İsmail Pehlivan
Alevilerin Değişimi ve Dönüşümü İSMAİL PEHLİVAN
Alevi toplumu, tarih boyunca kültürel, sosyal siyasal ve ekonomik nedenlerle devletin ve merkezi iktidarların sunduğu hizmetler ve olanaklardan büyük ölçüde mahrum kaldılar. İnançlarını ve kimliklerini koruyabilmek adına kapalı bir cemaat yaşamını tercih etmişlerdir. Yüzyıllardır kendi kabuğuna çekilmek zorunda bırakılan toplumsal yapı hem ekonomik hem de siyasi karar alma mekanizmalarının uzağında tutulmuştur. Aleviler, Anadolu’nun önemli bir nüfusuna sahip olmalarına rağmen, kendilerine öteki olarak yaklaşan ve “Rafızi” (sapkın) olarak gören Sünni inanca mensup siyasal kadrolar tarafından idare edilmişlerdir.
İçe kapanmak zorunda bırakılan Alevi toplumunun birlikteliğini sağlayan en önemli kaynaklarından biri kırsallık olgusunun yüzyıllara yayılan ağırlığıdır. Kırsal yaşam tarzı, geleneksel inanç pratiklerinin korunmasını sağlasa da, beraberinde ekonomik ve siyasal kayıpları getirmiştir. Aleviler kırsallık çemberini kırarak büyük kentlere ve karar alıcı mekanizmalara uyumu bazı sıkıntılara rağmen üstesinden gelmek için mücadeleci bir hat izlemiştir.
***
1950’ler ve 1960’lardan itibaren başlayan kırdan kente göç dalgası, Alevi toplumu için sadece bir yer değiştirme olgusundan ziyade; toplumsal yapının, inanç pratiklerinin ve siyasi duruşunun köklü bir dönüşümünün de başlangıcı oldu. Türkiye’deki büyük kentlere ve Avrupa’daki sanayi merkezlerine yönelen bu göç, beraberinde şu temel değişiklikleri getirdi:
- Tarıma ve ev ekonomisine dayalı kırsal yapının çözülmesi, kent yaşamında ekonomik birikim sağlama olanağını beraberinde getirdi.
- Daha önce görülmemiş bir düzeyde farklı inanç ve kültür topluluklarıyla karşılaşma ve her alanda alışverişte bulunma deneyimi yaşandı.
- Kentlerin sunduğu eğitim olanaklarından azami düzeyde yararlanma çabası, eğitim düzeyinde önemli bir yükselmeye yol açtı; aydın ve profesyonel kesim büyüdü.
- Köy ve yöre dernekleri, Alevi ulularının adları kullanılarak kurulan dernekler gibi sivil toplum örgütlenmeleri ve Türkiye Birlik Partisi, Barış Partisi gibi siyasal oluşumlarla birlikte siyasete yönelik çalışmaların içinde yer aldı.
- Kitap yayınlama, basın yayın organları kurma ve ulusal basında Alevi yazarlarının yazı dizileri gibi kültürel alanda da kendi seslerini duyurma çabaları hız kazandı.
Bu durum, daha önce konuşulması bile olanaksız birçok tabunun gündeme gelmesine ve kamuoyu önünde tartışılabilir duruma geldi. Ancak bu dinamik süreç, bazı yeni sorunları da beraberinde getirdi.
***
Alevilerin kentleşme ve eğitim olanaklarından yararlanma süreci, toplumsal katmanda iktisatçı, mühendis, avukat, doktor, gazeteci gibi mesleklere mensup kişilerin artmasına neden oldu. İnançlarından kaynaklanan kimlikleri ise, doğal olarak siyasal yönelimlerinde etkili olsa da önemli ölçüde siyasi partiler tarafından tırpanlamalarına neden oldu. Ağırlıklı olarak sol ve sosyal demokrat partilere yönelik tercihleri nedeniyle sağcı partilerin ötekileştirici propagandalarına maruz kaldılar. Özellikle 1960’lardan itibaren Türkiye’deki sağ-sol kutuplaşması nedeniyle Alevilerin büyük ölçüde sol hareketlerle özdeşleşmesi, bu durumun en belirgin yansımasıdır.
Alevilerin siyasal alandaki kurumsallaşma çabaları, Türkiye Birlik Partisi ve daha sonraki Barış Partisi deneyimleriyle sınırlı kalmıştır. Ne yazık ki, bu siyasal oluşumlar Alevi toplumu nezdinde büyük bir güven erozyonu yaratmıştır. Bugün Alevi oylarındaki dağınıklığın temelinde bu güvensizlik önemli bir rol oynamıştır.
