Ana Sayfa Blog Sayfa 88

Köln’de Alevi Birliği: “Gelin Canlar, Birlikte Güçlenelim!”

Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), “Be One! – Gelin Canlar Bir Olalım!” temasıyla büyük bir açık hava festivali düzenleyecek. “Open Air Festival” adıyla gerçekleştirilecek etkinlik, 30 Mayıs 2026 tarihinde Köln Tanzbrunnen’de yapılacak.

Festivalin ana teması “Çeşitlilik, Birlik ve Özgürlük” olarak belirlendi. AABF, AAKB, BDAJ ve BDAS gibi çeşitli Alevi kurumlarının ortak organizasyonuyla düzenlenecek olan bu buluşma, Avrupa’da yaşayan Alevi toplumu, dost kurumlar ve sanatçıları bir araya getirmeyi hedefliyor.

Etkinlikte müzik, dans, söyleşi ve kültürel paylaşımların yanı sıra Alevi inancının barış, rızalık ve eşitlik değerlerini vurgulayan sahne performansları sergilenecek. Alevi kurumları, bu büyük buluşma için “Tarihi not edin” çağrısında bulunarak, katılımın önemine dikkat çekti.

AABF ve bileşen kurumlar, etkinliğin yalnızca bir müzik festivali değil, aynı zamanda Alevi toplumunun birliğini, dayanışmasını ve özgürlük mücadelesini simgeleyen önemli bir buluşma olacağını vurguladı. Köln’de gerçekleştirilecek olan festival, Avrupa’daki en geniş katılımlı Alevi etkinliklerinden biri olma potansiyeline sahip.

Alevi Toplumunun Çilesi: Enerji Savaşlarının Faturasını Arap Aleviler Ödüyor

Arap Alevi Kültür Derneği Başkanı Sabahat Aslan, Suriye’deki Arap Alevilerin hedef alınmasının mezhepsel düşmanlıklar ve siyasi planların bir sonucu olduğunu belirtti. Aslan, bu durumun insanlık dramına dönüştüğünü ve Türkiye ile uluslararası kurumların sorumluluk alması gerektiğini vurguladı. Suriye’de yaklaşık dört milyon Arap Alevi bulunduğuna dikkat çeken Aslan, Alevilerin ülkenin geleceğinde önemli bir rol oynaması için örgütlü bir yapıya ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.

Aslan, Suriye’de Arap Alevilerin yoğun yaşadığı bölgelerin enerji ve maden rezervleri açısından zengin olduğunu belirterek, bu durumun dış güçlerin bölgeye yönelik politikalarını şekillendirdiğini söyledi. Enerji kaynakları üzerindeki rekabetin mezhepsel savaşlara dönüştüğünü vurgulayan Aslan, Arap Alevilerin bu çatışmaların kurbanı olduğunu dile getirdi. “Tarihten günümüze kadar aşırı dinci grupların Alevilere yönelik bir intikam duygusu var. Bu nedenle Suriye’de Alevilere yönelik bir kıyım sürdürülüyor” dedi.

Arap Alevilerin örgütsüzlük nedeniyle savunmasız kaldığını belirten Aslan, bu durumun katliamları beraberinde getirdiğini ifade etti. Arap Alevi örgütlerinin bir araya gelerek yasal bir yapı altında toplanmasının şart olduğunu vurguladı. Türkiye’deki Alevi kurumlarının bir araya gelme ve dayanışma örneğini Arap Aleviler için de model alması gerektiğini söyledi. Arap Alevilerin kültürel kimliklerini koruyamadığını ve dil kaybı gibi önemli sorunlarla karşılaştığını belirtti.

Aslan, Arapça’nın yeniden canlandırılması ve kültürün yaşatılması gerektiğini ifade ederek, “Aleviler orada örgütlenirse Suriye’nin geleceğinde söz sahibi olurlar” dedi. Uluslararası örgütlerin, Avrupa Birliği ülkelerinin Suriye hükümetine baskı yapması gerektiğini vurgulayan Aslan, bu şekilde Alevilerin güçlenmesine destek olunabileceğini söyledi. “Bizim hedefimiz, Avrupa’daki kurumlarla iş birliği yaparak bu kıyımların durdurulması ve Arap Alevilerin yeniden güçlenmesine destek olmaktır” şeklinde konuştu.

