Ana Sayfa Blog Sayfa 87

Urfa’daki 22 Suriyeli Alevi sığınmacı, cihatçıların İdlib’ine mi gönderilecek?

Urfa Geri Gönderme Merkezi’nde bulunan 22 Suriyeli Alevi sığınmacının, cihadist çetelerin bulunduğu İdlib’e gönderilme riski taşıdığı bildirilmektedir. Muğla Ula Geri Gönderme Merkezi’nden alınan bu sığınmacıların, Suriye’de Alevi kimlikleri nedeniyle radikal grupların hedefi olduğu ve geri gönderilmeleri durumunda ölüm ve işkence riskiyle karşılaşacakları endişesi hakim.

22 sığınmacının durumu, avukatların Ula Geri Gönderme Merkezi’nde yapmaya çalıştıkları incelemelerde belirsizliğini korudu. Avukatların görüşme talebine rağmen, sığınmacıların akıbeti hakkında bilgi edinilemediği ifade edildi. Çağdaş Hukukçular Derneği’nin girişimleri sonucunda, bu kişilerin Urfa Harran Geri Gönderme Merkezi’ne gönderildiği bilgisi edinildi.

Gelen bilgilere göre, Urfa Geri Gönderme Merkezi’nde tutulan 22 sığınmacının, İdlib’e gönderilmek üzere sınır kapılarından geçirilmesi planlanıyor. Ayrıca, bu kişilere kendi istekleriyle ülkelerine dönmek istediklerine dair zorla beyan imzalatıldığı iddia ediliyor. Suriye Geçiş Hükümeti’nin resmi tatil günlerinin Cuma olarak belirlenmesi, gönderim işleminin ertelenebileceği ihtimalini doğuruyor.

İnsan Hakları Derneği Urfa Şubesi, sığınmacıların durumu hakkında bilgi almak için çalışmalarını sürdürüyor. Çağdaş Hukukçular Derneği, sığınmacıların haklı zulüm korkusuna dayanarak geçici koruma başvurularının ivedilikle işleme alınmasını ve kendilerine geçici koruma statüsü tanınmasını talep ediyor.

Kurgulanan Kriz, CHP’yi Parçalama Operasyonu ŞÜKRÜ YILDIZ

Yargıdan troll ağlarına, manşetlerden sosyal medyaya uzanan bir kuşatma. CHP’nin iç dengeleriyle oynanıyor, toplumun güven duygusu hedef alınıyor. Kurultay davası, bu planın merkezinde duruyor.

Türkiye siyasetinin son dönemine bakıldığında, iktidarın en fazla enerji harcadığı alanlardan biri muhalefetin kendi iç dinamikleri. Bunun en görünür sahası da Cumhuriyet Halk Partisi. Çünkü CHP, Türkiye’de hem tarihsel olarak hem de örgütsel varlığıyla iktidarın karşısında en geniş tabanlı muhalefet damarını temsil ediyor. Dolayısıyla onu zayıflatmak, yalnızca bir partiyi değil, bütün muhalif hattı zayıflatmak anlamına geliyor.

Bugün yaşananların “CHP içi tartışma” değil, doğrudan “CHP’ye çekilen operasyon” olduğunu herkes görüyor. Bu operasyonun yöntemleri açık: partinin iç dengeleriyle oynanıyor, toplumsal desteği parçalayacak kimlik tartışmaları gündemde tutuluyor. İktidar medyası ve onun sosyal medya uzantıları trolleri üzerinden yaratılan yapay krizler, manipüle edilmiş haberler ve hedefli dosyalarla CHP’nin kendi içinde bir güvensizlik ortamı oluşturuluyor.

Ve tam bu atmosferde, bugün kurultay davası görülüyor. Bu dava iktidarın yargı mekanizmasını muhalefetin üzerinde nasıl bir sopa gibi kullandığının sembolü. CHP’li belediyelere dönük operasyonlar, belediye başkanlarının ve yöneticilerinin yargı üzerinden itibarsızlaştırılma çabaları, aslında CHP’nin toplumsal güvenini sarsma stratejisinin parçası. “Yolsuzluk” ya da “usulsüzlük” iddiaları, çoğu kez hukukla değil, siyasetle tarif ediliyor.