***
1990’lardan itibaren Alevi toplumunun inancına ve kurumlarına sarılmasıyla birlikte Cemevleri’nin inşası hız kazandı. Cemevleri, Aleviliğin temel ibadetlerinin yapıldığı kutsal mekanlardır. Kentleşen ve modernleşen Alevi çehresinin en belirgin göstergeleri haline gelen Cemevleri’nin inşa edilmesiyle İstanbul başta olmak üzere büyük kentlerde yaygınlaşmıştır. İstanbul’daki Şahkulu Sultan, Erikli (Eryek) Baba, Karaca Ahmet gibi Alevi inanç merkezleri, inanç hizmetlerinin, cenaze işlerinin ve kültürel faaliyetlerin yürütüldüğü öncü kurumlar olmuştur.
Günümüzde Cemevleri’nin en büyük sorunlarından biri, nitelikli insan gücü eksikliğidir. Dinsel ve kültürel hizmetlerde görev alacak Anadolu Alevi Ocak Dedeleri, saz/semah hocaları ve diğer hizmet sahiplerini bulmak ve yetiştirmek konusunda büyük sıkıntılar yaşanmaktadır.
Bu sıkıntılardan biri de Alevilerin içine sızan Sünni misyonerlerin, ilahiyatçı, selefi akademisyenlerin yaptığı tahribatlardır. Bu sinsi sızmalara karşı mücadele ederek topluma geleneksel doğru bilgiyi vermek her Alevi akademisyenin, yazarın, aydının görevi olmalıdır.
***
Cemevleri’nin statüsü, Türkiye’de uzun yıllardır süregelen bir çözümsüzlük alanıdır. Fiilen ibadethane olarak işlev görmelerine rağmen, yasalar Cami ve ülkemizdeki azınlık toplulukların ibadethaneleri dışında “Cemevi” adıyla bir ibadethaneyi tanımamakta, bu nedenle bu yapılar Cemevi dernekleri veya vakıflar bünyesinde faaliyetlerini sürdürmektedirler. Devlet adamlarının ve Aleviliğe mesafeli duran siyasi iktidarların temsilcilerinin bu mekanların açılışlarına katılması, devletin bu konudaki çelişkili tavrını açıkça ortaya koymaktadır.
Cemevleri sorunu, aslında Alevilik inancının temel bir inkarına karşı verilen bir mücadeledir. Günümüz Cemevleri, Alevilerin yüzyıllardır gizlilik içinde evlerinin uygun odalarında veya “Cem damı” denilen yerlerde sürdürdüğü ibadetlerinin kent ortamında var olma halidir. Alevileri “rafızi”, “mülhid” ve “mum söndü” gibi iftiralarla küçümseyen, dışlayan zihniyet, bu gelişmelerden büyük rahatsızlık duymaktadır. Bu çevreler, “Tarihte böyle bir ibadethane var mıydı?” gibi sorularla, Cemevlerini yok sayma çabasına giriştiklerini biliyoruz. Cemevi, halkın gönlündeki kutsal yerini almıştır ve statüsü, Diyanet veya devletin Türk İslam Sentezci siyasi temsilcileri tarafından belirlenemez veya tanımlanamaz.
***
Cemevleri, tarihsel olarak inanç hizmetlerinin görüldüğü yerler olmakla birlikte, kentleşmeyle kültürel hizmetlerin de verildiği çok boyutlu merkezlere dönüşmüştür. Bu mekanlarda gerçek amaç inanç hizmetleridir ve diğer faaliyetler bu amaca aykırı değildir. Ne yazık ki, Cemevleri’nin imajını zedelemeye yönelik yoğun faaliyetler gözlemlemekteyiz. Bu imajın zedelenmesine yol açan unsurları, siyasi kadrolar, çeşitli ideolojik örgütler, hemşehrilik gurupları ve yazılı/görsel medyadaki kimi çevreler olarak özetleyebiliriz.
- Özellikle seçim zamanlarında siyasiler tarafından Cemevleri yöneticileriyle kurulan ilişkiler ve bazı yöneticilerin buraları siyasete atlama aracı olarak görmesi, kurumların kuruluş amacı dışında kullanılmasına yol açarak imajı zedelemektedir.
- Anadolu Aleviliği, yüzyıllara dayanan kadim bir inanç yapılanmasıdır ve modern ideolojilerle zorlama bir bağ kurulması, Aleviliğe yapılmış en büyük kötülüktür. Bilim insanları, yazarlar ve aydınlar, Cemevleri’ne ideolojik tercihlerini bir yana bırakarak dürüst ve objektif bir tavırla, sosyolojik bir perspektiften yaklaşmak durumundadırlar. Alevilik, birilerinin istediği gibi kullanacağı bir araç olmaktan çıkarılmalıdır.
- Dernek, vakıf ve Cemevleri’nde belli bir ilin, bölgenin veya çevrenin gruplaşması, diğer üyelerin dışlanmışlık hissiyatına neden olmaktadır. Bu gettocu anlayış Cemevleri’nin itibarının zedelenmesine yol açmaktadır.