Alevilerin Önündeki Tarihi Sorumluluk AZİZ TUNÇ

0

“Türkiye’nin ve Kürdistan’ın bugününü etkileyen geleceğini de derinden etkileyecek olan tarihi bir sürecin yaşandığı” tespiti genel olarak herkesin veya her çevrenin ortak tespitidir. Bu tespit yapılırken özellikle Kürtler, süreçten en çok etkilenecek olan temel özne olarak kabul edilmektedir. Bu doğrudur, evet Kürt sorunu en temel sorundur bu sorunun çözülmesi amacıyla geliştirilen barış ve demokratik toplum sürecinin asli öznesi ve süreçten en çok etkilenecek olanlar Kürtlerdir. Ancak bu doğru başka bir gerçekliğin görülmesini engellememelidir. Çünkü sosyo-politik olgular, çok yönlüdürler ve çok yönlü sonuçlar yaratırlar. O nedenle bu süreç Kürtlerle birlikte başta Aleviler olmak üzere toplumun tüm kesimlerini etkilemekte ve ilgilendirmektedir.

Türk devletinin kurulduğu günden beri, Türkiye ve Kürdistan’da yaşayan Alevi toplumuna yönelik soykırım ve asimilasyon uyguladığı bilinmektedir. Dolayısıyla Türk devletinin Alevi düşmanlığı yeni de değildir, döneme özgü de değildir. Erdoğan’dan önce Kemalist iktidar da inançsal olarak Alevileri düşman olarak görmeseler de Alevilerin düşmanıydılar.

Ancak Kemalistler, Alevileri yok etmek yerine bir yanda soykırımlarla korkutmaya, bir yandan da asimilasyonla dönüştürmeye çalışmışlardır. Böylece Kemalistler Alevileri, kendi toplumsal tabanı olarak hesaplamışlar ve buna uygun bir politika geliştirmişlerdir.

Türk devletinin Alevi düşmanlığı politikasını sürdüren ve son 23 yıldır Türk devletini yöneten ve kendisini İslam’ın tek temsilcisi olarak kabul eden Erdoğan ise İslam’ın düşmanı olarak kabul ettiği Alevileri ortadan kaldırmayı asli görevi olarak tespit etmiştir. Dolayısıyla Erdoğan’ın ve ortaklarının Alevilerle düşmanlığı daha ileri taşınmış, büyütülmüş ve barışık olmanın koşulları yok edilmiştir.

Erdoğan’ın Alevi düşmanlığının tek nedeni inançsal değildir. Erdoğan’ın Alevi düşmanlığının bir diğer nedeni ise her sosyal gelişmede olduğu gibi, politiktir.

Erdoğan, Aleviliğe yönelik düşmanlığını iki politik amaçla sürdürmektedir. Birincisi Erdoğan’ın ve ortaklarının Kemalizm karşıtlığından kaynaklanmaktadır. Cumhuriyetle birlikte İslam’ı gericilik üzerinde başlayan Kemalizm düşmanlığı, Kemalistlerden intikam alma arzusu, Kemalistlerin toplumsal tabanı olarak kabul edilen Alevi düşmanlığına ve aynı zamanda sosyal- siyasal hayata Alevilerden intikam alma isteğine dönüştürülmüştür.,
Alevi düşmanlığı ve İslam temsilciliği iddiası, Türk devletinin ve Erdoğan’ın İŞİD ve HTŞ gibi çetelerle ortaklaşmasının ideolojik zemini olmuştur.

Türk devleti ve Erdoğan, İslam inancı aracılığıyla sağlanan bu teorik zemine dayanarak bölgede Osmanlı- İslam devleti kurmak, bölge üzerinde egemenlik oluşturmak istemektedir. Türk devletinin, özellikle Erdoğan yönetimiyle birlikte bölge üzerinde hegemonik ilişki kurmak istediği, bütün politikalarını buna göre şekillendirdiği sır değildir.

Erdoğan’ın ve Türk devletinin, Osmanlı- İslam devleti kurma politikası sadece Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da değil, bölgedeki bütün Alevilere saldırmanın ve onların yarattığı ya da elde ettiği herhangi bir imkânı yok etmenin gerekçesi olmuştur. Türk devletinin ve Erdoğan’ın uluslararası Alevi düşmanlığı Balkanlarda Alevilerin sosyal ve siyasal faaliyetlerine müdahale, Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da Alevi- Bektaş’ı Cemevi Başkanlığı’nın devlet zoruyla dayattığı asimilasyon politikalarıyla, Suriye’de doğrudan soykırım ve katliamlarla sürdürülmektedir. Böylece Türk devleti, izlediği Alevi düşmanlığıyla bir yandan da HTŞ ve Taliban eliyle, İran’dan Balkanlara, Suriye’de Karadeniz kıyılarına kadar Alevi toplumunu ölümcül bir kuşatma altına almıştır. Bunun sonucu olarak Erdoğan’ın Türk devleti en büyük Alevi düşmanı devlet olmuştur.

Bu durum, yani Türk devletinin bölgedeki bütün Alevilere saldırması, soykırım ve asimilasyon uygulaması, Alevilerle ilgili her gelişmeyi kontrol altına almaya, yön vermeye çalışması, lokal bir sorundan kaynaklanan geçici, tekil, konjektürel saldırılar olarak görülmemelidir. Böyle bir yanlışlığa düşmemek gerekiyor.

