Ali Sizer, Hızır’ın yeniden anlamlandırılması gerektiğine dikkat çekerek, “Hızır, darda kalana yetişendir ama önce insanın kendi vicdanında dirilmelidir” ifadelerini kullandı. Savaşların, kadın cinayetlerinin ve çocuk istismarlarının artışıyla birlikte Hızır’ın anlamının daha da hayati bir önem kazandığını vurgulayan Sizer, Hızır’ın bir isim ya da mitolojik bir figür değil, vicdan ve varlık birliğiyle anlam kazanan bir inanç hali olduğunu belirtti.
Hızır Ayı’nda Alevilerin üç gün oruç tutarak, cem erkanları yürütüp lokmalarını paylaştığına dikkat çeken Sizer, Hızır’ın darda kalanın imdadı olduğunu ifade etti. Hızır’ın, doğanın kendisiyle bir bütün olduğunu belirten Sizer, “Hak insanın vicdanıdır; vicdanı yok edersen Hakkı da öldürmüş olursun” dedi. Bu bağlamda, kadına ve doğaya yapılan şiddetin Hızır’ın varlığını ortadan kaldırdığını vurguladı.
Modern sistemin doğayla olan ilişkisini eleştiren Sizer, doğanın kendini yenilemesinin Hızır’ın tecellisi olduğunu ancak insanların onu tahrip ettiğini dile getirdi. Kadınların kutsallığına vurgu yaparak, doğanın ve kadının üretkenliğinin, Hızır’ın doğasıyla özdeşleştiğini ifade etti. Hızır’ın yaşamla kavranması gerektiğini, bilgelik ve ilimle anlaşılacağını belirtti.
Hızır Ayı’nın sadece takvimsel bir zaman dilimi değil, aynı zamanda bir iç yolculuk çağrısı olduğunu söyleyen Sizer, “Hızır gönülde olmadıkça, lokma pay edilmedikçe, vicdan diri tutulmadıkça bu Yol yürümez” dedi. Oruç tutmanın sadece aç kalmak değil, aynı zamanda kötülüğe ve zulme karşı durmak olduğunu ifade ederek, Hızır’ın yeniden varlığın birliğine ermek, barışa ve hakikate niyaz etmek olduğunu vurguladı.