- Bugünkü siyasi iktidara yandaşlık yapan medya, Alevilik konularına bilinçli olarak yanlış bilgilerle yaklaşmaktadır. Diğer medya organlarının ilgisiyse tiraj/izleyici kaygısına dayanmaktadır. Olaylı yıllar ve olumsuz durumlar dışında Cemevleri’yle ilgili haberlere nadiren yer verilmesi kabul edilecek bir durum değildir. Türkiye kamuoyunun yol açtığı duyarsızlıktan kaynaklı devletin ve siyasi iktidarların neden olduğu ve öteki olarak dışlanmasının yarattığı tahribat onarılması güç bir hal almaya yüz tuttu. Alevileri Sünnileştirme çabası içinde olan devlet kurumları, kadim bir inanç geleneğine sahip olan ve nüfusu 20 milyondan az olmayan Alevilere karşı üç maymunu (kör-sağır- dilsiz) oynaması büyük bir hak ihlalidir.
***
Cemler Alevilerin en kutsal ibadetleri, Cemevleri de bu ibadetlerin yapıldığı en kutsal mekanlardır. Bu mekanların, batıni Alevi öğretisinin ilke ve kurallarına uygun hizmet vermesini sağlamak hayati bir öneme sahiptir.
Devletin görevi, Alevilerin en temel insan hakkı olan inancını ve kültürünü özgürce yaşaması ve buna ilişkin mekanları kurma hakkını sağlamakta yardımcı olmaktır. Bu, ertelemeyecek bir zorunluluktur. Diyanet ile Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı gibi devlet kurumlarının yanlış yönlendirmeleriyle bu hizmetleri geciktirmek, sorunu çözmez, daha da derinleştirir. Aynı zamanda, Cemevleri’nde görev alacak insanların nitelikli ve bilgili kişilerden oluşması, dernek/vakıf yöneticilerinin de toplumun yararını kendi amaçlarının önünde tutması ihmal edilmeyecek bir görevdir.
Unutmamalıdır ki, Hacı Bektaş-ı Veli’nin dediği gibi, “Dili, dini, ırkı, rengi ne olursa olsun iyiler iyidir.” Bu insanı merkeze alan felsefe çerçevesinde, Alevilerin de herkes gibi en temel insan hakkı olan inanç özgürlüğüne saygı duyulması gerekmektedir. Bunun için toplumsal duyarlılığın empatiye dönüştürülmesi beklenen bir adımdır.
İsmail Pehlivan
AKP Dedelere maaş vererek Alevilere darbe vurmak istiyor! İSMAİL PEHLİVAN
Türkiye’de Alevilik, uzun yıllardır süregelen kimlik mücadelesinin ve devlet-toplum ilişkilerinin en kritik düğüm noktalarından birini oluşturmaktadır. Özellikle AKP-MHP iktidarının son dönemde Alevilere yönelik attığı adımlar, samimiyetten uzak, hem iç kamuoyunu hem de uluslararası otoriteleri oyalamaya yönelik kurnazca düşünülmüş entrikalardır.
Başta Avrupa Birliği (AB) İlerleme Raporları olmak üzere uluslararası raporlarda defalarca dile getirilen, Alevi yurttaşlara inançlarından dolayı yapılan sistematik ayrımcılık gerçeğinin bizatihi devlet eliyle yapılmasını tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir. AB, zorunlu din derslerinden Cemevlerinin statüsüzlüğüne kadar pek çok alanda Türkiye’yi eleştirirken, devlet, en temel eşitlik taleplerini karşılama yönünde somut ve hukuki bir adım atmaktan imtina etmektedir. Hatta adım yerine, çok daha sinsi ve derin bir hamle geliştirdi. Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yapısna baktığımızda açıkça toplumun arasına nifak sokmaktan başka bir işleve sahip olmadığı görülüyor.
Bu Başkanlık, görünüşte Alevi inancına hizmet etme amacı taşısa da, Alevi toplumu ve kanaat önderleri tarafından açıkça bir asimilasyon merkezi ve nifak sokma aracı olarak görmektedir. AKP-MHP İktidarı, bu yapıyı kullanarak Cemevlerini devlet kontrolü altına almayı ve en önemlisi, inanç önderleri olan Dedelere maaş bağlama konusunu gündeme getirerek, Alevi Yolu’nun kadim kurumu olan batıni felsefi Anadolu Alevi Ocak Sistemi’ni içeriden dönüştürmeyi hedeflemektedir. Bu, Alevi kimliğini kültürel bir ögeye indirgeme ve inançsal özerkliğini ortadan kaldırma yönelik bir girişimidir.
AB ve AİHM kararları, Türkiye’deki Alevi sorununun uluslararası alanda tescillendiğinin en somut kanıtlarıdır. AİHM, Cemevlerinin ibadethane olduğunu defalarca hükme bağlamış, zorunlu din derslerinin hak ihlali yarattığını tespit etmiştir.