Tam tersine, ifade edildiği gibi, Türk devletinin Alevi düşmanlığının çok daha kapsamlı, inançsal bir arka planı ve derinlikli bir politik boyutu bulunmaktadır. Yani Türk devleti, Alevilere düşmanlığı temel ve stratejik politika olarak belirlemiştir. Bunların hepsi orta vadede bu coğrafyada Alevileri topyekûn yok etme planının parçalarıdır. Bu durum Aleviler açısında tarihsel bir dönüm noktasıdır. Bu gerçek doğru görülmez, gelişmeler lokal sorunlar olarak ele alınırsa doğru bir sonuca gidilemez.

Aleviler bu düşmanlığa ve bu düşmanlığın geliştirdiği uygulama ve pratiklere karşı ciddi, kararlı ve net bir tutum geliştirmekle karşı karşıyadırlar. Bu durumun gerektirdiği her türlü çabanın ve çalışmanın gündeme alınması Alevi toplumunun ve kurumlarının temel ve stratejik görevi ve sorumluluğudur.

Çünkü Aleviler, kitlesel potansiyellerinin güçlü olması, örgütlenme ve mücadele yetenekleri, inançsal özellikleri, tarihsel tecrübeleri, sosyal konumları ve siyasal yönelimleri itibarıyla, Erdoğan’ın ve Türk devletinin Osmanlı- İslam adına bölgede hakimiyet kurma politikasının parçası olmayacaklardır.

O nedenle gerek Türkiye ve Kuzey Kürdistan’ın ve gerekse bölgenin demokratikleşmesi ve bunun için barışın gerçekleşmesi Aleviler açısında stratejik bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmaktadır. Alevi toplumu ve kurumları, bir yıldır yaşanan barış ve demokratik toplum süreciyle bu gerçeklik üzerinde ilişkilenmelidirler.

Çünkü bölgede, Türkiye ve Kürdistan’da barış ve demokrasi gerçekleşmez ise herkes kaybedecektir. Ancak ne yazık ki Aleviler herkesten daha çok kaybedeceklerdir. O nedenle Aleviler bir toplumsal grubu desteklemek için değil, “olursa da olur olmazsa da olur” gibi ilgisiz bir biçimden de değil, asli özne olarak barış ve demokratik toplum için ellerini taşın altına koymalıdırlar. Bu sürece herkesten daha çok sahip çıkmalı, barışın ve demokrasinin Alevi toplumunun yaşam gerekçesi olduğu bilinciyle hareket etmelidirler.

Dahası Aleviler, barışın ve demokratik toplumun yaratılmasında en kararlı ve en net toplumsal kesim olarak sürecin başarısında önemli bir rol oynayacaklardır. Tarihsel hafıza, Alevi toplumunun özellikleri, mevcut durumu, yönelimi ve koşulları böyle düşünmeyi sağlamaktadır.

