Hrant Dink Vakfı ‘2020 Uluslararası Nefret Söylemi ve Ayrımcılık Konferansı’nı online gerçekleştirdi. Konferansta nefret ve ayrımcı ifadelerin yarattığı sorunlar ve bununla mücadele yöntemleri tartışıldı.
Konferansı düzenleyen kurumları temsilen Hrant Dink Vakfı Başkanı Rakel Dink yaptığı konuşmada konferansın zamanlaması ve önemine dikkat çekti. Friedrich Naumann Vakfı Türkiye Temsilcisi Ronald Meinardus “Bir çığ gibi dezenformasyon ve sahte haberler görüyoruz. Bunlar internette sel gibi akıyor. Hangisinin gerçek, hangisinin yalan olduğunu kestiremediğimiz bir zamanda yaşıyoruz” dedi. İstanbul İsveç Başkonsolosu Peter Ericson ise “Türkiye’de nefret söyleminin geldiği boyuttan endişe duyuyoruz. Azınlıkların bu söylemin hedefi haline geldiğini görüyoruz” ifadelerini kullandı.
Nefret söylemi pandemide üç katına çıktıKarşılama konuşmalarının ardından konferansın açılış konuşmasını yapan Prof. Dr Yasemin İnceoğlu nefret söyleminin mağduru olan kişilerin taciz ve şiddet eylemleriyle de karşılaşabildiğini, hoşgörüsüzlüğü teşvik ettiğini vurguladı. İnceoğlu konuşmasında “Nefret söylemi esasında şunu söylüyor bize: Hedefimizdeki insanların bu toplumda yeri yok. Bu söylem yeniden üretildikçe daha da şiddetleniyor. Bunda medyanın da rolü var. Medyada yer alan herhangi bir söylem insanların sosyal hayatını etkileyip kutuplaştırmaya sebep olabiliyor. Bu yüzden bu söylemin yayıldığı tarihi ve sosyal bağlama da odaklanmak gerekiyor.” ifadelerine yer verdi. Bütün dünyada artan milliyetçi, kutuplaştırıcı ve göçmen karşıtı hareketlerin de ayrımcılığı körüklediğini belirten İnceoğlu bunun en anlaşılır örneklerinin pandemi sonucu verildiğini ifade etti. İnceoğlu, “Pandemi, bir korku ve belirsizlik ortamı oluşturdu. Bu ortamda yayılan çok çeşitli nefret söylemleri gördük. Müslümanlara karşı bir takım saldırılar oldu, Asyalılara dönük nefret söylemleri oldu. Nefret söylemi normalde olanın üç katına çıktı. Bu konferansın amacı nefret söylemi ve ayrımcı söylemlerinin nasıl durdurulabileceğini incelemektir” dedi.
Sağcı kesimin önyargıları nefrete yol açıyorKonferans çerçevesinde ilk olarak “Medyada Ayrımcılık ve Nefret Söylemi” başlıklı panel gerçekleşti. Moderatörlüğünü Aidan White’ın yaptığı panelde söz alan Elzem Seren Dinç Kırlı, “Yeni Medyada Nefret Söylemi: Taraftarların 6222 sayılı kanun içerikli nefret söylemlerin Twitter üzerinden incelenmesi” başlıklı tebliğini verdi. Taraftarlık bağlamında gelişen nefret söylemlerini yorumlayan Kırlı’nın ardından “Devlet Etkisi Altındaki Medyada Genel Seçimler ve Güvenlikleştirme Yasaları” başlıklı tebliğini sunan Alexander Royall Lübnan ve Cezayir’de yaptıkları saha araştırmaları ve medya taramalarından sonra elde ettikleri verileri nefret söylemi bağlamında yorumladı. Royall bu çerçevede sağcı otoriterlikte ayrımcılık potansiyelinin görüldüğünü belirtti. Ancak potansiyelin türlü şekillerde örtülebildiğini ifade eden Royall, bu nefret potansiyelinin belli başlı zamanlarda aktive edildiğini vurguladı. Öte yandan özellikle sağcı ve otoriter rejimlere eğilimi olan kişilerin önyargılara da meyilli olduğuna dikkat çeken Royall “Bu önyargılar sonucu hedef göstermeler söz konusu oluyor. Sağcı ve aşırı sağcı rejimlere yatkın olan kişiler toplumun geniş katmanlarından destek alabiliyor” dedi.