AKP-MHP iktidarı, bu hukuki ve siyasi baskıyı ortadan kaldırmak yerine, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı aracılığıyla bir tür “siyasi manikür” yapmaktadır. Bu manikür, eldeki kirli görünümü gizlemeye yöneliktir. Eğer niyet gerçekten eşitlik yurttaşlık olsaydı, atılacak ilk adım Diyanet İşleri Başkanlığı‘nın (DİB) bütçesini tüm inançlara eşit dağıtmak veya DİB’i tümden kaldırarak laik bir devlet yapısına geçmek olurdu.
AKP-MHP iktidarının politikası, DİB’in devasa bütçesini korurken, Aleviliği merkeze, yani Kültür ve Turizm alanına çekerek, Cemevine Cami, Sinagog, Kilise ile aynı statüyü vererek değil, müzenin veya kültür merkezinin yanına konumlandırmaktır. Bu, Alevi kimliğinin inançsal bir hak olmaktan çıkarılıp, folklorik bir düzeye indirgenmesidir. Bu durum, AB’ye “bakın, Alevilerle ilgileniyoruz” mesajı vermek için tasarlanmış bir oyalama ve aldatma taktiğidir, gerçek bir çözüm iradesini yansıtmamaktadır.
AB’nin Türkiye raporları, Alevi yurttaşlara yönelik ayrımcılığın uluslararası düzeyde tescil edilen açık bir kayıttır. Raporlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin laiklik ilkesini çarpıtarak yalnızca Sünni-Hanefi inancına hizmet eden DİB’in desteklemesini ve Cemevlerini ibadethane statüsünde görmemesini sürekli eleştirerek siyasi iktidara hatırlatmaktadır.
AKP-MHP iktidarı, bu uluslararası baskıyı ve iç talepleri bertaraf etmek için samimi bir çözüm üretmek yerine, ABKCB’nı kurarak AB’ye “Bakın, bir adım attık” mesajı vermeyi amaçlamıştır. Bu, ayrımcılığı sonlandırmak değil, uluslararası eleştirileri savuşturmak için tasarlanmış bir siyasi manevradır.
***
İktidarın mevcut Cemevi Başkanlığı aracılığıyla Dedelere maaş verme girişimi, Alevi toplumu içindeki en kritik tartışma konularından biridir. Bu sinsi hamle, Alevi kurumlarının özerkliğini yok etmeyi ve toplumu bölmeyi amaçlamaktadır. İktidar bu girişimiyle Alevilerin belini kırmak istiyor.
Kadim Alevi inancında, Dedelik Kurumu yüzyıllardır devletten bağımsız, Talipler’in gönüllü desteği ve inanç önderlerinin kendi öz gayretleriyle ayakta kalmayı başarmıştır. Bu yapı, hem inancın özgürlüğünü hem de Dedeler ile Talipler arasındaki ‘El ele el Hakk’a’ düsturuyla manevi eşitliği sağlamıştır.
***
Hacı Bektaş Veli evlatlarından Veliyettin H. Ulusoy Dede‘nin kaleme aldığı eleştiri, sorunun inançsal boyutunu ve devletin tutumunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Onun görüşleri, devletin bu hamlesinin Alevi inancının özüne aykırı olduğunu gösteren bir manifesto niteliğindedir:
“Alevilik’te ve Aleviler’de Yol hizmetini yürütenler Talipleri gibi işinde, gücünde, tarlasında, bağında, bahçesinde, özel sektörde, devlet dairesinde (son dönemlerde bu daire Aleviler için hayli daraldı) çalışır ve üretirler.
Devlet eli ile Dedelik Kurumu’na müdahale edilmesi halinde ise Alevi toplumu içindeki bu eşitlik olgusunu zedeler ve aynı zamanda Aleviler içerisinde bir “fetva takımının” oluşmasına neden olur.
Alevilik’te ve Aleviler’de hiç kimse veya hiçbir organ “fetva makamı” değildir. Devlet eli ile yapılmak istenen ise Alevileri “terbiye etme” adına bir “fetva” makamı oluşturmaktır Oysa Alevi öğretisinin düsturları net ve açıktır. Örneğin, ‘eline, beline, diline sahip olmak.’ Bunun için herhangi bir “fetva” makamına gerek var mı? Kesinlikle hayır. “
Uzunca bir süredir Alevi toplumu tarafından dile getirilen taleplerin hiçbir yerinde ‘Dedelerimizi maaşa bağlayın’, ‘Dedelerimize kadro tahsis edilsin’, ‘Dedelerimizi yetiştirin’ vb. ifadeler yer almamıştır.
Devlet, Dedelerin Cem ibadeti yaptığı yeri ibadethane olarak tanımıyorsa, Dede’nin yürütmüş olduğu cemi ibadet olarak kabul etmiyorsa, mantıksal olarak Dede’nin kendisini de bizzat inkar ettiği sonucuna varılmaz mı?