ŞIVAN PERVER – YILMAZ ÖZDİL NECATİ ŞAHİN

Biri, büyük bir hümanist,
bir büyük Kürt Sanatçısı…
Biri, bir “büyük” Kürt Alerjisi hastalığına yakalanan bir “büyük” Türk Gazetecisi…
Biri, bir büyük Barış sevdalısı…
Biri, bir büyük anti Kürt hastası…
Biri, “Türkülerimiz Kardeştir” deyip Türkü/Klam söylüyor…
Biri, mikrofonu eline alınca dili, kalemi tutunca eli
Kürt nefreti söylüyor,
Kürt nefreti yazıyor…
*
Niye bu konuya girmek zorunda hissettim kendimi?
Yılmaz Özdil
neredeyse her çıktığı programda, yazdığı her yazıda mutlaka ŞIVAN’a bir hakaret gönderiyor…
Kürt alerjisini Şıvan üzerinden yaşıyor
“Megri Megri” deyip dalga geçiyor, aşağılıyor aklınca…
Oysa “Megri Megri” masum bir Kürt Ağıtıdır…
*
“Peki bunlardan Sana ne” diyenlere:
ŞIVAN
1976 yılında Almanya’ya sürgüne geldiğinden bugüne kadar Arkadaşım, Dostum, Kardeşim
Bu bir yana…
Diğer yandan,
Türkiye’de,
Yılmaz Özdil TV’lerde, Gazetelerde, Konferaslarda bir büyük Halkın,
bir kadim Dilin,
Bir büyük Sanatçısına,
bir toplumun sembolüne hakaret ediyor…
Etmeden duramıyor…
Türkiye Aydını, Sanatçısı, Yazarı, Ozanı ise seyrediyor…
Susuyor…
Sineye çekiyor…
Bu daha vahim bir durumdur.
Acıdır…
Ayıptır…
Bu Ayıbı yazmalıyım dedim…
Aydınlar, Sanatçılar, Yazarlar sustukça, ırkçı coşuyor.
Irkçılar da alkışlıyor…
Yılmaz Özdil,
Şıvan’ın yalnız Kürt Halkı tarafından değil;
Türkler, Araplar, Almanlar, İngilizler, Fransızlar;
kısacası Ortadoğu ve Avrupa Topumlarınca tanındığını, sevildiğini, dinlendiğini,
taktir edildiğini bilmiyor.
Habire verip veriştırıyor…
*
Yılmaz Özdil Essen’de konferans veriyor.
Klasik “Kürt alerjisi”ni Şıvan üzerinden yapacak ya.
“Bu Şıvan Perver… ” der demez salonda alkış kopuyor.
Özdil önce ne olduğunu anlamıyor.
Şaşırıyor, afalıyor.
Sonra meseleyi çakıyor, bozuntuya vermiyor, devam ediyor Kürt alerjisini dökmeye…
Oysa salondakiler Alkışları ile Şıvan’a olan sempatilerini vurguluyor.
*
Yılmaz Özdil,
takmış “Megri Megri”ye
“Ağlama Ağlama” diye başlayan bir Kürt Ağıdı’na bu kadar düşmanlık niye?
*
Ben, “Megri Megri” ağıdını ilk kez sürgündeki bir Türk Sanatçısı Melike Demirağ’dan dinlemiştim.
Hüseyin Erdem öğretmişti.
Yıl 1983
Sanst Yönetmenliğini Sanar Yurdatapan’ın yaptığı, bizim de katkı sunduğunuz
“Türkülerimiz Kardeştir” Projesi.
Sürgündeki iki Sanatçı Arkadaşımız:
Türk Melike Kürtçe,
Kürt Şıvan Türkçe
söylüyor.
Türk ırkçıları
Türk Melike’ye;
Kürt ırkçıları
Kürt Şıvan’a
saldırıyor.
İyi mı?
*
“Türkülerimiz Kardeştir” Projesi Köln WDR radyo salonunda…
Erivan Radyosu’nda getirlen bir kayıt…
“Yaylalar Yaylalar ” Türküsü’nün orijinl Kürtçesi…
Salon dinliyor hayretler içinde kalıyor.
Çünkü “Yaylalar Yaylalar” Tüküsü askeri marş gibi Türk ırkçılığın sembolü…
*
ŞIVAN PERVER…
Bir koca ömrünü Barış’a, Kardeşliğe sunmuş bir büyük hümanist, bir büyük Kürt Sanatçısı…
YILMAZ ÖZDİL…
Bir koca ömrünü, Kürt karşıtlığına, Kürt Alerjisine harcayan bir “büyük” bir Türk Gazetecisi.
Yılmaz Bey,
Türkçeyi çok iyi kullanıyorsun Kardeşim.
Din tacirlerine karşı iyi mücadele veriyorsun
Eyvallah…
Türkçe sözcükler ile muhteşem dans ediyorsun…
Ne çare ki,
Yunus Emre’nin o güzel dilini “Kürt düşmanlığı” için kullanıyorsun.
Yapma…
(Ünlü Kürt Yazar Mehmet Uzun, işkencede kendisine küfür eden İşkenceciye büyük tepki gösteriyor.
İşkenceci: ‘Sana bu kadarı işkence ediyorum, tık yok. Küfür ediyorum tepkin büyük, neden?’
Mehmet Uzun’un tarihi cevabı:
‘Bana Yunus Emre’nin Dili ile Küfür ediyorsun.
Yunus’un Dili’ni kirletiyorsun…’)
İşte, Sen de Yılmaz Bey,
Kendi Halkının Dili’ni, Yunus’un dilini incitiyorsun
Yapma…
Ulusalcılık hakkındır.
Irkçılık haksızlığındır…
Yapma…
Şıvan Perver,
Kürt-Türk Kardeşliğe için büyük bir hümanisttir.
Şanstır…
Saldırma…
Saldıracağına, davet et Sözcü TV’ye…
Dinle…
Tanı…
Muhabbet eyle…
Göreceksin,
“Kürt Alerjisi Hastalığı”na iyi gelecektir…
*
Şıvan’ı dinlemek derindir…
Dostu olmak onurdur…
Türkülerimiz/Klamlarımız Kardeştir…
Dillerden düşmeye…
Necati Şahin
22 Ekim 2025
***
(Bilmeyen Dostlar için “Megri Megri” Ağıdı’nın Kürtçe orjinalini ve Türkçe çevresini buraya bırakıyorum)
“Megri Megri”
Serê çiyan bi dûman e bavê min
Birîn kûr in bê derman e berxê min
Gelo çima em hawa ne megrî, megrî
Ev çı hal e megrî, megrî
Şîn zewal e megrî, megrî
De menale megrî,megrî
7
Vê tariyê biçirînin bavê min
Van dîrokan bidirînin çavê min
Rastiya gelê xwe em dibînin
Megrî, megrî, megrî
Ev çi hal e megrî, megrî
Şîn zewal e megrî, megrî
De menale megrî,megrî.
Türkçe Çevirisi “Ağlama Ağlama”
Dağların başı dumanlıdır babam
Yaralar derindir dermansızdır kuzum
Acep biz neden bu haldeyiz ağlama ağlama
Bu ne haldir ağlama ağlama
Bu ne yas ne zevaldir ağlama ağlama
Artık inleme ağlama ağlama
Bu karanlığı yırtın babam
Bu tarihleri baştan örün kuzum
Halkımızın gerçekliğini görüyoruz
ağlama ağlama ağlama
Bu ne haldir ağlama ağlama
Bu ne yas ne zevaldir ağlama ağlama
Artık inleme ağlama ağlama.