Yargı, iktidarın elinde sadece bir denetim aracı değil; bir mühendislik aygıtı haline getirilmiş durumda. CHP’nin kurultay davası da bu zincirin bir halkası olarak okunmalı. Bu mühendislik, sadece kişileri hedef almıyor; kurumları, toplumsal güveni ve muhalif dayanışma refleksini de yeniden şekillendirmeyi amaçlıyor.

CHP’nin karşı karşıya olduğu tablo, klasik anlamda bir iç çekişmeden çok daha karmaşık. Parti içinde “değişim” söylemiyle başlayan süreç, bugün artık bir kimlik ve yön tartışmasına dönüştü. Bu tartışma doğal ve demokratik zeminde yürütülse kimse rahatsız olmaz; ancak bu süreç dışarıdan besleniyor. Özellikle iktidara yakın medya, her CHP içi tartışmayı manşetlerle büyütüp, bir krize dönüştürüyor. İmamoğlu–Kılıçdaroğlu ayrımı, uzun zamandır bu operasyonun ana başlığı haline getirildi.

Burada dikkat çekilmesi gereken bir nokta daha var, iktidar açısından mesele kişisel değil, yapısal. CHP’nin içinde bir “taraflaşma” oluştuğu algısı yaratıldıkça, partinin kurumsal bütünlüğü zedeleniyor. Bu zedelenme sadece CHP’yi değil, tüm muhalefeti etkiliyor. Çünkü CHP, muhalefet blokunun en önemli cephesi. Bu cephe zayıfladığında, „demokrasi“ cephesi de ayakta kalamaz.

İktidar, yargı eliyle CHP’yi itibarsızlaştırmaya çalışıyor. CHP’li belediyeler üzerinde açılan soruşturmalar, partili isimlere dönük yargı süreçleri, kamuoyunda “CHP de temiz değil” algısını diri tutmayı amaçlıyor.

Medya eliyle yönlendirmeler yapıyor. Havuz medyasıyla muhalefet içi her farklı sesi büyütüp, “kriz” olarak servis ediyor.

Diğer yandan sosyal medya üzerinden troll ağları harekete geçiriliyor. Troll ağları bir yandan Alevi–laik, Türk–Kürt, eski–yeni CHP ayrımı yaratıyor; öte yandan bu tartışmaları CHP tabanında yeniden üretip güven duygusunu kırıyor.

Bütün bu atmosferde CHP, ne yazık ki hâlâ refleksif bir siyaset izliyor. “Bize saldırıyorlar ama biz sakin kalalım” anlayışı, iktidarın işini kolaylaştırıyor. Oysa burada pasif bir pozisyon değil, aktif bir savunma hattı gerekiyor. Özgür Özel kısmen bunu deniyor. İki ileri bir geri yol almaya çalışıyor. Ki, mesele sadece CHP’nin meselesi değil; muhalefetin nefes borusu söz konusu. Bu nedenle CHP’nin, kendi iç bütünlüğünü korurken aynı zamanda toplumun adalet ve demokrasi beklentisini sahiplenmesi, siyasetin merkezine yeniden güven duygusunu yerleştirmesi gerekiyor.

CHP kurultay davası bu açıdan kritik bir eşik. Eğer CHP, bu davayı sadece bir kişisel savunma süreci olarak görürse, kaçırdığı şey büyük resim olur. Bu dava, “CHP’li belediyeler denetleniyor” görüntüsü altında yürütülen politik bir tasfiye operasyonunun parçası.

İktidarın hesap ettiği şey basit: CHP’nin içini karıştır, belediyelerini kriminalize et, seçmenine “bunlar da öbürlerinden farklı değil” dedirt, sonra da moral bozukluğu üzerinden siyaseti dizayn et.

CHP, bu tabloyu tersine çevirebilecek tek aktör. Çünkü toplumsal karşılığı hâlâ güçlü, çünkü halkın yerel yönetimlerde gördüğü değişim umudu hâlâ taze. Ama o umudu diri tutmak için iç kavgalardan değil, ortak akıldan beslenen bir siyaset hattı gerekiyor.