Maaş, bağımlılık demektir. Maaşa bağlanan Dedeler, inançsal ve vicdani sorumluluklarını yerine getirirken, aynı zamanda maaşlarını ödeyen siyasi iktidarın iradesine de tabi olmak zorunda kalacaklardır. Bu, Alevi Yol’unda bir “biat” kültürünün oluşmasına zemin hazırlayarak, Alevi toplumunun siyasallaşmış ve bölünmüş bir yapıya dönüşmesine yol açacaktır. Maaş kabul eden ve etmeyen Dedeler arasında açılacak ayrılık, iktidarın Aleviler arasına nifak sokma amacına hizmet edecektir.”
Ulusoy Dede, Hakk Muhammet Ali Yolu’nun çarpıtarak devlet eliyle dönüştürülmeye çalışılmasını da şu sözlerle eleştirmektedir:
Alevi inancının temelini oluşturan Hakk-Muhammed-Ali Yolu, ne Diyanet’in, ne ilahiyat fakültelerinin ne de devletin asimilasyon amaçlı yetiştirdiği kadroların müdahalesine açıktır. Bu Yol, gönüllülük ve hizmet esasına dayalıdır.
Devletin mevcut Anayasası, kanun ve kaidelerinde dahi böyle bir uygulama yer almamaktadır.”
***
AKP-MHP iktidarının entrika ve oyalama üzerine kurulu mevcut politikası, Alevi inancını Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bir halk bilimi ögesi olarak görme çabasından başka bir şey değildir. Bu, Aleviliğin tarihsel, inançsal ve hukuki kimliğine yapılan en büyük saygısızlıktır.
Gerçek çözüm, AİHM kararlarının uygulanması, Cemevlerinin yasal ibadethane statüsü kazanması, zorunlu din derslerinin kaldırılması, Alevi ulularının işgal altındaki topraklarının iade edilmesi ve Diyanet’in tekelci fetva kurumu olma yapısının sonlandırılmasıdır. Alevi kurumlarının ve inanç önderlerinin bu maaş tuzağına karşı sergilediği kararlılık, kadim Alevi ruhunun özerkliğini ve Hakk Muhammed Ali Yolu’nun saflığını koruma mücadelesinin en güçlü göstergesidir.
Asıl sorun Alevilerden kaynaklanmıyor. Devletin Alevi varlığını eşit, özerk ve saygın bir inanç olarak kabul etme iradesini göstermemesinden kaynaklanıyor. Devletin artık bu iradeyi gösterme zamanı gelmiştir. Aksi takdirde, devletin ve AKP-MHP iktidarının attığı her adım, entrika ve asimilasyon çabasından öteye geçmeyecektir.
ilk halktv.com.tr adresinde yayınlanmıştır
İsmail Pehlivan
Enel Hakk=Hallac-ı Mansur İSMAİL PEHLİVAN
“Ta Ezelden benim fikrim,
Enel Hakk idi zikrim.”
Yunus Emre
“İnsan Hakk’ta Hakk insanda
Ne ararsan var insanda
Çok marifet var insanda
Mademki ben bir insanım”
Aşık Daimi
Türkiye’de yaşayan Aleviler’den başka İslam coğrafyalarında yaşayan, inanç ve ibadet gelenekleri (erkan ve ritüel) yönünden Anadolu Alevileri’yle bazı benzerlikleri olan başka inanç grupları da vardır. Bu inanç gruplarının her birinin yaşadıkları bölgelerde kendilerine özgü adları olsa da bu grupların kendi aralarında “Hakk Muhammed Ali Yolu” kavramı, şemsiye olarak kullanılmaktadır. Anadolu Aleviliği’nin bugünkü kurumları ile oluşumu en geç 16. yüzyılda tamamlanan batıni özlü kurumsal Ocak merkezli Alevilik; 1960’lı yıllara kadar temelden değişime uğramadan gelmiştir. Geleneksel Alevilik kavramı ile ifade edilen (modern/kentli hayat öncesi Alevilik) dönem, tarihi ve teolojik anlamda çizgisi belli olan, etnik köken tartışmalarının yaşanmadığı bir bütünlük içermekteydi. Modernleşme ile etnik kimlik ve Anadolu Aleviliği’nin kökenine ilişkin tartışmalar ve farklı görüşler ortaya çıkmaya başladı.
Bu girizgahla birlikte bugün ele alacağımız konu geleneksel Anadolu Aleviliği’nin felsefi batıni (içsel) özlü anlayışında Enel Hakk…
***
Evrenin özü ve Hakk’ın aynasıdır İnsan!
Batıni Kızılbaş-Alevi inancına göre, evrendeki her şey, evrenin özü olan Hakk’ın bir belirtisi, yansımasıdır. Ancak bu yansımaların en mükemmeli, Hakk’ın sırrını taşıyan yegane varlık insan‘dır.