Dêrsim’de Alevi İnancı ve Kültürü Üzerine Panel Gerçekleşti

Dêrsim’in Geyiksuyu köyünde “İnanç ve kültür buluşması” temasıyla düzenlenen panelde, Pir Sultan Abdal’ın inanç ve kültürü, Alevilikte kadının rolü, Dêrsim’in kültürel mirası üzerine önemli tartışmalar yapıldı. Etkinlik, Geyiksuyu Çevre Köyleri Cem ve Kültür Evi’nde gerçekleştirildi ve çok sayıda katılımcı yer aldı.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, paneldeki sunumunda Pir Sultan Abdal’ın mazlumların yanında duracağını vurguladı. Erçe, “Pir Sultan Abdal bugün yaşasaydı, hakları ellerinden alınmış halkların yanında mücadele ederdi” dedi. Alevi derneklerinin, Pir Sultan Abdal’ın izinden giderek toplumsal mücadelelerini sürdüreceklerini belirtti.

Prof. Dr. Şükrü Aslan ise “Türkiye’nin barış arayışında Aleviler” konulu sunumunda, Dêrsim coğrafyasındaki Alevi ocaklarının manevi önemine değindi. Her Alevi evladının bir ocağa bağlı olduğunu ve sorunların cem ortamında çözülebileceğini ifade etti.

Alevilikte kadın ve Ananın yerini ele alan Narin Gülçiçeği, inancın yaşatılmasında kadınların rolüne vurgu yaptı. Gülçiçeği, “Pirin cinsiyeti olmamalıdır. Pir bu yolun rehberidir ve inancına sahip çıkandır” dedi.

Bischofsheim Belediye Meclis Üyesi Ali Kadir Tanrıverdi, Dêrsim’in Cumhuriyet döneminden bu yana maruz kaldığı saldırılara dikkat çekerek, Dêrsim’in inancı ve kültürü için mücadele edilmesi gerektiğini söyledi. Panel, sanatçı Yılmaz Çelik’in müzik dinletisi ile sona erdi.

Çepni Dere Alevi Derneği’nden Pir Abdal Musa ve Kafi Baba Ziyareti

Manisa Çepni Dere Alevi Kültür Derneği üyeleri, inançlarını güçlendirmek amacıyla Antalya Elmalı Tekke Köyü’ndeki Pir Abdal Musa Dergâhı’nı ziyaret etti. Ardından Finike Yuvalı Köyü’nde yer alan Kafi Baba Türbesi de ziyaret edildi. Bu ziyaretler, Alevi inancının canlı tutulması ve toplumsal dayanışmanın pekiştirilmesi açısından büyük öneme sahip.

Dernek Denetleme Kurulu Üyesi Bilal Kılıç, ziyareti değerlendirirken, “Alevi inancının can damarları bu tür ziyaretlerle diri tutuluyor. Yolumuzun değerleriyle, pirlerimizin öğütleriyle bağımızı güçlendirmeye devam ediyoruz” dedi. Kılıç, bu ziyaretlerin sadece ibadet değil, aynı zamanda eğitim ve dayanışma fırsatları sunduğunu vurguladı.

Kılıç, “Pirlerin dergâhları, taliplerin rızalıkla buluştuğu, gönül birliğinin pekiştiği mekânlardır. Biz Çepni Alevileri olarak bu inanç merkezlerini, toplumsal dayanışmanın ocağı olarak görüyoruz” ifadelerini kullandı. Ayrıca, ziyaret sırasında yöre halkının misafirperverliğine de dikkat çekerek, Alevi toplulukları arasında bu tür buluşmaların bağları güçlendirdiğini belirtti.

Pir Abdal Musa Dergâhı, 13. yüzyıldan bu yana Alevi-Bektaşi inanç dünyasında önemli bir yer tutarken, Kafi Baba Türbesi de özellikle Batı Toroslar’da Alevi toplulukları tarafından sıkça ziyaret edilen kutsal mekânlar arasında yer alıyor. Manisa Çepni Dere Alevi Kültür Derneği üyeleri, bu ziyaretlerin genç kuşaklara inanç mirasının aktarılması açısından da büyük bir değer taşıdığına inanıyor.

