kıyıcı ortamın normalleştirilmesine izin vermeyelim. Her türlü faşizan siyasete ve uygulamaya hep birlikte karşı çıkalım” ifadelerine yer verildi.

HABER MERKEZİ

#Eş #Genel #Başkanlar #türlü #faşizan #siyasete #karşı #çıkalım