İnsan, yaradılışın amacıdır.
İnsan, okunacak en büyük kitaptır.
❝Sen kendini küçük bir cisim sanırsın, lakin en büyük âlem sende gizlidir.❞ Şahı Merdan Ali
Bu anlayış, insanı yalnızca biyolojik bir varlık olarak değil, tanrısal bir cevheri özünde taşıyan kutsal bir küçük dünya olarak konumlandırır. Ondandır, on sekiz bin alem insanda zuhur etmiştir. Alevilik’te Hakk korkusu yerine, O’na duyulan büyük bir aşk ve sevgi vardır. Bu sevgi, insanın kendi özündeki gönül güzelliğini fark etmesiyle başlar.
Anadolu Kızılbaş-Alevi inancında Enel Hakk ve İnsan-ı Kamil mertebesi kişinin ‘hakikatin sırra’na eriştiğini ifade eden en yüce makamdır. “Enel Hakk” felsefesi, insana sadece Hakk’ın tecelligahı olduğunu söylemekle kalmaz, aynı zamanda içindeki içsel özü fark ederek “Hakk ile Hakk Olma” sorumluluğunu da yükler. Bu, kibir ve benlik iddiasından öte, kişinin nefsinin (egosunun) perdesini yırtarak, kendi benliğinde Hakk’ın varlığını idrak etmesidir.
Bu idrak, bir anda ulaşılan bir hal değil, Dört Kapı Kırk Makam olarak adlandırılan metodolojinin uzun ve zorlu bir olgunlaşma (tekâmül) yolculuğunun sonucudur. Dört Kapı Kırk Makam, batıni yolun teoriden pratiğe döküldüğü ve insanın olgunlaşma sürecini (tekâmül) anlatan temel yol haritasıdır.
İnsan-ı Kamil, artık dışarıda aradığı Hakk’ı özünde bulmuş, yani Enel Hakk bilincine ermiştir. Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin dediği gibi:
“Hararet nardadır, sacda değildir.
Keramet baştadır, taçta değildir.
Her ne ararsan kendinde ara.
Kudüs’te Mekke’de Hac’da değildir.”
***
Batıni Kızılbaş-Alevi inancında insan, Hakk ile Hakk olduktan sonra sadece kendi kurtuluşunu düşünmez. Kamil İnsan, Hakk’tan halka dönerek kazandığı irfanı ve sevgiyi topluma yaymakla yükümlüdür. Bu, yediği, içtiği, yaptığı her eylemi ibadet saymak; hoşgörüyü, sevgiyi ve tüm canlılara değer vermeyi yaşamının temel ilkesi yapmaktır. Bu yol, kadın-erkek ayrımı yapmamayı ve insana yapılan haksızlığı Hakk’a yapılmış saymayı gerektirir.
“Enel Hakk” felsefesi, Anadolu Aleviliği’nde insanı evrenin ve kutsal aşkın merkezine koyan, yüksek ahlaki ve felsefi derinliğe sahip, tamamen hümanist bir bakış açısının (İncinsen de incitme) temel taşıdır. Akıl ve gönül yoldaşlığının ışığında yolculuğu sürdürür.
***
Batıni Kızılbaş-Alevilik, temelde Vahdet-i Vücud (Varlığın Birliği) ilkesi üzerine kurulmuştur. Bu, varlıkta ikilik görmeyen, Hakk’ın evrendeki her zerrede zuhur ettiğine inanan bir felsefedir.
Evrendeki her şey –canlı, cansız, bitki, hayvan ve insan– tek bir varlığın, yani Hakk’ın (Mutlak Varlık) farklı görünüşleri, belirmeleridir. Evrende Hakk’ın sonsuz sıfatlarının yansımasıdır.
Anadolu Kızılbaş-Aleviliği’nde Hakk insandadır (İnsan Kıble’dir, Gönül Kabe’dir). Bu anlayışın zirvesi, Hakk’ın İnsan-ı Kamil’de belirmesidir. Alevilikte fiziki yapılar değil, insanın özü (gönlü) asıl ibadet mekanıdır. Cemal cemale ibadet etmenin, yani cemal cemale bakarak Hakk’ı görmeye çalışmanın nedeni budur.
Eline, Beline, Diline sahip olmak, Anadolu Kızılbaş-Alevi öğretisinin en temel etik değerleri; kişinin nefsini terbiye etmesi ve toplumsal uyumu sağlaması için temel ilkelerdir. Bu üç ilke, bireyin hem kendisine hem de topluma karşı sorumluluğunu özetleyen, yaşamın vazgeçilmez etik değerleridir.