Kurultay davası, tam da bu noktada bir eşik. Ya bu dava, iktidarın “muhalefeti dizayn etme” çabasının parçası olarak kalacak; ya da CHP, buradan yola çıkarak iktidarın yargı sopasını teşhir edecek, geniş bir demokratik dayanışma hattı kuracak.

Bu dayanışma hattı, yalnızca CHP tabanını değil; Alevileri, Kürtleri, emekçileri, gençleri ve demokratik bir Türkiye isteyen herkesi kapsamak zorunda.

Bugün verilecek tepki, bir anlayışı savunmak anlamına geliyor. Çünkü bu dava, yarın bir başka CHP’liyi, ertesi gün bir gazeteciyi, sonra bir sendikacıyı hedef alacak zincirin halkası.
CHP, eğer geçmişin hatalarına saplanmadan, bu operasyonun bütününe karşı politik bir duruş sergileyebilirse, sadece kendisini değil, Türkiye’nin muhalefet yapabilme alanını koruyabilir.
Çünkü bu operasyonun hedefinde doğrudan muhalefetin tamamı var.

Aleviler yıllardır birlik için çabalıyor; taban “yan yana gelin” diyor, kurumlar ortak adımlar atıyor. Buna rağmen birileri ayrışmanın gerekçelerini büyütüyor, sosyal medyada provokasyonları körükleyen troll orduları devreye giriyor. Sonuç, kendi içinde didişen, enerjisini içeride tüketen bir yapı. Bu kimin işine yarar? İktidar blokunun.

Kürt siyasetinde aynı senaryo yürütülüyor: “Öcalan–Demirtaş” ikilemiyle yapay ayrılıklar üretmek suretiyle tabanı karıştırıyorlar. Bu tartışmaları köpürtenlerin kaçının demokratik çözüm için geçmişte emek verdiğini sorgulamak gerekiyor. Amaç açık: İttifakları dağıt, bir-iki puanı eksilt, iktidarın hanesine yaz.

CHP’de de aynı mekanizma çalışıyor. “İmamoğlu–Kılıçdaroğlu” ikilemiyle tabanı kutuplaştıran, Aleviler ve Kürtler üzerinden ayrışma başlıkları açan operasyonla karşı karşıyayız. Netice: Devlet karşısında konumlanan demokrasi cephesinin zemini boşaltılıyor; muhalefet kontrollü bir alan içine itilmek isteniyor.

Tam da bu nedenle CHP’nin öncülüğünde kurulacak yeni bir demokratik birlik hattı, sadece seçim stratejisi değil, bir varlık mücadelesi anlamına geliyor. Onun için CHP’nin daha sorumlu olarak konulara yaklaşması, Türkiye’nin sorunlarının çözümünde diğer muhalefet güçleri ile ittifakını güçlendirmesi gerekiyor. Kürtleri, Alevileri ve diğer güçleri birbirine kırdırmaya çalışan yaklaşımların üzerine giderek, ayrıştırıcı bir dilin tabandan kullanılmasının da önüne geçmelidir.

Sorun sadece CHP’nin değil, Türkiye’nin geleceği ile ilgili olduğu unutulmamalıdır.

 

Büyük Ozan Feyzullah Çınar, 42. Yılında Sevgiyle Anılıyor

Ankara – 23 Ekim 2025: Alevi-Bektaşi müziğinin önemli temsilcisi halk ozanı Feyzullah Çınar, Hakk’a yürüyüşünün 42. yılında Batıkent Pir Sultan Abdal Cemevi’nde düzenlenecek etkinlikle anılacak. 1 Kasım Cumartesi günü saat 19.00’da gerçekleştirilecek anma programında Çınar’ın eserleri seslendirilecek, yaşamı ve sanatsal mirası üzerine söyleşiler düzenlenecek. Cemevi yönetimi, “Büyük ozan Feyzullah Çınar’ı saygı, sevgi ve özlemle anıyoruz. Tüm canlarımızı bu anlamlı buluşmaya bekliyoruz” diyerek katılım çağrısında bulundu.

