Şubat ‘Dünya Sulak Alanlar Günü’ 1971’den beri kutlanırken, sulak alanlar adeta katlediliyor
2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü. Birleşmiş Milletler’de (BM) alınan kararlarda olduğu gibi kutlanan her şeyin büyük bir saldırıya uğruyor olması dikkat çekici. 2 Şubat 1971’de imzaya açılan Sulak Alanların Korunması Sözleşmesi’ni Türkiye’nin 1994’te imzalamış olması ise bir başka felaket noktası. Bu imza atıldıktan sonra 1994 yılında Mersin Göksu Deltası Türkiye’nin ilk sulak alanı ilan edilmişti. Türkiye coğrafyasında bulunan göllerdeki durum göllerin can çekiştiğini gösterirken, yaşanan tablo korkutucu boyutlara ulaştı. Küresel ve bölgesel iklim değişimine bağlı olarak gelişen kuraklık gölleri tehdit ederken göllere indirilen en büyük darbe ise gölleri besleyen su kaynaklarına enerji santralleri (HES vd.) ve sanayi ve kentsel atıklarının göl yataklarına bırakılması, yakın gelecekte göllerin tamamen ya kuruyacağına ya da zehirleneceğine işaret ediyor. İçerik Yok
Göksu Deltası
Dünyanın sayılı göç yollarından birisi olan ve nadir görülen, nesli yok olma tehlikesi altındaki kuş türlerinin yaşama, üreme, beslenme ve konaklamalarına imkan sağlayan Mersin’in Silifke ilçesindeki Göksu Deltası, büyük bir kirlilik yaşıyor. Diğer sulak alanlarda maalesef aynı kaderin yolcusu durumunda. Göksu Deltası birçok endemik bitkiye ev sahipliği yapıyor. Türkiye’de yaşayan 450 kuş türünün 334’ünün yaşadığı Göksu Deltası’nda irili ufaklı göller, sazlıklar, kumullar ve kumsallar yer alıyor. Silifke ilçesinin güneyinde, Göksu Nehri’nin Akdeniz’e taşıdığı alüvyonlar ile oluşan delta, Türkiye coğrafyasının Akdeniz kıyısındaki en önemli sulak alanlarından biri ve 10 bin kilometrekarelik bir havzaya sahip ve her geçen gün kirlilikle yok olmaya doğru ilerliyor.
Eğirdir Gölü
Süleyman Demirel Üniversitesi’nden Prof. Dr. Mustafa Erol Keskin, Doç. Dr. Emine Dilek Taylan ve DSİ 33 Şube Müdürlüğü Kurucu Şube Müdürü Dr. Tevfik Aslanbaş tarafından yapılan ‘Eğirdir ve Burdur Gölleri Su Seviyelerinde Olası Azalma’ başlıklı araştırma ile her iki göl için tehlike çanlarının çaldığı ortaya kondu. Eğirdir Gölü’nün en dar kısmı olan Kemer Boğazı’nın 1.8 kilometre olan genişliğinin kuraklık nedeniyle 1.2 kilometreye düştüğü ve böyle giderse Eğirdir’in iki göl haline dönüşerek yok oluşa sürkleneceği belirtiliyor. Araştırmada, alınması gereken tedbirler şöyle sıralandı: “Kaynağı Eğirdir Gölü olan yeni sulama projelerinin yapılmaması. İşletmede olan sulama projelerinden gelişme göstermeyenlerin sulama kapsamından çıkarılması. İşletmedeki sulama sistemlerinin rehabilite edilerek, su tüketimi minimum olan sulama sistemlerinin kullanılması. Ekonomik su kullanımı için, programlı ve bilinçli bir işletmenin yapılmasının sağlanması.”
Burdur Gölü
Burdur Gölü’nü besleyen akarsular üzerine yapılan barajlar yüzünden göl kurumaya doğru hızla yol alıyor
Yapılan araştırmada Burdur Gölü’yle ilgili, “1995’ten bu yana havzada yağışlı bir dönem olmasına rağmen, havzaya düşen yağışın çoğu, baraj ve göletlerde tutulduğundan dolayı göl seviyesindeki düşüş devam etmektedir. Gerekli tedbirler alınmazsa, ortalama derinliği altı metre olan Burdur Gölü’nün takribi 20 yıl sonra tamamen kuruyacağı” belirtildi. Gölü korumak için göl etrafında yeni sulama sahalarının açılmamasının ve yağış havzasında kesinlikle yeni depolamaya izin verilmemesinin gerektiği belirtilerek, yeraltı suyu kullanımının azaltılmasının, gölü besleyen akarsuların havzası üzerine yapılmış baraj ve göletlerden kritik olanların devre dışı bırakılmasının, sulamada az su tüketilmesini sağlayan tekniklerin kullanılmasının, doğal ve kültürel çevrenin yeniden canlandırılmasını sağlayabileceği ve gölün kurumasına kısmen de olsa engel olabileceği söylendi.
Van Gölü
Van Gol̈u’̈nde gor̈ul̈en çekilmelerbol̈gede gelişecek buÿ uk̈ birekolojik krizin habercisi.
Van Gölü’nde son dönemlerin çok büyük su kayıpları yaşanıyor. Kuraklık nedeniyle Van Gölü, 200 metre geri çekildi, gölün çekilmesi ile birlikte birçok tarihi yapı ortaya çıktı. Van Gölü havzasını besleyen dere ve akarsuların debileri azalırken, bu akarsular üzerindeki barajların büyük bölümü ise kuruma aşamasına geldi. Kuraklık bu boyutuyla sürerse Van Gölü yok olmaya sürüklenecek. Van Gölü, 3 bin 713 km2 ile dünyanın en büyük sodalı gölü olduğu gibi Türkiye’de bulunan en büyük gölü konumunda. Göl suyun çekilmesi, tarım ve hayvancılık yapan bölge insanını da endişelendiriyor. Van Gölü’nü besleyen en büyük su kaynakları olan Zilan, Deliçay ve Bendimahi gibi derelerde de debilerin azaldığı görülüyor. Dünyada sadece Van Gölü’nde yaşabilen endemik bir tür olan İnci Kefali balığının nesli de tehlike altında.
Diğer göller
Tehdit altında bulunan İznik, Sapanca, Beyşehir, Acıgöl, Salda, Marmara Gölü can çekişiyor. İznik Gölü’nden sanayi tesislerinin aşırı su kullanması, DSİ tarafından gölü besleyen akarsulara barajlar yapılması ile taş ocakları, maden işletmeleri, Cargill vd. işletmeler gölü adeta yok ediyor. Türkiye’nin en büyük tatlı su kaynağı olan Beyşehir Gölü’nün 26 metreye sahip derinliği 6 metreye kadar geriledi. Flamingolar başta olmak üzere 200’e yakın kuş türüne ev sahipliği yapan, kuş cenneti Acıgöl’ün alanı 160 kilometrekareden 42 kilometrekareye kadar düştü. Salda Gölü kıyısının yapılaşmaya açılmasıyla göl için tehdit artarken göldeki çekilmelerin 25-30 metreye yaklaşması ve gölde küçük adacıklar ortaya çıkmış olması tehdidin büyüklüğünü gösteriyor. Manisa’daki Marmara Gölü, tarihinin en düşük su seviyelerini yaşıyor. Suların kıyıdan 500 metre çekildiği gölde derinliğin ise 1 metreye kadar düşmüş olması gölü ölü göl haline getirdi.
EKOLOJİ SERVİSİ