***
Batıni Kızılbaş-Aleviliğin ibadet merkezi Cem meydanıdır. Cem meydanı toplumsal ibadet, sorgu ve görgü; Rızalık alma mekanıdır. Cem’e dört can, bir beden olmuş (musahiplik) ilkesiyle, kadın-erkek bir arada, can olarak katılır. Cemevi kutsal bir bina değil, içindeki canlarla kutsallaşan bir mekandır.
Alevi öğretisinin ideal toplum modeli “üç Rızalık” esasına dayanır. Bireyin rızalığı, toplumun yani hazır cemaat ve erkanın rızalığı, Yol’un rızalığı temel ilkeleri ile yolun başlangıcını oluşturur. Anadolu Alevi inancındaki Cem ibadetine başlanmadan önce yerine getirilmesi gereken önemli ahlaki ve hukuki kurallar vardır. Hiçbir ritüel, rızalık (helalleşme) alınmadan, özellikle de varsa kul hakkı, çözülüp giderilmeden Cem ibadetine başlanamaz.
***
Cem ibadetinde semah, aşkın, vecdin ve evrenin dönüşünün sembolik ifadesidir. Evrenin hareketini, güneşin etrafında dönen gezegenleri temsil eder. İnsan-ı Kamil’in Hakk’a ulaşma ve Hakk’tan halka dönme yolculuğunu semah ritüeli ile ifade eder.
Aşık Hüdai’nin dizelerinde belirttiği gibi:
“Bütün evren semah döner
Aşkından güneşler yanar
Aslına ermektir hüner
Beş vakitle avunmayız”
Bu derinlikli ve batıni yaklaşım, Alevi öğretisini şekilcilikten uzak, insanı merkeze koyan ve toplumsal ahlaka büyük önem veren bir irfan yolu haline getirmiştir.
Günümüzde yaşanan bazı tartışmalar, batıni Kızılbaş-Alevi öğretisinin özündeki Vahdet-i Vücud ve İnsan-ı Kâmil felsefesini yaşatma çabasıyla, hem gelenekten kopmama hem de çağın gereklerine uyum sağlama mücadelesini yansıtmaktadır.
İsmail Pehlivan
Alevi örgütlerine açık çağrı! İSMAİL PEHLİVAN
“Gelin canlar bir olalım
……
Özü öze bağlayalım
Sular gibi çağlayalım
Bir yürüyüş eyleyelim
Tevekkeltü taalallah” Pir Sultan Abdal
Alevi toplumunun teslimiyet ile özerklik arasında kritik bir dönemeçte sıkıştırıldığı geçeğiyle yüz yüzeyiz.
Alevi örgütlülüğünün kendi geleceğini belirleyememesi durumunda, başkalarının (devletin ve siyasi iktidarın) planladığı bir geleceği yaşamak zorunda kalması kaçınılmazdır.
Bugün Alevi toplumu, tarihinin en kritik yol ayrımına gelmiş bulunuyor. Yıllardır “birlik” söylemiyle örtülen gerçeklerin artık gizlenemediği görülmelidir.
Son günlerde kamuoyuna sunulan iki belge (“Alevilerin Alevi Raporu” ve “Alevilerin Örgütlenme Manzarası Çalıştayı Sonuç Bildirisi”) bize sadece bir görüş ayrılığını değil, çok daha büyük bir gerçeği gösteriyor:
Alevi örgütlülüğü kendi içinden değil, tepeden tırnağa bölünüyor: Bölünmenin mimarı, siyasi iktidarla kurulan teslimiyet köprüsüdür!
Bir yanda devletle ve AKP-MHP iktidarı ile uyum içinde “makul temsil” olmayı hedefleyen bir çizgi; diğer yanda ise bu süreci, Alevi iradesini boğmayı hedefleyen, sinsice örülmüş bir “yumuşak kuşatma” olarak deşifre eden karşı tepki. Bu bir fikir farkı değil; Aleviliğin ruhu üzerindeki siyasi vesayet mücadelesidir!
Bazılarına göre devletin kurduğu Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı bir kazanımdır: “Devlet ilk kez Aleviliği resmen tanıdı.”
Gerçeğin soğuk yüzü ise şudur: Devlet, Aleviliği tanımadı; onu kendi rejiminin kafesine koydu! Buradaki tehdit sadece denetim altına alınmak değil, Hakk Muhammed Ali inancının siyasi iktidar tarafından yeniden tanımlanması ve köklerinden koparılmasıdır!
Alevi örgütlülüğü kritik bir eşiktedir. Alevi toplumu adına rapor düzenleyenler, Alevi toplumunu güçlendirmek yerine, temsil hakkını dar bir çevreye devreden yeni bir bölünmeyi büyütmektedir.
Kamuoyuna sunulan iki rapor bu bölünmenin somut göstergeleridir.
***
Çağrım, susanlara değil, sorumluluk alanlara yöneliktir.
Alevi örgütleri artık şunu açıkça bilmek zorundadır:
Hiçbir kurum, tüm Aleviler adına konuşma yetkisine sahip değildir.
