Zeynel Kete, Suriye’de Aleviler ve Kürtlerin varlık mücadelesi verdiğini ifade ederek, mevcut krizin halkların iradesine dayanmayan ulus-devlet anlayışından kaynaklandığını belirtti. Suriye’de son dönemde derinleşen çatışmalar, özellikle Alevilerin ve Kürtlerin güvenlik ve varlık sorunlarını yeniden gündeme getirdi. Halep’te Kürt mahallelerine yönelik saldırılar, Alevi yerleşimlerinde de kaygıları artırıyor. Uluslararası güçlerin müdahalesiyle şekillenen savaş ortamı, halkların birlikte yaşama umudunu zorlarken, çok kimlikli toplumsal yapılar ağır bir baskı altına alınıyor.
Kete, Suriye’de yaşananların yüz yıllık ulus-devlet anlayışının iflasını gösterdiğini ifade etti. Bu devletlerin halkların demokrasi mücadelesiyle değil, Batılı hegemonik güçlerin çıkarları doğrultusunda şekillendirildiğini vurguladı. 2011 sonrası Suriye’de Alevi iktidarına karşı yürütülen savaşın, Alevi varlığına yönelik açık bir tehdit oluşturduğunu belirtti. Alevilerin, bu süreçte ciddi bir güvensizlik ve yok sayılma riskiyle karşı karşıya olduğunu söyledi.
Rojava’da ortaya çıkan demokratik toplum modelinin Orta Doğu için tarihsel bir anlam taşıdığını vurgulayan Kete, bu modelin hegemonik güçleri rahatsız ettiğini kaydetti. Kürtlerin, Alevilerin ve diğer kimliklerin bu model içinde kendini ifade edebildiğini belirten Kete, bu durumun komünal değerlerin yok edildiği bir dönemde son derece kıymetli olduğunu ifade etti. Baskılara rağmen bu halkların kendi öz güçleriyle var olma iradesinden vazgeçmeyeceğini dile getirdi.
Kete, kaos ve savaş politikalarının bilinçli olarak derinleştirildiğini, bunun hem bölgesel yeniden dizayn projelerine hem de iç siyasette otoriterleşmeye hizmet ettiğini belirtti. IŞİD’in gerçekleştirdiği katliamlar ve Türkiye’nin desteklediği silahlı grupların çatışmalara dâhil olmasının düşündürücü olduğunu vurguladı. Türkiye’de barış ve demokratik toplum perspektifinin tartışıldığı bir dönemde, kaosun derinleştirilmesinin otoriterleşmeyi ve dış tehdit söylemleriyle toplumun denetim altına alınmasını amaçladığını ifade etti.
Kete, kadın özgürlükçü paradigmanın Orta Doğu’da güçlü bir toplumsal karşılığı olduğunu belirterek, bu paradigmanın halklar tarafından içselleştirilmesini engellemeye yönelik uluslararası bir projenin yürütüldüğünü ifade etti. Kadın özgürlükçü paradigmaların, barış ve demokratik toplum anlayışı ile güçlü bir toplumsal meşruiyete sahip olduğunun altını çizdi.