Feyzullah Çınar, 1937 yılında Sivas’ın Divriği ilçesine bağlı Çamşıhı köyünde doğdu. Yüzyıllardır süregelen âşık ve ozan geleneğinin izlerini taşıyan Çınar, halkın inancını, dilini ve duygularını müziğine yansıttı. Onun müziği, yalnızca melodik bir ifade değil, aynı zamanda Anadolu’nun sosyokültürel kimliğinin bir yansıması oldu. Çınar, sazını halkın kolektif hafızası haline getirerek, her tınıda tarih ve kültürün derinliğini taşıdı.

Feyzullah Çınar, sadece bir ozan değil, aynı zamanda bir derleyici olarak da önemli bir rol üstlendi. Anadolu’nun sözlü kültürünü kayıt altına alarak, birçok Alevi-Bektaşi nefesinin ve halk türküsünün en eski örneklerini TRT arşivlerine kazandırdı. Bu yönüyle, sözlü gelenekten kayıtlı kültüre geçişin sembolü haline geldi. UNESCO’nun “somut olmayan kültürel miras” tanımının en somut örneklerinden biri olarak, gelenekleri modern dinleyiciye ulaştırdı.

Çınar’ın deyişleri, aşk, inanç ve adalet temaları etrafında şekillenirken, halkın vicdanında derin bir etki bıraktı. “Kınamayın Beni Hakkı Sevenler”, “Pirim Pirsultan” gibi eserleri, halk müziğinin etik ve toplumsal boyutunu ifade eden önemli eserler arasında yer aldı. Onun sanat anlayışı, müziği ticari bir araç olmaktan öte, hakikate ve toplumsal sorumluluğa adanmış bir yol sanatı olarak benimsedi.

Batıkent Pir Sultan Abdal Cemevi’nde düzenlenecek anma etkinliği, Feyzullah Çınar’ın müzik mirasını yaşatmanın yanı sıra Alevi halk kültürünün sürekliliğine vurgu yapacak. Çınar’ın eserleri, halkın vicdanındaki izleri yeniden görünür kılacak ve onun anısını yaşatacak bir buluşma fırsatı sunacak.

Alevi Kurumları, BK Diplomasi Ofisi’nde Ortak Stratejileri Gözden Geçirdi

Strazburg’da 23 Ekim 2025 tarihinde gerçekleşen toplantıda, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Diplomasi Ofisi’nde Alevi kurumlarının temsilcileri bir araya geldi. Toplantının gündemi, Alevi toplumunun eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü ve güncel sorunları üzerineydi. Alevi Bektaşi Federasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu ve diğer Alevi kurumlarının üst düzey temsilcileri katıldı.

Görüşmelerde, Türkiye ve Avrupa’daki Alevi toplumunun karşılaştığı hak ihlalleri ve baskı politikaları üzerinde duruldu. Katılımcılar, Alevi kurumları arasında dayanışma ve ortak mücadele stratejisi geliştirilmesi gerektiği konusunda hemfikirdi. Bu bağlamda, Suriye’de Alevilere yönelik saldırılar ve kadın-çocuk hak ihlalleri de gündeme alındı. Katılımcılar, bu durumlara karşı uluslararası kamuoyunu harekete geçirecek bir ses oluşturmanın önemini vurguladı.

Toplantıda, Alevi hareketinin geleceği, uluslararası tanınırlık ve Avrupa kurumlarıyla iş birliği olanakları da değerlendirildi. FUAF Eşit Başkanı Erhan Aydın, Avrupa’daki Alevi kurumları arasındaki dayanışmanın güçlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Sonuç olarak, toplantıda Alevi kurumlarının hak, eşitlik ve özgürlük mücadelesinde birlik ve dayanışma vurgusu öne çıktı. AABK Diplomasi Ofisi, bu buluşmanın dayanışmayı pekiştirdiğini ve ortak mücadele hattını güçlendirdiğini belirtti.

Genç Alevi, Colânî Hapishanelerinde İşkenceyle Hayatını Kaybetti

Tartus kırsalındaki Safsafa bölgesinden genç Alevi Tahir Shaddoud, Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) lideri Ebu Muhammed el-Colânî’ye bağlı gruplar tarafından gözaltına alındıktan kısa bir süre sonra yaşamını yitirdi. Yerel kaynaklar, Shaddoud’un ağır işkenceye maruz kaldığını ve cezaevi içinde hayatını kaybettiğini bildirdi.