İmza kalabalığı irade çalmak demektir! Tabanın sesi olmayan hiçbir masa başı metin, ‘ortak irade’yi temsil edemez.
Alevi iradesi, masa başında değil halk içinde belirlenir.
***
Devletle kurulan her ilişki, Aleviliğin özerkliğini tehdit eder; denetlenmezse teslimiyete dönüşür.
Cemevlerinin statüsü, bütçe desteği, temsil mekanizması… Bunlar kazanım değil, denetim aracına dönüşebilir.
Alevi toplumu lütuf değil, hak istiyor! Devletin cebinden çıkan bütçeyi değil, anayasal eşitliğin her alanda uygulanmasını istiyor!
***
Sessizlik, tarafsızlık değil; tarihsel suça ortaklıktır.
Bugün bu iki raporu imzalamayan örgütler “biz karışmayalım” diyorsa, yarın alınan tüm kararlar onlar adına yazılacaktır.
İtiraz etmeyen her yapı, teslim olan yapı olarak kayda geçecektir.
***
Alevi toplumu adına yürütülen görüşmeler şeffaf olmak zorundadır.
Kiminle görüşüldü?
Hangi talepler masada?
Hangi örgütler devre dışı bırakıldı?
Bu soruların cevabı verilmeden hiçbir temsil süreci meşru değildir.
Müzakere kapalı kapılar ardında değil, kamu önünde yapılmalıdır.
***
“Birlik” söylemi, laf olsun diye kullanılamaz.
Birlik, itirazın susturulması değil; farklılığın kurumsal güce dönüştürülmesidir.
Birlik adına susmak, birliği değil itaati büyütür.
Aleviler hem birlik hem de irade ortaklığı istiyor.
***
Alevi örgütleri tarafını netleştirmek zorundadır:
Devletle uyumlu, kontrollü, şekillendirilmiş ve yeniden tanımlanmış Alevilik mi?
Kendi kaderini kendi belirleyen özerk Alevilik mi?
Bu soruları herkes kendisine sormalı ve cevabını netleştirmelidir. Bu ertelenemez.
Bu soru sadece siyasi değil, inançsal ve tarihsel bir sorudur.
Bu soru cevaplanmazsa, cevap başkaları tarafından yazılır.
***
Zaman tartışma zamanı değil, karar zamanıdır.
Bugün tek görev var: İradeye sahip çıkmak.
Kimse, Alevi toplumunun geleceğini onun adına pazarlık konusu yapamaz.
Kimse, tabanın sesini “imza temsili” ile ikame edemez.
Kimse, örgütsel sessizliği meşruiyet sayamaz.
***
Bu durum, Alevi örgütlülüğünde ilk kez yaşanmıyor.
Devlet, her dönem Aleviliği tanımadı lakin Aleviler içindeki “temsil duvarını” inşa eden taraf olmayı başardı.
Bugün o duvar yeniden örülüyor; bu kez “kurumsal işbirliği” kılıfıyla.
***
Alevi toplumu, örgütlerinden açık tavır bekliyor.
Ya bu süreçte söz alınacak ya da Aleviliğin geleceği devlet–örgüt elitleri arasında biçimlenecek.
Bugün safını netleştirmeyenler, yarın Alevi tarihinin hükmünde yok sayılacaktır.
Aleviler susmuyor, susmayacak!
Siz de susmayın.
Aleviliğin kaderi, kapalı kapılar ardında yapılan müzakerelerle değil; alanlarda, meydanlarda verilecek onurlu bir mücadele ile yazılır!
Alevi toplumu, ya devletin denetimine ve idari rejimine girmeyi (“teslimiyet”) kabul eden ve bu süreçte temsil yetkisini dar bir zümreye devreden bölünmüş bir yapıyı seçecek ya da tüm örgütsel farklılıklarıyla birlikte birleşerek kendi kaderini belirleyen özerk bir inanç ve siyasi irade mücadelesi verecektir.
-
HABERLER14 yıl ago’40 bin Alevi’ye kan kusturdum!’
-
HABERLER13 yıl agoDiyarbakır Alevi-Türkmen köyleri
-
Zeynel Gül1 yıl agoUtanmayalım da, ne yapalım!
-
Şükrü Yıldız9 yıl ago
Alevilerinin Gizli Payitahtı Elbistan!
-
Mehmet Tanlı12 ay agoSuriyede Aleviler Yok Ediliyor, Alevi Katliamı Var!
-
Şükrü Yıldız2 yıl agoBu fırtına nereden kopuyor? BAHOZ
-
Firaz Baran9 yıl ago
Pazarcık’ın Kürd Köyleri
-
Ali Köylüce6 ay agoDemokratik Toplum Paradigmasının, Mezopotamya Ve Ortadoğudaki Kültürel Arka Planı ALİ KÖYLÜCE