Alevilere Yönelik Ayrımcılık: Dinsizlik İddiaları Yargıya Taşınıyor

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Alevilere yönelik yaptığı son açıklamaların ardından, İzmir Çiğli’deki bir ilkokulda yaşanan ayrımcılık olayı dikkat çekti. Kanuni İlkokulu’nda görevli bir din öğretmeninin, Alevi öğrencilere yönelik “Aleviler dinsizdir, cinlerle birliktedir” şeklinde ifadeler kullandığı iddia edildi. Bu durum, derste bulunan diğer öğrencilerin Alevi arkadaşlarına zorbalık yapmasına neden oldu.

Olayın ortaya çıkmasının ardından, öğrenciler yaşadıklarını ailelerine aktardı. Velilerin WhatsApp grubunda konunun gündeme gelmesiyle birlikte, aileler öğretmenin okulda görev yapmamasını talep etti. Tepkilerin ardından öğretmenin ilişiği kesildi, ancak bu olay, eğitim kurumlarına kimlerin girdiği sorusunu yeniden gündeme taşıdı.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullardaki dini içerikli faaliyetler konusunda uzun süredir eleştirilen politikaları, bu tür olayların yaşanmasına zemin hazırladığı düşünülüyor. Söz konusu öğretmenin ücretli öğretmen statüsünde olduğu belirtilirken, kimliğine dair net bir bilgi verilmedi. Okul müdürü, olayla ilgili olarak “doğru değil” şeklinde geçiştiren bir açıklama yaptı.

Veliler, ayrımcı ifadeler kullanan öğretmenin başka okullarda ders vermesinin engellenmesi için yargıya başvurmaya hazırlanıyor. Bu durum, eğitimde eşitlik ve inanç özgürlüğü açısından önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Eğitimciler, mezhepsel ayrımcılığın çocuk hakları ve kamusal eğitimin bütünlüğünü ihlal ettiğini vurguluyor ve bu tür durumların tekrar etmemesi için gerekli önlemlerin alınmasını talep ediyor.

Alevi soykırımından kaçan 22 Suriyeli, Ula’da tutuluyor!

Muğla Ula Geri Gönderme Merkezi’nde en az 22 Suriyeli sığınmacının, Alevi kimlikleri nedeniyle idari gözetim altında tutulduğu bildirildi. Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İzmir Şubesi, bu kişilerin Suriye’de hükümete el koyan Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) adlı silahlı grubun kontrolündeki topraklardan kaçmak zorunda kaldığını açıkladı. HTŞ’nin, Alevi topluluğuna yönelik sistematik saldırı ve katliamları, bu sığınmacıların ülkelerini terketmesine neden oldu.

ÇHD, Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal mevzuat ve uluslararası sözleşmelere göre zulüm tehlikesi altındaki kimseyi zorla geri göndermemekle yükümlü olduğunu vurguladı. Geri göndermeme ilkesi gereği, hayatı tehlike altında olan bireylerin sınır dışı edilmesinin yasak olduğu ifade edildi. Bu bağlamda, Ula Geri Gönderme Merkezi’nde tutulan 22 Suriyeli sığınmacının durumu hukuken kabul edilemez bir nitelik taşımaktadır.

Dernek, söz konusu sığınmacıların ivedilikle geçici koruma altına alınmasını talep etti. Yetkililere yapılan çağrıda, Muğla Ula Geri Gönderme Merkezi’ndeki idari gözetim kararlarının derhal sonlandırılması ve sığınmacıların haklı zulüm korkusuna dayalı geçici koruma başvurularının işleme alınması gerektiği belirtildi.

Ulusal ve uluslararası hukuk çerçevesinde sorumlulukların yerine getirilmesi ve geri göndermeme ilkesine uygun davranılması, insan hakları açısından büyük önem taşımaktadır. Bu durum, sığınmacıların inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık haklarının korunması açısından da kritik bir meseledir.

Tartus’taki Alevi Mezarlığı’na Saldırı: Acı ve Kayıp İçinde

Suriye’nin Tartus kentinde, Alevilere ait bir mezarlık kimliği belirsiz kişiler tarafından bombalandı. Olay, Banyas kırsalındaki Miwered köyünde gerçekleşti ve mezarlığın tamamen yandığı belirtildi.

Bölgedeki yurttaşlar, saldırıya tepki gösterdi. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, bombalamanın ardından bazı silahlı grupların bölge dışından sorumlu tutulduğunu aktardı. Daha önce, 29 Eylül 2025’te Humus’un batısındaki Sehil el-Khab bölgesinde bulunan Şeyh Mihemed El-Ecemi’nin mezarı da kimliği belirsiz kişiler tarafından ateşe verilmişti.