Colânî’ye bağlı selefi grupların, son dönemde Alevi kimliğine sahip gençleri keyfi olarak gözaltına aldığı ifade ediliyor. Gözaltına alınan birçok kişinin akıbetinin belirsiz olduğu, bazı tutukluların işkence altında yaşamını yitirdiği kaydediliyor. Shaddoud’un ailesine, ölümünden günler sonra cezaevi yönetimi tarafından bilgi verildiği, cesedinin üzerinde işkence izlerinin bulunduğu belirtildi.

HTŞ, Suriye iç savaşı boyunca özellikle Alevi, Dürzi ve Hristiyan topluluklara yönelik sistematik şiddet ve infazlarla gündeme geldi. Uluslararası insan hakları kuruluşları, örgütün kontrol ettiği bölgelerde yargısız infazlar ve mezhepsel temizlik politikalarına dair çok sayıda belge yayımladı.

Yerel insan hakları savunucuları, Tahir Shaddoud’un ölümünün münferit bir olay olmadığını, Colânî’nin cezaevlerinde işkencenin “rutin bir yöntem” haline geldiğini vurguluyor. Alevi kurumları, uluslararası toplumun bu ihlallere karşı sessiz kalmasını eleştirerek, “Alevi kimliğine yönelik sistematik nefret ve infaz politikaları artık görmezden gelinemez” açıklamasında bulundu.

Büyük Ozan Feyzullah Çınar, 42. Yılında Sevgi ve Saygıyla Anılıyor

Ankara – 23 Ekim 2025

Alevi-Bektaşi müziğinin önemli ismi halk ozanı Feyzullah Çınar, Hakk’a yürüyüşünün 42. yılında Batıkent Pir Sultan Abdal Cemevi’nde anılacak. 1 Kasım Cumartesi günü saat 19.00’da gerçekleştirilecek etkinlikte, Çınar’ın eserleri seslendirilecek ve yaşamı üzerine söyleşiler yapılacak. Cemevi yönetimi, “Büyük ozan Feyzullah Çınar’ı saygı, sevgi ve özlemle anıyoruz” diyerek tüm canları bu anlamlı buluşmaya davet etti.

1937 yılında Sivas’ın Divriği ilçesine bağlı Çamşıhı yöresinde doğan Feyzullah Çınar, halkın inancını ve duygularını müziğinde ustaca harmanladı. Saz, onun elinde yalnızca bir enstrüman değil, halkın kolektif hafızasını taşıyan bir araç haline geldi. Çınar’ın müziği, teknik bir icradan öte, bir kimlik ifadesi olarak öne çıktı.

Çınar, sadece bir ozan değil, aynı zamanda Anadolu’daki sözlü kültürü kayıt altına alan önemli bir derleyiciydi. TRT arşivlerine birçok Alevi-Bektaşi nefesi ve halk türküsü kazandırdı. Bu yönüyle, 20. yüzyılın ortasında sözlü gelenekten kayıtlı kültüre geçişin köprüsü olarak kabul edilmektedir.

Feyzullah Çınar’ın deyişleri; aşk, inanç, insan sevgisi ve adalet temalarını işlerken, halk müziğini etik ve toplumsal bir vicdan alanına taşıdı. “Kınamayın Beni Hakkı Sevenler”, “Pirim Pirsultan” ve “Kerbela’da Uçan Dertli Turnalar” gibi eserleri, halkın vicdanında derin izler bıraktı. Onun müziği, yalnızca bir sanat değil, aynı zamanda bir toplumsal sorumluluk ifadesidir.

Batıkent Pir Sultan Abdal Cemevi’nde düzenlenecek anma programı, Feyzullah Çınar’ın müzik mirasını yaşatmak ve Alevi halk kültürünün sürekliliğini vurgulamak amacı taşıyor. Etkinlikte seslendirilecek eserler, Çınar’ın halkın vicdanındaki yerini yeniden görünür kılacak ve onun unutulmaz mirasını yaşatacaktır.