Yaralayıcı söylem bir şiddet türüdürPanellerin ikincisinde ise “Ayrımcılığın Siyaseti: Algılar ve Söylemler” başlığıyla tebliğler sunuldu. İlk olarak söz alan Türkay Salim Nefes, 1983-2016 yılları arasında “Türkiye Siyasetinde Yahudiler Hakkındaki Olumsuz Algılar: Meclis Tartışmalarına İlişkin Bir Analiz” başlığıyla tebliğ gerçekleştirdi. Ayşe Kadıoğlu moderatörlüğünde gerçekleşen panelde ikinci olarak söz alan konuşmacı olan Elif İrem Az, “Soma Kömür Madeni İşçilerine Karşı Yaralayıcı Söylemlerin Edimsel Gücü” başlıklı tebliğinde “Bu felaket yalnızca 301 madencinin hayatına mal olmadı. Geride kalanların his ve iletişimlerini de etkiledi. Ölen kocasının ailesiyle yaşamayan kadınlar kötü yolun yolcusu, hayırsız kadınlar olarak görülüyor. Madencilerin cahil ve enayi olduğu için kendilerini bu hale getiren hükümet ve partilere hala oy verdiği söyleniyor. Tüm bu yaralayıcı söylemler hedef aldıkları kitlelere çok hızlı etki ediyor. Yaralayıcı söylem başlı başına bir şiddet türüdür” dedi.
Irkçı Temel Britanya Değerleri!Ferhat Kentel moderatörlüğünde gerçekleşen üçüncü panelde ise “Irkçılık ve Nefret Söylemi: Irkçı Nefret Söylemi ve Etkileri Üzerine Tematik” konusu ele alındı. Bu panelde söz alan Ümit Kemal Yıldız, “Temel Britanya Değerleri: Mükemmel Irkçılık” başlıklı sunumda “Temel Britanya değerleri” denen değerlerin aslında Müslüman ve mülteci karşıtı, ırkçı değerler olduğunu ifade etti. İngiltere’de yaygın olarak benimsenen bu değerlerin ırkçılık ürettiğini vurgulayan Yıldız, “Bu değerlerin nereden çıktığına bakmak gerek. Bu değerler gökten inmedi. 11 Eylül saldırılarından sonra ortaya çıktı. Özellikle 7 Temmuz Londra saldırından sonra da İngiltere’de iyice belirginleşmeye başladı. Bu terimden ilk olarak terörle mücadele kanununda bahsedildiği görülüyor. Daha sonra literatüre giriyor ve terörizm karşıtı değerler olarak yansıtılıyor. Dolayısıyla bu değerlere muhalefet eden herkes aşırılıkçı ve terörist olarak nitelendirildi. 2011 yılında da bu değerler müfredata girdi ve öğretmenlerin öğrencilere bu değerleri öğretmesi istendi. Böylece toplum arasında yayılması sağlandı. 2015 yılında da Temel Britanya Değerleri dediğimiz şey kanunlaştırıldı. Bu ne anlama geliyor? Öğretmenlerin bu değerlere karşı çıkanları belli devlet kuruluşlarına sevk etmesi anlamına geliyor. Yani öğretmenlerden kolluk güçlerinin bir parçası haline gelmeleri isteniyor. Bu da ırkçı söylemleri beraberinde getirip Müslüman karşıtlığını doğuruyor” dedi.
Beyaz Müslüman tanımı yaratıldı“Türkiye’de Beyazlığın Değişen Anlamları ve Fakat Değişmeyen Üstünlüğü” başlıklı tebliğini sunan Ezgi Güner, Türkiye’de beyazlığa yatırım yapıldığını ifade etti. “Erken cumhuriyet rejiminde beyazlık medeniyetle özdeşleşmiştir. Kafatası ölçümleri yapıldı. Devlet fiziki antropolojik araştırmaya da yatırımlar yaptı. Bunların amacı da Türklerin Alpin ırklarına dahil edilmesidir. Türkiye’yi batı medeniyetine yaklaştırmak için bilimsel ırkçılığa başvuruldu. Beyazlık bugün de medeniyetle özdeşleştiriliyor” dedi. Güner günümüzde ise beyazlığın Osmanlı geleneğine eklemlenmeye çalışıldığını ifade ederek . “90’lı yıllarda siyasal islamın yükselişe geçmesiyle beraber beyazlığın ifade biçimi değişti. Beyazlık batı medeniyetinden ayrıldı ve islam medeniyetinin bir parçası haline getirildi” diyen Güner, bugün Türkiye’de belli bir kesimin beyaz müslüman tanımını yarattığını ifade etti.