Son haftalarda Alevilere yönelik saldırılarda artış gözlemleniyor. Önceki gün, Hama kırsalındaki işlerinden dönen Cedrin köyünden 4 işçi silahlı saldırıya uğrayarak hayatını kaybetti.

Alevi Asimilasyonuna hizmet! İSMAİL PEHLİVAN

“Medet senden medet Bektaş-ı Veli
Eşiğine yüzüm sürmeye geldim
Rehberim Muhammed, Mürşidim Ali
Kamili mürşide ermeye geldim” Gül Bacı

Anadolu’nun kadim inancına sahip olan Alevi toplumu, özünde insan sevgisini taşıyan, yetmiş iki millete aynı nazarla bakan, eri erden ayırmayan, el ele el Hakk’a düsturuyla Hakk Muhammed Ali Yolu’na ikrar vermiştir.

Rehberi Muhammed, Mürşidi Ali olan, batıni felsefi anlayışı kabullenen Alevi toplumu, Horasan’dan sökün eyleyip bu toprakları yurt tutan kadim bir inanç geleneğini temsil eder.

Bu inanç topluluğu, köhne tarih anlayışlarına göre kendilerini yeniden dizayn etmeye çalışanların oyunlarına her dönemde tanık olmaktadır.

***

Söz konusu çabalar, Aleviliğin özüne dokunma girişimlerinden başka bir şey değildir. Bu kişiler, Alevileri kendi emellerine uygun bir kalıba dökmeye çalışıyor. Kendilerini ‘tarihçi, sosyolog, teolog’ olarak lanse eden bu yazarlar, son kırk yıldır geleneksel Alevi inanç pratiği ve yaşam kültürü üzerine sözde çalışmalar yaparak, toplumsal dönüşümü özünden uzaklaştırmak yoluyla fikri bir bulanıklığa yol açıyorlar. Bu yönelim, toplumsal dinamikleri devşirmeye yönelik kasıtlı hamlelerdir.

Son dönemlerde kendini ‘Alevilik yazarı’ diye takdim eden, Alevi inanç ve geleneğiyle hiç alakası olmayan bazı isimler sosyal medyada, Alevi derneklerinin panellerinde, televizyon ekranlarında Alevilik hakkında ahkam kesmektedirler. Birçok yalan yanlış ifadelerle ajitasyon yapmaktadırlar. Kulağa hoş gelen içi boş söylemlerini süslü sözcüklerle desteklemeyi ihmal etmemektedirler. Lakin bu şahsiyetler kendi geçmişleriyle çeliştiklerini de unutmuş görünüyorlar.

***

Aleviliğe yönelen bu şahsiyetlerin bir kısmı, 5’er 10’ar yıl zindanlara atılmış, faşist cunta tarafından verilen cezaları çekip salıverilenlerdir. Özgürlüğüne kavuşan bu kişiler, anti-faşist düşünceye sahip olmalarına rağmen, geçmiş örgütlerinin darmadağın olması nedeniyle adeta kendilerini boşlukta buldular. Bu süreç, sancılı ve çaresizliklerle dolu yaşandı. Çil yavrusu gibi dağılan o görkemli, mücadeleci gençlik pasifize oldu ve varlığını bireysel çabalarıyla sürdürmeye çalıştı. Örgütsel gelenekten gelen bu kişilerin bir kısmı, yeniden örgütsel bir yapı içinde var olmaya yönelik çabalar içine girdi. Bu çabalar, 1989 yılında (Türkiye’de 1960’lardan bu yana) ilk kez bir grup aydın, gazeteci ve yazarın, Almanya Hamburg Alevi Derneği aracılığıyla hazırladığı ‘Alevilik Bildirgesi’ bir milat olarak tarihe geçti. Bugünkü Avrupa ve Türkiye Alevi örgütlülüğü ‘Alevilik Bildirgesi’ndeki özden uzaklaşarak asimilasyona hizmet etmeye devam ediyor.

***

1980 sonrası süreç, solun yenilgisiyle birlikte birçok kişi kendi kültürel ve inançsal kökenlerine geri dönerek kimlik arayışına girdi. Alevi gençlerin kimlik arayışları, Alevilerin demokratik hak mücadelesine olumlu katkısı olurken, inancın geleneksel kodlara bağlı kalınarak sürdürülmesine olumsuzluğuyla damgasını vurdu.

Geçmişte TDKPDEV YOLTKP/MLDEV SOL gibi örgütsel yapılar içinde yer alan Alevi gençler, 1980 darbesinden sonra Aleviliklerini hatırlar oldular. Ancak hatırladıkları Alevilik, geleneksel batıni felsefi inanç değildi. Bu gençler başlangıç döneminde dillerinden Hakk Muhammed Ali, On İki İmamlar, Üçler, Beşler, Yediler, Kırklar sözcüklerini düşürmediler. Alevi toplumunun tüm değer yargılarını bir takiyye aracı olarak kullanıp toplumda itibar kazanma yoluna gittiler ve bundan da başarılı oldular.