Alevi Kurumları Diplomasi Stratejisi İçin Bir Araya Geldi

Strazburg’da, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Diplomasi Ofisi’nde Alevi kurumlarının önemli temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirilen toplantıda, Alevi toplumunun güncel sorunları ve uluslararası diplomasi alanındaki girişimler ele alındı. Toplantıya, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez, Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu (FUAF) Eşit Başkanı Erhan Aydın gibi önemli isimler katılım sağladı.

Görüşmede, Türkiye ve Avrupa’daki Alevi toplumunun maruz kaldığı hak ihlalleri, eşit yurttaşlık talepleri ve inanç özgürlüğü sorunları geniş bir şekilde değerlendirildi. Katılımcılar, Alevi toplumunun karşı karşıya olduğu baskı politikalarına karşı dayanışma odaklı bir ortak stratejinin oluşturulması gerektiği konusunda fikir birliğine vardı.

Toplantının bir diğer önemli gündem maddesi ise Suriye’deki Alevilere yönelik sistematik saldırılar oldu. Katılımcılar, bu saldırılara karşı uluslararası diplomatik alanda gerçekleştirilebilecek girişimlerin önemine dikkat çekerek, Alevi toplumuna yönelik soykırım girişimleri ve mezhepsel nefret politikalarına karşı ortak bir ses oluşturmanın gerekliliğini vurguladı.

Toplantıda, Türkiye ve Avrupa’daki Alevi hareketlerinin geleceği üzerine diplomatik iş birliği olanakları ve Alevi kimliğinin uluslararası tanınırlığı konularında ortak bir yol haritası belirlendi. FUAF Eşit Başkanı Erhan Aydın, Fransa’daki örgütlenme deneyimlerini paylaşarak, Avrupa’daki Alevi kurumları arasındaki dayanışmanın güçlendirilmesinin önemine değindi.

Sonuç olarak, Avrupa Alevi kurumları, birlik ve dayanışma temelli hak mücadelesini sürdüreceklerini vurgulayarak, AABK Diplomasi Ofisi aracılığıyla hak, eşitlik ve özgürlük mücadelesini ulusal ve uluslararası platformlarda kararlılıkla sürdüreceklerini belirtti.

Cem Vakfı’ndan ayrılışın nedenleri dede ve yöneticilerle masaya yatırıldı!

Şarköy ilçesinde yaşayan Alevi yurttaşlar, belediye tarafından inşa edilen ve Cem Vakfı’na tahsis edilen cemevine karşı itirazlarını dile getirdi. Dede Mert Ali Erdoğan, Cem Vakfı’nın demokratik bir yapıya sahip olmadığını belirterek, “Bunlarda demokrasi ve adalet yok. Tepeden inme, tek adam yönetimi mevcut” dedi. Şarköy Alevi Bektaşi Derneği yöneticisi Hüseyin Kerimoğlu ise, “Kendi kendimizi yönetmek istiyoruz. Başkaları tarafından yönetilmek istemiyoruz” diyerek Cem Vakfı’nı eleştirdi.

Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi tarafından inşa edilen cemevi, Cem Vakfı’nın yönetiminde yedi yıldır süren bir tartışmanın merkezinde yer alıyor. Protokolün 5 Ekim 2025 itibarıyla sona ereceği belirtilirken, yerel halk yeni protokolün Cem Vakfı yerine kendileriyle yapılması konusunda ısrarcı. Cemevinin yönetimi için Şarköy Alevi Bektaşi Derneği çatısı altında birleşen yurttaşlar, Cem Vakfı’nın demokratik bir yönetim anlayışına sahip olmadığını vurguladı.

Dede Mert Ali Erdoğan, Cem Vakfı ile yaşadığı sorunları aktararak, “Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Albayrak, cemevi için kimseden para almadan hizmet verdi. Ancak Cem Vakfı’nın yönetim biçimini araştırmadık ve bu nedenle yanıldık” ifadelerini kullandı. Erdoğan, Şarköy’deki cemevinin yerel halk tarafından yönetilmesini talep etti. “Cem Vakfı’nın tabelasını cemevimizin duvarından indirsinler” diyerek, uzaktan yönetim sistemine karşı olduklarını dile getirdi.

