blank

Yüzyılın Aynasında: Mustafa Kemal ve Colani HÜSEYİN STERK

Dersim’den Şam’a uzanan aynı zihniyetin izleri

Tarih bazen coğrafya değiştirir, ama senaryosu hep benzer kalır. Bugün Suriye’de yaşananlara yakından baktığımızda, 1920’lerin Türkiye’sini, o dönemin “kurtuluş” hikâyesini de daha iyi anlayabiliriz. Çünkü iki süreçte de sahnede farklı isimler olsa da perde arkasında aynı güçler, aynı niyetler vardı.

Suriye’de, daha düne kadar ABD ve Avrupa’nın “terörist” listesinde yer alan Colani, birden “ülkesini kurtaran lider” ilan edildi. Batı, çıkarına uygun gördüğü bu figüre yol açtı; İngilizler ve müttefikleri, Şam’a kadar uzanan bir hattı Colani’ye teslim etti. Halkın sesi değil, emperyal çıkarların planı belirleyici oldu.

Bu tablo bize tanıdık geliyor. Yüzyıl önce Anadolu’da da benzer bir sahne yaşandı. Mustafa Kemal, İngiliz vizesiyle Samsun’a çıktı. O dönemde İngiltere ve diğer Avrupa güçleri, Rusya’daki devrimin Anadolu’ya yayılmasından endişe ediyordu. Batı’nın hedefi, bölgede Sovyet etkisine karşı “kendi denetiminde” bir devletin kurulmasıydı.

Tarihi belgeler, Fransızların Adana’dan çekilirken silahlarını ve askeri malzemelerini Ankara hükümetine bıraktığını yazar. İngilizlerin, Anadolu’da kendi çıkarlarına uygun bir düzenin oluşması için zemin hazırladığı da artık sır değil. Bu koşullarda şekillenen yeni iktidar, kısa sürede halkın gerçek taleplerinden uzaklaştı; farklı inanç ve kimlikleri tehdit olarak gördü.

Tıpkı Colani’nin Suriye’de yaptığı gibi… İngiliz vizesi ile yola çıkan Colani de, “ülkesini kurtaran komutan” söylemiyle sahneye çıktı; ardından Alevilere saldırdı, Dürzilere saldırdı, kadınları ganimet olarak gördü, halkı kimliği üzerinden bölmeye girişti. Yüzyıl önce Dersim’de yaşanan da buydu. Kadınlar askerler arasında paylaştırıldı, çocuklar sürgün edildi, Alevi köyleri yakıldı.

Koçgiri’de, Zilan’da, Dersim’de halkın üzerine yürüyen zihniyetle bugün Suriye’de Alevi mahallelerini kuşatan zihniyet aynıydı: İnancı hedef alan, farklılığı suç sayan, iktidar için insanı hiçe sayan bir anlayış.

Aradan yüz yıl geçti ama yöntem değişmedi. Bir dönem “terörist” denilenler, kısa süre sonra “müttefik” ilan edildi. Bir zamanlar “bağımsızlık” denilen mücadeleler, büyük güçlerin gözetiminde şekillendi. Olan yine halklara, özellikle de inancı nedeniyle ezilen topluluklara oldu.

Bugün Suriye’nin yıkılmış şehirlerine, yakılmış Alevi köylerine bakınca; yüz yıl önceki Türkiye manzarası gözümüzün önüne geliyor. O zaman da dış destekli liderler vardı, bugün de. O zaman da “vatan kurtarılıyor” deniyordu, bugün de aynı sözlerle meşrulaştırılıyor her şey.

Ama değişmeyen bir gerçek var: Alevileri Kürtler her dönemde zulmün hedefi oldu. Kadınları, çocukları, inancı, kültürü, dili… Hepsi aynı zihniyetin nefretine maruz kaldı. Yüzyıl önce Dersim’de yaşananla, bugün Suriye’de Alevi kadınlarının yaşadığı aynı acı, aynı utançtır.

Bu benzerlikler bize sadece geçmişi değil, bugünü de anlatıyor. Tarihin akışı içinde, halkların belleği hiçbir zaman tamamen susturulamadı. Dersim’in çığlığı, Şam’ın enkazından hâlâ duyuluyor. Çünkü acılar birbirine karışıyor; adalet arayışı sınır tanımıyor.

Tarih, yüz yıl önceki gibi yeniden şekilleniyor. Fakat artık daha fazla halk bu oyunu tanıyor. Kimliklerin, inançların, kadınların, ezilenlerin hikâyesi yok sayılsa da, hakikat sessiz kalmıyor.

Bugün geçmişi hatırlamak; kimseye ders vermek için değil, unutulmaması gerekenleri diri tutmak içindir. Çünkü unutan halklar, aynı acıyı yeniden yaşar.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Diğer Yazılar