Bu gençler yiğit insanlardı. Faşist diktatörlüğe, emperyalizme ve sömürüye karşı mücadele ederek, kelle koltukta başkaldırmışlardı. İşkencelerde ser verip sır vermeyenlerdi. Özgürlük istiyorlardı, devrim yapacaklardı. Hayalleri, ütopyaları büyüktü. İşte bu yiğit gençler, Alevi örgütlerini kurarak kendilerine yeni mücadele alanları yarattılar. Ardından, kurulması yasak olan cemevlerinin inşası için dişe diş mücadele ettiler. Gece gündüz cemevi yapılan binaları terk etmediler ve bu çabalarında başarılı oldular. Alevi toplumu da, cenazesini camiye götürmekten kurtulacak ve ibadetini yapacak diye, gençlerin önderliğinde yapılan cemevlerine gücü oranında katkı verdi. Bu itibarla Aleviler bu gençlere güven duymaya başladı ve hepsini kucakladı.

***

Öte yandan, Aleviliğin kentleşme, siyasi baskılar ve 1980 sonrası sosyalist hareketlerin dönüşümü ile birlikte yeni bir kimlik ve örgütlenme arayışına girdiği doğrudur. Geleneksel yapılarla (Dede Ocakları) yeni tip örgütler (Dernekler/Federasyonlar) arasındaki yetki, inanç yorumu ve temsil tartışmaları Alevi hareketinin temel dinamiklerinden biridir. “Alisiz Alevilik” ve “İslam dışı Alevilik” gibi tezlerin de Alevi entelektüel ortamında önemli ayrışmalara yol açtığı ve kamuoyunda yer bulduğu da somut bir gerçektir.

***

Bu süre zarfında Alevilik çalışan Sünni ilahiyatçı yazar-çizerler boş durmadı. Bu isimler Alevi inancını bile isteye istismar ederek, iğdiş etmeye yönelik çalışmalara imza attılar. Bu yazar-çizerler “Alisiz Alevilik” ve “İslam dışı Alevilik” tezlerini Alevilerin içine zerk ettiler. Ardından Sünni sosyolog bir yazar da bu kervana katılarak “Alevilerde Kafa Karışıklığı” makalesini kaleme aldı. O günden bu yana, bu eksende toplumun enerjisi tüketilmeye çalışıldı. Otuz yıldır bu dert Alevilerin içinden sökülüp atılamadı. Bu şahsiyetlerin ortaya sürdükleri tezler, Alevi toplumunun tarihi mirasını, felsefesini, batıni derinliğini, inançsal değerlerini boşa çıkararak kendilerine bir alan açma çabasından öte bir şey değildi. Nitekim bunlar başarısız oldu denemez; Alevi gençleri arasında önemli tartışmalara ve ayrışmalara neden oldular.

***

Aleviler, Kerbela’dan bu yana kendine özgü geleneksel inanç ve yaşam değerleri olan, sazlı-sözlü kültürel değerlerini hakikatin ışığında icra eden Anadolu’nun en büyük nüfusuna sahip ailesidir. Ortak geleneğini ve kültürel yaşam anlayışını yüzyıllardır barış ve kardeşlik hukuku içinde sürdüren Alevi toplumu, içselleştirdiği üstün ahlak anlayışıyla insanlığa örnek olmuştur. Aleviler, düşmanının dahi insan olduğunu bilir. Yaratılan’ı Yaradan’dan ötürü seven, batıni felsefi dünya görüşüyle barış elçisi görevini sürdüre gelmiştir. Gittiği topraklara barış ekmiştir.

Zulme uğrasa dahi Hakk ve hakikat yolundan ayrılmayan; incinse de incitmeyen, aklın ve bilimin yol göstericiliğini rehber edinen, çağın gereklerine göre yaşam geleneğini şekillendiren Alevi toplumu, tarihten günümüze varlığını en çetin koşullarda bile sürdürmüştür.

***

Süreci doğru okuyabilen Anadolu Alevi Ocakları mensubu Dedeler, toplumunu dinamik tutarak, hakikatten ayrılmamayı talip topluluklarına öğütlemişlerdir.

Gerçeğin ışığını gören ve bu ışığı toplumun aydınlanması için saçan, çağının filozofları Alevi Dedeleri, batıni felsefi anlayışlarıyla tarihten bu yana nasıl varlıklarını sürdürmüşlerse, günümüzde ve gelecekte, aslına uygun ve özgün olarak inançsal birlikteliğimize hizmet etmekle sorumludurlar.

ilk halktv.com.tr sayfasında yayınlanmıştır.