2021-2022 yıllarında Şarköy Cemevi yönetiminde yer alan Hüseyin Kerimoğlu, Cem Vakfı’nın cemevine hiçbir katkı sağlamadığını belirtti. “Özgürce hareket edemiyorduk, emirler dikte ediliyordu” diyen Kerimoğlu, Cem Vakfı’nın cemevinde elde edilen bağışlardan yüzde 20 pay talep ettiğini, ancak bu taleple karşılaşmadıklarını ifade etti. “Cemevinin yönetimini, Şarköy’de yaşayan Alevi canlar seçsin” diyen Kerimoğlu, kendi kendilerini yönetme arzusunu yineledi.

Alevi Kültür Merkezi’nden Birlik ve Dayanışma Üzerine Anlamlı Panel

Fransa’nın Haguenau kentinde bulunan Alevi Kültür Merkezi, Türkiye’den gelen Alevi kurum temsilcilerini ağırlayarak anlamlı bir panele ev sahipliği yaptı. Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez ve Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Arslan’ın katıldığı etkinlikte, Alevi kurumları arasındaki birlik ve dayanışmanın önemi vurgulandı.

Etkinlik öncesinde, Alevi kurum başkanları Strasbourg Alevi Kültür Merkezi’nin yeni cemevi binasını ziyaret etti. Ziyaret sırasında, ortak emek ve dayanışmanın Alevi toplumu için taşıdığı anlam bir kez daha dile getirildi. Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu Eşit Başkanı Erhan Aydın, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Diplomasi Komisyonu üyeleri Marc Aslan ve Taner Boyraz da panele katıldı.

Panelin açılış konuşmasını yapan Haguenau Alevi Kültür Merkezi Başkanı Ersan Boyraz, dayanışmanın Alevi kurumlarının en güçlü yönü olduğunu belirterek, etkinliğe destek veren herkese teşekkür etti. Moderatörlüğünü Eğitim ve Araştırma Komisyonu Sorumlusu Ahmet Yıldırım’ın üstlendiği panelde, Alevi kurumlarının Türkiye ve Avrupa’daki ilişkileri, yaşanan hak ihlalleri ve gençlik çalışmaları üzerine derinlemesine tartışmalar gerçekleştirildi.

Soru-cevap bölümünde katılımcıların yönelttiği sorular doğrultusunda, Türkiye ve Avrupa’daki Alevi kurumlarının ortak mücadele alanları ve dayanışma stratejileri üzerine verimli bir tartışma ortamı oluştu. Panel, katılımcıların yoğun ilgisiyle coşkulu bir atmosferde sona erdi. Haguenau Alevi Kültür Merkezi yönetimi, Türkiye ve Avrupa’daki Alevi kurumları arasındaki işbirliğinin güçlenmesinin gelecekte daha büyük birlikteliklerin önünü açacağı mesajını verdi.

Alevi Kurum Başkanları’ndan Strasbourg Cemevi’ne Anlamlı Ziyaret

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez ve Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Arslan, Fransa’nın Strasbourg kentinde bulunan Strasbourg Alevi Kültür Merkezi’ni ziyaret etti. Ziyaret sırasında, cemevinde yürütülen tamirat ve yenileme çalışmaları hakkında bilgi alındı.

Ziyarete, Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu Eşit Başkanı Erhan Aydın ve AABK Diplomasi Komisyonu üyeleri Marc Aslan ve Taner Boyraz da katıldı. Strasbourg Alevi Kültür Merkezi Eşit Başkanı Yaşar Güler, konuk başkanlara cemevindeki yenileme süreci hakkında ayrıntılı bilgi verdi.

Başkanlar, Strasbourg Cemevi’nin coğrafi konumu ve toplumsal potansiyeli açısından Avrupa’daki Alevi örgütlenmesi için stratejik bir öneme sahip olduğunu vurguladı. Ziyaret sonrası gerçekleştirdikleri değerlendirmelerde, cemevinin tamiratının kısa sürede tamamlanarak inanç topluluğuna hizmete sunulmasının önemine dikkat çektiler.

Alevi kurumları arasındaki dayanışma ve ortak çabanın, inanç merkezlerini geleceğe taşıma kararlılığının güçlü bir göstergesi olduğunu belirten başkanlar, bu tür ziyaretlerin toplumsal birlikteliği pekiştireceğini ifade ettiler.