Neredeyse her mecrada Suriyeli nefreti varDidem Danış moderatörlüğünde gerçekleşen “Türkiye’deki Suriyeli Mülteciler: Ayrımcılığın Katmanları” başlıklı dördüncü panelde “Türkiye’deki Suriyeli Karşıtı İmza Kampanyalarına İlişkin Bir Analiz: Change.org’dan Örnekler” başlığıyla konuşma yapan Şükrü Şimdi, “Suriyelilere yönelik nefret pratikleri ve Suriyeli fobisi ile Anti-Suriyelilik oluşmakta. Suriyeliler Barometresinin son verilerine göre; toplumsal kabulden tahammüle sapma, kültürel farkı vurgulama ve Suriyelilere yönelik ötekileştirme de artış söz konusu. Medyada ve politik söylemde bir bütün olarak mağdur, misafir söylemi etrafında kurgulanan Suriyeli kimliği, bu kodlar etrafında tanınmalarına yol açmıştır” ifadelerini kullandı. “Türkiye’deki Suriyeli Mülteci Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ayrımcılığın Yarattığı Zorluklar Bağlamında Cinsiyet Temelli Güç Dinamiklerinin Rolünün ve Etkisinin İncelenmesi” başlığında görüş belirten Tannuja Rozario, Marina Kumskova ve Katie Krueger ise Suriyelilerin nefret söylemini sık sık tecrübe ettiğini belirtti. Tebliğlerinde Suriyelilerin kişilerarası ve sosyal medya iletişimde de nefret söylemine maruz kaldıklarını ifade ederek hemen hemen tüm mecralarda nefret söyleminin mevcut olduğunu vurguladılar.
Osmanlı’daki Afrikalı kölelerin üçte ikisi kadındıBeşinci panelde ise “Nefret Söylemi ve Azınlık Hakları” başlığı ele alındı. Ohannes Kılıçdağı’nın moderatörlük yaptığı panelde ilk tebliği “Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye’de Siyah Karşıtı Irkçılığın Kökenleri: Köleleştirilmiş ve Kurtulmuş Afrikalıların Tarihi” başlığıyla Michael Ferguson yaptı. Ferguson, Osmanlı’ya getirilen yaklaşık 1 milyon Afrikalı kölenin üçte ikisine yakınının kadın olduğunu hatırlattı. “Afrikalı kadınlar aslında hiyerarşinin en altında yer alıyorlardı ve Afrikalı kölelerin içerisinde de en alt kademedeydiler” diyen Ferguson “Çağın gerekleri özgürleşen Afrikalı mahalleleri oluşmaya başladı. İstanbul, İzmir gibi şehirlerde böyle mahalleler ortaya çıktı. Sosyal anlamda en alt kademedeki bu insanlar özgürleşmeye başladıkları noktada kendi kültürlerini yeniden ürettiler. Bu açıdan İzmir bunu en çok gözlemleyebileceğimiz merkez oldu. Bu kişiler ten renkleri, dilleri ve yaşam şekilleriyle hala ayrımcılığa uğruyor” dedi.
Nefret suçlarına karşı etkin bir koruma yokFerguson’dan sonra “Kırmızı Çizgiyi Çekmek: İfade Özgürlüğü Tehlikeli ve/veya Nefret Söylemini Kontrol Etmek için Nasıl ve Ne Zaman Sınırlandırılmalıdır: Azınlık Hakları Aktivizmi Temelli Bir Yaklaşım Perspektifi” başlıklı tebliğini yapan Claire Thomas ise “Nefret söylemi toplumun tüm katmanlarını etkileyip eşitsizliğin sürmesine sebep oluyor. Tamamıyla mutlak bir ifade özgürlüğünüz yok. Sizin bu özgürlüğü diğerlerinin haklarını ihlal etmeden kullanmanız gerekiyor. Dolayısıyla ifade özgürlüğüne konan sınırlar konusunda endişeler söz konusu” ifadelerini kullandı. Panelin son konuşmacısı Murat Ruben ise “Türkiye’de Dini Azınlıklara Yönelik Nefret ve Ayrımcılık Suçları: Ulusal Düzenlemeler, Uluslararası Sözleşmeler ve Bunların Uygulanmasına İlişkin Sorunlar” başlıklı tebliğinde Türk ceza mevzuatında ayrımcılık ve nefret suçlarına karşı etkin bir korumanın olmadığını belirterek buna dönük düzenlemeler yapılması gerektiğini vurguladı.
Yaşlılar, azınlıklar, Asyalılar hedef olduGünün son panelinde ise “Pandemi: Covid-19 Sırasında Sosyal Medyada Nefret Söylemi” başlığı tartışıldı. Mutlu Binark moderatörlüğündeki bu panelde söz alan Gökçe Özsu, “Türkiye’de Covid-19 Salgını Sırasında Sosyal Medyada Nefret Söylemi” başlıklı tebliği sundu. Özsu “Toplumun farklı kesimlerinin pandemiye sebep olduğunu düşünen ve bunlara dair nefret söylemi geliştiren kesimler oldu. LGBT+’lar, yaşlılar, azınlıklar ve Asyalılara dönük nefret ve düşmanlık söylemi geliştirildi” dedi. Özsu’dan sonra da Oğuz Kuş ve Yıldıray Kesgin “Covid-19 Bağlamında Dijital Nefret Söylemi: Bir Pandeminin Gölgesinde Kullanıcılar Tarafından Üretilen İçeriklerde Durum” başlıklı tebliğlerini sundular. Konferans kapsamında Cuma ve Cumartesi günü paneller organize edildi.
MIHEME PORGEBOL